Stendhal Kırmızı ve Siyah



Yüklə 2.11 Mb.
səhifə30/43
tarix16.08.2018
ölçüsü2.11 Mb.
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   43

BÖLÜM XVII

ESKİ BİR KILIÇ

Ciddî olmak niyetindeyim; — zamanı şimdi, Rezilliğe karşı taşkın şakadır gülmek çünkü Gel gör ki erdem de bir suç sayıyor bunu şimdi.

Don Juan, Ş. I, kt. 71

Genç kız yemekte gözükmedi. Akşam bir ara salona geldi, ama Julien'in .yüzüne bakmadı. Bu davranışı delikanlıya garip geldi; «fakat, diye düşündü, itiraf etmek zorundayım, yüzlerce defa tekrarlandığını gördüğüm yaşantı davranışlarına baka baka kibar âleminin geleneklerini öğrendim, bütün bu davranışlar için bana mutlak akla yakın bir sebep gösterir.» Böyle düşündüğü halde, son derece meraka düşerek, Mathilde'in yüz çizgilerindeki ifadeyi inceliyordu; bu ifadenin sert ve yaman olduğunu kendi kendinden saklıyamı-yordu. Besbelli ki, bu kadın, b'r gece, gerçekten mutluluk taşkınlıkları içinde kollarında çırpman, ya da çırpınıyormuş gibi yapan kadın değildi.

Ertesi gün, daha ertesi gün, davranışında hep aynı soğukluk vardı; delikanlıya hiç bakmıyor, varlığını görmüyordu. Eh delice kaygulara kapılan Julien, içinde yalnız ilk gün beliren zafer duygularından şimdi pek uzaktı. İçinden: «Yoksa, diyordu, erdeme mi dönmüş olacak?» Fakat erdem sözü burnu büyük Mathilde'e göre pek bayağı bir sözdü.

Julien: «Hayatının o her zamanki davranışlarında azıcık olsun dine inanmıyor, diye düşünüyordu, dini seviyor ama kendi sınıfının çıkarlarına pek dokunduğu için seviyor.»

((İyi ama kadınlara yaraşır duyarlıkla işlediği korkunç

360

hataya doğrusu pişman olmıyacak mı?» Julien kendisini onun ilk sevgilisi sanıyordu.



Kimi anlar kendi kendine: »Ama, diyordu, itiraf etmeli ki, onun bütün varlığında saflıktan, sadelikten, sevgiden hiç eser yok; hiçbir zaman onu tahtından inen bir kraliçe gibi görmedim. Beni aşağı mı görüyor yoksa? Aşağı bir aileden dünyaya geldiğimden olacak, bana karşı beslediği' duyguya pişman olmak elinde onun.»

Julien, kitaplardan ve Verrieres'deki anılardan edinilmiş ön yargılarla dolup taşarak, sevimli ve âşığının mutluluğunu yarattığı andan sonra artık kendi öz varlığını düşünmeyen bir sevgilinin hayalini tasarlarken, Mathilde'in yaralanmış gururu ona ateş püskürüyordu.

İki aydır artık canı sıkılmağı için, can sıkıntısından da korkmuyordu artık; işte böylece, sezmeden bile, Julien en büyük kozunu da oynamıştı.

Bn.de La Mole odasında sinirli sinirli dolaşırken: «Kendimi bile bile bir adama sattım! diyordu. Bereket ki, dürüst bir erkek; ama günün birinde gururunu kırarsam, aramızda olup bitenlerin hikâyesini şuna buna anlatarak öcünü alır.» Öyle kara günlerde yaşıyoruz ki, en başına buyruk insanlar bile can sıkıntısından kurtulamıyorlar. Julien Mathilde'in ilk âşığı idi, hayatın en ruhsuz insanlara bile birtakım tatlı hayaller veren bu durumda kızcağız, en acı düşüncelerin pençesinde kıvranıyordu.

«Berii iyice avucunun içine aldı, çünkü korku salarak hüküm sürüyor ve onu çileden çıkarırsam, beni cezalandırabilir.» Yalnız bu düşünce bile Bn. de La Mole'ü Julien'e hakaret etmeğe götürmek için yeterdi. Cesaret yaratılışının ilk özelliği idi. Bütün hayatını yazı - tura oynar gibi düşünmek kadar hiçbir şey ona biraz olsun heyecan veremez ve onu bu sonsuz iç darlığından kurtaramazdı.

Üçüncü gün, Bn.de La Mole yüzüne bakmamakta inat ettiğinden, Julien yemektn sonra, hem besbelli Mathilde istemediği halde, peşine takılıp bilardo salonuna gitti.

Mathilde ona güç önüne geçilmiş bir öfke ile: ¦

— Nasıl oluyor, bayım, üzerimde cok büyük haklar kazandığınızı sanıyorsunuz, dedi, sizinle konuşmak istemediğimi açıkça belli ettiğ'm halde, nasıl oluyor da benimle böyle

361

konuşmak zalimliğini ve alçaklığını gösteriyorsunuz?... Biliyor musunuz ki dünyada hiç kimse böyle ileri gitmeğe cesaret edememiştir?



Hiçbir şey bu iki sevgilinin konuşmaları kadar eğlenceli olamazdı, birbirlerine besbelli en müthiş kinli duygular besliyorlardı. İkisi de sabırlı yaradılışta olmadıklarından, hattâ düşündüklerini kibar kibar söylemesini bildiklerinden, çok geçmeden birbirlerine iyice açıldılar ve bir daha barışmamak üzere darıldılar.

Julien:


— Sırrınızı ölünceye kadar saklıyacağıma size and içerim, dedi, şerefiniz bu açıktan açığa görülen değişiklikten tehlikeye düşmüş olmasaydı, yanınıza varıp da size asla söz söylemezdim sanıyorum.

Pek derin bir saygı ile selâmladı ve gitti.

Bir görev bildiği şeyi hiç üzülmeden yerine getiriyordu; Bn.de La Mole'e âşık olduğunu sanmaktan alabildiğine uzaktı. Besbelli üç gün önce, kendisini büyük maun dolabı sakladığında onu sevmiyordu. Fakat onunla bir daha barışmamak üzere arasının açıldığını gördüğü an, ruhunda herşey hemen alabora oldu.

Öldürücü hafızası kendisini gerçekten bu kadar soğuk karşılayan o gecenin en ufak çizgilerini bile gözleri önünde canlandırmağa başladı.

Bir daha konuşmamak üzere darıldıkları günün akşamı, Julien Bn.de La Mole'ü sevdiğini kendi kendine itiraf etmek zorunda kaldığı için çıldıracak gibi oldu.

Bu buluşu müthiş savaşlar izledi: bütün duyguları altüst olmuştu.

Aradan sekiz gün geçtikten sonra, B.de Croisenois'ya böbürlenmek şöyle dursun, hüngür hüngür ağlayarak hemen hemen onun boynuna sarılacak duruma gelmişti.

Hayatta hep acı yüzü görme içine bir sağduyu ışığı verdi. Languedoc'a gitmeği kafasına koydu, sandığını hazırladı ve postaya gitti.

Posta arabalarının konak yerine varıp da, kendisine, garip bir tesadüfün eseri olarak, ertesi gün Toulouse'a gidecek arabada bir yer olduğu söylenince, bayılır gibi olduğunu sez-

362


di. Bu yeri kapattı ve yeniden La Mole konağına, markiye gideceğini bildirmeğe döndü.

B.de La Mole dışarı çıkmıştı. Julien, canlıdan çok ölü gibi kitaplıkta onu beklemeğe gidiyordu. Kitaplıkta Bn. de La Mole'ü bulunca ne mi oldu?

Kız bizimkini görünce zalim bir tavır takındı ki, bunu ciddiye almamak delikanlı için imkânsızdı.

Başına gelen belânın etkisiyle, beklenmedik durum karşısında iyice şaşıran Julien, alabildiğine tatlı ve bağrından kopan sesle, kıza: Demek ki, artık beni sevmiyorsunuz?» demek zayıflığını gösterdi.

Mathilde öfkesinden için için gözyaşı dökerek:

— İlk önüme çıkan erkeğe kendimi teslim ettiğim için dehşet duyuyorum, dedi.

Julien:

— tik önüne çıkan erkeğe mi? diye bağırdı, kitaplığın duvarında bir antika diye asılı duran eski bir ortaçağ kılıcına saldırdı.



Bn. de La Mole'e söz söylediği anda son haddine vardığını sandığı üzüntüsü, kızm döktüğünü gördüğü utanç gözyaşları karşısında yüz kat daha artmıştı. Onu öldürebilirse insanların en mutlusu olurdu.

Kılıcı, bir hayli güçlükle, eski kınından çıkardığı anda, Mathilde yepyeni bir heyecana kapılıp kendinden geçerek, üzerine gururla yürüdü; gözyaşları dinmişti.

Julien'in hemen o anda aklına velinimeti marki de La Mole geldi. İçinden: Az kalsm öldürüyordum kızını, dedi, ne korkunç!» Kılıcı elinden fırlatıp atmak için bir davranış yaptı şöyle. «Besbelli, diye düşündü, bu melodram rolünü görünce kırılacaktır gülmekten.» Bu düşünce sayesinde gene olanca serinkanlılığını toplayabildi. Eski kılıcın demirini kılı kırk yararcasma ve sanki bir pas lekesi arıyormuş gibi inceledi, derken yeniden kınına soktu, en büyük rahatlık içinde kılıcı tutup yaldızlı tunç çiviye astı.

Gitgide iyice yavaşlayan bütün bu davranış, pek pek, bir dakika sürdü; Bn. de La Mole ona şaşkın şaşkın bakıyor-du. İçinden: «Demek az kalsm sevgilim tarafından öbür dünyayı boylamış olacaktım!» dedi.

363

Bu düşünce onu IX. Charles'ın ve III Henri'nin o en güzel çağlarma götürüyordu.



Kılcı yerine asan Julien'in karşısında Mathilde dimdik duruyor, artık içinde kinden iz kalmayan gözlerle bakıyordu ona. İtiraf etmek gerekir ki, o anda pek baştan çıkarıcı idi, hiçbir kadın bir Paris'li bebeğe (bu söz Julien'in bu şehrin kadınlarına karşı kullandığı büyük sözdü) bu kadar benze-memiştir doğrusu.

Mathilde: «Ona karşı gene bir zaaf göstereceğim, diye düşündü; gene birşey söylesem, onunla sert sert konuşarak dediğimden dönersem, artık temelli çullanır üzerime.» Kaçtı.

Kızın koşup gittiğini gören Julien; «Tanrı'm! ne de güzel! dedi. Kollarıma delicesine atılalı daha bir hafta olmayan şu yaratığa bak... Ve o anlar hiçbir zaman geri dönme^ yecek! Benim yüzümden hem de! Ve, benim için öyle ola-^ ğanüstü, öyle ilgi çekici olan bir davranış anında, aldırış bile etmedim!... Doğuştan pek alelade ve pek zavallı bir ihsan olduğumu itiraf etmeli.»

Marki geldi; Julien ona hemen gitmek istediğini bildirdi.

B.de La Mole:

— Nereye? diye sordu.

— Languedoc'a.

— Yok canım, rica ederim, daha büyük işler göreceksiniz, gitseniz bile kuzeye gidin... hattâ, askerce söylüyorum, sizi konakta göz hapsine alıyorum. Buradan iki üç saat kadar ayrılmanıza izin vermemek zorunda bırakıyorsunuz beni, size her an ihtiyacım olabilir.

Julien selâm verdi, tek söz söylemeden, markiyi müthiş şaşkın durumda bırakarak çekip gitti; konuşacak durumda değildi, odasına kapandı. Burada, kaderinin olanca iğrençliğini rahat rahat düşünebildi.

«Demek, diyordu, buradan adımımı bile atamam ha! Tanrı bilir marki beni kaç gün tutar Paris'te; yüce Tanrı'm! Ne olacağım ben? Akıl danışabileceğim bir dostum bile yok;-rahip Pirard daha ilk cümlenin sonuna getirtmez bana, kont Altamira ise oyalanmam için bir ihtilâle burnumu sokmamı öğütler.»

«îyi hoş ama deliyim ben, bunu seziyorum; çıldırmışım!»

«Kim ışık tutacak bana, nice olacak halim?»

364

BÖLÜM XVIII



ÖLDÜRÜCÜ OLAYLAR

Üstelik itiraf da ediyor bana! En ince noktalarına kadar sayıp döküyor! Gözlerime dikilen o güzelim gözleri bir başkasına duyduğu aşkı dile getiriyor!

SCHILLER.

İçi içine sığmayan Bn.de La Mole az kalsın öldürülmüş olmanın mutluluğunu düşünüp duruyordu sadece. Hattâ şöyle diyecek kadar ileri de gidiyordu: «Beni öldürmeğe kalktığına göre, erkeğim olmağa hak kazanmıştır. Böylece tutuklu bir davranışta bulunabilmek için acaba sosyeteden kaç yakışıklı gencin bir araya gelmesi gerekir?»

«Kılıcı duvara, tam da halı ustasının verdiği güzel biçimde asmak için, iskemleye çıkmış olduğunda ne kadar güzel olduğunu itiraf etmeli! Ne olursa olsun, ona gönül bağladığıma pek o kadar delilik etmiş değilim.»

O an, güzel bir barışma fırsatı çıkmış olsaydı, bundan seve seve yararlanabilirdi. Julien, odasına kapanıp da kapısını iki kere kilitledikten sonra, pek amansız umutsuzluk içinde kıvranıp duruyordu. Çılgınca düşüncelere kapılıp, gidip kızın ayaklarına kapanmağı düşünüyordu. Böyle kıyı bucakta kalacağı yerde, bahçede ve konakta, fırsatlar yaratabilecek biçimde dolaşmış olsaydı, korkunç üzüntüsü bir anda belki en sonsuz mutluluğa dönebilirdi.

Fakat üzerinde yokluğunu gördüğümüz beceriklilik, şu an, kendisini Bn. de La Mole'ün gözünde pek güzelleştiren o kılıca sarılış gibi yüce davranışı önlemiş olurdu. Bu tutku, Julien'in yakasına yapışan tutku, bütün gün sürdü; Mat-hllde onu sevmekle geçirdiği kısa anların tatlı bir hayalini gözlerinde canlandırıyor, bu anları özlüyordu.

İçinden: Doğrusu, diyordu, benim bu zavallı çocuğa fcjar-şı olan aşkım onca, gece yansından sonra saat birden, elbisesinin yan cebinde, bütün tabancaları ile birlikte merdive-niyle çıkıp geldiğini gördüğüm andan, sabahın sekizine ka-

365

•dar sürdü yalnız. Bir çeyrek saat sonra, Eren-Valere kilisesinde töreni dinlerken, onun bana hâkim olmağa kalkışacağını, korkutarak beni her dediğine boyun eğmeğe zorlamağa ¦çalışabileceğini başladım düşünmeğe.»



Yemekten sonra, Bn. de La Mole, Julien'den kaçacak yerde onunla konuştu ve onu hemen hemen bahçeye kadar peşinden gelmeğe zorladı; o da boyun eğdi. Doğrusu bir bu »eksikti. Mathilde gene ona karşı duymağa başladığı aşka ihiç şüphe etmeden kaptırıyordu kendini. Delikanlının yanında dolaşmaktan sonsuz bir sevinç duyuyor, sabah kendisini öldürmek için kılıcı çekmiş olan bu ellere meraklı meraklı bakıyordu.

Bununla birlikte, bütün bu olup bitenlerden sonra, artık eskisi gibi konuşmaları söz konusu olamazdı.

Mathilde yavaş yavaş ona içtenlikle gönlünden geçeni .anlatmağa başladı. Bu yol konuşmadan garip bir zevk duyuyordu; bir zamanlar B.de Croisenois'ya, B.de Caylus'a karşı »duymuş olduğu o geçici heyecan fırtınaları ona uzun uza--dıya sayıp dökmeğe kalktı...

Julien:


— Ne! B.de Caylus'a da mı? diye bağırdı.

Ve bu sözde bırakılmış bir âşığın olanca acı kıskançlığı ıbeliriyordu. Mathilde böyle yargı verdi, buna hiç de alınmadı.

Yoldan dönüyorlardı... Tam dönüş anmda Mathilde'in kolu Julien'inkine değdi. Kızcağız bir zamanlar duyduğu sevgileri en allı pullu sözlerle, hattâ en içten gelen gerçek sesiyle en ince noktalarına kadar anlatırken, Julien'i çileden çıkarmağa devam etti. Delikanlı gözleri önünde ne varsa allayıp pulladığmı görüyordu.

Kıskançlık acısı bundan ileri gidemez.

Bir rakibin sevilmiş olmasından şüphelenmek pek öldürücüdür ama, taparcasına sevilen kadın tarafından o rakibin gönlünde uyandırılan aşkın bir bir anlatıldığını işitmek acıların belki en büyüğüdür.

Julien'i kendisini Caylus'lardan, Croisenois'lardan üstün tutmağa sürüklemiş olan gururlu davranışlar, o an, cezasını nasıl da bulmuştu! Onların en küçük üstünlüklerini •can ve gönülden acı duya duya nasıl da gözünde büyütüyor-

366

du! Kendisini çılgınca ateşli bir içtenlikle nasıl da hor görüyordu.



Mathilde ona tanrı'dan da üstün gibi geliyordu, hayranlığının sonsuzluğunu dile getirmek için her söz zayıf kalır. Onun yanında dolaşırken, kaçamak kaçamak ellerine, kollarına, ece gibi yürüyüşüne bakıyordu. Aşktan ve acıdan bitkin, Merhamet!» diye bağırarak, ayaklarına kapandı kapanacaktı.

Ve bu kadar güzel, herkesten bu kadar üstün olan, bir def acık beni seven bu kız, besbelli yakında B. de Caylus'a gönül verecektir!»

Julien Bn. de La Mole'ün içtenliğinden kuşku edemezdi; gerçeğin sesi işitiliyordu bütün söylediklerinde iyice. Acısında hiçbir şey eksik değil ama, mutlak eksik olmasın diye, öyle anlar oldu ki Mathilde, bir zamanlar B.de Caylus'a duyduğu duygulardan söz açarak şimdi de sanki onu sevi-yormuş gibi konuşmağa başladı. Sesinde besbelli aşk vardı, Julien bunu açıkça görüyordu.

Bağrına eritilmiş kurşun akıtılmış olsa bu kadar acı duymazdı. Kendisi ile konuşmasının, bir zamanlar B.de Caylus'a ya da B.de Luz'a karşı duyduğu sevgi hafifliklerini hatırlamaktan büyük zevk duyduğundan ileri geldiğini, acının bu noktasına varmış bulunan zavallı delikanlı delikanlı, nasıl anlayabilirdi?

Hiçbir şey Julien'in sıkıntılarını dile getiremezdi. Birkaç gün önce odasına girmek için saat birin vurmasını beklediği o ıhlamur ağaçları altında anlatılan o başkalarına karşı duyulan aşkın en ince noktlarmı şimdi anlıyordu. Bir insan varlığı acının bundan beterine dayanamazdı.

Mathilde annesi tarafından üç kez çağrıldıktan sonra, saat ancak dokuz buçuğu geçerken bahçeden ve Julien'den ayrıldı... İçinden hiç de aldırış etmeden: Benim bugün, sevdiğim o gün sever gibi olduğundan kat kat üstünmüş!» diye düşüünyordü.

Bu biçim içtenlik tam sekiz gün sürdü. Mathilde onunla konuşmak için bazan fırsat arar gibi oluyor, bazan da bu fırsatları kaçırıyordu; ikisinin de, üzücü bir tutku içinde dönüp dolaşıp ele alır gibi oldukları konuşma konusu, kızın başka erkeklere karşı duymuş olduğu sevgilerin hikâyesi idi;

367


5Tazmış olduğu mektupları delikanlıya bir bir anlatıyor, hattâ mektupların sözcüklerine dek hatırlatıyor, her cümleyi ezbere okuyordu. Son günlerde bir biçim sinsî sevinçle Julien'e bakar gibi olmuştu. Kendisini avucunun içinde tutan zalimin zaafını görüyor, böylece onu sevebileceğine inanç duyuyordu. Bu zalimin acıları kendisi için büyük bir sevinç demekti.

Görülüyor ki, Julien'in hayat hakkında hiçbir denemesi yoktu, roman bile okumamıştı; biraz daha toy olsaydı ve bu genç kıza, taparcasına sevdiği ve kendisine garip garip herşeyi sayıp döken kıza biraz serinkanlılıkla: Ben bütün o baylar kadar değerli değilim ama, düşünün ki, gene de seviyorsunuz beni!» diyebilseydi...

Genç kız içinden geçenlerin anlaşıldığına belki de sevinirdi; hiç değilse bu işin sonucu Julien'in bu düşünceyi açıklayış biçimine, seçmiş olacağı eşref saate göre ayarlanmış olurdu temelli. Mathilde için tekdüzen olmağa başlayan bir durumdan, herhalde, yüzünün akı ile kurtulmuş olurdu büsbütün.

Bir gün uzun bir gezinti sonunda aşktan ve acıdan bitkin düşen Julien:

—- Ben sizi taparcasına seviyorum ama, siz artık sevmiyorsunuz beni! dedi.

Bu söz yaptığı hemen hemen en büyük aptallık idi.

Bu söz Bn. de La Mole'ün ona içini dökmekten duyduğu bütün zevki bir anda yok etti. Kız, aralarında olup bitenden sonra delikanlının kendini hikâyelerine kızmadığına hayret etmeğe başlıyor, hattâ daha ileri giderek, delikanlı o aptalca sözü söylediği anda, belki artık kendisini sevmediğini düşünmeğe bile kalkıyordu. Kızcağız içinden: Gururu belki de aşkını söndürdü, diyordu. Kendisinden böyle üstün olduklarını kabul ettiği, Caylus de Luz, Croisenois gibi kimselerin tercih edildiklerini görüp de kızmayacak erkeklerden değildir. Hayır, ayaklarıma kapandığını görmiyeceğim artık!»

Daha birkaç gün öncesine kadar Julien. üzüntüsünden ileri gelen saflıkla kıza bu bayların parlak özelliklerinin içten bir övgüsünü yapıyordu sık sık; hattâ bu özellikeri göz önünde büyütmeğe bie kalkıyordu. Bu başkalık Bn.de La

368

Mole'ün gözünden hiç kaçmamıştı, buna şaşırmıştı ama, bir türlü nedenini bulamıyordu. Julien'in coşkun ruhu, sevdiğini sandığı bir rakibini göklere çıkara çıkara, onun mutluluğuna karşı içtenlik gösteriyordu.



Onun pek içten gelen, ama pek aptalca olan sözü, bir anda herşeyi değiştiriverdi; Mathilde, sevilmiş olduğuna inanarak, delikanlıyı düpedüz hor gördü.

Bu yersiz sözün söylendiği anda genç kız onunla dolaşıyordu; delikanlıdan ayrıldı, son bakışı en müthiş hakareti gösteriyordu. Salona girince bütün gece artık ona bakmadı, bile. Ertesi gün bu hor görüş bütün kalbini dolduruyordu;. sekiz gün, Julien'i en candan dost diye gördüğünden, kendisine büyük zevk veren duygudan artık eser kalmamıştı; delikanlıyı görmek bile tuhaflık veriyordu ona. Mathilde'iri duygusu çok geçmede nnefrete kadar yükseldi; gözleriyle delikanlıya rastladıkça duyduğu tiksintiinn derinliğini hiçbir şey açıklayamazdı.

Julien, Mathilde'in ruhunda olup bitenlerden hiçbir şey anlamamıştı ama, üstün sezgisi hakareti sezmişti. Elinden geldiği kadar karşısına az çıkmak sağduyusunu gösterdi, ona hiç bakmadı.

Fakat kendisini onu görmekten alıkoyuşu hiç de öldürücü bir iş olmadı değil. Acısının bu yüzden daha da arttığını sezer gibi oldu. İçinden: Bir erkek kalbinin cesareti daha da ileri gidemez» diyordu. Ömrünü konağın çatı katlarındaki bir odanın pencereciği önünde geçiriyordu; pancur sımsıkı kapatılmıştı, hiç değilse Bn. de La Mole'ü bahçede dolaşırken görebiliyordu.

Kızın yemekten sonra B.de Caylus, B. de Luz ya da bir zamanlar sever gibi olduğunu söylediği herhangi biriyle dolaştığını görünce ne duruma düşüyordu?

Julien böyle büyük bir acı çekeceğini aklına bile getirmemişti; çığlıklar koparak duruma geliyordu; bu öylesine güçlü ruh, en sonu altüst olmuştu.

Bn. de La Mole'dan başka her düşünce ona iğrenç geliyordu; en sudan mektupları yazmağa bile eli varmıyordu.

Marki bir sabah ona:

— Çıldırmışsın, dedi.

Julien, anlaşılmış olmaktan ödü koparak, hasta oldu-

36S>

ğunu söyledi ve inandırmanın yolunu da buldu. Bereket, B. de La Mole, akşam yemeğinde ona yakında yolculuğa çıkacağından alaylı alaylı söz açtı; Mathilde yolculuğun iyice uzun sürebileceğini anladı. Julien nice gündür kendisinden kaçıyordu, bu pek solgun yüzlü ve pek kederli, bir zamanlar sever gibi olduğu gençte bulunmayan bunca özelliği kendilerinde toplayan pırıl pırıl delikanlılar da, kızcağızı artık daldığı hülyadan kurtaramıyorlardı.



Genç kız içinden: Uluorta bir kız, diyordu, bir salonda bütün gözleri üzerlerine çeken bu gençler arasında, üstün bulduğu erkeği seçer; ama dehanın özelliklerinden biri de düşüncesini bayağılıkla çizilen yolda yürütmemektir.»

Yalnız, benim sahip olduğum servetten yoksun bulunan Julien gibi bir adamın arkadaşı olursam, boyuna dikkati çeker, hiç silik kalmam hayatta. Halktan çekindikleri için atları kötü süren bir arabacıya diklenmeği bile göze alamayan yeğenlerim gibi boyuna, ihtilâl ha çıktı, ha çıkacak diye titremek şöyle dursun, bir iş ama büyük bir iş başaracağından emin olabilirim, çünkü seçtiğim adamda irade ve sınırsız bir yükselme hevesi var. Neymiş eksiği? Dostlar mı, para mı? Ben sağlanm ona bunları.» Fakat düşüncesi Julien'i isteyince sevilen, kendisinden biraz aşağı bir insan sayıyordu.

BÖLÜM XIX

OPERA BOUFFE (108)

Nasıl da benziyor bu aşkın baharı Bir Nisan ayının o çılgın zaferine; ; " Güneş saçıyor şimdi olanca güzelliğini ama, Bir bulut alıp götürecek herşeyi gene!

CHAKESPEARE (109).

Aklı fikri yarınına ve oynayacağını umduğu garip role takılan Mathilde, çok geçmeden bir zamanlar Julien'le yapmış olduğu o yavan ve fizik ötesi tartışmaları özleyecek duruma geldi. Bu kadar üstün düşüncelerden bıktığı için ola-

F: 24


âiV

cak, bazan delikanlının yanında tatmış olduğu mutluluk anlarını da içi sızlaya sızlaya hatırlıyordu; bu son anılar hiç de vicdan azabı duyurmadan geçmiyordu, bu yüzden kimi anlar bitkinleşiyordu.

Kendi kendirıe: Ama insan zaaf gösterse de, diyordu, insanın yalnız değerli bir adam uğruna görevlerini unutması benim gibi bir kıza yakışır doğrusu; ne kaytan, bıyıklarının, ne de ata binişinin beni baştan çıkardığı söylenmiyecek hiçbir zaman, ancak Fransa'yı bekleyen yarın hakkındaki o derin tartışmalarına, üzerimizde eritilen olayların 1688 İngiliz ihtilâli ile gösterebildiği benzerlik üzerindeki düşüncelerine hayran kaldığımı söyleyeceklerdir.)» Vicdan azaplarını yatıştırmak için: Baştan çıktım, diyordu, zayıf bir kadınım, ama hiç değilse bir taş bebek gibi büyük bir ruhun ifadesini gördüm.»

Bir ihtilâl koparsa Julien Sorel, neden Roland rolü, ben de neden Bn. Roland rolü oynamıyayım sanki? (110). Bu rolü Bn. de Stael'in rolünden kat kat üstün sayarım (111). davranış ahlâksızlığı yüzyılımızda bir engel olacaktır. Bir ikinci zaaf göstererek hakkımda ileri geri konuşmayacaklardır besbelli; böyle olursa utancımdan ölürüm.»

Mathilde'in hülyaları, doğrusunu söylemek gerekirse, sayıp döktüğümüz düşünceleri kadar pek öyle ciddî değildi.

Gizli gizli Julien'e bakıyor, delikanlının en yalın davranışlarında bile tatlı bir incelik buluyordu.

içinden: Besbelli, diyordu, haklar üzerindeki en ufak düşüncesine varıncaya kadar onu mahvetmeği başardım.»

«Zavallı çocuğun, bundan sekiz gün önce bana bahçede bu temiz aşkını dile getirirken takındığı o üzgün ve derin tutkulu hali, bunu gösteriyor; o kadar saygının, içinde o kadar tutkunun pırıl pırıl belirdiği bir söze kızarak iyiden iyiye kalabalık ettiğimi söylemeliyim açıkça. Karısı değil miyim yoksa? Bu söz pek yerinde idi ve itiraf etmeli ki, o da çok sevimli idi. Kendisiyle yaptığım o uzun uzun konuşmalardan sonra, hem o kadar da zalimlik ettiğim halde, galiba yaşadığım hayatın sıkıcılığmın bende bu kibar âleminin kıskanç gençlerine karşı uyandırdığı geçici hevesler yüzünden zalimlik ettiğim halde, Julien gene de seviyordu beni. Ah, onların benim için ne kadar az tehlikeli olduklarını bir bil-

371

se! Kendi yanında olanların ne kadar sönük kaldıklarını ve hepsinin de aynı kalıptan çıkma kişiler olduklarını bilse!»



Mathilde, bunları düşünürken, kendisine bakan annesini bir işle uğraştığına inandırmak için albümünün bir sahi-fesine kalemle gelişi güzel çizgiler çiziyordu. Bitirdiği profillerden biri kendisini hayrete düşürdü, gözlerini kamaştırdı; bu profil bal gibi Julien'e benziyordu. Coşarak: İşte Tanrının sesi! İşte aşkın mucizelerinden biri, diye bağırdı; sezmeden portresini yapmışım.)»

Odasına kaçtı, kapıyı kilitledi, durmadan çalıştı, Juli-en'in portresini tamamlamak için ciddî ciddî çalıştı, ama başaramadı; gelişi güzel çizilmiş profil en çok benziyordu ona; Mathilde kendinden geçti, bu işte büyük aşkın en gerçek izini gördü.

Albümünü neden sonra, ancak markiz kendisini İtalyan operasına götürmek üzere çağırttığında bıraktı elinden. Aklında tek düşünce vardı, annesini kendileriyle birlikte gelmeğe razı etmek için gözleriyle Julien'i aramak.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   ...   43


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə