ÜÇÜNCÜ fasilarafat ve müzdeliFE'de telbiYE



Yüklə 0.66 Mb.
səhifə12/13
tarix05.05.2020
ölçüsü0.66 Mb.
növüYazı
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   13

SEYAHATLER:

Hâdis târihinde, hadîs için yapılan seyahatlerin ayrı bir yeri vardır. Buna, kısa da olsa, temas etmeden geçmek eksiklik olur.

Hadîs için yapılan seyahatler Ashab'la başlar. Sahâbeden birçoğu bu maksadla seyahatler yapmıştır, bazılarının isimlerine ve seyahatlerine kısmen daha önce temas ettik. Ebu Eyyub el-Ensârî, Câbir İbnu Abdillah, Enes İbnu Mâlik gibi, Tâbiîn ve Etbauttâbiîn ve daha sonraki devirlerde, hadîs ve ilim için seyahat yapmak her muhaddis ve her ilim adamının âdetâ zarurî bir vasfı hâlini alacaktır. 130

Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm)'in Teşviki:

Seyahat, ilim için faydalı ve hattâ zarurî olduğu ölçüde, bilhassa geçmiş asırların şartlarında çok zor ve meşakkatli bir iştir. Hatta Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ifadesiyle "azâbtan bir parçadır". Bu sebeple olacak ki, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), ilmî maksadlarla yapılacak seyahatlara131 fevkalâde teşviklerde bulunmuş, seyahatin ferde kazandıracağı üstünlük ve fazilete dikkat çekmiştir. Hadîs ilminin ve dolayısıyla İslâm medeniyetinin gelişmesinde icra ettiği rolün büyüklüğü sebebiyle Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in bu hadîslerinden bir kaç tanesini kaydedeceğiz:



"İlim, Çin'de bile olsa arayın. Çünkü ilim öğrenmek kadın, erkek her müslümana farzdır."

"İlim talebetmek niyetiyle evinden çıkan her talibin üstüne melekler kanat gererler ve Allah ona cennetin yolunu kolaylaştırır. Âlim için göklerde ve yerde bulunan her şey, denizde balığa varıncaya kadar istiğfarda bulunur. Âlimin âbid (yani ibâdetle meşgul olan) üzerindeki üstünlüğü, dolunay durumundaki ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler para, pul miras bırakmazlar, ama ilim bırakırlar. Ancak kim de ilim elde ederse nasîbin bolunu elde etmiş olur..."

Dımeşk'te bulunan Ebu'd-Derda, rivâyet ettiği bir hadîs kulağına ulaşınca onun aslını kendisinden sormak için Medine'den kalkıp yanına gelen bir zata bu hadîsi hatırlatarak onu hararetle tebrîk eder. Aralarında geçen konuşma şöyle. Ebu'd-Derda sorar:"

- Yâni ticârî bir maksadla gelmedin?

- Evet.- Bir başka ihtiyaç için de gelmedin?

- Evet.- Yani, sâdece mevzubahis ettiğin hadîsi öğrenmek için geldin?

- Evet.


- Eğer doğru söylediysen müjde sana! Zira ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı işittim, demişti ki: "İlim öğrenmek için evinden çıkan hiçbir kimse yoktur ki melekler -istedikleri şeyden- memnuniyetleri sebebiyle ona kanatlarını sermemiş olsun..."

Şu hadîse göre, ilim için seyahat eden kimse, aradığını bulamasa bile Allah'tan ücret alacaktır: Vâsile İbnu'l-Eska' Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den şunu işittiğini rivayet etmiştir:



"Kim bir ilim taleb eder ve aradığı ilmi bulursa, Allah ona iki ücret verir. Kim de aradığını bulamazsa bir ücret verir." Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sonra şu açıklamayı yapar: "Arayıp ilim elde eden hem ilim hem de amel (arama) ücretini alır. İlim taleb edip ilme ulaşamayan, amelinin ücretini alır. Elde edemediği ücret düşer."

Âyet ve hadîslerde, ilim talebine ve bu yolda seyahat etmeye müteallik gelen teşvîklerin ruhlar üzerinde nasıl bir tesir hâsıl ettiğini müteâkiben kaydedeceğimiz açıklamalarda ve bilhassa aynen kaydedeceğimiz canlı misallerde daha iyi göreceğiz. Ve diyeceğiz ki: "Hz. Musâ (aleyhisselam)'ya, Allah tarafından vahyedildiği belirtilerek rivayet edilen şu nasihatı İslâm'ın parlama devrini temsîl eden selef uleması kendine rehber ve prensip edinmiştir":



"Demirden bir çift çarık ve demirden bir deynek edin, sonra bu çarık eskiyip, deyneğin kırılıncaya dek ilim taleb et." 132

Seyahatin Sebepleri:

Hadîsle ilgili seyahatler muhtelif maksadlarla yapılmıştır:

1- Uluvvü isnâd,

2- Ravileri tanımak,

3- Hadîs bilgisini artırmak,

4- Hadîsle ilgili tereddüdünü izale etmek (tahkik),

5- Hadîsin farklı turûkunu ortaya çıkarmak vs.

Bunları bazı örneklerle açıklayalım: 133

1- Uluvvü İsnad:

Usûl bahsinde daha teferruatla belirteceğimiz üzere, bir rivâyetin ilk kaynağa yakınlığına ulüvv (yücelik) denmiştir. Sened uzadıkça ilk kaynağa olan uzaklık artar. Araya giren her şahıs, rivâyetinde, bir hata yapabilme durumundadır. Böyle olunca kısa senedlerde hata ihtimali az olduğu için daha kıymetlidir.

Öyle ise rivâyetlerin mümkün mertebe hatadan uzak olabilmesi için, senedlerinin âlî yani kısa olması gerekir. Bu sebeple, Ahmed İbnu Hanbel, "Âli sened aramak dindendir" demiştir. Bütün hadîsçiler tarafından benimsenen bu kaide pratikte "seyahat"i getirmiştir. Zira bir başka diyarda yaşayan bir zât'ın, değişik, farklı bir rivâyetini işiten muhaddis, asıl zât hayatta olduğu müddetçe, kendisine gelen rivayet için getirene itimad etmiyerek, kalkıp gidip bizzat görüşmeden rahat edemez: Hadîsi getiren zât, dinlediğini aynen zabtedebildi mi?, ya eksik bıraktı veya ilâvede bulundu ise!

Ahmed İbnu Hanbel'e sorarlar: "Kişi senedi kısaltmak için seyahate çıkmalı mı?"

- Evet, der, Vallahi mutlaka çıkmalı. Nitekim, Alkame ve Esved'e Hz. Ömer (radıyallahu anh)'dan bir hadîs ulaşınca, bunlar duyduklarıyla yetinmezler. Hz. Ömer'e kadar (Medîne'ye) giderler ve hadîsi bizzat kendisinden dinlerlerdi.

Tâbiîn'in büyüklerinden Hüşeym: "Ben Kufe'de iken Basra'da bir hadîs rivayet edildiğini işitsem, kalkıp hemen Basra'ya giderdim. Basra'da iken Kufe'de bir hadîs rivâyet edildiğini işitsem hemen kalkıp oraya gider, hadîsi kaynağından dinlerdim" der. Kufe ile Basra arasında 350 km.lik mesafe bulunduğunu hatırlatmak gerekir.



Horasan'ın meşhur muhaddisi Abdullah İbnu Mubarek, tek bir hadîsi Hasan-ı Basrî'den sormak için Merv'den kalkıp Basra'ya gelmiştir. Hadîs şudur: "Bin kişinin sevgisi tek kişinin düşmanlığına satın alınmaz."

Ebân İbnu Ebî Ayyâş'a uğrayan Ebu Ma'şer el-Kûfî de: "Kufe'den Basra'ya senin rivayet ettiğini duyduğum bir tek hadîs için geldim" der.

Tâbiîn'in bir diğer büyüğü İbnu'd-Deylemî şunu anlatır: "Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallahu anh)'dan bana bir hadîs ulaştı. Bu hadîsi bizzat kendisinden sormak için bineğime atlayıp Taif'e gittim. (İbnu'd-Deylemi bu sırada Filistin'dedir, Kudüs'te). Evini bulup vardım. Bu esnâda kendine ait bir bahçede idi, yanında birisi vardı, elele tutuşmuşlardı. Bu kimseyi Şam'da duymuştuk, ayyaşlardan biri olduğu söyleniyordu. Ben Abdullah (radıyallahu anh)'a yaklaşınca: "Ey Ebu Muhammed, Sen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şarap içenler hakkında bir şeyler söylediğini işittin mi?" dedim. Ben bunu der demez öbür adam elini Abdullah (radıyallahu anh) 'ın elinden çekti ve ayrılıp gitti. Abdullah bana: Evet Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kim şarap içerse, kırk sabah onun namazı kabul edilmez" dedi.

- Pekâla dedim, senden bana ulaşan bir hadîs var, orada diyorsun ki: "Beytu'l-Makdis (Mescid-i Aksa)'da kılınan bir namaz, (başka yerde kılınan) bin namaz gibidir. Artık kalem de kurumuştur (Allah'ın bu hükmü değişmez)". Abdullah şu cevabı verdi:

- Ey Rabbim, şâhid ol, ben benden işittiklerinin aynı olmazsa benden rivayette bulunmalarını helâl etmiyorum."

Hz. Abdullah (radıyallahu anh) bunu üç kere tekrarladı. Sonra dedi ki:

"Ben (söylediğin şekilde değil) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan şu şekilde işittim: "Süleyman İbnu Dâvud (aleyhimu's-selam) Cenâb-ı Hakk'tan üç şey istedi: 1- Kendisinden sonra hiç kimseye nasib olmayacak bir mülk ve saltanat, Cenâb-ı Hakk bunu verdi. 2- Allah'ın adâletine uygun düşecek, âdil hükümde bulunma gücü istedi. Cenâb-ı Hakk onu da verdi. 3- Yine taleb etti ki, bu Beyt'e (Mescid-i Aksâ'ya) ihlasla yâni sâdece namaz kılmak için gelen mağfirete mazhar olsun."

Tabiîn'den Ebu Osman en-Nehdî'nin benzer bir vak'ası şöyle: Kendisi anlatıyor:

"Bana, Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'nin anlatmış bulunduğu şu hadîs ulaştı: "Allah, mü'min kulunun tek bir hayırlı ameli sebebiyle bin kere bin (yâni bir milyon) sevap yazar." O yıl hacca gittim. Ancak, hacc sırf bu hadîsi sormak için yapmıştım. (Medine'ye varınca) doğru Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)'ye uğradım. Kendisine:

- Ey Ebu Hüreyre, bana sizin bir rivâyetiniz ulaştı. Bunun üzerine, sırf sizinle görüşmek için hacca karar verdim" dedim.

- Hangi hadîs? dedi. Ben:

- Allah mü'min kulunun tek bir hayırlı ameli sebebiyle bir milyon sevap yazar" diye açıklayınca, Ebu Hüreyre (radıyallahu anh):

- Ben bu şekilde söylemedim. Kendisine rivâyet ettiğim kimse tam ezberlememiş" dedi. Ben hadîsin tamâmen batıl olduğuna hükmetmiştim. Ancak Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) sözlerine devam etti:

- Ben şöyle söylemiştim: "Allah, mü'min kuluna bir tek hayırlı amel sebebiyle iki milyon sevap verir". Sonra Ebu Hüreyre hazretleri bana dönerek: "Kur'ân'da da böyle değil mi?" dedi. Ben:

- Nasıl? dedim. Şöyle açıkladı:

- Çünkü Cenâb-ı Hakk: "Allah'a kat kat karşılığını artıracağı güzel bir ödünç takdiminde kim bulunur?" (Bakara: 2/245) buyuruyor. Allah nezdinde "kat kat" olan çokluk iki milyondan çoktur".

Görüldüğü gibi hadîsi rivayet eden asıl kaynakla temas maksadıyla yani senette ulviyet (kısalık) gayesiyle yapılan seyâhatler gerçekten verimli olmuş, fiili neticeler alınmıştır. 134

2- Raviyi Tanımak İçin Yapılan Seyahatler:

İlmî seyahatlerde düşünülmüş olan ana gayelerden biri budur. Hadîsleri rivâyet eden şahıslar kısaca adalet ve zabt denen vasıflar yönüyle araştırılarak kendilerine ne derece itimad edilebileceği ortaya çıkarılmıştır. Bu dalda yazılan pek çok eser mevcuttur. Bir hadîsi, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan Kütüb-i Sitte müelliflerine kadar rivâyet eden şahıslar bu çalışmalar sayesinde bilinir, tanınır hale gelmiştir. Ravileri tanıtan bu eserler ortaya konmamış olsaydı hadîs külliyatı fazla bir değer taşımayacaktı.

İşte bu değerli çalışmalar seyahatlerle vücûda getirilmiştir. Diyar diyar dolaşan hadîsçiler, hadîs rivayet eden şahıslar hakkında bir takım araştırmalar yaparak, sorarak, görerek elde ettikleri bilgileri kitaplar halinde tanzim edip istifadeye sunmuşlardır. Bu çeşit hadîs te'lifatı, rivâyet ihtiva edenlerden farklıdır. Bunlara kısaca cerh ve tâdil eserleri denir.

Büyük hadîsçiler normalde hem rivâyetler üzerine hem de râviler üzerine eser vermişlerdir. Aslında rivâyet ilmi ile râvi ilmini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Meslekten muhaddisler, rivâyet alacakları şahsı önce tedkik edip ne dereceye kadar güven veren bir kimse olduğunu anladıktan sonra rivayetini almıştır. Ebu'l-Âtiye der ki:

"(Hadîs rivâyet etmekte olduğu haberi kulağıma gelen) bir adamdan hadîslerini dinlemek üzere günlerce süren yolculuk yapardım. Adamın memleketine varınca ilk araştırdığım husus namazı olurdu. Eğer onun namazını kıldığını öğrenirsem orada ikâmet eder onu dinlerdim. Namazsız bulursam, dinlemeden geri dönerdim. Namazına düşkün olmayan dürüstlüğe de düşkün olmaz, beni aldatabilir derdim".

Hadîs almak veya râvi hakkında bilgi toplamak için seyahat ederek uzak yerlerden gelmiş olan muhaddîsler, hadîs rivâyet eden kimse hakkında öylesine teferruatlı ve ısrarlı sorular sorarlar, araştırmalar yaparlardı ki, bölge halkından kendisine soru sorulan kimselerin zaman zaman bu kadar soruya şaşırıp: "Yani onunla evlenmek mi istiyorsun?" diye alay ettikleri bile olurdu. 135



3- Hadis Elde Etmek İçin Seyahat:

Seyahatin ana gayelerinden biri budur. Hadîsçiler umumiyetle Dâru's-sünne dedikleri Medine'ye seyâhati prensip edinirler. Ancak, sünnetin birinci hameleleri olan Ashab, İslâm âleminin her tarafına dağıldıkları ve gittikleri yerlerde sünneti neşrettikleri için hadîs toplama faaliyetleri başladığı zaman hadîs tâlibleri her tarafa seyâhatler tertiplemişlerdir.

Hadîs ilminin büyük üstadlarından olan Yahya İbnu Main muhaddis olmak isteyen kimse için seyahatin şart olduğunu şöyle ifade etmiştir: "Dört kişi vardır, onlarda rüşd (olgunluk, mükemmellik) görülmez: Kapı bekçisi, Kâdı mubâşiri, bid'atcinin oğlu, hadîs talebi için seyahat etmeyip sâdece kendi bölgesindeki rivâyeti yazan kişi."

Yine meşhur hadîsçilerden Şa'bî ile ilgili bir rivayet çok hadîs toplamada seyahatin önemini gösterir. Ali İbnu'l-Medinî anlatıyor."

Şa'bi'ye "Sen bu kadar ilmi nasıl elde ettin?" diye sorulunca şu cevabı verdi: "(Rivâyet edilenlere) itimadı reddedip araştırmak (araştırmak maksadıyla) diyar diyar seyâhat edip dolaşmak, (seyâhatin meşakkatlerine) cansız eşya sabrıyla sabretmek, kargalar gibi erken kalkmak sayesinde."

Hadîsçiler hadîs toplamak için belli başlı ilim merkezlerine uğradıkları gibi, hadîs alabileceklerini duydukları her yere, çok hadîs için seyahate çıktıkları gibi tek bir hadîs için de günler, haftalar süren seyahatlere çıkmışlardır. Bu hususu te'yîd eden birkaç rivâyet:

İbnu Abbas (radıyallahu anh)'dan tefsir rivâyetiyle meşhur Erbide et-Temîmî: "Bir yerde ilim (herhangi bir rivâyet) olduğunu işittim mi mutlaka oraya giderdim" demiştir. el-Fadl İbnu Gânim, "Kim bir günde yüz kere Lailâhe illâllahu'l-meliku'l-Hakku'l-Mübin derse, fukaralığa karşı kendini garantiye alır" hadîsini duyunca: "Sırf bu hadîs için Horasan'a seyahat edilse azdır" demiştir.

Büsr İbnu Ubeydillah el-Hadramî: "Tek bir hadîs için hangi memleket olursa olsun oraya giderdim" demiştir.

Tâbiîn'in meşhurlarından Said İbnu Müseyyib: "Bir tek hadîs almak için günler geceler boyu yürürdüm" demiştir.

Şa'bî, kendisine haber verilen üç yeni rivâyeti kaynağından almak üzere Mekke'ye müteveccihen yola çıkar ve: "Olur ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a veya Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ashabından birine rastlarım" der.

Ebu Kılâbe gibi bâzıları da Medine ve Mekke gibi merkezlerde, sırf oralara uğrayanlardan bir iki rivayet elde edebilmek için, ikamet sürelerini uzatıyorlar.

Çok seyahat ettiğini belirtmek için "Arzı tavaf ettim" diyen Mekhûl ed-Dımeşkî anlatıyor:

"Ben Mısır'da Benu Hüzeyl kabilesinden bir kadının kölesi idim. Kadın beni âzâd etti. Mısır'dan çıktığım zaman kanaatimce oradaki bütün ilmi (rivâyetleri) öğrenmiştim. Sonra Hicâz'a geldim. Oradan ayrıldığım zaman da kanaatimce orada mevcut bütün ilmi öğrendim. Sonra Irak'a geldim. Irak'tan ayrılırken de, kanaatimce oradaki bütün ilmi öğrenmiştim. Sonra Şam'a (Suriye'ye) geldim, oradaki ravileri iyice tedkîk ettim. Bu uğradığım yerlerde, bilhassa nefel'den (yani askerin ganimetten payına düşen dışında, komutanın cihâda teşvik veya gayretine mükâfat olarak verdiği armağan) soruyordum. Maalesef bu konuda bir bilgi veren kimseye rastlamadım. Sonunda yaşlı bir zata rastladım. Ona Ziyâd İbnu Câriye et-Temimî diyorlardı. Kendisine nefel hususunda bir şey işittiniz mi? diye sordum.

- Evet, dedi, Habîb İbni Mesleme el-Fihrî (radıyallahu anh)'yi dinledim. Dedi ki: "Ben Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e şâhid oldum. Dörtte bir başlangıçta (sefere çıkarken) dörtte üç de dönüşte dağıttı".136



4- Tahkik İçin Seyahat:

Hadîs âlimleri bazan bir hadîsin, bazan bir âyetin, bazan da bir râvinin durumunu aydınlığa çıkarmak, ortadaki ihtilaf veya işkâli bertaraf etmek için seyahatler yapmışlardır. Bu çeşit seyahatlere, bazan bir hadîs, bazan bir kelime ve hatta bir tek harf için çıkıldığı olmuştur. Mesela diyar diyar dolaşmada en çok isim yapanlardan Mesruk ve Ebu Said'in tek harf için seyahat ettiği bilhassa belirtilir. Şam'ın ötesinden kalkıp Yemen'in ötelerine bir tek kelime için gitmeye değdiğini söyleyen Şâbî, talebesine bazan "bir tek hadîs" rivayet ettikten sonra: "Bunu sana bedâva veriyorum; halbuki, zaman oldu, araştırıp bundan daha az ehemmiyetli birşey (mesela bir kelime veya bir harf için (bin bir zahmeti göze alıp) Medîne'ye kadar giderdi" demiştir.

Hasan Basrî hazretleri der ki: "Ka'b İbnu Ucre'yi görmek için Basra'dan Kufe'ye gittim. Kendisine: "Sana ezâ geldiğinde kefâret olarak ne verdin?" diye sordum. "Bir koyun" diye cevap verdi."

Bu rivayet, Hasan-ı Basri hazretlerinin bir âyetin açıklık kazanması için seyahate çıktığını gösteriyor. Zira Ka'b İbnu Ucre, Hudeybiye Seferine çıkmış, ihram giyerek umre'ye niyet etmişti. Başı bitlenince fazla rahatsız oldu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) "kefâret ödeyerek traş olmasını söyledi". Bu hâdise üzerine şu âyet indi: "... İçinizde hasta olan veya başında rahatsız bulunan varsa, fidye olarak, ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir" (Bakara: 2/196).

Ka'b İbnu Ucre başını traş etmiş, bu ihram yasağını işlemiş olmanın fidyesi olarak kurban kesmeyi tercih etmişti. Hasan-ı Basrî, hâdisenin fâilinden tahkikle, Ka'b (radıyallahu anh)'ın bir koyun kestiğini öğreniyor.

Said İbnu Cübeyr buna benzer bir tahkik hâdisesini anlatır:"

Kufeliler "Kim bir mü'mini kasden öldürürse cezâsı içinde temelli kalacağı cehennemdir..." (Nisa: 4/93) mealindeki âyet hakkında ihtilaf ettiler. Bu konuyu sormak maksadıyla İbnu Abbas'ı görmek üzere seyahate çıktım. Kendisini bulup sordum. Bana bu âyetin en son inen âyetlerden olduğunu, bunu nesheden herhangi bir âyetin inmediğini söyledi".

Herhangi bir hadîsi tahkik için yapılan bir seyahat örneğini Zeyd İbnu'l-Hubâb'tan kaydedeceğiz.137 Zeyd: "Süfyân-ı Sevrî'nin Usâme İbnu Zeyd'den, O'nun da Mûsa İbnu Uleyye el-Lahmî'den, O'nun da babasından, Onun da Ebu Kays Mevlâ Amr'dan, Onun da Amr'dan, Amr'ın da Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den rivayet ettiği: "Bizimle ehl-i kitab'ın orucu arasındaki fark sadece sahur yemeğidir" hadîsini Süfyân-ı Sevrî'den dinledim. Meclisinden ayrılacağı sırada, bana birisi: Süfyan'a bu hadîs'i rivayet eden Usâme'yi Medine'de henüz hayatta biliyorum" dedi.

Ben hemen bineğime atlayıp Medine'ye gittim. Orada Üsâme'yi buldum. Senden Süfyan-ı Sevrî'nin rivâyet ettiği, senin de Musa İbnu Uleyye, O da babasından, O da Ebu Kays Mevlâ Amr'dan, O da Amr'dan, O da Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den rivayet ettiği: "Bizimle ehl-i kitab'ın orucu, arasındaki fark, sadece sahûr yemeğidir" hadîsi için geldim dedim.

- Evet, dedi. Bana Musâ İbnu Uleyye İbnu Rabâlı el-Lahmî, babasından, O da Ebu Kays Mevlâ Amr'dan, O da Amr İbnu'l-Âs'dan, O da Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den rivayet etti: "Bizimle ehl-i kitab'ın orucu arasındaki fark, sâdece sahûr yemeğidir" dedi.

Zeyd der ki: "Üsame'nin meclisini terkedeceğim sırada birisi bana: "Ona bu hadîsi rivayet eden Musa İbnu Üleyye'yi Mısır'da hayatta biliyorum" dedi. Hemen bineğime atlayıp Mısır'ın yolunu tuttum. Musa'yı bulup kapısına oturdum. Bana at üzerinde bir ihtiyar geldi. "Bir ihtiyacın mı var?" dedi.

- Evet, dedim, bana Süfyân-ı Sevrî'nin rivayet ettiği bir hadîs var, o Üsâme İbnu Zeyd'den, o da Senden sen de babandan, o da Ebu Kays Mevla Amr'dan, o da Amr'dan, o da Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den rivayet etmiştir: "Bizimle ehl-i kitab'ın orucu arasındaki fark sadece sahur yemeğidir"

Zeyd, evet dedi, bana babam, Ebu Kays Mevla Amr'dan, o da Amr'dan, o da Hz. Peygamber (aleylıissalâtu vesselâm)'den rivâyet etmiştir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Bizimle ehl-i kitab'ın orucu arasındaki fark sâdece sahur yemeğidir".

İşitilen hadîsi tahkik için gösterilen gayret ve yapılan seyahate son bir örneğimiz, Müemmil İbnu İsmâil'in, Kur'ân-ı Kerîm'deki her bir sûrenin

faziletiyle ilgili olarak Ubey İbnu Ka'ab vasıtasıyla Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den yapılan rivâyeti tahkik için yaptığı seyahattır.

Der ki: "O hadîsi, (ismini verdiği) sika bir zat bana rivayet etmişti. Medâin'e gelip hadîsi rivâyet eden o zâtı buldum. Kendisine: "Hadîsi bana söyle, zirâ Basra'ya gideceğim" dedim. Bana:

- O hadîsi bize rivayet eden Şeyh Vâsıt'ta Ashâbu'l-Kasab arasında dedi.

Vâsıt'a geldim, o râviyi buldum. Kendisine "Ben Medâin'de idim. Sizden falanca şeyh bahsetti, ben Basra'ya dönmek istiyorum" dedim. Bana:

- Bu hadîsi kendisinden dinlediğimiz zât, el-Kellâ'da138 dedi. Basra'ya geldim. Kella'da Şeyh'le karşılaştım. Ona: "Şu hadîsi bana rivâyet et. Abadan'a gitmek istiyorum" dedim. Adam:

"- Bu hadîsi dinlediğim zât Abadan'da" dedi. Abadan'a geldim. O şeyhi buldum. Kendisine: "Allah'tan kork, bu hadîsin hâli ne?" dedim ve sonra: Mâceramı anlatarak: "Medâin'e geldim, sonra Vâsıt'a, sonra Basra'ya gittim, en sonunda size gönderildim. Ben bunların hepsini ölmüş zannetmiştim. Şu hadîsin hikâyesini anlat bakayım!" dedim.

Bana şu cevabı verdi: "Onu bana kimse anlatmadı. Biz burada toplandık. Gördük ki, insanlar Kur'ân'dan yüz çevirmiş, herkes Ebû Hanîfe'nin fıkhı ve İbnu İshâk'ın Meğâzî'si ile meşgul. Biz de oturup Allah rızası için sûrelerin faziletiyle ilgili bu hadîsi uydurduk."

Hadîs'in el-İtkan'da kaydedilen vechinde bu uydurma işini itiraf eden kimsenin tasavvuf ehlinden müteşekkil bir cemaat içinde yer alan bir "şeyh" olduğu belirtilir. 139




Каталог: 2015
2015 -> Dərs vəsaiti, Bakı, Çaşoğlu -2003 A. M. Qafarov Standartlaşdırmanın əsasları
2015 -> Azərbaycan Respublikası Kənd Təsərrüfatı Nazirliyi Azərbaycan Respublikası Təhsil Nazirliyi Azərbaycan Dövlət Aqrar Universiteti
2015 -> AZƏrbaycan əraziSİNDƏ İBTİDAİ İcma quruluşU
2015 -> АзярбайжАН РЕСПУБЛИКАСЫ ТЯЩСИЛ НАЗИРЛИЙИ азярбайжан дювлят игтисад университети
2015 -> Mühazirə Mövzu: Sertifikasiyanın mahiyyəti və məzmunu. Plan əsas terminlər və anlayışlar
2015 -> Mühazirəçi: T. E. N., Prof. İ. M.Əliyev FƏNN: avtomatikanin əsaslari mühazirə 15
2015 -> Ali təhsil müəssisəsinin Nümunəvi Nizamnaməsi"nin və "Azərbaycan Respublikası Nazirlər Kabinetinin dəyişiklik edilmiş bəzi qərarlarının siyahısı"nın təsdiq edilməsi haqqında Azərbaycan Respublikasının Nazirlər Kabinetinin Qərarı
2015 -> AZƏrbaycan respublikasi təHSİl naziRLİYİ azərbaycan döVLƏT İQTİsad universiteti
2015 -> Mühazirəçi: T. E. N., Prof. İ. M.Əliyev FƏNN: avtomatikanin əsaslari mühazirə 22 MÖvzu: telemexanik sistemləR


Dostları ilə paylaş:
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   13


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə