ÖZGÜRLÜKÇÜLÜK Ütopyada hep bunlari yaşadik; onlarsiz yaşam olamayacağini saniyorduk. GİTTİK, yaşadik, DÖNDÜK. Ama biz unutmadik. Ne göRDÜkleriMİZİ, ne de biZE yaşattirilmak istenilenleri; unutmayacağIZ



Yüklə 1.79 Mb.
səhifə23/31
tarix16.08.2018
ölçüsü1.79 Mb.
1   ...   19   20   21   22   23   24   25   26   ...   31

KISIM İKİ

ERNK raporunun devamı şu tümcelerle doldurulmuştu:

"Özellikle 1991 yılından başlayarak şehir faaliyetlerine tüm ağırlığı ile yüklenen partimizin siyasi kanadı ERNK, bu dönemden itibaren oportünizme hizmet eden zihniyeti dışlayarak büyük bir özveri ile çalışmalarına başlamıştır."

ERNK tarafından kullanılan bu cümle şahsımca oldukça ilginç olarak yorumlanmıştır. Ancak anlatılanların altında yatan büyük mânâlar vardır. Tabii az biraz da yalakalık!..

Yalakalık PKK'nın her kademesinde yaşanan alışılagelmiş davranış biçimlerindendi. Bir mevkiide söz sahibi olabilmek ve-üst düzeyde sorumluluk alabilmek için mutlak suretle göze girmek gerekmekteydi. "Göze girmek kimilerince sadece pratiği iyi olanlara has bir olaydı", şeklinde yorumlanabilir de. Ancak öyle. bir anlayış düzeyi örgütte hakim değildi. Genel görünüm, pratiği iyi olanların lehine değerlendirilse de çark gerçekten de ciddi faaliyetlerin sahibi olanların lehine dönebilmekteydi.

Bu durumda PKK içerisinde en şanslı, hevesçi bayanlardı. Hele güzel bir fiziği ve sıcak bir teni varsa, pratiği önemini yitirmekteydi.

PKK içerisinde bulunan bir komutana göre; iyi savaşçı sadece pratiği iyi olan değildi. Aynı zamanda en az partiye olduğu kadar komutanına da itaatkâr davranmalıydı. Komutana göre en cazip savaşçı, yapılanları kendisine anında ve eksiksiz bir şekilde ileten -ki buna grup içerisindeki muhalif hareketler de dahildir-, yaptıklarına gözyuman, istenileni harfiyen yerine getiren militandı.

Esasen bunlar, bir insanın karısı üzerinde uygulatmayı arzulayıp da başaramayacağı kadar zor bir görevin üstlenilmesi demekti!

Kaleme alınan ERNK raporunun hazırlayıcıları da yapılan tarife denk düşer nitelikte cümleler kurmuşlardı. Zira, kullanılan sözcüklerin tamamen gerçekleri yansıtmadığı Öcalan tarafından da bilinmekteydi. Fakat Apo'nun hemen her talimatında şikâyetçi olduğu oportünist zihniyetin ve atıl kalmışlığın kendilerince de dile getirilmesi liderin hoşuna gideceği intibasını doğurduğundan uygun bulunmuştu büyük ihtimalle. Bu takmış en azından Apo'da;

"Bunlar benim çizgimde ilerliyorlar", izlenimi doğurmuş olacaktı.

Unutulmamalıydı ki, PKK'da Apo gibi birinin gözüne girmek çabuk erişilebilecek bir nimet değildi. Onun gözüne girmek demek PKK'nın her biriminde otorite sahibi olmak mânâsına geliyordu. Bu, güce, paraya, kadına ve insan beynine hükmetmek demekti.

KISIM ÜÇ

ERNK mensupları hazırladıkları rapora devam etmekteydiler. İlerleyen cümlelerde sadede geliniyordu:



"Özellikle görevlerimiz arasında bulunan komite kurma, yardım toplama ve psikolojik harbin gereği olan propaganda tipi faaliyetler içine girme bir yana dursun süreç içerisinde fırsat bulundukça yankı uyandırıcı eylemlere de girişilmiştir."

ERNK'nin kendine özgü çalışma prensipleri dahilinde eylemsellik önemli bir mevzuat taşımaktaydı. Kırsaldan takviye amaçlı gönderilen savaşmasını bilen militanların yanısıra kendisine özgü örgütlenme ağı içerisinde oluşturulan şehir gerillası vardı. Bunlar gerektiğinde kravatlı, gerektiğinde silahlı olarak faaliyet yürüten milis kadrolarıydı. Devletin içine yuvalanmış olanlar da vardı. Kimi devlet memuru, kimi işçi ve bazen de bir hademe olarak kendilerini kamufle ediyorlardı. Hatta bazıları Meclis ve Bakanlık çatısı altından çıkmayan önemli şahsiyet unvanını bulundurmaktaydılar.

ERNK da ARGK gibi eylemselliği geliştirmekte inisiyatif kullanılabildiğinden milis kadrolarını silahlandırmıştı. Okullarda özellikle gençliğin kullanılmaya müsait olması nedeniyle örgütleme çalışmaları içerisine girilmişti. Yer yer gençliğin örgüt amacı doğrultusunda kullanıldığı ve zamanla somut örneklerine rastlanıldığı üzere yürüyüş ve protesto eylemlerinin yapıldığı aşikardı.

Ancak;


ERNK'nin tüm çalışmaları baz alındığında raporda ifade edildiği gibi nitelikli eylemler geliştirilemediği izlenmiştir. Yankı uyandırıcı eylem diye nitelendirilen "Çetinkaya İş Merkezi'nin molotoflu saldırıya uğraması sonucu çok sayıda sivilin Öldürülmesi ise, büyük bir yanılgıydı. Bu tür eylemlerin yapıcı hiçbir yönüne rastlamak mümkün olamazdı; temelinde de yıkıcılık olduğu reddedilemez bir gerçekti.

Kurulan komitelerin sağlıklı olduğunu iddia etmekse, gereğinden fazla iyi niyetli olmak mânâsına geliyordu. Özellikle büyük şehirlerde kurulan komitelerin koordinasyon ve gizlilik kurallarına riayet etmedikleri, süreç içerisinde gelişen operasyonların akabinde daha net görülmüştü. Yakalanan sıradan bir komite sorumlusunun sorgusu emniyet güçlerince yapıldıktan sonra, komite yetkililerinden tutun, en üst sorumluya kadar herkesin adı çorap söküğü gibi kolayca deşifre edilmekteydi. Böylelikle gizliliğin ve örgüt kurallarının illegal niteliğini gözardı edenler, şahinken deliklere sığınma telaşına düşen farelerin durumuna bürünmüşlerdi.

Raporda belirtildiği gibi, komite kurma ve eylemsellik alanında ERNK mensuplarının gayretli çalışmaları var olsa da olayların incelikleri hesaba katılmadığından, PKK adına olumlu sonuçlar ve dönemin nitelikli eylemselliği elde edilememişti. ERNK'nin çalışma l an içerisinde övgüye değer en başarılı çalışması raporda irdelenen psikolojik savaştı. Özellikle gençliğin ve henüz kendini taraf olarak değerlendiremeyenlerin beyinlerine PKK ideolojisi ve savaş stratejisi beklenenin üzerinde elde edilen sonuçlan doğuracak şekilde enjekte ediliyordu. Sorumlu propaganda komitelerinin ve legal zeminde faaliyet yürüten (MKM) Mezopotamya Kültür Merkezi'nin çalışmalarıyla da PKK'ya kanalize edilen yoğun bir kitle bulunmaktaydı. Kürt orijinli vatandaşların genel anlamda zamanla isimlerini taşıması dolayısıyla feodal gururu ön plana çıkmakta doğal olarak PKK'ya sempatilerinin de bu temelde geliştiği görülmekteydi. Kürt orijinli vatandaşların kendilerini Türk gibi hissetmemeleri dolayısıyla, PKK hareketi gündemde olduğu müddetçe başka kökenden olanlarla -özellikle Türk milliyetçi kesimi ile- birleşemediklerinden ve bu ortamlarda önplana çıkamadıklarından kendilerini önplana verebilecekleri ortamı tercih etmeleri ayrıca önem arz eden hassas bir konuydu. ERNK da bu boşluğu yaşamsal kaynak olarak görüp, bu bağlamda propaganda faaliyetlerine ağırlık vermişti. Önemli ölçüde başarılı olduğu da aleniyet kazanmıştı.

KISIM DÖRT

ERNK'nin devamen ifade ettikleri şuydu:

"... Bundan dolayı silahlı milislerimizin yaptıkları dönemin gerekli kıldığı silahlı eylemleri ele almanın da gerekli olduğu kanaatindeyiz."

Dönemsel itibarı ile masaya giden yolun silahlı mücadele olduğunu militanlarına kavratma mücadelesine atılan PKK, doğal olarak yoğun eylemselliğe ihtiyaç duymuştu. Kırsalda eylemlerin suikast, baskın, taciz ve kontrollü çatışmalarla yerleşim birimlerinin işgal edilerek denetim altına alınması istenirken, verilen savaşı tüm Türk Milleti'nin hissedeceği alanlara da yaymak zaruri olduğundan bunu başarmanın en mümkün gözünür yolu olarak şehir eylemleri arzu edilmekteydi. Bu kırsaldaki alevin şehirlere ve metropollere yayılması mânâsına gelmekteydi ki; bunun bir kez oturtulması halinde koordinasyon ağının devletçe de yıkılması veya imha edilmesi olasılığı ortadan kalkmış olacaktı.

PKK'nın bu konudaki ehemmiyet projesi ortadaydı. Savaşçıların da en iyi şekilde bunları idrak edebilmeleri ve sırf savaşçı olma eğiliminden öte Örgüt kural ve yaşamı ile de-özdeşleşmiş kişilik olarak önplana çıkmaları ve "partili" olabilmek uğraşı ve gayesini gütmeleri için 1982 yılında kaleme alınan "Kürdistan'da Zorun Rolü" kitabı ve daha birçok politik analizler militanların istifadesine sunulmuştu.

Ve lakin;

Eylemselliğin dozajı hakkında herhangi bir tanımlamaya gidilmemişti. Yıkıcı veya yapıcı eylem, sansasyonel politik gayeli veya sindirmeye, korkutmaya yönelik eylem, ya da prestij sağlayacağı veya imha amaçlı eylem diye ayırdedici formalitelere açıklık kaz an di r il amamı ş ti. Adı eylem konulmuş ve bunu yapın denilmişti. PKK tarihinde bu önemli bir zaafiyetti. Neticesi de düşündürücü "vahşet" teorilerinin doğmasına, gündemde tutulmasına ve nihayetinde de günümüze değin sürdürülmesine yol açmıştı. Olayları siyasal olgunluğundan başka bir tabana taşırsak acının en büyüğünü halkın en alt tabakasının yaşadığına üzülerek tanık olunulacaktır.

Eylem tarifim militanlarına anlatamayan, sadece hedef gösterilerek "devletin okulu, askeri birliği, ekonomisi, kamu kurum ve kuruluşları ve bunlara hizmet eden kişilerle, korucu köyleri, işbirlikçiler, ispiyoncular ve ikili oynayan ajan takımı hedeftir", deniliyordu. Bunların niçin hedef olduğu, mesela bir okulun neden imha edilmesi gerektiği izah edilmemiş veya izah edilmek istense de tatmin edici kriterlerden uzak kalınmıştı. Bu yüzden "eylem yapın!" talimatını alan kırsaldaki militanlar sebep ve sonuç ilişkisini kurmaktan aciz kalmakla birlikte, namlunun ucunu nereye çevirseler tetiğe basmakta tereddüt etmez olmuşlardı. Süreç içerisinde bu hedefler karakollar olduğu gibi, sivil yerleşim birimleri de olabilmişti.

ERNK'daki şehir eylemciliği de anlayış bakımından kırsaldaki pratikten farklı değildi. Fakat şehirlerdeki eylemcik formülasyonu, adaptasyonu kırsaldaki kadar katılımcı, etkin ve yayılmacı özellik taşımıyordu. Kırsaldan inen militanların şehirlerdeki rahat yaşamın rehavetine kendilerini kap tırmalan bunda önemli rol oynamaktaydı. Kırsaldaki çıkarlar, ancak mevkii kapmak için yürütülen amansız mücadele sonucu elde edilmekteydi. Paranın pek önemi yoktu. Maddi edinimlerin kişilere herhangi bir getirişi olamazdı. Ceplerin boş veya desteler dolusu paralarla dolu olması yaşamı değiştirmeye yetmediği gibi, herhangi bir imtiyaz da oluşturmuyordu. Yani değişen birşey yoktu. Yaşam ve mücadele aynı çetinli-ğiyle devam ediyordu.

Dağlarda yaşamı kolaylaştıran, tek iradeyi üstün tutan idareci konumdu. Statükoculuk vardı. Gerçek mânâda lider olunmasa da idareci vasfıyla o yolda hükmeden, istediğini yapabilen, bulunduğu ortamın imkanları dahilinde en iyisini kendisine alabilen -buna ortamdaki herşey dahildi- bir güce sahip olunmaktaydı. Buna ulaşmak önemli merhalelerden geçmekle mümkündü. Eylemsellik bu hususta belirleyici en önemli pratiksel faaliyetti. Doğal olarak dağlarda idareci olabilmek amacıyla militanlar arasında büyük bir eylem serüveni yaşanıyordu. Bu, rekabeti ve ardından bol sayıda eylemi de beraberinde geliştiriyordu.

Bu, ERNK'da böyle değildi!

ERNK'da tam zıddı pratik ve yöntem anlayışı hakimdi. Dağlardan şehirlere kayıldığında saltanat, maddiyatı dayatmaktaydı. Yaşantı, zevkler, istekler, imkanlar dağlardakinden kopuktu. Dağlarda iken görülemediği için istenilmiyordu çok şey. Fakat şehirlerde durum çok farklıydı. Çok şey görülüyordu, merak ve ihtiyaçlar doğuyordu. Tabii olarak görülüp de arzu edilenlere ulaşmak ve elde etmek hedefleniyordu. Yaşama, ister istemez kapitalci zihniyet hakim oluyordu. Her insanın en doğal hakkı olan bir araba edinmeyi, ayaklarının yerden kesilmesini istemeyi, herkes gibi bîr sevgili edinmeyi, el ele tutuşup gezmeyi, cinsel ihtiyaçların giderilmesini sağlamayı, özlemi duyulan yumuşacık bir yatağa doyasıya uzanarak uyuklayabilmeyi, kaloriferli lüks bir evde huzurlu yaşamayı ve daha neleri arzulamaz... Eğer ki, hazırlıklı olunulmazsa bu noktada yozlaşma baş gösterecekti kuşkusuz. Rehavete kapılarak oportünist yatkınlığın esiri durumuna düşülecekti. Arzular, duygular tekrardan dağlarda gerilla olabilme Özgüvenini zamanla ortadan kaldıracaktı. Niyet her ne olursa olsun bunun anlamı dağlardan kopuştu; gerilla kimliğinin dejenere olmasıydı. Lakin, örgüt yaşantısı içerisinde süreklilik imajı doğrultusunda kişi ya da birimlerin eylem yapması da mümkündü. Ancak eylemler dönemi karşılayacak nitelikte olmaktan ziyade günü kurtarma ve eylem arşivlerini kabartma anlayışının dışına çıkmayacaktı.

ERNK'nın eylem faaliyetlerinin kısaca özeti de buydu! Raporda belirtilen dönemin gerekli kıldığı eylem ifadeleri aslında, gereksiz eylemlerin abartılmış teorileri olmaktan başka mânâ taşımamaktaydı.

Psikolojik harp noktasında elde edilen başarıyı da, yaşama ayak uyduran Kürt orijinli sivil vatandaşların daha bilinçli çalışmalarına bağlamak en doğrusu olacaktır. Onlar da ortamını yaşayamadıkları, isimlerini taşıdıkları militanları ve PKK'yı merak ettiklerinden ve beyinlerinde tasarladıkları kadarıyla tanıdıklarını sandıklarından bunları yapmaktaydılar.



KISIM BEŞ

ERNK raporunda ayrıntılara inilerek bilgilendirme şöyle yapılmaktaydı:

"Özellikle İstanbul, İzmir, Adana ve Diyarbakır bölge komiteleri üzerinde durmak ve bu dört stratejik öneme sahip bölgedeki icraatların değerlendirmesine girmek partimiz açısından önem arz etmektedir."

Bilineceği üzere, PKK, mevcut savaş sahasını belirlerken nasıl ki kırsaldaki faaliyetleri yedi önemli eyalete bölmüşse, diğer tüm çalışmaları da saha komutanlıkları oluşturarak parçalara bölmüştü. ERNK'nin faaliyet alanları da bu temelde belirlenerek görünüşte tek merkeze tabii görülseler de farklı alanlarda bulunanlar, gerçekte birbirlerinden bağımsız hareket etmek gibi önemli inisiyatif kullanabilme yetkinliğine sahip edilmişlerdi.

ERNK'nin faaliyetleri Türkiye'nin en önemli dört merkezinde yoğunlaştırılmış ve bu merkezlerdeki sorumlu komiteler aracılığı ile bölge faaliyetleri tüm Türkiye çapına yaygınlaştırılmıştı. Her ne kadar İzmir şehri ile Ege Bölgesi faaliyetleri de önemli icraatlar olarak değerlendirilse de, örgütün bu bölgelerdeki kayda değer hareketliliği pek gözlenememiş-ti. Genelde faaliyetlerin toplandığı ana merkezler Adana, Mersin, Diyarbakır ve İstanbul olarak belirlenmişti. Aslında ERNK'nin tek merkez olarak Diyarbakır'ı üs seçmesi PKK'nın kitle tabanı dikkate alındığında faaliyetlerin verimliliğinin artmasına yol açmıştı. Fakat böyle bir anlayışın dışında hareket edilerek yayılmacılık önplana alınmış ve bu doğrultuda metropollerin her birine ayrı ayrı sorumlular atanarak, faaliyetlerin dağıtılması sürecine girilmişti. Diyarbakır, faaliyet alanı olarak bu bağlamda kitle tabanına bakıldığı vakit ideal olarak görülecekti. Lakin PKK'nın tercih yolu uzun vadede daha mantıklıydı. Çünkü Diyarbakır, PKK'nın her anlamda taban bulmasına müsait olduğu kadar, devletin de dikkatlerinin üzerinde olduğu stratejik konuma sahipti. Devletin istihbaratı, askeri ve polisiye kuvvetleri burayı merkez olarak seçmiş olup, merkezin her noktasına sinmiş bulunmaktaydı. Bu durum bölge komitelerinin Diyarbakır merkezli olmasına engel teşkil ediyordu. Dolayısıyla asıl üst ERNK yönetimi kozmopolit yapıya sahip olan ve hereket alam müsait olan Türkiye'nin en büyük metropol kenti İstanbul'a konuşlanmıştı. İstanbul Temsilciliği veya asıl üst organ vasfım taşıyan Marmara Bölge Temsilciliği adı ile faaliyetler bu merkezden idame ediliyordu.

İstanbul Gazi Mahallesi, Bağcılar, Çiftlik, İkitelli gibi merkezlerde örgüt militanları barınmış olup, bu merkezlere bağlı ücra meskenlerde silah ve cephanelik üsleri kurulmuştu. Zaman içerisinde buralarda eylemlerin geliştirilmesine çaba gösterilmişti. Kırsal taktiğinin uygulamasına müteakip bu merkezlerin kurtarılmış bölge olarak ilan edildikleri ve belirli saatlerden sonra güvenlik kuvvetlerinin dahi belirtilen yerlerde devriye gezemez olduğu unutulmuş değildir. Diyarbakır'ın konumu ve kitle tabanı da bu merkezlerden farklı değildi. Kırsal gerillasının il merkezine yakın bulunması ve her an takviye imkanının bulunması dolayısıyla ihtiyatlı ama güvenli çalışılarak ilin hemen tamamında hakim olunulmuştu. Kitle arzu edildiği vakit ayaklandırılabiliyordu. Kepenk ve kontak kapatma eylemleri daha gözü kara yapılıyordu. Haliyle Diyarbakır kurtarılmış bir alan olarak nitelendiriliyordu; kitle yığını buna dahildi.

Neden ve nasıl?

Adana'da da kitle tabam olan ERNK'nin harıl harıl çalışması vardı. Gülbahçe başta olmak üzere birçok Kürt yerleşim yoğunluğu olan yerlerde ayrılıkçılık havası inandırıcı boyutları ile estiriliyordu. Mersin'deki durum da farklı değildi.

ERNK'ya bağlı olarak ayrı bölgelerde bağımsız faaliyetler içerisine girenlerin dağınık yönetim kadrosunun iradesi doğrultusunda yönetilmelerinin dışında tek bir iradenin şemsiyesi altında birleşmeleri de dönemin gerekli kılması halinde sözkonusu olabileceği süreç içerisinde aydınlık kazanmıştı. Eylemsellikte tek merkezin koordinasyonu ile yapılan kollektif çalışmaların bilançosu da hayli kabarıktı. Buna merkeziyetçi anlayışın ve kollektivizmin işlevsel başarısı da demek mümkündür.

ERNK'nin belirtilen yerlerde uygulamaya soktuğu çalışmaları şu ifadelerle belirtilmekteydi:

"Zaten bölgelerimizi yönlendiren ve partimizin ideolojik yapılanma'sını sivil kitleye enjekte eden yoldaşlarımızın bu hassas bölgelerdeki aktivitelerini görmek çıplak gözlerle de mümkündür."

ERNK, bu ifadeleri maksatlı kullanmıştı. Gaye; delil göstermekti. Şüphesiz çıplak gözlerle görüldüğü iddia edilen faaliyet sahası, gizliliğin dışındaki hareketlerdi. ERNK'nin alt ve üst birimlerinin koordinasyonundan, plan ve taktik hazırlıklarından uzak bir düşünceyle yazılmıştı bunlar. İşaret edilen, somuta indirgenmiş açıktan eylemlilikti. Parti amaçlan doğrultusunda devleti hedef alan kitlesel yürüyüş, protesto, boykot, açlık grevi, kepenk kapatma, kontak kapatma, oturma sureti ile tepki dışa yansıtma gibi vb. eylemler bunların başlıcalarındandı. ERNK'nin ifade ettiği aktivite de bunlardan ibaretti.

ERNK'nin bu değerlendirmesini yalanlamak kanaatimce mümkün olamayacaktır. Aşikârdır ki, dönem içerisinde bu türden eylemlere çok kez tanık olunulmuştu. Hatta eylemlerin zamanla şiddete sahne olduğunu belirtmek mümkündür. 21 Mart Nevroz Bayramı, 15 Ağustos Silahlı Atılım Yıldönümü, 27 Kasım PKK Kuruluş Yıldönümü, l Mayıs İşçi Bayramı nedenleriyle sürekli kitlesel eylemler tertiplenmiş ve sivil kitle ile devlet güçleri alenen çatıştırılmıştı. Devletin kamu kurum ve kuruluşlarının tahrip edilmesi, yağmalanması da hedefler arasında bulunuyordu. Yakın geçmişte çocuğuyla, çocuğuyla bir eliyle zafer işareti yapan, diğer elinde taş, sopa, kesici alet ve ateşli silah bulunduran sivil kitlenin PKK'nın öncülüğünde askere, polise, kamu kurum ve kuruluşlarına saldırdığı çarpıcı, bir o kadar da düşündürücü olaylar halen hafızalardan silinmiş değildir. Yaralananların isyan dolu feryatları, hırçınların amansızca attığı sloganlar, patlamalar ve kurşun vızıltıları beynimizde halen çınlamaktadır.

ERNK'nın provokatif faaliyetlerinin bir bölümü de siyasal mücadelesine kanalize olmuştu. Kitlenin davaya motivasyonunu sağlamlaştırmak ve PKK davasını halk davası yapmak amacıyla PKK'yı, "Kürt Realitesi" içerisinde tanımlatmak ve PKK'yı muhatap almadan barışa uzanılamayacağına işaret etmek, bu yollarla hedeflenen stratejik sonuç kategorisiydi. Yani halkın öncüsü olma yolunda diğer Kürt örgütleri ile yanşan PKK'nın, devlete karşı dayatıcı olması ve çözümde kilit vazife rolünü oynadığını göstermesi bakımından askeri olduğu kadar, siyasi bir akım ve bu siyasal akım ile cephe açarak mevzii kazanmak, kamuoyu oluşturmak hayati önem arz ediyordu. Bu, gerek Kürt halkının, gerek karşıt tarafın, gerekse de desteğine muhtaç olunan söz sahibi dünya ülkelerinin sentezi açısından da zaruri olarak nitelendiriliyordu. Kullanılan yöntem illegal veya gizli savaş içeren legal aktivitasyon sonucu empoze edilmesi koşuluyla hayata geçirilse de PKK açısından mubah sayılırdı. Zaten PKK'yı zafere taşıyacak çizgi de, takip edilen politik esneklik ve psikolojik savaş sanatındaki diyalektik de buna işaret etmekte ve uygulananları anlamamız açısından şahsımıza önemli derecede yol gösterici olmaktaydı.

PKK'nın Kürt realitesi içerisinde değerlendirilmesini arzulayan Öcalan bir ifadesinde şöyle demekteydi:

"PKK son Kürt isyanıdır... PKK, şeklen Kürt olsa da, Özde bölgesel bir özgürlük hareketidir... Kürt sorununda özgür birey ve topluma dayanan hem oldukça modern, hem de gerçekçi bir toplumsal çözüm gücü olarak tarih sahnesinde yerini bulmuştur."

Başka bir ifadesinde kendi üslubuyla örgütün, 25 bine yakın şehidinin, 10 bini aşkın tutuklusunun, mahkûmunun, milyonları aşan göç kitlesinin bulunduğunu, 3000'i aşkın köyün boşaltıldığını ve bunun sorunun kaynağını gösterdiğini, buna devletin kayıplarının eklenmesi durumunda sorunun çözülmesinin zorunluluğunun ortaya çıktığım beyan etmişti.

Yine başka bir ifadesinde;

"PKK, Kürt Devleti'nin kurulması gücü olmasından ziyade Demokratik Cumhuriyet'in çağrı gücüdür. Tarih bunu belki bugün açık yazmaz ama, er geç yazacaktır," demişti. Ve garip bîr iddia ortaya atarak, PKK ile tarihin hem açığa çıkartıldığım, hem düzeltildiğini, hem de çözüme kavuşturulduğunu belirtmişti.

Devamen;

"Kürtler, 1920'lerde ulusal kurtuluşun bir Kuva-yi Milliye gücü rolünü nasıl oynadılarsa, 2000'li yıllarda temelde Kuva-yi demokrasiye rolünü de PKK ile doğrusuyla yanlışıyla, acısıyla tatlısıyla oynamışlardır" demişti. Ve bunun bölücülük olamayacağını savunarak özgür birlik dışında başka yolun olmadığını vurgulamıştı.

ERNK'nin siyasal açılımını en önemli aktivitasyonu gazete ve dergiler açılımının sağlamıştı. Zamanla radyo ve televizyon faaliyetlerine de el atılarak önemli derecede etkin psikolojik mücadele verilmişti. Özgür Gündem, Yeni Ülke, Özgür Bakış gibi dolaylı kullanılan, Özgür Politika, Serxwe-bun gibi direkt bağlantılı çıkartılan basın-yayın organları istenilenin de üzerinde performans sergilemişlerdi. PKK'yı, ARGK'yi ve ERNK'yi her sayfalarında meşru göstermek maksadıyla gerçek veya gerçek dışı yığınca haberi konu etmişlerdi. 1992 yılında merkezi K. Irak'ta olan bir de radyo istasyonu açılmıştı. Bu radyo istasyonundan yapılan yayın tüm dağlardaki militanların dinleyebilecekleri olanaklara göre ayarlanmıştı. Amaç; zaten öncelikli olarak dağlardaki militanlara seslenmekti. Dağlarda bulunan militanların da en az sivil kitle kadar morale ihtiyaç duyması, böyle bir yola gidilmesini sağlamıştı. Bu radyo, her bölgede yapılan eylemlerin tamamını duyurmakla yükümlü olup, bazen de ölen militanların anısına, yürütülen kirli savaşın haklılığına ve zindanlarda işkencenin açtığı yaralara hitaben derlenmiş türkü veya ağıtlar çalıyor, işleniyordu.

Kuşkusuz, PKK güdümlü en önemli özel harp malzemesi, 1995 yılında bir İngiliz'e kurdurtulan "Med" televizyonuydu. Med televizyonu tüm Türkiye'nin izleyebileceği bir frekans üzerinden yayın yapıyordu. Bir süre sonra devletin bu televizyonun yaptığı yayınlardan rahatsızlık duyması ve diplomatik girişimlerde bulunması sonucu kapatılması sağlanmış ancak, bu kez Med'i "Medya" olarak değiştiren bu televizyon, "Medya" televizyonu olarak tekrar yayın hayatına dönmüştü. "Medya" televizyonu Türkiye'de bulunan her evden bir çanak anten almak suretiyle kolaylıkla seyredilebilecek bir frekanstan yayın yapmaktaydı. Bu da PKK'nın propagandasının her vatandaşın evine çok rahatlıkla girmesi mânâsını taşıyordu ki, devletin işi bu noktada çok daha fazla zora girmiş bulunuyordu. "Medya tv" görsel olarak yaptığı PKK lehinde propagandalar ile muhakkak ki çok daha tatminkâr görülmekte ve kamuoyu oluşturmakta pek zorlanmamaktaydı. Tv programlan sadece devlete karşı sürdürülen düşük yoğunluklu gerilla harbine odaklamıştı. Sık sık gerillanın o ihtişamlı görüntülerinin söylenen duygusal türküler eşliğinde gösterilmesi, düzenlenen panellerde her daim Kürt, Kürdistan ve dünya çapında kazanılan mevziilerin hiçbir dönem olmadığı kadar somut örnekleriyle abartılı, ama can alıcı sözlerle işlenmesi, birtakım programların baştan sona Kürtçe yapılarak zaman zaman Kürt'ün Kürtçe bilmeyenini önplana çıkartarak Kürtçe konuşması için komik telkinlerde bulunulması, ancak farkında olmadan Kürtçe konuşanın tıkandıktan sonra Türkçe konuşması veya Türkçe ile karıştırması bilinçli bir şekilde işlenen temalardı. Dikkat kesilmişse çok özel oturumlar Türkçe yapılmaktaydı. Bunun sebebi, Kürtçe'yi tam anlamıyla telaffuz edemeyen Kürtler'in ve Türk halkının da ilgi odağını bu programlara çekmekti. Genelde bu tür oturumlara kırsaldaki merkez komitesi yetkilisi militanlarda telefon ile konuk olmakta ve PKK'nın dönemsel arzularına ve bizzat savaşan güçlerin duygularına, isteklerine ve içinde bulundukları koşullara tercümanlık yapmaktaydılar.

PKK'nın cephe kanadı ERNK'nin ilgilendiği bir diğer saha ise mevcut siyasal oluşumdu. Bu nedenle yurt içinde illegal, yurt dışında ise tamamen legal şartlar altında büro, dernek, vakıf, kültür merkezi isimleri kullanarak devlete karşı politik mücadeleye de atılmışlardı. Ermenistan'da, Rusya'da, Hollanda'da, İsveç'te, Yunanistan'da, ERNK'nin çabalarıyla askeri teorik eğitim kampları kurulmuş ve faal duruma getirilmişti. Kurulan PİK (Partiya İslamiya Kur dıştan-Kürdistan İslam Partisi), Yezidiler Birliği, Aleviler Birliği, HEP, DEP, HADEP gibi siyasal oluşumlarla tüm Türkiye toplumu içerisinde mevziiler kazanılması istenirken, yurt dışında kurulan SKP (Sürgündeki Kürt Parlamentosu) ile olmayan bir devletin dünya devletlerince tanınması sağlanmaya çalışılmıştı.

Bazen Türkiye içerisinde mazlum görünümü altında sivil kitle Örgütlerinin de desteği alınarak eylemlere girişilmişti. Güvenlik kuvvetleri ile sivil kitlenin alenen çatıştırılması için kamuoyuna yansımayan kışkırtmalar yapılmıştı. Güvenlik güçleri ile girişilen çatışmalarda da başından sonuna değin kamuoyunun tepkisinin alınması istendiğinde kadın ve çocuklar kullanılmıştı. Tabii olarak akşam evinde haber bültenini seyreden bir vatandaş ekranda kadın ve çocukların polis ve jandarma güçlerince dövüldüğünü görmekte ve olayların perde arkası gerçeklerim bilemediği için haklı olarak tepki göstermekte, insani duygulan onu devlete karşı tepki beslemeye sürüklemekteydi. Özellikle polisiye gücün olayları devlet memuru olgunluğu ile değil de, ideolojik bîr saplantının içine düşerek bertaraf etmek gibi bir düşünceyle yola çıkması maksatlı grupların ekmeğine yağ sürmekteydi. Bu haklının haksız olması, haksızın kazandıkları ile kalmayıp ikilem içerisinde bulunanları da yanma çekmesi ile haklının haklı iken yöntem yanlışlığı içerisine girip yenilmesi demekti.




Dostları ilə paylaş:
1   ...   19   20   21   22   23   24   25   26   ...   31


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə