Stephen King Kara Kule Cilt7 Kule



Yüklə 2,92 Mb.
səhifə59/62
tarix03.12.2017
ölçüsü2,92 Mb.
#33720
1   ...   54   55   56   57   58   59   60   61   62

Kral'm sesi onlara doğru süzüldü. "BEKLE O HALDE... BEKLE VE HEDEFİNİ BİR DÜŞÜN ROLAND! NE KADAR YAKININDA OLDUĞUNU DÜŞÜN! VE... DİNLE! SEVGİLİNİN SÖYLEDİĞİ ŞARKIYI DİNLE!"

Ve sesi kesildi. Ne ıslık, ne inilti ne yaklaşan sneetch'ler vardı. Ro-land'ın artık tek duyduğu rüzgârın mırıltısı... ve Kral'm dinlemesini istediği şeydi.

Kule'nin çağrısı.

Gel, Roland, diye şarkı söylüyordu sesler. Can'-Ka No Rey'in güllerinden yükseliyor, tepedeki güçlenmekte olan Işınlar'dan yayılıyor ama çoğunlukla, hayatı boyunca aradığı ve artık gözlerinin önünde yükselen... ve son adımda uzak tutulduğu Kule'nin kendisinden geliyordu. Gitmeye kalkarsa açık alanda ölecekti. Ama Kule'nin çağrısı zihnine bir çengel gibi takılmış, onu çekiyordu. Kızıl Kral beklediği takdirde isteğine ulaşacağını biliyordu. Zaman geçtikçe gerçeği Roland da anladı. Çünkü çağıran sesler kesintisiz değildi. Bu seviyedeyken seslere karşı koyabilirdi. Karşı koyuyordu. Ama saatler ilerledikçe çağrının şiddeti arttı. Roland rüyalarında ve hayallerinde Kara Kule'ye niçin hep gökyüzünün batısındaki ışığın gül tarlası üzerinden yansıyormuş gibi göründüğü, tüm dünyayı yanan ufkun önünde gece yarısı kadar kara görünen tek bir direğin destek olduğu kan dolu bir kovaya çeviren günbatımında geldiğini giderek artan bir dehşetle anladı.

Kara Kule'ye hep günbatımında geldiğini görüyordu, çünkü Kule'nin giderek güçlenen çağrısı günbatımında iradesini alt ediyordu. Gidecekti. Dünya üzerindeki hiçbir güç ona engel olamazdı.

Gel... Gel..., GEL... GEL.... haline geldi ve ardından bir emre dönüştü: GEL! GEL! Başı ağrımaya başladı. Gitmeye can atıyordu. Defalarca dizlerinin üzerinde yükseldi ve kendini yine oturmaya ve sırtını piramide dayamaya zorladı.

Patrick gözlerini ona dikmiş, giderek artan bir korkuyla bakıyordu. Çağrıya kısmen veya tamamen bağışıklığı vardı -Roland bu kadarını anlamıştı- ama neler olduğunu biliyordu.
5

Kral bir çift sneetch daha fırlattığında Roland'ın tahminine göre bir saattir oldukları yerde sıkışıp kalmışlardı. Bu kez piramidin iki tarafından geçer geçmez döndüler ve altı metre arayla doğruca üzerlerine geldiler. Roland sağdakini vurdu, sonra bir bilek hareketiyle diğerine ateş etti ve

0nu da havaya uçurdu. İkincinin patlaması yüzünde sıcak havayı hissedebileceği kadar yakındı, ama hiç olmazsa şarapnel parçası yoktu; görünüşe bakılırsa patladıklarında tamamen havaya uçuyorlardı.

"TEKRAR DENE!" diye bağırdı Roland. Boğazı artık kupkuruydu ve tahriş olmuştu, ama sözlerinin ona ulaştığını biliyordu, bulundukları yerin havası bu şekilde iletişim için müsaitti. Ve sözlerinin her birinin yaşlı delinin bağrını deşen birer hançer olduğunu biliyordu. Ama onun kendi sorunları vardı. Kule'nin çağrısı her geçen an güçleniyordu.

"GEL, SİLAHŞOR!" dedi çılgın ihtiyar. "BELKİ DE GELMENE İZİN VERİRİM! EN AZINDAN KONUYU ARAMIZDA TARTIŞABİLİRİZ, DEĞİL Mİ?"

Roland seste bir nebze samimiyet olduğunu dehşetle düşündü.

Evet, diye düşündü sertçe. Ve kahve içeriz. Hatta belki yanında kurabiye yeriz.

Saati cebinden çıkarıp kapağını açtı. Kolları hızla ters yöne dönüyordu. Piramide yaslanıp gözlerini kapadı ama bu, durumu daha da kötüleştirdi. Kule'nin çağrısı

(gel, Roland gel, Silahşor, commala-gele-gele, yolculuk bitmek üzere)

daha yüksek, her zamankinden daha ısrarlıydı. Gözlerini tekrar açtı ve bulutların gül tarlasındaki Kule'ye doğru durmaksızın ilerlediği amansız gökyüzüne baktı.

Ve işkence devam etti.
6

Piramidin yakınındaki güller ve çalıların gölgelerinin giderek uzadığı bir saat daha geçti. Roland bu süre içinde aklına, hayatını ve kaderini yanındaki yetenekli ama zekâsı fazla keskin olmayan çocuğun ellerine bırakmaktan kurtaracak parlak bir fikir gelmesi için dua edip durdu. Ama güneş, gökyüzünün batısında ufka doğru alçalır, üstlerindeki mavi gökyüzü kararırken yapılacak hiçbir şey olmadığını anlamaya başladı. Saatin kollarının ters yöne dönüş hızı daha da artmıştı. Yakında fır döneceklerdi. Ve o zaman Roland'ın direnci kırılacaktı. Sneetchler olsun olmasın (ve yaşlı çılgının elinde başka ne olabilirdi?) gidecekti. Koşacak, zikzaklar çizecek, gerekirse toprağın üzerinde sürünecekti ve ne yaparsa yapsın bedeni parçalara ayrılmadan önce Kara Kule'ye kadar olan mesafenin yarısını almış olursa şanslı sayılacağını bilecekti.

Güllerin arasında ölecekti.

"Patrick," dedi. Sesi boğuktu.

Patrick, ona yoğun bir umutsuzlukla baktı. Roland, çocuğun ellerine -kirli, çizikler içinde ve inanılmayacak kadar yetenekli ellerine- baktı ve pes etti. O ana dek dayanmasının tek sebebinin gurur olduğunu anladı; Kızıl Kral'ı bir hiçliğe göndermek değil, öldürmek istemişti. Ve Patrick'in Kral'a Susannah'nın yarasına yaptığını yapabileceğinin hiçbir garantisi yoktu elbette. Ancak Kule'nin çağrısı yakında direnemeyeceği kadar kuvvetli olacaktı ve başka seçeneği kalmamıştı.

"Benimle yer değiş, Patrick."

Patrick, Roland'ın üzerinden dikkatle geçerek söyleneni yaptı. Artık piramidin yola yakın kenarındaydı.

"Uzağı gören aletle bak. O yarığa koy -evet, öyle- ve bak."

Patrick, Roland'a çok uzunmuş gibi gelen bir süre boyunca Kule'ye baktı. Bu arada Kule şarkı söylüyor, çağırıyor, işkence ediyordu. Sonunda Patrick tekrar Silahşor'a döndü.

"Şimdi defterini al ve o adamın resmini çiz, Patrick." Bir adam değildi gerçi, ama en azından benziyordu.

Bununla birlikte Patrick önce dudaklarını ısırarak Roland'a bakmaya devam etti. Sonra Silahşor'un kafasını kavradı ve burun buruna gelene dek kendine çekti.

Çok zor, diye fısıldadı Roland'ın zihninin derinliklerinden bir ses. Bir çocuğun değil, yetişkin bir erkeğin sesiydi. Güçlü bir erkeğin. Tam anlamıyla orada değil. Karanlığa karışıyor. Rengi belirsizleşiyor.

Roland bu sözleri daha önce nerede duymuştu?

Şimdi bunu düşünecek zaman yoktu.

"Yapamayacağını mı söylüyorsun?" diye sordu Roland sesine (kayda değer bir çabayla) hayal kırıklığıyla karışık inanmazlık tınısı ekleyerek. "Yapamayacağını? Patrick'in yapamayacağını? Ressam'm yapamayacağını?"

Patrick'in bakışları değişti. Roland bir an için gözlerinde, büyüyüp yetişkin bir erkek olduğu takdirde bakışlarına yerleşeceğine emin olduğu bir ifade gördü... ve Sayre'ın ofisindeki resimler bunu en azından başka bir zamanda, başka bir dünyada yapacağını söylüyordu. O günü resmedecek kadar yaşlandığında. Büyüyüp yaşlı bir adam olacak kadar yaşar ve yeteneğinin yanı sıra birazcık bilgelik kazanırsa bu ifade azamet olacaktı; şimdi ise sadece küstahlıktı. Mavi ışıklardan hızlı olduğunu, en iyi olduğunu bilen ve başka hiçbir şeyi umursamayan bir çocuğun bakışıydı. Roland bu bakışı iyi tanırdı, ne de olsa Patrick Danville'in o an olduğu yaştayken aynı ifadeyi yüz ayrı aynada ve durgun su yüzeyinde görmüştü, değil mi?

Yapabilirim, dedi Roland'ın kafasının içinden gelen ses. Sadece kolay olmadığını söylüyorum. Silgiye ihtiyacım olacak.

Roland başını hemen iki yana salladı. Parmaklan cebindeki yarısı tükenmiş pembe silginin üzerine sıkıca kapandı.

"Hayır," dedi. "Hatasız çizmelisin, Patrick. Her çizgi ilk seferinde doğru olmalı. Silme faslı daha sonra gelecek."

Patrick'in bakışlarındaki küstah ifade bir anlığına kayboldu, ama sadece bir anlığına. Geri döndüğünde yanında gelen, Silahşor'u son derece memnun etti ve aynı zamanda rahatlattı. Azim ve heyecan dolu bir bakıştı. Yeteneklerini yıllarca, uykulu bir şekilde, kendilerini zorlamadan basit eserler için kullandıktan sonra sınırlarını zorlayacak, hünerlerini sınayacak ve hatta belki kabiliyet sınırını aşacak zorlu bir meydan okumayla karşılaşan insanların yüzünde beliren ifadeydi.

Patrick yarığın hemen altına dayalı bıraktığı dürbüne doğru yuvarlandı. Roland'ın kafasının içindeki sesler giderek daha emredici bir hal alan şarkıyı söylemeye devam ederken uzun uzun baktı.

Sonra geri döndü, resim defterini aldı ve hayatının en önemli resmini çizmeye başladı.


7

Patrick'in her zamanki metoduyla karşılaştırıldığında yavaş ilerleyen bir işti; genellikle hızlı kalem darbeleriyle çizer, sadece dakikalar içinde son ayrıntısına kadar tamamlanmış, kusursuz bir eser ortaya çıkarırdı. Roland, çocuğa bağırmamak için kendini defalarca kontrol etmek zorunda kaldı. Acele et! Tanrılar aşkına çabuk ol! Acı çektiğimi görmüyor musun?

Ama Patrick görmedi, görseydi de umursamazdı zaten. Kendini tamamen işine kaptırmış, meçhulün açgözlülüğüne kapılmıştı. Ara sıra kırmızı cüppeli resim öznesine bakmak için uzun süre duraksıyor, bunun dışında hiç ara vermeden çiziyordu. Bazen kalemi eğerek belirli noktalara karaltılar yapıyor, sonra başparmağını bu karaltılara sürterek gölgeler yaratıyordu. Bazen gözlerini sadece akları görünecek şekilde deviriyordu. Sanki Kızıl Kral'ın beynindeki parlak yansımasını bir şekilde taklit ediyordu.

Ne olduğu umurumda değil. Aklımı kaçırıp yaşlı Kızıl Kral'ın isabet buyurarak "sevgilim" dediğine doğru koşmaya başlamadan şu resmi bitirsin yeter.

En az üç gün sürmüş gibi gelen yarım saat bu şekilde geçti. Kızıl Kral bir keresinde her zamankinden tatlı bir sesle Roland'a Kule'ye gidip onunla konuşup konuşmayacağını sordu. Roland, onu balkon hapishanesinden kurtarırsa birlikte bir ok gömebilir ve Kule'nin tepesindeki odaya birlikte dostça tırmanabilirlerdi. Bu imkânsız değildi ne de olsa. Roland şartların umulmadık ortaklıklar kurulmasını sağlayabildiğine hiç tanık olmamış mıydı?

Silahşor'un buna tanık olmuşluğu vardı elbette. Kızıl Kral'ın bu seferki teklifinin daha önceki gibi sahte olduğunu ve tek farkın yalanın üzerine geçirilmiş başka bir kılıf olduğunu da biliyordu. Ve Roland bu kez yaşlı canavarın sesinde bir endişe tınısı duymuştu. Cevap vermekle enerjisini harcamadı.

Tatlı dilinin işe yaramadığını anlayan Kızıl Kral bir sneetch daha fırlattı. Bu seferki piramidin öyle yükseğinden geçti ki sadece bir kıvılcım gibi göründü. Ve daha sonra düşen bir bombanın çığlığıyla üzerlerine doğru dalışa geçti. Roland tek bir atışla icabına baktı ve tabancasını yine doldurdu. Aslında, Kızıl Kral'ın bu uçan el bombalarından daha fazla göndermesini diliyordu zira bunlar aklını Kule'nin ürkütücü çağrısından geçici olarak uzaklaştırıyordu.

Beni bekliyordu, diye korkuyla düşündü. Onu bu kadar karşı konulmaz yapan bu, sanırım... özellikle beni çağırıyor. Tam olarak Roland'ı değil, bütün Eld soyunu...ve o soydan sadece ben kaldım.


8

Sonunda, ufka yaklaşan güneş turuncu tonlarına bürünmeye başlamış ve Roland artık daha fazla dayanamayacağını hissederken Patrick kalemini elinden bıraktı. Kaşlarını çatarak resim defterini Roland'a doğru kaldırdı. Bakışı Roland'ı korkuttu. Dilsiz çocuğun yüzünde bu ifadeyi daha önce hiç görmemişti. Patrick'in daha önceki kendini beğenmişliği artık yoktu.

Bununla birlikte Silahşor resim defterini aldı ve gördüklerinden o kadar etkilendi ki, Patrick'in resmindeki gözler onu büyüleme gücüne sahipmiş, tabancasını şakağına dayayıp tetiği çekmesini sağlayabilirmiş gibi başını çevirdi. Resim o derece iyiydi. Açgözlü, sorgu dolu yüz uzun, alın ve yanaklardaki çizgiler dipsizmiş hissi verecek kadar derindi. Gür sakalın arasından görünen dudaklar dolgun ve acımasızdı. Canı istediği takdirde bir öpücüğü, ısırığa çevirebilecek bir adamın ağzıydı.

"NE YAPTIĞINI SANIYORSUN?" diye haykırdı o deli ses. "HER NE YAPIYORSAN, SANA BİR FAYDASI OLMAYACAK! KULE BENÎM ELİMDE -İİİİİEEEEE!- BEN ÜZÜMLERİ OLAN KÖPEK GİBİYİM, ROLAND! TEPESİNE TIRMANAMASAM DA KULE BENİM! VE GELECEKSİN! İİİİEEE! DOĞRU DİYORUM! KULE'NİN GÖLGESİ, ARKASINA SAKLANDIĞIN O UYDURUK YERE ULAŞMADAN GELE-ÇEKSİN! İİİİEEEE! İÎİİEEEE! İİİİEEEE!"

Patrick yüzünü buruşturarak kulaklarını kapadı. Resmi bitirdiği için o korkunç çığlıkları tekrar duymaya başlamıştı.

Bu resim Patrick'in hayatının en büyük eseriydi, Roland'ın bundan hiç şüphesi yoktu. Çocuk meydan okuma karşısında kendini aşmış ve ortaya olağanüstü bir eser koymuştu. Kızıl Kral'ın kâğıt üzerindeki görüntüsü son derece gerçekçiydi. Uzağı gören alet bu netliğin tek sebebi olamaz, diye düşündü Roland. Sanki üçüncü bir gözü var, hayal gücünden bakan ve her şeyi gören bir göz. Diğer ikisini aklan görünecek şekilde devirdiğinde bu gözüyle bakıyor. Böyle bir yeteneğe sahip olmak... ve bunu bir kurşunkalem kadar basit bir araçla ifade etmek! Tanrılar!

Neredeyse yaşlı adamın şakaklarında birkaç tüy dokunuşu gibi kalem darbesiyle belirtilmiş damarların nabız gibi atmaya başlamasını görecekti. Silahşor dolgun dudakların kenarlarında tek bir keskin

(yaban domuzu dişi)

diş olduğunu gördü ve resmin dudaklarının hayat bulup o bakarken açılarak sipsivri dişleri gözler önüne sereceğini düşündü: minik bir beyaz nokta (aslında sadece kâğıdın kalem değmemiş bir yeriydi) hayal gücünün geri kalan kısmı görmesini, hatta her soluk verişine eşlik eden çürük et kokusunu hissetmesini sağlıyordu. Patrick, Kral'ın burun deliklerinin birinden taşan beyaz kılları ve sağ kaşındaki yara izini kusursuzca resmet-mişti. Dilsiz çocuğun daha önce yaptığı Susannah'nın portresinden çok daha üstün bir sanat eseriydi. Patrick diğer resimden Susannah'nın yarasını silebildiyse bu resimden de Kızıl Kral'ı silebilmeliydi, geride boş bir balkon ve arkasında kapalı bir kapı bırakabilmeliydi mutlaka. Roland resimdeki Kızıl Kral'ın hareket edip nefes aldığını görse hiç şaşırmayacaktı. Bu resim amacına uygundu mutlaka. Mutlaka...

Ama değildi. Değildi ve istemek, işe yaramasına yetmiyordu. İhtiyaç duymak da öyle.

Gözleri, diye düşündü Roland. İri ve korkunçtular, insan bedeninde bir ejderin gözleriydi. Korku salacak kadar gerçek görünüyorlardı, ama tam anlamıyla doğru değillerdi. Roland umutsuz, mutsuz bir kesinlik hissetti ve bir anda baştan ayağa titredi. Titremesi dişlerini takırdatacak kadar şiddetliydi. Bir yanlışlık var...

Patrick, Roland'ın dirseğini kavradı. Silahşor resme öylesine konsantre olmuştu ki, az kalsın haykıracaktı. Başını kaldırdı. Patrick başını ona salladı ve kendi gözlerinin kenarına dokundu.

Evet. Gözleri. Biliyorum! Ama gözlerinde ne yanlışlık var?

Patrick hâlâ göz kenarlarına dokunuyordu. Bir ekinkargası sürüsü, yakında maviden ziyade mor olacak gökyüzünde tiz çığlıklar atarak başlarının üzerinden uçup geçti. Kara Kule'ye doğru uçuyorlardı; Roland, onun sahip olamadıklarını bitirmemeleri için peşlerine düşme niyetiyle ayağa kalktı.

Patrick, onu av hayvanlarının derilerinden yaptıkları ceketinden tutarak geri çekti. Çocuk başını şiddetle iki yana sallıyor, bir yandan da yolu gösteriyordu.

"GÖRDÜM, ROLANDr diye haykırdı Kule'deki deli. "KUŞLARI KISKANIYOR, ONLARIN SAHİP OLDUKLARINI İSTİYORSUN, DEĞİL Mİ? İİİİEEEE! VE BU DOĞRU, ELBET! ŞEKER KADAR, TUZ KADAR, KRAL DANDO'NUN KASASINDAKİ YAKUTLAR KADAR GERÇEK, İİİİEEEE, HA! SENİ ŞU AN MAHVEDEBİLİRDİM AMA NEDEN UĞRAŞAYIM? ALTINA İŞEYİP TİTREYEREK, KENDİNE ENGEL OLAMAYARAK GELİŞİNİ GÖRMEYİ TERCİH EDERİM!"

Öyle olacak, diye düşündü Roland. Kendime engel olamayacağım. Belki burada on dakika daha kalabilirim, hatta belki yirmi dakika, ama sonra...

Patrick tekrar yolu göstererek düşüncelerini böldü. Geldikleri yönü işaret ediyordu.

Roland başını usançla iki yana salladı. "Çekimine karşı koyabilsey-dim bile -ki kalamıyorum, tek yapabildiğim burda beklemek- geri gitmekte hiçbir fayda yok. Açığa çıktığımız anda elinde ne varsa kullanarak üzerimize saldıracaktır. Elinde bir şey var, bundan eminim. Ve her ne ise, ta-bancamdaki kurşunların onu durdurabileceğini hiç sanmıyorum."

Patrick başını uzun saçları havada uçuşacak kadar sertçe iki yana salladı. Roland'ın kolunu tırnakları Silahşor'un etine üç kat giysiye rağmen batacak kadar sıkı kavramıştı. Daima nazik ve çoğunlukla kafası karışmış gibi bakan gözleri Roland'a şimdi öfkeye yakın bir ifadeyle bakıyordu. Boşta kalan eliyle yine işaret etti. Ama gösterdiği, yol değildi.

Patrick gülleri gösteriyordu.

"Ne olmuş onlara?" diye sordu Roland. "Patrick, güllere ne olmuş?"

Patrick bu kez önce gülleri, sonra resimdeki gözleri gösterdi.

Ve bu kez Roland anladı.


9

Patrick gülleri almak istemedi. Roland gitmesini işaret ettiğinde çocuk hemen başını iki yana salladı. Gözleri irileşmiş, saçları yine öne arkaya savrulmuştu. Dişlerinin arasından yaklaşan sneetch'lzn hatırlatan, ıslığa benzer bir ses çıkardı.

"Fırlattığı her şeyi havada vurabilirim," dedi Roland. "Yaptığımı gördün. Koparabileceğim kadar yakında bir gül olsaydı kendim koparırdım. Ama yok. Bu yüzden gülü sen koparmalısın. Seni koruyacağım."

Ancak Patrick piramidin çıkıntılı duvarına doğru büzüldü. Yapmayacaktı. Korkusu yeteneğiyle aynı ölçüde değildi, ama oldukça yakın olduğu görülebiliyordu. Roland en yakındaki gülle arasındaki mesafeyi hesapladı. Gül siperlerinin koruması altında değildi, ama fazla uzak sayılmazdı. Gülü koparacağı parmakları eksik sağ eline baktı ve kendi kendine ne kadar zor olabileceğini sordu. İşin aslı, bilmiyordu. Bunlar sıradan güller değildi. Saplarındaki dikenlerde onu bir anda felç ederek otların üzerine boylu boyunca uzatacak kuvvetli bir zehir olabilirdi. Çok kolay bir hedef haline gelebilirdi.

Patrick gülü koparmayacaktı. Roland'ın bir zamanlar dostları olduğunu ve artık hiçbirinin hayatta olmadığını biliyordu. Yapmayacaktı. Roland'ın uğraşacak iki saati -hatta bir saati- olsaydı çocuğun dehşetini aşabilir, onu ikna edebilirdi. Ama o kadar vakti yoktu. Güneş batmak üzereydi.

Ayrıca çok da yakın. Mecbur kalırsam yapabilirim... ve yapmak zorundayım.

Hava Susannah'nın geyik derisinden diktiği kaba eldivenlere ihtiyaç duymayacakları kadar ılımış olmasına rağmen Roland o sabah eldivenleri takmıştı. Hâlâ beline sıkıştırılmış halde duruyorlardı. Birini alıp tepesini kalan iki parmağı ucundan çıkacak şekilde kesti. Geriye kalan kısmı hiç olmazsa avucunu dikenlerden koruyacaktı. Eldiveni taktı, sonra diğer elinde tabancasıyla en yakın güle bakarak diz çöktü. Bir tane yetecek miydi? Yetmek zorunda, diye düşündü. Diğer gül neredeyse iki metre uzaktaydı.

Patrick başını iki yana deli gibi sallayarak omzunu kavradı.

"Mecburum," dedi Roland. Elbette öyleydi. Bu onun göreviydi, Pat-rick'in değil ve en başta çocuğa yaptırmaya kalkması hataydı. Başarırsa, ne âlâ. Başaramaz ve Can'-Ka No Rey'in kıyısında parçalara ayrılırsa hiç olmazsa o korkunç çekim kesilecekti.

Silahşor derin bir nefes aldı, sonra siperin ardından güle doğru atıldı. Aynı anda Patrick, onu engelleme niyetiyle tekrar uzandı. Roland'ın ceketinin ucunu tuttu ve dengesini bozdu. Roland yan tarafı üzerine sertçe indi. Tabancası elinden fırlayıp uzun otların arasına düştü. Kızıl Kral haykırdı (Silahşor, çılgın seste hem zafer, hem öfke duydu) ve yaklaşan sneetch'in ıslığa benzer sesi duyuldu. Roland eldivenli sağ eliyle gülün sapını tuttu. Dikenler, derinin içinden örümcek ağıymış gibi kolayca geçti ve eline gömüldü. Acı dayanılmazdı, ama gülün şarkısı çok tatlıydı. Güneşe benzeyen sapsarı, parlak merkezini görebiliyordu. Milyonlarca güneşe benzeyen. Kanın sıcaklığını avucunda ve parmaklarında hissetti. Geyik derisi kanla ıslandı ve kahverengi yüzeyinde kırmızı bir leke belirdi. Onu öldürecek olan sneetch gülün şarkısını bastırdı ve zihnini doldurarak kafatasını ikiye ayıracakmış gibi oldu.

Gülün sapı kopmadı. Sonunda kökleriyle birlikte olduğu gibi topraktan çıktı. Roland sol tarafına yuvarlandı, tabancasını aldı ve bakmadan ateş etti. Yüreği ona bakmak için vaktinin kalmadığını söylüyordu. Gürültülü bir patlama oldu ve sıcak hava bu kez fırtına gibi yüzüne savruldu.

Yakındı. Bu kez çok yakındı.

Sinirlenen Kızıl Kral çığlık attı -"İİİİEEEEr- ve çığlığı, yaklaşan çok sayıda ıslık sesi takip etti. Patrick piramide sarılırcasına yaslandı. Gülü kanayan sağ eliyle sıkıca tutan Roland sırtüstü döndü, tabancasını kaldırdı ve sneetch'lenn dönüş yapmasını bekledi. Yaptıklarında hemen icaplarına baktı: bir, iki ve üç.

"HÂLÂ BURDAYIM!" diye bağırdı yaşlı Kızıl Kral'a. "HÂLÂ BUR-DAYIM SENİ YAŞLI PEZEVENK, SANA YARASIN!"

Kızıl Kral'ın o korkunç uluması tekrar duyuldu, ama daha fazla sneetch fırlatmadı.

"DEMEK ARTIK BİR GÜLÜN VAR!" diye haykırdı. "DİNLE ONU, ROLAND! İYİ DİNLE ÇÜNKÜ AYNI ŞARKIYI SÖYLÜYOR! DİNLE VE COMMALA-GEL-GELr

Bu şarkı artık Roland'a gitmesini emrediyordu. Sinir uçlarında öfkeyle yanıyordu. Patrick'i yakalayıp çevirdi. "Şimdi," dedi. "Hayatım için, Patrick. Devam edebilmem için hayatını feda eden her erkek ve kadın için."

Ve çocuk, diye ekledi içinden Jake'i düşünerek. Karanlığın üzerinde asılı duran, sonra içine düşen Jake'i.

Dilsiz çocuğun dehşetle irileşmiş gözlerine baktı. "Bitir şunu! Bana yapabileceğini göster!"
10

Roland inanılmaz bir şeye tanık oluyordu: Patrick gülü aldığında eli kesilmedi. Çizilmedi bile. Roland parçalanan eldiveni dişleriyle çekip çıkardı ve avuç içinin çok kötü bir şekilde kesildiğini gördü. Kalan parmaklarından biri, artık sadece kanlı bir tendondan sallanıyordu. Uyumak isteyen bir şey gibi sarkıyordu. Ama Patrick'in hiçbir yeri kesilmemişti. Dikenler ona batmadı. Ve dehşet, gözlerini terk etti. Dikkatle bir güle, bir resmine bakıyordu.

"ROLAND! NE YAPIYORSUN? GEL, SİLAHŞOR, GÜNEŞ BATIP AKŞAM OLMAK ÜZERE!"

Ve evet, gidecekti. Öyle ya da böyle. Bu gerçeği bilmek, içini her nasılsa rahatlattı ve çok fazla titremeden olduğu yerde kalmasını sağladı. Sağ eli bileğine dek uyuşmuştu ve Roland, o eliyle bir daha asla hissede -meyeceğini biliyordu. Önemi yoktu, ıstanavarların saldırısından sonra fazla işine yaramamıştı zaten.

Gülün şarkısı devam ediyordu: Evet, Roland, evet, ona yine sahip olacaksın. Tekrar bütün olacaksın. Yenilenme olacak. Yeter ki gel.

Patrick gülden bir taçyaprak kopardı, inceledi ve ardından bir tane daha kopardı. Yaprakları ağzına aldı. Yüz hatları bir an için müthiş bir haz almışçasma gevşedi ve Roland taçyapraklarmın nasıl bir tadı olduğunu merak etti. Gökyüzü giderek kararıyordu. Kayaların altına gizlenmiş piramidin gölgesi neredeyse yola ulaşmıştı. Roland gölge onları buraya getiren yola değdiğinde Kızıl Kral, Kule'nin girişini tutsun tutmasın gidecekti, biliyordu.

"NE HALT EDİYORSUN? İİİİEEEE! AKLINDA VE KALBİNDE NASIL BİR ŞEYTANLIK VAR?"

Şeytanlıktan bahsedene bak, diye düşündü Roland. Saatini çıkarıp kapağını açtı. Kristal camın altındaki kollar geriye doğru ilerleyişini sürdürüyordu: beşten dörde, dörtten üçe, üçten ikiye, ikiden bire ve birden gece yarısına.

"Çabuk ol, Patrick," dedi. "Olabildiğince acele et, yalvarırım, zamanım dolmak üzere."

Patrick elini ağzına götürerek taze kan renginde ezmeyi avucuna tü-kürdü. Kızıl KraPın cüppesinin rengiydi. Aynı zamanda çılgınca bakan gözlerinin tonuydu.

Herhangi bir resminde ilk kez renk kullanacak olan Patrick sağ işaret parmağını ağzından çıkardığı ezilmiş yapraklara batırmaya niyetlendi ve son anda tereddüt ederek durdu. O anda Roland bir konudan tuhaf bir şekilde emin oldu: bu güllerin dikenleri sadece kökleri hâlâ Mim'de, yani Toprak Ana'da olduğu zaman batıyordu. Patrick'i ikna edebilmiş olsaydı Mim o yetenekli elleri parçalayacak ve işe yaramaz hale getirecekti. Hâlâ ka, diye düşündü Silahşor. Burada bile, Uç-Dün... Düşüncesini tamamlayamadan Patrick Silahşor'un sağ elini tuttu ve bir falcı gibi dikkatle baktı. Eldeki kandan birazını aldı ve ezilmiş yapraklara karıştırdı. Sonra sağ elinin orta parmağının ucuyla dikkatle bu karışımdan bir miktar aldı. Resme yaklaştırdı... duraksadı... Roland'a baktı. Roland, ona başını sallayınca o da riskli bir ameliyata başlamak üzere olan bir cerrah gibi ciddiyetle başını salladı ve parmağının ucunu resme değdirdi. Bir arıkuşunun gagasının çiçeğe girmesi gibi nazik bir dokunuştu. Kızıl Kral'ın sol gözünü renklendirdi ve kâğıttan uzaklaştı. Patrick başını yana eğdi ve Roland'ın pek çok şey gördüğü uzun ömrü boyunca tanık olmadığı bir büyülenmişlikle yaptığına baktı. Sanki çocuk çölde yirmi yıl bekledikten sonra Gan'ın yüzünü bir anlığına görme fırsatı bahşedilmiş bir Manni kâhindi.

Sonra yüzünde güneş gibi parlak bir gülümseme belirdi. Kara Kule'den gelen tepki çok ani ve -en azından Roland için- son derece rahatlatıcı oldu. Balkona hapsolmuş yaşlı yaratık acıyla uludu.

"NE YAPIYORSUN? İİÎİEEE! İİİİEEEEE! DUR! YANIYOR! YANI-YOOOR! İİİİEEEEEEEEEE!"

"Şimdi diğerini de bitir," dedi Roland. "Çabuk! Hayatın için, hayatım için!"


Yüklə 2,92 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   54   55   56   57   58   59   60   61   62




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin