Sağlam adımlarla ilerliyoruz

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 203.51 Kb.
səhifə1/4
tarix23.01.2018
ölçüsü203.51 Kb.
  1   2   3   4

Sağlam adımlarla ilerliyoruz”
Gençlerimizin mesleki ve teknik donanıma sahip olması hem ekonomide işgücünün daha nitelikli olmasını hem de ülkemizde artan işsizlik oranının giderek azalmasını sağlayacaktır. Bu inançtan yola çıkarak genç nüfusun iyi eğitilmesine, yönlendirilmesine ve nitelikli işgücüne dönüşmesine katkıda bulunmak amacıyla “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” sloganıyla başlattığımız ve 8 bin meslek lisesi öğrencisine burs sağlayan projemizin ilk ayağı tamamlandı ve bursiyerler seçildi. Topluluğumuzun 80. yılını kutladığımız bu dönemde uygulamaya koyduğumuz bu önemli proje ile tüm kurumlar için örnek ve özendirici olmaya çaba gösteriyoruz. Burs verdiğimiz öğrenciler çok kısa bir süre içinde önce stajyer, sonra da belki bir çalışan olarak şirketlerimize ve bayilerimize emanet edilecek. Öğrencilerimize, şirketlerimizde staj olanakları sağlayacağız ve böylelikle elde edecekleri deneyimler meslek yaşamlarında onları bir adım öne geçirecektir. Onlara sahip çıkacağınızdan en ufak bir kuşkumuz yok.

Topluluk gündemindeki pek çok konuyu da paylaşma fırsatı bulduğumuz Anadolu Buluşmaları’nın on birincisini İzmir’de gerçekleştirdik ve bu buluşmada farklı sektörlerdeki şirketlerimizden 630 bayi ile bir araya geldik. Hem ticari hem de toplumsal sorumluluk duygusu yüksek bir ailenin bireyleri olarak İzmir’deki buluşmada bulunan herkes, dünyada ve Türkiye’deki ekonomik durumun genel bir değerlendirmesini yaparken, bağlı bulundukları şirketlerin performansına verdikleri olumlu destek ve çalışmalarının bir sonucu olarak kendilerinin ve Topluluğun işlevini bir kez daha gördüler.

Global pazarda etkin bir dünya şirketi olma hedefine yönelik olarak, çalışmalarımızı kararlılık ve başarı ile sürdürüyoruz. Bunun en son örneğini Rusya’da inşa ederek üretime açtığımız iki fabrikayla da ortaya koymuş bulunuyoruz. Ekim ayında Beko’nun iki ayrı üretim tesisinin Rusya’da üretime geçmesiyle birlikte, Koç Topluluğu olarak bu gelişen pazarda ve Rusya ile Türkiye arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerde de önemli bir aktör konumunda olmanın heyecanını yaşıyoruz. Arçelik Genel Müdürü Aka Gündüz Özdemir’in söylediği gibi, “Sağlam adımlarla ilerliyoruz.” Tıpkı Ford Otosan İnönü ve Kocaeli fabrikalarımızın Ford Üretim Sistemi (FÜS) değerlendirmeleri sonucunda tüm Ford fabrikaları içinde birinciliği kucaklamaları gibi. Her iki fabrikamızın tüm çalışanlarını bu başarılarından ötürü kutluyorum.

Sadece eğitim ve ekonomide değil kültür alanında da sağlam adımlarla yol almaya devam ediyoruz. Rahmi M. Koç Müzesi her zaman olduğu gibi, yine seçkin ve benzersiz bir kültür hizmeti ile “Leonardo: Evrensel Deha” sergisine evsahipliği yapıyor. 500 yıl öncesine uzanan bir zaman yolculuğunda bir dahinin göz kamaştıran zekâsına tanık olmak için herkese bu heyecan verici sergiyi görmelerini mutlaka öneriyorum.


Ali Y. Koç

Kurumsal İletişim ve Bilgi Grubu Başkanı


Genç nüfus eğitimli ise avantajdır”
Mustafa V. Koç, meslek liselerindeki eğitim kalitesinin artmasının sadece gençlerin eğitim ve iş yaşamındaki sorunlarını çözmekle kalmayıp, üretimde

ara eleman sorununa da çözüm getireceğini söylüyor

Kalkınmış ve refah düzeyini yakalamış bir Türkiye’nin geleceğinin, eğitimden ve bilgiyle donanmış genç nesillerin yetiştirilmesinden geçtiği inancını her fırsatta ortaya koyan Koç Topluluğu, 80. kuruluş yıldönümünde uygulamaya koyduğu, “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” eğitim projesiyle, gençlerin mesleki teknik eğitime yönlendirilmesini ve böylelikle yetiştirilecek nitelikli işgücünün ekonomiye kazandırılmasını hedefliyor. Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ile başlatılan proje, işte bu gerçeklikten hareket ediyor. Bu çerçevede de, olanakları kısıtlı ilköğretim mezunu gençlerin, nitelikli mesleki teknik eğitim alarak, sanayi, bilişim ve hizmet sektörlerinde istihdam edilmelerini amaçlıyor. Salt teorik eğitimi içermeyen aynı zamanda sağlanacak staj imkânları ile iş deneyimi yaratılmasını da olanaklı hale getiren proje, yedi eğitim ve öğretim yılını kapsıyor. Koç Holding, bu süre içinde her ilden en az bir meslek lisesi olmak üzere ülke genelinde 8 bin meslek lisesi öğrencisine burs sağlayacak.

2006-2007 dönemi bursiyerlerinin belirlendiği projenin önemini, ayrıntılarını ve sonrasını Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç ile görüştük.
Bu proje ile meslek lisesi eğitimine gerçek anlamda bir misyon yükleniyor diyebilir miyiz?

Bu projenin amacı, Türkiye açısından son derece önemli olan mesleki eğitim konusuna başta devletin olmak üzere eğitim kuruluşlarının ve özel sektörün dikkatini çekmek ve bilinç uyandırmak. Bu üçlü arasında oluşacak bir işbirliği ile mesleki eğitim kalitesinin ve gençlerimizin mesleki eğitime olan ilgilerinin artması sağlanabilir. Bu da üretim sanayimizin de kalitesinin artması anlamına gelir. Bu anlamda hem bu projenin hem de mesleki eğitimin misyonundan söz edebiliriz.


Meslek Lisesi Memleket Meselesi” projesinin ilk ayağı tamamlanarak, bursiyerler seçildi. Bu dönemde proje nasıl bir süreç izledi, bu süreci tatmin edici buluyor musunuz?

Projemiz Milli Eğitim Bakanlığı ile ortaklaşa attığımız imzalarla başladı. Kampanyamızın temel hedefi kamuoyuna, devlete ve özel sektöre konunun önemine yönelik bir çağrı yaparak bilinçlendirme sağlamaktı. Daha sonra meslek lisesinde eğitim yapmak isteyen öğrencilere ve okullara yönelerek, hazırladığımız kitapçıkları dağıttık ve bu burstan yararlanmak isteyenlerin bizlere ulaşmasını sağladık. Bursumuza, teknik lise, endüstri meslek lisesi, ticaret meslek lisesi ve turizm meslek lisesi hazırlık veya 9. sınıf öğrencisi olan tüm öğrenciler başvurabiliyor. İlk olarak 2006-2007 eğitim-öğretim yılında verilmeye başlayan “Koç Bursu” için bursiyer seçiminde kademeli bir yol izlendi. 2006’dan itibaren dört yıl boyunca, her yıl 2 bin yeni bursiyerin programa dahil edilmesi planlandı. Projemizin uygulama ayağı da böylece başlamış oldu.


Meslek liselerindeki öğrencilere burs, staj daha sonra da istihdam imkânı sağlanması bu eğitim kurumlarına ilgiyi nasıl etkileyecek?

Türkiye’de gençlerin meslek liselerine yönelik ilgisi, olması gerekenin çok altında. Bunun temel nedeni gençlerin, iş bulma olanaklarının üniversite mezunu öğrenciler için daha fazla olduğunu düşünmeleri. Oysa üretim, sanayi nitelikli ara eleman bulamamaktan şikâyetçi. Bütün bunların üstüne bir de üniversite mezunlarının işsiz kalma oranının da yüksek olduğunu eklerseniz, meslek liselerine ilgiyi artırmak için bir şeyler yapılması gereği kendiliğinden ortaya çıkıyor. Biz Koç Holding olarak verdiğimiz burslarla mesleki eğitimi çekici hale getirmeyi, staj ve istihdam önceliği ile de gençlerin iş bulma konusundaki karamsarlıklarını azaltmayı hedefliyoruz. Ayrıca eğitim ve işyeri arasında böylesine bir bağlantı olması, mesleki eğitimin kalitesini de etkileyecektir.


Aynı şekilde meslek liselilerin iş hayatında sayılarının artması iş yaşamını nasıl etkiler? Ve tabii meslek liselilerin iş yerlerinde çoğalması üretimi nasıl etkiler?

Üretim sanayimizin en önemli sorunlarından biri de kalifiye ve kalıcı eleman bulma zorluğudur. İşverenler, mesleki eğitim gerektiren açık pozisyonları için iş tanımlarına uygun çalışan bulamamaktan şikayetçi. Bir başka sorunumuz ise ara malların üretiminde dışarıya bağımlı olunması. Oysa nitelikli elemanlarla nitelikli ara mallar üretilebilse, bu bağımlılık da ortadan kalkar. Türkiye’de artık işsizlik ve sanayi arasındaki kısırdöngünün kırılması gerekiyor. Kısacası, meslek lisesi mezunlarının sayılarının artması hem bir işyerinde hem de sektörün tümünde, kaliteyi artırıcı bir etkendir. Bu nedenle, meslek liselerine gereken önemin verilmesi ve bu liselerde kalitenin artması sadece gençlerimizin eğitimi ve iş bulma olanağını zenginleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda üretim sektörünün temel sorunlarından birine de çözüm yaratacak.


Koç Holding olarak verdiğimiz burslarla mesleki eğitimi çekici hale getirmeyi, staj ve istihdam önceliği ile iş bulmadaki karamsarlığı azaltmayı hedefliyoruz
Meslek liselerinin Türkiye gibi nüfusu genç ülkeler için önemi nedir? İş sahibi olabilmek için her genç üniversite eğitimi almalı mı?

Türkiye’nin genç bir nüfusa sahip olması, dinamizmini ve üretkenliğini etkileyen en önemli avantajıdır. Bu, aynı zamanda, yaşlı bir nüfusa sahip olan Avrupa Birliği (AB) karşısındaki en önemli şansıdır. Ancak bir koşulla… Bu nüfus eğitimli bir nüfus ise gerçekten çok ciddi bir avantajdır. Aksi durumda, ya ülkemiz içinde ya da Avrupa kapılarına dayanmış büyük bir işsizler ordusu anlamına da gelebilir. Gençlerimizin temel bir mesleki-teknik eğitim programı çerçevesinde beceri ve yeterliklerinin artırılması ve bu nitelik artışının istihdama yansıması, Türkiye’nin gelişmesi, rekabet, teknoloji ve girişimcilikte daha ileri noktalara gelmesi için çok önemlidir. Kısacası, genç nüfusumuzu avantaj ya da dezavantaj olarak görebilmemiz, tümüyle bu nüfusun eğitimli olup olmamasına bağlıdır. Diğer yandan, her gencin üniversite eğitimi alması her şeyden önce gerçekçi değildir. Batılı ülkelerde de bu böyledir. Üniversite mezunlarına da meslek lisesi mezunlarına da bu toplumun çok ihtiyacı vardır.


Koç Topluluğu’nun başlattığı bu proje ile eğitim hayatına yeni bir perspektif açarak gündem yarattınız. Özel sektörün sosyal sorumluluk projeleriyle ülkeye sağladığı yararlardan söz edebilir misiniz?

Sosyal sorumluluk, küreselleşen dünyamızda özel sektörün sorumlulukları açısından çok önemli bir yere sahip. Artık şirketlerin başarısı sadece ticari başarıları ile değil, kurumsal sosyal sorumluluklarıyla da ölçülüyor. Bu durum, eski tip iş yapma kültürünün de değişmesi anlamına geliyor. Bölgenize ve ülkenize yaptığınız katkı, bu iş kültürünün çok önemli bir parçası haline geliyor. Biz Koç Holding olarak, Türkiye’de sosyal sorumluluk bilincini kurucumuz Vehbi Koç sayesinde ilk başlatanlardan biriyiz. Özellikle ülkemizin ihtiyacı olan eğitim ve sağlık alanlarında ciddi yatırımlarımız oldu. Bildiğiniz gibi başta Koç Üniversitesi olmak üzere çok sayıda okul yaptık ve binlerce burs verdik. Bu eğitim yatırımlarımız tüm hızıyla devam ediyor. Mesleki eğitim ise gerçekten yeni bir perspektif getiriyor. Eğitimin bir başka ve çok önemli alanına dikkat çekiyor. Bunun diğer özel sektör temsilcilerine de ilham verici olmasını umuyoruz.


Çevre sorunları evrensel boyutta”


Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, sanayicilerin çevre sorunlarına ilişkin duyarlılığının artması ile hammadde ve enerjiden tasarruf sağlanacağını, doğal kaynakların korunacağını söylüyor
İnsanoğlu dünyaya her geçen gün daha fazla zarar veriyor. Hal böyle olunca da, dünya bizi beslemekte zorlanıyor. Küresel ısınma sonucunda gıda üretimi düşüyor. Isının 1 derece yükselmesi tahıl üretim alanlarının yaklaşık yüzde 10 azalması demek. Hepimiz petrolün ne zaman tükeneceğini konuşuyoruz. Oysa yeraltı sularının tükenmesi insanlık için petrolün tükenmesinden çok daha büyük bir tehdit. Her yıl dünya nüfusuna 76 milyon kişi ekleniyor. Tahıl üretimi artık nüfusun ihtiyacını karşılayamaz hale geliyor. Çevre konularında araştırmalar yapan Lester R. Brown “Dünyayı Nasıl Tükettik?” adlı kitabında böylesine tehlikeli ve tehdit dolu bir tablo çiziyor. Aslında sadece bu kitapta değil, gazetelerde her gün çevre konusunda olumsuz bir haberle karşılaşıyoruz. Bir gün, Amazonlar’da, ya da o kadar gitmeyelim, ülkemizde bazı nehir yataklarının ölü balıklarla dolduğunu öğreniyoruz. Bir başka gün de Nasreddin Hoca’nın “maya çaldığı” Akşehir Gölü’nün kuruduğunu öğreniyoruz. Kısacası yerküre artık alarm veriyor. Biz de, sanayii ve ekonomiyi çok yakından ilgilendiren bu acı ama gerçek tabloyu Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe ile konuştuk. Biz bu kadar karamsarken, Osman Pepe, sevindirici bir yorumla başlıyor konuşmasına. Bakan, ekonominin istikrar kazanmasıyla sanayicilerin çevreye karşı duyarlılığının arttığını belirtiyor. Koç Holding kuruluşlarının çevre duyarlılığı konusunda örnek teşkil ettiğini söyleyen Bakan Pepe, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç ile bir araya geldiklerini ve sohbet etme imkânı bulduklarını söylüyor. Sanayi yatırımlarının organize sanayi bölgeleri ve ihtisas sanayi bölgelerinde yapılması ile arıtma tesislerinden ortak faydalanmanın sağlanacağını anlatan Bakan Pepe, böylece işletme giderlerinin azalmasının da mümkün olacağını ifade ediyor. Çevreye zarar vermeyen teknolojilerin kullanılmasının zorunlu olduğuna işaret eden Bakan Pepe, “Atıkların geri kazanılması ile enerji ve hammaddeden tasarruf sağlanır, doğal kaynaklar korunur. Böylece hem çevre korunmuş hem de ekonomik kazanç sağlanmış olur” şeklinde konuşuyor.

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın daha güzel ve sürdürülebilir bir çevre için çalıştığına vurgu yapan Bakan Pepe, Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde Türkiye’nin mevzuatını ve uygulamalarını uyumlu hale getirmeye çabaladığını belirtiyor. Bakan Pepe, tüm insanlığın ortak geleceğinin herkesi ilgilendirdiğinin altını çizerek, çevreye saygılı olmanın her şeyden önce gelecek kuşaklara yönelik olduğunu vurguluyor.



Sanayi kuruluşlarının çevre ile ilgili yapması gerekenlerin neler olduğundan söz edebilir misiniz?

Gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdür. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Sanayi yatırımlarının organize sanayi bölgeleri, ihtisas sanayi bölgeleri, sanayi alanı olarak ilan edilen planlı alanlarda kurulmasını ve alternatiflerin değerlendirilerek çevreye duyarlı teknolojilerin kullanılmasını tavsiye ediyoruz. Organize sanayi ve ihtisas sanayi bölgelerinde arıtma tesislerinden ortak faydalanma mevcut olduğundan işletme giderlerinin azalması da mümkün olacaktır.


Çevre sorunlarının minimuma indirilmesi bir ülkenin ekonomisini nasıl etkiler?

Bakanlığın atık politikası, atık minimizasyonu, atıkların geri kazanımı, geri dönüşümü, geri kazanılmayan atıkların bertaraf edilmesi şeklinde sıralanabilir. Atıkların gelişigüzel atılması yerine geri kazanım miktarının ve yöntemlerinin artırılmasının çevre sorunlarında azalma anlamına geldiği düşünülebilir. Atıkların geri kazanılması ile atık miktarında ve hacminde azalma olur, depolama sahalarının kullanım ömrü uzar, doğal kaynaklar korunur, hammaddeden ve enerjiden tasarruf sağlanır. Bu sayede hem çevre korunmuş olur hem de ekonomik kazanç sağlanır.


Atıkların geri dönüşümü nasıl sağlanıyor, bu konuda sanayicilerin dikkat etmesi gerekenler nelerdir?

Sanayiciler ne tür atık ürettiğini, atığın hangi yönetmelik kapsamına girdiğini tespit etmeli ve atığını uygun lisanslı geri kazanım tesisine göndermelidir. Türkiye İstatistik Kurumu 2004 verilerine göre ülkemizde 1.2 milyon ton/yıl tehlikeli atık üretiliyor. Bu atıkların bir kısmı geri kazanılırken, bir kısmı ise bertaraf ediliyor. Lisanslı bertaraf tesisi olarak sadece İzaydaş bulunuyor. İzaydaş’ın tehlikeli atık yakma kapasitesi 35 bin ton/yıl, tehlikeli atık düzenli depolama kapasitesi ise 790 bin m3 tür. Ayrıca “Atıkların Ek Yakıt Olarak Kullanılmasında Uyulacak Genel Kurallar Hakkında Tebliğ” kapsamında bazı atıklar çimento fabrikalarında yakılmaktadır. Temiz üretim teknolojilerinin kullanılması, atıkların bertarafı ile ilgili fayda ve maliyet analizi yapılarak son teknolojinin kullanılması gerekiyor. Örnek olarak, “Yeniden Kazanım”, “Çevre Dostu Üretim”, “Temiz Teknoloji Kullanımı” ve benzeri gibi teknikler kullanılmalı. Çıkan sanayi atıklarından, geri dönüşümü mümkün olmayanların bertarafı sağlanıyor. Tehlikeli atıkların geri kazanımı, “Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği” kapsamında gerçekleştiriliyor. Tehlikeli atık geri kazanım tesislerine lisans veriliyor. Bazı tehlikeli atıklar lisanslı çimento fabrikalarında yakılabiliyor ve enerji geri dönüşümü sağlanıyor. Ayrıca, atık madeni yağlar, atık bitkisel yağlar, atık pil ve atık akümülatörler için özel mevzuatlar oluşturuldu. Bu mevzuatlar çerçevesinde söz konusu atıklar genellikle üretici sorumluluğu ilkesinden hareketle düzenli olarak toplanıyor, özel donanıma sahip araçlarla taşınarak atığın niteliğine uygun olarak geri kazanımı veya bertarafı sağlanıyor. Bakanlığımızdan lisans almış geri kazanım tesislerinden 6 tanesi atık akümülatör, 16 tanesi atık bitkisel yağ, 14 tanesi atık madeni yağ geri kazanımı yapıyor. Ayrıca atık madeni yağları ilave yakıt olarak kullanan 16 çimento, 2 kireç ve 1 tane de diğer sektörden fabrika Bakanlığımızdan yakıt lisansı aldı.



Sürdürülebilir nüfus planlamasıyla dünya nüfusunun artışı kontrol altına alınabilir mi? Bu konuda ülkelere düşen görevler neler?

21. yüzyıla giren dünyamız, 6 milyarı aşan nüfusuyla özellikle doğal kaynaklar üzerine büyük bir baskı oluşturuyor. Dünyamızın havası, suyu, toprağı hızla kirleniyor; denizleri çöplüğe dönüşüyor, ormanları ve canlı türleri hızla yok oluyor... Görüldüğü gibi çevre sorunları artık yerel bir sorun olmaktan çıkmış, evrensel bir boyut kazanmıştır. Ekolojik dengenin hızla bozulmasıyla ortaya çıkan çevre problemleri tüm dünya ülkelerini tehdit eden bir tehlike haline geldiği bilinciyle, bu sorunların çözümünde ülkeler artık ortak çalışmalar yapmak ve politikalar üretmek zorundalar. Ülkelerin ekonomik bakımdan kalkınmışlık düzeyini artırmaya yönelik başlayan sanayileşme hareketleri ne yazık ki çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bu nedenle çevreye zarar vermeyen teknolojilerin kullanılması bir zorunluluk haline gelmiştir. Kalkınma ve rahat yaşayabilmek doğal olarak her insanın hakkıdır. Ancak kalkınırken olumsuz etkilere sebep olmamak veya hiç değilse ortaya çıkabilecek çevre sorunlarını asgariye indirmek her insanın kaçınılmaz görevi olmalıdır.


Dünyanın yeni besin ve enerji kaynakları nelerdir?

Geleneksel kaynaklarla enerji kullanımının küresel ve yerel düzeyde yarattığı çevresel etkilerin sonucunda neredeyse sıfır salımlı olan yenilenebilir enerji kaynakları, çevresel açıdan ayrıcalıklı bir konuma geldi. Yenilenebilir enerji kaynaklarının çevresel üstünlüklerin yanında, sürdürülebilir kalkınma açısından önem taşıyan kırsal kalkınma, yeni iş olanakları yaratma ve kaynakların yerel (merkezi olmayan) kullanımı gibi özellikler taşımasına karşın, dünyada şu andaki kullanımı kısıtlı olmaktadır. Başlıca yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları olarak rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi, jeotermal enerjisi, küçük boyutlu hidrolik tesisler, biyokütle enerjisi, enerji ormanları, hidrojen enerjisi sıralanabilir.


Siz bir konuşmanızda “Türkiye’nin ağır çevre sorunları var” demiştiniz. Bunların çözümü nasıl olur?

Hızla artan ülkemiz nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, ne pahasına olursa olsun üretim anlayışı yerine, kıt kaynaklardan azami ölçüde faydalanma ve tasarruf bilinciyle hareket etmek konusunda özellikle sanayicilerimize büyük sorumluluklar düşüyor. Çevreyi sanayi faaliyetlerinin olumsuz etkilerinden korumak, sürdürülebilir kalkınmanın en temel özelliği. Bu çerçevede; daha fazla üretmek, kaliteli ve daha az maliyetle üretmek için hammaddeleri ve enerjiyi daha iyi ve daha verimli kullanmak, daha az su kullanmak, daha az atık üretmek, atıkları geri kazanmak ve yeniden kullanmak zorundayız. Atıkları ürettikten sonra ortadan kaldırmak yerine kirliliği kaynağında önleyen yaklaşımı benimsemek durumundayız. Unutulmamalıdır ki, çevrecilik her şeyden önce gelecek kuşaklara yöneliktir. Tek bir kürede yaşamak zorunda olduğumuza göre tüm insanlığın ortak geleceği tartışmasız hepimizi ilgilendirir. Çevre ve Orman Bakanlığı olarak amacımız; daha güzel ve sürdürülebilir bir çevredir. Son olarak şunu bir kez daha tekrar etmek isterim. Türkiye, Avrupa Birliği (AB) katılım sürecinde mevzuatını ve uygulamalarını AB ile uyumlu hale getirme çabasında yoğun olarak faaliyet göstermektedir.


Çevre Yasası’nda değişiklikler

Bakan Pepe, Yeni Çevre Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte suç işleyenlerin ağır para cezasının yanında hapis cezasına çarptırılacağını, bu cezaları uygulama yetkisinin Çevre Bakanlığı’na geçtiğini ifade ediyor. Bakan Pepe, yasayla birlikte fabrikaların çevreyle ilgili bir sorumlu tayin etme zorunluluğunun geldiğini de hatırlatıyor.
Çevrecilik her şeyden önce gelecek kuşaklara yöneliktir. Tek bir kürede yaşamak zorunda olduğumuza göre insanlığın ortak geleceği hepimizi ilgilendirir
Dravstvuyte (merhaba) Rusya

Global pazarda Beko markasıyla büyüyen Arçelik, Rusya’da sadece çamaşır makinesi fabrikası kurmak istiyordu. Ama Rus yetkililer, buzdolabı imalatı ve televizyon fabrikasının kurulması için de ısrar ettiler. Tarih 13 Ekim 2006’yı gösterirken Koç Topluluğu yurtdışında kendi inşa ettiği iki fabrikayı üretime açtı
Şu an, 80 yılını geride bırakan Koç Topluluğu’nun tarihindeki, en müstesna günlerden biridir. Ne mutluyuz ki Koç Grubu yurtdışında aynı anda iki fabrikayı birden işletmeye açıyor. Bu iki tesis kendi planladığımız ve yurtdışında inşa ettiğimiz ilk fabrikalardır. Tabiatıyla, satın aldığımız ve ortak olduğumuz fabrikaları nazarı dikkate almıyorum. 90 milyon euro yatırım yapılmıştır. Rakam pek büyük görünmese de, atılan adım çok büyüktür.”

Tarihler 13 Ekim 2006’yı gösterirken, Koç Holding Şeref Başkanı ve Arçelik Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi M. Koç, Moskova’ya 110 kilometre mesafede, Vladimir şehrine bağlı Kirzaç’taki büyük kalabalığa karşı yaptığı konuşmasında bunları söylüyordu. Gerçekten de o gün Koç Topluluğu’nun tarihindeki en önemli günlerden biriydi. Çünkü 13 Ekim 2006’da Avrupa’nın üçüncü büyük beyaz eşya üreticisi Arçelik’in, Beko LLC buzdolabı ve çamaşır makinesi tesisi ile Beko Elektronik LLC televizyon üretim tesislerinin açılışı vardı. Arçelik, “Beko markası ile 2010’a kadar sektöründe dünyanın en çok tercih edilen ilk on markası arasında olmak” vizyonu doğrultusunda Haziran 2005’te Rusya’da, bu fabrikaların temelini atmıştı. Ve işte, bir yılı biraz aşkın bir süre sonra Kirzaç, Koç Topluluğu’nun yurtdışında kurduğu ilk fabrikaların mekânı olarak Topluluk tarihine geçti.

Rusya 1997 yılından beri Koç Topluluğu için önemli bir ülke. Ayrıca Almanya ve İngiltere’den sonra ciro büyüklüğü ile üçüncü sırada yer alıyor. Rahmi M. Koç konuşmasında Rusya’ya olan inançlarını da şu şekilde dile getirdi: “1994’ten beri çeşitli markalarımız ile bu pazarda bulunmaktayız. Ekonomisindeki istikrar ve Rusya’ya olan inancımız böyle önemli bir yatırımı yapmaya bizi teşvik etmiştir. Yatırımlarımızın her iki ülke ekonomisi için büyük fayda sağlayacağına inanmaktayız.”
Pazardaki konumumuzu güçlendirmeyi hedefliyoruz”

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç’un da katıldığı törende bir konuşma yapan Koç Holding Dayanıklı Tüketim ve İnşaat Grubu Başkanı Dr. Bülent Bulgurlu, Rusya’da ilk yatırım kararı aldıklarında sadece çamaşır makinesi üretmeyi düşündüklerini, Vladimir Valisi Nikolai Vinogradov ile Kirzaç Belediye Başkanı Vladamir Starovoitov’un ısrarı ile buzdolabı ve televizyon fabrikası da kurmaya karar verdiklerini söyledi: “Kendileri, Koç Topluluğu’na ve şirketimize olan güvenlerini ifade ederek, bizleri daha büyük hedefler için cesaretlendirdiler. Bu nedenle, hem daha önce kararlaştırılan çamaşır makinesi üretim kapasitesini artırmaya, hem de buna ilave olarak buzdolabı imalatına girmeye ve televizyon fabrikası kurmaya karar verdik. Bundan sonraki dönemde, verdikleri tüm sözleri gerçekleştirerek, tam destek sağladılar ve son derece pozitif bir işbirliği sergilediler” dedi.


Arçelik Genel Müdürü Aka Gündüz Özdemir de açılış töreninde bir konuşma yaptı. Koç Topluluğu’nun yurtdışı büyüme stratejisi doğrultusunde, Rusya’da gerçekleştirilen bu yatırımla konsolide cironun 2010’a kadar 6 milyar euro’ya ulaşmasını hedeflediklerini söyledi. Özdemir “Bizden Haberler”e de Beko’nun Rusya pazarındaki marka avantajlarını değerlendirerek bu konuda şunları söyledi: “Rusya pazarını incelediğimizde eski Sovyet döneminden kalan Rus markalarına duyulan güvensizliğin halen devam etmekte olduğunu görüyoruz. Bu nedenle, bu pazarda yabancı marka olmak tüketicinin güvenini kazanma konusunda ciddi avantajlar sağlıyor. Beko 1997’den beri Rusya’daki tüketicilere ürün ve hizmet sunuyor. Biz, marka gücümüzü, üretim kalitemizle ve lojistik avantajlarımızla birleştirerek, hem Rusya pazarına hem de BDT, Ukrayna ve Doğu Avrupa ülkelerine Beko markalı ürünlerimizi en uygun fiyatlarla sunarak, pazardaki konumumuzu güçlendirmeyi hedefliyoruz. ”
Rakamlar ekonomiye paralel olarak artacak”

Aka Gündüz Özdemir dergimize yaptığı açıklamada Rusya’da tüketicilerin kaliteli ve makul fiyatlı ürünlere artık daha kolay ulaşabildiklerini de söyledi. Özdemir Rusya hakkında şu ilginç rakamları verdi: “Rusya’daki beyaz eşya pazarındaki dört ana ürün grubuna baktığımızda; önden yüklemeli çamaşır makinesinin 3.2 milyon adet, pişiricilerin 2.5 milyon adet, soğutucuların 3.2 milyon adet ve bulaşık makinesinin ise 100 bin adet olduğunu görüyoruz. Bu rakamların ülke ekonomisine paralel olarak artmasını bekliyoruz.”



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə