T c istanbul 13. AĞir ceza mahkemesi


Sanığa nüfus ve sabıka kaydı okundu, soruldu



Yüklə 381,04 Kb.
səhifə4/4
tarix02.08.2018
ölçüsü381,04 Kb.
#66121
1   2   3   4

Sanığa nüfus ve sabıka kaydı okundu, soruldu.

Sanık “doğrudur “ bana aittir dedi.

Mahkeme Başkanı : avukat bey çapraz sorguya süremiz yetmiyor, sadece tutukluluk konusunda bir beyanınızı alalım, sadece tutuklamaya yönelik bir beyanınız varsa alalım. Duruşmayı kapayacağım. Yani savunmayı daha sonra, bitirmediğimiz için savunmanızı tabi daha sonra detaylı bir şekilde vereceksiniz. Dedi.

Sanık ümit Oğuztan müdafii Av. Alper Yarımbıyık : müvekkilim bu yaratılan bu sanal örgüte üye olmaktan dolayı on buçuk ay önce tutuklanmıştır. Kendisinin bu sanal örgüt üyeleri ile irtibat içinde olduğunu içerir hiçbir kanıt yoktur. Savunmamızda da yine izah edeceğiz. onun ötesinde mahkemeden kendisine iade edilen disketlerin içersinden bir takım belgeler çıktığı ve kendisinin de bu belgelerde oynama yaptığı iddiası ile ona bağlı olarak örgütle ilişkilendirmeye çalışılmıştır. Halbuki bu şekilde bir ilişkilendirme mümkün de olamayacaktır. Kendisinin daha fazla mağduriyetine mahal verilmemesi açısından tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz. dedi.

Bu arada tutuklu sanıklardan hayrettin Ertekin in geldiği görülmekle, huzurdaki yerine alındı.

Mahkeme Başkanı : beyanı olan var mı.? Dedi.

Sanık İsmail Yıldız söz istedi,verildi: sayın başkanım benim bir talebim olacak, öncelikle benim bir kızım var orta ikiye gidiyor, şu anda. Yedinci sınıf. Eski sisteme görme orta iki en azından. Öğretmeni çağırıyor diyor ki senin baban terörist teröristlerle ilişkisi var, sayın başkanım dışarıdaki linçin boyutlarını göstermesi açısından ilginç bir örnek bu. Orta ikiye giden kızımı öğretmeni çağırıyor diyor ki, senin baban terörist, teröristlerle ilişkisi var bu ilişkiyi de evde senin yanında konuşmamışlardır. Senin baban suçludur, sen babanı suçsuz zannetme. Sayın başkanım din öğretmeni çocuğun bu ifadeleri çocuğuma karşı kullanan bir din öğretmeni, dedi.

Mahkeme Başkanı : sakat bir insan, eğer o tür kelimeleri o kadar bir çocuğu kullanıyorsa. Dedi

Sanık İsmail yıldız : şimdi bu sakatlık nerdeyse yaygın ve toplumsal hale geliyor, yani problemlerden birisi bu, ikincisi sayın başkanım, şu anda benim tutuklu kalmam sebebi ile artık uğradığım zararı telafi etme imkanım gittikçe ortadan kalkıyor ve zannediyorum, suçsuzluğum da ortaya çıkmıştır. Ya da anlaşılmıştır. Bu sebeple ben tahliyemi talep ediyorum çünkü telafi edilemeyecek boyutlara geldi. Dedi.

Sanık Oktay Yıldırım söz istedi, verildi:sayın başkanım, yaklaşık kırk gün sonra alabildiğimiz Ali Yiğit in ifade ve beyanlarının bulunduğu on üç numaralı oturumunun çözümlerini dün aldık. İki gündür inceliyorum, savcı Mehmet ali Pekgüzel in, Ali Yiğit’in sorgusu sırasında sorulan sorular çok her taraftan soru soruldu bunaldı. Yorulduğu şeklindeki açıklaması ve salondan çok büyük tepki alan açıklaması. bu tapelerde yer almıyor. Kırk günden sonra hatırlayabildiğim kadarı ile ancak inceleyebildim. Diğer ilgililerde inceleyince başka ne tür eksiklikler olacak veya var bilmiyorum. bu konunun bilgilerinize sunulmasını, ve bunun ham metni ile yeniden incelenmesini talep ediyorum sayın başkanım, ayrıca geçen gün beyan ettiğim bir talebim vardı, bu konuyu yarın veya yarın değil Perşembe günü yazılı da verebilirim. Eğer yazılı isterseniz, fakat ben yineleyim, Trabzon da bir grup bomba bulundu. Ben bu bombaların burada bulunan ve imha edildikten sonra savcılığa iade edilmediği tutanaktan belli olan yabancı menşeli bombalarla numara ve model gruplarının benzerliğinin tespit edilmesini istemiştim. Bu konuda bir yazışma talep etmiştim. Trabzon’daki ilgili kolluk gücü ile. Bu talebimi yineliyorum sayın başkanım. Ayrıca yüksek mahkemenizin dikkatlerine, bombaların bulunduğu ilk gün alçakça, bombalar Ergenekon dan manşet atan basının bu konunun üzerine, bazı basının, bir kısmının bu konunun üzerine ertesi günden itibaren bir tek satır dahi yazmadan gitmediklerini dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bombalarla ilgili bir polis memurunun tutuklanmış olduğunu bilgilerinize sunarak, bir tek satır yazılmadığını ayrıca öyle basit bir suç çetesinin yakalanan bombalarının şeytanın saklandığı deliklerden tek tek çıkarıldığını, tek tek polis kamerası ile tespit edildiğini, ama hiç öyle üzerinde kutusunda hazır etiketi, sahibinin adı yazılı falan bir şekilde bulunmadığını da dikkatlerinize sunuyorum. Talebimi yineliyorum saygılarımla arz ediyorum dedi.

Mahkeme Başkanı: Bu taleplerinizi dilekçenizle dile getirirseniz çok daha iyi olur çünkü zabıtlar malum yeni cihazlar getirildi, daha çabuklaştırmaya çalışıyoruz, onu yazıya dökün ki hiç olmazsa bunlar zabıttan taleplerinizi tam olarak değerlendirilmemiş olabilir, gözden kaçmış olabilir, direk olarak yazıya dökerseniz daha çabuk değerlendirilir. Dedi.

Sanık Oktay Yıldırım : tamam başkanım, bu ikinciydi, üçüncüyü Perşembe günü yazılı arz ederim. dedi.



Sanık Ergün Poyraz söz istedi verildi: Soruşturması yürütülen diğer dosyanın firari şüphelisi konumunda bulunan Tuncay Güney in 2008 yılı ocak ve şubat aylarında yeni kayıtlar dahil delil yaratmak amacı ile Türkiye ye kaçak olarak sokulduğu, bir müddet Ergenekon soruşturmasında tertibin sürdürülmesi ve yürütülmesi babında Türkiye de kaldığı, ciddi delillerle ileri sürülmüş. Ve mahkemede bu hususun tahkikine başlanmıştır. Nitekim Tuncay Güney in 13/02/2008 tarihinde yani emniyet ve yargı içindeki Fethullahçı örgütlenme tarafından illegal yollardan yurdumuza getirdiği, Çok yoğun şüphelerin olduğu günlerde telefonlarının dinlenmesi ve kendisinin de teknik takibi yönünden emniyet müdürlüğünce ekte sunduğum rapor verilerek CIA işbirlikçisi Fethullah Gülen in yanında yetişen bu homoseksüel haham yamağının 001416844151 ve 0019734894388 numaralı telefonlarının dinlenmesini uygun olacağı belirtilmiştir. Ancak bu talepten sonra, söz konusu telefonların dinlenip dinlenmediği, kişinin teknik takibinin yapılıp yapılmadığı hususlarında iddianame ekindeki klasörlerde başkaca bir belge ve bilgiye rastlanmamıştır. Bu sebeplerle, sözü edilen telefonların dinlenmesinin ve teknik takibinin sonuçlarının ne olduğunun mahkemece sorularak, sonuçlarının dikkate alınmasında bu davanın aşaması bakımından önem arz etmektedir. Talep olarak, bu dinlemelerle ilgili belgelerin İstanbul cumhuriyet başsavcılığından celbine karar verilmesini saygılarımla arz ederim. dedi.

Sanık Mehmet Demirtaş söz istedi,verildi: değerli başkanım, sayın üyeler, 12/06/2007 tarihli 2007/1536 nolu soruşturma dosyasından mütevellit on dokuz aydan beri tutukluyum. Aradan geçen bunca zamana ve savunmamı yapmış olmama rağmen bahse konu davaya dönüşmüş iftiralar silsilesinin full hali halihazırda değişmemiş olması benim açımdan hayrete muciptir. Bu davada benimle adı geçen şahıslardan birisi tahliye edilmiş ve tanımış olduğum insan sayısı bir e düşmüştür. İlişkim olan insan ile ise beşeri münasebetler dışında hiçbir ilişkim olmamış ve bu insanı onbeş yıl önce vatani görevimi yaparken tanımışımdır. Bu konuda yalan dolan iftira dışında hiçbir gerçekliğin olmadığı, savunmam sırasında yüce heyetiniz tarafından gözlemlenmiş olmalıdır. Tutukluluk halimin devam ettirilmesine gösterilen gerekçeler hakkında savunmamda yeterince anlaşılamadığımdan hareketle, yeni açıklamalar yapma ihtiyacı hasıl olmuştur. Bu gösterilen gerekçeler malumunuz olduğu üzere, 1- iddianame belirtilen sebepler. Bu elimizdeki 2473 sayfalık zorlama ifadelerle uydurulmuş, her savunmada paramparça olmuş, boş kağıt flogundan öteye geçebilmiş midir, gerçek bilirkişilere sormak gerekir. İçerisinde adım soyadım ve kimlik bilgilerim dışında olan bütün iddialar adı üzerinde iddiadır ve mesnetsiz olup, müfteri birinin iftiralarından öteye geçememiştir. Bu kişi huzurda dinlenmiş olup, değerlendirme yüce heyetin vicdanına bırakılmıştır. 2- delileri karartma. Bu çok büyük talihsizliktir. Adıma delil diye sunulan kendi el yazımla yazmış olduğum ve savcılık makamına gideceğini bildiğim bir metnin akıl almak bir şekilde zorlama çabalarla delile dönüştürüldüğü zannedilen bir hale sokulmuştur. Kaldı ki bana sorulma gereği bile duyulmadan ekspertize gönderilmiş, çok büyük bir hadise gibi gösterilmeye çalışılmıştır. aynı zamanda sonsuz yetkilendirilmiş makamlar, iftiralarla dolu üzerime yapıştırılmaya çalışılan bir bomba hikayesini, kendi yetkilerini de aşarak imha ettirdiklerini belirtmiş, geriye hayalete dönen materyalin sadece sözde fotoğrafları kalmıştır. Oysa olmayan olamayan delilleri karartma gibi, bir gerekçe ile tutukluluğum devam ettirilmektedir. Yok bahse konu delilden kasıt yirmi beş yıldır kursağında ekmeğim olan ve son hali ile müfteriye dönüşen şahıs kast ediliyorsa eğer onun hukuk önünde kararmasını sabırla bekleyeceğim. 3- aralıksız mahkeme süreci, duruşmalar haftada dört gün devam etse de, oturum sonunda ısrarla tutukluluk halimi isteyen iddia makamı evine gitmekte ve ben on dokuz aydır tutuklu olduğum cezaevine dönmekteyim. Duruşmalar devam etse de ben tutuksuz olarak katılabilirim. Ayrıca bu haklı bir gerekçe midir, bunu da bilemiyorum. 4- Dosya kapsamı, benim kimseyi tanımadığım, kimsenin de beni tanımadığı bir dosya kapsamlı olsa ne olur. Olmasa ne olur. Bunu takdirinize bırakıyorum. Bu belirttiğim konuda da tek bir delil yoktur. Kaçma şüphesi bu en komik olanıdır. Zira ben soruşturma başlangıcında her ne kadar resmi evrakta hile yapılıp belirtilmemiş ise de, on bir yıldır kullandığım ve yirmi dört saat açık olan faturalı hattımdan arandım ve bu tertip böyle başladı. İstenilen yere onbeş dakikada gelen üstelik ruhsatlı silahı ile gelen birisi kaçmayı düşünmesi sadece komiklik olur olsa olsa. Ayrıca sabit ikamet sahibi ve vergi mükellefiyim. Kuvvetli suç şüphesi, madden ortada bir şey yokken, bu şüphe ancak sezilerle veya duygularla olabilir oysa, mahkeme heyetiniz bu salonda duygulara yer yok dediniz. Buna katılıyorum. Ama sezilerle bir insanın on dokuz ay gibi bir zaman tutuklu kalmasını aklın hiçbir yerine sığdıramamaktayım. Hazindir ki olmayan bir şeyin olmadığını katılmak gibi bir anlamsız tarifsiz bir durumla karşı karşıyayım. Yaşanan bu durum bana güncel tabirle gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar, ağızları var söyleyemezleri anımsatmakta ve içinde bulunduğumuz bu garabeti yaşları on üç on dört olan çocuklarıma anlatmaktan biçare koymaktadır. Bütün bu bilgiler ışığında iddia makamı olarak koordineli olarak çalışan emniyet birimleri emniyet birimlerinin tehdit ve telkinlerine uymayıp diğer insanlara da yapıldığı gibi vaat edilenlere aldırmadan doğru bildiklerini söyleyen, tanımadığı insanlara iftira atma karşılığında özgürlüğünü elde etmek istemeyen biri olarak daha ne kadar tutuklu kalacağımı gerçekten merak etmekteyim. On dokuz ay gibi bir zaman dilimi geç gelen adalete adalet diyebilirsek mantıklı olabilir. Yer yüzünde karınca bile incitmeyen biri olarak kamu adına talep ve mütalaa olunan hiçbir suçu işlemedim. Gerçekleri görmek isteyen gözler için her şeyin açık ve net olduğunu düşünerek, bu zulme bir dur denilip tahliyemi talep ediyorum, saygılarımla arz ederim dedi.

Sanık Kemal Kerinçsiz söz istedi, verildi: değerli başkanım o küfür ve hakaretler konusunda göstermiş olduğunuz hassasiyetinizden ötürü gerçekten takdir ediyoruz, ama o küfür ve hakaretleri müdafiiler veya müdafaa savunma makamı hazırlamadı. Bunu hazırlayan iddia makamıdır. Dile getiren, ama şu var 174 e göre tabi yüzü aşkın küfür ve hakaret var siz hiçbir şekilde iddianameyi reddedemezsiniz iade edemezsiniz ama ne yapılabilir, çünkü kanun koyucu bir savcının bir iddianamemde bu kadar küfür ve hakarete yer verilebileceğini tahmin etmediğinden böyle bir madde yazmamıştır. Bir savcının veya iddia makamının böyle bir şeyi yazamaz diye düşünmüştür. Fakat şu yapılabilir, değerli başkanım, şimdi sizler ki bunu yaptınız, suç tarihleri de olsun, tutukluluk tarihlerinde olsun, o konularda yapılan yanlışlıkları maddi hata olarak görüyorsunuz. Buradaki küfür ve hakaretleri hep beraber yapalım, değerli başkanım burada bu iddianameden ötürü yargılanıyoruz, son derece çirkin, her gün basın bunları yazıyor. Bu küfür ve hakaretlerden kurtulalım. Sizler bizler iddia makamı. Dedi.



Mahkeme Başkanı : maddi hata mı görsün, yani. dedi.

Sanık Kemal Kerinçsiz : evet efendim maddi hata olarak görelim bunu, ve iddianame düzeltilmesi için de iddia makamına verelim, en doğrusu bu. Böylelikle bu ayıptan hep birlikte kurtulalım diye düşünüyorum, takdir sayın mahkemenin, değerli başkanım, iddianamenin 85. sayfasında şöyle bir hadise var diyor ki, sözde örgüt yapılanmasını yurt dışındaki yapılanmasını anlatıyor. Ve bu yapılanmada da, Veli Küçük ün Sevgi Erenerol un Kemal Kerinçsiz in kemal Yalçın Alemdaroğlu’nun, Doğu Perinçek in, Sedat Peker in, Sami Hoştan ın yer aldığını bahsediyor ve bunu bahsederken de bu kişilere bir Ferit İlsever i de koyuyor. Yurt dışında örgütsel bazda sürekli olarak toplandıkları tespit edilmiştir. Deniyor. Bakınız orada çok net bir dil tespit edilmiştir. Ve arkasından da şunu söylüyor. Ancak bu tespite rağmen delil toplanmasının zor olduğu mazeretine sığınarak söz konusu faaliyetlerin ancak istihbarat örgütüne sorularak istikbalde tespit edilebileceği, şimdi orda tespit edilmiştir diyor. burada istihbarat kurumuna sorularak ileride tespit edilebileceği, ve bu arada da sanıkların tutuklu olması dikkate alınarak bu aşamada başkaca bir delil araştırılması yoluna gidilmediğinden bahsediliyor. Şimdi burada son derece net bir yanlış var. bir yandan bu saymış olduğum kişilerin yurt dışı örgütlenmesi konusunda toplantılar yaptığını tespit ediyorlar. Ama tespite ilişkin bir delil belge bulgu yok, ama arkasından da istikbalde sanki bize iyilik yapacaklar da biz tutukluyuz, uzun sürmesin şimdilik dokunmayalım bu konuya ve sadece sekiz dokuz satır yer ayırmışlar. Bunu neden ben bu şekilde görüyorum iddianamede. Çünkü burada yapmış oldukları hukuka aykırılıkları yurt dışında yapamazlar. Müsaade etmezler. Hiçbir makam onlara bu kadar geniş bir alan bırakmaz. Burası babalarının çiftliği çünkü, şu anda şu dönemde AKP iktidarında babalarının çiftliği gibi bütün kurumları istedikleri gibi suiistimal edebiliyorlar. Görevlerini yetkilerini kötüye kullanıyorlar. O yüzden iş bu aşamaya kadar geldi ama, dediğim gibi yurt dışında bunu yapamayacaklardı. O yüzden böyle bir cümle ile geçiştirdiler. Çünkü bu cümleyi kullanmak bir ilk okul çocuğu yapamaz onu efendim. İlk öğretim okuluna giden beşinci sınıftaki bir çocuk, bu hatayı yapamaz. Bir yandan ben tespit ettim, diyeceğim. Ama daha sonra da tespit edilecektir, diyeceğim. Bu mümkün değil bu doğru değil, tamamen hukuka aykırıdır. Bir yandan hem itham edeceksiniz, sonra dan da bilahare araştıracağım, diyeceksiniz. Bu cümleye değerli savcılara ben ancak şu şekilde cevap vermek istiyorum. Gerçekten hukuk ciddi bir bilim dalıdır. Ve ciddi bir disiplindir. Yaptığınız görev ile hem insanların hem ülkenin mukadderatı ile oynuyorsunuz. İşte bu davada olduğu gibi, sayın iddia makamı. Bu meslek bu ölçüdeki ehliyetsizlikleri kapasitesizlikleri kaldırmaz. Eğer gerçekten yapamayacağınız inancında iseniz ki, bu iddianame bunu gösteriyor. Lütfen o koltukları boşaltın, gidin. Çünkü bu ülkede o işi yapabilecek o kadar güzel ehliyetli kapasiteli insanlar var ki. Emin olunuz ki, o takdirde hukuk en üst seviyede ve adalet gerçekleşmiş olacaktır. Değerli başkanım bu bapta benim sizlerden arzım, sözde Ergenekon örgütünün sivil unsurlarının 1999 yılından sonrasına yapılanması gündeme getirilmiş olduğundan, 1999 yılından itibaren yukarıda bahsetmiş olduğum kişilerin toplu olarak veya bireysel olarak yurt dışına hangi tarihlerde ne şekilde hangi ülkelere çıktığını sorulması, çünkü savcı bunları yapamıyor, biz yapalım bunları da, kendimizin suçsuzluğunu ortaya çıkaralım. Aslında bu garabeti çok iyi görmeleri lazım. Bu büyük bir ironidir bu ama bunu anlamak mümkün değil biz burada çırpınıyoruz ki, delil toplamaya çalışıyoruz. Suçsuzluğumuzu ispat etmek amacı ile bir cümle yazılıyor, o çamur atılıyor. O çamuru çıkarmak amacı ile gayret gösteriyoruz. Onun ötesinde ki, kendileri de zaten diyorlar, milli istihbarat teşkilatı kurumuna istikbalde yazacağız diyorlar, bu kişilerin toplantılar yapıp yapmadıklarını oradan çıkaracağız diyorlar. Bu anlamda da mit e yazılmasını arz ediyorum, böyle toplantıları sözünü ettiğim kişiler yapmışlar mı, nerede yapmışlar, hangi amaçla yapmışlar. Hangi tarihlerde hangi ülkelerde yapmışlar, geniş anlamda çıkmasında fayda var. yine bu kişilerin arasında Sedat Peker ve Sami hoştan var. sözü edilen 1999 sivil yapılanma tarihinden sonra, bu kişiler zaten cezaevinde idi. Maalesef onu da unutmuşlar. Çünkü 99 yılından sonra zannediyorum, Sedat Peker in mahkeme kararı ile çıkış yasağı var. ve 2004 tarihiden itibaren de cezaevinde. Yine Sami Hoştan ın da ona benzer çıkış yasağı ve cezaevi olayı var. bu hususların iki sanık bakımından sorulmasını arz ediyorum değerli başkanım. Bir de diyorlar ki biz tespit ettik diyorlar, yurt dışı toplantılarını, bu tespitin maddi dayanaklarının sübut delillerinin ne olduğu ve yine zaman darlığı sebebiyle araştıramadık diyorlar, o zaman herhalde bu saate kadar mutlaka karşılanmıştır. On dokuz ay geçmiştir. Bu süreç içersinde mutlaka bizlerin bu toplantıları yapıp yapmadığını da kendilerinin belirlemiş olması gerekir. Bu konudaki acaba çalışmaları iddia makamının ne olmuştur. Bu hususun da tespitini arz ediyorum. Dilekçemi de sizlere takdim ediyorum. Bir husus daha var efendim, bir talebim daha var. çünkü iddia makamının yapmadıklarını biz sizlerden sürekli arz ediyoruz, 19/12/2008 tarihli celsenin sizlerin vermiş olduğu beş nolu ara karanının c ve f bentlerinde İstanbul emniyet müdürlüğüne imhaya ilişkin kamera kayıtlarının celbi istenmiş ve bombaların imhası konusunda kamera kaydının olup olmadığını sormuştunuz, iki ara kararda da, Eskişehir’de bulunan bombalar malumunuz imha tutanağı son derece usulüne uygundu. Kamera kayıtları vardı ve savcıda bizzat hazır bulunmuştu ve tutanaklarda ona göre usulüne uygun olarak tanzim edilmiştir. Ama Ümraniye olayında olay çok değişiyor. Bu sebeple, öncelikle biz bu konuda imha tutanağı incelendiğinde, imha yerinin net bir şekilde yazılı olmadığını görüyoruz. İmha tutanağı şu, iki tane polisin imzası var, ama imhanın yeri belli değil, nereye etmişler, nasıl etmişler. Yer neresidir, hiç belli değil. imha yerinin mutlaka sorulmasını arz ediyorum. İkinci olarak CMK 121/3 maddesinde malumunuz şu hüküm yer almış, koruma altına alınan emtianın tam bir defteri yapılır, mühürlenir veya işaret konur, dermiştir. Bu bapta 12/06/2007 tarihinde söz konusu Ümraniye de, var olduğu zannedilen ve ordan çıktığı zannedilen o hayali bombaların, tam bir defterinin yapılıp yapılmadığı, eşyanın mahallinden alınırken resmi mühürlenip mühürlenmediği veya yasada belirtilen işaret konulup konulmadığını, yine bombaların bulunduğu anda, gövdeleri ile fünyelerinin ayrı ayrı yerlerde olup olmadığı, yoksa bir arada mı olduğu, çünkü patlayıcı tehlike açısından güvenlik açısından önem arz ediyor. Bu hususların da emniyet müdürlüğünden sorulmasını arz ediyorum. Üçüncü olarak, Ümraniye de bulunan bombaların arama ve el koyma sırasında şüpheli hazurun veya zilyedi kim varsa orada sivil unsurların olup olmadığı belli değil. bizim önümüzde tutanaklarda el yazısı ile yazılmış bir olay tutanağı var, o olay tutanağının altında dört tane polisin imzası var. onun dışında hiçbir hazurun şüpheli veya başkaca bir unsur, çünkü yasamız eğer zilyedi yoksa, evde bulunan kişilerin olacağını, onlar olmazsa komşuların olacağını veya ihtiyar meclisinden heyet üyelerinin olabileceğini belirtmiştir. Ali yiğit in ifadesini kontrol ettim, şöyle diyor ali yiğit, ben geldim diyor tabi tesadüfen geldim diyor, oradan araba ile geçmekte iken, köşeden geçerken baktım kalabalık diyor, arkasından içeri girip girmediği konusunda sual soruluyor, önce beni içeri almadılar diyor, ben manav dükkanındaydım diyor, sonra bir sual daha soruluyor. Evet içeri girdim diyor, içeri girmiş ise bu kişi çatıya çıktı mı bu bombalara el konulduğu sırada bir sivil unsur Ali Yiğit veya bir başkası konu komşu içerde oturan var mı yok mu, bu belli değil, böyle bir arama tutanağı veya el koyma tutanağı yasaya aykırı ve Ali Yiğit in anlatımları ve bu olayın özellikle bombalar konusunda bu güne kadar yapılan muhakemede şu söz konusu tutanaklar, şaibeyi çok büyük ölçüde artırıyor. Bu şaibenin bu örtünün ortadan kalkması bakımından biz sayın değerli mahkemeden şunların da sorulmasını talep ediyoruz, yine emniyet müdürlüğünden, Ümraniye de bulunan patlayıcıların aranması ve el konulması sırasında şüpheli yada hazurun olarak arama mahallinde kimlerin bulunduğunun, arama mahallinde bulunan görevlilerin dışındaki kimselerin patlayıcı maddelere el konulurken, çatıda bulunup bulunmadıklarının eğer sivil unsurlar var ise, arama ve el koyma sırasında mahalde oldukların dair arama tutanağına imzalarının alınıp alınmadığını, alınmamış ise neden imzalarının alınmadığının arama sırasında evde oturanlardan, komşulardan, ihtiyar meclisi üyelerinden kimlerin bulunduğunun 12/06/2007 tarihli olay tutanağından başka 20 30 da tutulmuş, başka bir arama veya el koyma tutanağının olup olmadığının İstanbul emniyet müdürlüğünden sorulmasını arz etmekteyim. Ayrıca el konulan patlayıcı maddeler, olay mahallinden alınarak nereye götürüldüğünün, arama ve el koyma sırasında kamera kaydını yapılıp yapılmadığının, çünkü benim evimde arama yapılırken kamera kaydı yapıldı, muhtemelen böyle bir önemli olayda yapılması gerekir. Zaruridir. Yapılmaması büyük bir eksikliktir. Bunun sorulmasını, arz ediyorum. En son olarak da yine Ümraniye bombalarının imhasından sonra, imha edilen mahalde imha artıklarının patlamadan hemen sonra, fotoğraflarının çekilip çekilmediğinin, çekilmiş ise, bu fotoğrafların celbine, ve yine emniyet müdürlüğünden bomba imha için kullanılan adreslerin ve yerlerin celbini arz ediyorum. dedi.

Sanık Sami Hoştan söz istedi,verildi: sayın başkanım, sizden bir talebim olmuştu, Perşembe günü ben ifade vereceğim, savunmamı yapacağım, sizden bir şey rica etmek istiyorum, bu organize , bu uluslar arası mafya lideriyim diye böyle bir iddianame de şey var. acaba siz soracaktınız, organize şubeye, böyle benim oralarda hiçbir sabıkam oralara gidip böyle bir olayla ilgili bir alınışım yahut ki hiç organize şubeye götürülmüş müyüm diye böyle bir şey yapmıştınız.dedi.

Mahkeme Başkanı : bizim sizinle ilgili sabıkanız bizim sabıka kayıtları, onlar bizim bunun dışındaki şeyler yazılanlar çizilenler, bizim aslolan odur. dedi.

Sanık Vatan Bölükbaşoğlu söz istedi,verildi: sayın başkanım, geçende sanıklardan Sevgi Erenerol un ifadesinin alınması sırasında, sayın savcılar tarafından kendisine şahsımın bu kişinin kilisesine gidip gitmediğim hakkında bazı sualler soruldu. O yüzden diyeceklerimin ve açığa kavuşmasın hani şaibe kalmaması hususunu arz edeceğim. Hayatım boyunca ben üç defa İstanbul a gittim. Zaten Ankara Çanakkale, İzmir dışında bir yere çıkmadım. Birincisi gittiğimde Kadıköy deki çalışmış olduğum inşaat şirketine, yeni bir proje kapsamında gittim. Ankara projesi. İkincisi Alemdağ da İstanbul su arıtma tesisi hakkında, orda şantiye binasında kaldım bir hafta. Üçüncüsü de, Küçükçekmece de bir kız arkadaşım vardı, onun yanına üç defa gittim. Onun dışında da zaten ayrıldık, bir daha İstanbul da kapandı. Bunun dışında kilisenin bulunduğu söylenen Karaköy’müş, bunu da yeni burada duydum yani. gitmedim yerini de bilmiyorum. Sevgi Erenerol u cezaevinde tanıdım. Burada gördüm. Zaten tutuklanmadan önce kimseyi, yarın savunma sırası bana gelecek Sevgi Erenerol değil, ben burada kimseyi tanımıyorum. Yarın bunu da açıklayacağım zaten. Ben nasıl düştüm, bunu da saygılarımla arz edeceğim. Dedi.

Sanık Hayrettin Ertekin söz istedi,verildi: ben iki hususu dile getirmek istiyorum. Birincisi, toplumda psikolojik olarak Ergenekon baskısı hala devam ediyor. Bunu da televizyonlardan gazetelerden günlük aldığımız medyadan öğreniyoruz. Tabi yanımızda çalışan işçilerimiz, etrafımız, ailelerimiz, sosyal çevremiz tabiî ki etkileniyor, arkadaşlarımın da söylediği gibi hatta okuldaki çocuklarımız dahi etkileniyor. Bir gazeteyi birazdan size göndereceğim. Gazetenin bir mahkemeyi nasıl etkilediğini, bir örgüt diye kendisinin kafasında yorumlayıp halka sunduğunu kısa birkaç kelime ile anlatayım. Gerisini, TCK nın zaten 288 maddesine göre suç olduğundan dolayı mahkemenize sunacağım. Silivri de görülen duruşmada ilginç bir karara imza atıldı. Müdahil avukatlarının soru sormasına sınırlama getirildi. Çok sayıda başvuruya rağmen müdahillik taleplerinin sadece ikisini kabul eden mahkemenin son kararı anlaşılır gibi değil. Sanıkların ve hakimlerin üzerinde baskı oluşturmak için her yolu deneyen sanıklar, dedi.

Mahkeme Başkanı : Zaman gazetesinin şeyi değil mi, hepsi okundu, mahkeme tarafından hepsi okundu. Zaman gazetesinin bir şeyi değil mi, onlar hepsi okundu tek tek. Dedi.

Sanık hayrettin Ertekin: Ben bunları kesip size getiriyordum belki vaktiniz olmayabilir diye ama. Bunlar sürekli on sekiz gazetede var. her gün. Bu gün doktor hastanede doktorun odasında televizyonu izliyordum beklerken doktorun bir telefon görüşmesinde bir haber vardı, Samanyolu tv Diyarbakır a canlı bağlandı, son yüzyılın en büyük silah yüklü, cephane yüklü minibüsü 21 sahte plakalı yakalandı diye. Haber geçti Diyarbakır muhabirine bağlandılar. Diyarbakır muhabirine soruyor, haber spikeri, ismini söylüyor, bu yakalanan minibüste kimler yakalandı, Ergenekoncu var mıydı, Ergenekon bombaları ile ilişkisi var mı idi. Ergenekoncu olabilir mi, Ergenekon a giden silahlar mıydı. Bombalar ne kadar, dinamitler ne kadar, patlayıcılar ne kadar diye yırtınıyor, ordan bir ara fırsat buldu muhabir diyor ki, henüz daha kimse yok minibüsü terk etmiş, kaçmışlar, araştırmaya devam ediyor, valilikten emniyetten yetkililer bekleniyor, açılama bu, şimdi siz takdir ediyorum size şunu soruyorum. Kamuoyunda bunu okuyan duyan bu haberi izleyen ben şu anda sanık olarak yargılanıyorum. Ben biraz önce size belgeler sundum. Belgelerde benim yurt dışı şirketimin enternet grup un Türk silahlı kuvvetlerine mühimmat satan bir şirkettir. Bir bomba nasıl satılır, nasıl alınır, cephane nasıl getirilir. Nasıl gidilir hangi kurallara bağlıdır. Hangi prosedüre bağlıdır. Bunların şekil şartları nelerdir, hepsini yüce mahkemenize sundum. Şimdi burada sanki illegal bir örgütün üyesiyiz, bomba tesis ediyoruz. bomba üretiyoruz, araçların içine bomba saklıyoruz. Çocuklarımız etkileniyor. Oğlum 21 yaşında üniversitede, hocası sormuş, demiş ki, çağrı bey seni çok durgun görüyorum, bu son zamanlarda nedir bu durum babanın durumu bir şey olmaz en fazla örgütten dört yıl yatar çıkar, sende benim oğlumsun, efendim nerden yatıyorum, nerden örgütüm ben benim oğluma bunu nasıl söylüyorlar ve bizi örgüt diye lanse eden bu medya ya mahkemenizin söyleyeceği bir şey yok mudur. Bu medyaya bir kısıtlama getiremez misiniz. Bir karar alamaz mısınız. Sayın savcılarımız görevini neden yapmıyorlar. Neden böyle her gün biz suçlanarak burada örgüt tesis ediliyor, bu gazeteleri okuduğunuz zaman, yüce mahkemenizde insandır. Sizler birer aynı etten kemikten yaratılmış, aynı beyinleri taşıyan insanlarız. Mutlaka etkilerinsiniz ama bizim söylediklerimizin hiçbiri yazılmıyor. Sayın Veli Küçük’ün sayın Muzaffer Tekin in hakkında her şey yazılıyor, kendilerini söylediği bir tane ben duymadım, mesela duysam ki kesip size getireceğim. Ama ben de şimdi burada şüpheye düşüyorum, acaba içerde yan yana oturmayalım, ne kadar medyayı okuyunca bunu kararına varıyorsunuz. Ama ben bile etkileniyorum artık. Ben bile burada olduğum halde etkileniyorum. Önümdeki çocuktan etkileniyorum.sizin yüce mahkemenizin medya üzerindeki takdir hakkını kullanmanızı talep ediyorum. Dedi.

Mahkeme Başkanı : konu anlaşıldı dedi.

sanık Muammer Karabulut söz istedi verildi: öncelikli olarak sayın üyeniz hasan Hüseyin özese ye teşekkür etmek istiyorum. Neden teşekkür etmek istiyorum, o da 19 aralık günkü savunmamda bir soru sormuştu bana, bir adres İstanbul’da, bilgim olup olmadığını sanırım, o adreste daha sonra size müracaatımda bir talebim vardı, cihan haber ajansı ile ilgili yapmış olduğu haber, lobi belgesi bende ele geçtiğine dair, mahkemeniz biliyorsunuz, o konuda bir karar vermedi. Ben de onu araştırdım. Yani niçin çok açık bir şekilde mahkemede dile gelmemesine rağmen bu konuda mahkeme karar vermekte imtina etti diye, bunun cevabını şeyde buldum. İddianamede buldum. İddianamenin 219. sayfasında Noel baba barış konseyi derneği başkanı ve milli güç birliği derneğinin de üyesi olduğu lobi çok gizli Aralık 1999 İstanbul başlıklı dokümanın muammer karabulut un işyerinde ele geçirildiği diyor. bu sanırım iddianame ye sonradan girmiş. Çünkü benim ne emniyet ne savcı ne mahkeme tutanaklarında, böyle bir soru yok. bunu sanırım iddia makamı da şey yapmadı, buraya koymadı. Yani bu iddianamenin dışardan hazırlandığının bir kanıtı olarak düşünüyorum, ben çünkü Antalya da oturuyorum. Sayın üyenin bana bahsetmiş olduğu adres, İstanbul idi, ve onun için sayın üye den bu adresi nasıl edindiğini ve benim bu adreste çıkan lobi belgesi ile nasıl irtibatlandırıldığımı öğrenmek istiyorum. Talebim budur dedi.

Bu arada sanıklardan Muhammet yüce müdafii Av. Ramazan zeybek in de gediği görülmekle huzurdaki yerine alındı.



Sanık Doğu Perinçek ve diğer işçi partililer müdafii Av. Mehmet Cengiz söz istedi, verildi: aylardır bir garip dikkat çekici bir çelişki yaşıyoruz. Biz daha kovuşturmanın başından bu yana, müvekkil işçi partisi genel başkanı Doğu Perinçek ve diğer tutuklu arkadaşlarının esas itibariyle Türkiye genelinde mafya ya, gladyoya ve bu tür karanlık yapılanmalara kontrgerilla tipi karanlık yapılanmalara karşı mücadelenin markası olduğunu ifade ettik. Baştan beri bunu söylüyoruz. Yine bu gün de yaşadık aynı manzarayı dikkat buyrulursa sayın Vedat Yenerer müdafii Vural bey, de savunmasında ve diğer birçok müdafii savunmalarında, müvekkillerin çıkarmakta oldukları sayın Doğu Perinçek in başyazarı olduğu aydınlık ve benzeri yayınlara atıfta bulunmaktadır. Nitekim dosyaya giren son milli istihbarat dairesi, milli istihbarat teşkilatı müsteşarlığının 9 mayıs 2008 tarihli değerlendirmesinde de özetle denilmektedir ki bize gönderilen bu dosyalarda var olan belgeler ve bilgiler ikaz istihbaratı niteliğindedir. Bunlar bir ikaz olarak, ikaz istihbaratı olarak ele alınmış ve yetkili birimlere bildirilmiştir. Yoksa bunların bizim tarafımızdan teyit edilmesi mümkün değildir. bunlar isim veriyor, aydınlık dergisi ve diğer basın yayın organlarından alıntılardır. Bu ikazlar oradan yapılmıştır diyor, mit müsteşarı. Bunu şunun için söylüyorum. Peki sayın Perinçek ve arkadaşlarının temsil ettiği bu hareket aydınlık dergisi bu duyarlılığı nerden icap etmiştir. bakınız, aydınlık dergisinin mart nisan 2001 deki yayını, bu gün iddia edilen karanlık faaliyetlerin ve yapılanmaların ilk işaretlerini ve ilk haberlerini oradan görüyorsunuz. Uyarıyor, daha önce 24 eylül 1998 günü çünkü, bu duyarlılık nereden geliyor, çünkü 24 eylül 1998 günü, sayın Doğu Perinçek için yine bu davanın tezgahlanışına ve tertiplenmesinde rol alan güçler tarafından muazzam bir provokasyon düzenlendi. O tarih itibariyle işçi partisinin 450 küsür il ve ilçe örgütü, gece baskınları ile basıldı, operasyonlar yapıldı. Ve sonunda çıka çıka o zamanki devlet güvenlik mahkemesi basın savcılığına verilmiş, bir dilekçe ve ekinde iki adet mektup çıktı, şimdi yıllar sonra bu gün 1998 dir, 2008 yılında on yıl sonra bu mektubu bu iddianamede sayın iddia makamı aynen aktararak bu iki mektubu da koymaktadır. Ne olmuştu o zaman, o zaman ne olmuştu, o zaman bu iki mektubun da el yazılı dilekçeyi veren müfteri Sami Demirkıran tarafından tanzim edilip sahte bir belge olarak DGM savcılığına verildiği anlaşılmıştı. Bilirkişi incelemesi yapıldı. Tahkikat yapıldı. Dilekçeyi yazan kişi ile bu mektupları sahte belgeleri hazırlayan kişinin aynı kişi olduğu, müfteri Sami Demirkıran olduğu, ve altındaki mühürlerin patatesten yapıldığı, hatta gerek dilekçenin gerekse ERNK bölge komutanlığı PKK ve ege ordu komutanlığı mühürlerinin imzalarını taşıyan bu sahte mektupların aynı bloknottan koparılmış sayfalara aynı kişi tarafından yazıldığı saptandı, Sayın Perinçek tutuklanmıştı, beraat etti ve bu müfteri mahkum oldu. Şimdi bu gün bu iddianameden ve Tuncay Güney in anlatımından da anlıyoruz ki, ki o zaman tespit etmiştik, biz bunu Tuncay Güney in yönlendirmesi ve iştiraki ile bu iş yapılmış. Şimdi yıllar geçiyor bu hükme bağlanıyor, müfteri olduğu tespit ediliyor, mahkum ediliyor. Bu gün bakıyoruz iddianameye iddianameye bu iki mektup var, fakat bu mektupların sahte olduğunun Ankara DGM ve Ankara asliye ceza mahkemesince ayrı ayrı saptandığı, hükme bağlandığı, kesinleştiği belli olduğu halde ve hazırlık aşamasında daha kovuşturmanın başında tarafımızdan iddia makamına sunulduğu halde iddianamede yok. şimdi o tarih itibariyle zaten müvekkiller bu Tuncay güney in kimliğini tespit etmişlerdir. Onun için duyarlıdırlar. Ve onun için bu gün bir çok savunman arkadaşımız aydınlık yayınlarına atıf yapmaktadır. Niçin duyarlıdır ayrıca, müvekkiller o tarih itibariyle niçin duyarlıdırlar çünkü Türkiye ye yöneltilen tertibi görmüşlerdir. Nedir o tarihte körfez harekatı söz konusudur ve Amerika birleşik devletlerinin Türkiye ye karşı bir hazırlık içinde olduğunu saptamışlardır. Açınız, bakınız, dosyaya sunacağız, o tarih itibari ile aydınlık dergisinde müvekkiller Endonezya modeli nin hazırlanmakta olduğunu Türkiye ye ifade etmişlerdir. Bu mafya ve gladyo tipi örgütlenmeler vasıtası ile, nedir o Tuncay Güney de ifadelerinde de zaten bunlar açık açık belirtilmektedir. Tertip Endonezya modelidir. Doğu Timur u Endonezya dan kopartmak için nasıl bu tür tezgahlar yapılıyorsa, o tarihte de Türkiye de, güneydoğuyu Türkiye den koparmak için Türk silahlı kuvvetlerini yıpratmak, direncini kırmak ve işçi partisinin bu tehlikeleri gören ve milleti uyaran işçi partisini etkisiz kılmak için o tarih itibariyle bu tezgahların hazırlanmakta olduğunu, müvekkiller saptamış ve yayınlamışlardır. Bunların belgeleri dosyada kısmen var, diğerlerini de sunacağız. Bunları şunun için söylüyorum. Tertip Amerika birleşik devletleri bağlantılıdır diyoruz. Afaki bir siyasi slogan değildir. somut olgulara dayanacağım. Bakınız Newyork times, Washington post 26 şubat 2001 tarihinde bir yayın yapıyor. dosyamızla çok yakından ilgili, diyor ki Türk komutanları kuzey ırak ta kaçakçılık yapıyor. işte Endonezya modelinin ön hazırlıkları, Türk komutanlar ırakta kaçakçılık yapıyor. 2 mart 2001 tarihinde bir bakıyorsunuz Tuncay Güney, biz diyor genel kurmay Doğu Perinçek referansı ile kuzey ırak a 24 bin silahı gönderdik, diyor. Amerika da yayın Türk silahlı kuvvetlerine yönelik hemen arkasında 26 Şubattan yaklaşık bir hafta on gün sonra Tuncay Güney mülakatında bunu söylüyor. Biz bunu da genel kurmay başkanlığına sorduk, dedik ki bakın silah gönderdi, vesaire diyorlar Doğu Perinçek in referansı ile var mı, kayıtlarınızda böyle bir şey, genelkurmay başkanlığı çok geçmedi bir hafta içinde bize yanıt verdi. Dedi ki olur mu öyle şey. Türk silahlı kuvvetleri Doğu Perinçek in referansı ile silah mı gönderir. Teröriste silah mı verir, dedi. Biz bu belgeyi da getirdik takdim ettik, daha soruşturma hazırlık aşamasında. İddianameye bakıyoruz. İddianamede Türkiye cumhuriyeti genelkurmay başkanının yanıtından esame bile yok. ama kanada daki firari Tuncay ın haham bozması Tuncay ın beyanları çarşaf çarşaf dizilmiş, soruyorum sayın başkan, Türkiye de genel kurmay başkanının sözüne mi itibar edeceğiz. Haham Tuncay ın sözüne mi itibar edeceğiz. Şimdi gene bakıyoruz, mülakatta tertibi göstermek açısından belirtiyorum. Anlatıyor silahları biz verdik ama diyor, o zaman bir dezenformasyon faaliyeti gösterdik, CIA verdi, diye dedikodu yaptık diyor. soruşturmayı yapanlar hemen soruyorlar, sorgusu soruyor, silahları Türk silahlı kuvvetleri veriyordu değil mi., Tuncay Güney cevap veriyor, mülakatın 127 ve 128. sayfalarında, Tuncay Güney cevap veriyor, tabi canım, şimdi olay budur, değerli başkanım. Bu gün maalesef Türk silahlı kuvvetlerinin tepesinde genel kurmay başkanını resmi yazışmalarına itibar edilmemekte, ama bu tür ne idüğü belirsiz insanların beyanları üzerinden müvekkiller yargılanmaya çalışılmaktadır. Sızdık diyor, sızma falan yoktur. Sayın başkanım. Tuncay güney ne işçi partisine, ne aydınlık a, sızmış değildir. çünkü demir örneğini verdiğim gibi daha1998 senesinden bu yana Tuncay Güney i müvekkiller tanımaktadırlar. Sahte belge düzenlediği andan itibaren tanımaktadırlar. Şimdi şöyle bir garabetle karşı karşıyayız. Bakınız, o üstü kapatılan şema açığa çıktığı zaman buradaki bütün milletin huzurunda ifade ediyorum. Sami Demirkıran çıkacaktır o şemada, Sami Demirkıran çıkacaktır o şemada. Düşünün Sami Demirkıran bu tezgahı düzenleyen Sami Demirkıran onunla birlikte bu 1998 deki sahte belge tezgahını düzenleyen Tuncay Güney ve benim müvekkilim Doğu Perinçek aynı şemada ve aynı örgütte, bunu vicdan, mantık akıl kabul edebilir mi sayın başkanım, o kişinin müvekkillerin arasına sızması mümkün değildi nitekim zaten kendisi de demektedir ki beni en başından çözmüşlerdi, ne olduğumu biliyorlardı. Bağlantılarımı anlamışlardı diyor. kendi beyanında ve kendisi muhabir kartı almak istemiş, alamadığı da yine ortalıkta bilinmektedir. Sebebi karanlık kişiliğidir bu mit in milli istihbarat teşkilatını geçtiğimiz günlerde, yaptığı kamuoyuna açıklamada da açık açık ifade edilmiştir. Şimdi değerli başkanım, bütün bunları söyledikten sonra dün bir karar aldınız, dediniz ki Tuncay Güney in Türkiye ye falan tarihte girip girmediğinin saptanması için yazı yazılmasına şimdi bu karar birincisi ben bu gün karar metnine baktım ara kararına, ocak 2008 ocak, şubat 2008 diyor, oysa daha evvel dosyanıza sunduğumuz belgelerde, aralık 2007, ocak, şubat 2008 dir yazının birincisi o şekilde yazılmasını, 2007 aralık 2008 ocak ve şubat aylarında şeklinde yazılmasını talep ediyorum. Kendisini Türkiye de gören o tarih itibariyle Türkiye de gören ve soruşturmada savcıları yardımcısı olarak hizmet ettiği kanaatini bizde yaratan görgü tanıklarımızda vardır. bunları da yargılamanın ilerleyen aşamalarında dinleteceğiz. Yalnız Tabiî ki Tuncay güney in Türkiye ye Tuncay Güney olarak girmesi ve sokulmuş olması mümkün değil. bizim saptayabildiğimiz Tuncay Güney in kullandığı isimler. Tuncay Güney, Tuncay ipek, Tuncay güney ipek, Tuncay bubay, tolga ipek, daniel güney, daniel levi, kemal kosbay ve son olarak Alparslan evrenos veya Alparslan evranos bu isimlerde belirtilerek o yazının tekiden yazılmasını ve bu isimlerle bir şahsı girip girmediğinin de saptanmasını talep ediyorum. Dilekçe olarak takdim edemiyorum, yani belgi isimler mikrofondan doğru çıkmamıştır. Özetle talebimiz budur dedi.

Sanık Muhammet yüce müdafii Av. Ramazan zeybek söz istedi, verildi: öncelikle müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum sayın başkanım, ikinci olarak Orhan pamuk ile ilgili yurt dışına giriş çıkış kayıtlarının mahkemenizce istenilmişti buna cevap geldi mi, geldi ise bir örneğinin verilmesini talep ediyorum dedi.

Mahkeme Başkanı : gelmedi henüz dedi.

Sanık Hayrettin Ertekin söz istedi verildi: avukat beyin söylemiş olduğu konu, ben dün izah etmeye çalıştım, ama herhalde anlaşılmadı, 2007 ocak ayında Tuncay Güney Yeşilköy hava limanının VIP salonundan pasaportsuz olarak girdiğine görüm duyum var, ancak hava yollarının yolcu listesinden bu çıkabilir. Ve hava limanının görüntü kayıtları sabittir. Hava limanının VIP girişinde iki tane kapı vardır. dedi.

Mahkeme Başkanı : hangi hava yolu. Dedi.

Sanık Hayrettin Ertekin : Türk hava yolları olabilir, ama onu bana gelecek efendim, ben araştırıyorum, onu gelecek, yanlış söylediler onun için söylüyorum. İsimsiz pasaportsuz giriş yaptı, aynı yolla da bir ay sonra çıktı. Dedi.



İddia makamından soruldu.

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: öncelikli bir kısım sanık ve sanık müdafilerince soruşturma ve kovuşturma bilgilerinin basında yer alması konusunda cumhuriyet savcılığımız da itham edilerek ileri sürülen iddialar hakkında, eğer sayın mahkemenizin izni olursa kısa bir açıklamada bulunmak istiyorum. Soruşturmanın sahibi cumhuriyet savcısı olup, bu konudaki şikayetlerde haklılık payı bulunduğunu takdir ediyoruz. nitekim bu konuda soruşturma savcıları hakkındaki onlarca şikayet halen inceleme aşamasındadır. Cumhuriyet savcılığımızca hiçbir basın mensubuna soruşturma ile ilgili belge verilmemiştir. Soruşturmanın gizliliği kısıtlama kararı ve gereğince göre, hareket edilmesi için cumhuriyet savcılığımızca hem kalem personeline, hem de kolluk kuvvetine ihtarlarda bulunulmuştur. Buna karşılık basında çıkan yorumların sürmesi üzerine, bizzat cumhuriyet başsavcılığınca kolluk görevlileri hakkında soruşturmanın gizliliğini ihlal ve görevi kötüye kullanmak suçu ile ilgili olarak soruşturma açılmış, dosyanın suç türü ve tarih itibariyle fatih Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmiştir. Bunun dışında ellerine bir şekilde geçse de, mahkeme kararına saygı göstererek bunları yayınlamama yoluna gidebilecek olan basın yayın organları bu yolu tercih etmediklerinden haklarında açılan soruşturma ve bulunulan suç duyuruları yaklaşık beş yüz adedi bulmuştur. Kovuşturma aşamasında ise, cumhuriyet savcılılığımızın ve kamuya açık yargılama ile esasen hiç kimsenin sorumlu tutulamayacağı da aşikardır. Diğer konulardaki mütalaamız, tutuklu sanık Hayrettin Ertekin in büyük birlik partisi genel başkanı sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir televizyon kanalında Tuncay Güney hakkındaki açıklamalarının getirtilmesinin davaya ne gibi katkısı olacağı anlaşılmadığından reddine, tutuklu sanıklar aydın yüksek ve Erkut Ersoy un taleplerini kabulü ile dosyadan istedikleri belgenin kendilerine verilmesine, tutuklu sanık Vedat Yenerer müdafii Av. Vural Ergül ün TCK nın hükümete karşı suç başlıklı 312 ve 313. maddelerinin Türkiye cumhuriyeti hükümetine karşı suçları düzenlediği, madde metinlerinde, hükümeti oluşturan siyasal yapı veya kişilerden bahsedilmediği açık olmasına karşılık, soruşturma savcılarının hükümet yanlısı olarak niteleyip hakaret ettiği, yaptığı veya yaptırdığı araştırmadan soruşturma savcılarından iki tanesinin askerlik görevini yapmadığını, birisinin de vukuatlı olarak yaptığını söyleyerek, hem soruşturma savcıları hakkında hukuka aykırı olarak araştırma yaptığını beyan edip hem de askerlik yapmadıkları yönünde gerçek dışı iddialarla hakarette bulunduğu, kendi müvekkili hakkında tutuklama kararı veren hakimin sınıf arkadaşı olduğundan bahsedip şaibe oluşturacak sözleri ile bir takım çevreler ile ilişki içersinde bulunduğundan bahsederek, hakarette bulunduğu, tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz in cumhuriyet savcılarına, babalarının çiftliğindeymiş gibi davrandıkları ve benzeri birçok söz ile hakarette bulunduğu, bu sözlerin savunma ve savunma hakkı ile ilgili bulunmadığı, bu sözler ile üç cumhuriyet savcısı ve bir hakim hakkında hakarette bulunulduğu anlaşıldığından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun duruşma sırasında işlenen suç hakkında işlem başlıklı 205. maddesi uyarınca gereğinin takdir ve ifası için duruşma tutanakları da eklenerek Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına bildirimde bulunulmasına, tutuklu sanık Vedat Yenerer müdafii Av. Vural Ergül ün avukatlık mesleğinin de kamu görevi olduğun göz önünde tutmayarak bir avukat yalan söyleyebilir, ama bir savcının böyle bir hakkı yoktur. Şeklindeki sözlerinin mahkemenizce resen dikkate alınmasına, Tutuklu Sanıkların, kendilerine yüklenen terör örgütü yöneticisi veya üyesi olmak ile buna bağlı suçları işlediklerine dair iddianamede de gösterilen kuvvetli suç şüphesi bulunan delillerin bulunması, Yüklenen bu suçun CMK 1003 a 9 maddesinde sayılı tutuklama nedenlerinden olması,Tutuklama nedenlerinde bir değişiklik olmaması,Hususları gözetilerek, tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesi kamu adın talep ve mütalaa olunur.dedi.

Duruşmaya kısa bir ara verildi

Duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Dosya incelendi.



GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

1-Sanık ERGÜN POYRAZ’ın talebinin Kabulü ile beyanlarda ismi geçen TUNCAY GÜNEY tarafından kullanıldığı ifade edilen 0014168544151 ve 0019734894388 nolu cep telefon numaralarının daha önce teknik takibe alınıp-alınmadığı,teknik takibe alınmış ise bu telefon numaraları ile 2007 yılı Aralık ayından 2008 yılı Ocak ve Şubat aylarında Türkiye’de herhangi bir telefon görüşmesi yapılıp-yapılmadığı hususunun İstanbul C. Başsavcılığından sorulmasına,

2-Sanık KAHRAMAN ŞAHİN’in soruşturma aşamasında, vermiş olduğu ifade örneklerinin kendisine verilmesine,

3-Sanık ERKUT ERSOY’un talepleri ile ilgili olarak;

a)Bilgisayar ve hardisk ile ilgili vaki talebi konusunda daha önceden karar verildiğinden yeniden karar verilmesine Yer Olmadığına,

b-Vodafone ile ilgili yazılan yazıya henüz cevap gelmediğinden yazılan yazının tekidine,

4-Sanık AYDIN YÜKSEK’ talebi ile ilgili olarak;

a)Dosya ve ekleri içeren klasörlerin düzenlenmiş olduğu DVD’nin verilmesine,

b)TİB’ e yazılan yazıya henüz cevap verilmediğinden yazı cevabının beklenilmesine,

c) Bugüne kadar zabta geçilen duruşma tutanaklarının Cd ortamında kendisine verilmesine,

5-Sanık HAYRETTİN ERTEKİN’in Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili talebinin bu aşamada davaya bir yenilik katmayacağından REDDİNE,

6-Sanık KEMAL KERİNÇSİZ’in talepleri ile ilgili olarak;

a) 23.12.2008 havale tarihli dilekçesinde belirttiği kişilerde dahil olmak üzere bu kişilerin 1999 tarihinden itibaren Yurt dışına giriş-çıkışlarının ilgili mercilerden sorulmasına,

b)Dilekçede belirtilen kişilerin Yurt dışında herhangi bir toplantı yapıp-yapmadıklarının ve yapılmış ise bu toplantıların içeriğinin Başbakanlık MİT Müsteşarlığından sorulmasına,

c)Sanığın diğer taleplerinin bu aşamada davaya bir yenilik katmayacağından REDDİNE,

7-2007 yılı Aralık ayı başından 2008 yılı Şubat sonuna kadar TUNCAY GÜNEY , TUNCAY İPEK , TUNCAY GÜNEY İPEK,TUNCAY BUBEY,TOLGA İPEK,DANIEL GÜNEY, DANIEL LEVİ,KEMAL KOSBAĞ, ALPARSLAN EVRENOS ve ALPASLAN EVRENOS isimlerle Türkiye’ye giriş-çıkış yapan kişi olup olmadığının var ise bu kişiye veya kişilere ait ayrıntılı bilgilerin ve giriş çıkış belgelerinin onaylı suretlerinin gönderilmesi için Emniyet Genel Müdürlüğünden sorulmasına,

8-Tutuklu sanık VEDAT YENERER müdafii Av. VURAL ERGÜL’ün bugün kü oturumda C. Savcıları ile ilgili Hükümet yanlısı, yaptığı veya yaptırdığı araştırmada soruşturma savcılarından ikisinin askerlik görevini yapmadığını , birisinin de vukuatlı olarak yaptığını belirtmek suretiyle hakarette bulunduğundan bahisle iddia makamı tarafından dile getirilen vaki talebin gereğinin takdir ve ifası için zabıt ile birlikte Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,

9-Dosya kapsamı,delil durumu, atılı suçların işlendikleri hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığının devam etmekte olması ve bu suçların CMK’nun 100/3. maddesinde sayılan suçlardan olması dikkate alınarak tutuklu sanıkların mevcut hallerinin sürdürülmesine,

Mevcut hallerinin sürdürülmesine dair verilen ara karara İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz hakları bulunduğu konusunda sanıklar ve müdafilerine ihtarat yapılmasına, ( Hazır sanıklar ve müdafilere ihtarat yapıldı )

Bu nedenle duruşmanın 25.12.2008 günü saat 09.30’a bırakılmasına oybirliği ile karar verildi.23.12.2008


Başkan-20909 Üye-28298 Üye-37266 Katip-116766


Yüklə 381,04 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin