Stendhal Kırmızı ve Siyah



Yüklə 2.11 Mb.
səhifə40/43
tarix16.08.2018
ölçüsü2.11 Mb.
1   ...   35   36   37   38   39   40   41   42   43

484


zeliği ve bozulmaz bir büyüsü vardı. Paris'teki başarılarını hiç düşünmüyordu; usanmıştı bunlardan.

Günden büne artan bu duygular Mathilde'in kıskançlığı tarafından birer birer sezilmiş oldu. Yalnızlık aşkı ile savaşma gerektiğini açıkça görüyordu gene kadın. Bazan, Bn. de Renal adını ağzına dehşetle alıyordu. Julien'in titrediğini görüyordu. Bundan böyle tutkusu ne sınır tanıdı, ne de ölçü bildi.

Tâ gönülden kopan inançla içinden: «O ölürse, ben de ölürüm ardından, diyordu. Benim mevkiimdeki bir kızın ölüme mahkûm bir sevgiliye taptığını görünce Paris salonları neler diyecek? Böyle duygulara erişmek için, gene kahramanlar çağma uzanmalı; IX. Charles ile III. Henri zamanındaki o yürekler titreten aşklar bu biçim aşklarmış.»

En coşkun anlarda, Julien'in başını bağrına bastığı zaman, içinden dehşetle: »Nasıl olur! diyordu, nasıl olur da bu sevimli baş kesilmiş olur!» Mutluluk veren bir kahramanlıkla coşarak: «Ah! diye ekliyordu, bu güzelim saçlarına değen dudaklarım, yirmi dört saat sonra buz kesilmiş olacak.»

Bu kahramanlık ve korkunç aşkla dolu anların anıları onu dayanılmaz bir kucaklayışla kucaklıyordu. Kendiliğinden yer eden, şimdiye dek bu mağrur ruhtan çok uzak kalmış olan intihar düşüncesi, bu ruha yerleşti ve burada hemen kesin bir egemenlik kazandı. Mathilde gururlu gururlu içinden: «Hayır, atalarımın kanı bana gelene dek soğu-mamıştır hiç», diyordu.

Bir gün sevgilisi ona :

— Sizden bir ricada bulunacağım, dedi: çocuğunuzu Verrieres'de verin emzirmeye, Bn. de Renal sütnineye göz-kulak olur.

— Bu bana söylediğiniz çok ağır... Ve Mathilde sapsarı oldu.

Julien hülyasından sıyrılarak genç kadını kolları arasında sıkarak:

— Doğru, bin kere özür dilerim sana.

Genç kadının gözyaşlarını kuruttuktan sonra, gene kendi düşüncesine döndü, ama daha kurnazca. Söyleyişe hazin bir felsefe havası vermişti. Kendisi için nerede ise kapanıp gidecek olan şu yarınlardan söz açıyordu.

485


— Canım nonoşum, kabul etmeli ki, büyük aşklar, hayatta bir arızadır, ama bu arıza yalnız üstün ruhlarda görülür... Oğlumun ölümü ailemizin şerefi için hayırlı olur elbet, aşağılık insanların düşünceleri de böyledir. Bu acı ve utanç meyvası çocuğun kaderi yoksulluk olacaktır... Gününü tamı tamamına kestiremediği, ama cesaretimin gene de sezdiği bir zamanda, son öğütlerimi tutarsınız sanıyorum; B. de marki de Croisenois ile evleneceksiniz.

— Ne, ele güne rezil olduktan sonra mı?

— Sizinki gibi bir ada şerefsizlik kondurulmaz. Bir dul ama deli bir adamın dul karısı olacaksınız, işte bu kadar. Daha ileri gideceğim; para uğruna işlenmemiş suçum hiç de şeref kırıcı olmayacaktır. Belki o zaman, bir kanun koyucu çıkar da, çağdaşlarının ön yargılarından kurtularak, ölüm cezasını ortadan kaldırmağı becerir (151). O zaman, birkaç dost söz gelişi şöyle der: «Bakm, Bn. de La Mole'ün ilk kocası deli idi ama, kötü bir adam değildi, bir alçak değildi. Bu kafayı kesmek saçma oldu» der... O zaman hatıram hiç de alçak olmayacak; h:ç değilse bir süre sonra... Toplum içindeki durumunuz, servetiniz ve müsaade buyurun da söyleyeyim, dehanız, kocanız olacak B.de Croisenos'ya, tek başına kıvıramıyacağı bir rol oynatır. Onun sadece asaleti ve cesareti var, 1729 yılında tam bir insan yaratan bu gibi bütün incelikler, bir yüzyıl yanlışlığını gösteriyor, insan olup olacağı böbürlenişler veriyor. Fransız gençliğinin başına geçmek için daha başka şeyler gerek!»

«Kocanızı sokacağınız partiye sağlam ve işbilir bir insanın yardımını yaparsınız. Siz Fronde içsavaşmdaki Chev-reuse'lerin ve Longueville'lerin yerini tutarsınız... Ama, iki gözüm sevgilim, şimdi içimi yakan kutsal ateş, biraz sönmüş olacak o zaman.»

Hazırlayıcı daha başka birkaç cümleden sonra:

— Müsaade buyurun da söyliyeyim size, dedi, onbeş yıl sonra bana karşı duymuş olduğunuz aşka bağışlanabilir bir çılgınlık, ama ne olursa olsun çılgınlık diye bakacaksınız...

Birden durdu ve daldı, Mathilde için pek acı sayılan şu cümle ile gene karşı karşıya buldu kendini: «On beş yıl sonra Bn. de Renal oğluma tapacak ama siz, onu unutmuş olacaksınız.»

486


BÖLÜM XL

HUZUR


Bir zamanlar deli olduğum içindir ki, bugün aklı başında bir insanım. Ey her-şeyi ancak bir anda gören bilge görüşlerim ne kadar kısa! Senin gözün tutkunun içten içe kaynamasını izlemek için yaratılmış değildir.

Bn. GOETHE (152)

Bu söyleşi savunma işini üzerine almış avukatla görüs> me ve sorgu yargıcının gelmesi üzerine yarıda kalmış oldu. Gamsızlık ve tatlı hayallerle dolu bi" hayatın tek can sıkıcı

anları idi.

Julien avukata olduğu gibi yararım da:

— Ortada suç var, hem de tasarlanarak işienmiş suç dedi. Gülümseyerek: Çok üzüldüm, Baylar, diye ekledi; ya' nız az iş düşecek sizlere.

Julien, bu iki adamdan yakasını kurtarmış olunca için den: «Ne olursa olsun, diyordu, yürekli olmalıyım, hem ik.' adamdan da yürekli olmalıyım doğrusu. Onlar ancak günü geldi mi ciddî ciddî düşüneceğim, bu acıdan doğan felâkete, felâketlerin en büyüğü diye, dehşetlerin dehşeti diyc oaKi-yorlar.»

Julien kendi kendine felsefe yaparak: «Daha büyük felâket gördüm de ondan, diye devam etti. Strasbourg'a ilk yolculuğumda, Mathilde tarafından açıktan açığa unutul muş olduğuma inandığım zaman çok daha başka acı çeki* yordum... Ve bugün beni pek ilgisiz bırakan gerçek sevgiy5 olanca tutkuyla arzu ettiğimi söyleyebilmek!... Doğrusu-yalnız kaldığım zamanlar bu çok gü?eî kızın yalnızlığıma paylaştığı zamankinden daha mutluyum...»

Avukat, kural ve kırtasiye adamı, onun deli olduğunu sanıyor ve eline tabancayı yerleştiren şeyin kıskançlık olduğunu düşünüyordu halkla birlikte. Bugün, bu iddianın, İster doğru, ister yanlış, iyi bir savunma yolu olduğunu Ju-

487


lien'e söylemeğe kalktı. Fakat suçlu hemen ateşli ve kaba bir insan oldu.

Çiledek çıkan Julien :

— Kuzum, bayım, diye bağırdı, bu iğrenç yalanı bir daha ağzınıza almamağa bakın.

İhtiyatlı avukat bir an öldürülmüş olma korkusu geçirdi.

Kesin an yaklaştığı için, savunmasını hazırlıyordu. Be-sançon ve bütün bölge yalnız bu önemli dâvadan konuşuyordu. Julien bu ince noktayı bilmiyordu, bu gibi şeylerden kendisine hiç söz edilmemesini rica etmişti.

O gün, ağızdan ağıza dolaşan, akılları sıra, umutlar verecek, çok güçlü bazı dedikoduları ona işitirmek isteyen Fo-uque ile Mathilde'i Julien daha ilk sözcükte durdurmuştu.

— Bırakın ideal hayatımı bana. Sizin ufak tefek kuruntularınız, bence az çok üzücü sayılan gerçek hayat üzerindeki düşünceleriniz, beni Tanrı'dan yoksun edebilirdi. İnsan elinden geldiği gibi ölür; ben de sadece canımın istediği gibi düşünebilirim ölümü. Başkaları ne umurum? Başkaları ile olan bağıntılarım birden kesilmiş olacak. Ne olur, artık bana şu insanlardan söz açmayın: sorgu yargıcı ile avukatı görmek yeniden ayak takımına karışmak demektir açıkça.

Kendi kendine: «Doğrusunu söylemek gerekirse, diyordu, kaderimin hayal kura kura ölmek olduğu anlaşılıyor. Bencileyin tanınmamış öldükten on onbeş gün geçtikten sonra unutulmuş olacağına inanan bir insan, açık konuşmalı, oyun yapmakla aldatılmış olacak doğrusu...»

«Ama garibi şu ki, ben hayatın tadını çıkarma sanatını ancak ölümün iyice yaklaştığını gördüğüm zaman anladım.»

Bu son günleri kale burcunun tepesindeki daracık ta-raçasmda, Mathilde'in bir adam salıp Hollanda'dan bulup getirttiği sigaraları içerek dolaşmakla, görünüşün hergün şehrin dürbünleri ile beklenmiş olduğunu sezmeden geçiriyordu. Aklı fikri Vergy'de idi. Fouque'ye Bn. de Renal'den hiç söz açmıyordu ama, bu dost ona kadının gene çabucak iyileştiğini iki üç kez söyledi, bu söz içinde tepki uyandırdı.

Julien'in gönlü hemen her zaman olduğu gibi düşünceler ülkesinde dolaşırken, Mathilde, bir soylu kişiye yaraşır-

488


casma gerçek işlerle düşe kalka. Bn. de Fervaques ile B. de de Frilair arasındaki yazışmanın derinliğinin öyle bir noktaya vardığını öğrenmişti ki, piskopos gibi büyük söz bile çoktan söylenmişti.

Kilise yararlarının olanı biteni ile görevli, sayın piskopos, yeğenine donattığı bir mektuba yazı düş olarak şöyle ekledi: Şu zavallı Sor el bir çılgın olup olacağı, umarım ki onu bize geri verirler.

Bu satırları görünce, B.de Frilair kendinden geçer gibi oldu. Julien'i kurtaracağından kuşku etmiyordu.

Kurula girecek otuz altı jüri üyesinin seçiminden bir gün önce Mathilde'e:

— Bir yığın jüri üyesi listesi düzenlenmesini isteyen, asilzadeler üzerindeki olanca yetkiyi kaldırmaktan başka hiç bir gerçek amacı olmayan şu jakobin kanunu olmasaydı, diyordu, yargı şu diyebilirdim: Rahip N...u temize çıkarttım düpedüz.

Ertesi gün, oy sandığından çıkma adlar arasında, B. de Frilair, Besançon papazlar kurulundan beş kişiyi, şehre yabancı olanlar arasında da B. Valenod, B. de Moirod, B. de Cholin gibi adları sevinçle gördü Mathilde'e:

— Bu sekiz kişiyi ilkin avucumun içine alırım, dedi. İlk beşi makinedir. Valenod benim adamım, Moirod herşeyini bana borçludur, de Cholin ise herşeyden korkan bir budaladır.

Gazete jüri üyelerinin adlarını bölgeye yaydı ve Bn.de Rânal, kocasının anlatılmaz dehşetine inat, Besançon'a gelmek istedi. B.de Renal'in bütün elde edebildiği şu oldu ki karısı, tanık diye çağrılmış olma huzursuzluğuna meydarî vermemek için dünyada yatağından dışarı çıkmıyacaktı.

Eski Verrieres belediye başkanı:

— Durumumu anlamıyorsunuz, diyordu, dediklerine göre ben şimdi, bozgun taraftarı hürriyetçiyim; şu rezil Vale-nor ile B.de Frilair savcıdan ve yargıçlardan beni lekeleyebilecek olan herşeyi kolayca elde edebilirler.

Bn.de Rânal güçlük çıkarmadan kocasının buyruklarına boyun eğdi. İçinden: «Ağır Ceza Mahkemesinde çıkarsam diyordu, öç almak istermişim gibi olurum.»

Gerek günah çıkarıcı papazına ve gerekse kocasına ver-

489

diği bütün ihtiyat sözlerine rağmen, daha Besançon'a varır varmaz kendi eliyle otuz altı jüri üyesinin herbirine mektup yazdı.



«Yargılama günü mahkemede bulunmayacağım hiç. Bayım, çünkü benim oluşum B. Sorel'in dâvasında kötü olabilir. Dünyada ve hem de gönülden bir tek şey diliyorum yalnız, onun kurtulmuş olması. Hiç şüpheniz olmasın, benim yüzümden bir suçsuzun başının kesilmiş olması gibi korkunç düşünce bundan sonraki hayatımı zehirleyecek ve kısaltacaktır besbelli. Ben yaşadıkça, nasıl olur da ölüme mahkûm edebilirsiniz? Hayır, olmaz, toplumun hayata kıymağa, hele Julien Sorel gibi bir insanın hayatına kıymağa hakkı yoktur hiç. Verrieres'de, herkes, onun yolunu şaşırma anlarını biliyordu. Bu zavallı delikanlının zorlu düşmanları var; ama düşmanları (hem de nasıl!) arasından hangisi çıkar da onun hayran olunabilir değerlerinden ve derin bilgisinden kuşku eder? Bu hakkında yargı vereceğiniz uluorta bir dâva değildir, bayım. Biz onu hemen hemen on. sekiz ay dinsever, uslu akıllı, becerikli insandır diye tanıdık; fakat, yılda iki üç kez, onu çileden çıkartmağa varan karasevda bunalımlarına tutulurdu. Bütün Verrieres şehri, yazı geçirdiğimiz Vergy'deki bütün komşularımız, bütün ailem, ilçebay, o bile, onun örnek olacak kadar dinsever olduğuna tanıklık edeceklerdir; bütün kutsal kitabı öğrenmek için kendini yıllar yılı zora sokmuş mudur? Bu mektubu size sunmak şerefi benim oğullarımın olacak: çocuktur onlar. Onlara sormak tenezzülünde bulunan bakalım, bayım, bu zavallı delikanlı hakkında sizlere onu ölüme mahkûm etmenin dehşet olacağına inandırmak için gerekli bütün noktaları anlatacaklardı. Benim öcümü almak şöyle dursun, beni ölüme mahkûm edeceksiniz sizler.»

«Bu dâvaya karşı ne itirazda bulunabilir düşmanlar? Çocuklarımın bile mürebbilerinde gördükleri o çılgın, anlarından birinin sonucu sayılan yara o kadar az tehlikeli ki, aradan iki aydan az bir zaman geçtikten sonra bana posta arabasına atlayıp Verrieres'den Besançon'a gelme imkânını verdi. Eğer, bayım, bu kadar az suçlu bir insanı kanunların vahşetinden kurtarmada azıcık duraksadığmızı öğrenirsem,

490

sırf kocamın buyruklarının beni içinde yatırdığı yatağım* dan çıkar, gelip ayaklarınıza kapanırım.»



«Suçun tasarlanarak işlenmediğini söyleyin, bayım, böylelikle de bir suçsuzun kanma girrriş olmazsınız», v.s. v.s.

BÖLÜM XLI

YARGI

Memleket bu ünlü dâvayı daha uzun zaman hatırlayacaktır. Suçluya karşı duyulan ilgi heyecana kadar yükselmişti: çünkü suçu hayret uyandırıcı idi ama korkunç değildi ki bu delikanlı! Yüce kaderi, birden sönmüş kaderi merhameti çoğaltıyordu. Kadınlar bildikleri erkeklere: «Onu mahkûm edecekler nü ölüme?» diye soruyorlardı ve karşılık beklerken yüzlerinin sapsarı kesildiği görülüyordu.



SAİNTE-BEUVE (153).

Artık o gün, Bn. de Renal ile Mathilde'in yürekleri çarpa çarpa bekledikleri gün gelip çattı böylece.

Şehrin sağlam ruhunu bile heyecandan uzak bırakmıyordu. Bütün taşra bu romanlara özgü dâvanın nasıl baş-lıyacağmı görmek için akın akın Besançon'a koşmuştu.

Günlerdir, artık hanlarda yer kalmamıştı. Ağır ceza mahkemesi başkanı dört bir yandan gelen o giriş kartı ala-bUme ricaları ile dolu mektuplardan kafası kazana dönmüştü; şehrin bütün kadınları yargılamada hazır bulunmak istiyorlardı; sokaklarda bağır bağıra Julien'in resmi satılıyordu, v.s., v.s.,

Mathilde bu yüce konu için gerekir diye •** piskoposu hazretlerinin kendi elinden çıkma bir mektubu yedek olarak saklıyordu. Fransa Kilisesi'ni yöneten ve piskoposları atayan bu yüce papaz mektubunda, Julien'in kurtulmasını rica etmek tenezzülünde bulunuyordu. Yargılamadan bir gün önce, Mathilde bu mektubu güçlü piskopos muavinine sundu.

491


Görüşme sonunda, genç kadın gözleri dolu dolu dışarı çıkarken B.de Frilair, artık ihtiyatlı diplomatlığından sıyrılarak ve sanki kendi de heyecana kapılarak ona:

— Jürinin kararını biliyorum, dedi. Koruduğunuz gencin cinayetinin belli olup olmadığını, hele bu işten önceden tasarlama bulunup bulunmadığını araştırmakla görevli on iki kişi içinde, yükselmeme bağlı altı dost sayabilirim, piskoposluğa yükselmemin kendilerine bağlı olduğunu işittirdim. Benim Verrieres belediye başkanı yaptırdığım baron Valenod, yönetimi altında bulunanlardan ikisini, B.de Moi-rod ile B.de Cholin'i besbelli kendi havasına uydurur. Doğrusunu isterseniz, talih bu işte karşımıza pek kötü düşünceli iki üye çıkardı; fakat, ne kadar aşırı hürriyetçi olursa olsunlar, büyük işlerde benim sözlerimi can kulağı ile dinlerle, onlara da B. Valenod gibi oy vermelerini rica ettirdim. Öğrendim ki, endüstrici, pek zengin ve çenesi düşük hürriyetçi olan, altıncı jüri üyesi, Millî Savunma Bakanlığı'nda bir müteahhitlik istemekteymiş gizlice ve besbelli ki beni gücendirmek istemezdi. Ona da B.de Valenod'nun benim fon sözümü bildiğini söylettim. Kaygulanan Mathilde:

— Şu B. Valenod da kimin nesi? diye sordu.

— Onu tanısaydınız, başınızdan kuştu edemezdiniz. Gö-züpek, küstah, kaba, tam aptalları avucunun içine almak için yaratılmış bir geveze, 1814 yılı onu sefalete attı (154). Kolundan tutarak onu ilbay yapacağım. Onun isteyince aylarını kullanmak istemezlerse öteki jüri üyelerinin hakkından gelebilir.

Mathilde biraz rahatladı.

Delikanlıyı akşam bir başka tartışma bekliyordu. Sıkıcı ve kendisi için sonu belli bir işi uzatmamak için, Julien söz söylememeğe karar vermişti.

Julien:

— Avukatım konuşacak ya, bu yeter de artar bile, dedi. Olanca düşmanımın karşısında uzun uzun duramam artık. Şu taşralılar size borçlu olduzum bu kadar kısa zamanda yükselmemden huylandılar, emin olun, içlerinde mahkûm olmamı istemeyen tek kişi yok ama ,beni idama götürdüklerinde bir aptal gibi ağlayacaklardır.



492

Mathilde:

— Sizin iki paralık olduğunuzu görmek istiyorlar, doğru, diye karşılık verdi; ama ben onları hiç de katı yürekli sanmıyorum. Besançon'da bulunmana ve acımı görmek bütün kadınların hop hop ettirmiştir yüreklerini; güzel yüzünüz de bunun sonunu getirecektir. Yargıçlar önünde tek söz söylediniz mi, bütün dinleyiciler sizin tarafınızı tutarlar, v.b.,

v.b.


Ertesi gün saat dokuzda, Julien Adliye Sarayının büyük salonuna gitmek üzere zindanından indiğinde, jandarmalar avluda toplanmış bir yığın kalabalığı bin güçlükle açabildiler. Julien iyi uyumuştu, pek durgundu, şu zalim olmadığı halde, ölüm kararını alkışlamağa giden kıskanç kalabalığa bilgece bir acıyışla bakmaktan başka duygu duymuyordu. Kalabalığın ortasında bir çeyrek saatten çok kalıp ta, orada bulunuşunun halkta sıcak bir merhamet uyandırdığını anlamak zorunda kalınca, pek şaşırdı. Bir tek kötü söz işitmedi. İçinden: «Şu taşralılar sanmadığımdan da az kötü insan-

larmış,» dedi.

Yargılama salonuna girerken, mimarinin inceliğine ağzının suyu aktı. Bu yapı temiz bir gotik yapı idi, en aşırı özenle taştan işlenmiş bir yığın küçük küçük sütunlar vardı. Kendini İngiltere'de sandı.

Ama az sonra olanca dikkati suçlunun küçük sandalyesinin tam karşısına yerleşmiş, yargıçlarla jüri kumlunun, oturduğu yerin üstündeki üç balkonu dolduran on iki on beş kadın tarafından dağıtılmış oldu. Halka doğru dönünce, an-fitearın üzerinde bulunan çemberimsi balkonun kadınlarla dolu olduğunu gördü; çoğu gençti ve ona pek güzelmişler gibi geldi; gözleri pırıl pırıldı ve merak dolu idi. Salonun arta kalan bölümünde, millet birbirini yiyordu; kapılarda döğüşüyorlar, nöbetçiler bir türlü sessizliği sağlıyamıyor-

lardı.

Julien'i arayan bütün gözler, suçluya ayrılmış az yüksekçe bir yere yerleştiğini görüp varlığını sezdiklerinde, ortalıkta bir hayret ve sıcak merhamet mırıltısıdır koptu.



Denebilir ki, o gün delikanlı yirmi yaşında görünüyordu; pek yalm, ama tam bir incelikle giyinmişti; saçları ve alnı güzeldi; Mathilde süslenmesine bizzat başkanlık etmek

493


istemişti. Julien'in solukluğu sonsuzdu. Küçük sandalyesine oturur oturmaz, çevre yandan: «Tanrı'm! ne kadar genç! Ayol bir çocuk bu... Resminden kat kat güzel!» dendiğini işitti.

Sağına oturmuş jandarma:

— Suçlum, dedi, şu balkonda oturan altı kadını görüyor musunuz?

Jandarma ona jüri kurulunun oturduğu yerin üstündeki küçük çıkıntılı bir balkonu gösteriyordu . Jandarma:

— Bu ilbayın karısı, diye devam, etti, yaramda da, Bn. la Markiz de M*** var, sizi çok seviyormuş, sorgu yargıcıyla konuşurken duydum, onu. Sonra da Bn. Derville...

Julien:


— Bn. Derville!... diye inledi.

Ve alnını müthiş bir kırmızılık kapladı. İçinden: «Buradan çıkınca, diye düşündü, Bn. de Renal'e yazacaktır.» Bn. de Renal'in Besançon'a gelişini bilmiyordu.

Tanıklar dinlendi. Bu birkaç saati aldı. Savcı tarafından, okunan suçlamanın daha ilk sözcüklerinde, Julien'in tam karşısına düşen küçük balkondaki o kadınlardan ikisi, şıpır şıpır gözyaşı döktü. Julien: «Bn. Derville dünyada yumu-şamaz,» diye düşündü. Bununla beraber kadının kıpkırmızı kesildiğini gördü.

Savcı kötü Fransızca ile işlenmiş suçun korkunçluğu üzerinde dil döküp duruyordu; Julien Bn. Derville'in yanındaki kadınların savcıyı müthiş kmarcasına tavır takındıklarını gördü. Bu kadınların, görünüşe göre eşi-dostu sayılan birçok jüri üyesi, onlarla konuşuyor ve onları avutur görünüyordu. Julien: «Bu işte bir hayır var galiba,» diye düşündü.

O ana kadar kendini yargılamasında hazır bulunan bütün insanlara karşı katıksız bir nefretle dolu hissetmişti. Savcının yavan konuşması bu nefret duygusunu çoğalttı. Fakat hedefi düpedüz kendi sayılan ilgi belirtileri karşısında Julien'in ruhundaki darlık yavaş yavaş dağıldı.

Avukatının sağlam tavrından memnun kaldı. Söze baş-lıyacağı sıra ona pek alçak sesle: «Aman işi edebiyata dökmeyin» dedi.

494

Avukt:


— Size karşı kullanılan, Bousset'den aktarılma bütün sözler, işinize yaradı, dedi.

Gerçekten, daha söze başlıyalı ancak beş dakika olmuştu ki, hemer. hemen bütün kadınlar mendillerini çıkarıp çıkarıp ellerine alıyorlardı. Cesaretlenen avukat, jüri üyelerine, alabildiğine özlü sözler söyledi. Julien ürperdi, nerede «e ağlayacağını sanıyordu. «Ey Tanrım! düşmanlarım ne der son raf»

Benliğini saran zaafa düşmek üzere idi, bereket ki o an, B. le baron de Valenod'nun küstah küstah baktığını görünce şaşırdı.

İçinden: «Şu aptalın gözleri pırıl pırıl parlıyor, dedi; ne zafer bu aşağılık adam için! Suçumun yalnız tek bu kötülüğü olsa bile, ondan gene de lanet ederdim. Kış geceleri Bn. de Renal'e benim hakkımda neler yumurtlayacağmı Tanrı bilir!»

Bu düşünce bütün ötekilerini yok etti. Fakat az sonra, Julien halkın uygulayış belirtileri karşısında gene kendirle geldi. Avukat savunmasını bitirmişti. Julien onun elini sıkmanın yerinde olduğunu hatırladı. Zaman su gibi geçmişti.

Avukata ve suçluya serinletici şeyler getirdi. İşte ancak o zaman Julien birşeyi sezip şaşırmış oldu: yemeğe gitmek için hiçbir kadın oturumu bırakıp gitmemişti .

Avukat;

— Vallahi, ölüyorum açlıktan, dedi, ya siz? Juıien:



— Ben de acıktım, diye karşılık verdi. Avukat kendisine küçük balkonu göstererek:

— Bakın, ilbayın kansı da yemeğini aldı, dedi. Sağlam olun, herşey yolunda.

Oturum gene başlad:

Başkan özetini yaparken, saat gece yarısın vurdu. Başkan sözünü kesmek zorunda kalmış oldu; genel merakla dolu sessizlik içinde, saat çanının yankısı salonu dolduruyordu.

Julien: «îşte günlerimin sonu başlıyor», diye düşündü. Az sonra içinin ödev düşüncesi ile alev alev yandığını duydu. O ana kadar acısına hâkim olmuş, hiç ağzını açmamak kahrına bağlı kalmıştı; fakat ağw cesa başkam ekleyecek bir-

495


şeyi olup olmdığını sorunca, ayağa kalktı. Önünde, Bn. Der-ville'in ışıl ışıl, kendisine pek parlak gibi gelen gözlerini görüyordu. «Yoksa, o da mı ağlıyordu?» diye düşündü.

¦iJüri üyesi baylar,

«Ölüm anında, meydan okuyabilirim sandığım nefret dehşeti, bana söz söyleniyor. Baylar, ben sizlerin katınıza yükselmek şerefine hiç ermedim, siz bende kaderinin karan-iığına başkaldıran bir köylü görüyorsunuz.»

Julien sesine güç vererek:

«Sizden hiçbir iyilik beklemiyorum, diye devam etti. Kendimi hayale de kaptırmıyorum, ölüm bekliyor beni, ölüm iıaklı olacak. Olanca saygıya, olanca sevgiye en çok hak ka~ lanmış kadının hayatına kıyabildim. Bn. de Renal benim için biı anne gibi idi. Suçum korkunçtur, tasarlaya tasarlama işlenmiştir üstelik. Demek ölümü hak ettim, baylar. Fakat daha az suçlu da olsam, gençliğimin merhamete lâyık olabildiği üzerinde durmadan aşağı bir sınıftan doğan ve birtakıma yoksullukla yoğrulan, iyi bir öğrenim görme mutluluğuna, zengin kişilerin gururunun toplum adını verdiği şeye karışmanın güzelliğine eren bu delikanlılar sınıfı benim kişiliğimde cezalandırmak ve cesaretlerini kırmak isteyecek olan insanlar görüyorum karşımda.»

«İşte benim suçum, baylar ve.suçum, gerçekten, hiç fcendi sınıfımdan olanlar tarafından yargılanmadığım için daha ağırca bulmuş olacaktır cezasını. Jüri üyelerinin sıralarında hiç zengin olmuş bir köylü görmüyorum, ama sadece iazıp köpürmüş kentsoylular var...»

Julien, yirmi dakika bu tonda konuştu; bütün içindeki-lerini döktü; savcı, soylu kişiliğin gözüne girmek isteyen âdâm, yerinde hop oturup hop kalkıyordu; Julien'in konuşmasına vermiş olduğu az buçuk soyut havaya rağmen, bü-£ün kadınlar iki gözü iki çeşme ağlıyorlardı. Bn. Derville bite mendilini gözlerine götürmüştü. Sözünü tamamlamadan önce, Julien suçu tasarlayarak işlediğine, yüreğinin yandığına, pek mutlu günlerde, Bn. de Renal'e karşı duyduğu saygıya, evlâtça ve sınırsız sevgiye değindi gene... Bn. Derville 6ir çığlık kopardı ve bayıldı.

Jüri üyeleri tekrar odalarına çekildiklerinde saat biri çalıyordu. Hiçbir kadın yerinden kımıldamamıştı; birçok er-

496

keğin gözlerinde yaşlar vardı. Konuşmalar ilkin pek ateşli oldu; ama jürinin kararı beklenirken, yavaş yavaş toptan yorgunluk doğmağa başladı. Bu an görkemli idi; ışıklar daha ölü gözü gibi yanıyordu. Pek yorgun düşen Julien, yanında, bu gecikmenin iyiye ya da kötüye işaret olup olmadığını öğrenme konusunun tartışıldığını işitti. Herkesin kendinden yana olduğunu zevkle gördü; jüri bir türlü geri dönmüyor, ama gene de hiçbir kadın salonu bırak gitmiyordu.



Saat ikiyi çalarken, büyük bir heyecandır koptu. Jüri üyelerinin odasının küçük kapısı açıldı. B.le Baron de Valenod ağır ve tiyatroca bir adımla ilerledi, arkasından da bütün jüri üyeleri sökün ediyordu. Öksürdü, sonra ellerini vicdanlarına koyarak ve düşünüp taşınarak jürinin oybirliği ile verdiği demecin Julien'in öldürmeden suçlu olduğu, bu suçu da tasarlaya tasarlaya işlemiş olduğunu bildirdi: bu demeç ölüm cezasını gerektiriyordu: bir an sonra da karar okunmuş oldu. Julien saatine baktı, derken B.de Lavalette'i hatırladı (155), saat ikiyi çeyrek geçiyordu. «Bugün cuma,» diye düşündü.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   35   36   37   38   39   40   41   42   43


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə