Stendhal Kırmızı ve Siyah



Yüklə 2.11 Mb.
səhifə42/43
tarix16.08.2018
ölçüsü2.11 Mb.
1   ...   35   36   37   38   39   40   41   42   43

Ve kendini acısının bir bölümünden kurtulmuş buldu. Makamlı makamh: «Ben şimdi bir alçağım, deyip duruyordu, ama bunu kimse öğrenemez.»

Ertesi sabah onu gene hemen hemen daha tatsız bir olay bekliyordu. Babası, haindir geleceğini bildiriyordu; o sabah. Julien, daha uykudan uyanmadan ak saçlı ihtiyar keresteci zindanda göründü.

Julien kendini bitik buldu, en tatsız kınamalar umuyordu. Sanki o dayanılmaz acısını tamamlamak ister gibi, o sabah da babasının sevmenin vicdan azabını çekiyordu durmadan (158).

Gardiyan zindanı biraz derleyip toparlarken o kendi kendine: «Tesadüf bizi dünyada yanyana getirmiş, diyordu,

510


birbirimize hemen hemen elimizden gelen her kötülüğü yaptık, ölüm anında bile bana son darbeyi vurmağa geliyor.»

Tanıksız kalır kalmaz ihtiyarın ağır saldırıları başladı.

Juüen gözyaşlarını tutamadı. Kudurmuşçasma içinden: «Ne alçakça zaaf! dedi. Gidip sağa sola bire bin katarak yüreksizliğimi anlatacak! Valenod'lar ve Verrieres'de borularını öttüren o bütün aşağılık ikiyüzlüler iç'n ne zafer! Bu gi-' bileri Fransa'da kum gibidirler, bütün toplumsal nimetleri ellerinde tutarlar. Şimdiye kadar bari: «Para yüzü görüyorlar, evet, olanca şerefleri kendilerinde topluyorlar, ama bende de kalp soyluluğu var diyebiliyordum.»

«işte herkesin İnanacağı tanık, ölüm karşısında korktuğumu, bütün Verrieres halkına, hem de bire bin katarak anlatacak olan tanık! Herkesin anladığı bu sınavda bir alçak olmuşumdur ben!»

Julien hemen hemen umutsuzdu. Babasını başından nasıl savacağını bilmiyordu. Bu ileri görüşlü bunağı aldatacak kadar gösteriş yapmak ise o an hemen hemen olanca gücünün üstünde idi.

Aklı bütün imkânları çabuk çabuk düşünüyordu.

Birden:

— Birikmiş paralarım var! diye bağırdı.



Bu dahice söz ihtiyarın yüzünü ve Julien'in durumunu değiştirmişti.

Yaşlı keresteci Julien'in bir bölümünü kardeşlerine bırakmak istediğini sezer gibi olduğu parayı elden kaçırmamak arzusu ile tutuşuyordu. Uzun uzun ve ateşli ateşli konuştu. Julien işi alaya vurabildi

— Tamam! Tanrı vasiyetnamem için ilham verdi bana. Kardeşlerimin herbirine biner frank vereceğim ve üstü de size kalacak.

İhtiyar:


— Çok iyi, dedi, üstü benim hakkım; ama Tanrı kalbine merhamet etme büyüklüğünü verdiğine göre, gerçek hı-ristiyan olarak ölmek istersen, borçlarını ödemelisin. Yiyip içmen ve okuyup yazman için ettiğim masraflar da var, bunları düşünmüyorsun...

En sonunda tek başına kaldığında, Julien yaralı kalple*

511

«Baba sevgisi işte! deyip duruyordu. Az sonra zindancı göründü.



— Bayım, büyük babaların ziyaretinden sonra, ben konuklarıma öteden beri iyi bir şişe şampanya getiririm. Biraz tuzludur, altı franktır şişesi, ama rahatlık verir içe.

Julien çocuksu sevinçle ona:

— Üç şişe getir, dedi, koridorda dolaştıklarını işittiğim iki tutukluyu da alın içeri

Zindancı yeni suç işleyerek içeri düşen ve küreğe dönmeğe hazırlanan iki kürek tutuklusunu getirdi ona. Bunlar pek neşeli ve ustalık, cesaret ve soğukkanlılıkla gerçekten pek ün salmış haydutlardı.

İçlerinden biri Julien'e:

— Bana yirmi frank zula ederseniz, dedi, size hayatımı bir bir anlatırım. Kıyaktır.

Julien:

— Ama yalan söylemez misin bana? dedi. Adam:



— Bizde yalan yok, diye karşılık verdi; şuna, benim yirmi franga sulanan dostuma baksana abi, yalan söylersem beni ele verir.

Hikâyesi iğrençti. Bu hikâye içinde artık tek tutkunun, para tutkusunun kapladığı, cesur bir kalbi gösteriyordu.

Onların kalkıp gidişlerinden sonra. Julien artık aynı insan değildi. Kendine karşı olan bütün öfkesi geçmişti. Bn. de RânaPin gidişinden beri duyduğu, amansız, korkaklıkla irkümiş acı, karasevdaya çevrilmişti.

İçinden: «Görünüşe daha az aldandıkça, diyordu, Paris salonlarının benim babam gibi namuslu kimselerle, ya da şu kürek mahkûmları kadar becerikli sefillerle dolu olduğunu görmüş olurdum. Hakları var, salon bayları sabahlan hiç öyle: «Karnımı nasıl doyuracağım?» gibi acı düşünce ile uyanmazlar Ve namusluyuz diye övünürler! hele, jüri üyesi olmaya görsünler, açlıktan öleceğini sezdiğinden bir gümüş takımı çalan adamı koltuklarını kabarta kabarta cezalandırırlar.»

«Fakat bir sarayda, bakanlıktan düşmekten ya da bir bakanlık elde etmekten söz açıldı mı, o benim namuslu adam-

512


larım yemek yeme ihtiyacının şu iki kürek mahkûmuna ilham ettiği suçlara tıpatıp benzer suçlar işlerler...»

«Hiç doğal hukuk diye birşey yoktur: bu söz geçen gün bana atıp tutan, ataları xıv. Louis'nin bir kuşatma buyruğu ile yükünü tutmuş bulunan savcının ağzına yaraşır bir eski deyimdir. Hukuk ancak ceza zoru ile, filân işi yapmağı önleyecek bir yasa çıkınca vardır. Yasadan önce doğal olarak-arslanm gücü vardır, ya da aç kalan, üşüyen yaratığın ihtiyacı vardır... hayır, saygı duyulan kişiler açıkça suç işlememiş olma mutluluğuna eren dolandırıcılardan başkası değillerdir. Toplumun peşime düşürdüğü savcı bir alçaklıkta tutmuştur yükünü... Bir suç işledim, bal gibi ölüme mahkûm eden Valenod toplum için kat kat daha zararlıdır.»

Julien acı acı, ama öfkesiz:

«Evet! diye ekledi, elinin sıkılığına rağmen babam, bütün bu adamlardan daha iyidir. Beni hiç sevmedi. Alçak bir ölümle adını lekeleyerek ölçüyü kaçırdım. Bu parasızlık korkusu, bu insanların cimrilik denen kötülüğünün korkunç görünüşü, kendisine bırakabildiğim üç dört yüz altını bereketli bir avuntu ve güven kaynağıdır diye gösteriyor ona. Bir pazar günü yemekten sonra, Verrieres'de kendisini kıskanan herkese çıkarıp altınını gösterecektir. Bakışı onlara: «Böyle para karşısında, içinizden hanginiz kafası giyotinle uçmuş bir oğlum var diye övünmez?» diyecektir.

Bu bilgelik doğru olabilirdi, ama ölümü arzu ettirecek hava taşıyordu. Böylece beş uzun güç geçti. Pek canlı kıskançlıkla kıvranıyor gördüğü Mathilde'e karşı, ince ve tatlı idi. Bir akşam Julien ciddî ciddî hayatına son vermeği düşünüyordu. Ruhu Bn. de Renal'in gjdişinin onu içine atmış olduğu derin acı ile altüst olmuştu. Artık ne gerçek hayatta, ne de hayalinde, hiç bir şey onu avutamıyordu. îşsiz güçsüz durma sağmlığım bozmağa ve ona genç bir Alman öğrencisinin o taşkın ve zayıf havasını vermeğe başlıyordu. Zavallı kişilerin ruhunu ezen, bazı az yerli yerinde düşünceleri okkalı bir küfürle başından savan o erkekçe üstünlüğünü yitiriyordu.

«Gerçeği sevdim... O nerede?... Her yanda ikiyüzlülük, hiç değilse, şarlatanlık, en erdemlilerde hattâ, hattâ en bü-

513

yüklerde bile»; dudakları tiksinti ifadesi aldı... «Hayır, insan insana güvenemez.»



«Bn. de *** zavallı öksüzler için bir para toplarken, bilmem hangi prens tutmuş da, on mitin vermiş; yalan. Ne diyorum ben? Baksana Sainte - Helene'deki Napoleon'a!... Roma kralı adına verdiği bildiri, açıktan açığa şarlatanlık...»

«Ey ulu Tanrı'm! böyle bir adam, hele başına gelen felâketin kendisine görevini ciddî ciddî hatırlatması gerektiği zamanda bile, şarlatanlığa da boyun eğerse, artık geri kalan insanoğlundan ne beklenir?...»

«Nerede gerçek? Dinde... evet, diye ekledi, pek müthiş hakaretin o acı gülümseyişi ile Maslon'larm, Frilair'lerin, Castanede'lerin ağzında gerçek... Belki de gerçek havarilerin para almadıkları gibi rahipleri de para almayan, öz hı-ristiyanhkta?... Ama eren Paul buyurmak, konuşmak, kendisinden söz ettirmek zevkini tadarak almış sayılır para...»

«Ah! gerçek bir din olsaydı... Ne aptalmışım meğer ben! gotik bir katedral ,saygı yaratan camlar görüyorum renk renk; zayıf gönlüm bu camların insanı sayılan rahibi özlüyor... Ruhum anlar onu, böyle bir rahibe ihtiyacım var.. Saçı sakalı birbirine karışmış bir mendebur görüyorum sadece... hoşa gitmek şöyle dursun, şövalye de Beauvoisis'nin eşi sanki.»

«Ama gerçek bir rahip, bir Massillon, bir Fehelon (159). Massillon da Dubois'yı kuşatmış. Memoires de Saint-Simon beni soğuttu, Fenelon'dan (160); ama o gene de gerçek bir rahipnrş... Gerçek rahip olsaydı gönüllerinde sevgi duyanların yeryüzünde bir toplantı yerleri olurdu... Tek başımıza yaşamazdık... Bu temiz yürekli rahip bize Tanrı'dan söz açardı. Ama hangi Tanrı'dan? İncil'inkinden, öldürücü ve öc alma açlığı çeken o küçük zalimden değil... ama Voltaire in, o hak tanır, merhametli, o yüce Tanrısı'ndan...»

Ezbere bildiği bu İncil'in birçok bölümlerini hatırlayarak coştu... «Ama, üç kişi bir araya geldi mi, bizim papazların kötü kötü ağızlarına aldıkları, o büyük TANRI adına inanılır mı acaba?»

«Yalnız yaşamak!... Ne acı!...»

F: 33


514

Julien alnına vurarak içinden: «Delilik ve haksızlık ediyorum, dedi. Ben bu zindanda yalnız kaldım; yoksa dünyada yalnız yaşamadım; kafamda güçlü ödev düşüncesi varili. Üzerime aldığım, ama haklı, ama haksız aldığım ödev... fırtınada yaslandığım sağlam bir ağacın gövdesi oldu sanki; sendeliyor, çırpmıyordum. Ne olsa bir insandım ancak... Ama fırtına tarafından alınıp götürülmedim.»

«Bana yalnızlığı düşündüren bu zindanın havası...»

«iki yüzlülüğe lanet ede ede neden gene ikiyüzlülük etmeli? Bu ne ölüm, ne zindan, ne de nemli havadır, beni mah veden Bn. de Rena'in yokluğudur. Eğer Verrieres'de olsam, onu göreyim diye, evinm mahzenlerine gizlenip, haftalar îıaftası yaşamak zorunda kalsaydım, yana yakıla konuşul muydum?»

Yüksek sesle ve acı bir gülüşle:

— Çağdaşlarımın etkisi ağır basıyor, dedi. ölüme iki adım aralıkta, yalnız kendi kendime konuşarak, ikiyüzlülük adiyorum gene... Hey gidi on dokuzuncu yüzyıl!

«... Bir avcı ormanda ateş eder, avı düşer, o da avmj yakalamak için hop atılır. Çizmesi iki ayak yüksekliğindeki bir karınca yuvasına dokunur, karıncaların ocağını söndürür, karıncaları, yumurtalarını şuraya buraya dağıtır... Karıncalar arasındaki en bilgeler bile bu kara, kocaman, korkunç varlığı hiçbir zaman anlayamıyacaklardır: avcının, alımsı bir ateş demetine karışmış, korkunç bir gürültünün ardından, akıl almaz bir hızla birden yuvalarına giren çiz--mesi...»

«... İşte ölüm, hayat, sonrasızlık, bunları kavrayacak kadar geniş görüşleri olanlar için pek yalın şeylerdir...»

«Bir günlük sinek uzun yaz günlerinde sabahın doktL zunda doğar, akşamın saat beşinde ölmek için doğar; nasıl anlayabilirdi gece sözcüğünü?»

«Ona beş saatlik daha hayat verin, gecenin ne olduğunu görür ve anlar (161).»

«Ben de işte, 23 yaşında öleceğim. Bn. de Renal ile yaslamak için bana da beş yıllık daha hayat verin.»

Ve Mephistopheles gibi gülmeğe başladı. «Bu büyük so-• unları tartışmak ne çılgınlık!»

515

1 ° Şurada sanki beni dinlemek için biri varmış gibi ikiyüzlülük ediyorum.



2° Şunun şurasında yaşayacak birkaç gün kaldığına göre bana, yaşamağı ve sevmeği unutuyorum... Heyhat! Bn. de Renal burada değil; kocası onu bir daha Besançon'a gelmeğe bırakmayacak artık belki, bırakmayacak adını lekelemeğe...»

«İşte beni yalnızlığa salan şey, yoksa hak bilir, merhametli, güçlü, hiç gaddar," hiç kinci olmayan bir Tanrı'nm yokluğu değil.»

«Ah! olsaydı... Heyhat! Ayaklarına kapanırdım. Ben hak ettim ölümü, derdim; ama ey yüce Tanrı, ey merhametli Tanrı, ey horgörür Tanrı, sevdiğimi ver bana geri!»

Gece artık iyice ilerlemişti. Bir iki saatlik derin bir uykudan sonra, Fouque geldi.

Julien ruhunu açık açık gören bir insan gibi kendini güçlü ve kararlı buluyordu.

BÖLÜM XLV

Fouque'ye:

— Şu zavallı rahip Chas-Bernard'ı çağırtarak ona kötü bir oyun oynamak istemiyorum, dedi; bu yüzden üç gün yemek yiyemez sonra. Ama sen bana, B. Pirard'ın dostu fakat dalaveraya kaçmaz bir jansenist bulmağa çalış.

Fouque, bu konuyu dört gözle bekliyordu. Julien, insanın taşrada halk inancına karşı borçlu olduğu herşeyi yolu-yordamınca yerine getirdi. B. rahip de Frilair sayesinde ve günah çıkarıcı papazının kötü seçimine rağmen, Julien zindanda da papazlar kurulundan yardım görüyordu; az daha açıkgöz olsaydı, cezaevinden kaçabilirdi de. Fakat zindanın pis havası etkisini gösteriyor, aklı kısalıyordu. Bn. de Renal' in tekrar gelişinde umduğundan daha da mutlu oldu.

Kadın onu kucaklarken:

— Benim ilk işim seni sevmektir, dedi; kaçtım Verrieres' den...

Julien'in ona karşı beslediği saygıda hafiften özseverlik

516

yoktu, bütün zayıflıklarını sayıp döktü kadma. Kadın da iyi davrandı ve ona karşı sevimli oldu.



Akşam, cezaevinden çıkar çıkmaz, teyzesinin evine gidip Julien'e bir av gibi çullanan papazı çağırttı; sadece Ee-sançon yüksek sosyetesine bağlı genç kadınların gözüne girmek istediğinden, adamı Brayle-Haut manastırına gidip do-kuz günlük bir riyazete çekilmeğe kolayca razı etti.

Julien'in aşkının büyüklüğünü ve çılgınlığını hiçbir söz ortaya dökemez.

Avuç avuç para dökerek, bir yandan da ünlü ve varlıklı sofu teyezsinin itibarını kullanarak ve bu itibarden yararlanarak, Bn. de Renal delikanlıyı günde iki kez görmenin yolunu buldu.

Bu durum karşısında, Mathilde'in kıskançlığı sapıtkan-lık derecesine yükseldi. B.de Frilair bütün yetkisinin dostunu hergün bir defadan fazla görmeğe izin verdirebilmek için olanca yasakları hiçe saydıracak dereceye gelmediğim oha itiraf etmişti. Mathilde en ufak davranışlarını öğrenmek için Bn. de Renal'in arkasına adam taktı. Bn. de Frilair de Julien'in kendisine lâyık olmadığını ona ispat etmek için tilkice bir zekânın tüm inceliklerini gösteriyordu.

Bütün bu acılar içinde genç kadın delikanlıyı eskisinden daha çok seviyor, hemen hergün, başına korkunç bir iş açıyordu.

Julien ne yapıp edip garipçe lekelemiş olduğu bu zavallı genç kıza karşı sonuna kadar kibar davranmak istiyordu; fakat, her an, Bn. de Renal'e karşı duyduğu büyük aşk ağır basıyordu. încir çekirdeğini doldurmaz nedenlerle, Mathil-de'i rakibinin ziyaretlerindeki masumluğa inandıramaymca, içinden: «Bundan böyle, dramın sonu geldi gibi, diyordu; gerçeği daha ustaca gizleyemiyorsam benim için bir özür bu.»

Bn. de La Mole marki de Croisenois'nin ölümünü öğrendi. B.de Thaler, bu müthiş zengin adam, Mathilde'in sırra kadem basışı üzerine tatsız dedikodular çıkarmış; B. de Croisenois da gidip ondan bu dedikoduları yalanlamasını IS' temiş: B.de Thaler ona kendi adresine gelmiş mektupları göstermiş, bundan sonra da ufak tefek olayları birbirine öyle ustaca bağlamış ki, zavall marki için gerçeği görmemek imkânsız olmuş.

517


B.de Thaler incelikten uzak şakalar da yapmış. Öfkeden ve acıdan kızıp köprüden B.de Croisenois, öyle ağır tarziyeler istemiş ki, milyoner düelloyu tercih etmiş. Aptallık kazandı; Paris'in sevilmiş olmağa en çok haz kazanmış gençlerinden biri, daha yirmi dördüne bile basmadan ölümü içti.

Bu ölüm, Julien'in zayıf ruhunda garip ve marazı bir etki yarattı.

Mathilde'e:

— Zavallı Croisenois, diyordu, bize doğrusu çok akıllıca ce çok insanca davrandı; annenizin salonundaki ihtiyatsızlıklarınızdan bana kin besleyebilir, hattâ benimle kavgaya girişebilirdi; çünkü hakaretten önce gelen kin, çoğu zaman müthiş olur da...

B.de Croisenois'nin ölümü, Julien'i Mathilde'in geleceği üzerindeki bütün düşüncelerini değiştirdi; B.de Luz ile evlenmesi gerektiğini ispat etmekle birçok günü harcadı. Ona: «Çekingen, pek öyle cizvitliği de olmayan bir adamdır, diyordu, elbet bir adamdır, diyordu, elbet bir gün gelir, o da sıraya sokar kendini. Onda zavallı Croisenois'dan daha çok ve daha süreli yükselme tutkusu olduğundan, ailesinde düşes filan da bulunmadığından, Julien Sorel'in dul karısı ile evlenmekte hiçbir zorluk çıkarmaz.»

Mathilde soğuk soğuk:

— Hem de büyük aşklardan yaka silken bir dul kadın, dedi; çünkü o altı ay sevdikten sonra, aşığının bir başka kadını, bütün felâketlerinin başlıca illeti olan bir kadını kendisine üstün tuttuğunu görmek için yaşamıştır oldukça.

— Haksızlık ediyorsunuz; Bn. de Renal'm gelip gidişleri beni bağışlatmakla görevli Paris avukatının işine yarayacaktır; katilin kurbanından saygı gördüğünü ileri sürecektir. Bu etki yaratabilir, günün birinde benim belki bir melodram konusu olduğumu görürsünüz, v.s., v.s.

Korkunç ve öc almağa bile değmez b!r kıskançlık, umut suz (çünkü, Julien'i kurtulmuş saysa bile, kalbini n,asıl kazanacaktı yeniden acaba?) bir acmm sürüp gitmesi, bu vefasız sevgiliyi her zamankinden çok sevmenin utanç ve azabı, Bn. de La Mole'ü gamlı, ne B.de Friîair'in çabalı özenlerinin, ne de Fouque'n'n kaba davranışının içinde çıkaramadığı sessizliğe atmıştı.

DİS


Julien'e gelince, Mathilde'in gelişi üzerine çalınmış anlar bir yana bırakılacak olursa, aşkla ve yarınını hemen hemen düşünmeden yaşıyordu. Son derecesini bulan ve hiçbir gösterişe gelmeyen bu tukunun garip bir etkisi ile, Bn.de Renal onun gamsızlığını ve tatlı sevincini paylaşıyordu sanki.

Julien:


Bir zamanlar, diyordu, Vergy korularındaki gezintilerimizde ne mutlu olabilirdim, ama o ateşli yükselme hırsı ruhumu hayal ülkelerine salıyordu. Dudaklarımın tam yanında duran bu güzelim kolu göğsüme bastıracağım yerde, yarınlar beni senden çekip alıyordu; özlü bir servet sağlamak için girişeceğim sayısız savaşları düşünüyordum... Hayır, siz beni bu cezaevinde görmeğe gelmemiş olsaydınız, mutluluğu tanımadan ölüp gidecektim.

İki olay bu durgun hayatı bozdu, Julien'in günah çıkarıcısı papaz, pek jansenist olduğu halde, bir cizvit oyununa dayanamadı, yâni kendi bile sezmeden, onların maşası oldu.

Gelip bir gün ona, intihar etme gibi korkunç günahı işlemek istemiyorsa, bağışlanmasını sağlamak üzere elinden gelen herşeyi yapmak zorunda olduğunu söyledi. İmdi, papazlar kurulunun Paris'teki Adalet Bakanlığında çok yetkisi olduğundan, kolay bir yol görülüyordu; parlak bir şekilde Tanrı yoluna dönmesi gerekiyordu...

Julien:


— Parlak şekilde ha! diye tekrar etti! Ah! Sizi de babacığım, bir misyoner gibi komedi oynar görüyorum bu işte..

Jansenist ciddî ciddî:

— Yaşınız, Tanrı gücüyle kazandığınız sevimli yüzünüz, suçunuzun, açıklanmadan kalan sebebi, Bn. de La Mole'ün uğrunuzda gösterdiği kahramanca uğraşılar, kurbanınızın size gösterdiği şaşılacak dostluğa varıncaya kadar, kısacası herşey, sizin Besançon'daki o taze kadınların kahramanı olmanıza yardım etti, dedi. Onlar sizin için herşeyi unuturlar, siyaseti bile...

«İnancınızı tazelemeniz kalplerinde yankılar uyandıracak ve derin bir etki bırakacaktır. Dine pek yararlı da olabilirsiniz, Cizvitler böyle bir durumda aynı yolu tutar diye duraksayım mı ben! Hem onlar, açgözlülüklerinden uzak dü-

519

şen bu özel durumda bile, gene de kötülük ederler; bu böyle olmamalı!... İman getirmenizin, akıtacağı gözyaşları Voltai-re'in dinsizce eserlerinin on baskıda yaptıkları dokunaklı etkiyi silecektir.»



Julien soğuk soğuk:

— Kendi kendimi hor görürsem, diye karşılık verdi, bana ne kalacak geriye? Yükselme tutkusuna kapıldım, kendimi hiç ayıplamıyorum; o zamanlar, zamanın esintilerine kapılarak yaşadım. Şimdi ise, günü gününe yaşıyorum. Ama memleket inancına uyarak, yakamı bir kötülükten kurtar-sam, daha da bedbaht bulurum kendimi...

Julien'e pek başka biçimde etki eden özgür olan Bn. de Renal'den koptu. Bilmem hangi dümenci bir kadın bu temiz ve çekingen kadına ödevinin Saint - Cloud sarayına gitmek, derken Kral X. Charles'ın ayaklarına kapanmak olduğunu inandırabilmişti (162).

Bn. de Renal, Julien'den ayrılma fedakârlığını göstermişti ve böyle bir işten sonra, halkın karşısına çıkma üzüntüsü, bir zamanlar ona ölümden de acı gibi gelen üzüntü, artık vız geliyordu ona.

— Krala gider^ sevgilim olduğunu dobra dobra söylerim: bir insanın ama Julien gibi bir insanın hayatı düşüncenin üstünde olmalıdır. Kıskançlık yüzünden onun kalkıp hayatıma son vermek istediğini söylerim. Jürinin merhameti, kralın merhameti sayesinde bu gibi durumlarda kurtulmuş nice yoksul genç var...

Julien:


— İkimizi de ele güne kepaze eden böyle bir işe kalkışmayacağına yemin etmezsen bana, seni görmek istemem, kapatırım zindanımı yüzüne, ertesi gün de umutsuzluktan öldürürüm inan kendimi, diye bağırdı. Bu Paris'e gitme düşüncesi senin değil. Bunu senin aklına sokan dalaveracı kadının söyle adını bana.

«Şu kısa ömrün sayılı günlerinde mutlu olalım. Gizlemeyelim kendimizi suçum bağışlanır suçlardan değil. Bn. de La Mole'ün, Paris'te pek itibarı vardır, inan ki olanca insanlığı yaptı. Taşra burası, bütün zengin ve sayılı kimseler bana karşı. Senin da.vranışm, bu zengin ve hele yanar döner olan, gül gülüstan içinde rahat bir hayat süren adamları büsbütün çileden çıkarır. Maslon'lara, Valenod'lara , daha

520

iyi oln binlerce insana hiç gülme fırsatı vermeyelim.»



Zindanın ağır havası Julien'e çekilmez geliyordu. Bereket versin, ona ölmesi gerektiğini bildirdikleri gün, güzel bir güneş ortalığı ışığa boğuyordu, Julien de iyice sağlamdı. Açık havada yürümek onun için tatlı, uzun zaman denizde kalan bir gemicinin karadaki dolaşması gibi bir zevk oldu. İçinden: «Yol göründü, herşey yolunda, dedi, cesaretim de hiç eksik değil.»

Bu başın hiçbir zaman kesileceği andaki kadar ozanca duruşu olmamıştı. Bir zamanlar Vergy korularında geçirmiş olduğu güzelim anlar birer birer ve sonsuz bir güçle geliyordu tekrar aklına.

Herşey yaîm, yerli yerinde olup bitti, delikanlı da hiçbir gösterişe kalmadı (163).

İki gün önce, Fouque'ye :

Heyecan üzerine söz veremem, demişti; bu müthiş loş, müthiş nemli zindan,, bana öyle ateşli anlar yaşatıyordu ki, kendimi tanıyamıyorum; ama korkmam, yüzümün solduğu hiç görülmeyecektir.

Son günün sabahı, Fouque'nin Mathilde ile Bn. de Re-nal'i şehirden uzaklaştırması iğin ilkin alacağı düzenleri yoluna sokmuştu.

— Onları aynı arabada götür, demişti ona. Posta arabasının atları sakın dört nala gitmekten geri kalmasın bak. İkisi ya dost olurlar ya da birbirlerine öylesine kin bağlarlar. Her iki durumda da, zavallı kadınlar korkunç acılarını olsun unutmuş olurlar.

Julien Bn. de Renal'e Mathilde'in çocuğuna bakmak için yaşayacağına and içirmişti. Bir gün Fouque'ye:

— Kimbilir? Biz ölüp gittikten sonra gene de duygularımız olur belki, diyordu. Dinleniş sözü olduğuna göre, ben de, Verrieres üstündeki büyük dağın o küçük mağarasında

. dinlenmeği isterdim oldukça. Sana anlattım, kaç kez, geceleri bu mağarada oturmuşumdur. Fransa'nın en zengin taş-îaları üzerinde tâ ötelere dalınca, yükselme tutkusu yakardı gönlümü; o zamanlar tutkum buydu... Ne olursa olsun, bu mağara bence hoştur ve bir bilgenin ruhunu ışıklandıracak bir biçimde yapılmış olmadığı söylenemez... Evet! Şu Besançon'un mübarek papazları herşeyden para çıkarıyorlar;

521

yolunu bula bilirsen cesedimi satarlar sana.



Fouque bu acı pazarlığın üstesinden geldi. Geceyi tek başına onun odasında, dostunun cesedi yanında geçiriyordu, ama hayretler içinde kaldı, Mathilde'in içeri girdiğim gördü. Onu daha birkaç saat önce Besançon'dan on fersah ötede bırakmıştı. Şaşkın bakışı ve gözleri vardı kadının.

Onu görmek istiyorum, dedi.

Fouque ne konuşacak ne de ayağa kalkacak durumda değildi. Ona parmağı ile döşemedeki lâcivert büyük bir kaputu gösterdi; Julien'den kalan buna sarılmıştı.

Genç kadın diz çöktü. Boniface de La Mole ile Marguerite de Navarre'm anısı ona besbelli inşân üstü bir cesaret verdi. Titreyen elleri kaputu açtı. Fouque gözlerini çevirdi.

Mathilde'nin odada telâşlı telâşlı dolaştığı işitti. Genç kadın birçok mum yakıyordu. Fouque kendinde ona bakmak gücü bulduğu zaman o, Julien'in başmı, önüne, küçük bir mermer masaya koymuştu ve alnından öpüyordu...

Mathilde, sevgilisinin ardından kendi seçmiş olduğu mezara kadar gitti. Tabutun peşinden bir yığın papaz yürüyordu ve genç kadın ise dünyadan habersiz, örtülü arabasında tek başına, bu kadar sevdiği adamın başını dizleri üzerinde taşıdı.

Gece yarısı, o başı dumanlı Jura dağlarının en yüksek tepesinde, sayısız mumlarla alabildiğine aydınlatılmış bu küçük mağaraya geldiklerinde, yirmi papaz ölüler duasını okudu. Kervanın geçtiği, küçük dağsal köylerin tüm halkı, bu akıl almaz törenin garipliğine tutularak kafileye katılmışlardı.

Mathilde, onların arasında uzun yas elbisesi ile göründü ve duanın sonunda, köylülere beş franklık binlerce para dağıttırdı.

Fouque ile yalnız kalınca, sevgilisinin başını kendi eliyle gömmek istedi (164). Fouque acıdan çılgına dönmüştü.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   35   36   37   38   39   40   41   42   43


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə