Ünden bugüN


KARANTİNA 460 461 KARAOSMANOĞLU, YAKUP



Yüklə 8,87 Mb.
səhifə713/877
tarix09.01.2022
ölçüsü8,87 Mb.
#93648
1   ...   709   710   711   712   713   714   715   716   ...   877
KARANTİNA

460

461

KARAOSMANOĞLU, YAKUP

YANGINDAN

SONRA

Hüseyin Ağa, sandalı bahçenin rıhtımına yanaştırıp:

"İşte geldik küçükhanım!" deyince (yaşıma başıma rağmen gerek halamın eski adamları, gerek bizimkiler bana hâlâ "küçükhanım" deyip durmaktadırlar) şaşalayıp kalmak sırası bana düştü. İhtiyar kayıkçının gösterdiği yer deniz kıyısında bir hâli arsa idi. Gerçi, bu arsa, üç yanından yüksek duvarlarla çevriliydi. Gerçi, bu duvarlara, yabanileşmiş de olsa, hâlâ sarmaşık veya mor salkım nevinden bazı çiçekli nebatlar tırmanmakta ve dibe doğru eski bir bahçeden kalma setlerin yontulmuş taşlan görünmekteydi. Lâkin, bu hayat izlerine rağmen sekiz on yıl evvel, burada, bir büyük yalının mevcut olduğuna inanmak için bin şahit isterdi.

Her üç dört adımda bir ayaklarım ya bir moloz kümesine çarparak, ya vahşi otlara takılarak, ya yerinden oynamış bir kaldırım taşı üstünde sürçerek sendeli-ye sendeliye Hakkı Paşalardan tarafa İlerledim. Aramızdaki duvar yıkık mıkıktı amma yine ayakta duruyordu. Fakat, küçük ara kapıdan eser yoktu. Onun bulunduğu yer, şimdi büyükçe bir delikten ibaretti. Buradan girip öbür yana geçtim: Aynı manzara. Hakkı Paşalarla biz, eskiden, mâmurlukta ne kadar eş idiysek, bugün viranlıkta da o kadar eş olmuştuk. Hızla yürümeye çabalayarak, sünnet düğünü gecesi, sedefi feracemle oturup Cemil Beyin şarkısını ilk defa dinlediğim taraçanın bulunduğu noktayı aramaya başladım. Tam burası mıydı? Tam şurası mıydı? Bir türlü bulup çıkaramryordum.

Zaten, ne bizim yanda ne bu yanda, yalılarımızın hafızama nakşolmuş yerlerinden hangisini bulabilmek mümkündü? Sanki, yangın her iki binanın izlerini dahi silip süpürmüştü ve garibi şu ki, bu iki hâli arsa, bana şimdi, birer balıkçı kulübesinin bile sığanıayacağı kadar ufak ve dar görünüyordu. Çocukluğumuzda, bir ucundan öbür ucuna üç dört defa koşunca soluğumuzun tükendiği uzun uzun dehlizleri, çift merdivenli geniş sofaları, selâmlık dairelerinin kocaman kocaman divanhaneleriyle o yirmi beşer, belki de otuzar-odalı -zira bunların hepsini ben dahi görmemiştim- saray gibi yalılar bu daracık yerlerin neresine ve nasıl kurulup oturtulmuştu?

Y. K. Karaosmanoğlu, Hep O Şarkı, ist, 1956

Rumeli ve Anadolu'daki liman ve ticaret merkezlerine karantina usulünün konması gerektiği, padişaha arz edilmiştir. Şeyhülislam Mekkizade Mustafa Asım Efendi'den alınan karantinanın şeriata uygun olduğu yolundaki fetvadan sonra, II. Mahmud yerinde bulduğu bu önerilerin gerçekleştirilmesi için Abdülhak Molla(-»), Meh-med Esad Efendi, Selim Sâtı Paşa ve Fransız Dr. M. Bulard'ı görevlendirmiştir.

Eylül 1837'de Meclis-i Tahaffuz (Karantina Meclisi) kurularak göreve başlamıştır. Bu mecliste Meclis-i Tahaffuz-ı Ula (Yüksek Karantina Meclisi) ve Meclis-i Tahaffuz-ı Sâni (Yüksek Karantina Meclisi Bürosu) olmak üzere iki meclis görev yapmaktaydı. Meclis-i Tahaffuz-ı Ula sonraları Meclis-i Umûr-ı Sıhhiye adını alan Karantina Meclisi'nin, Meclis-i Tahaffuz-ı Sâni de bugünkü sağlık teşkilatının çekirdekleridir.

Abdülhak Molla başkanlığında kurulan Meclis-i Tahaffuz-ı Ulâ'da, dini işlerle Esad Efendi, askeri işlerle önceleri Selim Paşa, ondan sonra da Namık Paşa ilgilenmiştir. Meclisin ayrıca, biri asayiş ve düzeni, diğeri de ticaret ve yabancılarla ilişkileri üstlenen iki üyesi daha vardı.

Mayıs 1838'de kadı ve naiplere gönderilen bir emirde karantina usulünün uygulanmaya başlandığı ve istanbul'un sıhhi kordona alındığı bildirilmiştir. Aynı yıl Ga-lata'da bulunan eski gümrük binasındaki kasır onarılıp yenilenerek karantina nazırına tahsis edilmiştir. Kurşunlu Mahzen önüne çektirilmiş olan kapak gemisi de tahaffuzhane olarak kullanılmaya başlanmıştır. Fenerbahçe Karantina Müdürü Mehmed Efendi, tabiplik ve tercümanlık da uhdesinde bulunmak üzere ilave olarak kapak gemisi müdürlüğü ile görevlendirilmiştir. Akdeniz ve Karadeniz yönünden istanbul'a gelen gemi ve yolculara tahaffuz usulü uygulamak için ihtiyacı olan personel de verilmiştir. Bu sıralar bostan mevsimi olduğundan Haliç ve istanbul sahillerine gidip gelen bostan kayıklarının yükleriyle kapak gemisine gelip tütsülenmeleri mecburiyeti vardı. Bir kolaylık olmak üzere bu kayıkların Yenikapı'da tütsülenmeleri kararlaştırılmış ve Yenikapı'ya bir memur ve bir de tütsü dolabı gönderilmiştir. Ancak istanbul'a gelenlerin sayısındaki artış nedeniyle Galata'daki binanın yetersiz kalması üzerine hastaların bir bölümü Fenerbahçe'de kurulan çadırlarda karantina altına alınmaya başlanmıştır. Fakat bu kere de seyir yeri olan Fenerbahçe'de hastaların halkla teması önlenememiş ve bir ka-rantinahaneye ihtiyaç duyulmuştur. Galata'daki bina daha sonra rıhtım şirketi tarafından yıktırılarak yerine bugün Sahil Sıhhiye Merkezi olarak kullanılan bina yaptırılmıştır.

Karantina Meclisi, 10 Haziran 1839'da Mustafa Hıfzı Paşa başkanlığında toplanarak İstanbul'a denizyoluyla gelenler için bir nizamname hazırlamıştır. Bu toplantıya Karantina Meclisi üyeleri Dr. Minas, Dr. Mac Carthy, Dr. Neuner, Dr. Bernard, Dr. Marc-hand ve Dr. Franceschi, delege olarak da A. Pezzoni, E. de Cadalvene, Antoine de

Raab, E. Bosgiovich ve J. Bosgiovech katılmışlardır. Bu nizamname ile, İstanbul'a gelen her geminin bir sağlık patentine sahip olması ve bunu kontrol ile görevli sağlık memuruna teslim etmesi şartı getirilmiştir. Gemilerin karantina sürelerini Kuleli Ka-rantinahanesi önüne geldikleri günden itibaren başlatan nizamname, henüz gemileri çekecek römorkörler bulunmadığından Fenerbahçe'de bekletilmelerini hükme bağlamıştır. Ek madde ile de üç ay içinde Fenerbahçe'de kagir bir karantinaha-ne inşa edilmesi önerilmiştir. Ancak bu ö-neri yerine getirilememiş ve o tarihlerde boş olan Kuleli Kışlası 1838 sonlarında, Karantina Nazırı Hıfzı Paşa tarafından tamir ettirilmiş ve bu tarihten sonra burası, gemilerin kontrol edildiği, yolcuların karantinada bekletildiği ve hastaların tedavi edildiği bir tahaffuzhane olarak kullanılmıştır. Kışla, aynı zamanda sıhhiye memurları i-çin idarehane ve karantina hizmetinde çalışan sıhhiye personelinin yetiştirildiği bir okul olmuştur. 4 yıl bu şekilde hizmet vermiş, 1842'de süvari alaylarının seferden dönmesi üzerine boşaltılmış ve tahaffuzhane Anadolukavağı'na taşınmıştır.

Ocak 1840'ta, Hariciye Nazırı Mustafa Reşid Paşa'nın önerisi üzerine Almanya, İngiltere, Avusturya, İspanya, İsveç, Norveç, Rusya, Fransa, Hollanda, Belçika, İtalya, Yunanistan, İran ve Amerika da delege yollamış, böylece Yüksek Karantina Meclisi uluslararası bir nitelik kazanmıştır.

1840'ta, Lebib Efendi'nin nazırlığı sırasında Anadolu ve Rumeli'de de birer Meclis-i Tahaffuz kurulduğundan İstanbul'da-kine Meclis-i Tahaffuz-ı Alî (Yüksek Karantina Meclisi-Conseil seperieur de Sante) adı verilmiştir.

Veba, sarıhumma ve kolera ile mücadele yöntemlerini tartışmak üzere 1851'de düzenlenen I. Paris Konferansı'na Osmanlı İmparatorluğu, Paris Konsolosu M. Hal-gin ve Sıhhiye Müfettiş-i Umumisi Barto-letti Efendi ile katılmıştır. Bartoletti Efendi 48 toplantı yapan bu konferansta aktif bir rol oynamış ve onun çalışmaları sayesinde Avrupalıların, imparatorluğun sağlık durumu hakkındaki yanlış düşünceleri değişmiş ve karantina konusunda Osmanlı Devleti aleyhine alman kararlar kaldırılmıştır.

13 Şubat-26 Eylül 1866 arasında Avrupa' yi koleraya karşı korumak amacıyla Fransa'nın teklifi üzerine İstanbul'da Uluslararası Sağlık Konferansı toplanmıştır. 17 ülkenin katıldığı bu konferansta bilimsel karantinanın esasları tespit edilmiştir. Ertesi sene 1867'de Meclis-i Tahaffuz tarafından hazırlanan Kolera Nizamnamesi 20. yy'a kadar geçerli olmuştur. Ayrıca bu tarihten sonra karantina teşkilatı yaygınlaştırılarak Akdeniz, Karadeniz, Boğazlar, İran sınırı, Kızıldeniz ve Hicaz'da yeni karantinaha-neler ve tahaffuzhaneler açılmıştır.

Yüksek Karantina Meclisi, Hariciye Ne-zareti'ne bağlı olduğundan devamlı başkanı hariciye nazırıydı. Karantina nazırlarına, reis-i sani (ikinci başkan) denirdi. İlk karantina nazırı Abdülhak Molla'dan sonra Mustafa Hıfzı Paşa, Mehmed Lebib Efendi, Baki Efendi, Emin Efendi, SafVet Efendi,

Ahmed Efendi, Fevzi Efendi, Dr. Cenab Şehabeddin, Dr. Kasım İzzeddin ve Said Bey bu görevde bulunmuşlardır.

Yüksek Karantina Meclisi Bürosu başkâtip, yazı kâtibi, mümeyyiz, kayıt memuru, çevirmen, yabancı dil kâtibi, 2 hekim, 4 hizmet eri ve sağlık memurlarından ibaret bir kadro ile çalışmaktaydı. Emrindeki hekim sayısı gerektiğinde artırılabili-yordu. Karantina Meclisi'ne atanan ilk hekim Dr. Minas'dır. Onu Dr. L. Robert izler. Bu iki hekime tahaffuzhaneler müdürü unvanı verilmiş, onlardan sonra gelenler bu unvanı kullanmamıştır. 1846'dan sonra bu görevi, meclisin Osmanlı üyelerinden müfettiş-i umumi unvanlı iki kişi yürütmüştür. İlk müfettiş-i umumi Dr. Bartoletti Efen-di'dir. 1889'da emekli olunca yerine Dr. Koçoni (Michel Cozzonis) geçmiş onu damadı Duka Paşa ile Zitter, Cenab Şehabeddin, Kasım İzzeddin ve A. Fuad Bigen izlemiştir.

Karantina İdaresi daha sonra, Meclis-i Umûr-ı Sıhhiye, 1914'te Dahiliye ve Sıhhiye Nezareti'ne bağlanınca da, Hudut Sıhhiye Müdüriyet-i Umumiyesi adım almış, Mütareke'de itilaf güçleri tarafından, Bey-nelmüttefikîn Sıhhi Kontrol Dairesi adı altında yeniden kurulmuştur. 1923'te Lozan Antlaşması'nın 114. maddesine dayanılarak lağvedilmiş, l yıl kadar yerine İstanbul ve Boğazlar Karantina Müdürlüğü kurulmuştur. Nisan 1924'te, Hudut ve Sevahil Sıhhiye Müdüriyeti adını alan kurum, 1927' de Ankara'ya nakledilerek Hudut ve Sahiller Sıhhat Umum Müdürlüğü adı ile görevim sürdürmüştür.

ilk tahaffuzhane olan Kuleli Tahaffuz-hanesi'nden sonra, Küçükçekmece, Kartal ve Anadolukavağı'nda da tahaffuzhaneler kurulduğuna dair arşiv belgeleri vardır. 1893 kolera salgım sırasında Beykoz Ser-viburnu'nda bir tahaffuzhane yaptırılmıştır. 1909'da Müessesat-ı Hayriye-i Sıhhiye emrine verilen Serviburnu Tahaffuzhanesine bir de etüv yerleştirilmiş ve burası zamanının tek salgın hastalıklar hastanesi olmuştur. Şüpheli vakalar ve koleralılar Eylül 1910'dan itibaren buraya gönderilmeye başlanmıştır. Ağustos 1911'de Harbiye Nezareti'ne verilen tahaffuzhane bu tarihten sonra askeri tahaffuzhane olarak kullanılmıştır.

1896'da daha önce kurulanlardan başka İstanbul'da Yenikapı, Salacak, Erenköy, Tuzla ve Silivri'de karantina yerleri bulunmaktaydı.



Bibi. Conseil de Sante, Reglement Organique pour leş Provenances deMer, ist.,1840; Journal de Constantinople, S. 82 (Nisan 1848), s. 2; A. Leval, "Notice Sur l'organisation deş Qu-arantaines de la Turquie", GazetteMedicalede Constantinople, c. l (Kasım 1849), s. 16-24; Ahmed Midhat, "Devlet-i Aliyye-i Osmaniye'de Karantina Yani Usul-i Tahaffuzun Tarihçesi", Salnâme-i Nezaret-i Umûr-ı Hariciye, ist., 1318; Rıza Tahsin, "Osmanlı Teşkilat-ı Sıhhiyesinin Tarihçesi", Sıhhiye Mecmuası, S. 13 (1922), s. 21-23, S. 14 (1922), s. 47-50; O. Ş. Uludağ, "Son Kapitülasyonlardan Biri: Karantina", Belleten, S. 7-8 (1938), s. 445-467; B. N. Şehsuvaroğlu, "Türkiye Karantina Tarihine Bir Bakış", Sağlık Dergisi, c. 25, S. 2 (Şubat 1951); ay, Türkiye Karantina Tarihine Giriş, I, ist.,

1957, Il-ffl, ist, 1958, IV, ist., 1959; N. Yıldırım, "Tanzimat'tan Cumhuriyete Koruyucu Sağlık Uygulamaları", TCTA, 1322-1324; G. Sarıyıldız, "Karantina Tarihinden Bir Yaprak: Kuleli Tahaffuzhanesi", Bilim Tarihi, S. 19 (Mayıs 1993), s. 25-30.

NURAN YILDIRIM


Yüklə 8,87 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   709   710   711   712   713   714   715   716   ...   877




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin