Türk edebiyatının islamiyet'ten önce ve îslamî dönem genel tasnifi içinde; Türk Halk Edebiyatı kendine has yerini almaktadır. Bu edebiyat



Yüklə 1.6 Mb.
səhifə1/34
tarix12.12.2017
ölçüsü1.6 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   34

SÖZ BAŞI


Türk edebiyatının islamiyet'ten önce ve îslamî dönem genel tasnifi içinde; Türk Halk Edebiyatı kendine has yerini almaktadır. Bu edebiyat; işlediği konuları itibariyle, halkın dilini, duygu ve düşüncelerini, zevkini, millî ve dinî inançlarını esas alarak halk-cumhur sentezinde/her zümreye hitap ederek bütünleştirici bir rol oynamaktadır.

Bu edebiyat; milli birlik ve beraberlik ülküsünde vermek istediği mesajları, halkın kolayca anlayabileceği ve kabullenebileceği bir anlatım tarzı içinde Türkçe olarak onlara ulaştırmaya çalışmaktadır. Elinizdeki bu "Türk Halk Edebiyatı El Kitabı" da bu hedefin bir parçasıdır. Zira bu çahşma; buyandan toplumun ihtiyaç duyduğu konuları, onların anlayabileceği bir şekilde verebilmekte, diğer yandan da üniversitelerimizde okuyan gençlerimizi bu konularda bilimsel veriler itibariyle bilgilendirebilmektedir.


Ayrıca bu çahşma; hem ilk-orta öğretim programlarındaki bu disiplin ile ilgili konuları, hem de üniversitelerin "Türk Dili ve Edebiyatı" ile "Türkçe Öğretmenliği" ve diğer ilgili bölümlerdeki ders programlarının muhtevalarına uygun olarak hazırlanmıştır. Ayrıca, orta öğretim programlarında yer alan Halk Edebiyatına ait konuları da tespit ederek bunların günümüzde yetersizliğini ve öğretmenler tarafindan daha reel olarak verilmesi gerçeği üzerinde de durulmuştur.

Türk Halk Edebiyatı El Kitabi'nda; "Türk Dili ve Edebiyatı" ile "Türkçe Öğretmenliği" bölümlerinde okutulan programlardaki bazı kaymaları da yerine oturtmaya çalıştık. Bu cümleden olarak, bilim dalı itibariyle Halk Edebiyatına ait olan konuların Eğitim Fakültelerindeki Eski Türk Edebiyatı I'e kaydırılmasının düzeltilmesi gerektiğini de bilimsel veriler içinde vermeeye çalıştık.

Türk Halk Edebiyatı El Kitabında Halk edebiyatı türleri ile Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatını, ait türleri ayn ayn verdik. Çünkü birincisi daha çok anonim veya aşık edebiyatı konularını ihtiva etmekte, ikincisi ise bütünüyle, dini-tasavvufi Türk edebiyatıdır ki, bunun bir başka özelliği de, kendi-sine ait törlerin Türkçenin öğretiminde kullanılmasıdır.

Bilindiği gibi dini-tasavvufi Türk edebiyatı terminolojisini günümüzde başka isimler adı altında vermek isteyenler de vardır, kanaatimizce bu yanlış olur. Çünkü bu konu, sadece Türklere ait dini-tasavvufi temleri işlemektedir ve bu terminoloji artık oturmuştur. Zira bu disiplinin temel ideolojisi ve

20

fikir kaynağı; Türk millî kültürü, islam dinî ve islam tasavvufudur. Bu cümleden olarak bu edebiyat; dış unsurları itibariyle, yani vezin ve nazım şekli bakımından çoğu zaman millî ruhu aksettirirken; iç unsurları itibariyle de, yani mefhumlar, mecazlar, dil ve üslup bakımından Türk millî kültürü bünyesinde dinî-tasavvufî inanç ve vecdi ortaya koymaktadır. Bunun sebebi, Türk milletinin islam imanı gibi. İslam tasavvufunu da yine Türk'ün inanma üslubuyla birleştirmiş olmasıdır. Çünkü bu edebiyatın kadrosunda, divan ve saz. şairleri bulunmakta ve bu edebiyatlara ait nazım şekillerini de müştereken kullanmaktadırlar. Fakat bu edebiyat, her iki edebiyatı da, hem birbirlerine yaklaştırır, hem de onların hitap ettiği ayrı ayrı zümreleri, kendi bünyesinde halk-cumhur potasında birleştirip bütünleştirerek bir edebiyat köprüsü kurmaya çalışır.



Bizim bu çahşmamız; Giriş, altı bölüm ve bibliyografyadan oluşmaktadır.

Girişte genel anlamda Türk edebiyatının; kavramlar, edebiyatta ifade tarzları, tarih içinde Türk edebiyatının tarihi gelişimi ve Türk edebiyatının günümüze göre tasnifi üzerinde durduk. Biz burada özellikle yeni bir tasnif denemesi çerçevesinde Türk edebiyatını islam öncesi ve Islamî dönem başında; Türk Dili, Türk Halk edebiyatı, Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatı. Divan edebiyatı. Aşık edebiyatı. Dünya edebiyatlarının tesirinde kalan Türk edebiyatı, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı, Türk Cumhuriyetleri ve Türk toplulukları edebiyatları başlığı altında yeni bir tasnif denemesi ile bir bütünün oluşmasını temine çalıştık

Birinci bölümde; Türk Edebiyatı ile ilgili kavramları; edebiyatın tanımı, konusu, muhtevası, metodu; edebî eser vb. hususları ele aldık. Buna bağlı olarak edebiyat tarihinin önemi üzerinde durarak edebiyat-dil-kültür ilişkisini inceledik, edebiyatın diğer bilim dallarıyla ilgisini kurmaya çalıştık.

ikinci bölümde; islam öncesi Türk edebiyatının tarihi seyrini, genel özelliklerini, ilk dönemlerde oluşan sözlü-yazılı eserler ile eski Türk şiîrinde görülen Kirleri kısa anekdotlarla vermeye çalıştık.

Üçüncü bölümde; Orta Asya sahası Türk edebiyatında; Türk Kültürü ve İslamiyet arasındaki ilişkiler, Türklerin islam öncesi inanç sistemleri, Türkler ve islamiyet, Türklerin islam'a geçmeden önce Araplarla olan temasları, Hz. Muhammed döneminde Türklerin durumu ve Hz. Muhammed'in Türkler hakkındaki hadisleri, ilk fetihler sırasında Türk Arap münasebetleri, Türklerin Müslüman oluşları.. vb'lerini; ayrıca 11-20. yüzyıl arası Orta Asya Türk edebiyatının genel özellikleri ile bu yüzyıllarda yaşayan belli başlı mutasavvıflarından; Yusuf Has Hacib, Kaşgarlı Mahmud, Ahmed Edib Yükneki, Ahmed Yesvî, Süleyman Hakim Ata, Şah İsmail Safavî, Mahdum Kulu'mın bu edebiyata katkıları ve temsilleri üzerinde durduk.

21

Dördüncü bölümde; esas çalışmamızın adını oluşturan Türk Halk edebiyatı hakkında; kavramlar. Halk edebiyatının genel ilkeleri. Halk edebiyatında metodoloji, ilk ve orta öğretim programlarında Halk edebiyatına ait konuların kısa bir değerlendirilmesi, öğretim etkinlikleri, bu derslerde kullanılan araç-gereçler ve öğretim metodlarının uygulanması hakkında müşahhas bilgiler vermeye çalıştık.



Beşinci bölümde; Türk Halk Edebiyatını, Ortaöğretim programlarına göre amaç, plan, işlenen konular, ders araç ve gereçleri vb. açıdan bir değerlendirmeye tabi tuttuk.

Altıncı bölümde; Türk Halk edebiyatında törleri işlerken, bu törlerin hece ve aruzu göre yazılanları ve şekil özellikleri üzerinde durduk. Ayrıca burada Türk halk edebiyatı türlerinin Türkçe öğretimindeki önemli fonksiyonlarını ve bu hususla ilgili olarak; ninni, mani, türkü ve destan... verilerini etkilerini ortaya koymaya çalıştık.

Yedinci bölümde; Aşık tarzı Türk edebiyatının genel özellikleri ve 16-20. yüzyıla kadar olan zaman dilimini birleştiren örnek şahsiyetlerden birkaçını vermeye çalıştık.

Sekizinci bölümde; Dini-Tasavvufi Türk edebiyatının genel özellikleri, tasavvufun tarihi gelişimi, divan ve halk edebiyatı ile müşterek kullandıkları nazım şekilleri, yüzyıllara göre mutasavvıf şairlerden örnekler vermeye çalışırken, yine bu edebiyata ait olan; Allah, Peygamberler, din ve tasavvuf yolunun büyükleri, dini ve tasavvufi düşüncelerle ilgili 45 nazım tür'ünü örneklerle değerlendirmeye çalıştık.

Bibliyografyada da; bu çalışmamızda kullandığımız eserler, makale vb'lerini yazarların soyadlarına göre alfabetik olarak vermeye çalıştık.

Çalışmamızda görülebilecek bazı noksanlıkların, meslekdaşlarımız ve okurlarımız tarafından yine iyi niyetler çerçevesinde değerlendirilmesini, düzeltilmesini ve yapılması öngörülen bazı ilaveler için de bize destek olunmasını en samimi duygularımızla bekliyoruz.

Ankara 02.08. 2003

Prof. Dr. Abdurrahman Güzel

Prof. Dr. Ali Torun

ÎKÎNCi BASKIYA SÖZ BAŞI

Öğrencilerimizin, öğretim elemanlarımızın, okurlarımızın ve 'halk-cumhur'ua, büyük ilgisine mazhar olan 'Türk Halk Edebiyatı El Kitabı' adlı bu çalışmamız, bir yıl içinde bitmiştir. Bundan dolayı hem mutluyuz, hem müteşekkiriz, hem de çalışmamızın daha iyi olması için her türlü gayreti göstermek zorunda olduğumuzun idraki içindeyiz. Bu cümleden olarak kitabımızın bu yeni baskısını iki boyutlu olarak ele aldık. Bunlar da:

* Birinci baskıda meydana gelen; tashih, dizgi hataları, bazı tekrarların, tiir'lerin, dip notlarının ve konuların..vb.'lerinin konulmaması sebebiyle yeniden gözden geçirilerek düzeltilmeler yapılmıştır.

* Eserde yaptığımız yeni düzenlemelerle; hem bu noksanlıkların tamamlanması, yani giriş, yeni bölümler, yeni konular, yeni tür ve metinlerin eklenmesi, bazı metinlerin çıkarılması veya sadeleştirilmesi; hem de konular arasındaki dağınıklığın ortadan kaldırılarak benzer konuların da birleştirilmesi suretiyle bir bütünün oluşmasıni temine çalıştık.

Çalışmamız; söz başı, giriş, sekiz bölüm ve bibliyografyadan oluşmaktadır.

Giriş bölümünde; genel anlamda Türk Edebiyatı'nın tarihî gelişimi içinde, Türk Dili ve Edebiyatının devirlere ve günümüze göre yeni bir 'tasnif denemesi' ni yapmaya ve devirler hakkında da özet bilgiler vermeye çalıştık.

Özellikle bu yeni tasnif denemesi çerçevesinde, îslam öncesi ve îslamî dönem başında Türk Edebiyatını; Türk Dili, Türk Halk Edebiyatı, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, Divan Edebiyatı, Aşık Edebiyatı, Dünya Edebiyatlarının tesirinde kalan Türk Edebiyatı, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, Türk Cumhuriyetleri ve Türk Toplulukları edebiyatları başlığı altında değerlendirmeye çalıştık.

Birinci bölümde, bu edebiyatı oluşturan kavramlar üzerinde durduk. Mümkün olduğunca bunlar hakkında bilgiler vermeye çalıştık.

İkinci bölümde; 'İslam Öncesi Türk Edebiyatı üzerinde duruldu. Burada sözlü-yazılı edebiyat ve Tür'ler ele alındı.

Üçüncü bölümde; Orta Asya sahası Türk edebiyatı'nda Türkler'in Müslüman oluşları ve 11-20. yüzyıllar arasında yaşayan mutasavvıflardan örnekler verildi.

Dördüncü bölümde; 'Türk Halk Edebiyatı öğretiminde kullanılan genel yöntemler' hakkında 'alan eğitimine' yönelik bilgiler verildi.

23

Beşinci bölümde; 'Türk Halk Edebiyatı'nın ilk ve orta öğretim proGramlarına göre kısa bir değerlendirilmesi üzerinde durduk.



Altıncı bölümde; Anadolu Sahası Türk Halk Edebiyatında Türler ele alınarak örneklerle işlenmeye çalışıldı. Buraya birinci baskıda yer almayan 'Mit, efsane, tekerleme..vb'lerini de ekledik. Ayrıca bu edebiyatın Anadolu sahasında başlangıcı ve 13-20. yüzyıllar arasında yetişen belli başlı mutasavvıflardan her yuzyıla göre, 3-5 arası mutasavvıf ve eserlerinden örnekler vermeye çalıştık

Yedinci bölümde; 'Aşık Tarzı Türk edebiyatında aşık tipinin dünü bugünü üzerinde kısa bir değerlendirme yaptık. Ayrıca yüzyıllara göre 18a-şık'ın eserlerinden örnekler de verdik.

Sekizinci bölüm'de; 'Dini-tasavvufi Türk edebiyatı' hakkında genel bir bilgi verildikten sonra, bu edebiyatın eserlerinde tespit etmeye çalıştığımız türleri örneklerle de değerlendirmeye aldık. Özellikle bu türleri; Allah, peygamberler, din ve tasavvufyolunun büyükleri, dinî ve tasavvufî düşüncelerle ilgili olarak yazılan 45 tür örneğini verdik. Ayrıca bu edebiyatın manzum eserlerini şekil bakımından incelemeye çalıştık Burada; vezin, kafiye, redif, Divan Edebiyatı ile ortak olan nazım şekillerini vermeye çalıştık.

Bibliyografya bölümünde; bu çalışmamızda kullandığımız eser, makale... vb'lerini yazarların soyadlarına göre alfabetik olarak verdik

Çalışmamızın asıl hedef kitlesi olan ; 'siz üniversite öğretim üyeleri, öğrencileri ve halk-cumhur'un burada görecekleri her türlü noksanlıkların, yine iyi niyetler çerçevesinde değerlendirilmesini, düzeltilmesini ve yapılması öngörülen bazı ilaveler için de bizlere destek olunmasını en samimî duygularımızla bekliyoruz.

Bilindiği gibi bu çalışmada; zamanla alan bilgisi, ve alan eğitiminin verilmesi de ihmal edilmemiştir. Bu cümleden olarak eserin birinci baskısının kısa zaman içinde tükenmiş olması sebebiyle, biz de siz okurlarımızın destekleri ve uyarılarıyla elinizdeki bu ikinci baskıyı sizlere sunmayı bir görev saydık.

Bu çalışma; bir yandan lise ve dengi okullardaki 'Türkçe ve Edebiyat dersleri'nde 'yardımcı ders ve öğretmen el kitabı' görevini yerine getirirken, diğer yandan da üniversitelerimizin Edebiyat ve Eğitim Fakülteleri lisans, Yükseklisans ve Doktora proğramlarında yer alan 'Türk Dili ve Edebiyatı, Çağdaş Türk Lehçeleri, Halk Bilimi, Türkçe'nin Eğitimi-Öğretimi ve diğer ilgili Bölümlerinde okutulan 'Türk Halk Edebiyatı ' derslerinin 'El Kitabı' olarak yerini almaktadır. Dolayısıyla bu çalışmanın ilk baskısının kısa zamanda bitmesi neticesinde, bu ikinci baskısında sizlerden gelen uyarılar ve hoşgörüler bağlanımda, hem düzeltmeler, hem de ihtiyaca ve isteğe uygun olarak eklemeler yapılmıştır. Çünkü bu eserin asıl sahibi olan sizlerin bu yakın ilgileri bu başarılı sonuca ulaşmayı sağladı.

24

Bu bağlamda 'Türk Halk Edebiyatı El Kitabı' hakkında meslektaşlarımızdan aldığımız iyi niyete dayalı düzeltmelerin bize bizzat gönderilmesi bizi çok mutlu etti. Bu cümleden olarak kıymetli meslekdaşımız, sevgili dos-tumuz sayın Sabri Koz beyefendi'de bizzat bendenizi arayarak bazı düzeltmeler yapılması gerektiğini ve bunlarla ilgili notları göndermişlerdir. Biz de bu 'iyi niyet tavsiyelerini' dikkatle ele alıp bu düzeltmeleri memnuniyetle yaptık. Bundan dolayı kendilerine şükranlarımı sunuyoruz.



Bize karşı gösterilen bu yakın ilgi ve hoşgörülerden dolayı hepinize en derin şükranlarımızı sunmayı bir borç biliriz.

Ankara 05 Ekim 2004

Prof. Dr. Abdurrahman Güzel

Prof. Dr. Ali Torun

GÎRÎŞ

TÜRK EDEBÎYATININ DEVÎRLERE AYRILMASINDA KULLANILAN ÖLÇÜTLER VE TÜRK EDEBÎYATININ GÜNÜMÜZE GÖRE TASNİFİ :



A. Türk Edebiyatının Devirlere Ayrılmasında Kullanılan Ölçütler:

1. Dil Anlayışı:

Asya ve Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde başlayıp gelişen Türk Edebiyatlarını birbirinden ayıran, yalnızca şekil, muhteva ve gaye farklılığı değildir. Önemli bir faktör daha vardır ki, bu da edebî eserin asıl malzemesi olan dilde ortaya çıkmaktadır. Bunlara lehçe veya şive ayrılığı adını veriyoruz. Bu ayırıma kısmen de olsa ağız farklılıklarını da alabiliriz. Günümüzde bu kavramlar sık sık birbirine karıştırılmaktadır. Bu sebeple konuya girmeden önce bu kavramların açık bir ifadeyle tanımlanmaları gerekmektedir.

Lehçe (dialecte, dialect, dialekt); bir dilin değişik ülkelerde ve bölgelerde, yine aynı "dil birliği'nden olan kimselerce konuşulan değişik biçimidir.1

Şive: is (si: ve). Ar. Şive. Söyleyiş özelliği. Bu kelimenin aynı zamanda "ağız" anlamı da vardır.2

Ağız: Bir dilin sınırları içinde, bölgelere ve sınıflara göre değişen söyleyiş özelliği. Bunun yanında, üslub ve ifade özelliği anlamlarına da gelmektedir.3

Yukarıdaki üç kavramın tanımlarına baktığımızda, şive ve ağız kavramlarının söyleyiş özelliği noktasında birleştiklerini, dolayisiyle aynı kavramlar olduklarını görürüz. Bu aynı zamanda "konuşma" ile de doğrudan ilgilidir. Bir dilin sınıflandırılmasında bu kavramların mutlak surette göz önüne alınması gerekmektedir. Bu kavramları açığa kavuşturduktan sonra şimdi Türkçe'nin tasnifi ile ilgili açıklamalara geçebiliriz.

Bilindiği gibi Türk dillerinin tasnifi meselesi ile ilk uğraşan kimse ola-rak Kaşgarlı Mahmud zikredilebilir. O, 1072-1074'te tamamlanmış olan Divanü Lugati't-Türk adlı meşhur eserinde, Türk kabilelerinin o zamanki

26

durumuna göre kaba bir tasnifini yaparak bunları şarkî ve garbî (doğulu ve batılı) olmak üzere iki büyük gruba ayırmıştır.4



Bu tasnif, dil ve edebiyat tarihimizde oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Edebî metinlerin asıl malzemesinin dil olduğunu düşünürsek, bu tasnif Türk Edebiyatının devirlere ayrılmasında da o günün şartlarına göre önemli kıstaslar ortaya koymuştur.

Divanü Lügati't - Türk isimli eseri 11. yüzyıla ait bir deneme olduğu için Kaşgarlı Mahmud'un çahşmasını ancak tarihi bir vakıa olarak kabul etmekle beraber, yaşadığı devre ait bütün Türk aile ve boyları arasında dolaşarak hemen hemen bütün Türk lehçe ve şivelerini incelemiş olması ve şiveleri mukayese ederken ses hususiyetlerini de dikkate alması dil anlayışına dair tasnife ne kadar ciddiyete yaklaştığını ortaya koymaktadır.5

Türkçenin en eski dönemlerinden günümüze kadar, şive ve lehçelerinde bu farklılıklara rastlamak mümkündür. Konuyu Türkçe açısından değerlen-dirdiğinüzde, bu farklılıklar, uzaktan yakına doğru azalarak mevcut kalmıştır. Uzaktan yakına diyoruz, çünkü bugün Çuvaşça ve Yakutça, günümüz Türkiye Türkçesinden oldukça farklıdır. Bunun nedeni, bu iki dilin, Türkçenin en eski dönemlerinde ayrılmalarından kaynaklanmaktadır. Çuvaşça ve Yakutça gibi, bir dilin bilinmeyen dönemlerinde ayrılan kollarına lehçe adı verilmektedir. Her iki dil de Ural-Altay Dil Ailesinin Ural grubundaki Türkçenin tarihî dönemde ayrılmış olan lehçeleridir. Çok eski dönemlerde ayrıldıkları için de, bugün Türkçeden farklı birer dilmiş gibi algılanmaktadırlar.

2. Dil Coğrafyası

Türk dilleri geniş bir coğrafî dağılımları, farklı dil tipleriyle ilişkileri, zaman içerisindeki görece dayanıklılıkları, morfoloji ve sentaks açısından kurallı oluşlarıyla genel olarak ilgi çekici görünürler. Yirminci yüzyılın sonundaki gelişmeler sebebiyle pek çok Türk dili, son zamanlarda gittikçe artan bir politik önem kazanmıştır.6

Günümüzde bu kadar geniş bir coğrafyada konuşulmakta olan Türkçe, başlangıçtan 13. yüzyıla kadar tek bir koldan ilerleyen yazı dili durumundayken, 12. yüzyıldan itibaren çeşitli dallara ayrılmaya başlamıştır.

Orta Asya Türk Dünyası, 12. yüzyıldan itibaren bazı kaynaşma, karışma ve ayrışmaların sonucu olarak, yavaş yavaş Türk dilinin genel yapısında birtakım değişme ve gelişmelere sahne olmuştur. Bu değişme ve yenileşmeler yeni yazı dillerinin oluşmasına ortam hazırlamıştır.7

27

Bu dallanmalar sonucunda Türkçe, Güneybatıda Türkiye ve komşularından, güneydoğuda Doğu Türkistan'a ve hatta Çin'in içlerine kadar uzanır. Buradan kuzeydoğuya, güney ve kuzey Sibirya üzerinden Kuzey Buz Denizi'ne ve son olarak Batı Sibirya ve Doğu Avrupa üzerinden kuzeybatıya uzanır.8



Orta Asya'da da en çok konuşulan ve daha geniş alanlara yayılan Türkçe, farklı coğrafyalarda ve değişik kollar halinde gelişir. Bugün Türkçe'nin;

Azeri Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Türkiye Türkçesi ve Balkan Türkçesi gibi şiveleri vardır. Günümüzde ise dünyanın en çok konuşulan dilleri arasındadır.

2000 yılı rakamlarıyla, alü Türk Cumhuriyetinde 124. 682. 000, Rusya Federasyonu'nda 20 milyona yakın, Avrupa, ABD, Avustralya ve Balkan ülkelerinde 5, 4 milyon, iran'da 40 milyona yakın, İrak'ta 4. milyon, Afganistan'da 2. 5 milyon, Moğolistan'da 188 bin, Çin'de 14. 5 milyon, Suriye'de 500 bin olmak üzere toplam 280 milyon civarında insan tarafından kullanılmaktadır. Bu rakam 2025'te 350 milyona yaklaşacaktır.9

Türkçe'nin dil coğrafyasının zaman içerisinde ne kadar geniş bir alana yayıldığını yukarıdaki kısa açıklamalardan bile anlayabiliriz.

3. Dinî Hayat

Tarihleri boyunca Türklerin dinî anlayışlarını üç ana döneme ayırmak mümkündür. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.

7. Şamanizm.

2. Maniheizm - Budizm.

3. islam Dini.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, bu din değişiklikleri Türklerin edebî kültürlerini doğrudan etkilemiştir.

Göktürkler'in dini konusunda bazı kaynaklar, birbiriyle çelişkilidir. Bir kısım araştırmacılar, Göktürkler'in Şamanizm dinini benimsediklerini, ileri sürmektedirler. Bu tür çelişkilerin tek yolu, Orhun Kitabeleri'nin muhtevasına baş vurmaktır.

"Türkler, yüce ve mücerret tek Tanrı telakkisine erişmiş olmakla birlikte, başlangıçta yine de O'nu Gök 'te düşünüyorlardı. Nitekim Orhun Kitabeleri'nde "üze gök tengri" terkibinde Tanrı aynı zamanda gök manasını da ifade etmekteydi. Bu sebeple de tekamülcü bir yaklaşımla Türkler de "Tanrı" düşüncesinin, maddi Gökyüzünden, manada Ulu Varlığa doğru bir gelişme gösterdiği öne sürülmüştür. Göktanrı, kendisine tapınılan mavi gökyüzünü değil, Yüce Tanrı'yı ifade etmektedir.

28

Türklerin ilk benimsediği din olan Şamanizm, aslen büyüye, sihre ve halk hekimliğine dayanmaktaydı. Saman dininin temsilcisine Kam, Kaman veya Saman adı verilmekteydi. Bazı Türk topluluklarında devletin başındaki hükümdar, aynı zamanda Şamanizmin de temsilcisi idi. Bunlara Türk tarihinde Tudun adı verilmektedir.



Uygurlar, Göktürklerin varlığına son verdikten sonra, Türk tarihinde kültürel ve dinî bakımdan yepyeni bir dönem başladı. Uygurlar iki dine mensup olmuşlardır. Bunlar Maniheizm ve Budizm dinleri idi.

Maniheizm, evrende birbirine zıt iki ilke (hayır ve şer) bulunduğuna, başlangıçta birbirinden tamamıyla ayn olan bu iki ilkenin dünyada, şerr'in marifetiyle birbirine karışmış olduğuna inanan bir dindir. Mani'ye göre kurtuluş, hayrın serbest kalmasıyla ve tekrar eski yerini almasıyla gerçekleşecektir.11

Uygurların benimsedikleri dinlerden biri de Budizm'dir. Budizmin temel prensibi, somut olarak, "Bir kişinin kendi canı pahasına da olsa başkalarına yardım etmesi" düşüncesine dayanmaktadır.

Bu dönemde kaleme alınan edebî nitelikteki eserlerde, her iki dinin de ilkeleri, temel anlayışları ağır basmaktadır. Nitekim, Göktürk Kitabelerinde ve eski Türk destanlarında Gök Tanrıdan bahsedilirken, Uygur edebiyatında Mani ve Budha 'nin temel prensiplerinden söz edilmektedir.

Burada eski Türklerin dini anlayışları ile ilgili özet bilgiler verilmiştir. Din konusu ayrıntılı bir şekilde ele alındığında, yukarıda ismi geçen üç temel dinin izlerine eski Türk toplumlarında yer yer rastlandığı görülmektedir. Örneğin, Budizm'in izlerine ffun'larda ve Göktürkler''de de rastlandığına kaynaklarda tesadüf edilmektedir. Özetlemek gerekirse Türkler, yukarıda isimlerini verdiğimiz dinleri belli bir sıra takip ederek benimsememişlerdir. Dini hayattaki bu karışıklık Türklerin; İslam Dinini kabullerine kadar devam etmiştir. Türkler, bu döneme kadar, küçük topluluklar halinde farklı dinlerin etkilerine maruz kalmışlardır. Ancak İslam Dini kabullerinden sonra başka bir din arama yoluna gitmemişlerdir.

Edebiyatımızda asıl köklü değişiklik daha Önce de belirtildiği gibi, 10. yüzyıldan itibaren İslamiyet'in kabul edilmesiyle başlamıştır. Başta Karahanh Devleti olmak üzere Gazneliler. Harzemşahlar ve Selçuklular bünyesinde yeni ve güçlü bir edebiyatın başladığını görüyoruz. Bu değişiklik sadece edebiyatta sınırlı kalmamış, sanatın çeşitli dallarında da kendisini göstermiştir. Hatta, hat sanatı gibi, yeni bir sanatın da başlangıcı olmuştur.

11. ve 12. yüzyıllarda Müslüman Araplar ve İranlılarla iyi ilişkiler kuran Müslüman Türkler, artık İslam medeniyeti dairesinde yer alacaklardır.

29

Edebî, kültürel ve siyasi alanlarda karşılıklı etkileşime ve îslamî inanca bağlı olarak yeni dünya görüşünün ifadesi olan bir edebiyat başlamıştır. Bu edebiyat gelişerek Tanzimat Dönemine kadar devam etmiştir.



4. Kültürel Farklılaşma

Kültür, "Bir milletin dil, din, duygu, düşünce ve yaşayış tarzındaki bütünlüktür." Bu saydığımız unsurlarda başlayan değişme, kültürel farklılaşmayı ortaya çıkarmaktadır. Kültür kavramı, Türk Edebiyatının devirlere ayrılmasında önemli bir Ölçüt olarak göz önüne alınmaktadır. Mehmet Kaplan, edebiyat ve kültür terimleri arasındaki ilişkiyi şu şekilde dile getirmektedir.

"Ben şahsen, edebiyatı kültüre denk buluyorum. Denklik ayniyet demek değildir. Aynadaki hayal, kendisine akseden esyaya benzer. Edebiyat, bu manada kültürün aynadaki aksine benzetilebilir. Bu demektir ki, kültür sahasında ne varsa, onların hepsinin akişlerinı edebiyatta bulmak mümkündür."

Türkler, tarih sahnesine ilk çıktıkları zamandan itibaren, gerek maddî gerekse manevî kültür birikimlerini yeni nesillere aktarmak için büyük çaba harcamışlardır. Özellikle yerleşik hayata geçmeleri île birlikte, bu birikimlerin daha da arttığını görüyoruz.

Uygurlardan itibaren Türk kültürü, her alanda bir değişim geçirmeye başlamıştır. Bozkır kültürü yerini yavaş yavaş şehir kültürüne bırakmıştır.

10. yüzyılda İslamiyeti kabul eden Türkler, bu dini inancın kabullerine ters düşmeyen bazı geleneklerini de sürdürmüşlerdir. Bunun en önemli nedenlerinden biri de, Türklerin bu yeni dini birden değil, yavaş yavaş benim-semesinden kaynaklanmaktadır. 640'lı yıllarda başlayan geçişler, tam manasıyla 940'lı yıllarda tamamlanmıştır. Bu kadar uzun bir geçiş dönemi, İslam dininin Türk toplulukları arasında ne kadar iyi özümsendiğini, kültürel anlamda ne kadar iyi sindirildiğini ortaya koymaktadır.

Türklerin islam medeniyeti dairesine girmeleri, tarihî süreç içerisinde, yazılı kültürlerine doğrudan sirayet etmiştir. Bu etkiyi edebî nitelikteki eserlerde açık bir şekilde görmek mümkündür, özellikle İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrasında yazılan eserlerde bu fark açıkça göze çarpmaktadır. Edebî türler, Özellikle şiirler, biçim bakımından az çok benzerlik gösterse de eserlerde ele alınan konular, birbirlerinden oldukça farklıdır.



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   34


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə