T c istanbul 13. AĞir ceza mahkemesi

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 454.92 Kb.
səhifə5/5
tarix22.01.2019
ölçüsü454.92 Kb.
1   2   3   4   5

Mahkeme Başkanı:” bitirdiniz mi?”

Sanık Sami Hoştan:” evet başkanım”

Sanık erol ölmez söz istedi, verildi:” sayın başkanım, bundan önceki celsede şemanın açıklanmama nedenlerini ifade ederken bazı insanların deşifre edilmemesini onurlarının kırılmamasını gerekçe olarak gösterdiniz, işte buradan bizlerin onurunu çok rencide ettiğiniz gibi acaba hukukken de bizleri suçlu mu ilan ettiniz. Bu husus beni çok derinden yaraladı. Zira tutukluluk sürecim bir seneyi geçmesine rağmen ben dahil burada aynı davadan tutuklu olan insanların hepsine emniyet iddia makamı ve besleme basın işbirliğine girerek insafsızca ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan ithamlarla bizlere yargısız infaza tuttular. İşte ben bu gün başkanlığınızdaki yüce heyetinizin kırılan onurumuzu tamir edeceğini, düşünür iken yapmış olduğunuz açıklama ile bir yerde bizlerin onursuzluğunu ve suçluluğumuzu teyit ettiniz. Bu safhadan sonra bir tek dileğim en kısa zamanda kendimi savunma ortamı bulabilmek ve bu traji komik davada bana atfedilen suçlamaları birer birer çürüterek kendimi hukuken ve aklamak olacaktır. Sayın başkanım bu dava hukuki bir dava olmaktan çıkmış olup tamamen dış müdahalelerle siyasi bir hüviyete bürünmüştür. Şu andan itibaren tek beklentimiz başkanlığınızdaki yüce heyetimizin hepimiz için bir zulüm haline dönüşen bu tutukluluk hallerimize en kısa sürede son vermenizi diliyorum.”

Sanık Ümit sayın söz istedi, verildi: “ sayın başkanım savunmamı vereli yaklaşık bir ay oldu. Yazılı olarak da savunmamı ilettim size, iddianame de sözde Ergenekon terör örgütüne üye olduğuma dair en ufak bir kanıt sunulmamıştır. Sunulan tek kanıt buradaki bazı kişilerin telefonunun bende çıkması ve bir iki kere de bazı kişilerle görüşmemdir, ayrıca halkı isyana tahrik suçu için verilen kanıt ise sadece dört beş kişi ile yapmış olduğum ikili telefon görüşmeleridir. Yine benzer bir şekilde adana da Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan kişiler hakkında bir takipsizlik kararı verilmiştir. Burda 3. maddesinde şöyle söylüyor, şüphelilerin özellikle Ahmet akgül ün ABD , AB İsrail, hükümet, iktidardaki siyasal parti ve Ergenekon ile bilinen soruşturmayı eleştirir mahiyetteki yazıları konferans ve panellerdeki konuşmaları aralarındaki yaptıkları telefon görüşmeleri, hükümetin yıkılacağı, ekonomik krizin çıkacağı konusundaki tahmin ve temennileri darbe olacağı konusundaki tahminlerinin silahlı isyana tahrik olarak değerlendirilmesin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla Türkiye’de iki farlı hukuk olamaz. Bu takipsizlik almış bu Ergenekon soruşturmasındaki kişiler onlarında benimkine benzer telefon konuşmaları var, ve telefon iki kişi arasında yapılmış telefon konuşması nasıl halkı isyana tahrik olabilir ki. Ne bir mitingde söylenmiş ne televizyonda ne başka bir ortamda. Sadece iki kişi arasında konuşuyor. Dolayısıyla her iki suçtan da beraat edeceğime inanıyorum, en sonunda. Bu suçları işlemedim, bir örgüte de üye değilim tahliyemi talep ediyorum.”

Sanık Doğu Perinçek söz istedi verildi:” Sayın başkan çok kısa bir talebim olacak bu mahkeme dosyasında bulunan altı adet MİT den yollanan yoğun diskin birer kopyasının tarafıma verilmesini talep ediyorum. Bilindiği gibi 3 temmuz 2002 tarihinde MİT in belirttiğine göre İstanbul dan bir ihbarsız mektup eşliğinde altı tane yoğun disk yollanıyor, istihbarat teşkilatına Milli İstihbarat teşkilatı müsteşarı bu yoğun diskleri şema ve bir ön yazı ile 2003 yılı 10 temmuzunda Genelkurmay başkanlığına gönderiyor. Şemayı kapattınız tamam ona ilişkin taleplerimiz belki ilerde olacak. Ama şu gün o altı yoğun disk var, bunun için de Tuncay Güney in mülakatı olduğu da bahsediliyor, MİT müsteşarı tarafından, o zaman en azından bizim Tuncay Güney in eksik olan mülakatı ile o MİT e yollanan cdlerdeki mülakatı karşılaştırabilmemiz ve eksikleri göstermemiz açısından o altı adet yoğun diskin birer örneğinin tarafıma verilmesini arz ve talep ederim.”

Sanık Hayrettin Ertekin söz istedi, verildi: “ Sayın başkanım, ben savunmamı yaptım, savunmamda bütün detay ve gerekçelerini her şeyini anlattım iddianame de, herhalde şüphe götürecek hakkımdaki suçlamalarla ilgili herhangi bir netice kaldığına ben inanmıyorum yüce mahkemenizin de dikkatle dinlediğini biliyorum. Diğer bir tek irtibat kurulan Abdulmuttalip Tonçer le bu gün ifadesini sizlere sundular. Ve onunla da ilgili hiçbir somut veya herhangi bir suçlayıcı bir ortada delil olmadığı için yüce heyetinizden tahliyemi talep ediyorum saygılar sunuyorum.”

Bu arada bir kısım sanıklar müdafileri Av. Mahmut Yaşar, Av. Mehmet Tolga Akalın, Av. Selin Deviren Tahtabiçen, Av. Ahmet Ülger, Av. Hasan Gürbüz, Av. Mehmet Nuri Aytekin, Av. Bülent Kılıç ve Av. Engin Kadıgil in geldikleri görülmekle huzurdaki yerlerine alındı

Sanık Sedat Peker müdafii Av. Bülent Kılıç söz istedi, verildi: “ benim müvekkilimin İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden 2004/289 sayılı bir dosyası vardı, bu 2002 den itibaren yapılan bir proje çalışması idi 4422 sayılı yasaya dayılı olarak daha sonra değişiklik sebebi ile TCK 220. Maddesinde devam etti ve bir hüküm tesis edildi, kısmen bozuldu kısmen Yargıtay’dan geldi. Bu dosya içersinde telefon konuşmaları vardı, ben on beş gün 9 Numaralı mahkeme başkanından yazılı izin alarak bütün telefon konuşmalarını cdlerinin hepsini kopyalarını aldım. Önünüzdeki dosyada da müvekkilimin konuşmaları sayın Veli Küçük ile ve diğer birkaç kişi ile yapılan konuşmaları da burada delil olarak konuldu. Ben daha önce saygıdeğer mahkemeye bizzat şahsınızda da talep ederek ses konuşmalarının bir kopyasını talep etmiştim. Biraz önce kaleminize uğradım, o şeyi henüz ele alamadım. Sayın üye hakim Sedat Sami Haşlıoğlu beyefendinin ilgilendiği söylendi, sizden istirhamım eğer o dosyadaki konuşmalar ki büyük ihtimal öyle, bu dosya içersinde o konuşmaların kopyaları delil olarak kullanıldı, çünkü ondan sonra 2004 senesinde tutuklandığı için başka konuşma yok. o konuşmaların CD lerdeki dökümleri deşifreleri de 2004/289 esas sayılı dosyada delil olarak kullanılmadı. Bunu bizzat yaptığım bir çalışmada belirledim. Hatta bu arada bu çalışmaları yaparken, sayın savcımı da rahatsız ettim, kendilerine de durumu arz ettim. Yani bunu nerden geldi bu cdler size diye kendileri de teşekkür ederim ilgileneceklerini söylediler. İstirhamım lütfen bu savunma yapmadan önce savunmamızı esas dayanak olarak bunu kullanacağımız için bu ses cdlerinin bir kopyalarının tarafıma verilmesini bizzat çünkü müvekkilimin inceleme imkanı yok. bu konuda bir karar vermenizi istirham ediyorum.”

Mahkeme Başkanı:” yaklaşık dört aya yakın bir süredir yargılama sürüyor, bu dört ay süre içersinde kırk beş celse yapıldı. Kırk beş celse malum çok avukat arkadaş bizim mahkemeleri bilir, bu kırk beş celse bizim oranın zannederim beş yılına, dört beş yılına bedeldir. Dört ayda bir bir duruşma yaparız orda, bir çok arkadaş şahittir. Bakınız kırk beş celsedir duruşma yapıyoruz bu kırk beş celsede ki ara kararları toplasanız, ne kadar ettiğini artık takdir edersiniz, bir oturumumuz bizim 95 sayfa çıkarıyor, arkadaşlar 95 sayfa tutuyor, şimdi bunun içersinde tabi bu tür eksiklikler, yani süre yönünden hemen talebinizin anında yerine getirilmesi diye bir şey maalesef olmuyor, bunu artık sizin takdirlerinize anlayışınıza bırakıyoruz, bunun bilinmesini isteriz öncelikle.”

Sanık Sedat Peker müdafii Av. Bülent Kılıç: zatı alinize de odanızda arz etmiştim şifai olarak hani mümkün olan en kısa zamanda,”

Mahkeme Başkanı:” mümkün olan en zamanı yakalayabilsek keşke, “

Sanık Sedat Peker müdafii Av. Bülent Kılıç :” çünkü savunmaya esas teşkil edecek, yasa dışı oldu mu olmadı mı diye.yoksa kesinlikle durumu biliyorum efendim.”

Sanıklar Oktay Yıldırım ve Bekir Öztürk müdafii Av. Ahmet ülger söz istedi,verildi: efendim adana özel ağır ceza yetkili mahkemesi aynı nitelikte önüne gelen olayı çok doğru bir şekilde tespit etmiş ve çok doğru bir karar vermiş, şu an huzurumuzda görülen davada aynı nitelikte aynı vasıfta aynı deliller ve iddialarla görülmektedir. Şimdi düşününki bir geriye çekilip bir kuşbakışı bakalım davaya. Şimdi bir ülkenin toprakları işgal ediliyor, sınırlarından içeri giriliyor, askerleri öldürülüyor, sivil vatandaşı öldürülüyor, milyarlarca dolar zarar veriliyor, söz kendi topraklarınız korumak için siyaset ve silahlı kuvvetler olarak gidip Amerika dan ve ya İsrail den himmet bekliyorsunuz, onların talimatı dışına çıkamıyorsunuz, düşmanlarınızla savaşmak için dahi onların iznini bekliyorsunuz. Hem siyaset hem silahlı kuvvetler olarak. Karargâh generalleri ordu evine çekilmiş, hükümet üyeleri ile sarmaş dolaşlar. Bir merkeze bağımlılar. Şimdi arkadaki merkezi güç, bu iktidarın ne olursa olsun, devamı kendi çıkarınadır, çünkü kazanımlar sosyal ekonomik kazanımlar, bu hükümetin devamını istemektedir. Şimdi kalkıp da aynı merkezdeki aynı kuvvetleri yöneten aynı merkez silahlı kuvvetlerin efendim buradaki insanların tahrik ve teşviki ile hükümeti darbe yapma yoluna götürebilir mi, bu insanlar böyle bir şey yapabilir mi.bu açıdan bakılmasını istiyorum davaya teşekkür ederim.”

Sanık Vatan Bölükbaşoğlu müdafii Av. Mehmet Yaşar söz istedi, verildi: “ yaklaşık bir bir buçuk ay önce müvekkilimin savunması alındı. Müvekkilime isnat edilen suç, MSN görüşmeleri ve arkadaşları ile yaptığı gece yarısı görüşmeleri. bizce suç unsuru yok. Ayrıca müvekkilimin isnat edilen suç vasfını değişme ihtimalleri var, yaklaşık bir yıldır da tutuklu bulunmaktadır. Bi hakkın tahliyesine karar verilmesini talep ediyorum.”

Sanık Muzaffer Tekin müdafii Av. Engin Çelik Kadıgil söz istedi, verildi: “ efendim bende tahliye talebinde bulanacağım, bulunmayacaktım ama bende bulunmak istiyorum, efendim müvekkilim sorgusu yapılalı çok oldu. Müvekkilimin sorgusu yapılalı çok fazla zaman geçti. Biz onları savunmamızda atılı tüm suçların hiçbir maddi delili olmadığını, tamamen soruşturmayı yapan savcıların ve kolluk güçlerinin uydurmalarından meydana geldiğini, bunları defaten anlattık. Anlattık değil bunları kanıtladık mahkemenize. Müvekkilime şu anda kanıtlanmamış hiçbir olay yok. tamamının yalan olduğunu gerçek dışı olduğunu huzurunuzda o belgelerle kanıtladık olay tamamen siyasi dava. Bu dava tamamen siyasi bir dava. Biz siyasi hiçbir şey konuşmak istemiyoruz huzurunuzda hukuk boyutunda olayı tutup bu olayı bitirmek istiyoruz. Mahkemeden de bizim istirhamımız bu efendim. Şimdi bu bağlamda müvekkilim şu anda haksız yere tutuklu bulunuyor, müvekkilimin şu anda özgürlükleri kısıtlanmış durumda. Hiçbir suç yok tamamen afakî iddialarla müvekkilim içerde. Şimdi bu bağlamda biz zaten müvekkilimin tahliyesini istiyorum. Çok fazla sözü uzatmak istemiyorum, bir dakika dahi boş zaman harcamanızı istemiyorum efendim teşekkür ederim.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük söz istedi, verildi:” efendim bende bu şema ile ilgili bir talepte bulunmak istiyorum, ara kararınızla ilgili olarak, iddia makamı ceza usulüne göre iddialarını sıralandırıyor, soruşturmayı açıyor, bu iddianamesine dayanak olan ek belgelerini belgelerini ek olarak yapıyor, klasörlere koyuyor bunlarda benim dayandığım belgelerdir diyor, dava sayın mahkemeler tarafından kabul ediliyor veya edilmiyor, burada dava kabul edilmiş iddia makamının dayandığı belgeler arasında da bu şema var. İddia makamı bu benim delilim diyor. hatta iddia makamı bunu yaparken ve delilleri toplarken de bakın neler diyor, Veli Küçük’ün telefon dinleme kayıtlarında mesela telefonların dinlenmesi için mahkemeden karar alırken şunu söylüyor; Tuncay Güney isimli şahıstan ele geçirilen Ergenekon ve lobi belgeleri ile Tuncay Güney in mülakat kasetinin çözümü tekrar denetlenmiştir diyor ve 2001 yılında yakalanarak göz altına alınan Tuncay Güney in mülakatında, Ergenekon yapılanmasının lider kadrosunda yer alan Veli Küçük’ün telefonlarını dinleyeceğiz diyor. dayanak Tuncay Güney telefon dinleme kayıtları açısından. Sonra Genelkurmay başkanlığına bir yazı yazılıyor gene ediyor ki geçmişte de Tuncay Güney isimli şahıs tarafından gündeme getirilen Ergenekon isimli devleti ele geçirmekle gizlice yönetmeye yönelik kurulmuş örgütte ele geçirilen belge ve bilgiler diyor. şimdi burada artık hiç tartışılmaması gereken bir konu bence MiT tarafından Tuncay Güney in esasen el yazısı ile yaptığı, bir şemanın MİT e ulaştırılması üzerine aslında bana göre bu dosyada hiçbir gizliliği de yok o şemanın açık hali dosya eklerinde var. Tuncay Güney in el yazısı ile yaptığı şemanın MİT tarafından bilgisayar ortamına aktarılmış hali o şema. Tuncay Güney in beyanlarından hareketle, MİT de bunu söylüyor, artık burada Tuncay Güney in beyanıdır değirdir bunu tartışmaya gerek yok. savcılık makamı da diyor ki ben bu soruşturmayı Tuncay Güney in beyanlarına göre yapıyorum, bu bilgi ve belgelere göre. Buradaki bilgi de Tuncay Güney in bilgileri mülakat ile verdiği bilgiler. Siz şimdi bu şemada bir takım insanların isminin üzerinin açılması savcılık kanalı ile üstünün açılması bir takım insanlarında savcılık kanalı ile üstünün kapatılmasına cevaz vermiş bulunuyorsunuz, yani sayın mahkemeniz tarafından verilen ara kararda diyor ki bunların üstü kapatılmıştır diyor, bu şemanın alt kısmında da diyor nottan anlaşılacağı üzere ne şekilde düzenlendiğinin açıkça belirtildiği diyor yani ben burda sizin bu ara kararınızla, iddianame yi okuduğum gibi defalarca okumak zorunda kaldım anlayabilmek için burda diyorsunuz ki yani bu Tuncay Güney in beyanlarına göre düzenlendiği zaten MİT tarafından da söyleniyor bende buna bir itibar etmiyorum mu demek istiyorsunuz, yani bunu anlamaya çalıştım.”

Mahkeme Başkanı:” açıklayalım mı avukat hanım. Açıklayalım mı?”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep küçük : “ evet, yani ben bu ara kararı açıklamaya ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. “

Mahkeme başkanı:” bu aşamada o şansızım yok maalesef.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük:” yani üzeri savcılık tarafından kapatılmış bir kısım kişiler hakkında herhangi bir soruşturmanın açılmamış bulunması, niye açılmamış bulunduğu konusunda sayın savcılık makamından çünkü bir takım hataların giderilmesi için falan savcılık makamı ile irtibatlar kuruluyor, neden soruşturma açılmadığı konusunda mesela savcılık makamına şunu sorabilir miyiz, savcılık makamına bu şemada adı geçen kişiler hakkında soruşturma açılmamış olmasının nedenini sorabilir miyiz, çünkü içinden seçilen insanların özelliği neydi bu şemada. Ve üstü açılan ve sizin ifadenize göre, sosyoekonomik durum isimlerinin açıklanmasına müsait olan kişilerin özelliği neydi. Ki bunların isimleri ifşa edildi. Biz bir yıldır bu ifşa edilen isimler üzerinden itibar kaybına uğradık, bir yıldır sosyo ekonomik durumumuz hiç dikkate alınmadan medya vasıtası ile siz burda bir koruma altına alıyorsunuz diğer isimleri. Bizi savcılık makamı böyle bir koruma altına almadı. İsimlerimizi soruşturmayı açtı, diğer isimleri sakladı. Şimdi biz bu kadar haksızlığa uğramışken, ben sizin bu gerekçenizde bazı kişilerin sosyoekonomik durumlarını ben göz önünde bulundururum demenizi buradaki sanıklara yapılmış çok büyük bir hukuksuzluk olarak algılıyorum. Şunu söylemek istiyorum, sonuç olarak.”

Mahkeme Başkanı:” mahkeme kesinlikle şu kadar bir şey düşünmedi o konuda. Öyle düşünmeyin. mahkemenin aklının ucundan geçmez o.”

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük:” hayır ama o kadar düşünmedi derseniz bana şunu açıklamanız lazım 187. madde kapsamında yani şunu mu demek istiyorsunuz, savcılığın yaptığı bu ayıba ben ortak istemiyorum mu diyorsunuz, yani ben bu sonucu çıkartıyorum. Yani savcılık yapmış bir şey bu isimler hakkında bu soruşturmaya başlamış isimlerini açmış ifşa etmiş, kamuoyunda rezil etmiş ama ben savcılığın bu ayıbına ortak olmayacağım mı demek istiyorsunuz. ben buna ilişkin.”

Mahkeme Başkanı:” avukat hanım demin Kemal Kerinçsiz sizin tersinize bir yayın daha söyledi mahkemeye, sizin yorumunuz bakınız ne kadar güzel yargılama yapıyoruz işte. “

Sanık Veli Küçük müdafii Av. Zeynep Küçük: “ o sayın Kemal Kerinçsiz in yorumu, bu benim değerlendirmem, bu benim değerlendirmem, ben böyle olduğunu eğer böyle ise isimleri açılmamış kişiler hakkında herhangi bir soruşturma yoksa bunlar onların isimlerinin geçmesine yani savcılık aklamış onları zaten soruşturma açmamış, suç unsuruna rastlamamış. Eğer hukuk önündü herkes eşitse bizim hakkımızda soruşturma açılmış ve onlar hakkında soruşturma açılmamışsa onlar hakkında herhangi bir suç unsuruna bulunamamış demektir. Burda bir sosyal sosyo ekonomik durumun ihlali sözkonusu olur mu? Siz kendiniz söylediniz biz burada basın ile hareket etmiyoruz burda hukuk işliyor diye. Biz buradaki basın haberleri ile karar oluşturmuyoruz dediniz. Defalarca söylediniz bunu ama burada diyorsunuz ki ben bu basından korkuyorum. Basında malzeme olacak ben onun için açmıyorum ben buradan bu ara karardan bu sonucu çıkarıyorum. Bu nedenle bu şemanın bir an önce üstünün açılmasını ve burada adil yargılanma hakkımızın sizin elinizle bize iade edilmesini çünkü yoktu. Eğer iade etmezseniz bu hakkımızın elimizden alınmasına ortaklık etmiş olarak kabul edeceğim sizi. Lütfen bizim adil yargılanma hakkımızı iade ediniz.”



Sanık Sami Hoştan müdafii Av. Rahmi Kuşçu söz istedi, verildi:” Sayın başkanım, yoğun ve faraziye üzerine kurulan bu iddianame de müvekkile isnat edilen suça yönelik dosya içerisinde somut deliller olmadığını daha önceki celselerde açık açık ifade ettik. Dosyadaki bize yönelik en büyük delil telefon tespit tutanakları, üç tane gizli tanık ve evde yapılan aramada elde edilen belgeler adı altında iddianame de yer almaktadır. Bunları tekrar dönmek istemiyorum. tapelerde zaten sadece üç tane burada huzurda bulunan sanıklardan Veli Küçük ve Sedat Peker ile yapılan bir görüşme söz konusu onlarda da bir tane suça yönelik bir ibare bir belge yer almamaktadır. Şüphe uyandıracak bir ifade dahi yer almamaktadır. Bunlara tekrar dönmek istemiyorum. Evde yapılan aramalarda elde edilen deliller başlığı altında iddianame de yer alan madde madde sayılan bulgulara da yer vermek istemiyorum. burada açıklamak istemiyorum çünkü ticari ilişkiden kaynaklanan senetler, çekler, protokol, bir cumhuriyet savcısının resmi yazısının fotokopisi, bunlar terör örgütüne üye olma suçunun nasıl bir delili olabilir, bunları da burada huzurunuzda anlatmak istemiyorum. Somut hiçbir delil bulunmamaktadır, yargılama neticesinde biz müvekkilin bu suçtan dolayı beraat edeceğini düşünüyoruz, tutuklu kaldığı süre göz önüne alınarak daha fazla mağdur olmaması için tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz.”

Sanık Kemal Kerinçsiz müdafii Av. Tolga Akalın söz istedi, verildi:“ yargılamanın 45 celsesinde DGM takvimine göre on beşinci yılı ortalamalarında bu duruşmada çok önemli sözler söylendi, bu celselerin her birinde çok önemli sözler söylendi. Benim unutamadığım önemli sözlerden bir tanesi sanıklardan Ümit Oğuztan ın söylediği bir ifade idi. Kendisi dedi ki, kurucu Gehlenin iradesi doğrultusunda Gladyo kurulduğu hiçbir ülkede muhalefet olmak üzere kurulmamıştır. Gladyo her daim her zaman iktidardır, aksi hal eşyanın tabiatına aykırıdır dedi. İfade buydu. Ben bu yargılamanın 3. celsesinde bir savunmanın içine düşebileceği en trajikomik hal, yoku ispat mükellefiyeti altında kalmaktır. Ve eğer savunma yoku ispat mükellefiyeti altında kalıyorsa bir temel mahşeri soruyu sorar dedim. Bu soru niçin sorusudur. Bu davayı klasik olarak 5271 sayılı yasa ve 5237 sayılı yasanın dar hükümleri çerçevesinde elbette ki karar noktasında nihayetlendirmek mümkündür, ama davanın içeriğini anlamak, niçin sorusuna cevap vermek bu yasaların düzenleme hudutlarının çok ötesindedir. Nitekim mahkememize de bu usul yasası yetmemektedir ki, şemanın açıklanması ile ilgili gerekçe oluştururken kıyas yolu ile 187. maddeye dayanmak durumunda kalmıştır, mahkememiz. Yani bu usul yasası soruşturma esnasında sayın savcılarımıza bol gelmiş olmakla, birlikte kovuşturma esnasında yargılama makamları olarak bizlere hepimize dar gelmektedir. Çünkü Türkiye’nin bir usul yasası böyle bir davaya alışkın değildir. bunu bırakın hukukun temel mantığı da böyle bir davayı kaldırabilecek noktada değildir. Şimdi bu kapsamda en son mahkememize yani talebimi yapacağım bu taleple ilgili şunu ifade etmek istiyorum, taleplerimiz düz bir hukuki talep olmanın ötesinde bu davayı anlayabilmek için hukuk hukuk siyaset ve siyaset uluslararası ilişkiler ağının bir bütününü değerlendirmek ve bu konuda da delillerin celbini içermek ve talep etmek noktasında olduğu için bu ön ifadeyi de bulunmak zorunda kaldım. Mahkememizin 27.11.2008 tarihli müzekkeresine Genelkurmay başkanlığından bir cevap geldi. Gelen cevapta 10 temmuz 2003 tarihli MİT in kitapçık olarak tabir ettiği ki Genelkurmay başkanı da bunu rapor olarak ifade ediyor, rapor kayıtlarda bulunamamıştır diyor, oysa 26 mayıs 2006 tarihli rapor ekte gönderilmiştir diyor. mahkememiz ekindeki raporu sanırım uhdesinde bulunduruyor, üst yazı içeriğinden bizim anladığımız 2003 tarihli kitapçık genelkurmay başkanlığı arşiv kayıtlarında bulunmuyor. Oysa MİT in 23/12/2008 tarihli mahkememize yolladığı müzekkere de ise 10/07/2003 tarihinde sayın Genelkurmay başkanına hassasiyetinden hareketle de başbakan a 19/11/2003 tarihinde bu kitapçığın gönderildiği söyleniyor. Mili istihbarat teşkilatı ihbarla gelen cd içerikli belgelerin yanı sıra Tuncay Güney in iddialarının tetkiki ve merkez arşiv ve kaynaklara yansıyan bilgilerle sınırlı olarak hazırlanan k itapçığın bazı asker sivil şahısların isimleri geçmesi ve aidiyeti nedeni ile dönemin Genelkurmay başkanına ki dönemin genel kurmay başkanı sayın Hilmi Özkök tür, teslim edildiğini bildirmiştir. Bu durumda iki ihtimal zuhur ediyor, bir milli istihbarat teşkilatı böyle bir kitapçığı genelkurmay başkanlığına göndermemiştir, iki Genelkurmay başkanı bu belgeyi Genelkurmay arşiv ve kayıtlarına intikal ettirmemiş, amiyane ifade ile katlayıp cebine koymuştur. Bir üçüncü halin imkansızlığını bundan bir başka yorum çıkaramadım şahsen. Oysa 2937 sayılı MİT yasasının 4/a maddesi tetkik edildiğinde, MİT Müsteşarlığının 4a maddesinde kimlere istihbarat yapacağı belirlenirken, Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanlığı değil, başbakan başbakanlık değil, Genelkurmay başkanı, Genelkurmay başkanlığı değil ve milli güvenlik kurulu genel sekreteri ifadeleri kullanılmış, yani kurumları temsil eden kişilere MİT in istihbarat göndermekle yükümlü olduğu yasal zemine dayanmış ve maddenin sonunda ve kuruluşları ifadesinde bulunulmuş. Yani milli istihbarat teşkilatının esasen 2003 tarihli yazıyı Genelkurmay başkanının şahsına teslim etmesinde, MİT yasasına göre 2937 sayılı yasaya göre bir aykırılık yok. Ancak aynı milli istihbarat teşkilatı 2006 tarihinde 26/05/2006 tarihinde kitapçığın özeti olan ve bir başka bilgi içermeyen bilgi notunu ise, Genelkurmay istihbarat başkanına teslim etmiş, peki o tarihte görevde olan Genelkurmay başkanı kim, yine Sayın Hilmi Özkök. MİT in bilgi notunu Genelkurmay istihbarat başkanına teslim etmesinin yasada yasal dayanağı yok. Ancak maddenin 4/e bendinde Genelkurmay başkanlığının talebi olması halinde bazı istihbaratların yine Genelkurmay başkanlığına gönderileceği söyleniyor. MİT in görev tanımları içersinde söylüyorum. Şimdi duruşma sanıklarından internette bir araştırma yaparken dava ile ilgili, duruşma sanıklarından İsmail bey in SESAR diye bir strateji kuruluşu var, bu strateji kuruluşunun 2003 tarihinde yayınladığı bir raporu bir başka kişinin sayfasında buldum. Raporda aynen şöyle bir ifade vardı, kamuoyuna Süleymaniye krizi olarak yansıyan olay, sadece bir ABD operasyonu değildir. devletin güvenlik kadroları bünyesindeki ABD çıkarları ile asenkronize uyumsuz, ve türkiyenin milli çıkarlarını senktorinize belli hareketlenmelere yönelik bir dış işleri, artı nokta nokta nokta artı ABD ortak operasyonudur. Bu üçgendeki boşlukta Türkiye cumhuriyetinin bir diğer müstesna kurumu bulunmaktadır, Türkiye cumhuriyeti devleti bünyesinde ABD ile uyumlu kadrolar, ABD ile uyumsuz kadroya yönelik bir operasyonda, ABD ile işbirliği yapmakta bir beis görmemişlerdir. Fakat bu operasyon sonuç itibariyle görünüşte Türkiye nin ırak ta ABD ile daha senkronize yani uyumlu hale gelmesini sağlarken, uyumsuz unsurlar arasındaki ittifak ve karşı hareket süreci güçlenecek. Ve Türkiye yeni bir kurumlar arası savaş dönemine girecektir. Bu süreçte, filler savaşırken arada çok çim ezilecektir. Sayın İsmail bey sanırım kendisi veya bir başka çalışanı hazırladı bu rapordan haberdardır, bu raporu tanzim ettiğinde süreci öngörüyordu ama kendisinin herhalde sanık olabileceğini bu süreç içersinde öngörmedi. Soruşturma savcılarından sayın Zekeriya Öz henüz müstakil soruşturma savcısı iken, ve müdafisi bulunduğum sanık müdafilikten sanıklığa terfi etmemişken, aynen kendisine söylediği bir ifade de çok manidardır, ifade aynen şudur, diyor ki kemal bey MİT kulağıma fısıldar, ben gereğini yaparım. Şimdi devlet sırrından bahsediyoruz 125. madde kapsamında değerlendirme yaparken, keşke ortada homojen kurumları arasında çatışma olmayan bir devlet olsa ve bu devlet sırrına her birimiz birer saygı gösterebilsek. Ama ortada homojen kurumları arasında çatışma olmayan ne yazık ki bir devlet yok. Ortada belirli bir dönemi belirli bir siyaseti hukuk eli ile tasfiye eden bir başka siyaset var. ve bu konuda sanırım birileri hem huzurdaki duruşma savcılarımızla hem sizlerle hem bizlerle oyun oynuyor efendim, bu şurdan da belli bu 10/07/2003 tarihinde milli istihbarat teşkilatının ilk yolladığı kitapçık Süleymaniye baskınından tam altı gün sonra yollanan bir kitapçık. Bu kitapçıktan sekiz gün sonra amerikan savunma bakanı Rumsffeld in Türkiye cumhuriyeti başbakanına bir mektubu var. Bakın mektup esasen bütün diplomatik teamüllere aykırı bir mektup, çünkü savunma bakanı başbakan a hitaben yazıyor. Ve mektup içeriği hürriyet gazetesinde ilk defa yayınlandı. Mektup içeriğinde bu mektubun o dönemin ABD başkanı Bush un talimatı ile yazıldığını söylüyor. Mektubun içeriğinde çok ilginç bazı noktalar var, Hürriyet gazetesine yansımış hali ile umarım, askerlerimizin oluşturduğu ve gerçekleri araştıran ortak komisyon, bu komisyon 15/07 de kuruldu. Çabaları bizim askerlerimizin ve subaylarımızın Süleymaniye deki tesise baskın yapmak için haklı ve acil nedenleri bulunduğu yönünde size güven kazandıracaktır. Koalisyona karşı eylemler hızla destebilize edici sonuçlar olabileceği oluşturuluyor, ayrıca hiç beklenmedik bir şekilde bu baskında diyor, çok sayıda silah patlayıcı maddeler, dedantörler zamanlama cihazlarının göz altına alınan üniformasız personel ile birlikte ele geçirilmesi, mevcut kuşkularımızı daha da artırdı diyor. bizim anlayışımıza göre, ele geçirilen cihazların çoğu Türk güçlerinin genelde kullandıkları türden değildir. Türk hükümetinin kuzey ırak taki koalisyon faaliyetlerine karşı zararlı bir harekete yetki vermeyeceğini ve desteklemeyeceğini biliyoruz. Ancak gerçeklerde gözden geçirilmek üzere ortak komisyonun önündedir. Bizim askeri güçlerimiz harekete geçti çünkü gözaltına alınanlardan en az bazılarının kuzey ıraktaki koalisyon faaliyetlerine karşı komplo içinde bulunduklarına yönelik zamana duyarlı bilgilerimiz vardır diyor. Önemli iddialardan bir tanesi ki bu iddialar bu yargılama içersinde çokça tekrarlandı. Ergenekon davası 04.07.2003 tarihinde Süleymaniye de başlamış bir dava olarak nitelendiriliyor. Bu dava 04/07/2003 tarihinde Süleymaniye de başladığında davanın alt stratejik harekatları sauna, Şemdinli ve atabeyler operasyonu ile refleks yoklamalarının yapıldığı ve bu davada nihai amacın birinci etapta ırak merkezli Türk siyasetindeki farklı devlet kurumları arasındaki algılayışın izolesi, ikinci etapta bu algılayış sahiplerinin de tasfiyesi noktasına gittiği iddia ediliyor. Baktığınız zaman bu yargılamayı 28 Şubat sürecine dayandıranlar var. 28 Şubat sürecinin önemli generali orgeneral Çevik Bir Ülker grubunun danışmanlık görevini yapıyor bu tarihte. Mahir kaynak, uluslararası kuvvetler diyalektik kurgu yaparlar artık diyor bunu 1980 de İran İslam devriminde şahı desteklemek suretiyle kaybederek öğrendiler diyor. 1997 de 28 şubat operasyonunu 28 şubat sürecini tanzim edenler bunun karşılığında karşıtlığı 2001 de oluşturdular, ama bizim ayrıntılı olarak daha sonra ifade edeceğimiz sebeplerle bu süreci tamamlayamadılar ve Ergenekon operasyonu tamamlanmamış olan bu sürecin ikinci bir dosyası olarak önümüze geliyor. Yani bu davayı eğer delillendirme taleplerimizi de veya genel anlamda taleplerimizi salt ceza muhakemeleri usulünün öngörülmemiş böyle bir davayı öngörmemiş bir biçimde hazırlanmış hükümleri arkasına sığınırsak, bu yargılamanın maddi gerçekliğe ulaşması mümkün değildir, şunu kabul ediyorum mahkemenin maddi gerçekliği algılaması ile buna kararında değinme biçimi arasında elbette ki fark olacaktır ben bunu Mehmet eymür ün milli istihbarat teşkilatı olan davasını internet üzerinden incelerken gördüm. 400 sayfa birbirlerine ilgili cevap verdiklerinde Danıştay demiş ki bu tür atamalar iki imza ile olur, sizin atamanız başbakan imzası ile olur. Yani usule bakmış. Bazı şeylerin içeriğine girmemiş, ama maddi gerçekliğin vicdani kanaatin tesis edilebilmesi için algılanması için bu davanın düz hukuk ilişkilerinin çok ötesinde hukuk siyaset ve siyaset uluslararası ilişkiler bölümlerinin de mahkememizce araştırmaya konu yapılması gerektiği inancındayım. Bu sebeple milli istihbarat teşkilatına müzekkere yazılarak 23/07/2003 tarihli yazı içeriğinden de anlaşıldığı üzere kitapçık olarak nitelendirilen çalışma akabinde hiçbir kişi ve kurumdan talep olmamasına rağmen, aynen bu MİT in ifadesidir, diyor ki MİT bahse konu çalışma ve tespitlerimizle ilgili olarak günümüze değin müsteşarlığımıza herhangi bir şahıs kurum veya kuruluştan bir talep veya görüşle geri dönüş olmamıştır diyor. yani 2003 tarihinde bu kitapçıktan sonra hiçbir talep ve geri dönüş olmamasına rağmen kitapçık özeti olarak nitelendirdiği ve bir başka bilgi unsuru içermeyen bilgi notunu, hangi nedenle hazırladığı ve 2003 tarihli kitapçıktan farklı olarak ve hangi yasal dayanak ile Genelkurmay istihbarat başkanına sunduğunun sorulmasına, başbakanlığa müzekkere yazılarak Rumsfeld mektubu olarak kamuoyunca bilinen mektubun bir örneğinin dosyamız içersine gönderilmesine karar verilmesini önemle arz ve talep ediyoruz.”

Sanık Kemal Kerinçsiz müdafii Av. Kadir Kartal söz istedi, verildi: “ maalesef daha henüz 20 ekim 2008 duruşmalara başlamadan önce ekleri ile birlikte 816 sayfalık bir savunma hakikaten bu dava bir şeyi doğruyor, bir hukukçu gerçekten bunun üzerine bir daha söz almak bile temenni ederim ki bu güzel bilgi yığınağı 2020 lerde zeminini bulurda bu göz nurunun bu çabalamanın bu üretici anlayışın bu muhakeme gücünün faydalarını görür ve millet de yararlanır. Sayın başkanım muhterem üyeler bir deli bir kuyuya taş atar, kırk tane akıllı çıkaramaz. Bizim tıp fakültelerinden birinde içinde bulunduğumuz ortam itibariyle ne milli ortam nede milli kültür çevresinde olmadığı tarihimizin on bin yıllık Türk tarihinin en yoğun çözülme dönemini yaşıyoruz. Bu durum ancak 5400 saatlik bir çalışma sürecinde anlatılabilir. Tıp fakültesinde hocalarımızdan biri kurbağanın başını kesmiş, baş buruda gövde de bir tarafta çocuğu çağırmış, oğlum kurbağa yaşıyor mu, yaşamıyor mu? Ölmüş efendim demiş, dışarı çıkmış ne sordu hoca, hoca efendim kurbağanın başını kesmiş, ne dedin öldü. Efendim demiş ölmez niye kurbağanın kan dolaşımı başından geçmediği için bir süre daha yaşar. Buna yaşamak denirse. Emperyalizmin getirdiği boyut bu, diğer taraftan deveye sormuşlar boynun neden eğri, hep bildiğimiz şeyler ama nerem doğru ki demiş. Türk milleti özellikle son yetmiş yıldır tarihimizin bize bıraktığı hakları korumak savunmak geliştirerek geleceğe taşıma yerine maalesef emperyalizmin trenine bindik. Hata 1940 larda İngiliz planı, alt süreç IMF dünya bankası, dünya ticaret örgütü, modern sömürge ağları, 47 de eğitim anlaşması, 49 da ekonomik anlaşma ile 1980 sonrası iki düşünceyi öne atıyor, alt süreci hazırladı sağda ve solda vuruştuk onar yıllık periyotlar dahilinde hareket ederiz ama burası zaman ve mekan itibariyle çok sınırlı on sekiz cümle ile ifade edebilirim. 80 den sonrası Osmanlılık artı sahte halife. İki şeyi kaybettik sayın heyet bir dilimizi, dil dil, iki güzel dinimizi, Kırıkkale de 44 tarikat. Ne diyor o, egonu ve benliğini yen. Dört sütun üzerine kurulmuş. Ama içi boşaltılmış bir İslam anlayışı kilise kültürünü getirmiş oturtmuşuz oraya. Nereye gideceğiz, emperyalizm in çözemediği iki problem vardır, birisi Türk meselesidir ikincisi de misakı millini şu canım vatanın milli güç unsurları itibariyle paylaşılmasında anlaşamalarıdır onun için bütün bu olumsuzluklara rağmen ayaktayız. Ve şu sosyal zemin ve içinde bulunduğumuz durum adaleti şekle boğdurmak haddimize değil çünkü siz gücünüzü yüce Türk milletinden alıyorsunuz. Biz 2012 lerde 2013 lerde biz bu işleri geçeceğiz. Eğer tehlike yakınsa, orada bir dünya devleti doğar, zaten dünya ABD ve Avrupa birliği 2018 lerde bitecek. Yerine bir dünya bu evreni ve insanı birbirleri ile ilişkilendiren ve refah toplumuna giden yolculuğun başlangıcındayız. Yoksa bu dünya böyle çekmez. Ama biz acaba tarih önünde kendimize çocuklarımıza çünkü her nefesimiz evrende yer alıyor. Duruşumuza adaleti şekle boğdurursak. Gecikmiş adaletin inkar edilmiş adalet olduğuna bildiğimize göre Sayın başkanım sayın üyeler, 500. günü aşan bir süreç içinde nereye geldik. Nasıl bir topal dava dava nedir, dava bakıyorum sözlük anlamına, Sayın başkanım ve sayın üyeler, dava kelimesi anlam itibariyle hukuki bir deyim ve kavram olarak kullanılır, bir hüküm veya karar ile hukuki koruma sağlanır. Kabul edilmeyen bir hakkın elde edilmesi amacı ile mahkemeye başvurması anlamına gelir. Dava açmak, dava etmek, davalı olmak davaya katılmak kavramları da kullanılır. Arapça kökenli bir sözcük aynı zamanda mesele sorun iddia sav ileri sürülen gerçekleşmesi istenen bir fikir, düşünce, savunulan görüş, mefkure, ülkü, halk arasında sevgili dost matematik, fizik ve kimya gibi ilimlerde ise teorem anlamına gelmektedir. Adalet özellikle bizim adaletimiz çünkü Atatürk ün Türk gençliğini hitabesine bakın, Türk istiklalini ve Türk cumhuriyetini, yetmiş yıldır cumhuriyet ve demokrasi sanki batının bize armağanı. O cumhuriyet ki o nasıl bir cumhuriyet nasıl neye dayanıyor, fikir ve kültür birliği, insan kokuyor, 1924 anayasasını arıyorum. Anayasa 10. madde siz nasıl açamazsınız, arkadaşım çok güzel savundu, Türkiye de malesef elitler ve seçkinler yetiştirdik. Ve robinson un cumaları olduk. Üst düzeyde siyasette Centerlerde üst düzey bürokratlar. Elit ve seçkinler, yok böyle bir şey anayasa madde 10. tüm olumsuzluklarına rağmen bütün emperyalizmin gemisinde o 60 ı ,80 i, 71i 28 şubatı, biz öteki dedik. Birbirimizi yiyoruz ve korku kültürü içersindeyiz. Bu zemini ama bu zemine ayak uydurmak zorundayız. Dünyayı okumak zorundayız. Kendi kimliğimizi bizi biz yapan değerleri nereye bıraktık. Türk düşünce ve hayat tarzının temelinde insan vardır. Atatürk ne diyor Türk gençliğe hitabesinde, Türk istiklalini ve Türk cumhuriyetini batının bize armağanı değil on bin yıllık tarihe baktığımızda hakikaten danışma karar alma organları var sayın başkanım sayın üyeler şimdi biz burada maalesef başından beri anayasayı didik didik ettik. Ceza muhakemesi kanununu didik didik ettik. Ceza kanununu ne yapmış, benim müvekkilim kırk parça kişilik parçalanmasına uğramış bir toplum, birey düzeyine inmiş bir toplum. Anayasa madde 66. ortadan kalkmış. Sadece ermeni diasporası mı var. Yahudi diasporası da var, e dini diaspora var, Rum un diasporası var, Arap kültürünün diasporası var, diasporalar o kadar çok ki. Yıkıcı bölücü faaliyetler var. e şimdi kangren olmuş bakın şu davanın sonuna bakın açılacak davalar, yukarıdaki bazı kişiler ayırt edici özellik, ya nasıl olacak bu iş bir kişi ikinci gün dedim ki Sayın başkanım sayın üyeler, bu Tuncay Güney kim. CIA adına mı MOSSAD adına mı hareket etti bakın nerelere geldik. Yalvardım yakardım dilim kuruyor bu zamanınız almaya da istemiyorum ama bu dava değil. bu iddianame değil. bu iddianame nin zemini yok. siz kişi hürriyetini engelleyebilir misiniz Sayın başkanım. Suç vasfını nasıl oluşturacaksınız. Yani halkı Türkiye cumhuriyeti hükümetine silahlı isyan teşvik Allah aşkına şu sözde manzumeden çıkabilir mi. ne duruyorsunuz sayın başkanım, her geçen gün ne olacak bunların kişi hürriyeti ya biz onların yerinde bir hukukçu, hocam bana bakıyor bunun yerinde ben de olabilirim. O zaman biz neyi bulacağız gerçeği gerçeği artık bu kadar zaman içinde 500 gün geçti sayın başkanım. Ya bir karar verin evet adam şeklen bir bomba tutmuşsa cezasını yesin. Burda kaç kişidir beş kişidir on kişidir. Lütfen başkanım şu davayı kendi özümüze şuur altında taşıdığımız yüksek değerlere karşın tutukluluk suç vasfının değişme ihtimali karşısında davanın açılma süreci içersinde bulunduğumuz siyasi sosyal, ekonomik, kültürel bilgi ve teknoloji merkezlerindeki bilgi ve teknoloji merkezlerinden faydalanamadık. Elit ve seçkinler yetiştirdik. Teşvikleri verdik ve bu medya patronları ve TUSİAD üyelerinin toplam parasını üst üste koyun, İngiltere’de bir caddeyi satın alamazsınız. Biz neyin mücadelesini veriyoruz. Biz birbirimizle dizişiyoruz. Riyakar, iki yüzlü, üçkağıtçı, bu devşirmelerin yüzünden. Beyaz Türkler, dönmeler, kırmızı Türkler elit ve seçkinler işbirlikçileri ve diğer taraftan kara Türkler birbirini yiyor. Hoca onunla konuşmuş, namahrem zaten dilimizde gitti ya. Dinimizin içini de boşalttık . müziğini e müziğini kim veriyor ermeni diasporası veriyor. Saat 12 den sonra gece 13 tane radyo ve televizyon Hıristiyan propagandası ayşe ve Fatma diyerek ve yılda 150 000 zavallı öğrencim Anadolu nun bitap çocukları 100 dolar karşılığında din değiştirdiği bir dönemdeyiz. Ama biz siz yargıçlar mecburuz okumak zorundayız, bilmek zorundayız. Diyeceksiniz ki onlarla onun, Bu bir bütün. Şimdi adamı ceberut bir şekilde devletimin güzel güvenlik güçlerini halkı şey yapacaksınız, düşünen insanları buraya sokacaksınız, üç beş tane bomba bulacaksınız hayda Ergenekon başkanım. Başkanım bakın zihinlerimiz bizim en büyük problemimizi şuuraltını devreye sokmaktır. Zihinlerimiz zihinlerimiz kirlenmiştir. Ülkeme 800 000 bilgi geliyor günde analiz edecek bir devlet gücü yok. arka planlarını öğrenememişiz. Peki ne yapacağız şimdi kişi hürriyetini yav yaşama hakkı, cumhuriyetin temel kaynaklarına ve cumhuriyeti on bin yıl tarih, yüz elli yıllık bir mücadelenin sonunda o milli mücadele. Yedi düvelle cebelleşen bir millet ben insanım insanlık ülküsünü geleceğe taşıyacağım dedik, 40 larda bıraktık onlardan sonra gittik Avrupa nın trenine bindik şimdi birbirimizi yiyoruz.”

Mahkeme Başkanı:” toparlayalım konuyu.”

Sanık Kemal Kerinçsiz müdafii Av. Kadir Kartal:” toparlayacağım sayın başkanım, ama istirhamım nedir, istirhamım o ülkü fikir kültür birliği ve insan, insan üzerine kurulmuş biz bize gelin biz bizim değerlerimizi gözden geçirelim yarınlar geç kalabilir. Sayın başkanım tarih önünde biz kendimiz ailemiz olduğu gibi siz taşıdığınız değerler itibariyle adalet adına lütfen ama suç vasfı değişiyor, Bunların hiçbirini iddia ediyorum sadece benim müvekkilim değil inanın yav tedbirler var elinizde. Yurt dışına çıkma yasağı var başkanım. Niye geciktiriyorsunuz. Kişi hürriyeti yaşama hakkından hemen sonra gelir. Engel oluyorsunuz. Adamı dört duvar arasına almışsınız. Bu ne mahrumiyet nereye gideceğiz. Açılacak davalar var daha gelecek beli yeni şeyler var e bir takım oldu bittilerin arasına sıkışmasın adalet. Kamu vicdanı kanıyor, kanatmayın Sayın başkanım. Hukuk öngöremiyor öngörür hale getiriniz Sayın başkanım. Siyaset hukuka yön veriyor. Okyanus ötesinde hazırlanıyor Avrupa birliği devletlerinde pişiriliyor, ve bize servis yapılıyor. Buna engel olunuz. Ben içerdeki ufak tefek dinamiklerden bahsetmiyorum. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, ama tarih 70 yıl içerisindeki Türkiye sevk ve idare edenler için özür dilerim ama çok affedersiniz bir gün anlaşılacaktır. Bir satır yer vermez. Biz bunların içinde olmayalım ve bu emperyalizmin kirli oyunlarına alet edilmeyelim saygılarımla hürmetlerimle çok teşekkür ediyorum.”

Sanık Ergün Poyraz müdafii Av. Hasan Gürbüz söz istedi, verildi: “ sayın başkanım, Genelkurmay başkanlığından gelen 16/01/2009 tarihli yazı, 28 ocakta havale var üzerinde. Şimdi bu yazının ekinde 11 sayfalık bir rapor var, bu rapor henüz kaleme intikal etmemiş heyetinizde sanıyorum, bu raporu da şema gibi verilmemesine mi karar vereceksiniz. Yoksa bizlere bu raporu verecek misiniz? Bizim talebimiz bu raporun bir an önce verilmesi yolunda.”

Mahkeme Başkanı:” nedir o ?”

Sanık Ergün Poyraz müdafii Av. Hasan Gürbüz:”Genelkurmay başkanlığından gelen yazı şu efendim. Sizin 27 /11 tarihli müzekkereniz üzerine ilgili yazı ile istenen 10 temmuz 2003 tarihli rapor bulunamamıştır diyor. İkinci maddede de konuya ilişkin eldeki mevcut 26 mayıs 2006 tarihli rapor ekte gönderilmiştir diyor. Ekinde de 11 sayfalık bir rapor rapor henüz kaleme intikal etmemiş. Sadece üst yazısı var.”

Mahkeme Başkanı:” efendim o rapor işte şimdilik kararınızı geri alın denen belgeler içersinde olan rapor,”

Sanık Ergün Poyraz müdafii Av. Hasan Gürbüz:” yani şema ile aynı mahiyette”

Mahkeme Başkanı: ”evet aynı.”

Sanık Ergün Poyraz :” o zaman bunun gizlenmesini bu konuda ara kararlardan rücu edilerek tarafımıza verilmesini talep ediyorum. Şayet dosyanın delili ise ve devlet sırrı niteliğinde değilse, bunu bize vermeniz lazım. Yok devlet sırrı niteliğinde ise onun tespit etmemiz lazım eğer devlet sırrı niteliğinde değilse de ve delil mahiyetinde ise de savunmadan gizlenmemesi gerektiği kanaatindeyim. Sayın başkanım, diğer taraftan müvekkilim Ergün Poyraz ile ilgili iddianame deki suçlamaların somut kesin hiçbir delili yoktur. İddianame de müvekkilime 6136 sayılı yasaya muhalefetten de ceza isteniyor, savunmada da gösterdik. Taşıma ruhsatlı silahı var ruhsatını ibraz ettik, bu iddia çürüdü. Yine sayın savcılar müvekkilimin jandarmanın elemanı olduğu ve bundan kendisine ödemeler yapıldığı jandarma istihbarattan ödemler yapıldığını iddia etmişlerdi. Sayın mahkemeniz jandarma genel komutanlığına sordu. Gelen cevapta müvekkilimin jandarmanın elemanı olmadığı ve hiçbir şekilde hiçbir zamanda kendisine ödeme yapılmadığı gelen yazı ile doğrulandı. Dolayısıyla iddia makamının bu iddiası da çürümüş oldu. Yine müvekkilimin yazdığı kitaplarla halkı kışkırttığı isyana teşvik ettiği iddia edildi. Ki bu iddiada kitapların içeriği ile ve emniyete hazırlatılan raporla bu iddiada çürümüş ortadan kalkmıştır. Müvekkilim hakkında hiçbir somut delil bulunmadığı halde, on dokuz aydır tutukludur. Artık bir tedbir mahiyetindeki tutukluluk yargısız infaza dönüşmüştür. Daha fazla mağduriyetine sebebiyet verilmeden, müvekkilimin tahliyesine karar verilmesini talep ediyorum.”



Sanıklar Sevgi Erenerol ve Vedat Yenerer müdafii Av. Vural Ergül söz istedi, verildi: “ değerli başkanım, öncelikle başta meslektaşım tutuklu Kemal Kerinçsiz olmak üzere şemanın açıklanmasına ilişkin bütün taleplere katılıyorum, ben de bütün bu şemaya ilişkin vermiş olduğunuz karardan rücu etmenizi ve şemanın bütün ayrıntısı ile açıklanmasını talep ediyorum. Efendim, bu şemada bizler açısından herhangi bir suretle bir giz olmadığını daha öncede ifade etmiştik. Esasen bir deli saçmasından ibaret olan bu şemanın açıklandığı anda bu tertibin kendiliğinden nasıl çökeceği, sizce de oradaki isimlerin Ergenekon terör örgütü ile herhangi bir suretle ilişkilendirilemeyeceğine olan inanışla birlikte gayet rahat anlaşılıyor. Dediğim gibi biz bu şemanın bizlerce malum olduğunu daha önce de ifade etmiştik. Ben bu şemada yer alan bir takım medya mensuplarının isimlerini daha önce size ifade etmiştim. Her ne kadar savcılık bu isimleri gizlemeye çalışsa da biz yine bu listede Cefi Kamhi den, Şevket Sabancıya, Hüsnü Özyiğin den, Koray Aydın a, Deniz Baykal dan Necdet Sevince, Hüsamettin Türkmen den Turan Yazgan a herkesin olduğunu biliyoruz. Ama bu deli saçması şemayı savcılar gizlemek suretiyle kamuoyunda bir terör ortamı oluşturdukları için sayın mahkemenizin bu noktada kişilik haklarına dönük göstermiş olduğu özen de nihayetinde esasen daha evvelden bu şemanın basına servis yapılmış olması gerçeği karşısında hem gecikmiş bir hassasiyet, hem de anlamını yitirmiş bir hassasiyet olarak ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu şema eğer ki açıklanmayacak olursa, bu şema üzerinden özellikle yaklaşan yerel seçimler arefesinde hükümetin kendi yandaşı olan medya organları üzerinden bir linç kampanyasına girişeceği ve bu şema ile kamuoyunda özellikle siyasi muhalefetlerini sindirmeye dönük gayretlerini tırmanacağı hepimizce malum. Nihayetinde bu Ergenekon tertibinin basın sözcülüğünü üstlenmiş olan Taraf Gazetesi anımsanacak olursa daha ortada henüz iddianame dahi yokken şemadan söz etmekle bir takım dezenformasyonlara başlamıştı. En son kasım ayı başlarında da Ergenekon şemasında deniz Baykal ın bulunduğuna ilişkin bir haber yapmış ve Baykal da Ergenekon şemasında sekiz sütüna sür manşeti ile bu şemanın ellerinde olduğunu belirtmişti. Dolayısıyla bu şema siz açıklasanız da açıklamasanız da amerikancı İslamcı basının elinde mevcut. Ve bunlar hükümetle birlikte uyumlu bir zamanlama içersinde yerel seçimlerin arefesinde bunu bir siyasi linç operasyonu için kullanacaklar. Dolayısıyla size şimdi bu isimleri korumaya dönük olarak özellikle de bunların habere konu olabileceğinden bahisle göstermiş olduğunuz hassasiyet yazık ki çok daha öncesinden yapılmış servis nedeni ile gecikmiş ve anlamını yitirmiş bir hassasiyet. Bu noktada, eğer ki sayın mahkemeniz bu şemayı açacak olursa, o noktada hem aleniyeti sağlamak olan hem de bu tertibi kendiliğinden ortaya koymakla ziyadesi ile adil yargılanma hakkını tesis etmiş olduğu gibi ülkemizin geleceğine dönük demokrasimize laik üniter yapımıza dönük bu tertibin de çökertilmesi noktasında tarihi bir sorumluluk ve işlev göstermiş olacak. Efendim, diğer yandan daha önce de ifade etmiştim, bu dosyaya savcılar başbakan ı bulaştırmışlar. Başbakanlığı bulaştırmıştırlar, anımsanacağı üzere buna ilişkin daha önce de beyan ve taleplerimde olmuştu. MİT den istenilmek var iken, savcılar MİT in hazırlamış olduğu bu şema ve eklerini belgenin bilginin kaynağından değil bunu başbakanlıktan istediklerini söylemişlerdi. Hiçbir suretle hiçbir hukukçunun hiçbir cumhuriyet savcısının böylesi hukuki ahlaki bir talebi asla ve kata söz konusu olamaz. Bir belgeyi kaynağından istersiniz. Savcılar belgeyi niçin kaynağından değil de başbakanlıktan istedikleri hala izah edebilmiş değiller. Ancak huzurdaki sanıklardan söz gelimi İsmail Yıldız ın başbakan ile AKP ile yaklaşık altmış kadar davası olduğu daha önce ifade olundu. Kemal Kerinçsiz burada başbakanı üç kuruşa mahkum etmiş bir isim. Bizzat müvekkilim Vedat Yenerer başbakan ile halen devam etmekte olan bir davada davalı davacı konumunda. Diğer yandan Ergün Poyraz ın işçi partililerin vesairelerin bütününün başbakan ile olan husumeti de bilinmekte şimdi bu çerçevede başbakanlıktan savcılara gönderildiği söylenilen o kitapçık ile MİT in kitapçığı arasında herhangi bir surette bir mukayese yapıldığında bir ekleme çıkartma yapılıp yapılmadığı hususu da bizce malum değil. bizce bilinebilir bir husus değil, ben pekala başbakanlık tarafından gönderilen şemaya MİT’te yer almadığı halde MİT’in şemasında yer almadığı halde birtakım ekleme ve çıkartmaların yapılmış olabileceğini de kuvvetli bir ihtimal olarak düşünüyor ve kaygılanıyorum, bu yüzden adil yargılanma hakkı çerçevesinde müvekkilimi gereğince savunabilmek için her halükarda bu delilin mutlaka ama mutlaka tarafımıza verilmesini talep ediyorum. Bu delil verilmeksizin hiçbir surette sayın mahkemenizin bu çok zor hakikaten hukuk dışı koşullara rağmen göstermiş olduğu üstün gayrete rağmen yine de adil yargılanma hakkını tesis etmiş olacağından söz etmek ziyadesiyle güçleşecek dolayısıyla bu salonda yapılan yargılamanın adil yargılanma olarak ifade olunabilmesi için, her şekilde ama öncelikli mutlaka ve mutlaka bu şemanın açıklanması zorunluluğunu yeniden ifade ediyorum ve bu çerçevede, sizden şemaya ilişkin almış olduğunuz kararı geri almasını talep ediyorum. Ayrıca efendim yine anımsanacağı üzere 16 Aralık 2008 tarihli celsede ben Ergenekoncun, sözde Ergenekon terör örgütünün MİT’in şemasında yer aldığı kadarıyla nihai amacının Kemalizm ile sosyalizmi kaynaştırmak olduğu şeklinde bir tespit yer aldığını ifade etmiştim. Efendim huzurdaki sanıkların tamamının, neredeyse tamamının özellikle kamuoyunda mali içtimai durumları ile adli geçmişleri ile, kamu görevleri ile bilinen, tanınan sanıkların hepsinin görgüleri bilgileri, adli mali içtimai durumları ortada. Şimdi yasal bir sonuca, yasadışı bir yöntem ile yasadışı bir biçimde erişmek gibi kural dışı, akıl mantık dışı bir sonuç ortaya çıkmakta. Şimdi eğer Ergenekon terör örgütünün amacı sosyalizm ile Kemalizm’i birleştirmek ise o noktada bende Ergenekoncuyum, yani bu bir siyasi faaliyet olabilir ama asla ve asla terör örgütü kapsamında soruşturulabilecek bir husus olmaz. Nitekim Adana Cumhuriyet Savcılığına ilişkin az önce arkadaşlarımda ifade ettiler, Adana Cumhuriyet savcılığı Ergenekon soruşturması kapsamında Konya da gözaltına alınan şahısların yapmış oldukları faaliyeti her ne kadar onların arasında İslamcı bir takım şahıslar olduğu halde AKP muhalifi milli görüş teşkilati içerisinde muhalif olan bir takım isimler yer aldığı halde Kemalizm ile sosyalizm i bir arada kaynaştırmak olarak değerlendirmese bile nihayetinde Ergenekon kapsamında savcıların hükümetin isnat ettikleri eleştirme, kınama, değerlendirme vs gibi hakların tamamının anayasal hak olduğunu söyledi ve bu sebeple de takipsizlik kararı verdi. Şimdi Konya daki hukuk ile İstanbul daki hukuk farklı olamaz. Aynı kapsamda yapılmış, aynı iddialar ile gerçekleştirilmiş operasyonlarda savcılar değiştiğinde nöbetçi hakimler değiştiğinde ortaya nalsı da taban tabana zıt nasılda birbirinden farklı kararlar çıktığını görüyoruz bu gerçek dahi tek başına esasen yürütülen bu soruşturmanın siyasi karakterini ortaya koymaya yetiyor. Efendim bu 16/12/2008 tarihli celsede MİT e göre Ergenekon terör örgütünün nihai amacının yeniden MİT e yazılacak bir müzekkere ile açıklığa kavuşturulmasını istediğimi söylediğimde sayın mahkemeniz vermiş olduğu kararda öncelikle MİT in hazırlamış olduğu şemanı açıklanıp açıklanmayacağı hususunda bir karar tesis edeceğini, bu hususun bundan sonra değerlendirileceğini söylemişti. Şimdi sayın mahkemenizin şemayı dahi açmadığı bir halde bu koşullarda benim Ergenekon un MİT e göre nihai amacını açıklığa kavuşturmasını istemeye dönük talebimi de bir anlam taşımıyor. Belli ki bunu da reddedeceksiniz, ama ben yeniden ara kararınızdan rücu ederek Ergenekon şemasında yer alan isimlerin ne olduklarının kamuoyunca açık seçik ve net olarak bilinmesini ve bu suretle Ergenekon şeması üzerinden hükümetin estirdiği bu terörün bir an önce sonlanmasını talep ediyorum. diğer yandan efendim, hayalet delillere ilişkin de bir talebim olmuştu az önce savcılar da verecekleri bilgi için kendilerini hazırlasınlar diye talebimi yazılı olarak beyan ettim. Umarım.”

Mahkeme Başkanı:” talebiniz okundu ve savcılara verildi.”



Sanık Vedat Yenerer müdafii Av. Vural Ergül :” evet efendim onu meslektaşlarımın da bilmesi açısından kısaca özetliyorum. Daha önce 58. klasörün 14 ve 15. sayfalarında bir zarf içersinde savcılara geldiği iddia olunan ihbar CD lerinin daha önce zarflarını talep etmiştim. Uzun araştırmalar sonucunda bu zarfların olmadığı anlaşıldı. Akabinde ben zarfların olmadığı gibi bu CD lerin kendisinin bulunmasını talep ettim. Ama nihayetinde gelen cevaptan anlaşıldığı üzere zarflar olmadığı gibi CD ler in olmadığı da anlaşıldı. Şimdi bu durumda daha önce savcılar aleyhinde Hakimler savcılar yüksek kuruluna yapmış olduğum 7. şikayette savcıları yasa dışı yöntemlerle delil oluşturmak suçlaması ile suçlamıştım. Bu kere yeni bir suçlama ile bu kez uydurdukları delili de karartmak suçlaması ile yeniden şikâyet durumunda kalacağım için bu noktada savcıların yapacağı açıklamayı merakla heyecanla bekliyorum.”

Sanık muzaffer Şenocak müdafii Av. Kenan Aşık söz istedi,verildi: “ müvekkil muzaffer Şenocak devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgi ve belgeleri bulundurmak elde etme suçundan dolayı tutuklu bulunmakta ve iddianame de hakkında TCK 326 ve 327. maddesi uygulanması talep edilmekte, şimdi buna sebep de müvekkilin düzenlemediği müvekkilden elde edilmeyen CD, 16 nolu CD olarak adı geçiyor. Buna ilişkin dosyada iki tane belge var Genelkurmay dan gelen, ilk belge Genelkurmay başkanlığı kara kuvvetleri komutanlığı adli müşavirlik 2007/1430 evrak 30662 9 temmuz 2007 tarihli. Birkaç paragrafını okumak istiyorum. Bir demiş İstanbul Göztepe de muzaffer tekin e ait olduğu bildirilen evde 12 haziran 2007 tarihinde yapılan aramada ele geçirilen on altı adet CD den birinin içinde bulunan gizlilik dereceli askeri evrak ile ilgili olarak bilgi talebinde bulunduğu ilgi a ya atfen ilgi b ile bildirilmiştir. B yapılan inceleme neticesine ulaşılan bilgiler aşağıda sunulmuştur. Diyor, söz konusu belgelerin milli güvenlik kurulu ve yüksek askeri şura toplantıları öncesi yapılan hazırlıklarla çeşitli konuşma metinlerini ihtiva eden gizli belgeler olduğu belirlenmiştir. B belgelerin bilgisayar safahatını gösteren özellikler bölümündeki kullanıcıya ait verilenden dosyayı oluşturan ve kaydeden kişiler tespit edilebilmektedir. Ancak anılan belgenin askeri personele ait bilgisayarlardan alındığı anlaşılmakla beraber, bunun tam olarak ne zaman nasıl ve kim tarafından gerçekleştirildiği belirlenememiştir. C, tutuklu şahsın bu bilgileri kimin vasıtası ile aldığı ve bu hususta TSK içinde yardım eden şahısların bulunup bulunmadığı konusunda bir sonuca ulaşılamamıştır. Ancak söz konusu bilgilerin 2003 yada 2004 yılında başka bir bilgisayara aktarıldığı ve son olarak 28 Aralık 2006 tarihinde CD haline getirilmiş olabileceği değerlendirilmektedir. 3 konuya ilişkin inceleme devam edilmektedir. Yeni bilgi ve belgelere ulaşıldığı takdirde ayrıca gönderilecektir denmiş, daha sonra 14 aralık 2007 tarihli gelen bir yazı var, İstanbul 12 ağır ceza mahkemesinin teknik takip numara 2007/219 soruşturma numarası 2007/1536 kararına istinaden incelenmesine karar verilmiş olup, iş bu belgelerin şüpheli aydın yüksek in 20/09/2007 günü Giresun ili merkez kavaklar mahallesi Kanberli sk numara 40/A daire: 3 sayılı adresinde yapılan ev aramasında elde edilen bir nolu CD nin tespit edilen içeriği ile Muzaffer Tekin in ikametinde elde edilen 16 nolu CD nin aynı olduğu, içeriğinde askeri içerikli belgelerin alt ve üst sol köşelerinde gizli ibaresinin bulunduğu, Muzaffer Tekin den elde edilen bilgiler ile ilgili olarak Genelkurmay başkanlığı, kara kuvvetleri komutanlığı, gizli ibareli 14 aralık 2007 tarihli ve adli müşavirlik 2007/2458 evrak 516887 sayılı yazısında 9 madde olarak belirtilen belgelerin devletin güvenliği iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgiler kapsamında olmayan, ancak iç mevzuata göre gizlilik derecesinde sınıflandırılmış belgelerden olduğu, diğer belgelerin ise kara kuvvetleri komutanlığı ile ilgisinin olmadığı, ancak hazırlama formatı taklit edilerek ve yazı dosyalarının elektronik özelliklerinin belirtilerek kurgulandığı bildirilmiştir. Bu dosyanın değişmez gerçeğidir. CD lerin hikâyesinin özü budur. Şimdi müvekkile atfedilen ve tutuklanmasına sebep olan 5237 sayılı yasanın 326 ve 327. maddelerini incelediğimizde, gizlilik derecesinin devletin güvenliğinin iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bu nitelikte bilgi ve belgeler elde etme bulundurma şartını arıyor. Zaten bu cdleri müvekkilin bulundurmadığı elde etmediği ayrı bir konu bunu kabul etmiyoruz zaten, bunu her savunmamızda belirttik. Ama önemli olan 326 ve 327 açısından bu CD içersindeki bilgi ve belgelerin devletin güvenliği iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler olması gerekiyor. Şimdi Genelkurmay dan gelen her eki yazıda da bu bilgi ve belgelerin iç ve dış devletin güvenliği iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler olmadığı açıkça ortaya konulmuş bulunmaktadır. Şimdi ne olabilir iç mevzuat açısından gizli kalması gereken bu nitelikte belgeler olduğu ortaya çıkıyor. Bu durumda uygulanacak kanun maddesi 5237 sayılı yasasın 334. maddesidir. 334. maddeyi okuduğumuzda, yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilir. Yine temin ettiğimiz kabul etmiyoruz, ama varsayalım ki temin ettik. Yine Genelkurmay dan gelen belgeleri de kabul etmiyor diyelim sayın heyet. O zaman 339. maddeye bakmazı gerekecek, yani Genelkurmay dan gelen belgeler de doğru değil, bu belgeler bu cd deki bilgi ve belgeler iddia makamının iddia ettiği gibi devletin güvenliği iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgelerdir, belgeler olduğunu varsaydığımızda, bize göre yine müvekkil açısından 339. maddenin uygulanma ihtimali bulunmaktadır. 339. madde devletin güvenliği iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilere veya yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken hususlar elde etmeye yarayan ve elde bulundurulması için kabul edilebilir bir neden gösterilemeyen belgelerle veya bu nitelikteki herhangi bir şeyle yakalanan kimseye bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir demektedir. Şimdi bu aşamada bu durumda müvekkilin durumuma baktığımızda, müvekkil 21/06/2007 tarihinde gözlem altına alınmış, bu iddia ile 25/06/2007 tarihinde tutuklanmıştır. Yani tutukta geçen süre yirmi ayı aşkın bir süredir. Müvekkilin sorgusu yapılmış, müvekkil ile irtibatlı kişilerin sorgusu yapılmış, çapraz sorguları yapılmış, müvekkil ile ilgili tüm deliller elde edilmiş. Bu CD nin nasıl oluşturulduğu diğer sanık tarafından da sayın mahkeme huzurunda ayrıntılı teferruatlı bir şekilde belirtilmiş, şimdi müvekkil tarafından oluşturulmayan müvekkil den elde edilmeyen müvekkilin yurt dışında olduğu bir tarihte 28.12.2006 tarihinde düzenlenen nasıl düzenlendi nasıl oluşturulduğu çok açık bir şekilde belli olan bir CD den dolayı müvekkilin bize göre öncelikle beraat etmesi gerekecektir ama bu yargılamayı gerektiriyor. Muhakemeyi gerektiriyor. Buda zaman alıyor. Şimdi hal böyle iken bu kadar müvekkil lehine durumlar varken, CMK 100 deki tutuklama nedenleri ortadan kalkmış iken ve yirmi ayı aşkın bir süre tutuklu kalmışken ve tutuklama işkenceye dönmüşken işkenceye dönmüşken tutuklamanın sürdürülmesi bize göre hukuki değildir, bu tutuklamadan beklenen bir yarar da yoktur. Müvekkilin bize göre Salı verilmesi gerekmektedir. Müvekkilin salıverilmesi yargılamanın sıhhatini etkilemeyeceği gibi sürüncemede de bırakmayacaktır. Ben daha fazla mağduriyetine sebebiyet verilmemesi için müvekkil Muzaffer Şenocak ın tahliye edilmesine karar verilmesini saygı ile talep ediyorum.”

Sanık Hayrettin Ertekin müdafii Av. Lütfi İşbulan söz istedi,verildi: “ Sayın başkanım, değerli üyeler , ben dün geniş bir şekilde savunmamı yaptım. Yazılı ve sözlü savunmamı yaptım. Müvekkil ile irtibatı olduğu söylenen Abdulmuttalip Tonçer’in de bu gün bu celsemde çok detaylı bir şekilde savunmasını aldınız. Hepiniz dinledik. Kendisi konumunu açkı bir şekilde anlattı. Nasıl başladığı, kimlere hizmet ettiği, daha sonra devletin yanında yer aldığı ve müvekkil ile irtibatını açık net bir şekilde huzurunuzda ortaya koydu. Müvekkile isnat edilen bir glock marka silahla ilgili beyanı alındı. Biz bunu dün istemiştik, ama sayın mahkeme bu güne kendisi savunmasında belirtmesi açısından bu güne bıraktı. Kendisi bu silahı nasıl elde ettiği, ne şekilde ettiği, kimden aldığını açık net bir şekilde ortaya koydu. Bir husus daha belirtmekte fayda görüyorum. Kendisine bursa daki bir müvekkilin azmettirmesi ile bir tahsilattan bahsedildi. Ali Satı ve Faruk Güler isimli kişilerden zorla para alınma hadisesi. Biz iddianame yi didik didik ettik, bu şahısların bir ifadesini göremedik. Yani müvekkil ile ilgili şikâyetçi olduklarına dair bir ifadeyi bulamadık. Ve iddianame de de şikâyetçi olduğuna dair bu kişilerin şikayetçi olduklarına dair de hiçbir itham da yok. Neden bu konunun üzerinde bu kadar durulduğunu anlamadık, yani iddianameye konu olmayan mahkemelerin iddianame konusu ile sınırlı olması nedeni ile neden bu konunun üzerinde bu kadar durulduğunu da anlayamadık, ama iddianamenin içeriğinde bunlar belirtildiği için zannediyorum üzerinde duruluyor. Bu kişiler ali Satı ve Faruk güler i daha sonra tanık olarak da dinleteceğiz ama bu güne kadar bir şikayetleri olmadığını da sayın heyete belirtmek istiyorum. Şimdi dünkü savunmamda suçlamaların maddi ve manevi unsurlarını açık bir şekilde ortaya koyduk. Ve oluşmadığını belirttim. Şimdi tutuklunun yerini bildiği halde yetkili makamlara bildirmeme suçunu geniş bir şekilde açıkladım. Çin deki bir kişini arınıyor mu aranmıyor mu bilmesinin mümkün olmadığını, bir diğer suçlama açıklanması yasaklanan bilgileri temin etmek ki, bunlar TRT ile ilgili bir de askeri personel ile ilgili yazılardı, bunlar müvekkil bu yazıları elde etmediği gibi, bu yazıların gizlilik içermediği de açık bir şekilde dosya içersine gelen Genelkurmay başkanlığından gelen yazıda da açık bir şekilde belirtilmiştir. Yine 2813 sayılı müvekkile isnat edilen suçlardan telsiz kanununa muhalefetten bu yeni yasa ile 5809 sayılı elektronik haberleşme kanunu olarak değişmiştir. Kendisine ait olmadığı olmayan teknede bulunan bu telsizlerinde ruhsata tabi olmayacakları dolayısıyla bu suçunda maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını yine bir suçlamada 2863 sayılı kültür ve tabiat varlıkları kanuna muhalefet suçlaması idi ki onları müvekkil çok geniş bir şekilde açıkladı. Bulunan paraların piyasadan toplanan ve vitrin süsü paralar olduğunu da açıkladık ve bu suçun da maddi manevi unsurlarının oluşmadığını beyan ettik. Bu nedenle, artık müvekkilin tutukluluğunun devamının zorunlu kılan şartların ortadan kalktığı inancındayız. CMK 100 maddesinde belirtilen tutukluğun devamını zorunlu kılan şartlar bize göre kalkmıştır. Kendisi kaçmamıştır. Bilakis bu operasyon yapıldığını bildiği halde, yurt dışından Türkiye ye gelmiştir. Sabit ikametgâh sahibidir, gerçekten rahatsızdır bunu birkaç defa belki başınızı ağrıtıyoruz ama kalp hastası olan bir insandır. Cebinde size de dün gösterdi ve biz de biliyoruz. Her gün sekiz tane ilaç ile ayakta durmaktadır. Biz bu şartları suça konu daha doğrusu, suçların maddi ve manevi unsurlarının ortadan kalktığı inancındayız. Ve sonuçta beraat edeceğini yürekten inanıyoruz, bu nedenle daha fazla mağdur edilmemesi için 12 aydan beri tutuklu bulunmaktadır, bi hakkın veya bir teminat veya bir adli kontrol suretiyle tahliyesine karar verilmesini yüce mahkemenizden talep ediyorum. “

Sanık Hayrettin Ertekin müdafii Av. Taner Uzun söz istedi, verildi:“ Sayın başkanım, değerli üyeler, bilindiği gibi dün ve daha önceki celselerde müvekkilimizin sorgusu ve çapraz sorgusu yapılmış tamamlanmıştır. Burda ne gördük, burda gördüğümüz müvekkile isnat edilen suçlarla delilleri arasında dağlar kadar fark vardır. ak ile kara gece ile gündüz arasındaki fark nasılsa müvekkile isnat edilen suçlarda gösterilen deliller arasında bu kadar fark vardır. bu kadar yıllık meslek hayatımda en az on yedi on sekiz veya yirmi yıla yakın zamandır tarihini unuttum. Avukatlık yapmaktayım. Son on yılda da CMK 250. ile görevli mahkemelerde ağırlıkla davalara bakmaktayız. Gördüğümüz en basit iddialar. En basit deliller bu davadadır. Böyle işe rast gelmedim. Diğer arkadaşlarım hep siyasi olduğunu iddia ediyor. Biz etmedik biz o tarafı ile ilgilenmiyoruz ama bakıyoruz döndürüyoruz. Aktarıyoruz müvekkil aleyhine suç teşkil edebilecek hiçbir delil ama ve ama hiçbir delil yoktur. Delil denen bu telefon konuşmalarının hiçbiri suç teşkil etmez. İddia makamı bunu bilmiyor mu? Biliyor. Ama yinede iddia ediyor. Müddei iddiasını ispat ile mükellef iken, müddei halen iddiasını ispat edememiş, fakat müvekkilim suçsuz olduğunu ispat edebilmiştir. İsnat edilen suçlara bu telefon konuşmaları delil olarak konulması düşündürücüdür. Bu telefon konuşmaları suç teşkil etmeyeceği gibi, CMK 250. ile görevli ağır ceza mahkemesinde değil, dava açılması bunlardan dolayı cumhuriyet savcılığınca takipsizlik kararı verilmeli idi. Müvekkil hakkındaki iddianame, mahkemenizce reddedilmeli idi. Maalesef ama maalesef 349 gündür, evet 349 gündür, müvekkilim tutukludur. Müvekkilimin yaşamak zevk ve sevincinde eksilme husule gelmiştir. Öyle ki, zaten rahatsızdır. Bu rahatsızlıkları hat safhaya ulaşmıştır. İddia makamının iddiasını ispatlaması gerekirken, ispat mükellefiyeti iddia makamından savunmaya aktarılmış olduğunu görüyoruz. Müvekkil suçsuz olduğunu mahkeme önünde ispat etmiştir. Telefon konuşmalarından başka ama telefon konuşmalarından başka bir suçu olmayan müvekkil daha fazla mağdur edilmemesi için tahliye telep etmek zarureti hasıl olmuştur. Yine 349 gündür tutuklu bulunan müvekkil hayrettin Ertekin in telafisi imkansız zararlarla karşı karşıya kalmış olup, mağdur olmuştur. Bu mağduriyeti hat safhaya ulaşmıştır. Bilindiği gibi tutuklu yargılama istisnadır. Hasıl olan.”

Mahkeme Başkanı:” bunları, bunları lütfen dün akşam dinledik. Aynısını dinledik yani başka bir şey söyleyeceksiniz dinleyeyim sizi. Lütfen.”

Sanık Hayrettin Ertekin müdafii Av. Taner Uzun:“ şöyle söyleyim tüm bunlar müvekkilin kim oyduğu bellidir sabit ikametgah sahibidir.”

Mahkeme Başkanı:” bunları ezberliyoruz artık, yani bunu nezaket kuralları içersinde bir şeyler söylemiyorsak bunu lütfen anlayın yani, yoksa yani lütfen.”

Sanık Hayrettin Ertekin müdafii Av. Taner Uzun: “ kesinlikle, kesinlikle mahkemenize saygımız sonsuzdur, nezaketsizlik etme niyetimizde yoktur. Ama kısa kesiyorum. Tüm bunlar nazara dikkate alınarak müvekkilin bir hakkın ya da uygun görülecek şekilde tahliyesine karar verilmesini arz ve talep ederiz efendim.”

Sanık Doğu Perinçek müdafii Av. Mehmet Cengiz söz istedi, verildi:“ belki son söylenecek sözle başlamak istiyorum. İnanınız sayın başkanım sayın yargıçlar bizler savunma görevimizi layıkı ile yerine getiremiyoruz. Savunma görevimizi layıkı ile yerine getirebilmemizin birincil koşulu ithama dayanak olan belgeler ulaşmaktır. Ben dikkat buyrulursa, bu gün belki dört beş defa kaleme gittim. İnanınız hiçbir belgenin ekini bulmak mümkün değil. biraz önce sayın meslektaşlarımdan bir tanesi söyledi. 28/01/2009 havale tarihli Genelkurmay başkanlığının 16 ocak 2009 tarihli yazısı, şimdi yazısının ekine bakıyoruz ek a söz konusu rapor Onbir sayfa diyor. Siz izah buyurdunuz dediniz ki ama bu ötekini kapsamı içinde. Ortada bir şema var. Ama bu şemanın dışında bir dize raporlar var. İnternetten bilgisayarlardan inceliyoruz. Bakıyoruz falan tarihte sayın savcılar hazırlık aşamasında bir takım CD ler almışlar bu CD ler imza karşılığı alınmış MİT den gelmiş, bizzat getirerek teslim etmişler. Bakıyoruz bulamıyoruz düşününüz ki, bu davanı temel dayanağı olan Tuncay Güney in mülakatlarını içeren orijinal kasetlere hala ulaşamadık. Şu dakikaya kadar hala ulaşamadık. İddianame Tuncay Güney diye başlıyor. Tuncay Güney diye devam ediyor. Tuncay Güney diye bitiyor. Ama hala biz bu orijinal kasetlere ulaşmak ve izlemek imkanına kavuşamadık.”

Mahkeme Başkanı:” efendim mahkeme de ulaşamadı, ulaşsa onu size bildirecek meraklanmayın.”

Sanık Doğu Perinçek müdafii Av. Mehmet Cengiz:” şimdi bu bir, bakıyoruz biraz önce sözünü ettiğim yazı sözünü ettiğim yazıda diyor ki, MİT çeşitli belgeler.”

Mahkeme Başkanı:” MİT den gelen belgeler içerisinde mülakat kasetleri yok. yani biz de o bakımdan ulaşamadık ona.“



Sanık Doğu Perinçek müdafii Av. Mehmet Cengiz:” yok biliyorum efendim, ama ulaşamadık bakınız ama. Şimdi bu soruşturma baştan sona bir garabetle yürüyor. Geçen gün konuşuldu bombalar ortada bombalar yok o bombalarla ilişkin tutanaklar birbirini tutmuyor. Mülakat kaseti yok. bu mülakat sonucu oluşturulan şeyi şemayı maalesef bütün uğraşlara rağmen sizin de çabanızla buraya getirttik, ama bu sefer inceleyemiyoruz. Şimdi eğer biz bunları inceleyemeyeceksek, niçin bu gayreti gösterdiniz bunları getirttiniz buraya, kapalı kalsaydı. Kapalı kalsaydı. Kapalı kalmasının bu gün karşılaştığımız durumdan hiçbir farkı yok ki. Bakınız burada diyor ki 10 Temmuz 2003 tarihinde genelkurmay başkanlığına giden bir rapor var, ne olmuş bu raporu bulamıyor. Ne olmuş o zaman o zamanki genelkurmay başkanı şahsına gelen bu raporu götürmüş, askeri şurada kullanmış, ortalık karışmış, sonra eşyalarını toplarken bunu da çantasına koymuş, götürmüş. Böyle bir soruşturma olabilir mi? böyle bir süreç içinde böylesine önemli Türkiye yi alt üst eden bir devam inşa edilebilir mi? bakınız geçen oturumlarda bu şemanın açılıp açılmaması ile ilgili tartışmalar sonunda verdiğiniz ara kararında demin zamanınızı almayacağım ve tekrar etmeyeceğim, demin meslektaşlarımın özellikle vurguladıkları bir gerekçe ile bu şemanın açılmamasına karar verdiniz. Şimdi diyorsunuz ki itibarlarını korumak lazım bu üçüncü kişilerin burada sanık olmayan kişilerin şimdi efendim bunların itibarını korumak istiyorsa, o değerli komutanlarımızın itibarını korumak istiyorsak, sayın Kıvrıkoğlu nun itibarını korumak istiyorsak sayın Özbek in itibarını, general Özbek in itibarını korumak istiyorsak sayın Baykal ın itibarını korumak istiyorsak öncelikle bu şemayı açacağız. Ne için açacağız çünkü zaten iddianame başkan sona bu komutanlarımızla ve bu şahsiyetlerimizle ilgili suçlamaları barındırıyor. Gıyaplarında yargılıyorlar bunlar ve inanınız bu sizin açmadığınız üstünü kapattığınız o şema bu gün herkesin elinde. Fehmi koru nun elinde, sayın Baykal ın elinde, birçok gazetecinin elinde. Yasemin Congar ın elinde, Taraf Gazetesinin elinde, Şamil Tayyar’ın elinde, belki bir süre sonra biz de alacağız, biz de getireceğiz size size biz açacağız belki bunu. O noktaya geldi iş. Dolayısıyla bunların itibarının korunabilmesi de öncelikle bu şemanın açılmasına bağlıdır. Düşününüz gıyaplarında hiçbir savunma hakkı tanınmadan iddianame baştan sona bu değerli komutanlarımızı suçluyor. Ben bir şey anımsatmak istiyorum. Şemdinli savcısını görevden alınma gerekçesinin esas dayanağı iddianame de sanık olmayan kişilerle ilgili görüş ve itham serdedilmiş olmasıdır. Burada orada bir komutanla ilgili görüş serdedildiği için bir savcı meslekten men ediliyor. ama burada a dan z ye geçen gün verdiğimiz dilekçede arz etmeye çalıştığımız gibi on beş yirmi ayrı suç isnadı ile karşı karşıya isim vererek komutanlarımız nedir bu rüşvet almaktan MKE ye sabotaj düzenlemeye kadar isimleri zikredilmek suretiyle kuvvet komutanlarımız ve genelkurmay başkanlarımız ve siyasetçilerimizi itham ediliyor bu iddianame de. Ama biz bu şemayı kapatıyoruz. Bu şemayı kapatmakla bunların itibarını koruyamayız. Eğer bunların itibarını koruyacaksak bu değerli seçkin aydınlarımızın ve komutanlarımızın itibarını koruyacaksak önce bir kere bu iddiaların hesabını sormak lazım. Şemdinli savcısının işlediği suç burada her gün iddianamenin her sayfasında işlenmektedir. Onun için ben kendi adıma önce bu iddianame huzurlarınıza geldiğinde, salt bu nedenle iade edilmesi gerekirken etmemiş olmanız nedeni ile sizi naçizane eleştiriyorum. Bunun iade edilmesi gerekirdi bu iddianamenin . iade edilmedi ise bu gün geldiğimiz noktada mutlaka bu insanların şaibe altında kalmaması için bu şemanın açılması lazım, şimdi soruyorum b.en size bir gerçek bir bütündür. Bir parçası doğru. Diğer parçası yanlış olur mu? Şimdi benim müvekkilim sayın Doğu Perinçek orada ismi açık altı kişiden birisidir. Peki ismi kapatılan insanların ile ilgili o müfterinin iftiraları yanlıştır da inandırıcı değildir de niçin benim müvekkilim Sayın Perinçek için bu inandırıcıdır. Bu şema ve o şemaya mesnet teşkil eden dökümanlar belgeler ve Tuncay Güney in mülakatı o şemaya esas teşkil etmiştir. Mit söylüyor, ben bu şemayı şunlara şunlara dayanarak yaptım diyor. Zaten iddianamede onlara dayanıyor öyleyse bunu nasıl izah edeceğiz. Nasıl ayıracağız biz bunları. Bu sebeple ben mutlak suretle o ara kararından rücu edilmesi gerektiği kanaatindeyim aksi takdirde savunma yapma olanağımız da kalmaz. Bizden gizli iddia makamının bizzat inceleyip üstünü bantlayarak sizlerin önüne getirdiği belgeden haberi olacak ama ben burada savunma görevi üslenmiş bir meslektaşınız olarak bi haber olacağım. Bu böyle bir savunma görev yerine getirilemez bu koşullar altında. Ara kararınızdan rücu ile bu tertibi de çökertecek olan bakınız ortada bir tertip vardır ve tertibin temel belgesi haline gelmiştir. Bu şema mülakat temel belgesi haline gelmiştir. İddianamenin dayandığı mülakat iddianamenin dayandığı şema, bu gün artık savunmanın kanıtıdır. Ben sizlerden istirham ediyorum benim kanıtımı açınız. Ve bu tertibi burada hep beraber milletimizin önünde bir kez daha birlikte gözleyelim.”

İddia makamından soruldu:



Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel: bazı talepler ile ilgili olarak Tutuksuz sanık Vedat yenerer ve tutuklu sanık sevgi erenerol müdafii sn. av. vural ergün’ün 06.02.2009 havale tarihli dilekçesindeki talebi ile ilgili olarak; dilekçesine konu, içerisinde ihbar mahiyetinde bilgiler bulunan belgeler, sayın İstanbul cumhuriyet başsavcısı tarafından, kendisine ait makam odasında, kendisine de bu şekilde geldiği açıklaması ile soruşturmada görevli cumhuriyet savcılarına elden teslim edilmiş, görevli cumhuriyet savcıları tarafından da gereği için kolluğa gönderilmiştir. Diğer dilekçede sorulan CD ise posta ile cumhuriyet başsavcılığımıza gelmiş olmakla CD’nin içeriği yazılarak kolluğa gereği için gönderilmiş olup, bu konularla ilgili olarak iddianame ile açılan dava dosyasından tefrik edilen soruşturma dosyası üzerinden halen tahkikatın devam ettiği anlaşılmıştır. tutuklu sanık Erol Ölmez’in, 05 ve 06.şubat 2009 havale tarihli dilekçelerindeki taleplerinin kabulü ile, duruşma tutanakları ve dava dosyasındaki kendisi ile ilgili olan tüm belgelerin kendisine verilmesine, tutuklu sanık kahraman şahin’in 05.02.2009 havale tarihli dilekçesindeki talebin kabulü ile, dosya kapsamında tutuklu bulunduğunun Kırşehir ahi evran üniversitesi öğrenci işleri bürosuna bildirilmesine, tutuklu sanık Güler Kömürcü Öztürk’ün 05.02.2009 tarihli dilekçesine konu; sanık Hayrettin Ertekin’in savunmasında belirttiği, kendisine kolluk ifadesinde Güler Kömürcü hakkında 100 sayfalık suçlama belgeleri gösterildiği beyanının araştırılması talebinin, soyut nitelikte olmasından ve yargılamaya yenilik katmayacağından reddine, 05.02.2009 havale tarihli dilekçesi ile, 30.01.2009 tarihli celsedeki tutukluluğun devamı kararına itiraz ettiğini bildiren tutuklu sanık Mehmet Fikri Karadağ müdafi sn. Av. Nevzat Çetin ve 05.02.2009 tarihli dilekçesi ile 03.02.2009 tarihli celsedeki tutukluluğun devamı kararına itiraz ettiğini bildiren tutuklu sanık Aydın Yüksek’in itirazları konusunda; usul ve yasaya uygun kararların kaldırılmasına yer olmadığına, itirazları incelemek üzere dosyanın İstanbul (CMK’nun 250. maddesi ile yetkili) 14. ağır ceza mahkemesine gönderilmesine, tutuklu sanık hayrettin ertekin’in 06.02.2009 havale tarihli dilekçesindeki eşya iadesi talebinin bu aşamada reddine, karar ile birlikte değerlendirilmesine, sanık aynı havale tarihli dilekçesinde Erkut Ersoy ile görüşmelerine ilişkin hts raporunun TİB den istenilmesi talep etmiş ise de; bu rapor dosyada mevcut olduğundan talebinin reddine, sanığın, aynı havale tarihli dilekçesindeki telefonlarının hangi kurum tarafından dinlenildiği yönündeki araştırma isteminin, bu konuya ilişkin gerekli açıklamaları içerir belgelerin dosyada mevcut olması nedeni ile reddine, sanığın, aynı havale tarihli başka bir dilekçesindeki Erkut Ersoy ile görüşme sayısının yanlışlığı konusundaki dilekçesinin savunma mahiyetinde olduğundan dosyaya eklenilmesine, karar verilmesine yer olmadığına, tutuklu sanık Doğu Perinçek müdafi sn. Av. Mehmet Cengiz’in 06.02.2009 tarihli dilekçesi ekinde istenmesini talep ettiği eşyaların, yargılamaya yenilik katmayacağı, aynı konu ile ilgili devam eden soruşturmayla ilgili bulunduğu anlaşıldığından reddine,Tutuklu sanık Vatan Bölükbaşoğlu’nun 06.02.2009 havale tarihli dilekçesindeki eşya iadesi talebinin bu aşamada reddine, karar ile birlikte değerlendirilmesine, tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz ve bir kısım sanık müdafiilerinin, mit tarafından düzenlenen şemanın sanıklara verilmesi veya açıklanması ile tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz’in Ümraniye ilçesinde ele geçen bombalar konusunda bir an önce bilirkişi incelemesi yaptırılması talepleri konusunda önceki celselerde verilen mütalaalarımızın esas alınmasına, 05.02.2009 havale tarihli dilekçesi ile başvuran tutuklu sanık Vatan Bölükbaşoğlu ve aynı havale tarihli dilekçesi ile başvuran müdafi sn. av. Mahmut Yaşar’ın taleplerinin kabulü ile, kendisine yüklenilen suçun niteliği, bu suçu işlediğine dair dosyada mevcut delil durumu ve niteliği, tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alınarak başka bir suçtan hükümlü ve tutuklu değil ise tutukluluk halinin kaldırılarak serbest bırakılmasına, 05.02.2009 ve 06.02.2009 tarihli dilekçeleri ile başvuran tutuklu sanıklar Mehmet Demirtaş, Halil Behiç Gürcihan, Mehmet Zekeriya Öztürk, Hayrettin Ertekin ve Ümit Oğuztan ile, savunmaları da alınan diğer tutuklu sanıkların kendilerine yüklenen terör örgütü yöneticisi veya üyesi olmak ile buna bağlı suçları işlediklerine dair iddianamede de gösterilen kuvvetli suç şüphesi doğuran delillerin bulunması, yüklenen bu suçun CMK 100/3-a/9 maddesinde sayılı tutuklama nedenlerinden olması,tutuklama nedenlerinde herhangi bir değişiklik olmaması, hususları gözetilerek, tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesi kamu adına talep olunur.

Mahkeme Başkanı:”Bu arada daha önce verilen ara kararlar gereği yazılan bir kısım yazılara gelen cevabi yazılar okundu.



Sanık Veli Küçük ile ilgili 31/10/2008 tarihli oturumun 16/b nolu ara kararı gereği Kocaeli Cum. Başsavcılığına yazılan yazıya verilen cevapta, jandarma bölgesinde dört adet faili meçhul dosya bulunduğunun bildirildiği, bu daha evvel başka bir bölgeden gelmişti. 02/12/2008 tarihli oturumun 8/a nolu ara kararı gereği emniyet genel müdürlüğüne yazılan yazıya verilen cevapta kaçakçılık ve organize suçlar daire başkanlığının arşivinde yapılan tetkiki ve emniyet genel müdürlüğünün ilgili idari birimleri ile yapılan yazışmaları neticesinde anılan kapsamda hazırlanmış Ergenekon isimli bir raporun bulunmadığı, daha evvel bulunan gönderilen paralarla İsviçre den Türk paralarının geri getirildiği, bilgisayar korsanları ve kara para ile mücadele konularında yapılan çalışmalar ile ilgili bir rapora Ergenekon isminin verilip verilmediği eğer bu isimde bu konularda mücadeleye yönelik söz konusu belge var ise. Bu belgenin kısa zamanda mahkememize gönderilmesinin istenmesi konusunda, öyle bir rapor yok diyor. 05/12/2008 tarihli oturumun 14 nolu ara kararı gereği, iddianame de belirtilen Ergenekon terör örgütü ile ve var ise bu örgüte bağlı başka oluşumlar ile ilgili mahkememize bilgi verilmesi istenmiş, emniyet genel müdürlüğünden gelen yazıda iddianame de var olan bilgilerle sınırlı olduğu, soruşturma sürecinde elde edilen tüm bulguların soruşturma savcısına kontrolünde adli makamların uhdesinde bulunduğunun bildirildiği, yani o soruşturmadan önce ellerinde herhangi bir bilginin olmadığı görüldü. 18/12/2008 tarihli oturumun 5/c nolu ara kararı gereği, milli güç birliği adlı kuruluş bir dernek olup olmadığı sorulmuş, söz konusu dernek hakkında bilgisayar ortamında yapılan ilimizde kurulan dernekler içersinde yer almadığı, yani böyle bir derneği olmadığı belirtilmiş, 19/12/2008 tarihli oturumun 15/c nolu ara kararı gereği yine Kemal Kerinçsiz ile ilgili iddianame de geçen otuz maddelik olay ile ilgili görüntüler CD ortamında gönderilmiş hepsi, 23/12/2008 tarihli oturumun 7 nolu ara kararı gereği, Tuncay Güney in yurt dışına giriş çıkışları ile ilgili yazılan yazılara verilen cevaplarda dokümanlar gönderilmiş, ancak tabi hepsinin Alparslan Evrenesoğlu na ait dökümanlar olduğu ona ait belgeleri içerdiği, görüntülerinde aynı kişiye ait olduğunun bildirildiği, fotoğraf gönderilmiş. Sanık Ergün Poyraz tarafından üye hakim hakkında yapılan reddi hakim talebi üzerine 14 Ağır Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu ret talebinin reddine dair karar örneğinin geldiği, Ergün Poyraz’ı avukat sıfatı ile ziyaret ettiği sizin 23/01/2009 tarihli oturumun 17/d nolu ara kararı gereği, siz istemişsiniz, avukat hasebiyle ziyaret etmişsiniz. 27/01/2009 tarihli oturumun 3/c nolu ara kararı gereği, sağlık Hayrettin Ertekin in sağlık raporunun geldiği, duruşmanın takibine engel olup olmayacağı hususunda sağlık raporu yollanmış, rapora göre istek de bulunduğu zamanlarda tıbbi kontrolden sonra mahkemeye tabi tutulmasının tavsiye edildiğinin bildirildiği, 22/12/2008 tarihli oturumun 15/b nolu ara kararı gereği Serhan Bolluk un talebi ile ilgili dosya celbedilmiş, Emcet Olcayto hakkında İstanbul 2 Asliye Ceza Mahkemesine açılan adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçundaki dava beraat ile sonuçlanmış, dosya örneğini gönderdiler. Bu aşamada gelen evraklarımız bunlar. “

Duruşmaya kısa bir ara verildi.

Duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Dosya incelendi.



GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ.

1-Sanık HAYRETTİN ERTEKİN’in talepleri ile ilgili olarak;

a) Telefon görüşmeleri ile ilgili hangi tarih aralıkları hakkında açıklamada bulunduktan sonra talebi konusunda karar verilmesine,

b) Mini kamera görüntüleme cihazı ile ilgili iade talebinin kararla birlikte düşünülmesine,

c) Diğer taleplerinin bu aşamada davaya bir yenilik katmayacağından REDDİNE,

2- Sanık DOĞU PERİNÇEK müdafiinin 236. nolu klasör içerisindeki kasetlerle ilgili talebe dayanak yapılan belgedeki malzemeler mahkeme emanetinde bulunmadığından, bunlarla ilgili açıklayıcı bilgi verildiğinde talep konusunda karar verilmesine,

3- Sanık KAHRAMAN ŞAHİN’in tutuklu bulunduğunun öğrencisi olduğu Ahi Evran Üniversitesi İşletme bölümü öğrenci işleri şefliğine bildirilmesine,

4- Sanık GÜLER KÖMÜRCÜ ÖZTÜRK’ün vaki talebi ile ilgili huzurda sanık Hayrettin Ertekin açıklamalarda bulunduğundan ve bu da mahkemece yeterli görüldüğünden bu konuda yeniden araştırma yapılmasına Yer Olmadığına,

5- Sanık EROL ÖLMEZ’in talebinin kabulü ile, tüm aşamalardaki ifade örnekleri, telefon görüşme dökümleri ve kendisi ile ilgili dosyaya konulmuş tüm belgelerin çıkartılıp kendisine verilmesine,

6- Heyetçe incelemesi yapılan sanık Vedat Yenerer’e ait adli emanetteki tüfek ile ilgili olarak adli tıp kurumunca saptanan bulgular ile daha önce bu tüfek üzerinde soruşturma aşamasında yapılan Krıminal inceleme sonucu elde edilen bulgular arasında farklılık bulunduğundan, Adli tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesine bu silah gönderilerek açıklayıcı rapor aldırılmasına,

7- Sanık SEDAT PEKER müdafiinin istediği görüşme kayıtlarının araştırılarak bulunduğunda verilmesine,

8- Sanık KEMAL KERİNÇSİZ müdafii Av. M.TOLGA AKALIN’ın vaki talebi ile ilgili gerekli yazışmaların yapıldığı cevapların verildiği anlaşıldığından, yeniden dilekçesi doğrultusunda araştırılma yapılması yönünde vaki talebin bu aşamada davaya bir yenilik katmayacağından REDDİNE,

9- Sanık KEMAL KERİNÇSİZ’in bilirkişi incelemesi ile ilgili vaki talebi hakkında geçen oturumda karar verildiği anlaşıldığından, bu konuda yeniden karar verilmesine Yer Olmadığına,

10-Mahkememizin 05.02.2009 tarihli oturumun 13 nolu ara kararının, iddia edildiği şekilde yargılaması yapılan sanıklara yönelik mukayese teşkil edebilecek ya da aşağılayıcı hiçbir beyan içermediği gibi mahkemece de kişiler arasında kesinlikle hiçbir konuda ayrım yapılmasının söz konusu olamayacağı dikkate alınarak, bu ara kararının geri alınması konusundaki sanıklar KEMAL KERİNÇSİZ, SAMİ HOŞTAN ile bir kısım sanıklar vekillerinin taleplerinin bu aşamada REDDİNE,

11- Mit tarafından gönderilen 6 adet DVD’nin gerekli açılımının yapılarak, Tuncay Güney ile ilgili mülakat dışında herhangi bir beyanını içeren hususun bulunup-bulunmadığı konusunda mahkememiz hakimi Hüsnü ÇALMUK’un Naip Hakim olarak tayinine, bu konuda kendisine tam yetki verilmesine, açılım yapıldıktan sonra bu konuda inceleme tutanağı düzenlenmesine, var ise çözümünün yaptırılmasına, daha sonra sanık DOĞU PERİNÇEK’in bu DVD’ler ile ilgili vaki talebi konusunda karar verilmesine,

12-Dosya kapsamı,delil durumu, atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığının devam etmekte olması ve bu suçların CMK’nun 100/3. maddesinde sayılan suçlardan olması dikkate alınarak tutuklu sanıkların mevcut hallerinin sürdürülmesine,

Sanık Mehmet Fikri Karadağ müdafii ve sanık Aydın Yüksek’in tutukluluk hallerinin devamına dair karara itiraz ettiklerinden, bu durumun değerlendirilmek üzere İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine evraklarla birlikte gönderilmesine,

Mevcut hallerinin sürdürülmesine dair verilen ara karara İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine diğer sanıkların itiraz hakları bulunduğu konusunda diğer sanıklar ve müdafilerine ihtarat yapılmasına, ( Hazır sanıklar ve müdafilere ihtarat yapıldı )



Bu nedenle duruşmanın 09.02.2009 günü saat 09.30’a bırakılmasına oybirliği ile karar verildi.06.02.2009

Başkan-20909 Üye-28298 Üye-37266 Katip-116766



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə