Solunum sistemi



Yüklə 135.92 Kb.
səhifə5/5
tarix18.01.2018
ölçüsü135.92 Kb.
1   2   3   4   5

Pulmoner Vasküler ve Lenfatik Kaynak: Pulmoner arterler O2 den fakir kanı, kalbin sağ kısmından getirir. Bu damarların dalları, akciğer lobüllerindeki bronşiyol tüpleri takip eder. Respiratuvar bronşiyollere ulaştıklarında, bu damarlar sürekli kapillerlerden oluşan yoğun bir pulmoner kapiller şebekeyi oluştururlar. Bu kapillerler, sadece 8 m çapında olduklarından eritrositler, birbirlerini tek hatta takip ederler ve boşluğu azaltarak gazların transfer olmasını ve eritrositlerin oksijenle maksimum olarak karşılaşmasını sağlarlar.

Kapiller yataktaki kan, oksijenlenir ve ardından daha geniş çaptaki venlere drene olurlar. Pulmoner venin bu dalları oksijenlenmiş kanı taşır ve akciğer lobülleri arasındaki septalarda yol alır. Lobülun apeksine ulaşıncaya kadar venler, arterlerden farklı bir yol izlerler. Bronşiyal tüplere, akciğer hilusuna kadar oksijenlenmiş kanı kalbin sol tarafına iletmek için eşlik ederler.

Torasik aortanın dalları olan bronşiyal arterler, besin ve oksijenden zengin kanı bronşiyal ağaca getirirler. Küçük dalların bir çoğu pulmoner sistemdekilerle anastomozlaşır. Diğerleri bronşiyal ven dallarına drene olarak kanı venlerin azygos sistemine geri götürür. Akciğer, ikili ven drenaj sistemine sahiptir. Damarların yüzeyel sistemi visseral plevra içindedir; derin şebeke ise pulmoner interstitumdadır. Fakat bu sistemler birbirleriyle çok sayıda bağlantılara sahiptir. Lenf damarlarının yüzeyel sistemi az sayıda daha geniş damarları şekillendirir ve her akciğerin kökündeki hilar lenf nodlarına drene olurlar. Derin şebeke; pulmoner arterler, pulmoner venler ve respiratuvar bronşiyol seviyesine kadar olan bronşiyal ağaç olmak üzere 3 grupta organize olurlar. Bu şebekelerin tümü akciğer radiksindeki hilar lenf nodlarına drene olurlar. Bu lenf nodlarının efferent lenf damarları lenfi ductus torasikusa veya sağ lenfatik kanala oradan venöz sisteme aktarırlar. .
Pulmoner Sinir Kaynağı: Bronşiyal ağacın düz kaslarının innervasyonu için sempatik lifler torasik sempatik zincir ganglionlarından; parasempatik lifleri ise Nervus vagus’tan gelir. Sempatik lifler, bronşiyal düz kasların gevşemesine yol açarak bronkodilatasyona; parasempatikler ise bronşiyal düz kaslarda kasılmaya yol açarlar ve bronkokontriksiyon oluşur.

Nadiren Tip II pnömositlerde bulunan sinapsların, pulmoner surfaktan üretimi üzerine bir miktar nöral kontrol olduğunu düşündürmektedir.



KLİNİK İLİŞKİ

  • Burun kanaması genellikle nazal septumun antero-inferior kısmı olan Kiesselbach alanında olur. Bu alan, nazal mukozanın arteriyel kaynağının anastomoz alanıdır.




  • Nazal mukozanın su kaybetmesi, konkalardaki lamina propriadaki venöz sinuslerdeki kan akışını değiştirerek korunur. Bir yandaki erektil doku benzeri bölge (Swell bodies), kanla dolduğu zaman genişler ve bu taraftaki hava akışını azaltır. Sinüslerdeki plazma ve seromükoz bezlerin salgıları mukozayı yaklaşık olarak her yarım saatte bir tekrar nemlendirir.




  • Silyalarda dynein proteini bozuksa silyalar hareketsiz olur. Bu bireylerde kronik solunum sistemi enfeksiyonu (Kartegener sendromu) (immotil silya sendromu) bulunur. Eğer birey erkekse, spermler de hareketsiz olacağından infertilite görülür.




  • Larenjit, laringeal dokunun ve vokal kıvrımların inflamasyonudur. Vokal kıvrımların serbestçe vibrasyonunu engeller, hırıltı veya fısıltı oluşur.







  • Öksürük refleksi: Büyük miktarda hava yutulması ile başlar, epiglot ve glottis kapanır. İnterkostal ve abdominal kaslar kuvvetli olarak kasılır. Glottis ve epiglottisin aniden açılması ile saatte 100 mil hızla hava atılır, iridantlar hareket ettirilir.




  • Sigara dumanı ve kömür tozu gibi irridantlara sürekli maruz kalan insanların solunum epiteli metaplazi olarak adlandırılan geri dönüşebilir değişiklikler geçirir. Goblet hücresi sayısı, silyalılara göre artar. Goblet hücrelerinin artmış sayısı irridantları uzaklaştırmak için daha kalın mukus tabakası oluşturur fakat silyalar azaldığı için mukus atma hızı geriler ve kongestion‘la sonuçlanır. Daha sonra lamina propriadaki ve submukozadaki seromükoz glandlar büyür ve daha kıvamlı salgı şekillendirirler. Kirleticilerin temizlenmesinden birkaç ay sonra hücre oranları normale döner (1:1) ve seromuköz glandların hacmi de ilk hale döner.




  • Bronşiyollerin düz kasları, otonomik sinir sistemi ile kontrol edilir. Normal olarak, düz kas tabakası ekspirasyon sonunda kasılır ve inspirasyonda da gevşer. Astımlı hastalarda düz kas tabakası ekspirasyonda uzun süre kasılı kalır. Akciğerlerinden havayı vermekten zorlanırlar. Steroidler ve 2–agonistler, bronşiyolar düz kası gevşetirler ve sıklıkla astım ataklarında kullanırlar.




  • Doğumda bebeklerin akciğerleri ilk nefes alışta genişler ve pulmoner surfaktan alveollerin bu durumda kalmasını sağlar. 7 aylıktan önce doğan immatür bebeklerde yeterli surfaktan bulunmaz ve yenidoğanın öldürücü solunum sıkıntısı (Respiratuvar distress sendromu) oluşur. Böyle yenidoğanlar, sentetik surfaktan ve glukokortikoid kombinasyonu ile tedavi edilirler. Sentetik surfaktan, hemen yüzey gerilimini düşürürken, glukokortikoidler ise tip II hücrelerinden surfaktan salınımını uyarır.




  • Pulmoner kongestion ve konjestif kalp yetmezlikli hastaların alveolar makrofajları, ekstravasküler eritrositleri fagosite eder. Bu makrofajlar sıklıkla kalp hatası =yetmezliği hücreleri olarak adlandırılır.




  • Amfizem, genellikle sürekli sigara dumanına ve protein 1–antitripsinin diğer inhibitorlerine maruz kalma ile ilgilidir. Bu protein, alveoler makrofajlarca sentezlenen elastaz ile elastik fibrillerin yıkımına karşı koruyucudurlar. Bu hastalarda akciğer dokusunun elastikiyeti azalmıştır ve gaz değişimi kapasitesini azaltan geniş-sıvı ve hava ile dolu keseler bulunur.




  • Poliomyelitli hastalarda solunum kasları çok zayıflar ve göğüs kafesinin kaldırılmasından sorumlu olduklarından aksesuar kaslar hipertrofi olur. Myastheia gravis ve Guillain-Barre’ sendromu gibi diğer hastalıklarda ise respiratuvar ve aksesuar respiratuvar kasların zayıflığı solunum yetmezliğine ve sonuçta akciğer fonksiyonu normal olmasına rağmen ölüme yol açabilir.


Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə