Stendhal Kırmızı ve Siyah



Yüklə 2.11 Mb.
səhifə41/43
tarix16.08.2018
ölçüsü2.11 Mb.
1   ...   35   36   37   38   39   40   41   42   43

«Evet ama, beni ölüme mahkûm eden Valenod için bugün, mutlu gün... O kadar baskı altındayım ki, Mathilde Bn. de Lavalette'in yaptığı gibi kurtaramaz behi... Demek, üç gün sonra, başıma ne geleceğini öğreneceğim.»

O anda, bir çığlık koptu ve yeryüzü işlerini hatırlamış oldu.

Yanı yöresindeki kadınlar hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı; bütün yüzlerin bir gotik gömme duvarın üzerine yerleştirilmiş küçük bir hücreye çevrildiğini gördü. Neden sonra öğrendi ki, Mathilde oraya gizlenmişti. Çığlık bir daha kopma-dığından, herkes gene jandarmaların milletin içinden geçirtmeğe çalıştıkları Julien'e bakmağa başladı.

Julien: «Şu hınzır Valenod'yu güldürecek şekilde davranmağa çalışalım, diye düşündü, ölüm cezasını gerektiren demeci ne sinsice ve ne korkakça okudu öyle! Oysa şu zavallı ağır ceza başkanı, yıllar yılı yargıçlık ettiği halde, beni ölüme mahkûm ederken gözleri dolu dolu oldu. Bn. de Renal yüzünden doğan eski rekabetimizin öcünü almak Valenod

497


için ne zevk oldu!... Demek bir daha görmiyeceğim artık o kadını! Olan oldu... Son bir vedaya imkân yok aramızda, biliyorum... İşlediğim suçtan duyduğum olanca pişmanlığı ona söyleyebilsem ne mutlu olurdum!»

«Yalnızca şu sözleri: Haklı yere ölüme mahkûm oldum sanıyorum kendimi.»

BÖLÜM XLII

Julien'i gene cezaevine getirerek, ölüm cezasma mahkûm olanlara ayrılmış bir odaya soktular. Her zaman, en ince noktalara varıncaya kadar dikkat kesilen delikanlı, kendisini kale burcuna çıkartmadıklarını, hiç anlamadı. Eğer, son andan önce, onu görme mutluluğuna ererse, Bn. de Re-nal'e diyeceğini tasarlıyordu. Kadının sözünü keseceğini düşünüyor, ama daha ilk sözde bütün yürek yanıklığını ortaya dökebilmek istiyordu. ((Böyle bir davranıştan sonra, onu yalnız kendisini sevdiğime nasıl inandırabilirim? öyle ya, onu ya yükselme tutkusundan ya da Mathilde'e karşı olan aşkımdan öldürmek istedim.»

Yatağa girince çarşafların kaba bir bezden olduğunu gördü. Gözleri iri iri açıldı. «Ah zindanı boylamışım, dedi içinden, ölüme mahkum olanlar gibi. Doğru.»

«Kont Altamira bana anlatıyordu ki, ölümünden bir gün önce, o boru gibi sesiyle Danton şöyle demiş: Garip şey doğrusu, giyotinle kafasını kesmek fiili bütün zamanlarda çekilemez; pek pek şöyle denebilir: Giyotinle kesileceğim, giyotinle kesileceksin, ama şöyle denmez: Giyotinle kesildim.»

Juliert: ((Neden denmesin, diye devam etti, ya başka bir hayat varsa?... Doğrusu, karşımda hıristiyanların Tanrısını bulursam, yandım demektir; zalimin biridir, hem, zalim olduğu için, aklı fikri öc düşünceleri ile dolmuştur; İncil'i yalnız korkunç cezalardan söz açar. Hiç sevmedim onu; yürekten sevildiğine de inanmak istemedim üstelik. İnsafsızdır (ve İncil'in birçok bölümlerini hatırladı). Beni müthiş bir şekilde cezalandıracak...»

F: 32


198

«Ama ya karşımda Fenelon'un Tanrısı'nı görürsem! Belli bana şöyle diyecektir; Haydi haydi bağışlanmış olacaksın, fok sevdin çünkü...»

«Çok mu sevdim? Ah! Bn. de Renal'i sevdim, ama ettiğim iş kötü oldu. ötekilerinden olduğu gibi, bu işte de, ya-hn ve gösterişsiz liyakat parlak olan şey uğruna bırakılmış oldu...»

«Ama, ne umutlar besledim!... Savaş görseydim, hüsar albayı olurdum; barış zamanında elçilik yazıcısı; derken elçi... çünkü çok geçmeden işleri öğrenmiş bulunurdum..., sadece aptalın biri de olsaydım, marki de La Mole'ün damadının öyle korkacak bir rakibi olur muydu? Bütün aptallıklarım bağışlanır, ya da değer yerine geçerdi. Değerli, Viyana'-da ya da Londra'da hayatın doyasıya tadını çıkaran insan olurdum...»

— Bayım, aman atmayın bu kadar, üç gün sonra başın cellât...

Julien ruhundaki bu sese kahkaha ile güldü. «Gerçekten insanın içinde iki yaratığı var, diye düşündü. Bu kötü dü-lünceyi kim atıyordu ortaya?»

İçindeki o itirazcı varlık: «Evet! evet, dostum, başın üç gün sonra cellât, dedi. B.de Cholin, rahip Maslon'la ortaklaşa bir pencere kiralayacak. Bu pencere kiralanması işinde, 6u saygıdeğer iki adamdan, bakalım hangisi ötekine kazık atacak?»

LADISLAR


...Ruhum tamamen hazır.

KRAL, Ladislas'm babası.

Darağacı da hazır; uzatın başınızı şuraya.

«Güzel karşılık!» diye düşündü ve uykuya daldı. Sabahleyin biri gelip vücuduna iyice sarılarak uyandırdı onu. Julien vahvî bir gözle bakarak:

— Ne o, şimdiden mi! dedi. Kendini cellâtm kollarında sanıyordu.

499


Bu Mathilde'di. «Bereket versin, anlamadı beni.» Bu düşünce ona olanca serinkanlılığını geri verdi. Mathilde'i «anki altı aylık bir hastalıktan değişmiş buldu; doğrusu tanınmaz durumda idi.

Genç kadın ellerini oğuşturarak ona:

— Şu alçak Frilair aldattı beni, dedi. Öfkesi onu ağlamaktan alıkoyuyordu. Julien:

— Dün konuşurken güzel değil miydim? diye karşılık verdi. Hazırlıksız konuşuyordum, ilk olarak hem de hayatımda! Gerçekten bunun son olmasından korkulabilir.

O an Julien, Mathilde'in ruhu üzerinde bir piyano tuşlarına dokunan usta bir piyanistin olanca soğukkanlılığı ile oynuyordu... «Ünlü bir aileden dünyaya gelmiş değilim, doğru» diye ekledi, fakat Mathilde'in yüksek ruhu sevgilisini kendi düzeyine kadar yükseltti. «Boniface de La Mole'ün yargıçları karşısında daha sağlam davrandığını sanır mısınız?»

O gün, Mathilde, beşinci katta oturan yoksul bir kız gibi, yapmacıklara kaçmadan merhamet gösteriyordu; fakat sevgilisinin ağzından daha yalın sözcükler işitemedi. Delikanlı ona, sezmeden, onun eskiden kendisine bol bol çektirdiği acıyı geri veriyordu.

Julien içinden: «Hiç bilinmez Nil'in kaynakları, diyordu; ırmakların şahmı uluorta dere gibi görmek, insana hiç nasip olmamıştır: böylece hiçbir insan gözü de Julien'i, her-şeyden önce zayıf yaratılışlı olmadığı için zayıf görmeyecektir. Fakat kolayca kırılacak kalbim var; en uluorta söz, yürekten bir sesle söylenmiş olursa, sesimi yumuşatabilir ve »özlerimden hattâ yaşlar akıtabilir. Bu özrümden dolayı katı yürekliler beni kaç kez hor görmediler ki! Yalvardığımı sanıyorlardı: İşte dayanılmaz nokta.»

«Karısının anısı Danton'u darağacımn eşiğinde heyecana boğmuş derler; ama Danton değersiz insanlarla dolu bir ulusa güç vermiştir, düşmanın Paris'e ayak basmasına engel bile olmuştur... Ama, ben, ben bilirim ne yapabileceğimi... Başkalarına göre, olsa olsa bir BELKİ sayılırım yalnız»

«Burada, zindanımda, Mathilde olacak yerde Bn. de Renal olsaydı, kendi hakkımda konuşabilir miydim? Umutsuz-

500


luğumun ve pişmanlığımın son dereceyi bulması Valenod'la-ra ve memleketin bütün yurttaşlarına o alçak ölüm korkusu gibi gelmiştir; bu zayıf insanlar o kadar mağrurdular ki, para durumları heyecanların üstünde bulunur! Beni ölüme mahkûm eden B.de Moirod ile B.de Cholin, ne derler bakın, »Bir keresteci oğlu! İnsan bilgili olabilir, çalışkan olabilir, ama cesaret!... cesaret öğrenilmez.» derler.

Kıpkırmızı gözlerine bakarak: «Şu anda ağlayan, daha doğrusu artık ağlayamıyan şu zavallı Mathilde bile...» dedi. Ve onu kollarında sıktı: Gerçek bir acının görünüşü ona aklındaki kıyası unutturdu... «Belki bütün gece ağlamıştır, dedi içinden; ama bir gün, bu hatıra ona nasıl utanç vermeyecektir ki!... Daha ilk genç çağında, bir soysuzun alçakça düşünme biçimlerine kapılarak, yoldan çıkmış gözü ile bakacaktır kendine... Le Croisenois onunla evlenecek kadar zayıf yaradılışlıdır hemen hemen, ama, bence, iyi de edecektir. Adama bir rol oynatır bu kadın.

Dıı droit qu'un esprit ferme et vaste en ses desseins A sur Pesprit grossier des vulgaires humains (156).

«Tamam; hoş bir şey iste: ölmek zorunda kaldığımdan bu yana hayatım boyunca öğrenebildiğim bütün mısralar aklıma geliyor. Bu bir çöküntü belirtisi olacak...»

Mathilde ölgün bir sesle: «O bitişik odada» deyip duruyordu. En sonunda sözlerine dikkat etti. «Sesi ölgün, diye düşündü, ama sesinde gene de o her zamanki mağrur eda var. Kızmamak için sesini alçaltıyor.»

Tatlı bir sesle:

— Kimmiş orada olan? diye sordu.

— Avukat, size temyiz belgenizi imzalatmak için gelmiş.

— Temyiz ettirmiyeceğim.

Genç kadın ayağa kalkarak ve öfkeden alev alev gözlerle:

— Nasıl! temyiz ettirmeyecek misiniz, dedi, ama neden, söyleyin lütfen?

— Çünkü, şu an kendimde, düşmanlarımı pek öyle güldürmeden ölmek cesareti buluyorum da ondan. Kim der ki bu nemli zindanda uzun bir bekleyişten sonra, iki ay sonra

501

gene böyle dayanıklı olacağım? Dünyada bence hiçbir şey bu kadar sıkıcı olamaz, ölelim gitsin.



Bu umulmadık direniş Mathilde'in yaratılışmdaki o bütün büyüklüğü yeniden körükledi. Besançon cezaevinin zindanlarının açıldığı saatten önce gidip rahip de Frilair'i görememişti; öfkesi gene Julien'e ağır bastı. Ona tapıyordu, ama bir zamanlar La Mole konağının kitaplığında, alabildiğine hor görüşlerle başını şişiren bu düpedüz mağrur kızı gene, kendi yaradılışı, Julien'in yaratılışı üzerinde, onu sevmiş olma pişmanlıkları üzerinde, bir çeyrek saat lanetler savuruyor buldu.

Genç kadına:

— Ailenin şerefini yükseltmek için Tanrı seni erkek yaratmalı imiş, dedi.

«Ama bana gelince, diye düşündü, soylu kişiler partisinin alçakça ve hor görerek (*) uydurabildiği herşeyle savaşarak, bir de tek avuntu olarak bu delinin lanetlerin dinleye dinleye, bu iğrenç yerde daha iki ay yaşamak aptallığımı göstermiyeceğim... Ne yapalım, öbür sabah, soğukkanlılığı ve dikkate değer bir ustalıkla ün salmış bir adamla düello ederim...» İçindeki şeytanca varlık: «Hem de ne usta, dedi; vurduğunu hiç sağlam bırakmamış.»

«Ne yapalım, anladık, Allah Allah (Mathilde konuşmakta gene devam ediyordu).» Delikanlı: «Eksik olsun, dedi içinden, istemiyorum.»

Bu karar verilince, hülyaya daldı... «Postacı geçerken gazeteyi her zamanki gibi saat altıda getirir; saat sekizde, B.de Renal okuduktan sonra, Elisa, ayaklarının ucuna basa basa yürüyerek gelir, gazeteyi alıp onun yatağının baş ucuna koyar. O daha sonra uyanır: okurken, birden, dünyası altüst olur; o güzelim eli titrer; şu sözcüklere kadar... Saat onu beş geçe cezasını bulmuştur.»

«Gözlerinden sıcak yaşlar aka aka ağlar, ben bilirim onu; onu boşuna öldürmek istemedim, herşey unutulmuş olur. Ve ölümüme yürekten ağlayacak olan tek insan gene hayatını ortadan kaldırmak istediğim insan olacaktır.»

(*) Konuşan bir jakobin idi.

502

«Ah! bu bir tezat!» diye düşündü ve Mathilde'in kendisini kandırmak için çalıştığı sahnenin devam ettiği bütün bir çeyrek saat, sadece Bn. de Renal'i düşündü. İstemediği halde, Mathilde'in kendisine söylediğine çoğu karşılık da verse ruhunu, gene bir türlü Verrieres'deki yatak odasının anısından kurtaramıyordu. Turunç renkli işlemeli canfes karyola örtüsünde Besançon gazetesini görüyordu. Gazeteyi sinirli sinirli buruşturan o kar gibi ak eli görüyordu; Bn. de Renal'in ağladığını görüyordu... Her gözyaşı damlasının bu sevimli yüze akışını izliyordu.



Julien'i bir türlü yola getiremiyen Bn. de La Mole, avukatı içeriye aldırdı. Bereket versin bu 1796 yılında, Manuel' in arkadaşı olan İtalya ordusundan eski bir yüzbaşı idi (157)

İş olsun diye, ölüm kararını bozmağa çalışıyordu. Juli-en, ona karşı elinden geldiğince saygı göstererek, bütün nedenleri sayıp döktü.

B. Felix Vaneau en sonunda:

— Evet, insan sizin gibi de düşünebilir, dedi avukatın adı bu idi. Fakat temyiz etmek için üç koca günümüz var, hergün gelmek de benim işim. Buradan, cezaevinin altından iki aya kadar bir volkan fışkırırsa, kurtulmuş olursunuz

Julien'e bakarak:

— Hastalıktan da ölebilirsiniz, diye ekledi.

Julien elini sıktı: «Teşekkür ederim size, mert bir insan mışsmız. Bunu da düşünürüm.»

Ve Mathilde avukatla birlikte çıkınca, avukata genç kadına beslediğinden daha derin dostluk duyuyordu içinde.

BÖLÜM XLIII

Derin derin uyurken, bir saat sonra, elinin üzerine aktığı sezdiği gözyaşları ile uyanmış oldu. Yarı uyanık uyanık: «Ah! bu Mathilde gene, diye düşündü. Dediği dedik çaldığı düdük, beni gene tatlı duygularla kararımdan döndürmeğe gelmiş.» Bu yürekler acısı sahnenin görünümünden sıkıla-rak, gözlerini açmadı. Aklına gene karısından kaçan Belp hegor'un mısraları geldi.

Garip bir iç çekişi duydu; gözlerini açtı, Bn. de Rânal'-di bu.

503


Ayaklarına kapanarak:

— Ah! seni ölmeden önce bir daha görüyorum, bir hayal mi bu? diye bağırdı.

Hemen, aklını başına toplayarak:

— Özür dilerim, Bayan, ben sizin nazarınızda bir kaa-tilim sadece, dedi.

— Bayım... Size dâvanızı temyiz edesiniz diye ricaya geliyorum, bunu istemediğinizi biliyorum...

Hıçkırıkları onu boğuyordu; konuşamıyordu.

— Kuzum bağışlayın beni.

Kadın ayağa kalkarak ve kollarına atılarak:

— Bağışlamamı istersen, dedi, hemen ölüm kararını temyiz ettir.

Julien onu öpücüklere boğuyordu.

— Bu iki ay içinde beni hergün görmeğe gelecek misin?

— And içerim ki geleceğim. Hergün, kocam önüme çıkmadıkça.

Julien:

— İmzalıyorum!... diye bağırdı. Ne!... Demek bağışlıyorsun beni! Mümkün mü!...



Onu kollarında sıktı; deliye dönmüştü. Kadın hafif bir çığlık kopardı.

— Hiçbir şey değil, dedi, canımı yaktın.

Julien gözyaşı dökerek:

— Omuzunu, diye bağırdı.

Az uzaklaştı, elini ateşli öpücüklere boğdu.

— Seni son olarak Verrieres'de, odanda gördüğümde bu iş kimin aklına gelirdi?

— Ya benim o alçakça mektubu B.de La Mole'e yazacağımı kim derdi o zaman?

Bil ki hep seni sevdim, yalnız seni sevdim. Gönlü sevinçle dolan Bn. de Renal:

— Mümkün mü! diye inledi.

Dizlerinin dibinde duran Julien'e dayandı ve uzun uzun sessizce ağladılar.

Julien, hayatının hiçbir döneminde böyle bir an yaşamamıştı.

504


Bir hayli zaman sonra, konuşabilecek duruma geldiklerinde Bn. de Renal:

— Ama şu Bn, Michelet, daha doğrusu şu Bn. de La Mole, dedi; bu garip masala inanmağa başlıyorum çünkü.

Julien:

— Bu hikâye sadece görünüşte doğru, dedi. Karımdır o benim, ama sevgilim değil.



Yüz kez birerlerinin sözlerini keserek, en sonunda bilmediklerini birbirlerine bin güçlükle anlatmağı başardılar. B.de La Mole'e yazılmış mektup Bn. de Renal'in vicdanim* yöneten genç rahip tarafından kaleme alınmış, sonra da kendi tarafından kopya edilmişti.

Delikanlıya:

— Din başıma ne olmadık iş açtı! diyordu; bu mektubun en korkunç bölümlerini yumuşattım da üstelik...

Julien'in taşkınlıkları ve mutluluğu kadını bağışladığını gösteriyordu. Aşktan hiç böylesine çılgına dönmemişti. Konuşmanın az ilerisinde Bn. de Renal ona:

— Gene de dinsever sanıyorum kendimi, diyordu. Tanrıya yürekten inanıyorum; hem, hem bu bence belli oldu, işlediğim suçun kötü olduğuna da inanıyorum, üzerime iki el ateş ettikten sonra, seni görür görmez...

Ve burada Julien, istemediği halde onu gene öpücüklere boğdu. Kadın:

— Bırak beni, diye devam etti, korkarım ki sözümü unutacağım, diye seninle açık konuşmak istiyorum... Seni görür görmez, bütün işler silindi gözümde, artık bir sana aşk duyuyorum, daha doğrusu pek zayıftır aşk sözü. Sana karşı ancak Tanrı'ya duyabileceğim şeyi duyuyorum: bir saygı, sevgi, bir boyun eğiş karışımı... Doğrusu ya, bana ne ilham ettiğini bilmiyorum. Bana zindancıya bir bıçak darbesi vurmamı söylesen, ben daha düşünmeden suç işlenmiş olurdu. Senden ayrılıp gitmeden önce bunu bana iyice anlat, içimi olduğu gibi görmek istiyorum; iki aya kadar ayrılacağız çünkü birbirimizden...

Gülümseyerek:

— Acaba, ayrılacak mıyız? dedi. Julien ayağa kalkarak:

505


— Sözümü geri alıyorum, diye bağırdı; eğer zehirle, bıçakla, tabanca, kömür ya da başka herhangi bir şeyle, ha-hayatma son vermeğe ya da hayatına engel çıkarmağa kalkarsan, ben de ettirmem dâvamı temyiz.

Bn. de Renal'in yüzü o saat değişti; derin bir hayalin yerini en canlı bir merhamet aldı. En sonunda kadın:

— Hemen öldürsek ya kendimizi? diye sordu. Julien:

— öbür dünyada kim bilir neler var? diye karşılık verdi; acılar belki, belki de hiçbir şey. iki ayı böyle tatlı tatlı geçiremez miyiz sanki birlikte? İki ay, dile kolay değil. Ben bu kadar mutlu olur muydum ömrümde?

— Demek sen, hiç bu kadar mutlu olmadın! Julien sevinçle:

— Hiç, diye tekrar etti, kendi kendimle konuşuyormu-şum gibi söylüyorum sana. Tanrı yalan söylemekten korur beni.

Kadın çekingen ve karasevdalı bir gülümseyişle:

— Böyle konuşmak emretmektir bana, dedi.

— Peki, hiçbir şekilde, hiçbir şekilde hayatına kıymayacağına, bana karşı duyduğun aşk üzerine, demek yemin ediyorsun... düşün, diye ekledi, oğlum için yaşamalısın sen. Mathilde marki de Croisenois ile evlenir evlenmez oğlumu uşakların eline bırakır.

Bn. de Renal soğuk soğuk:

— And içerim, dedi, ama kendi elinle yazılmış ve imzalanmış temyiz kâğıdını alıp götürmek istiyorum. Savcıya kendim gideceğim.

— Dikkat et, lekelersin kendini. Bn. de Renal alabildiğine üzgün:

— Seni gelip cezaevinde görmek teşebbüsünde bulunduktan sonra, Besançon'da ve bütün Franche - Comte'de ben çoktan, ama çoktan bir masal kahramanı oldum, dedi. Alnımın damarları yırtıldı... Şerefi iki paralık olmuş bir kadınım; besbelli senin uğrunda...

Sesi o kadar gamlı idi ki, Julien kendisi için yepyeni, sayılan bir mutlulukla onu bağrına bastı. Bu artık aşk sarhoşluğu değildi, son sınıra varmış şükrandı bu. Kadının ken-

506

dişi uğruna yaptığı fedakârlığın olanca büyüklüğünü ilk ola-Iarak kavramıştı.



Merhametli adamın biri, besbelli, karısının cezaevine Julien için yaptığı uzun ziyaretleri B.de RenaPe bildirmiş; çünkü, üç gün sonra hemen Verrieres'e dön gibi kesin bir buyrukla, arabasını gönderdi adamcağız ona.

Bu öldürücü ayrılık Julien'e günü acı başlattı. İki üç saat sonra, alçak ama gene de Besançon Cizvitleri arasına sokulamamış olan, sabah boyunca, cezaevinin kapısı dışında, sokakta durup duran bir papazın kendisini görmek istediği bildirildi ona. Bardaktan koşanırcasma yağmur yağıyordu ama bu adam Tanrı yolunda her acıya katlanırım diye iddia edip duruyordu hâlâ. Julien fena halde üzüntülü idi, bu aptallık iyice içine işledi.

Bu papazın gelmesini sabah istememişti, ama bu adam Julien'i itiraf ettirmeği ve öğrenmiş olduğunu ileri süreceği tümen tümen sırlarla Besançon'un genç kadınları arasında bir isim yapmayı kafasına koymuştu.

Gün ve geceyi cezaevinin kapısı önünde geçireceğini yüksek sesle bildiriyordu; — Tanrı beni bu başka dine dönen adamın ruhunu çözeyim diye gönderiyor... Ve aşağı tabaka hep bir olay görmeğe can atarak, birikmeğe başlıyordu.

— Evet, kardeşlerim, diyordu, papaz onlara, geceyi, gündüzü, hattâ gelecek bütün günleri, bütün geceleri burada geçireceğim. Cebrail söyledi bana, kutsal bir işim var; ben genç Sorel'in ruhunu kurtarmalıyım. Katılın siz de benim dualarıma, v.s., v.s.

Julien rezaletten ve dikkatin kendi üzerine çekebileceği her şeyden korkmuştu. Dünyadan sessiz sessiz el etek çekmek için zamanı beklemeği düşündü; ama içinde Bn.de Re-nal'i gene görürüm diye b'r umut vardı ve tutkundu delicesine.

Cezaevinin kapısı en işlek caddelerden birinde bulunuyordu. Milleti başına toplayan ve gürültü patırtı eden, bu kötü kılıklı papazın düşüncesi, içini kemiriyordu. «— Ve, besbelli, her an, adımı söyleyip duruyordur!» Bu an ölümden daha acı geldi.

507


Kendisine yürekten iş gören gardiyanı, birer saat ara ile, papazın hâlâ cezaevi kapısında olup olmadığını gidip görsün diye, iki üç kez çağırdı.

Gardiyan hep:

— Bayım, diyordu, çamurda diz çökmüş; yüksek sesle dua ediyor ve ruhunuz için hu'lar çekiyor../

Julien: «Vay saygısız!» diye düşündü. O anda, gerçekten, derin bir uğultu duydu, hu'lara karşılık veren kalktı bu. Bu yetmiyormuş gibi, gardiyanında lâtince sözler mırıl-dana mırıldana dudaklarını kıpırdattığını gördü.

Gardiyan:

— Bu ermiş adamın yardımını istemediğinize göre, diye ekledi, pek katı yürekli olmanız gerektiğini söylemeğe başlıyor millet.

Julien öfkeden kendinden geçmiş durumda: «Ey vatanım! sen ne kadar vahşet içindesin hâlâ!» diye bağırdı. Ve yüksek sesle ve gardiyanın orada olduğunu bile düşünmeden düşüncesine devam etti.

— Bu adam adı gazetede geçsin istiyor, işte buna ermenin yolunu böyle bulmuş.

«Ah! Mel'un taşralılar! Paris'te olsam düşmezdim bütün bu dertlere. İnsan orada şarlatanlıkta daha kurnaz davranıyor.»

En sonu gardiyana:

— Gidin de getirin şu mübarek papazı, dedi.

Ve alnından boncuk boncuk ter akıyordu. Gardiyan haç işareti yaptı ve etekleri zil çalarak dışarı çıktı.

Bu ermiş papaz korkunç çirkindi, hattâ müthiş pasaklı idi. Soğuk soğuk yağan yağmur zindanın karanlığını ve nemliliğini çoğaltıyordu. Papaz Julien'i kucaklamak istedi, konuşurken de kendini acındırmağa başladı. En bayağıca ikiyüzlülük gün gibi belli idi; Julien ömründe bu kadar öf-kelenmemişti.

Papazın gelişinden bir çeyrek saat sonra, Julien kendini düpedüz bir alçak sandı, ölüm ona ilk olarak korkunç geldi, ölümünden iki üç gün sonra vücudunun alacağı çürüme durumunu, niceyi, ama niceyi düşünüyordu.

508

Az kalsın bir zayıflık belirtisi gösterip kendini ele verecek ya da papaza saldıracak ve z'nciri ile onu boğacaktı ama tam o anda aklına, ermiş adama gidip hemen kendi ruhu için, hem de bugün kırk franklık bir dua okumasını rica etmek düşüncesi geldi.



Şimdi, zaman öğleyi bulmuştu, papaz çekip gitti.

BÖLÜM XLIV

Papaz çıkar çıkmaz, bol bol ağladı, hem de öleceğine ağladı. İçinden yavaş yavaş geçirdi ki, Bn. de Renal Besan-çon'da olsaydı, zaafını ona itiraf edecekti.

Bu tapılan kadının yokluğunu acı acı andığı sıra, Mat-hilde'in ayak sesini işitti.

«Kapıyı kapayamamak, diye düşündü, cezaevinde acıların en büyüğü,» Mathilde'in her söylediği onu kızdırdı.

Genç kadın anlattı ki, yargılama günü, cebinde ilbay olduğunu gösterir atama buyruğu bulunan B.de Valenod, kalkmış, B.de Frilair'i hiçe saymağı ve delikanlıyı ölüme mahkûm etmenin zevkini tatmayı göze almış.

«Dostunuzun aklına, B. de Frilair böyle dedi az önce bana, şu aristokrat burjuvanın zayıf gururunu uyandırmak ve bu gururla oynamak düşüncesi nasıl da gelmiş! Ne demeğe sınıftan söz açmalı? Kendi siyasî dümenlerini korumak için ne yapmaları gerektiğini kendi söyledi onlara: bu aptallar bu gibi şeyleri düşünmüyorlardı ama nerede ise ağlayacak durumda idiler. Bu sınıf yararı ölüme mahkûm etmenin dehşetini gözlerinde maskelemiştir. B. Şorel'in bu gibi işlerde pek toy olduğunu kabul etmeli. Onu kurtarmağı beceremez-sek, ölüm bir bakıma intihar olacak demektir...»

Mathilde kendisinin bile sezmediği şeyi Julien'e açmaktan çekinmedi: rahip de Frilair, Julien'i mahvolmuş görünce, yükselmesi bakımından onun yerine geçmekte yarar umuyordu.

Adeta kendinden geçerek, dayanılmaz öfke ve aksilik içinde Mathilde'e:

— Kilisede gidip benim için bir tören dinleyin, dedi.

Bn. de Renal'm o bol bol ziyaretlerini müthiş kıskanan,

509


yola çıktığını öğrenen Mathilde, artık, Julien'hı öfkesinin nedenini anladı ve iki gözü iki çeşme ağladı.

Acısı gerçekti. Julien bu acıyı görüyor ve büsbütün sinirleniyordu. Müthiş bir yalnızlık gereksimesi duyuyordu, ama bunu nasıl sağlayabilirdi?

En sonunda, kendisini yatıştırmak için bütün dil dökmeleri dinledikten sonra, Mathilde, onu tek başına bıraktı, ama hemen hemen tam o anda Fouque damladı.

Bu vefalı dosta:

— Yalnız kalmağa ihtiyacım var, dedi... Ama duraksadığmı görünce:

— Kurtuluşun için bir dilekçe yazıyorum güya... hem sonra... bana bir iyilik et, hiç söz açma ölümden bana. O gün için bazı özel işlere ihtiyacım olursa, bırak bunları ilkin ben sana bildireyim.

Julien artık yalnızlığı sağlamış olunca, kendisini öncekinden daha ödlek ve daha alçak buldu. Bu zaafa uğramış ruhta kalan azıcık güç de, durumunu Bn. de La Mole ile Fouque'den saklamada kullanılmış oldu.

Akşama doğru, onu bir düşünce oyaladı:

«Bu sabah, ölümün bana pek çirkin geldiği sıra, idam saatini bildirselerdi, halkın gözü bir zafer üvendiresi olurdu; yürüyüşüm, bir salona giren çekingen bir kendini beğen mişinki gibi ağırdan bir hava taşırdı belki. Bu taşralılar içinde varsa eğer, ileri görüşlü birkaç adam, bunlar sezebilirdi işte zayıflığımı... yoksa kimse görmemiş olurdu.*



Dostları ilə paylaş:
1   ...   35   36   37   38   39   40   41   42   43


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə