TeşBİH (benzetme)

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 106.97 Kb.
tarix29.08.2018
ölçüsü106.97 Kb.

SÖZ SANATLARI

TEŞBİH (BENZETME)

Anlama güç katmak için, aralarında gerçek yada mecaz, çeşitli yönlerden ilgi, benzerlik bulunan en az iki varlıktan zayıf olanı nitelik bakımından güçlü olana benzetme sanatıdır.


Şair, kendisini etkileyen bir olay veya varlık karşısında heyecanlanır, bu heyecanını daha kuvvetli ve tesirli anlatabilmek için, o ruh hâlini okuyucuda daha iyi canlandırabilecek benzetmeler yapma yoluna gider ve bunun sonucunda da teşbîh sanatı meydana gelmiş olur.
Teşbîh sanatında en az iki, en fazla dört öge bulunur ve yapılan teşbîh bu ögelerin bulunup bulunmamalarına göre bazı isimler alır. Bu dört benzetme ögesi (erkân-ı teşbîh, teşbîhin rükunları, ögeleri) şunlardır :
   1- Benzeyen (müşebbeh, teşbîh edilen, benzetilen) : Birbirine benzetilen şeylerden nitelik bakımından güçsüz olanıdır. 
   2- Kendisine Benzetilen
(Müşebbehünbih, kendisine teşbîh edilen, benzetmelik) : Birbirlerine benzetilen şeylerden nitelik bakımından daha üstün ve güçlü olanıdır.
   3- Benzetme Yönü
(Vech-i Şebeh) : benzeyen ve kendisine benzetilen arasındaki ortak noktadır. Zaten benzetme bu ortak noktayı belirtmek için yapılır. (Ancak bu ortak nokta her zaman vurgulanarak zikredilmeyebilir.)
   4- Benzetme Edatı
(Edat-ı Teşbîh) : Benzeyen ve kendisine benzetilen arasında benzetme ilgisi kuran kelime veya ektir. Teşbîhte genellikle şu kelime yada ekler benzetme edatı olarak kullanılır :
Âdetâ, andırır, benzer, bigi, çü, çün, gibi, gûnâ, gûne, gûyâ, gûyiyâ, kimi, mânend, meger ki, misal, misillü, misl, nitekü, nitekim, sanki, sıfat (gül- sıfat), tek, tıpkı, -asâ, -vâr, -veş vb.
Aşağıdaki örnekte benzetme ögelerini topluca görebilmekteyiz.

          Durmuş zaman gibiydi geçmeyen zaman.


                                                                      Yahyâ Kemâl

   1- Benzeyen (benzetilen, müşebbeh) : zaman 


   2- Kendisine benzetilen (mişebbehünbih) : durmuş saat
   3- Benzetme yönü (Vech-i şebeh) : durup geçmemek, ilerlememek, durmuş
   4- Benzetme edatı (edat-ı teşbîh) : gibiydi

zaman  durmuş saat durup geçmemek, ilerlememek, durmuşgibiydi

Bu örnekte geçmeyen zaman durmuş bir saate benzetilmektedir. Bu mısrada kullanılan kelimelerin tamamı gerçek anlamlarında kullanılmıştır. Bununla birlikte “durup geçmeyen zaman” gerçekten durmuş bir saat değildir. Mecâzî bir benzerlik söz konusudur. Yani kelimeler gerçek anlamlarında kullanıldıkları halde meydan getirdikleri anlam bütünlüğü mecâzî bir yapı kazanır. Bu örnekte, şair kendi ruh sıkıntısından doğan zamanın bir türlü geçmeyişini, durmuş bir saate benzeterek okuyucu üzerindeki etkiyi arttırmaya çalışmıştır.

 TEŞBÎH ÇEŞİTLERİ : Benzetme ögelerinden (erkân-ı teşbîhten) birisinin yada birkaçının kullanılıp kullanılmamaları açısından yaygın tarife göre dört türlü teşbîhten söz etmek mümkündür.

   1- Mufassal Teşbîh (Teşbîh-i Mufassal, tafsilatlı, ayrıntılı teşbîh) : Benzetme ögelerinin tümünün bulunduğu teşbîhe mufassal teşbîh denir.

Benzetme ögelerinin tümünün bulunduğu teşbîhe mufassal teşbîh denir.

          Ali aslan gibi cesurdur.

   1- Benzeyen-benzetilen : Ali


   2- Kendisine benzetilen : aslan
   3- Benzetme yönü : cesaret
   4- Benzetme edatı : gibi
      

Ali aslan cesaret gibi       

         Meltem’ in gözleri deniz rengi gibi masmavidir.

   1- Benzeyen : Meltem’ in gözleri 


   2- Kendisine benzetilen :
deniz rengi
   3- Benzetme yönü :
masmavilik
   4- Benzetme edatı :
gibi

          Bir güzel yırtıcı kuş gözleri gördüm, baktım


         Som mücevher gibi kan kırmızı tırnaklarına
                                                                Yahyâ Kemâl

   1- Benzeyen : tırnaklar 


   2- Kendisine benzetilen :
som mücevher
   3- Benzetme yönü :
kırmızılık, kırmızı renkte oluş
   4- Benzetme edatı :
gibi

, 2- Muhtasar Teşbîh (Teşbîh-i muhtasar, kısaltılmış, ayrıntısız teşbîh) : Teşbîhin ögelerinden (erkân-ı teşbîhten) benzetme yönü (vech-i şebeh) söylenilmeden yapılan teşbîhtir. Yani bu tür teşbîhlerde benzetme yönü bulunmaz.

         Ali aslan gibidir.

   1- Benzeyen : Ali 


   2- Kendisine benzetilen :
aslan
   3- Benzetme yönü :
-
   4- Benzetme edatı :
gibi

           Hizmetçiye gel der gibi Azrail’e gel der.


                                                                Yahyâ Kemâl

   1- Benzeyen : azrail 


   2- Kendisine benzetilen :
hizmetçi
   3- Benzetme yönü :
-
   4- Benzetme edatı :
gibi

        Âb-gine içinde mey gibidir


          Leb-i la’lin hayâli dilde müdâm

leb : dudak


la’l : yakut
müdâm : devamlı, sürekli,daima
âb-gîne : billur, kristal; şişe, sürahi; kadeh; ayna, elmas; kılıç; gözyaşı; şarap
mey : içki, şarap

(Yâkuta benzer, yâkut renkli dudağının hayâli gönülde devamlı kadeh içindeki şarap-içki gibidir. / Yada : ey sevgili, senin yâkuta benzer dudağının hayâli gönlümde sürekli kadeh içindeki içki-şarap gibidir. / Senini dudağının hayâli hiç aklımdan, hatırımdan gitmiyor, çıkmıyor.)

La’l (yâkut) : Kırmızı; kırmızı renkte bir taş. Şarap da kırmızı renktedir. Kadehin şekli de kalp şekline benzer şeklinde düşünülmüştür. Şarap da dudağa götürülerek içilir vs. Dudak-lal aynîleştiriliyor, özdeşleştiriliyor. Şairin dudağında tıpkı mey tadı, lezzeti veriyor ve onun gibi aklımı başımdan alıyor, sarhoş ediyor.

   1- Benzeyen : Sevgilinin dudağının hayâli


   2- Kendisine benzetilen :
Kadeh içindeki şarap, mey
   3- Benzetme yönü : Sarhoş etme, aklı baştan alma, kırmızılık
   4- Benzetme edatı : gibi

3- Müekked Teşbîh (Teşnîh-i müekked, te’kid edilmiş, eksiltilmiş) : Benzetme edatı bulunmayan teşbîh türüne denir.

Benzetme edatı bulunmayan teşbîh türüne denir.

          Yalnız bu katta mümkün olur dâimî uçuş
          Her hamlesiyle rûh, o çelikten kanatlı kuş
                                                                  Yahyâ Kemâl

   1- Benzeyen : ruh 


   2- Kendisine benzetilen :
çelik kanatlı kuş
   3- Benzetme yönü :
uçma, uçuş (ruhun da uçar gibi göğe yükseldiği fikri)
   4- Benzetme edatı :
-

         Sürekli sevgiyi duydukça anne topraktan

   1- Benzeyen : toprak 
   2- Kendisine benzetilen :
anne
   3- Benzetme yönü :
sevgi duymak, göstermek
   4- Benzetme edatı :
-

 4- Beliğ (güzel, uz) Teşbîh (Teşbih-i Beliğ) : Sadece benzeyen ve kendisine benzetilen ögeleriyle yapılan teşbîh türü olup teşbihin en makbul çeşididir.

           Som gümüşten sular üstünde giderken ileri
                                                                        Yahyâ Kemâl

   1- Benzeyen : sular 


   2- Kendisine benzetilen :
som gümüş
   3- Benzetme yönü :
-
   4- Benzetme edatı :
-

          Fark etmez anne toprak ölüm mâceramızı


                                                     Yahyâ Kemâl

   1- Benzeyen : toprak 


   2- Kendisine benzetilen :
anne
   3- Benzetme yönü :
-
   4- Benzetme edatı :
-

         Hulyâ tepeler, hayâl ağaçlar


                                          Yahyâ Kemâl

   1- Benzeyen : tepeler, ağaçlar 


   2- Kendisine benzetilen : hulyâ, hayâl
   3- Benzetme yönü : -
   4- Benzetme edatı : -

tepeler, ağaçlar  hulyâ, hayâl - -

Bu örnekte görüldüğü üzere birden fazla unsurun da birbirine benzetildiği olur. Hatta özellikle birden fazla unsur arasında yapılan edebî sanatlar vardır.
Edebî sanatlardan bahseden eserlerde teşbîhin bu yaygın dört çeşidinin dışında, kullanışlarına göre de teşbîh çeşitleri hakkında bilgi verilmiştir.

İSTİARE (İĞRETİLEME)

     Teşbihin ana öğelerinden sadece kendisine benzeyen ya da kendisine benzetilenle yapılan teşbihe istiare denir.Kendisine benzetilenle yapılana "açık istiare" kendisine benzeyenle yapılana "kapalı istiare" denir.

 

                          İstiare



 

Açık İstiare                         Kapalı İstiare

Benzeyen-Yok                      Benzeyen-Var    

Benzetilen-Var                     Benzetilen-Yok

                                  

*Bir ihlal uğruna Rab ne güneşler  batırıyor.

                                   K.Benzetilen

*Uludağ etekleri al ipekten bu akşam.

*Kara dutum,çatal karam,çingenem

  Nar tanem,nur tanem,bir tanem

*Varsın rüzgar bahçelerde gezsin

*Ay zeytin ağaçlarından yere damlıyordu.



MECAZ VE MECÂZ-I MÜRSEL

Mecaz kelimesi sözlükte gelip gidilen, geçilen yol; geçilmesine izin (cevaz) verilen sınır ve gerçeğin zıddı anlamlarındadır. Bir edebî terim olarak ise mecaz, bir kelimenin gerçek anlamlarında kullanılmayıp, benzetme maksadı yada bir şeyle benzetme ilgisinin başka? anlamlarda kullanılmasıdır.

Kelimelerin mecâzî anlamlarında kullanılmaları duygu ve hayali şahlandır, sözün etkisini arttır. Mecaz kullanımı sayesinde bir konunun daha iyi kavranması yada kavratılması sağlanır.

Mecaz, başlı başına bir edebî sanat olmaktan ziyade, teşbîh, istiâre, kinâye, mecâz-ı mürsel vb. gibi değer bazı sanatların ortaya çıkmasına yardımcı olur. Bir diğer ifadeyle bu tür sanatlarda mecâzî anlamda kullanılmış bir kelime olacağından burada ağırlıklı olarak vurgulanan, tespit edilen sanata ilaveten mecaz sanatı da vardır. Bir babanın oğluna “aslanım” demesinde istiâre sanatı vardır. Zira iki unsur arasında bir benzetme ilgisi (ilişkisi) ve maksadı vardır ve bu unsurlardan sadece biri mevcuttur. Ayrıca mevcut olan unsur (aslan-kendisine benzetilen) mecâzî anlamda kullanılmıştır, geçek anlamda kullanılmalarına imkân yoktur. Burada mecâzî anlamda kullanılan “aslan” kelimesi ile yerine kullanıldığı “oğul” arasında bir benzetme ilgisi ve maksadı vardır. Eğer bir kelime mecâzî anlamda kullanılmış ve bu kullanımda yerine kullanıldığı kelime ile arasında bir benzetme, benzerlik ilgisi, ilişkisi yada maksadı varsa orada gerçek mecaz sanatı var demektir. Bu tip mecazlar sadece mecaz diye de anılırlar ve mecaz-ı mürselden farklıdırlar.

        Mehtâp her gece yeri, semâları dolaştı; gümüşlerini manzaralar üstüne döktü.

Burada gerçek mecaz sanatı vardır zira;

   1. Gümüş kelimesi gerçek anlamının dışında mecâzî anlamda kullanılmıştır. Buradaki gümüşleri ile ayın parlak hâlinden saçılan ışıklar kastedilmiştir.
   2. Dolayısıyla ayın parlak hâlinden saçılan ışıklar gümüşlere benzetilmiştir. Yani saçılan ışıklar ile yerlerine kullanılan ve mecaz yapılan gümüş (ler) arasında bir benzetme ilişkisi (benzetme ilgisi) ve maksadı vardır.

   1- Benzeyen : mehtabın saçılan ışıkları (yok) 


   2- Kendisine benzetilen : gümüşler (var)

Mecazı (gerçek mecazı), mecaz-ı mürselden ayırmada dikkat edeceğimiz en önemli husus bu benzetme ilgi ve maksadını tespit etmektir. Şayet böyle bir ilgi ve maksat var ise orada istiâre sanatı vardır ve bu sanatın olduğu yerde ise mecaz-ı mürselin olması imkânsızdır.



TEŞHİS (KİŞİLEŞTİRME) SANATI

     Cansız varlıklarla ve insan dışındaki canlılara insan özellikleri vermeye teşhis sanatı denir.

*Onun ölümüne gök yüzü ağladı.

*İçmiş gibi geceyi bir yudumda,

  Göğün mağrur bakışlı bulutları.

*Ay suda bestelerken en güzel şarkısını

  Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı.

«1»   «


İNTAK (KONUŞTURMA) SANATI

     Cansız varlıkların ve insan dışındaki canlıları şahsiyet kazandırıp onları konuşturmaya intak denir.

*Mor menekşe:’’Bana dokunma;’’diye bağırdı.

*Minik kuş:’’Anne beni rüyalar ülkesine götür.’’diye yalvarıyordu.

*Sabahleyin kozasından bakan gelincikler sorar bu dünyaya
-Ne dersin?
Kanatlanıp uçalım mı?
Çiçek olup açalım mı?

Not: İntak sanatının olduğu her yerde doğal olarak teşhis sanatı vardır.



TEZAT SANATI

     Aralarındaki bir ilgiden dolayı aynı konu ile ilgili karşıt kavramları ya da özelliklerin bir arada kullanılmasıdır.

*Ağlarım hatıra geldikçe gülüşlerimiz.

*Gülmek ol goncaya münasiptir.


  Ağlamak bu dil-i hazine gerek.

*Neden böyle düşman görünürsünüz.


  Yıllar yılı dost bildiğim aynalar.

*Bende gördüm güneşin doğarken battığını



MÜBALAĞA (ABARTMA) SANATI

     Bir varlığın, olayın ya da durumun olduğundan büyük ya da küçük gösterilmesine mübalağa denir.

*Alem sele gitti gözlerimin yaşından.

*Ölüm indirmede gökler,ölü püskürtme de yer 


  O ne müthiş tipidir;savurur enkaz-ı beşer.

*Aramazdık gece mehtabı yüzün parlarken


  Bir uzak yıldıza benzedi güneş sen varken.

HÜSN-İ  TALİL SANATI

     Bir olgunun gerçek nedeni bilindiği halde onu başka bir nedenden oluyormuş gibi gösterme sanatıdır.Gerçek sebep inkar edilerek yerine heyecan verecek bir neden gösterilir.Gösterilen neden güzel olmalıdır.

*Ateşten kızaran bir gül ararda

  Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi

*Hak-i payine yetem der ömürlerdir muttasıl

  Başını taştan taşa urup gezer avare su.

*O kadar çaldı ki yürekten 
  Türküler aşındırdı kavalı.

TEVRİYE SANATI

     Nükte yapmak için iki anlamı bulunan bir sözcüğün uzak anlamını kastederek kullanma sanatıdır.

*Bir buse mi bir gül mü dedi gönlüm
  Bir nim tebessümle o afet gülüverdi.

*Sordum nigara dediler ahbab


  Semt-i vefa’da  doğru yoldadır.

*Bize Tahir efendi kelp demiş 


  İltifatı bu sözde zahirdir
  Maliki mezhebim benim zira
  İtikadımca kelp Tahir’dir

TECAHÜL-İ ARİF SANATI

      Bir nükte yapmak için bildiği bir şeyi bilmezlikten gelmeye tecahül-i arif denir.

*Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
  Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

*Geç fark ettim taşın sert olduğunu


  Su insanı boğar,ateş yakarmış.

*Göz gördü,Gönül sevdi seni yüzüm mahım


  Kurbanın olam varmı benim bunda günahım.

TELMİH SANATI

     Bir mısrada veya cümlede geçmişte yaşanmış olan,herkesçe bilinen bir olayı veya şahsı hatırlatmaya telmih denir.

*Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi
  Bedri aslanları ancak bu kadar şanlı idi.

*Aşk-ı sadık menem Mecnun’un adı var.



KİNAYE SANATI

     Bir kelimeyi veya sözcük grubunu hem gerçek hem de mecaz anlama gelecek şekilde kullanmaya kinaye denir.Kinaye de mecaz anlam kastedilir. 

*Kötü gününde elinden tuttu.

*Şu karşıma göğüs geren


  Taş bağırlı dağlar mısın?

*Ali gözü açık bir çocuktur.



TARİZ (İRONİ) SANATI

Birini küçük düşürmek ve onunla alay etmek amacıyla sözün ya da kavramın gerçek ve mecaz anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektedir.

*Düşük alan bir öğrenciye:’’Allah nazardan korusun,bu ne büyük başarı.’’demek gibi.

*Bize kafir demiş müfti efendi.


  Tutalım ben ona diyem müselman
  Varıldıkta yarın rüz-ı mahşerde
  İkimiz de çıkarız anda yalan

TENASÜP SANATI

     Anlam bakımından aralarında ilgi bulunan iki veya daha fazla kelimenin bir arada (beyit-mısra- dörtlük) kullanılmasına denir.

*Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib

*Nedir bu zulüm,bu haksızlık,bu işkence...?



LEFF-Ü NEŞİR (TOPLAYIP DAĞITMA) SANATI

      Birinci mısrada toplanan en az iki kavramın ikinci mısrada bir benzerinin söylenmesine denir.

*Gönlümde ateştin,gözümde yaştın
  Ne diye tutuştun,ne diye taştın.

*Biz denizde kaptan,ovada çiftçi,şehirde esnaf olan,


  Biz gemi yürüten,tarla süren,alış-veriş yapan.

CİNAS SANATI

     Mısra sonlarında sesteş sözcüklerle yapılan uyaklara cinas sanatı denir.

*Kısmetindir gezdiren yer yer seni
  Arşa çıksan da bu akıbet yer yer seni.

*Bu ne güzel bir gül


Hiç ağlama hep gül.

Yazılış ve söylenişleri -telaffuzları- aynı yada benzer fakat anlamları farklı olan iki kelimeyi şiirde bir arada kullanmak sanatıdır. Cinaslı kelimelerin bir ibârede (mırsa, beyit) kullanılmasına tecnîs denir. Cinas başarılı kullanıldığı takdirde güzel bir fikir oyunudur. ( Bu sanat kadîm edebiyatçılar tarafından neredeyse harfe kadar indirgenerek pek çok çeşitlere ayrılmıştır. Biz dersin çerçevesi gereği fazla detaya girmeyerek bu sanatı da ana hatları ile göreceğiz. Bu açıdan baktığımızda cinas şu gruplara ayrılır.)



A- Tam Cinas (Cinas-ı tam, Tecnîs-i tam) : Cinas yapılan kelimelerin dört yönden -ki buna vücûh-ı erbaa denir- uygun, aynı olması gerekir. 

      1- Cinası meydana getiren kelimelerin harflerinin,


      2- Harflerin sıralarının,
      3- Bu harflerin sayılarının,
      4- Bu harflerin ve harekelerinin aynı, uygun olması gerekir.
           Niçin kondun a bülbül
           Kapıdaki asmaya
           Be yârimden vazgeçmem
           Götürseler asmaya

Görüldüğü üzere hem yazılış, hem okunuş, hem harf sırası, hem sayı ve hem de hareke bu iki kelimede aynı.

Tam cinas; basit ve mürekkep (birleşik, karışık iki yada daha çok şeyden oluşmuş) olmak üzere ikiye ayrılır. 

    a- Basit Cinas : Bu tür cinaslar tek bir kelime ile yapılan cinaslardır. (Yani cinası oluşturan her iki kelime de tek bir parçadan oluşur. Yoksa sadece bir kelime ile cinas olmaz- en az iki kelime lazımdır.)

Bu tür cinaslar tek bir kelime ile yapılan cinaslardır. (Yani cinası oluşturan her iki kelime de tek bir parçadan oluşur. Yoksa sadece bir kelime ile cinas olmaz- en az iki kelime lazımdır.)

        Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç


        Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
                                                         Yahya Kemâl

Geç : zaman bakımından


Geç : Geçmek fiilinden

          Eyleme vaktini zâyî deme kış yaz oku yaz


                                                       Sünbülzâde Vehbî

Yaz : mevsim


Yaz : yazmak fiili 

    b- Mürekkep (Bileşik, birleşik Cinas) : Cinaslı kelimelerden birisi iki kelimeden oluşmuşsa, bu tür bu tür tam cinaslara mürekkep cinas denir.

Cinaslı kelimelerden birisi iki kelimeden oluşmuşsa, bu tür bu tür tam cinaslara mürekkep cinas denir.

          Ey kimsesizler, el veriniz kimsesizlere


          Onlardır ancak el verecek kimse sizlere
                                                     Yahya Kemâl

          Zülfü sünbül haddi gül cânâneden düştüm cüdâ


          Kimse bilmez âh bir kim cânâ neden düştüm cüdâ
          Bir evde dü zen olsa düzen olmaz o evde
                                                          Keçecizâde Fuat Paşa 

B- Yarı Cinas (Cinâs-ı gayr-ı tam) : Cinaslı kelimeler arasında tam cinasta belirttiğimiz dört yönden (vücûh-ı erbaa) herhangi bir uygunluk yok ise (harflerin yazılışının, sıralanışının, okunuşunun vs. aynı olması hususu) bu durumlarda yarı cinas meydana gelir ve vücûh-ı erbaadan her birinin olmayışına göre de adlar alır, gruplara ayrılır.

   1- Lâhik Cinas : Cinası oluşturan kelimelerde sadece bir harf bakımından uyumsuzluk-uygunsuzluk bulunan cinas türüdür.

Cinası oluşturan kelimelerde sadece bir harf bakımından uyumsuzluk-uygunsuzluk bulunan cinas türüdür.

         Sebâtı yok bu âlemin ana kim itimâd eder


         Ferah gelir terah gider terah gelir ferah gider

Terah : gam, keder, tasa

   2- Noksan Cinas (Cinâs-ı Nâkıs) : Cinas yapılan kelimelerde harflerin sayıları bakımından uyumsuzluk var ise noksan cinas meydana gelir. Bu tür cinaslar da harfin kelimenin başında, ortasında ve sonunda bulunmasına göre ayrı ayrı adlar alır. Biz genel bir iki örnek vereceğiz.

Cinas yapılan kelimelerde harflerin sayıları bakımından uyumsuzluk var ise noksan cinas meydana gelir. Bu tür cinaslar da harfin kelimenin başında, ortasında ve sonunda bulunmasına göre ayrı ayrı adlar alır. Biz genel bir iki örnek vereceğiz.

         Hâkimdi yerde ufka kadar uhrevî vakar
         Bir çeşme vardı her tarafından ziyâ akar
                                                    Yahya Kemâl

         Âni bir üzüntüyle rüyâdan uyandım


         Tekrar o alev gömleği giymiş gibi yandım
                                                       Yahya Kemâl 

3- Muharref Cinas (Bozulmuş, Tahrif Olunmuş) : Eski harflerde Aynı şekilde yazılan fakat okunuşu (harekelenişi) uymayan, aynı olmayan kelimelerle yapılan cinas türüdür.

Eski harflerde Aynı şekilde yazılan fakat okunuşu (harekelenişi) uymayan, aynı olmayan kelimelerle yapılan cinas türüdür.

        Vasf-ı verd-i rûyun olmuştur bana vird-i zebân (Gül yüzünü anlatmak benim dilimde dua olmuştur).

Verd : gül


Vird : dua

4- Mükerrer Cinas (Cinâs-ı Mükerrer, Cinâs-ı Müzdeviç ): Tekrar edilen cinas anlamındadır. Bir kelimenin son hecelerini taşıyan başka bir kelimeyi oan cinas olacak şekilde kullanmaktır.

         Vâiz nihânî çekmiş o hînâ-geri geri


         Eyler gelüp dükâna büt-i berberî berî
         Çıksa ne dem kabâ-yı hevâ-gün ile o mâh
         Pür-nûr eder bu kubbe-i nîlüferi feri
                                                   Şeyh Gâlip

Vezin : Mefûlü/Fâilâtü/Mefâîlü/Fâilü
Hînâ-ger : şarkı söyleyen, hânende, sâzende
Nihânî : gizli, gizlice
Dükân : dükkan
Berî : uzak,
Kabâ : elbise, kaftan
Hevâ-gün : hava, gökyüzü renkli ; hevâ : arzu, istek
Dem : zaman, vakit
Fer : ışık

Mefûlü/Fâilâtü/Mefâîlü/FâilüHînâ-ger : şarkı söyleyen, hânende, sâzendeNihânî : gizli, gizliceDükân : dükkanBerî : uzak,Kabâ : elbise, kaftanHevâ-gün : hava, gökyüzü renkli ; hevâ : arzu, istekDem : zaman, vakitFer : ışık



SECİ

     Düz yazıda,kelimelerin kafiyeli olacak şekilde sıralanmasına denir

* "Hisarad Türk’ün kuvveti,Küçüksu’da neşesi,Kağıthane’de zevk ve şevki,Eyüp’te manevi yazı surlarda atılışı,hava gibi tenefüs edilir,o kadar barizdir."

ALİTERASYON

     Mısra veya beyitte ahenk oluşturacak şekilde aynı sesin veya hecenin tekrarlanmasına denir.

*Dest busı arzusuyla ger ölürsem dostlar
  Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su.

AKİS SANATI

Bir zekâ buluşu olan akis sanatı, bir mısraın ya da mısradaki kelimelerin yerlerini değiştirerek -tersinden okuyarak- aynı mânâyı veren ve birincisinin yansımasından ibaret olan yeni bir mısra yapmaktır. Zihinde cinasla aynı tesiri yapan bu sanat, güzel düzenlendiği takdirde sözün anlamını kuvvetlendirir. Bu sanat kelimelerin dizilişine göre ikiye ayrılır.

    a- Tam Akis (Aks-i Tam) : Mısra ve cümledeki söz sırasını bir öncekinin tam tersi olarak düzenlemektir. Şair Nazîm’e ait aşağıdaki beyitler bu sanata güzel bir örnektir.

    Dîdem ruhunu gözler / gözler ruhunu dîdem


    Kıblem alalı kaşın / kaşın olalı kıblem
    Cennet gibidir rûyun / rûyun cennet gibidir
    Âdem doymaz sana / sana doymaz Âdem ( Yedi beyitlik bir gazeldir ve tamamı böyledir.) 

    b- Noksan Akis (Aks-i Nâkıs) : Akis sanatı yapılırken kelimelerin sırası değiştirildiği veya bazı ekleme ve çıkarmalar yapıldığı takdirde noksan akis meydana gelir.

    Cihânda âdem olan bî-gam olmaz
    Anunçün bî-gam olan âdem olmaz
                                                           Necâtî

    Eskiden vardım ben, şimdi hiçim ben


    Şimdi bir hiçim ben, eskiden vardım
                                                          Lütfi Bey


AKROSTİŞ SANATI

Mısraların baş harflerinin birleşmesi sonucu anlamlı bir kelime veya isim çıkacak şekilde şiir yazmaktır. Divân edebiyatında teşvi, istihracub adlarıyla anılır. Eski Yunan ve Latin edebiyatlarında da vardır.



Nasıl ağlar hazan erince yapraklar
İntizar ile bî-mecâl sararıp düşerken
Hayâli kaplar ufku geçen yazın
Artık sâde hâtırası kalacaktır
Leylâklarda müteessir solan

ÎHÂM (Îyhâm)

İki ya da ikiden fazla anlamı olan bir kelimeyi bir mısra ya da beyit içinde bütün anlamlarını kastederek kullanma sanatıdır. Ancak bu yaparken beytin genel anlamıyla, kelimenin çeşitli anlamları arasında yakın bir ilgi kurmak gerekir.

Îhâmın kelime anlamı vehme, şüpheye, kuruntuya, tereddüde düşürmektir. Yani şair kelimeyi öyle kullanır ki okuyucu o kelimenin bütün anlamlarıyla şiiri anlayabilir, anlamlandırabilir. Dolayısıyla; okuyan, şair bu kelimeyi acaba hangi anlamda kullandı diye tereddütte kalabilir yada her okuyucu o kelimeyi (îhâm yapılan kelimeyi) şairin kendi anladığı anlamda kullandığını vehmeder, düşünür.

         Her gelen rind kanar zevke bu mecliste Kemâl


           Cânib-i rahmete son çektiği sâğarla döner
                                                                      Yahya Kemâl

Sâğar : kadeh

Beyitte geçen “kanar” kelimesinde îhâm sanatı vardır. Zira kelimenin aldanmak ve doymak, kanmak şeklinde iki anlamı vardır ve beyit bu iki anlamın hangisiyle açıklanırsa açıklansın anlamlı olur.

“Kanar” kelimesini “aldanmak” anlamında alırsak beytin anlamı şu şekilde okur : “Kemâli, her gelen rind bu mecliste zevke aldanır ve rahmet tarafına, son çektiği kadehle döner.”

“Kanar” kelimesini “kanmak ve doymak” anlamında aldığımızda ise beytin anlamı şu şekilde olur : “Kemâl, her gelen rind bu mecliste zevke doyar, kanar (ve) rahmet canibine son çektiği kadehle döner.”

         Her ne dem lutf eyleyüp bezmi müşerref eylesen


           Ehl-i bezm ayağına yüz sürmeğe âmâdedir.

Bu beyitte îhâm sanatı “ayak” kelimesi ile yapılmıştır. Ayak, hem bacağın “bilekten sonraki kısmı” hem de “kadeh” anlamındadır. Bu iki anlam da beytin genel anlamıyla uyumludur.

Ayak kelimesini “bacağın bilekten sonraki kısmı” anlamında alırsak beytin anlamı şu şekilde olur : “(Ey sevgili) Ne zaman lutf edip içki meclisine şeref versen, oradakiler senin ayağını öperek saygı göstermek için (ayaklarına kapanmak için) (hazır) beklemektedirler.” (Kelimeyi bu anlamda aldığımızda hitap sâkiyedir. Zirâ ayak sâkiye ait bir organdır.)

Ayak kelimesini “kadeh” anlamında aldığımızda ise beytin anlamı şu şekilde olur: “Ne zaman lutf edip içki meclisine şeref versen oradakiler senin getirdiğin kadehe ?? senin içinde bulunduğun kadehe yüzlerini sürmek için hazır beklemektedirler.” (burada kelime kadeh anlamında alındığı için hitap hem sakiye hem de kişileştirme (teşbîh) yoluyla şarabadır.)

         Taştîrimiz bu râyede az çok bahâ bulur
           Bâkî kalır sahîfe-i âlemde âdımız
                                                                Bâkî

Bâkî : Şair Bâkî; sonsuz, ebedî

taştîr : Besleme; bir başka şaire ait bir gazelin her beytinin arasına aynı vezin ve kafiye üçer mısra eklemek.

BAZI NOTLAR :

Îhâm sanatını, kendisi ile benzerlikler gösteren tevriye ve kinâye sanatları ile karıştırmamak gerekir.

Îhâm sanatında kelimenin gerçek anlamları üzerinde durulur ve beyitte ikisi de anlamlıdır. Tevriye sanatında iki gerçek anlamlı ama uzak anlam kastedilir.

Tevriye sanatı da îhâm sanatı gibi kelimenin iki gerçek anlamı üzerine kurulur ancak tevriyede kelimenin uzak, dolaylı anlamı kastedilir. Îhâmda ise anlamların ikisi de yakın anlamlıdır ve şiire, beyte uyar.

Îhâmı kinâyeyle de karıştırmamak gerekir. Çünkü kinâyede kelimenin birkaç gerçek alamı değil, gerçek ve mecazlı anlamı bir arada kullanılır ve özellikle mecazlı anlamı kastedilir.

Îhâm-ı Tenâsüb : Birkaç anlamı olan bir kelimenin dize yada beyit içinde kastedilmiş yada vehmedilmiş -ki buna diğer başka bir kelimeyle işaret vardır- söylenmemiş anlamıyla, öteki kimi kelimeler arasında anlam ilgisi kurmaktadır. Bu sanat adından ve tanımından da anlaşılacağı gibi îhâm ile tenâsüp sanatının birleşmesiyle olur.

        

        Mihr solmazsın bana rahm eylemezsin bunca kim


        Sâye tek sevdâ-yı zülfün pây-mâl eyler beni
                                                                                Fuzûlî


 Beyitte “mihr” kelimesinin sevgi anlamı beytin genel anlamıyla ilgilidir. Zirâ sâye-i zülfün derken senin saçının gölgesi şeklinde sevgili muhataptır. Fakat “mihr”in bir de güneş anlamı vardır ve kastedilmemiştir. Sâye (gölge) sözcüğüyle de “mihr”in güneş anlamının ilgili olması îhâm-ı tenâsüb sanatını doğurur.

Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə