ÖZGÜRLÜKÇÜLÜK Ütopyada hep bunlari yaşadik; onlarsiz yaşam olamayacağini saniyorduk. GİTTİK, yaşadik, DÖNDÜK. Ama biz unutmadik. Ne göRDÜkleriMİZİ, ne de biZE yaşattirilmak istenilenleri; unutmayacağIZ



Yüklə 1.79 Mb.
səhifə8/31
tarix16.08.2018
ölçüsü1.79 Mb.
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   ...   31

Rivayetlere göre, tanklar mevziilerin uhdesine değin sokulmasına rağmen militanlar, ellerindeki kaleşnikof ve biksilerle yerlerini bırakmamakta inatlaşıyorlarmış...

Hal böyle olunca ağır kayıplar verildi. Ve Apo, taktik koordinasyonun eksikliği sonucu alınan ağır yenilginin hazımsızlığı ile, geri çekilme emri vermek zorunda kaldı.



Tarih: Eylül 1992-Çelik Harekatı.

KISIM ÜÇ:

Siyasallaşmayı hedef alan silahlı PKK örgütünün yazılı resmi yayın organı olan Serxwebun Dergisi Almanya'nın Köln şehrinde 01.01.1992 yılında çıkartıldı.

Ancak, PKK her ne kadar siyasallaşma gayreti ile yaşa-sa da, devlet de boş durmuyordu. Bu emelleri boş çıkarmak amacıyla yoğun bir çaba gösteriyordu. Keza DEP'in, PKK'nın paravan siyasal bir mekanizması iken kapatılması devletin bu kararlılığını ortaya koyuyordu.

DEP, kapatıldıktan sonra Remzi Kartal, Zübeyir Aydar, Mahmut Uyanık kaçarak tutuklanmaktan son anda kurtuldular. Bir diğer milletvekili Leyla Zana'nın akıbeti ise onlarınkinden farklı olarak cezaevinde sonuçlandı.

1992 yılının eylemsellik itibarı ile oluşturduğu zafer sarhoşluğu Lübnan Bekaa vadisinde bulunan militanlarına Apo tarafından şunları söyletiyordu:



"... zafere kadardır bu yürüyüş. Taktik geri çekilmeler olabilir. Bir adım geri, üç adım ileri olabilir.

Siyasi görüşme de olsa bu özgürlük yürüyüşü devam edecektir. Ucunda tam bağımsızlık, özgürlük vardır. Ona ulaşmak içindir her şey. Savaşta, barışta, görüşmede başka türlü PKK adına kimse politika yapamaz..."

PKK'nın kurucusu Öcalan böyle diyordu!



Ya eylemseilik?..

PKK'nın eylem anlayışı bayağı düşündürücü pratik çarpıklıklarla doluydu doğrusu. Hedefte sadece asker veya silahlı devlet milisi yoktu. Devletin yanında yer alan herkes, kundaktaki balasına kadar hedef görünüyordu.

1992'de gerçekleştirilen bir köy baskını bunun en bariz, canlı Örneği idi.

01.10.1992 tarihinde Bitlis iline bağlı Cevizdallı köyüne yapılan baskın ile oluşan katliam, PKK tarihinde yapıla gelmiş en büyük kıyım olarak yerini almıştı.



Bir korucunun dışında bütün köylünün silahlarını bırakmasına rağmen örgüt mensupları, çoluk çocuk, genç yaşlı demeden önlerine her geleni katletmişlerdi. Bu grupta güzel tenli, oldukça seksi fiziği bulunan Suriye uyruklu Aysel'in uyguladığı vahşet, dış görünümünü yanıltıcı kılacak derecede ürkütücü idi. Her öldürdüğünün arkasından gülümsemeyi beceren, insanlara işkence yapmakla mutluluğu tadan bir kişiliğe sahipti. Cevizdallı baskınında onlarca insan öldüren has aktörlerden biri de oydu.

1993 yılında da kendisine çeki düzen vereceğine katliamcı ve imhacı zihniyetini hakim usur olarak kabullenmeyi tercih etmişti, nedense PKK...



18.07.1993 günü Van ili Bahçesaray ilçesine bağlı göçerlerin bulunduğu yaylaya baskın düzenleyen PKK'nın tamamı silahsız 24 cana kıyması da oldukça düşündürücü idi. Grup lideri Xwünrej ile aynı grupta bulunan Serdar'ın anlattıkları ürpertici, tiksindirici idi. Aynı katliamda sözde demokrat geçinen Tatvan'lı Hayri'de bulunmuştu.

"Ben engel olmak istedim, ama..." diyordu, Hayri.

PKK'mn 1993 yılı hedefleri arasında özellikle koruculuk sistemi yatıyordu. Apo'ya göre kurtuluş güçlerinin en önemli hedeflerinden biri olan koruculuğun, tümden tasfiye edilmesi gerekiyordu. Bunun başarılması halinde düşmanda yenilgi psikolojisinin hakim olacağına inanılıyordu.

Taburların imha edilmesi, tugayların içinden, dışından kuşatılarak tasfiye edilmesi taktik plan hedefleri olarak görülüyordu.

1993 yılının PKK açısından en Önemli dönemeci, ilk kez ilan edilen tek taraflı ateşkes girişimiydi. Ancak bu ateşkes fazla uzun ömürlü olmadı. PKK, ilan ettiği ateşkese rağmen güvenlik kuvvetlerinin dur durak bilmeyen operasyonları karşısında bunalınca ateşkesin bozulmasına sebebiyet veren misilleme hakkını kullandı.

Öcalan ateşkesin bozulmasını istemişti. Fakat eylemin niteliği hakkında bilgisi bulunmuyordu. Amed Eyaleti eski sorumlusu Semdin Sakık'ın o dönemlerde enirinde bulunan Celal Barak, kendi inisiyatifiyle eylem gerçekleştirmiş ve bu eylemde silahsız 33 er Öldürülmüştü. Böylelikle ilan edilen tek taraflı ateşkes ile kabaran umutlar yerini bir kez daha kararan bulutlara bırakmıştı.

PKK'ya göre 1993 yılı, topluca yürütülecek bir savaşın dönemeci olacaktı. Botan'dan sonra Garzan'ın da boydan boya sözde gerillanın denetimi altına alınması kaçınılmazdı.

Öcalan, tezlerini şu sözcüklerle kırsal gerillasına kanali-ze ediyor ve motivasyon sağlıyordu:

- "... bir şehre girip, günlerce kalıp işgal edebiliriz, içine gireriz, dışını pusularız, denetim altına alırız, girmedik köy bırakmayız..."

PKK, 1993 yılına umutlu başlamıştı. Fakat hedefler

1994 yılma kaydı, bir kez daha.

1994 yılı da örgüt açısından pek iç açıcı olmadı. Eylemsel kazançlar için yakalanan fırsatlar bir süre tepildi.

Aynı yıl, 27 Mart tarihli seçimleri boykot etmek amacıyla kırsaldaki militanlar hareketlenmişlerdi; fakat bundan da bir sonuç çıkarılamamıştı. Sonuç almak bir yana dursun, militanlar önderlerinden aldıkları talimatları yerine getirmek uğruna geniş çaplı çatışmalar yaşamış, lakin bu çatışmalarda da taktik yetersizlik, kendiliğindencilik ve oportünizm örgütün önemli ölçüde güç yitirmesine sebebiyet vermişti.

Mart 1994'te PKK'nın 3. Konferansı gerçekleştirildi.

3. Konferans Suriye'de yapıldı. 3. Konferans esnasında metropollere, turistlik bölgelere sabotaj, bombalama gibi eylemlerin yapılması karar altına alındı. Bu konferans genelde ERNK'yı bağlayıcı kararlarla donatılmıştı.

1994 yılında Avrupa ve Yunanistan üzerinde metropollere silahlı gruplar gönderildi. Sabotaj, bombalama ve orman yakma gibi eylemler gerçekleştirildi.

Öcalan'ın örgütün genel faaliyetlerinden rahatsızlık duyması sonucu 1994 yılında yapılması planlanan 5. Kongre

1995 yılına sarktı.

1994 yılı talimatlarından biri de güvenlik güçlerinin alan tutma hakimiyetinin kırılması idi. Fakat bu da başarılamadı. Bunun nedeni, yaygınlaşmış koruculuk sistemi ile PKK jenosidi idi. Ve halk, artık PKK'yı istemiyordu!



PKK'nın 5. Kongresi 1995 yılının Ocak ayı içerisinde gerçekleştirildi.

5. Kongre, tam bir yargılamaya sahne oldu. Ocalan, gözden çıkardığı kadronun ipini çekmekte zerre kadar tereddüt yaşamadı.

Kuzey Irak'ta gerçekleştirilen 5. Kongreye Apo'nun göndermiş olduğu yazılı açıklamada, 5. Kongrede ordulaşma temelinde iktidarlaşmaya yüklenileceğini, iç ve dış desteklerin güçlendirileceğim beyan etmişti.

Kongrede, değişen dünyada sosyalist sistemin de çöküşe geçtiği iddia ediliyordu; kamuoyunca da çokça tartışıldığına inanılan klasik sosyalizmin değiştirilerek, PKK'ya özgü başkaca bîr teori planlandığı belirtiliyordu. Keza, Apo'nun 1994-1995 süreçlerinde bu konu ile ilintili çokça fikirleri ortaya atılmıştı.

Kongrede;

Avrupa'da açlık grevleri başlatma, bildiriler dağıtma, yürüyüşler, işgal ve protesto eylemleri yapma koşuluyla temel hedefin dünya kamuoyuna karşı Kürt sorunu ile PKK'yı özdeşleştirme formülleri de masaya yatırılmış ve bu doğrultuda destek arayışları içerisine girilmişti.

5. Kongre kararlan arasında, dönemin stratejik saldın aşamasına gebe olduğu, bu sebeple devletin her türlü oluşumuna yönelik eylem yapılması da vardı.



PKK, 20 Aralık 1995 tarihinde ikinci ateşkes ilanını dünya kamuoyuna duyurdu.

İkinci ateşkesin ilan edilmesindeki amaç, henüz ilk siyasal tecrübesi olan HADEP'e taban kazandırmaktı. PKK, bu süreçte HADEP'in sözcülüğünü yapabileceğini de belirtmişti. Ve HADEP, bu doğrultuda propaganda yapıyordu.



Esasen de HADEP, önceki benzeri oluşumların tersine barışı arzulayan siyasal bir parti idi, her ne kadar PKK'nın uzantısı olsa da.

PKK'nın 4. Konferansı 1996 yılının Mayıs ayında, Şam'da bulunan örgütün eğitim sahasında gerçekleştirildi.

4. Konferans, kaybedilen gücün görmezden gelindiği ve hala umutların canlı tutulmaya çalışıldığı gelişmelere ve hararetli tartışmalara sahne olmuştu. Gerçi bozuk bir tabanca ile büyümeyi beceren bir kişilik karşısında, bünyesinde binlerce gerillayı barındıran bir örgütün hayallerinin gerçekleşmesini de ummak doğal sayılırdı.

Bu konferansta, kurtarılmış alanların oluşturulması, il ve ilçe gibi kalabalık yerleşim birimlerine baskınlar düzenlenmesi ve serhildanların tekrar başlatılması kararlaştırılmıştı.

Aslında bu kararlar emekleyen bir balaya 45 numara ayakkabıyı uydurmak kadar gerçeklerden yoksun, trajik, demogojik ve ütopik düşüncelerden ibaretti. Zaten dönemin alınan kararlan olgunlaştıracak, güncelleştirecek ve pratik hayatta işlevsel kılacak şartlardan uzak olduğunun görülmesi de pek uzun ömürlü olmadı. Yenilen darbeler ve sorumluların içine girdikleri sıcaklıklar neticesinde ölmesi üzerine daha önceden de gündemde bulunan ve 1996'da bir kez daha tekrarlanan bu kararlar yine aynı yıl Apo'nun, mecbur kalınmadıkça gündüz çatışmalarından uzak durun, talimatı üzerine yürürlükten rafa kaldırılmıştı.

PKK, sonraki süreçlerde devletin dikkatini dağıtmak, olayları Türkiye çapına yaymak amacıyla Karadeniz'e açılma karan aldı. Bu temelde Türkiyelileşme kavramı da pratiğe sokulmuş oldu. Bu açılım ideolojik bağlamda diğer sol örgütlerin PKK'ya kanalize edilmelerinin temini istemine dayanıyordu.

Mart 1998'de PKK'nın 5. Konferansı düzenlendi.

5. Konferansa Suriye Devleti ev sahipliği yaptı. Haziran 1998 tarihinde Avrupa alanında TKP-ML, TKP-KIVILCIM, MLKP, DHP, TDP örgütleri ile Devrimci Birleşik Güçler Platformu adı altında bir protokol imzalandı. Bu da Apo'nun Türkiyelileşme hedefinin önemli kilometre taşlarından biri olarak değerlendirilebilirdi.

Apo'ya göre, PKK Türkiyelileşiyordu. Bu yeni çaba Türkiye halkının güçleriyle illegal veya legal ittifaklarla genişleyecek, gerilla eylemleri ile destek sağlayacak ve Türkiye cephesinde PKK, siyasî ve askeri boyutuyla ivme kazanacaktı.

Şubat 1999. İran ile Kuzey Irak sınırında bulunan Kandil Dağı'nda PKK'nın 6. Kongresi gerçekleştirildi.

6. Kongre, ERNK'nm hazırladığı Haziran 1998 tarihli genel rapor ışığında gerçekleştirilirken ilk kez Apo'dan direk yazılı emir ve talimat almadan sadece merkezi üyelerin inisiyatifi ile bir kongre sonuçlandırılmıştı. Zira, PKK’lı militanların sözde efsanevi lideri Abdullah Öcalan artık yoktu!

Yıllar boyu Şam'ı barınak olarak kullanan Abdullah Öcalan nihayetinde Türkiye ile Suriye arasında bir kriz konusu olmuştu. Türkiye, Suriye'yi resmen savaş çığırtkanlığıyla tehdit ediyordu. Sınırlara askeri yığınaklar yapan Türkiye'nin ciddiyeti gün geçtikçe ortaya daha net konurken, Suriye yönetimi oldukça paniklemiş vaziyetteydi.

Öcalan, Suriye'de artık bannamayacâğını anlamıştı. Yıllarca gizlendiği Şam'ı terk etmeye karar vermişti.



9 Ekim 1998 günü tarihi kararı veren Öcalan ininden uçmak durumunda kaldı.

Atina'ya geçti..

Atina, Apo'nun can dostu Rumlarla doluydu. Apo'nun ilk tercihini Atina'dan yana kullanması dostlarına duyduğu güvenin sonucuydu. Yolculuğunu hava yoluyla yapıyordu. Fakat güvendiği dağlara kar yağdı. Dostum dediği Rumlar, Apo'ya zor günlerinde sırt çevirmişlerdi.

Apo, havaalanında uzun süre bekletildi, sonra geri dönerek sığınacak başka bir ülke araması için Rumlardan sert uyanlar aldı. Bekletildiği yetmiyormuşcasma havaalanından gururu rencide olmuş bir şekilde ayrılan Öcalan, Moskova, İtalya ve tekrar Yunanistan macerası yaşayarak, nihayet 2 Şubat 1999 günü Kenya'nın başkenti Nairobi'ye geçti. Burada Yunan Büyükelçiliği'ne yerleşti. Ancak Apo, Nairobi'ye kadar aslında uluslararası güçlerin komplosuna uğrayarak sürüklenmişti.

Türkiye, Apo'yu almak için komplocu güçlere ne denli tavizler verdi, bilinmez ancak, CIA, MOSSAD ve MİT arasında varılan mutabakat sonucu;

15 Şubat 1999'da paketlenerek Türk güvenlik kuvvetlerine teslim edildi.

Son durak İmralı Adası îdi.

Ve PKK, Aposundan böylelikle koptu.

KISIM DÖRT:

1973'lerde yeşeren PKK tabanı, 1975'li yıllarda olgunlaştı. 1978'in 27 Kasım'ında kurulduktan sonra dış göç yaşayan PKK, 30 Temmuz 1979 tarihli kuruluş bildirgesine kadar Suriye istihbaratı El Muhaberat ile ilişkilerde bulundu. 1980'li yıllar da Kuzey Irak'a yöneldi. Kuzey Irak'ta en fazla B arzani güçlerinden destek buldu. Kısa süre sonra silahlı propaganda grupları oluşturdu. Ancak, Hayri Durmuş, Kemal Pir, Mazlum Doğan vb. daha nice üst mevkilerde bulunan üyelerini devletin hapishanelerine kaptırdı. Açlık grevleri sardı cezaevlerini bundan sonra... Hayri, Kemal ve Mazlum bu açlık grevlerinde can feda olmuş ve bu dünyadan göçmüşlerdi. Onların ölümü sloganlaşmıştı, arkalarında bıraktıkları PKK'nın yuvalandığı dağlarda:



"Berxwedan jiyane!.."

Sonrasında silahlı mücadele vardı. 15 Ağustos 1984 tarihli baskınlardan sonra PKK, siyasal mânâda da merak edilen, Türkiye düşmanlarının iştahını kabartan bir statüde anılır oldu. Suriye'de, Kuzey Irak'ta ve nihayet İran'da dağların ev sahipliğine soyunup, koğuştandı.

Büyümeyi, güçlenmeyi ve gerçek anlamda ordulaşmayı hedef alan PKK, 1986 yılında Mahsun Korkmaz Akademisi'nde gerçekleştirdiği 3. Kongrede askeri kanun çıkarttı.

Bu kanuna göre;



18-25 yaşları arasında bulunan her Kürdistanlı, Kürdîstan'm bağımsızlığı ve özgürlüğü için savaşmak üzere Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu ARGK'ya katılmakla yükümlüdür, ibaresi konulmuştu.

Ekim 1986'da Kürdistan Kurtuluş Cephesi imzalı bir bildiri yayımlanarak, PKK'nın Kürdistan’daki yargılama usulleri kanun hükmüymüş gibi işlevsel kılındı.

Buna göre;

Türk sömürgeciliğiyle doğrudan birlik, ona işbirlikçilik, uşaklık, ajanlık, milislik, muhbirlik vb. yapmak, açık ihanettir ve ihanetin cezası da ölümdür, demek suretiyle yargı usulleri tespit edilmişti.

Halepçe katliamının mimarlarından Irak hükümeti ile savaş durumuna geçen PKK, yine Irak'ın isteği üzerine saldırılarına son verdi. Irak, PKK'yı Türkiye'ye karşı verdiği savaşta desteklemeye başladı. PKK'ya kamp al ani an açıldı. Militanlara, silah ve mühimmat yardımında bulunuldu. Bağdat'ta PKK temsilciliği kuruldu. Çatışmalarda yaralanan militanların tedavilerinin sağlanması için Süleymaniye'de bulunan bir hastane açılarak, PKK'nın istifadesine sunuldu.

1989 yılında Yunan gizli servisinde Dimitri isimli bir subay Suriye'de Apo'yu ziyaret etti. Botan kırsalında altı ay kalarak incelemelerde bulundu. O sıralar Yunanistan, düşmanı olan Türkiye'nin düşmanı PKK'ya sempati duyuyordu. Ve yürütülen iç savaşta PKK lehine yardımlarda bulunmak istiyordu. Dimitri'yi PKK'mn mücadele sahasına değin göndermesinin altında, PKK ile devlet arasındaki savaşın mahiyetinin öğrenilmesi yatmaktaydı. Ardından Yunanistanlı emekli bir Albay, yanında götürdüğü bir heyetle Bekaa'ya vardı. Apo ile özel görüşmeler yapıldı. ERNK temsilciliklerinin Yunanistan'da açılması kararlaştırıldı.

İlk dönem Yunanistan sorumluluğunu Rojhat kod yaptı.

Sırbistan'dan bol miktarda strella füzesi alındı. Bu ülkede de bürolar açıldı. Alınan füzelerin kullanımını yapacak kadrolar bu ülkenin eğitim sahalarında eğitildiler. TNT, C-4 patlayıcıları, Sarin gazı hep bu ülkelerden satın alındı. Geçiş güzergahları da aynıydı ve aşinaydı. Gemilere yükleniyor, Suriye üzerinden Kuzey Irak'a aktarılıyordu.

Telsiz, dürbün, gece görüşü gibi cihazlar da Romanya ve Japonya'dan temin ediliyordu.

ABD ile İngiltere gibi yeni dünya düzeninin fikir babaları, PKK'mn Marksist bir Örgüt olması nedeni ile bu örgütle direk olarak siyasi görüşmelerde bulunmuyorlardı. Ancak, dolaylı olarak kaynak aktarımında, yiyecek ve silah yardımında bulunuyorlardı. Nitekim Körfez Savaşı esnasında, Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtlere çadır ve yiyecek yardımı yapıyoruz, bahanesiyle PKK'ya mühimmat, çadır ve kumanyalar üstelik ABD helikopterleriyle atılıyordu. Yani, bir yandan PKK'yı direkt muhatap alarak şımartmak ve Türkiye'yi kırmak istemeyen ABD ve İngiltere, diğer taraftan PKK bitap düşmesin diye gizli ve karanlık uzantılarını kullanmakta tereddüt etmiyordu.

Zaten ABD, Türk Milletini asil diye sevmiyordu. Topraklarında da kocaman çıkarları yatıyordu. Öcalân, her şeye rağmen Marksist imajından ödün vermeden İngiltere'ye giderek destek arayışları içerisine girdi. İngiliz lordlarıyla görüştü. Ancak tatminkâr bir sonuç alamadı.

Avrupa'ya yönelen PKK, Asya kıtasında da boş durmadı. Mahir kod denetiminde Rusya ile de ilişkiler ağını geliştirdi. Moskova yakınlarında Yaroslav köyünde örgüt adına bir eğitim kampı kurdu.

1990 yılında Körfez Savaşı'ndan önce Kuzey Irak'ta alt yapısını kurmuş olan PKK, bu savaştan sonra SAM -6, SAM-7 füzelerini satın aldı. Bu füzeler Yunanistan'ın yardımıyla Kuzey Irak'a geçirilmişti.

SAM-7 füzeleri ve diğer lojistik ihtiyaçlar Rusya'dan da sağlanıyordu. Rusya ile bağlantıları da İran istihbarat servisi sağlıyordu. Ki, bu da İran'ın PKK ile üst düzeyde görüştüğünün bir kanıtıydı.

PKK'nın Urumiye'de İran hükümetinin bilgisinde bulunan bir hastanesi vardı. İran topraklarında pek çok kamp ve barınak yeri de vardı. Osman Öcalan da uzun süre İran topraklarında bulunan köylerde yaşamını idame ettirmişti. Keza, Osman Öcalan'ın İran hükümeti ile iyi ilişkiler içerisinde bulunduğu aleniydi.

İran, 1994 yılının ardından gerilemeye başlayan PKK'ya alternatif olarak Hizbullah'ı seçti. İran, bir anlamda İKDP'nin yanı sıra PKK'nın da yıpranmasını ister mahiyette pratik ortaya koydu. Fakat başlangıcındaki gibi, Türkiye Hizbullah'ı esasen Lübnan'da bulunup, Filistin'in bağımsızlığı için savaşan Hizbullah ile ideolojik anlamda da birliktelik ve uygunluk sağlayamamıştı.

Yurt dışından yurt içine, yurt içinden yurt dışına eleman ve malzeme aktarımı genelde, legal yollar kullanılarak Yunanistan üzerinden yapılmakta idi.

Yunanistan'da Fethi Demir'în örgüt adına 1994 yılında temsilcilik görevini yürüttüğü vakit, PKK'nın Lavrion isimli bir kamp ile Dimitri Elen isimli bir eğitim alam bulunuyordu.



KISIM BEŞ:

PKK'nın dış bağlantıları, yıllar sonra eğitim kamplarının alenen faaliyete geçirildiği sahaların oluşumuyla devam etti. Nerede ise dünyanın her köşesinde PKK temsilcilikleri kuruldu.

PKK, yurt içinde de aktif pozisyonda bulunuyordu. Gizli kirli ilişkiler ağı küçümsenecek gibi değildi.

PKK, zaman olmuş devletin en üst tabakasıyla dahi direk bağlantılar içerisine girmişti.



Özal ile Eşref Bitlis Paşa'nın, PKK ile aracılık yapması amacıyla Celal Talabani'yi kullanmaları bu yaklaşımların Kürt politikası açısından iyi olduğunu ve;

Eğer ki yaşasalardı sorun çözülmüş olacaktı, dedirtecek derecede Öcalan'ı umutlandırmaya başladığım ve bu da PKK'ya nedenli derin boyut kazandırdığı aşinaydı.

Eşref Bitlis Paşa ile Turgut Özal'ı Öcalan'ın gözünde değerli kılan sebep neydi?

Celal Talabani ile 1998 tarihinde bîr röportaj gerçekleştiren El Vasat gazetesi sorumuza yanıt olabilecek PKK ile Türkiye arasındaki ilişkilerin perde arkasını dışa şöyle yansıtmaktaydı:

Süleyman Demire! ile 1992-1993 yıllarında Türkiye'de bulunduğu sıralarda görüşmeler yapan Celal Talabani, Demirci'm, Kürtlere bazı haklarının verilmesini düşündüğünü ve Abdullah Öcalan üzerindeki etkisinin ne olduğunu sorduğunu belirtmişti. Talabani, Demirel ile ilişkilerini gizlemediğini belirterek;

- "Abdullah Öcalan beni dinler. Savaşı durduracak ve size projenizi gerçekleştirmeniz için mühlet verecektir. Siyasi çözümün herkes için en iyi çözüm ol
duğunu düşünüyorum. Çünkü bu çağ diyalog çağıdır,"
dediğini ifade etmekteydi.

Talabani, Demirel'in bu düşünceleri hoş karşıladığını, daha sonra dostluğuyla gurur duyduğu, zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile görüştüğünü belirtmekteydi. Ondan hiç bir şey gizlemediğini ve Suriye'ye giderek, Öcalan'la görüşeğîni ve Öcalan'a iletilmek üzere Özal'ın bir mesajı olup olmadığını sorduğunu, Özal'ın;

- “Bu deliye nasihat etsen de bize siyasi çözüm fırsatı verse..."dediğini anlatmaktaydı.

Akabinde Mesut Barzani ile Eşref Bitlis Paşa'yı ziyaret ettiklerini, Kürt asıllı olduğunu ifade ettiği Bitlis Paşa'nın Suriye'ye yapacağı yolculuğu kritik olarak değerlendirdiği, Öcalan ile karşılaştığında ne yapacağını sorduğunu irdelemekte idi.

Talabani'nin ifadesine göre;

- "Büyük ihtimalle görüşeceğim," dediği, Paşa'm n;

- "Ona ne söyleyeceksin?" diye sorduğunu ve;

- "Ona savaşı durdurmanın zaruri olduğunu bildireceğim," dediği Öne sürülmekte idi.

Talabani'ye göre, Bitlis Paşa, bu konuda kendisini barışın sağlanması amacıyla teşvik etmişti. Ardından Şam'a gittiğim, Öcalan'ı evinde ziyaret ettiğini, savaşı durdurma meselesini görüştüğünü, Öcalan'ın buna şartsız hazır olduğunu söylediğini ve bu durumu Ankara temsilcilerinden Serçil Kazzaz (YNK Sorumlu-su)'a telefonla ilettiğini bildirmekteydi. Onun da Özal'ın danışmanı Kaya Toperi'ye durumu bildirdiğini, Toperi'nin bu durumu hoş karşıladığını ve doğrudan Özal'a haber verdiğini, ardından Özal'ın özel sekreterinin kendilerini arayarak:

- "Başkan bu düşünceyi beğendi,"dediğini ve kendisinden bir basın toplantısı yapılarak kararın açıklanması için Öcalan'ın ikna edilmesini, bu kararın kapalı kapılar ardında kalmasının istenmediğini söylediğini, ardından Öcalan ile telefonla görüşerek basın toplantısı yapılması gerektiğini söylediğini, Öcalan'ın bunu kabul ettiğini belirtmesi üzerine aynı gece Özal'la görüştüğünü, Özal'ın Türk gazetecileri göndereceğini söylediğini ifade ediyordu.

Ateşkesin ardından Türkiye'ye dönen Talabani, samimiyetle karşılandığını ifade ederken, dönemin Dışişleri Bakanı Mesut Yımaz'ın kendisini havaalanında karşıladığını, barış çabalarından dolayı kendisini tebrik ettiğini, Başbakan Süleyman Demirel'in de şahsını kucaklayarak, öperek karşıladığını dile getirerek, Özal'ın da kendisini tebrik ettiğini, bu kez;

- "Bu deliden durmasını ve ateşkes sürecini uzatmasını iste ki, bu konuda askeri ve halkı ikna etmek için bir çıkış yolu bulalım," dediğini dile getiriyordu.

Tekrar Bekaa'ya giderek, Öcalan'ı ziyaret eden Talabani, Özal'ın düşüncelerini A. Öcalan'a bildirdikten sonra ateşkesin uzatıldığını ve bunu bir basın toplantısı ile duyurulmasını kabul ettiğini irdelemekte idi. Ancak, 33 erin öldürülmesiyle anlaşmanın tekrar bozulduğunu ve Öcalan'ın bu eylemi kınamasını sağlayamadığını anlatıyordu.

Anlaşıldığı üzere, 1993 yılında PKK'nın ilan ettiği ateşkesin arabulucusu Celal Talabani idi.

Peki, ateşkesin bozulmasına sebebiyet veren güç kimdi?

Gazeteci -yazar Dr. Arslan Tekinin İMRALI'DAKİ KONUK isimli kitabında, 1993 yılındaki ateşkes ile alakalı şu tespiti ilginçtir, düşündürücüdür. "Talabani röportajından çıkan sonuç" bölümünde ateşkes açıklaması ile ilgili şöyle bir yorum getirilmiştir:

"Maalesef medyamız bu hususta Öcalan'ı neredeyse ilah mertebesine çıkartmıştı. Öcalan'ın ne söylediğinden çok, giyimi, kuşamı, yaşama şekli ve illa da kravatı ile ilgilenmişlerdi... Şimdi aynı medyamız Öcalan'a bebek katili diyor!"

Dr. Arslan Tekin ekliyor:



"... Sık sık yayınladıkları öldürülen çocukların resimleri o zaman da vardı!"

İslâm'ı siyasallaştırmaya gayret eden, abdest esnasında ayağını yıkatmaktan kaçınmayan kimseler de PKK ile diyalog içerisinde bulunmuşlardı. Tabanlarından PKK'nın Marksist ideolojisinden dolayı çatlak sesler yankılansa da doğudaki Kürtlerin büyük bir oy potansiyeli olarak görülmesi siyasal İslamcıların -ki bunların İsi â mi değerlerle yakından uzaktan ilişkileri bulunmamaktadır- iştahını kabartıyordu.

Bastırılması güç olan bu iştahlarından dolayı idî ki, Apo da bu zaafiyetlerinden faydalanmak istemişti. Bu münasebetle Ağa kod adlı Mervan Zirki aracılığı ile Öcalan, Erbakan'a mektup göndermiş, hatta cevap niteliği taşıyan bir de mektup almış ve karşılıklı yazışmalar bu şekilde devam etmişti.

Öcalan İmralı Adası'nda tutuklu bulunduğu vakit, siyasal İslamcı Örgütlerle bağlantılarını şu ifadelerle doğruluyordu:




Dostları ilə paylaş:
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   ...   31


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə