Speluncean Kâşifleri davası



Yüklə 21.22 Kb.
tarix10.02.2018
ölçüsü21.22 Kb.

Speluncean Kâşifleri davası1

Açık denizde sürüklenen bir sandaldaki üç kişinin ölmek üzere iken kurtulması için içlerinden birini öldürerek yemesi tek çare olarak belirmiş ve bu durum yaşanmıştır; yani iki kişi bir kişiyi yemiştir. Sağ kalanlar, yaptıkları bu eylem nedeniyle cinayet suçundan yargılanmışlar ve yargılamada sanıklar, “zaruret hali” savunmasında bulunmuşlar, ancak bu savunma kabul edilmeyerek ölüme mahkûm edilmişlerdir. Ancak, mahkûmların bu cezası, zamanla (her nasıl olduysa) altı aylık hapis cezasına çevrilmiştir (R. v Duley ve Stephens davası / 1884, 14 QBD 273- buraya kadar bahsedilenler, gerçek bir davadan alıntılanmıştır; bundan sonrası Lon Fuller’in kurgusudur). İşte bu davadaki fikirden hareketle Lon Fuller, 4300 yılı Newgarth devletinde bir mağarayı keşfe çıkan beş kişinin toprak kayması sonucu mahsur kalmasını içeren bir olayı irdelemektedir.

Bir mağara keşfi sırasında Speluncean Derneği’ne üye kaşifler, anlaşılmayan bir sebeple, mağara içindeyken, mağaranın tek giriş kapısının oluşan göçük sonucu çökmesi nedeniyle mağara içinde mahsur kalmışlardır. Kurtarma çalışmaları çok güçlü şartlarda gerçekleştirilmeye çalışılmış, öyle ki kurtarma çalışmaları sırasında toprak kayması sonucu on kişi  ölmüştür. Göçük altında kalan Dernek üyesi kaşifler, mahsur kaldıkları yerden kurdukları radyo iletişimi ile eldeki yiyecek stoklarının kurtuluncaya kadar yeterli olmayacağını bildrimişlerdir. Hayatta kalmaları için tek olasılığın, ancak aralarından birinin öldürülerek yenmesi ile mümkün olacağı kararına varmışlardır. Ekipten (W)’nin, ölecek kişinin belirlenmesi için zar atılması önerisi kabul görmüştür. Tam bu yönteme başvurulmak üzereyken, (W) mutabakatını geri almış ise de, zar atma yönetimine başvurumuş ve  sıra (W)’ye geldiğinde  onun yerine zarı bir başkası atmıştır. Zar atışı sonucu, en düşük zarı (W)’nin yerine atış yapan kişi yapmıştır. Netice itibariyle yenecek olan, zar atışı sonucuna göre (W) olarak belirlenmiştir. (W),  aleyhine olsa da zar atılışını adil bulmuş ve sonuçta  öldürülerek yenen (W), diğerlerinin kurtulmasını sağlamıştır.

Newgarth devleti hukukunda “kim başkasını kasten öldürürse idam cezasına çarptırılır” şeklindeki hükmü uyarınca adam öldürme suçuyla itham edilen kâşiflerin Jüri’li duruşmasında, başkanı avukat olan Jüri, gerçekleri  saptayıp, sanıkların suçluluğuna (ilk derece mahkemesi)  hâkimin karar vermesi yöntemini yeğlemiştir. Juri kararı üzerine hâkim sanıkları suçlu bularak ölüm cezasına mahkûm etmiştir. Yalnız, hâkim ve juri, Newgarth hükümet başkanına idam cezasının altı ay hapis cezasına çevrilmesi tavsiyesinde bulunmuşlardır.  Bu arada dava  Truepenny C J ile Foster, Tatting, Keen ve Hady JJ isimli hakimlerden oluşan Temyiz Mahkemesi’ne gelmiştir. Mahkeme başkanı Truepenny ilk derece mahkemesince benimsenen usulü onaylayarak hukukun şiddetini azaltmak üzere özel affın yerindeliği yönünde ve fakat kararın onanmasına karar şeklinde vermiştir.

Üye Hakim Foster J, ilk derece mahkemesi ile Temyiz Mahkemesi Başkanı tarafından ileri sürülen görüşün uygulanması sonucu, bu sonucun (özel af dışında) adaletten uzak olacağını ileri sürmüştür. Bu nedenle, kendisii farklı bir karar ortaya koyarak, bu kararını iki alternatif temel üzerine inşa etmiştir. Birinci olarak, Hakim Foster, hukukun insanların birlikteliğini kolaylaştırma ve geliştirme ile müşterek yaşamdaki ilişkileri adil ve hakkaniyetle düzenlemeye odaklandığını belirtmiştir. Mevcut davaya özgü durumda ise, insanların birlikte yaşam olanakları kalmadığı ve bu nedenle tüm hukuk düzenini belirleyen temellerin anlam ve gücünü yitirdiğinin izahtan vareste bir durum olduğunu belirtmiştir. Bunun sonucu olarak da, dava gerçeklerinin tüm hallerinde insanlar, sivil bir toplum olma durumundan doğal bir duruma avdet etmiş ve bu nedenle de söz konusu durumda aslında hiçbir suç işlenmemiştir.

Hakim Foster, eğer bu birinci alternatif tez kabul edilmezse, bu durumda ikince teze yaslanılabiliceğini belirtmiştir. Söz konusu ikinci teze göre, pozitif hukuktaki her önermenin belirgin bir amaç doğrultusunda makul bir yoruma kavuşturulması gerekmektedir. İşte bu bağlamda, suçların önlenmesi, ceza hukukunun ana amaçlarından  biri olmakla birlikte, hiç kimse, sanıkların içinde bulundukları konumda ceza hukuku, onların nasıl davranmaları gerektiği konusunda rehber olarak kullanabileceklerini bir araç olarak düşünülemez ve bu nedenle de adam öldürme suçuna bağlanan cezanın uygulanma olanağı yoktur. Bu ikinci tez, haklı savunu analojisi ile temellendirilmiştir. Haklı savunu ile adam öldürme, yasanın yalın anlatımına (lafzına) aykırı ise de, mahkemeler uzun süredir bu tür öldürmenin, yaşamları tehdit altında bulunanların gerekirse kendilerinin ölmesine izin vermek yerine, davranışlarının ceza hukuku gerekliliğine aykırı olup olmadığını tartmaksızın, mütecavizleri öldürebilecek- lerini içtihat ettiğinden, artık suç olmaktan çıkmış bulunmaktadır sonucu ortaya çıkmıştır. Diğer bir anlatımla, haklı savunu saiki ile adam öldürmede ceza sorumluluğu olmaması ceza hukukunun önleme amacını  zayıflatmamaktadır. Hakim Foster, ortaya koyduğu her iki tez bakımından kararın bozulması gerektiğini belirtmiştir.

Üye Hakim Tatting J ise, mevcut davada, duygusal ve entelektüel yanıtlar arasında kendisinin geneldeki ayrımı korumada nasıl acze düştüğünü ve yalnızca, Hakim Foster’in belirttiği ikinci tezin karar temeli olarak kullanılabileceğini söyleyerek konuya başlamıştır. Sanıklara sempati duymakla beraber, Üye Tatting J’e göre, Foster’in kararı tutarsızlıklara ve yanlış muhakemeye (fallacies) gebedir. Örneğin sanıklar ‘doğal duruma’ ne zaman avdet ettiler? Toprak kayması olduğunda mı? Açlık seviyesi kritikleştiğinde mi? Veya zar atmaya karar verdiklerinde mi? Öte yandan, devletin yasalarını uygulamakla görevli hâkimler kendilerini bir Doğa Mahkemesi hâkimliğine nasıl dönüştürebilirler?  Yine Foster J’in kararındaki mantık izlendi- ğinde, (W) kendisini öldürmeye karar verenlere karşı koyarak onları öldürseydi kendisi katil olacaktı. Bu sonuç kendisinin  haklı savunuya dayanamamasından çıkmaktadır; çünkü Doğa Yasasına göre, onun mütecavizleri, hukuki olarak davranmış olacaklardı.

Hakim Foster J’in ikinci tezi irdelendiğinde, Hakim Tatting J, önlemenin ceza hukukunun amaçlarından yalnızca biri olduğu ve diğer amaçlarından “ödeşme/kefaret duygusunun giderilmesi” ile “suçluların iyileştirilmesi”nin göz ardı edildiğine işaret etmiştir. Herhalde, önleme odaklı her düşünceden oldukça ayrı olarak, haklı savunulu öldürme, tepkinin dürtüsel ve bu nedenle kasten olamayacağı ele alınarak haklı görülebilir. Bu argümanın adam öldürmenin soğukkanlılıkla/planlı/taammüden işlendiği mevcut dava gerçekleri karşısında uygulama olanağı yoktur. Ve bir ekmek çalmayı haklı göstermeyen açlıktan ölme riski, insanın öldürülmesini nasıl haklı gösterebilir sorusu da aynı derecede geçerlidir.

Mahkeme, mevcut davaya neden olan durumun tekrar oluşmayacağından emin olabilse de, ‘ilkenin yerindeliği, dava tarihinde  yer alacak sonraki kazalara yollama yapmaksızın, kararın sonuçlarıyla test edilmelidir.’

Diğer taraftan, sanıklara beslediği sempatiye ek olarak Tatting J., kurtarma ekibindeki on kişinin ölümü pahasına kurtarılan sanıkların idam edilmesi ‘saçmalığı’na değindi. Sanıklar daha hafif bir suçla itham edilse veya (uygun daha hafif bir suç olmadığında) hiç itham edilmese daha iyi olacakken, adam öldürme suçu ile itham edilerek mahkûm oldular. Tatting J. tercihini, emsali görülmemiş  bir biçimde, davada hiçbir karar verilmemesinden yana kullandı.

Üye Keen J ise, şu iki hususu göz ardı ederek karara koyuldu. Birincisi,  kendisi sade bir vatandaş olarak sanıkların yeterince muzdarip olduklarını göz önüne alarak affedilmesine taraftar ise de, bunun mahkeme dışında bir konu olduğudur. İkincisi, “doğru”, “yanlış” ile “kötü” ve “iyi” gibi kavramlara ait düşüncelerin   bir kenara bırakılmasıdır.

O’na göre, mahkemenin karşılaştığı sorun ‘bu davanın hukuki yanlarının ahlaki olandan ayırdındaki başarısızlıktır’. Bu ayrıma saygıdaki başarısızlık yalnızca bir taraftan yasama ile yürütme  erki arasında kalmayıp, ve öte yandan yargı erki arasında çatışmaya ve (Newgarth  tarihinde tanık olunduğu üzere) iç harbe  de götürebilir. Yalnız mevcut anayasal düzenlemede yasamanın üstünlüğü tesis edilmiş ve uygulamak üzere yemin ettiğimiz üzere,  ‘yasaların adli erkçe reviz- yonu yasaklanmış ve bu ilke tüm hukuk ve hükümet düzeninin zımni bir temelini oluşturmuştur.’

Keen J, Foster J’in görüşüne karşı çıkarak söz konusu yasanın gerçekten, ‘adam öldürmenin yanlış olduğu ve bu suçu işleyene bir şey yapılması gerektiği yolundaki köklü insanî inancın bir yansıması’ olmak dışında, bir amacı olduğundan kuşku duymuştur.

Haklı savunuya ilişkin argümanda gerçek soru, suç yaratan hükümde saklı bulunan amaçtan ziyade kapsamında  yer almaktadır. Bu açıdan bakıldığında, (W)’yi öldürenler onun tarafından öldürülme korkusu içinde olmadıklarından, mevcut dava açıkça haklı savunu kapsamı dışında kalmaktadır.

Kararının popüler olmayacağını belirtmekle beraber, Keen J., adli muafiyetin uzun dönemde çetin karardan fazlaca zarar  vereceği fikrindedir. İlaveten, önceki hâkimlerde bu düsturu takip etselerdi, adli sistem daha iyi olacaktı. Örneğin adam öldürmeyi yasaklayan normlar önceleri katı bir yoruma tabi tutulsaydı, haklı savunu, yasal tadilatla, adli ve akademik tretmanla beliren kelime oyunları ve metafizik ayrımlar yerine anlaşılır ve rasyonel bir temel üzerine oturtulabi- lirdi.

Keen J, sonuçta kararın onanmasından yana oy kullandı.

Handy J, kararında, bu sorunun kağıtta yazılı kelimelerle veya soyut teorilerle değil, pratik akıl   bağlamında çözüleceğine değinerek; diğer insanlarla yönetilmekte olan toplumda, yöneticiler halkın duygu ve düşüncelerini anladı- ğında iyi; bu anlayış eksikliğinde kötü yönetildiğini belirtmeden önce  bu basit davanın neden olduğu aşırı rasyonelleştirmeye değindi.  Hükümet etmenin bir insan işi olduğu; önce Hükümetin erklerinden yargı erkinin sade bir insanla temasını yitirme olasılığının fazla olduğuna değinen Handy J, ‘oyunun sürmesi için oyunun bazı temel kurallarının varlığının peşinen kabul edilmesi ilkesine vurgu yaptı. Örneğin, kamu görevlerine seçilme ve tayinlere ilişkin takdir ve dispensation’e sınırlama getirilmelidir.  Aksi takdirde, hâkimler yalnızca  ‘biçim- leri ve soyut kavramları vasıtalar’ olarak  kullanmalıdır.

Mevcut  davanın halk katında geniş yankılara neden olduğu, yaklaşık %90’nının affedilmesi  veya sembolik bir ceza  verilmesi doğrultusunda görüş bildirirken, Handy J, Tatting J ve Truepenny CJ’in davanın sağduyuya dayalı olarak (Savcılık takdiri veya yürütme erki affı) daha iyi trete edileceğini ifade ettilerse de, hiç biri  sağduyuya göre yürütülmesini istemiyordu.  Mahkeme huzurundaki soru  çoğumuzun çekeceğinden daha fazla azap ve aşağılanmaya maruz kalan bu dört insanın yaşam ve ölümüdür ve mahkeme için en uygun olanı ise  mahkûm i- yetlerinin giderilmesidir.     



İşte bu düşüncelerle onanan karar karşısında, beklenen özel af çıkmadığından idam cezası infaz edildi. Bu dava ve temyiz evresine bakıldığında  ortaya çıkan sorular, kuşkusuz, insan ırkına özgü  devamlı gündemde yer alan sorunlar bağla- mında hukukun doğası ile ahlak arasındaki ilişki üzerine çatışan bazı görüşlerin irdelenmesi için yararlı bir enstrüman olduğu görülecektir.


1 Bkz.Lon L.Fuller.“The Case of the Speluncean Explorers”, 62 Harvard Law Review 616, 1949. Fuller, farazi olarak ortaya koyduğu bu davada, yine farazi bir devlet ve onun Yüksek Mahkemesi’nin varsayarak, varsayımsal hakimlere varsayımsal kararlar verdirtmiştir.


/




Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə