Yayınlarımızın Telif Hakkı Yoktur. Sitemizdeki tüm bilgiler, Hz. Muhammed'in (aleyhisselâm) bildirip açıkladığı "allah"


Semâları ve arzı yaratan, onların benzerini Esmâ'sıyla yaratmaya Kâdîr değil midir? Evet! "HÛ"; Hâllak'tır



Yüklə 1,51 Mb.
səhifə6/13
tarix27.07.2018
ölçüsü1,51 Mb.
#60333
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13

Semâları ve arzı yaratan, onların benzerini Esmâ'sıyla yaratmaya Kâdîr değil midir? Evet! "HÛ"; Hâllak'tır,  Alîm'dir. (Yâsin/81)

Eğer küfür (nankörlük) ederseniz (insanlığınızı-yeryüzünde {bedende} halifeliğinizi {'B'illah işareti doğrultusunda Esmâ kuvveleriyle tasarruf gücünüzü} değerlendirip şükretmezseniz; hakikatinizden perdelenirseniz), muhakkak ki Allah sizden Ganî'dir! (Allah) kulları için küfre (nankörlüğe; fıtratlarını zayi etmelerine, kaybolmalarına) razı olmaz! Eğer şükrederseniz (değerlendirirseniz), sizin için ona razı olur... Hiçbir kimse, bir başkasının vebalini yüklenmez! Sonra dönüşümünüz Rabbinizedir... Sizde yaptıklarınızın sonucunun ne olduğunu açığa çıkaracaktır... Muhakkak ki O, içinizdekilerin (bilinç ve şuurunuzun) Zâtı (hakikati) olarak Alîm'dir (sakladıklarınızı da, her şeyinizi de tam bilen). (Zümer/7)

O BİLGİ'nin (Hakikat ve Sünnetullah hakkında) tenzîli (tafsile indirme), Azîz ve Alîm olan Allah'tandır! (Mu’min/2)

Böylece onları iki süreçte yedi semâ (yedi Bilinç {Nefs} mertebesi) olarak hükmetti ve her semâda onun işlevini vahyetti! Dünya semâsını (en yakın semâyı) (Bi-)mesabîh (aydınlatıcılar-fikirler) ile süsledik ve hıfzettik (hafızada kaydedip koruduk {beyinde değil; ruh bedende. A.H.}). Azîz, Alîm'in takdiridir bu!(Fussilet/12)

Eğer şeytandan bir etki seni tahrik ederse, hemen Esmâ'sıyla nefsinin hakikati olan Allah'a sığın (Esmâ'sının, hakikatin olan kuvvelerini harekete geçir)! Muhakkak ki O, "HÛ"; Semî'dir, Alîm'dir. (Fussilet/36)

Semâların ve arzın anahtarları (özellikleri açığa çıkaran kuvveler O'na aittir) O'nundur! Yaşam gıdasını dilediğine göre yayar, genişletir veya daraltır! Muhakkak ki O, Bi-küllî şey'in (Esmâ'sıyla şey'i meydana getirmiş olan olarak) Alîm'dir (bilen). (Şura/12)

Yoksa "Allah hakkında bir yalan uydurdu" mu diyorlar? Eğer Allah dilerse senin kalbini (şuurunu) kilitler! Allah bâtılı mahveder ve kendi kelimeleri olarak Hakk'ı sâbit kılar! Muhakkak ki O, Esmâ'sıyla Zât'ınız olarak Alîm'dir! (Şura/24)

Yahut onlara erkekler ve dişileri eş yapar... Dilediğini de kısır kılar... Muhakkak ki O, Alîm'dir, Kâdîr'dir. (Şura/50)

Yemin olsun ki eğer onlara: "Semâları ve arzı kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Onları, Azîz ve Alîm olan yarattı" diyecekler. (Zuhruf/9)

 "HÛ"dur (Esmâ'sıyla) semâda da ilâh (olarak düşünülen), arzda da ilâh (olarak düşünülen)! "HÛ"; Hakîm'dir, Alîm'dir. (Zuhruf/84)

(İrsâl olanın) Rabbinden Rahmet olarak! Muhakkak ki O; "HÛ" Semî'dir, Alîm'dir. (Duhan/6)

İmanlarının kat kat artması için, iman edenlerin kalplerine sekine (sükûn, güven duygusu) inzâl eden "HÛ"dur! Semâlar ve arzın orduları Allah içindir! Allah Alîm'dir, Hakîm'dir. (Fetih/4)

O zaman hakikat bilgisini inkâr edenler, kalplerine hamiyeti (köylülük-cahillik gururu), cahillik tutuculuğunu (yeniye kapalılık) yerleştirmişlerdi... Allah, Rasûlüne ve iman edenlere sekine inzâl etti ve onları kelime-i takva (lâ ilâhe illâllah) anlayışında sâbitledi... Onlar bu sözü bizâtihi yaşayarak hak etmiş ve ehil kimselerdi... Allah her şeyi Alîm'dir. (Fetih/26)

Ey iman edenler... Allah'ın ve O'nun Rasûlünün önüne (beşerî düşünce ve yorumlarınızla, değerlendirmelerinizle) geçmeyin; Allah'tan (şartlanmaya dayalı değer yargılarınızın sonuçlarını kesinlikle yaşatacağı için) korunun! Muhakkak ki Allah Semî'dir, Alîm'dir. (Hucurat/1)

Allah'tan bir lütuf ve bir nimet olarak... Allah, Alîm'dir, Hakîm'dir. (Hucurat/8)

Ey insanlar... Muhakkak ki biz sizi (hep aynı şekilde) bir erkek ile bir dişiden yarattık (Adem hariç kaydı yok bu bildirimde); tearuf (tanışıp birbirinizden farklı özellikleri, kemâlâtı elde) edesiniz diye sizi ırklar-türler ve toplumlar olarak oluşturduk... Muhakkak ki Allah indînde sizin en ekreminiz (en şerefliniz), sizin en muttaki (hakikate uygun şekilde) yaşayanınızdır! Muhakkak ki Allah Alîm'dir, Habîr'dir. (Hucurat/13)

De ki: "Din anlayışınızı Allah'a mı öğretiyorsunuz?! Allah, semâlarda ne var ve arzda ne var bilir... Allah, Bi-küllî şey'in Alîm'dir." (Hucurat/16)

 (İbrahim'in misafiri melekler) dediler ki: "İşte böyle! (Bunu) Rabbin dedi... Muhakkak ki O, Hakîm'dir, Alîm'dir.” (Zariyat/30)



"HÛ"dur, Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın ("HÛ"dan gayrı olarak hiçbir şey yoktur)! O Bi-küllî şey'in (Esmâ'sıyla her şey'i yaratmış olan olarak) Alîm'dir (Bilen'dir şeylerin tamamını)! (Hadid/3)

Geceyi gündüze dönüştürür, gündüzü de geceye dönüştürür! O, sadırların zâtı olarak (içlerindekilerin Esmâ'sıyla hakikati olarak) Bilen'dir! (Hadid/6)

Bundan daha az da olsalar, daha çok da olsalar; nerede olursa olsunlar mutlaka O, onlarla beraberdir (Esmâ'sıyla, "yok"ken var kıldığı için - Mâiyet sırrı)! Sonra kıyamet sürecinde yaptıklarını (açığa çıkaran olarak) kendilerinde haber verir! Muhakkak ki Allah Bi-küllî şey'in (şey'in Esmâ'sıyla hakikati olarak) Bilen'idir. (Mücadele/7)

"HÛ" Allah, tanrı yok, sadece "HÛ"! Gayb ve şehâdeti daimî bilendir! "HÛ", er-Rahman (tüm El Esmâ özelliklerini mündemiç olan) er-Rahîm'dir (tüm El Esmâ özelliklerini açığa çıkaran-o özelliklerle Efâl âlemini seyrinde yaşamakta olan). (Haşr/22)

Ey iman edenler... İman eden kadınlar hicret ederek size geldiklerinde, onları sorgulayın. Allah onların imanlarını iyi bilir! Eğer onları iman etmiş kadınlar görürseniz, onları hakikat bilgisini inkâr edenlere geri döndürmeyin! Ne bunlar onlara (küffara) helaldir, ne de onlar bunlara helal olurlar! Onlara (küffara) infak ettiklerini (mehrlerini) verin. Onların (bu kadınların) mehrlerini kendilerine verdiğiniz vakit, onları nikâhlamanızda sizin üzerinize bir vebal yoktur. Hakikat bilgisini inkâr eden kadınların nikâhlarını tutmayın... Harcadıklarınızı geri isteyin; onlar da harcadıklarını istesinler. Bu size Allah'ın hükmüdür... Aranızda hükmediyor. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir. (Mümtehine/10)

Elleriyle yaptıkları yüzünden onu (ölümü) ebediyen temenni etmezler! Allah zâlimleri Alîm'dir! (Cum’a/7)

Semâlarda ve arzda ne varsa bilir! Gizlediklerinizi de, açığa çıkardıklarınızı da bilir! Allah içlerinizin zâtı olarak Alîm'dir! (Teğabün/4)

Bi-iznillah (Allah'ın, hakikatin olan Esmâ'sı elvermedikçe) hiçbir musîbet isâbet etmez! Kim hakikatinin Allah Esmâ'sı olduğuna iman ederse, ona şuurunda hakikati yaşatır! Allah Bi-küllî şey'in (Esmâ'sıyla her şeyde olarak) Alîm'dir. (Teğabün/11)

Gayb ve şehâdetin Âlim'idir, Azîz'dir, Hakîm'dir. (Teğabün/18)

Allah size, ettiğiniz yeminleri (kefaretini ödeyerek) çözmeyi farz kılmıştır! Allah sizin Mevlâ'nızdır. O, Alîm'dir, Hakîm'dir. (Tahrîm/2)

Hani O Nebi (Hâtemün Nebi), eşlerinden birine (Hafsa'ya) sır olarak bir söz söylemişti. Ne zaman ki (Hafsa) onu (Ayşe'ye) haber verip, Allah da onu O'na (Hz.Rasûlullah'a) izhar edince; (Hz.Rasûlullah) o sözünün bir kısmını açıklamış ve bir kısmından vazgeçmişti. Nihayet (Hz.Rasûlullah) o sözü Ona (Hafsa'ya) haber verince (Hafsa) dedi ki: "Bunu sana kim haber verdi?" (Rasûlullah da) dedi ki: "Alîm, Habîr (olan) bana haber verdi." (Tahrîm/3)

Düşündüğünüzü ister içinizde tutun ister açığa vurun! Muhakkak ki O, sadırların (içinizin-bilincinizin-şuurunuzun) zâtı olarak Alîm'dir. (Mülk/13)

Allah dilemedikçe siz (Onu) dileyemezsiniz! Muhakkak ki Allah Alîm Hakîm'dir. (İnsan/30)

"İLİM SIFATI",

"O"NUNDUR!



(O,) gayb’ın bilenidir (ilim sıfatı O’nundur)... Kendi gayb’ı üzere bir kimseyi izhar etmez/muttali kılmaz. Irtiza ettigi (seçtigi; arındırdıgı) bir Rasûl müstesna... Muhakkak ki O (Allah), Onun (O Rasûl’ün) önünden ve arkasından rasad (gözeten, koruyan) koyar. Ta ki Rablerinin risaletlerini gerçekten teblig ettiklerini (Allah) bilsin (amel mertebesinde izhar etsin)... (Allah) onların katında olanları (B sırrınca) ihata etmis ve herseyi aded olarak ihsa (tesbit, zabt) etmistir. (Cinn/26-28)

"ALLAH'IN İLİM SIFATI"NIN ZUHURU

  • "Evvel", "Âhir", "Zâhir", "Bâtın" isimleriyle ifade edilen  "O Tek" mânâ...

  • "Allah'ın ilmi"ndeki "İlmî Sûretler"

  • “Âlemler"

  • "İlim Sıfatı"nın açığa çıkışıyla varolan "ilmî sûretler"

  • Kâinat

  • İlim Sıfatının "Nokta"daki şuursal açılımı

  • "ilim sıfatının tafsili"

  • “Nokta”nın varlığı

  • “Nokta”lar düzlemindeki, ilmî-şuursal açılımlar

  • "Küllî Akıl" denen "Tek Akıl"

  • Çok boyutlu “TEK KARE” bilginin; algılayan bilgi birikimlerinin algılamalarına GÖRE kabul edildiği çok kareler

  • Mânâ Sûretleri

  • "Musavvir"in meydana getirdiği "Mânâların sûretleri"

  • Seyretmeyi dilediği mânâlara uygun suretler

  • "İlminde" yaratılanlar

  • İlmi ilâhideki “ilmî sûretler”

  • "İlim"de varolmuş “ilmî suret”ler

  • Esmâ âleminin tenezzülü (anlamın algılanışı) ile oluşan “melekût” âlemi ve tüm getirisi

  • Şuurlu ve bilinçli “NOKTA”nın varlığındaki isimlerin işaret ettiği özellikler(Algılanan ve algılanamayan, bilinen ve bilinmeyen her şey)

  • Ancak ve sadece, ilim boyutunda ve "İSMEN" var olan; bunun dışındaki varlıkları ise, "yok"tan ve "hayâl"den ibâret olanlar

  • Varlıkları emanet olanlar

  • (İlim boyutunda varlarsa...) "Var kabul edilişleri" itibariyle olan

  • Tüm varlıkların yalnızca “ilmî sûretler” (sanal=var olarak algılanan) hâli

  • “Var”lık kokusu dahi almamış olanlar

  • Sayısız Allah isimleri ile işaret edilen özelliklere sahip “TEK”illik boyutunda (“Vahidiyet”), yani, “tek kare resim”de mevcut bulunan özellikler

Evrendeki her şey aslında çok boyutlu “TEK KARE” bilgiden ibaret olmasına rağmen; algılayan bilgi birikimlerinin algılamalarına GÖRE, çok kareler olarak kabul edilmektedir. -İlim sıfatının açığa çıkışıyla var olan ilmî sûretler!-

Her an sürekli etkileşen; gelenlerle her an yeni bir hâl, yeni bir şan alan, “bilgi” birikimlerinin oluşturduğu “dalga” okyanusu!.



Bilgi” ve “dalga” aynı şeyin  algılayana göre iki ayrı değerlendirilişi!... Sureti itibariyle  “dalga”; mahiyeti veya muhteviyatı itibariyle “bilgi”!.

Bedeni ve beyni oluşturan da, gerçekte, “bilgi”den başka bir şey değildir!.



Bilgi, Rasûlullah’ın, “Allah” ismiyle işaret ettiğinden açığa çıkan; evren içre evrenler suretinde algılanan, “nefh” olmuş “nefesi Rahman”dan başka bir şey değildir!.

Nokta, ilm-i ilahîdir.

Bilgi”, Allah isimleri, diye geçmişte açıklanmış olan özelliklerin, manâ sûretleridir.



Evren içre evrenler, adeta koni içre koniler olması itibariyle, ortak bir “nokta”dan varlıklarını almaktadırlar.



Çünkü “nokta”nın varlığı, “ilim sıfatı” diye anlatılan “nokta”lar düzlemindeki, ilmî-şuursal açılımlardır. “Akl-ı evvel” diye bahsedilen, ilim sıfatının “nokta”daki şuursal açılımıdır.

Holografik gerçeklik doğrultusunda tüm konisel projeksiyonlar ve bunun hâsılası olan “göresel bilinçler”, varlıklarını, kendi derûnlarındaki “nokta”larından alırlar. “Allah âlemlerin Rabbidir” işareti de, müşahede edebildiğimiz kadarıyla bize bunu anlatır...

İşte bütün bu gerçeklikler doğrultusunda…



Allah Rasûlü Muhteşem Bilinç, bize, içinde yaşadığımız, “sünnetullah” denen sistem ve düzenin yapısını anlatmıştır; kendindeki Hakikat “nokta”sından, bilincine gelen Cebrâil’î kuvve bilgisi doğrultusunda; “İKRA” hükmüyle “OKU”yarak sistemi ve “sünnetullah”ı!..

Bildirmiştir ki Allah Rasûlü ve son Nebîsi Muhammed Mustafa aleyhisselâm…



Tanrı yoktur ve tanrılık kavramı sözkonusu değildir; yalnızca ALLAH ismiyle işaret edilen vardır! ALLAH, tapınılacak dışımızdaki bir tanrı değil, kulluk edilen özümüzdeki Rabbimizdir (varlığımızı meydana getirip her an onu yeni hale sokan).

Dünya yaşamı süresince kişiden ne yolda bir kulluk açığa çıkmışsa (düşünsel-bedensel), ötesinde (âhıretinde) bunun getirisini-sonuçlarını yaşayacaktır.

VARLIĞIN ASLI ÜZERİNDE “ALLAH’IN İLMİ” VE KENDİSİNDEKİ ESMÂSININ ÖZELLİKLERİ HÂKİMDİR VE TASARRUFLUK MEDANA GETİRİR

[Bkz.İ/İlim/"İlim"in fiillere dönüş sınırı(Soyut olan sırf mânâ ile çokluk arasındaki sınır-Soyutun somuta döndüğü sınır-Mücerretin müşahhasa döndüğü sınır-Eylemin-fiilin-oluşumların başladığı sınır-Düşüncenin, İlmin, Bilincin eyleme dönüş sınırı-"Arş"]

EVRENDEKİ HOLOGRAFİK BİLİNÇ

 "ALLAH’IN “İLİM SIFATI“NDANDIR



ALLAH” adıyla işaret edilen ise, "Âlim" isminin işaret ettiği üzere, ilim sahibidir. “Hayat”tan sonra, gelen ikinci zâtî sıfatı itibariyle İLİM sahibidir. Ve nihâyet  “ZÂTÎ İLİM”DİR!

Evren, gerçeği itibariyle holografik tümel yapıdır. Ancak bu tümel yapı, sonsuz sayıda, bakılınca parçacık özelliği gösteren değişik frekanslı dalgalardan oluşmuştur! Her dalgaboyu paketi ancak kendi türünden olan dalgalar tarafından algılanabilmektedir! Böylece de çokluk kavramı ortaya çıkmaktadır.

Evrendeki holografik bilinç ise, "Allah’ın ilim sıfatı”ndandır; ve holografik esasa göre her zerrede, parçacıkta, dalgada tümüyle mevcuttur!

"İnsan" da Hakikati itibariyla bu ÖZ`den gelme "NEFS"teki bilinçten ibârettir!



“İLİM SIFATI”NIN MÂNÂSIYLA OLUŞMUŞTUR BU KÂİNAT…

VE DİĞER ESMÂLAR BUNU PEKİŞTİRMİŞTİR.



 “Allah”ın vasıfları” diye anlatılan Allah’ın İlim sıfatı, Allah’ın kudret sıfatı bizim bugün söylediğimiz “Kozmik Bilinç” adını taktığımız, “Evrensel Bilinç” adını taktığımız şeyden başka bir şey değil… Tâbir değişikliği var.

Allah’ın ilim sıfatının zuhurudur bu Kâinat!. O ilim sıfatının mânâsıyla oluşmuştur, diğer esmâlar bunu pekiştirmiştir. diye mecâzî anlattığımız olay esasında bugün bilimsel olarak târif ettiğimiz şeyden gayrı bir şey değildir.

Yani Din ve bilim iki ayrı şeyi anlatmıyor ve incelemiyor!.

Mevcud tek bir şey var. Bu şey geçmişte o günün şartları içinde DİN kavramı kapsamı içinde anlatılmış mecâzî ifadelerle, biz onun anlatığı aynı şeyi bugün gelişen bilim ve teknoloji ile çözüp deşifre edip anlamağa çalışıyoruz; başka isimler veriyoruz… Halbuki ayrı ayrı isimlerle anlatılan, hep aynı Tek yapı!. Ve tek yapı, bilimsel ifadesiyle, ENERJİden meydana gelmiştir... Evrende algılanan ne varsa bu enerjiden meydana gelmiştir.. ..

Yani din diliyle “Kudretullah”dan…



 “NOKTA”NIN

İLİM MERTEBESİNDEKİ İLMÎ AÇILIMI İLE

 "MELEKÛT ÂLEMİ"(Evren içre evrenlerin meydana geldiği “salt enerji okyanusu”)

MEYDANA GELMİŞTİR.



İsmi “ALLAH” olarak bildirilen, her türlü beşeri anlayış ve kapsamsal kavramın ötesinde olarak, yalnızca “HU” yani sadece “O” olarak tanımlanır (ki bu boyuta “âlemi lâhut” da tabir edilir).

HU”, evren içre evrenleri, ilminde, ilmiyle, bir “NOKTA”dan yaratmıştır!

O “nokta”, “HU” zamiriyle işaret edilenin, ilminde açığa çıkardığı özelliklerinin varlığıyla var kılınmış şuurlu bir çekirdektir (heyûla); “Hakikati Muhammedî”dir (âlemi ceberûttur)!.

Algılanan ve algılanamayan, bilinen ve bilinmeyen her şey, bu şuurlu ve bilinçli “NOKTA”nın varlığındaki isimlerin işaret ettiği özellikler ile gene ilimde varolmuş “ilmî suret”lerdir.

Bu “nokta”nın ilim mertebesinde ilmî açılımı ile “melekût âlemi” meydana gelmiştir ki bu mertebe, evren içre evrenlerin meydana geldiği “salt enerji okyanusu”dur. Burada çokluktan, çokluğa ait sayısallıktan ve birimsellikten söz edilemez!.

Buraya kadar açıklanan durum, Hazreti ÂLİ’nin “bu AN o AN’dır” işaretinin ihtiva ettiği “nokta”dır; ki bu, ezelden ebede böyledir ve hiç değişmez!.

İşte bu “nokta” içinde, “nokta”nın varlığındaki Allah isimlerinin, değişik bileşimler hâlindeki açığa çıkışları ve bunların yapıları gereği algılamaları, “GÖRESELLİĞİ” ve çokluk (kesret) kavramlarını oluşturmuştur (nâsut âlemi).


İLİM SIFATINDAN PROGRAMLANMA

Kudret”, sıfat mertebesidir. Muhammedî ilim ise, Zât’tan gelir!

Sıfat mertebesinin kemâlâtından ve kudret sıfatının özelliklerini açığa çıkarabilecek şekilde yaratılan İsa aleyhisselâm zaten bu yüzden “kudret” sıfatıyla zâhir olmuştur; bu yüzden de getirdiği ilim anlaşılmamıştır.

İlmin anlaşılır olması için, o kişinin fıtratının ilim sıfatından programlanması gerekir!


"İLİM SIFATI"NIN AÇIĞA ÇIKIŞI

MUHAMMED ALEYHİSSELÂM İLE

GERÇEKLEŞMİŞTİR

 

İLİM SIFATI ANCAK



ZÂT’INA SEÇTİKLERİNDE(Muhammed Ümmetinde)

AÇIĞA ÇIKAR



İnsan, aynası olmadan kendini görebilir mi?..

Aynaya bakarak insan, kendini tanır!.

İnsan, Allah'ın yeryüzündeki halifesi ise; kendindeki halife olma özelliğini de bir aynada seyrederek tanımak zorundadır!..

Kişide kudret sıfatının açığa çıkması ayrı şeydir... İlim sıfatının açığa çıkması çok çok ayrı şeydir!..

Kendini tanımak, hakikatını bilmek ancak ilim sıfatının açığa çıkmasıyla mümkündür... İlim sıfatının açığa çıkması da topluma dönük olarak; Muhammed Aleyhisselâm ile gerçekleşmiştir...

Kudret sıfatı da en geniş şekliyle Deccal'da açığa çıkacaktır!.

İlim sıfatı, ancak Zâtına seçtiklerinde açığa çıkar... Kudret sıfatından daha faziletlidir!...

İlim sıfatı ise o devirde Mehdi'de de açığa çıkmaktadır!.. Bu yüzden de Mehdi, Deccal’den değerli olmuştur!...

Daha önceki kavimlerde de kudret sıfatının açığa çıkmasıyla büyük gelişmeler yaşanmıştır o toplumlarda... Medeniyet ve teknoloji olarak bizden çok daha ileri toplumlar da olmuştur geçmişte... Ama ne var ki o toplumların hiç biri Muhammed Ümmetindeki İlim zuhuruna ulaşmamıştır!

Bunun sonucunda da kudret zuhûru onların zehiri olmuş ve helâk olmuşlardır!... Bu yüzdendir ki, ilimsiz kerâmet açığa çıkarmak bütün evliyaullah nazarında aybaşı gören kadının kanı; olarak nitelendirilmiştir!..

 Anlatabildim mi?...


KENDİNİ TANIMAK,

"HAKİKAT"İNİ BİLMEK,

ANCAK İLİM SIFATININ AÇIĞA ÇIKIŞIYLA MÜMKÜNDÜR!


Kendini tanımaktan murad, bedenini veya vücudundaki “nefs”im dediğin tabiatını, tanımak demek değildir!.

Aslın olan külli mânâdaki “nefs”i tanımaktır, ki ki gerçek benliğin ve hakikatın da O`dur.

Sen, terkibin hükmüyle; terkibini meydana getiren isimler ve bunların ağırlık oranları itibariyle, Rabbinin kulusun ve varlığının sıfatları ve zâtı itibariyle de Allah'dan gayrı bir varlık değilsin.

Zâtını ve sıfatlarını tanıdıktan sonra, senden zuhur eden tüm mânâların da ilâhî isimlerin neticesi oluştuğunu müşahede edebilirsen, işte o zaman, sana hakikatı tanıma yolu açılır. Ve sen, kendini, benliğin itibariyle, tüm varlıkta çeşitli sûretler ve mânâlar şeklinde tanırsın.



Her BİRİMİN yaratılış amacından gayrı işlevi yerine getiremeyeceğini idrâk; kendini tanımanın ilk basamağıdır!. Bunun evveli, ise dedikodu!.

Kendini tanımak,hakikatını bilmek ancak ilim sıfatının açığa çıkmasıyla mümkündür.Yani, “nefs” dediğimiz şey, aslında külli bir varlıktır..

Tüm varlıkların “nefs”i, Tek bir “Nefs”dir. Bu noktaya ve görüşe gelebilmektir önemli olan.

Vücud”un varlığını yok etmeyi, öldürmeyi, ortadan kaldırmayı ileri sürenler olanaksızdan sözetmektedirler; meselenin aslını ifade edememekten dolayı!. Çünkü onların diliyle de gerçeği örtmeyi murad ediyor Kendisi!.



Kendini tanımadan asıl gaye, Zâtını tanımaktır... Zât ise tektir!.

Ya özünüze yönelirsiniz, ya da dışa yani çevrenize.

İşte burada bu gerçek anlatılarak "ÖZ"ün tanınması için yapılması gereken şey anlatılıyor. Dıştan içe yönel!.

Evet, yapılacak iş, fizik mânâda kopmak ya da çıkmak değil, daha tafsilâtlı kendini tanıyabilmek için, dışa yönelimi azaltmak. Ve."Nefs"ten çıkmak!. "BENLİK"siz kalmaktır!."

Kendini TANI, ise amaç; kendini tanımaktan murad kendindeki ilâhi sıfatları yaşamaktır!.

Kendini önce beden olarak tanırsın... Sonra idrâk edersin veya takliden kabul edersin ki bir de ruhun varmış.... bu derinliğine giden bir görüş keskinliğine yol açar; “basiret” de denir...

Bunun da ötesine geçebilirse idrâkın... Tüm varlığın (elbette ben dediğin de buna dahil) asıl kökeni meleki boyutmuş; bunu farkedersin... Bu boyutu farketmeden, anlamadan, idrâk etmeden, hissetmeden kendi hakikatını kavraman, hissetmen de kesinlikle mümkün değildir!. hele ki ötesine geçmek!. Bu gerçekleşmeden, ötesinden sözetmek, ancak lâf salatası olur!. Yani, takliden yapılan konuşmalar!.

İnsanın veya daha geniş kapsamlı anlatımıyla varlıkta var olan herşeyin kökeni Dinde Meleki yapı olarak isimlendirilmiştir... Dolayısıyla insanın varlığı gerçekte bir meleki yapı ve özellikler toplamıdır...



İnsan kendi hakikatını anladığı anda meleki boyutta kendini tanımaya başlar...

Tasavvuftan amaç da insanın kendi orijinini tanıması çalışmalarıdır...

Kişi kendi özüne doğru olan bu yolculuğu yapmazsa, cennet ortamının meleki varlığı olmak yerine ruh boyutunda hakikatten perdeli olarak yaşamak zorunda kalır...

Allah, “İNSAN” olanı kendi “halife”si olduğunu idrâk edip gereğini yaşaması için; yani, kendi bakışıyla varlığa bakıp, kendi değerlendirmesiyle varlığı değerlendirsin; kendi ahlâkıyla ahlâklanmış olarak yaşasınlar diye yarattı...

Ve bunun için de “İNSAN” olana kendini tanımayı kolaylaştırdı...


Yüklə 1,51 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   13




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin