Stendhal Kırmızı ve Siyah



Yüklə 2.11 Mb.
səhifə16/43
tarix16.08.2018
ölçüsü2.11 Mb.
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   43

188

sadece çekingen davrandığı ve sustuğu görüldü. İnandığı özdeyişlere göre, üç yüz yirmi bir arkadaşını kendine düşman sandı; gözünde bunların en belâlısı rahip Pirard idi.



Birkaç gün sonra, günah çıkarıcı bir papaz seçmesi ge-! rekti, ona bir liste gösterdier.

İlcinden: «Yandık! Ey Tanrı'm! Sanki ne yerine koyuyorlar beni, dedi dilden anlamaz mıyım sanıyorlar beniS ve rahip Pirard'ı seçti. Bu davranışı, kendisi sezmeden bir yöne bağlanışı de-, j mekti. Verrieres'den gelme, çok genç bir papaz adayı, daha

İ ilk günden, kalkmış, bizimki ile dostluğunu ilân etmiş, B.

|fl Cantanede'i, papaz okulunun müdür muavinini seçmiş ol-

jB saymış, belki de daha yerinde hareket etmiş olacağını söy-

'¦ lemisti ona.

Küçük papaz adayı Julien'in kulağına eğilerek:

— Rahip Cantanede jansenist olduğundan şüphe edilen B. Pirard'm düşmanıdır, diye de eklemişti.

Pek ihtiyatlı olduğuna inanan kahramanımızın bütün ilk davranışları, günah çıkarıcı bir papaz seçiminde olduğu gibi, gafillikler oldu. Hayal kurmağa alışık bir insanın olanca gururuna kapılarak, aklından geçen herşeye oldu bitti gözü ile bakıyor, kendisini artık kaşerlenmiş bir mürai sanıyordu. Çılgınlığı öyle aşırı gidiyordu ki bu kılkuyruk insanlara özgü sanattaki başarılarından dolayı yerin dibine ba- ,j tırıp çıkarıyordu kendini. 1

«Allah Allah! tek silâhım bu benim! diyordu, başka bir I çağda olsaydı, düşman karşısına olduğu gibi çıkarak, ekme- I ğimi kazanırdım.» |

Julien, gidişinden memnun, çevresine bakıyordu; her- | keşte en duru erdem gösterişi ile karşılaşıyordu. m

Sekiz on papaz okulu öğrencisi eren katında yaşıyor ve I eren Therese gibi ve Apennin dağında, Verna tepesinde be- I deni yara bere içinde kaldığı andaki eren Francois gibi ha- ^ yallere kapılıyorlardı. Ama bu büyük bir sırdı, dostları bu ; durumu gizliyorlardı. Bu hayalet gören zavallı delikanlılar hemen her Tanrı'nın günü papaz okulunun hastahanesinde idiler. İçlerinden bir yüz kadarı da sağlam bir imana o yorulma bilmez bir çalışmayı ekliyorlardı. Hasta düşünceye ka-

189

dar çalışıyorlar, ama gene de büyük şey öğrenemiyorlardı. İki üçü gerçek bir istidat gösteriyordu, hele aralarında, Char zel adlı biri; fakat Julien onlara, onlar da Julien'e karşı bir uzaklaşmadır duyuyorlardı.



Üç yüz yirmi bir papaz öğrencisinin geri kalanı ise bütün gün dillerine doladıkları lâtince kelimeleri anlamaktan pek uzak kaba saba insanlardı yalnız. Hemen hepsi köylü çocuğu idiler ve toprağı belleyerek ekmeklerini çıkarmak-tansa birkaç lâtince söz geveleyerek kazanmağı uygun buluyorlardı. Bu duruma göre, daha ilk günden Julien, hemen ilerleyeceğine inandı. İçinden: «Her meslekte, zeki adamlar lâzım, çünkü yapılacak bir iş var, diyordu. Napoleon döneminde yaşasaydım, çavuş olurdum; yarının papazları arasında, ben de piskopos vekili olup çıkarım. »

Sonra: «Bütün bu zavallılar, diyordu, çocukluklarından beri rençperdirler, buraya kapağı atmcaya kadar, tuzsuz, peynirle kara somun yemişlerdir. Kulübelerinde, yılda pek pek beş altı kez et yerler. Savaşı bir dinlenme zamanı sayan Roma askerleri gibi bunlar, bu çam yarması köylüler papaz okulunun nimetlerinden büyülenmişlerdir.»

Julien onların donuk gözlerinde hep sadece yemek yen-mişse tatmin olmuş beden ihtiyacını, yemek yenmemişse beklenen beden zevkini okuyordu, içlerinde sivrilmesi gereken adamlar işte böylesi kişilerdi; fakat Julien'in bilmediği nokta, kendisinden saklanan şey, bu papaz okulunda okunan türlü türlü tarikat derslerinde, kilise tarihi dersinde, şu. derste, bu derste birinci olmanın, onların gözünde yalnız, derin bir günah olduğudur. Voltaire'den beri, aslında kuşkudan ve özel düşünmeden başka birşey olmayan, halkın kafasına kuşku etme gibi uğursuz alışkanlığı aşılayan par-lemento kurallarından beri, Fransa Kilisesi her kitabın kendisine düşman olduğunu anlamış gibidir (41). Onun gözünde önemli bir nokta gönül yumuşaklığıdır. Öğrenme işlerinde başrı kazanmak, hattâ en gizli kapaklı işlerde başarı kazanmak, öğrenilen din bile olsa, ona pek hoş gelmez. Üstün yaratışlı insanın Sieyes ya da Gregoire (42) gibi karşı yöne geçmesine kim engel olacaktır! Titreyen kilise tek kurtuluş umududur diye papaya dört elle sarılır, özel düşünmeyi ancak papa önleyebilir ve ülkesindeki törenlerin en caf-

190


caflı olanları ile tutar, kibarlar alemindeki insanların o sıkıntıya uğramış ve hasta kafasını avlayabilir.

Julien, papaz okulunda söylenen her sözün gene de yalanlamağa çalıştığı, bu biçim gerçeklerle yüz yüze geldiğinden, derin bir gam duyuyordu. Çok çalışıyor, bir rahip için^ pek dişe dokunur konuları, gözlere pek yalan gelen hele gönülden hiç mi hiç bağlanmadığı şeyleri tez elden öğreniyordu. Yapılacak başka işi olmadığına inanıyordu.

İçinden: «Yeryüzünde herkes tarafından unutuldum mu artık?» diyordu. B. Pirard'm Dijoh damgalı birkaç mektup alıp ateşe attığını bilmiyordu, bu mektuplarda, en özlü anlatım biçimlerine rağmen, en ateşli tutku kendini gösteriyordu. Şiddetli vicdan azaplarının bu aşk ile savaştığı gün gibi belli idi. Rahip Pirard: «Ne ise, diye düşünüyordu, bu delikanlının gönül verdiği kadirim imanı tammış.»

Bir gün, rahip Pirard bir mektup açtı ki gözyaşları ile yarı yarıya silinmişe benziyordu, bu ebedî bir veda idi. Bunda Julien'e: «Artık bıçak kemiğe dayandı, deniyordu, Tanrı bana, günahımın yaratıcısından değil, çünkü o benim dünyada en yüce saydığım şey olacaktır, fakat günahımın kendisinden tiksinme lûtfunu bağışladı. Dostum, fedakârlık tamam. Gördüğünüz gibi, gözyaşı dökmeden olmadı bu. Borçlu olduğum, sizin de pek sevdiğiniz vücutların kurtuluşu, aşkımdan üstün geliyor. Adîl, ama korkunç bir Tanrı, artık analarının suçlarının cezasını çektiremez onlara. Elveda, Julien, insanlar arasında adîl olunuz.»

Mektubun bu son satırı hemen hemen okunmaz durumda idi. Dîjon'da bir adres gösteriliyordu, ama Julien'in dünyada karşılık vermeyeceği, ya da hiç değilse artık erdem yoluna girmiş bir kadının yüzü kızarmadan okuyamıyacağı sözler kullanacağı umuluyordu.

Julien'in, papaz okulunda 83 santimlik yemekler müteahhidinin verdiği o kötü yemekle çoğalan hüznü, sağlığını da bozmağa başlıyordu ki, o sıralarda bir sabah odasına pat •diye Fouque damladı.

— Hele şükür girebildim. Kusura bakma ama, seni göreyim diye, beş sefer geldim Besançona. Hep kapalı kapı ile karşılaştım. Papaz okulunun kapısına birini koyup beklettim; a adam neden hiç sokağa çıkmıyorsun?

X»J-


— Nefsimi körletmek için yaptığım bir deneme yüzünden.

— Seni iyice değişmiş buluyorum. Sonunda gördüm ya seni. İki tane gümüş beş franklık verince iş değişti, daha ilk gelişimde bu parayı vermediğime ne aptallık etmişim doğrusu.

İki dost arasında uzayıp gitti konuşma. Fouque:

— Sahi, biliyor musun? Çocuklarının anası koyu sofu kesildi, deyince Julien'in rengi attı.

Ve arkadaşı havaî bir tavırla konuşuyordu, bu tavır sezilmeden en değerli ilgileri mahvedilmiş tutkulu ruhta pek derin bir etki yaratırdı.

— Evet, dostunx pek coşkun sofu kesilmiş. Yatır yatır dolaştığı söyleniyor. Fakat, şu zavallı B. Chelan'ı bunca zamandır jurnal eden rahip Maslon ettiği ile kalsın. Bn. de Renal semtine bile uğramlyor. Günah çıkarmağa Dijon'a ya da Besançon'a gidiyor.

Kıpkırmızı kesilen Julien:

— Demek Besançon'a geliyor, dedi. Fouque dilinin altında bir bakla varmış gibi:

— Hem de sık sık, diye karşılık verdi.

— Yanında Constitutionnel gazetesinden birkaç nüsha var mı?

Fouque:

— Ne diyorsun? dedi. Julien pek durgun sesle:



— Yanında, birkaç nüsha Constitutionnel gazetesi var mı diye soruyorum sana. diye karşılık verdi. Burada sayısını otuz santime satıyorlar.

Fouque:


— Ne! burada, papaz okulunda da, demek liberaller var! diye bağırdı.

Rahip Maslon'un müraice sesini ve tatlı dilini taklit ederek:

— Zavallı Fransa! diye ekledi.

Kendisine pek çocuk görünen Verrieres'li bir papaz okulu öğrencisinin söylediği bir söz, ertesi gün, üzerinde önemli bir hava yaratmamış olsaydı, bu ziyaret kahramanımızda derin bir etki bırakacaktı. Papaz okuluna geldi geleli, Julien'

192

in davranışı ancak bir yanlış davranışlar dizisi olmuştu.



Doğrusunu söylemek gerekirse, hayatının büyük işleri hep yarınları düşüne düşüne başarılmıştı; yalnız ikinci derecedeki işlere pek kulak asmıyordu ama papaz okulundaki kurnazlar yalnız bu ikinci derecedeki işlere önem veriyorlardı. Bu yüzdendir ki o, arkadaşları arasında üstün bir zekâ diye anılıyordu. Bir yığın ufak tefek davranışlarla ele vermişti kendini.

Onların gözünde o, yetkili körü körüne uyacak ve yapılanı yapacak yerde, kendi kendine düşünüyor, kendi kendine yargı veriyor, bu bağışlanamaz suçu işliyordu. Rahip Pirard'm ona hiçbir yardımı olmamıştı; kendisine günah çıkarma yerinin dışında bir kere olsun söz söylememişti, burada bile konuşmaktan çok dinlerdi. Delikanlı günah çıkarıcı rahip olarak rahip Cestanede'i sekmiş olsaydı durum, temelli başka olmuş olurdu.

Julien yaptığı deliliği anlar anlamaz, artık sıkılmadı. Derdin nerelere vardığını anlamak istedi ve böylece, arkadaşlarını başından savdığı o gururlu ve inatçı sessizlikten bir parça sıyrıldı. İşte o zaman kendisinden öç aldılar. Kendini sevdirmek için yaptıkları alaya varan bir hakaretle karşılanmış oldu. Papaz okuluna ayak basalı beri, geçen her saatin, özellikle teneffüslerle geçirilen her saatin, ona ya iyiliği, ya da kötülüğü dokunduğunu, düşmanlarının sayısını çoğaltmadığını, daha doğrusu gerçekten erdemli ve hiç olmazsa ötekilerden daha az kaba birkaç papaz okulu öğrencisinin iyii ikseverliğini kazandırdığını anladı. Giderilecek dert sonsuzdu, güç temizlenecekti leke. Artık Julien'in gözü açılmıştı; yepyeni bir huy edinmek gerekiyordu.

Gözlerinin hareketleri, söz gelişi, iş açtı âdeta başına. Julien içinden: «Bu gibi yerlerde insanın gözlerini öne eğmesi nedensiz değil. Verrieres'de ne de kendini beğenmiş insanımsım! diyordu, yaşadığımı sanıyordum; oysa yalnız hayata hazırlanıyormuşum; işte şimdi dünya ile yüz yüze geldim, ömrümün sonuna kadar dünyayı böyle bulacağım, çevre yanımı düşmanlar kuşatacak..» Sonra: «Her dakika bu mürailik, diye ekledi, ne amansız zorluk! Hercule'ün işleri solda sıfır kalır. Yeni çağların Hercule'ün, kendisini bütün ^gençliğinde tez canlı ve büyük burunlu djye tanıyan kırk

183

kardinali, kibarlık sata sata, tam on beş yıl tongaya düşüren Sixte-Quint'dir.»



İçinden kıza köpüre: «Burada bilgi dediğin hiçmiş! diyordu; akaidde, kutsal tarihte, daha nicesinde yapılan ilerlemeler, ancak gösteriş olsun diye değer kazanıyor. Bu konuda ileri geri söylenen her söz benim gibi delileri tuzağa düşürmek içindir. Ah! benim tek değerim, o saçmaları kavramaktaki değerim çabucak bellemeye dayanıyormuş. Yoksa onlar bunların gerçek değerini anlarlar mı? Benim gibi üzerinde düşünüp taşınırlar mı? Ben de bu yüzden koltuklarımı kabartma saçmalığını gösteriyordum! Her zaman elde ettiğim birinci gelişlerin bana yalnız zorlu düşmanlar kazandırmada yararı dokundu. Benden kat kat bilgili olan Cha-zel, karşılklarma kendisini ellinciliğe düşüren budalac bir söz karıştırıyor hep; birinciliği elde ederse, dalgınlıktan oluyor bu. Ah! bir kelime, B. Pirard bana bir kelimecik söylese !»

Julien dünyanın kaç bucak olduğunu anladıktan sonra, kendisine öldüresiye sıkıcı gelen, haftada beş kez teşbih çekmek, Sacre-Coeur ilâhileri, daha nice ilâhiler, dualar gibi uzun uzun dinsel tapmışlar, en göze batıcı davranışları oldu. Kendini iyiden iyiye gözden geçiren, özellikle yapacaklarını gözünde büyütmeğe çalışan Julien, diğerlerine örnek diye gösterilen öğrenciler gibi, her an manidar davranışlarda bulunmağa, yani bir yol dini bütün hıristiyan gibi davranmağa kalkmadı. Papaz okulunda, öyle bir yumurta yeme biçimi vardır ki bu hak yolunda yapılan ilerlemeleri serer ortaya.

Buna belki gülümseyen okuyucu, zahmet etsin de XVI. Louis sarayından büyük bir bayanın sofrasına yemeğe çağrılmış rahip Delille'in, bir yumurta yerken, işlediği bütün kabahatleri bir hatırlasın şöyle.

Julien ilkin non culpa'ya erişmek istedi, bu durumda bulunan genç öğrencinin davranışı, kollarını, gözlerini, şurasını burasını hareket ettirişi, gerçekten dünyanın fâniliğinden uzaksa da, o insanın düpedüz uhrevî bir âlemde yaşadığını ve bu ölümlü dünyanın büsbütün boş olduğunu kabul ettiğini de göstermez.

P.: 13

194


Julien, koridorların duvarlarında, kömürle yazılmış, şu cümlelere rastlıyordu hep: sonsuz zevklere ya da cehennemde ebediyen kızgın yağla yanmağa kıyas edilince, altmış yıllık deneme de sanki nedir? Julien bunları artık hor görmüyordu; bunları her an göz önünde bulundurmanın gerektiğine inandı. İçinden: «Bütün ömrümce ne yapacağım? diyordu; dini bütünlere cennette bir yer satacağım. Bu yer onlara nasıl gözle görülür duruma getirilecek? Benim görüşümle lâyık bir adamın görüşü arasında ayırım.»

Bütün zamanını aylarca bu yolda harcamış olduğu halde, Julien'de gene de düşünceli durum vardı. Gözlerini kıpırdatma ve ağzını buruşturma biçim: tam ve herşeye inanmağa ve hattâ, din uğrunda ölümü göze alarak inandığını savunmağa hazır imanı göstermiyordu. Julien en çam yarması köylülerin bile bu yolda kendinden ileri olduklarını gördükçe küplere biniyordu. Onlarca düşünceli insan olarak görünmeleri için nice nedenleri vardı.

İtalya'daki manastırlarda o kadar çok rastlanan, hattâ Juerchin'in, biz lâyiklere, kilise tabloları ile (*) en güzel örneklerini bıraktığı bu yüzü, ateşli ve kör, herşeye inanmağa ve her acıyı çekmeğe hazır kılmakta çok kaba gösteriyordu.

Büyük bayram günleri, papaz okulu öğrencilerine domuz sucukları ile lahana turşuları veriliyordu. Julien'in sofra komşuları onun bu nimete aldırış etmediğini gördüler; ilk suçlarından biri de işte bu oldu. Arkadaşları bu davranışını en budalaca mürailiğin iğrenç bir izi olarak karşıladılar; ona hiçbir şey daha çok düşman sağlayamazdı. «Şu şehirliye, şu burnu büyük adama bakın, diyorlardı, en iyi yemeğe, domuz sucukları ile lahana turşununa dudak büküyor gibi! Defol, kara yürekli! Kendini beğenmiş! lanetlenmiş!»

Julien kolu kanadı kırık günlerde: «Ah! diye inliyordu, bu genç köylülerin, arkadaşlarımın bilgisizliği, ekmeğine yağ sürüyor onların. Papaz okuluna geldikleri zaman, öğretmen onları benim kafamda yer eden şu bir yığm korkunç dünya

(*) Louvre müzesinde, Francois dük d'Aquitaine'i sırtından zırhını çıkarıp papaz elbisesini giyerken tasvir eden, 1130 numaralı tabloya bakılabilir.

195

düşüncelerinden kurtarmağa kalkmamış, oysa ne yaparsam yapayım, bu gibi düşünceleri yüzümden okuyorlar.»



Julien, papaz okuluna gelen küçük köylülerin en kabalarını, kıskançlığa varan bir özenle inceliyordu. Kara cüb-beyi giymek için kıvırcık havlı kumaştan ceketlerini sırtlarından çıkardıklarında bilgi ve görgüleri, Franche - Comte'-de denildiği gibi, tıkır tıkır geçer akçe'ye karşı büyük ve sonsuz bir saygıya dayanıyordu.

Peşin paradaki yüce düşünceyi dile getirmenin kutsal ve yiğitçe işaretidir bu.

Mutluluk dediğin, Voltaire'in romanlarındaki kahramanlar için olduğu kadar bu papaz okulu öğrencileri için de, özellikle iyice karınlarını doyurmağa bakar. Julien hemen hepsinde ince bir kumaştan giysi giyen insana karşı doğuştan gelme bir saygı olduğunu görüyordu. Bu duygu kendi değerince ve hattâ kendi değerinden de aşağı, bize mahkemelerimizin dağıttığı gibi dağıtılan adaleti gösteriyor. Aralarında sık sık: «Bir kodarnan'a dâva açmakla, diyorlardı, insan ne kazanabilir sanki?»

Dünyalığı bol bir adamı anlatmak için, Jua vadilerinde kullanılır bu söz. Herkesten varlıklı olana: hükümete karşı ne saygı duyarlar düşünün artık!

Bay ilbayın adı geçer geçmez saygı ile gülümsememek, Frartche-Comte köylülerinin gözlerinde, bir ihtiyatsızlık sayılır; şimdi, yoksul kişinin ihtiyatsızlık edişi o saat etmeğinden olmakla cezalandırılır.

İlk zamanlar tiksinti duygusundan boğulacak gibi olduktan sonra, Julien en sonu acıma duymağa başladı: kışın akşam kulübelerine dönmek, ne ekmek, ne kestane, ne de patates bulamamak arkadaşlarından çoğunun babalarının sık sık gelmişti başına. Julien: «Mutlu insan, onların gözünde, herşeyden önce karnı tok, sırtı pek insansa, diyordu, bunda şaşılacak ne var ki! Arkadaşlarımın gizli bir hevesleri var, papazlık mesleğinde şu mutluluğun sürekli olmasını umuyorlar: iyice yiyip içmek ve kışın sıcacık bir elbise giymek.»

Julien genç. hayali engin bir öğrencinin arkadaşına şunu elediğini işitti:

±yo


— Domuz çobanlığı eden Sixte-Quint gibi, ben de neden papa olmıyayım?

Arkadaşı:

— Yalnız İtalyan'lar papa olur, diye karşılık verdi; fakat b'zim aramızdan da piskopos vekilliği, piskopos müşavirliği, belki de piskoposluk için elbet kura çekilir her halde. B.P.... Chelons piskoposu, bir fıçıcı oğludur: benim babam da fıçıcı...

Bir gün, bir dün kuralları dersi ortasında, rahip Pirard Julien'i çağırttı. Zavallı delikanlı içine daldığı maddî ve manevî havadan kurtulduğuna pek sevindi.

Julien müdürde papaz okuna geldiği gün kendisine pek korkutan tavrı gördü.

Müdür, yerin dibine batırmak istercesine ona baakrak:

— Şu iskambil kâğıdı üzerine yazılan şeyin ne demek olduğunu anlatın bana bakalım, dedi.

Julien okudu:

«Amanda Binet, Zurafa kahvesinde, saat sekizden önce. Genlis'li, annemle kardeş çocuğu olduğunuzu söyleyin.'

Julien tehlikenin büyüklüğünü gördü; rahip Castanede* in casusu bu adresi aşırmışlar ondan.

Korkunç gözüne dayanamadığı için tutup, rahi pPirard' m alnına bakarak:

— Buraya geldiğim gün, dedi, titriyordum korkudan: B. Chelan bana demişti ki burası her türlü gammazlar ve kötü kişilerle dolu bir yerdir demişti; arkadaşlar arasında casusluk ve fitne burada teşvik görüyormuş. Genç rahiplere, hayatı olduğu gibi göstermek, onları dünyadan ve dünyanın alâyişinden iğrendirmek için, Tanrı böyle buyurmuş.

Rahip Pirard öfkeli öfkeli:

— Bana ağız mı yapıyorsun, dedi. Seni edepsiz yumurcak!

Julien soğuk soğuk:

— Verrieres'de, diye karşılık verdi, kardeşlerim beni kıskandılar mı döverlerdi...

B. Pirard, hemen hemen çileden çıkarak:

— Bırak şunu! Sen sorulana karşılık ver! diye bağırdı. Julien, hiç çekinmeden hikâyesini anlattı:

— Besançon'a geldiğim gün, öğle üzeri, karnım acıkmıs-

197


ti, bir kahveye girdim. Böylesine dışkutsal bir yere karşı içim nefretle dolu idi; fakat orada yiyeceğim yemeğin bana handakinden daha ucuza geleceğini düşündüm. Bir kadın, dükkânın sahibesi görülen kadın, toy halime acıdı benim. Bana: «Besançon kötü kişilerle doludur, dedi, korkuyorum sizin için, Bayım. Başınıza fena bir iş gelirse, benden yardım isteyin, bana saat sekizden önce haber salın. Papaz okulunun kapıcıları haberinizi getirmek istemezlerse, annemin kardeşi olduğunuzu, Genlis'li olduğunuzu söyleyiniz...»

Yerinde duramadığından, odada bir aşağı bir yukarı dolaşan rahip Pirard:

— Bütün bu gevezelik araştırılacak, diye bağırdı. Odasına çekilsinnrş!

Rahip, Julien'in ardından gitti ve onu kilitledi odasına. Delikanlı hemen, sanki değerli birşeymişçesine içine o pis iskambil kâğıdının saklanmış olduğu sandığını yoklamağa koyuldu. Sandıkta hiçbir şey eksik değildi ama, içi elek elek elenmişti; oysa anahtar dünyada ayrılmazdı yanından. Julien içinden: «Ne iyi oldu da, dedi, o körcesine yaşadığım zamanda, B. Castanede'in şimdi şimdi anladığım bir lütufla sokağa çık diye bana sık sık verdiği izni kabul etmedim. Belki elbise değiştirmek ve gidip güzel Amanda'yı görmek hafifliğini gösterir, hapı yutmuş olurdum. Bu. gibi davranıştan birşeyler öğrenmekten umutlarını kesince kalkmışlar, fırsatı kaçırmıyalım diye, müzevirlik yapmışlar.»

İki saat sonra, müdür kendisini çağırttı.

— Yalan söylememişsiniz, dedi; yalnız böyle bir adresi saklamak önemini düşünemiyeceğimiz bir ihtiyatsızlıktır. Bahtsız çocuk! on yıl sonra, belki, işler açacaktır başınıza.

BÖLÜM XXVII

HAYATTA İLK DENEME

Şimdiki zaman mı, aman Allah! Sanki Tanrı'nın kubbesi.. Ona dil uzatanın vay haline.

DIDEROT.


Julien'in hayatının bu çağı hakkında açık ve kesin pek az olay anlatmamızı okuyucu hoş görecektir bize. Elimizde

198


olaylar yok değil, tam tersine; yalnız, onun papaz okulunda gördüğü bu sahifelerde gizlemeğe çalışılan ne çok koyu ne de çok açık renge göre belki pek koyudur. Nice şeyin acısını çeken çağdaşlarımız bunları her türlü zevki, hattâ bir hikâye okuma zevkini berbat eden bir tiksinti ile hatırlayabilirler ancak.

Julien tilkice davranış denemelerinde az başarı gösteriyordu; bezginlik ve hattâ bütün bütüne kolu kanadı kırık anlara düştü. Bu çirkin işte bile, gene de sivrilememişti. Dışarıdan gördüğü en ufak yardım ona ne de olsa cesaret vermeğe yeterdi, atlatılacak zorluk pek büyük değildi; ama o okyanus ortasında bırakılmış bir kayık gibi yalnızdı. «Ya başarıya ulaştığım zaman ne olacak, diyordu; bu kokuşmuş toplumda geçmiyecek mi bütün ömrüm! Kimi öğle yemeğinde midelerine indirecekleri domuz yağlı omletten başka düşünceleri olmayan oburlar, kimisi de Castanede soyundan rahipler ki, hiçbir günahtan, hiçbir suçtan gözü yılmayan insanlar! Yüksek yerlere erecekler; ama ne pahasına erecekler, Tanrı bilir!»

«İnsanoğlunun iradesi güçlüdür, bunu her yerde görüyorum; ama irade böyle bir bezginliğin üstesinden gelmeğe yeter mi? Büyük adamların işi zor değil; tehlike ne kadar büyük olursa olsun, güzel buluyorlardı tehlikeyi; oysa, dört yanımı saran havadaki çirk'nliği, benden başka kim anlayabilir?!)

Bu günler hayatının en acı günleri oldu. Besançon'daki o güzelim alaylardan birine gönüllü yazılması ne kolaydı onun için! .Lâtince öğretmenliği yapabilirdi; geçimi için pek az şey yeterdi ona! ama o zaman veryansın edecekti mesleğe, hayalindeki geleceği yok bilecekti: ölmek demekti bu. İşte böyle geçiyordu gamlı günlerinin biri.

Bir sabah kendi kendine: «Öteki köy delikanlılarından başka olduğum için ne övünüp dururdum! Gel gör ki, başkalığın kin yarattığını görmek iç'n yaşamışım» dedi. Bu büyük gerçek ona en sıkıcı başarısızlıklarından biri sayesinde göstermişti kendini. Ermişlik havası içinde yaşayan bir öğrenciye yaranayım diye sekiz gün çalışmıştı. Bir sabah onunla bahçede dolaşmış, insanı ayakta uyutacak saçmalıklarını bağrına taş basarak dinlemişti. Hava birden fırtınaya dön-

199


dü, gök gürledi, o zaman mübarek öğrenci, bizimkini kaba bir tavırla başından savarak bağırdı:

— Dinleyin; bu dünyada her koyun kendi bacağından asılır, yıldırıma çarpılıp yanmak istemem: Tanrı sizi bir imansız gibi, bir Voltaire gibi yok edebilir yıldırımla.

Julien öfke ile dişlerini sıkarak ve gözlerini şimşeğin uzunlamasına izler bıraktı göğe çevirerek:

— Pırtına koparken uyursam, boğulmağı hak etmiş olurdum! diye bağırdı. Haydi gidip bir başka andavallıyı elde etmeğe bakalım.

Rahip Castanede'in din tarihi dersi çanı çaldı.

O gün yorucu çalışmadan ve babalarının yoksulluğundan temelli yılmış bu tığ gibi köylülere rahip Castanede, gözlerine pek korkunç gelen şu varlığın, hükümetin, ancak Tanrı'nın yeryüzündeki vekili sayılandan aldığı yetki ile gerçek ve yasasal gücü olduğunu öğretiyordu.

— Hayatınızın sağlamlığı, boyun eğmenizle papanın ihsanlarına hak kazanır, or.uıı ellerinde bir asa olursunuz sanki, diyordu, her biçim yoklamadan uzak, baş olarak buyruklar vereceğiniz yüksek bir yere geçebilirsiniz; elinizden alınmayan, parasının üçte birini devletin verdiği bir yer, üç-

.te ikisini ise, vaazlarınızla hak yoluna girmiş, dini bütün insanlardan koparırsınız.

Dersinden çıkınca, B. Castanede bahçeye, o gün her zamankinden daha tetik duran öğrencilerinin arasına geldi. Çevresinde halka olan öğrencilere:

— Bir rahip için şöyle denebilir; insanın değeri ne kadar büyükse, yeri de o kadar büyüktür, diyordu. Ben, size söylüyorum, öyle dağsal papazlıklar gördüm ki geliri şehir papazlıklarının çoğununki kadardır. Semiz semiz horozlar, yumurtalar, taze tereyağı ve daha bin bir çeşidi hesaba katılmazsa, avuç avuç para alırlar; hem orada papaz herşeyin başında gelir vallahi: Çağrılmadığı ne ziyafet, ne düğün, ne dernek olur.

B. Castanede odasına çıkar çıkmaz, öğrenciler gruplara ayrıldılar. Julien hiçbir guruptan değildi; uyuz bir koyun gibi tek başına bırakılıyordu. Bütün gurplarda, bir öğrenc:nin havaya para attığını görüyordu, yazı - turayı doğru bilirse arkadaşları, hemen parası bol bir papazlığa konacağı sonucuna varıyorlardı.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   43


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə