“yeni TÜRKİYE”Yİ kuracak zafer iÇİn beşERİ ve mali kaynaklarin yönetiMİ


Yunanistan ve İngiltere’de Hükümet Değişikliği



Yüklə 0,75 Mb.
səhifə8/14
tarix02.08.2018
ölçüsü0,75 Mb.
#65905
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   ...   14

Yunanistan ve İngiltere’de Hükümet Değişikliği

Yunanistan’da 20 Eylül’de Albay Plastiras'ın önderliğinde Anadolu'dan kaçan subay ve erlerin başlattığı ve 24 Eylül’de önderliğine Albay Gonadas’ın getirildiği bir ihtilâl gerçekleştirilmiştir. İhtilâlciler, 26 Eylül’de ihtilâlin başladığını duyurmuş; Kral'ın tahtı veliahdına bırakmasını, Millet Meclisi'nin dağıtılmasını, hemen yeni seçimlerin yapılmasını istemişler; Hükümet'in istekleri yerine getirmemesi halinde Atina'ya yürüyeceklerini söylemişlerdir. Bu ultimatom üzerine, Kral Konstantin, 27 Eylül’de tahtı oğlu II. Georgios'a bırakmıştır. Atina'da Pangalos başkanlığında bir ihtilâl mahkemesi kurulmuştur. 28 Eylül’de Yunanistan'da Kral II. Georgios tahta çıkmıştır. Aynı gün, Venizelos'un tekrar iktidara getirilmesini isteyen ihtilâlciler, “Küçük Asya Felaketi”nden sorumlu tuttukları eski Hükümet üyesi Başbakanlar Dimitri Gunaris, Petros Protopapadakis, Nikolaos Stratos, Savaş Bakanı Nikolaos Theodakis, Dışişleri Bakanı Georgios Baltacis, Küçük Asya Ordusu Başkumandanı Georgios Hacınesti, Tümamiral Mihail Gudas ve Tümgeneral Ksenefon Stratigos'u tutuklamışlardır. Askeri Mahkeme, 28 Kasım’da söz konusu kişileri Küçük Asya Felaketinden sorumlu tutarak suçlu bulacak ve kararın ardından aynı gün altı kişi idam edilecektir. Kral Konstantin, 30 Eylül’de Yunanistan'ı terkedecektir.

İhtilâlle birlikte, Yunanistan’da askeri darbe hükümetleri dönemi başlamıştır. General Anastasios Charalambis bir günlüğüne 30 Eylül’de, Sotirios Krokidas 30 Eylül 1922-27 Kasım 1922 tarihleri arasında ve Albay Stylianos Gonatas 27 Kasım 1922 tarihinde yeni hükümeti kurmuşlardır.77 İhtilâlciler Trakya’nın teslim edilmemesi üzerinden Anadolu’da direnmeye çalışacaklar, 3 Ekim’de Yunanistan Başkumandanlığına savaş hazırlıklarının bir parçası olarak General Nider’i atayacaklar; ancak, Mudanya Ateşkes Anlaşması’nı imzalamak zorunda kalarak Anadolu’da yeni bir adım atma şansı bulamayacaklardır.78 Küçük Asya Felaketi, Krallıkla yönetilen Yunanistan rejim tartışmalarını da başlatacaktır. 16 Ekim’de Renin Gazetesi’nde yayımlanan bir yazıya göre, Yunanistan’da Cumhuriyet tartışılmaktadır. Yazıda, Cumhuriyet Partisi Başkanı'nın Yunanistan'da cumhuriyet ilan edilmesini isteyen demecinin, Yunanistan'da cumhuriyet tartışmalarını başlattığı yazılmıştır.

13 Ekim’de Fener Rum Patrikhanesi, Patrik Meletios’un önerisi ve cismani ve ruhani heyetlerin katılımıyla, Patrikhane'nin Yunanistan'a taşınması konusunu görüşmüştür. Yunanistan Hükümeti de 22 Ekim’de bozulan Patrikhane-Yunanistan ilişkilerini yeniden tesis etme yönünde bir adım atmıştır. İhtilâlden sonra kurulan yeni hükümetin temsilcisi Simopolos, Hükümeti adına 22 Ekim’de Fener Rum Patrikhanesi Patrik Vekili Meletios'u ziyaret etmiştir.

İngiltere’de ise Mudanya Ateşkes Anlaşmasının imzalanmasının hemen ardından 19 Ekim’de Lloyd George Hükümeti istifa etmiştir. Avam Kamarası Başkanı Chamberlain’in Lloyd George’u desteklemesine rağmen, Lloyd George'a karşı olan Bonar Law, Muhafazakar Parti'nin başına geçmiş ve 333 milletvekiliyle koalisyonun en güçlü ortağı Muhafazakar Parti, Hükümet'ten çekilme kararı almıştır. İttifakın bozulmasıyla, Lloyd George istifa etmek zorunda kalmıştır. 23 Ekim'de Bonar Law kabinesi kurulacak; 15 Kasım’da yapılacak genel seçimleri de Muhafazakar Parti kazanacaktır.

Bonar Law’ın, Lloyd George’a karşı çıkışının temelinde dış politika ve askeri müdahalelerde izlenen stratejiler vardır. 7 Ekim’de The Times ve Daily Express Gazetelerine verdiği demeçte Bonar Law, Lloyd George kabinesini şu sözlerle eleştirmiştir: "Biz yalnız başımıza dünyanın polisliğini yapamayız. Ülkemizin malî ve sosyal durumu bunu imkânsız kılmaktadır." Ancak, tam bu noktada karşımıza ilginç bir durum çıkar. Karşı çıkışın başlıca nedenlerinden biri dış politika olmuş olsa da, Bonar Law, dış politikanın en önemli aktörlerinden birini, Dışişleri Bakanı Lord Curzon’u değiştirmemiştir. Lord Curzon, Türkiye ile Lozan’da barış imzalayacak İngiltere Hükümeti’nin sözcüsü olacak ve savaşın diplomasi ayağında önemli bir rol üstlenecektir.



Mudanya Ateşkes Anlaşması (Mudanya Mukavelei Askeriyesi)79

Mudanya Ateşkes Anlaşması, 3-11 Ekim 1922 tarihleri arasında gerçekleşen Mudanya Konferansı’nın sonunda İtilâf Devletleri ve Büyük Millet Meclisi Hükümeti arasında imzalanmıştır. Anlaşma, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’nin yerine geçmiş; bir başka deyişle, eski mütarekeyi geçersiz kılmıştır.80

Mudanya Konferansı’na, İtilâf Devletleri adına İngiliz Generali Harington, Fransız Generali Charpy ve İtalyan Generali Mombelli katılmıştır. Ankara Hükümeti adına konferansa katılan İsmet Paşa, konferans başkanı seçilmiştir. General Harington, 3 Ekim’de İtilâf Devletlerinin projesini sunmuştur. Konferansın ilk gününde İtilâf Devletleri generallerinin Doğu Trakya'nın sadece boşaltılmasıyla görevlendirildikleri, devir konusunda yetkilerinin olmadığı konuşulmuştur. Aynı gün, Sovyetler Birliği Sefiri Aralof, Hariciye Vekâleti'ne bir nota vererek, İtilâf Devletleri ile toplanan konferans konusunda kendilerinin haberdar edilmeyişinin Sovyetler Birliği ile daha önce imzalanan anlaşmalara aykırı olduğunu söylemiş ve Trakya'nın İtilâf Devletlerince işgaline razı olunmasını kınayarak, bunun Sovyetler Birliği aleyhine olduğunu ifade etmiştir.

Meclis’in gizli oturumunda Mustafa Kemal Paşa’nın, Mudanya Konferansı’nın neticesine etki etme amacı taşınmadığını söylemesine rağmen, Konferansın ikinci günü olan 4 Ekim’de Büyük Millet Meclisi, Müttefik Devletler’in 23 Eylül 1922 tarihli notasına cevabi bir nota kabul etmiştir. Nota’da, Sulh Muahedesinin müzakere ve akdi için 20 Ekim 1922 tarihinde İzmir'de toplanılması önerilmiştir. Boğazlar konusuyla yakından ilgileri nedeniyle Rusya, Ukrayna ve Gürcistan'ın Boğazlar meselesinin görüşüldüğü oturumlara davet edilmesi istenmiştir. İstanbul ve Marmara Denizi'nin masuniyetini temin etmek şartıyla Boğazlarda serbesti ve Türkiye'nin hâkimiyet ve istiklâli ve şarkta sükûn ve müsalemeti [iki taraf arasında barışın sağlanması] hakkiyenin tesisiyle ekalliyetlerin hukukunun kabul edilmesi konusunda bir ihtilâf olmadığı ifade edilmiştir. Türkiye'nin Cemiyeti Akvam'a üye olmasına yardım edileceğinin söylenmesine teşekkür edilmiştir. Nota’nın verildiği gün İsmet Paşa, Konferansa Ankara Hükümeti’nin teklifini sunmuştur. Teklifte, Yunanistan'dan teslim alınacak bölgede, Müttefik birliklerinin bir ay kalmasına karşı çıkılmış; bu birliklerin teslime mukabil bölgeden çekilmesi istenmiştir. İsmet Paşa, Konferans biter bitmez Türk birliklerinin ileri harekâta geçmekte serbest olacağını söylemiş ve Trakya'ya geçirilecek jandarma birliklerinin sayısı hakkında yükümlülük altına girmemeye çalışmıştır.

5 Ekim’de Ankara Hükümeti’nin Doğu Trakya’da Türk idaresi kurulması ve Karaağaç’ın Türk malı olduğunu iddia etmesi üzerine görüşmelere ara verilmiş; Müttefik Devlet temsilcileri İstanbul’a geçmiştir. Müttefik Devletler’in 6/7 Ekim’de Paris’te gerçekleştirdikleri görüşmeler sonucunda aldıkları kararların 8 Ekim’de Müttefik Devletler generallerine ulaşması üzerine Konferans yeniden başlamıştır. Müttefik Devletler, Doğu Trakya’nın Türkiye’ye iadesine ve Sovyetler Birliği’nin barış konferansına davetine karar vermişlerdir. Aynı gün, Müttefik Devletlerin bir kez daha tarafsız bölgeyi hatırlatması üzerine, İsmet Paşa, tarafsız bölgenin tanınmadığını beyan etmiştir. Ancak, bu beyanatın savaş ilanı olarak anlaşılması imkansızdır. Çünkü hemen bir gün sonra 9 Ekim’de Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa'dan tekliflere yeni bir savaşa mahal verecek şekilde karşı çıkılmamasını isteyecek; Karaağaç'ın Yunanistan'da kalmasına şimdilik razı olabileceklerini bildirecektir. Meclis’in aynı gün yapılan gizli oturumunda, Mustafa Kemal Paşa, maksadın Boğazlardan ve İstanbul'dan adeta bahsetmeksizin, Trakya'yı muharebesiz düşmanın ordu ve idaresinden temizlemek olduğunu; ancak, şu anda karşıda Yunanistan olmadığı, İtilâf Devletleriyle karşı karşıya bulunulduğu için hareketin daha ciddi bir şekilde düşünülmesi gerektiğini söylemiştir. Müttefik Devletler, 9 Ekim’de Ankara Hükümeti ve Yunanistan’a yeni bir protokol taslağı vermiştir.

Mudanya Konferansı gereğince Tuğgeneral Refet Paşa, İcra Vekilleri Heyeti tarafından 9 Ekim’de TBMM Hükümeti adına Doğu Trakya'yı teslim almakla görevlendirilmiştir. 10 Ekim’de Meclis’in gizli oturumunda, İsmet Paşa’ya, Mudanya Konferansına sunulan protokolü imzalama yetkisi verilmiştir. Batı Trakya’nın protokol kapsamında bulunmaması eleştirisine ise, Mustafa Kemal Paşa, Ankara Hükümeti’nin bütün dünyayı kurtaramayacağı sözü ile karşılık vermiştir.

11 Ekim’de Mudanya Ateşkes Anlaşması imza ve teati edilmiştir. Yunan Generali Hükümetten salâhiyet almadığından mukavelenameyi imzalamamış; Türkiye Murahhası Yunanistan Hükümetinin cevabı menfi olsa bile mukavelenamenin meriyete vaz'edileceğini söylemiş ve müttefik generaller namına Büyük Britanya Murahhası General Harrington Yunanistan Murahhaslarının imza etmemesinin haizi ehemmiyet olmadığını, Mukavelenamede tâyin olunan mühletler zarfında mevaddını tatbik ettirmenin müttefiklere aid olduğunu beyan etmiştir. Bu sözler ve imzacı taraflar, Kurtuluş Savaşı’nın asıl taraflarını da ortaya koymuş ve Müttefik Devletlerin taraflılığını kanıtlamıştır.81

Mudanya Ateşkes Anlaşması’nın maddeleri şu şekildedir.82



  1. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi üzerine Türk ve Yunan silâhlı kuvvetleri arasında çarpışmalar durdurulacaktır.

  2. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi üzerine Trakya'daki Yunan kuvvetlerinin gerisine çekilmesi istenecek çizgiyi, Adalar Denizi (Ege) ağzından Trakya ile Bulgaristan sınırının kesiştiği yere dek, Meriç'in sol kıyısı oluşturacaktır.

  3. Barış yapılmasına değin, olası her türlü karışıklıkların önüne geçmek için, Meriç'in sağ kıyısı, Karaağaç ile birlikte, Müttefik Devletlerce saptanacak yerlere yerleşmek üzere, onların askersel birliklerince işgal edilecektir.

  4. Edirne çevresine ulaşımı sağlayan demiryolu bağlantısının geçiş özgürlüğünü aksamadan sürdürmek için, Svilengrad (Cisri Mustafapaşa)'dan Kuleliburgaz'a dek Meriç'in sağ kıyısını izleyen demiryolu kesimi üç Müttefik Devlet ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ve Yunanistan'ın birer delegesinden oluşacak Karma bir Komisyonca, özel bir Sözleşme ile düzenlenecek, bir denetime bağlı tutulacaktır.

  5. Doğu Trakya'nın Yunan Kuvvetlerince boşaltılması işbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesi üzerine başlıyacaktır. Boşaltma yaklaşık on beş günlük bir süre içinde gerçekleştirilecektir.

  6. Jandarma da birlikte olmak üzere, Yunan sivil memurları en kısa bir süre içinde çekilecektir. Yunan memurları her yönetim bölgesinden çekildikçe sivil yönetim Müttefiklerin memurlarına bırakılacak ve onlarca da, olanaklı ise, o gün Türk memurlarına geçirilecektir. Bu el değiştirme işlemi Trakya'nın baştan başa Yunan kuvvetlerince boşaltılmasının bitimi üzerine, en çok otuz gün içinde son bulmuş olacaktır.

  7. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin, memurlarıyla birlikte, yerel düzen ve güvenliğin sürdürülmesi ve sınır ve demiryollarının korunması için, kesinlikle zorunluk duyulan sayıda, jandarma kuvvetleri de bulunacaktır. Bu kuvvetlerin toplamı, subaylarıyla birlikte, sekiz bini aşmayacaktır.

  8. Yunan kuvvetlerinin geri çekilmesi ve sivil yönetimin el değiştirme işlemi, başlıca Merkezlerde yerleştirilecek olan Müttefiklerarası Kurulların yönetiminde yapılacaktır. Bu Kurulların görevi, yukarıda sözügeçen çekilme ve el değiştirme işlemlerini kolaylaştırmaya aracılık etmektedir. Kurullar her türlü aşırılık ve şiddeti önlemeğe çalışacaktır.

  9. Bu Kurullardan başka, Doğu Trakya'yı Müttefik Kuvvetleri işgal edecektir. Yaklaşık yedi Taburdan oluşacak bu kuvvetler düzenin korunmasını sağlayacak ve sözkonusu Kurullara destek olacaktır.

  10. Müttefik Devletler Kurulları ile askerlerinin geri çekilmesi, Yunan kuvvetlerinin boşaltma hareketinin bitişinden otuz gün içinde gerçekleştirilecektir. Müttefik Devletler Hükûmetleri, düzenin sürdürülmesi ve Türk olmayan halkın korunması için yeterince önlem alındığı konusunda uyuşurlarsa, bu geri çekilme işi daha erken bir günde yapılabilecektir. Böylece, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti yönetimi ve jandarması bir bölgede düzenli bir biçimde görev yapmağa başlar başlamaz, Müttefik Kurulları ve kuvvetleri o bölgeden otuz günlük sürenin bitiminden önce çekilebilecektir.

  1. Müttefik Devletler kuvvetleri şimdi bulundukları topraklarda kalacaklardır. Bu topraklara, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, Barış Konferansının kararlarına değin, saygılı olmağı üstlenir. İşbu topraklar şunlardır: İstanbul Yarımadası ve Gelibolu Yarımadasında tespit edilen yerler.

  2. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, Barış Andlaşmasının onaylanmasına değin, Doğu Trakya'ya kuvvet geçirmemeği, orada bir ordu toplamamağı ve bulundurmamağı yükümlenir.

  3. Bu Sözleşme, imzasından üç gün sonra, 14/15 ekim 1922 gece yarısı yürürlüğe girecektir. Mudanya'da, Fransızca olarak, 11 Ekim 1922 günü imza edilmiştir.

Türkiye’de İkili İktidarın Sonu ve Rejim Değişikliği: Saltanatın Kaldırılması

İstanbul Hükümeti’nin Büyük Taarruz’dan sonraki tavrı, İstanbul’daki siyasi iktidarın niteliğini ve yönelimlerini ortaya koymak açısından çarpıcıdır. Hariciye Nâzırı İzzet Paşa, 14 Eylül’de İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold'dan Venedik Konferansı'nın toplanmasını istemiştir. Rumbold’un 15 Eylül ve 16 Eylül 1922 tarihli raporlarında belirttiği üzere, İzzet Paşa, Müttefiklerin, İstanbul ile Ankara Hükümeti arasında tampon rol oynamasını istemiş; belki şimdi Padişah'ın değiştirilebileceğini, ama Mustafa Kemal'in Osmanlı hanedanını deviremeyeceğini söylemiş ve İstanbul ile Ankara Hükümetlerini kaynaştırmak için girişimde bulunmayacaklarını belirtmiştir. İstanbul’daki iktidarın Osmanlı hanedanı üzerinde yükseldiği ve çıkarlarının Ankara Hükümeti’nin zaferi karşısında bile onunla uzlaşmayacak kadar farklılaştığı bu sözlerle ortaya konulmuş olur. Dahası, bu sözler, ikili iktidarın kendiliğinden sönümlenmeyecek ciddi bir mücadelenin ürünü olduğunu gösterir.

Hariciye Nazırı İzzet Paşa, 13 Ekim’de İngiliz Yüksek Komiserliği Baştercümanı Mr.Ryan'la görüşerek, barış konferansına iki ayrı Türk delegasyonunun çağrılmasını önermiştir. İstanbul Hükümeti'nin, bu öneriyi Ankara Hükümeti'ne iletmesi, Saltanat'ın ilgasına giden süreci başlatacaktır. İmzalanacak anlaşmanın içeriğini doğrudan belirleyeceği, savaşın son raundunu oluşturacağı için Türkiye adına anlaşmanın kimin tarafından imzalanacağı önemlidir. Türkiye’nin uluslararası hukuktaki yerini ve devlet düzenini belirleyecek bir barış anlaşmasının kimin tarafından imzalanacağı meselesi, ikili iktidarın mevcut haliyle devam edemeyeceğini gösterecek ve iktidar mücadelesini kızıştıracaktır. Dolayısıyla Saltanatın kaldırılması, uluslararası boyutu asla göz ardı edilmemesi gereken bir iktidar ve rejim değişikliği olacaktır.

Sadrazam Tevfik Paşa, 17 Ekim’de Mustafa Kemal Paşa'nın şahsına hitaben sulh konferansıyla ilgili bir telgraf gönderir. Tevfik Paşa, İstanbul ve Ankara Hükümetlerinin her ikisinin de heyet göndereceğini verili kabul etmekte; sulh görüşmelerine gidecek İstanbul ve Ankara heyetleri arasında birliğin sağlanması için öncesinde görüşülmesini ve bunun için de Ankara Hükümeti adına bir kişinin gizli olarak İstanbul'a gönderilmesini istemektedir.83 Mustafa Kemal Paşa, 18 Ekim’de cevaben yolladığı telgrafta, “tarihi teessüsünden beri Türkiye mukadderatına [kaderine] vazmiyed ve bundan mesul yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti”dir diyerek, sulh konferansında milleti ancak Büyük Millet Meclisi'nin temsil edebileceğini bildirecektir.84

İstanbul Hükümeti’nin barış konferansına delege gönderme girişimlerinin yoğunlaştığı günlerde İstanbul’a gelen Refet Paşa’nın Şark Mahfeli’nde halka hitaben söylediği sözler, Ekim 1922 itibariyle Saltanat ve İstanbul Hükümeti’nin meşruiyetini iyice kaybettiğini ve Ankara Hükümeti’nin stratejisini bu meşruiyet yitimi üzerine kuracağını gösterir: "Temsil ettiğim hükümet, kuvvetini sizden alıyor ve yalnız sizden alacaktır. ... hakimiyet, saltanat yalnız sizin, yalnız milletindir. ... Başka bir şey tanımıyoruz. Artık hürsün, müstakilsin."85 Refet Paşa, kendisini karşılamaya gelen Padişah'ın memuru Ali Nuri Bey'e, Halifelik makamına dindarca saygılarını; Sadrazam Tevfik Paşa'nın yaveri Selahattin Bey'e ise, Anadolu'nun İstanbul'da bir hükümet ve başbakan tanımadığını Tevfik Paşa'ya iletmesini rica etmiştir.86

Müttefik Devletler, Büyük Millet Meclisi Hükümetini dengeleyecek ikili iktidar durumunun devamından yana olduğunu 28 Ekim’deki hamlesi ile gösterir. 28 Ekim’de Lozan Barış Konferansı’na Türkiye’yi davet ederken, Ankara ve İstanbul Hükümetlerinin ikisinden de delege göndermelerini ister. Müttefik Devletlerin bu hamlesi, Ankara ve İstanbul Hükümetlerinin her ikisini de ivedi bir karar almak zorunda bırakır. Her iki taraf da kendi pozisyonunu güçlendirme yolunu seçecektir. Ankara Hükümeti, 29 Ekim’de Müttefik Devletlere verdiği cevapta Konferansın Türkiye topraklarında, İzmir’de toplanmasında ve İstanbul Hükümeti’nin Türkiye’yi temsil yetkisi olmadığında ısrarcı olacaktır. Sadrazam Tevfik Paşa ise, aynı gün, 17 Ekim’deki çağrısını bu kez Büyük Millet Meclisi Riyasetine açıkça ileteceği bir telgraf ile yineleyecektir. Tevfik Paşa, ortak bir tutumla anlaşmaya varılması için, Ankara Hükümeti'nin İstanbul'a veya İstanbul Hükümeti'nin Ankara'ya bir temsilci göndermesini istemektedir.

İstanbul Hükümeti, meşruiyetinin zayıfladığının farkındadır. Zafer, bütün dengeleri kökten değiştirmiştir. Sadrazam Tevfik Paşa’nın 17 Ekim ve 29 Ekim 1922 tarihli telgraflarında sarfettiği sözler bunu açıkça gösterir.87 Tevfik Paşa, barış konferansına giden yolu zaferin açtığını kabul etmekle bir yandan Ankara Hükümeti’nin hakkını vermek zorunda kalmış; bir yandan da İstanbul Hükümeti’ne halkın neden ihtiyaç duyması gerektiğini açıklamaktan imtina eder hale gelmiştir. "Biaynihi taalâ ihraz olunan muzafferiyet badezin İstanbul ve Ankara arasında tahaddüs etmiş olan ihtilâf ve ikiliği kaldırmış ve vahdeti milliyemizi temin etmiştir” diyen Sadrazam, İstanbul Hükümeti’nin zafer karşısında zayıflayan pozisyonunu, iki hükümetin niteliksel ve amaçsal olarak birbirine yakın olduğunu, bunun ötesindeki anlaşmazlıkların “hakiki” olmadığını iddia ederek güçlendirmeye çalışmıştır.88 Bir yandan zaferin sağladığı meşruiyetten yararlanmaya çalışan İstanbul Hükümeti, bir yandan da Ankara Hükümeti’nin kısmi ve sınırlı bir amacın ürünü olduğunu hatırlatarak daimi ve asli hükümetin İstanbul’da olduğunu kabul ettirmeye uğraşmaktadır. Bu nedenle, Tevfik Paşa’nın, öncelikle barış konferansı delegasyonunda, sonrasında ise devlet nezdinde Hükümetleri birleştirme önerisi, birleşmenin ancak İstanbul Hükümeti’nde olabileceği ön kabulüne ve bunu karşı tarafa da kabul ettirme stratejisine dayanmaktadır. Tevfik Paşa, İstanbul, Boğazlar ve Trakya’nın hala boşaltılmamış olmasını, İslâm’ın Halifesi’nin İstanbul’da ve Saltanat makamının uhdesinde bulunmasını bir koz gibi kullanmakta ve İstanbul Hükümeti’nin olmadığı koşullarda Türkiye’nin bu bölgesinde egemenliğin tehlikeye gireceğini savunmaktadır. Dahası, uzlaşmaya yanaşmaması halinde barış görüşmelerinin tehlikeye gireceğini, bu durumda sorumluluğu Büyük Millet Meclisi’nin almak zorunda olduğunu iddia etmektedir.

Büyük Millet Meclisi Hükümeti, konferans davetini aldıktan sonra kendi pozisyonunu güçlendirmek için İstanbul Hükümeti’nin istifasını isteyecektir. 29 Ekim günü, İstanbul’da bulunan Refet Paşa, Padişah Vahdettin’e Ankara'dan aldığı direktif üzerine İstanbul Hükümeti'nin istifa etmesini istediklerini iletecektir. Vahdettin, bu isteği bir emrivaki olarak niteleyerek reddedecek ve Millet Meclisi İstanbul'da kesin hâkimiyetini kurana kadar mevcut Hükümetin görevde kalmasını isteyecektir.



İstanbul Hükümeti’nin kendiliğinden istifa etmemesi üzerine, 30 Ekim günü Büyük Millet Meclisi, Sadrazam Tevfik imzasıyla gelen telgraflar, Osmanlı İmparatorluğu’nun mukadderatı ve Hilâfet meselesi gündemli toplanmıştır.89 Aynı gün, Müttefik Devletlere, barış konferansı davetinin kabul edildiği cevabının da verildiği düşünüldüğünde, 30 Ekim tarihli bu müzakerenin önemi ve yakıcılığı bir kez daha artar. Büyük Millet Meclisi, bu müzakere sonucunda uluslararası düzeyde tanınma ve egemen bir güç olarak barış yapma şansını ya yakalayacak ya da kaybedecektir. Her iki telgraf ve verilen cevap Mecliste okunduktan sonra Lozan'daki temsiliyet sorunu üzerinden meşru hükümet, idare şekli ve hilafet meseleleri müzakere edilmiştir. Nafıa Vekili Feyzi Bey (Diyarbekir), “Babıâli milletin aleyhine olan Sevr Muhadesini kabul etmekle kendisini artık böyle bir sulh konferansında milleti temsil etmek hakkından tamamiyle ıskat etmiştir” demiş;90 Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey de, o vakit Büyük Millet Meclisi’ni hatırlamayan bir hükümetin bugün neden onunla birlikte hareket etmek istediğini sormuştur. Büyük Millet Meclisi’nin gereken bütün “vahdede” sahip olduğu söylenerek, bir eksikliğin giderilmesi için İstanbul Hükümeti ile birleşmeye ihtiyaç duyulmadığı vurgulanmıştır. Meclis’te, Saltanatı ve İstanbul Hükümeti’ni tanımayan, Halifelik makamının ise esaret altında bulunduğunu ve Büyük Millet Meclisi’nin onu kurtarma taahhüdü ile yola çıktığını söyleyen bir tutum egemen olmuştur. Saltanatın ilga edilmesi halinde, Büyük Millet Meclisi’nin idare şeklinin ne olacağı da tartışılmış; idare şeklinin saltanat olmayacağı ve ne olacağına ise ancak Meclis tarafından karar verilebileceği üzerinde büyük oranda görüş birliğine varılmıştır. 29 Ekim tarihli telgrafa cevaben telgrafnameyi yazanları cezalandırmaktan, gayrimeşru addetmekten ve telgrafa cevap vermemekten bahseden takrirler verilmiştir. İstanbul Hükümeti adına telgrafı yazan heyet ve padişah hakkında muamelei kanuniye tatbikına karar verilmiştir. Sinob Mebusu Dr. Rıza Nur Bey ve 78 arkadaşının, Osmanlı İmparatorluğunun munkariz olduğuna, yeni Türkiye Hükümetinin onun vârisi bulunduğuna ve Makamı Hilâfetin esaretten kurtulacağına dair bir takrir vermiştir. Aşağıda bütün maddeleriyle yer verilen takrir, tayini esami ile reye konulmuş; ancak, takrire karşı çıkanlar oylamaya katılmadığı için nisabı müzakere olmadığı gerekçesiyle muamele 30 Ekim’de tamamlanamamıştır.91

  1. Osmanlı İmparatorluğu otokrasi sistemiyle beraber munkariz olmuştur.

  2. Türkiye Devleti namiyle genç, dinç, Millî Halk Hükümeti esasları üzerine müesses Büyük Millet Meclisi Hükümeti teşekkül etmiştir.

  3. Yeni Türkiye Hükümeti munkariz Osmanlı İmparatorluğu yerine kaim olup onun hududu millî dâhilinde yegâne vârisidir.

  4. Teşkilâtı Esasiye Kanuniyle hukuku hükümranii milletin nefsine verildiğinden, İstanbul’daki Padişahlık mâdum ve tarihe müntekıldir.

  5. İstanbul’da meşru bir hükümet mevcudolmayıp İstanbul ve civarı da Büyük Millet Meclisine aittir. Binaenaleyh oraların umuru idaresi de Büyük Millet Meclisi memurlarına tevdi edilmelidir.

  6. Türkiye Hükümeti hakkı meşru olan Makamı Hilâfeti esir bulunduğu ecnebiler elinden kurtaracaktır.

31 Ekim’de Birinci Grup ile İkinci Grup arasında Saltanatın kaldırılmasına ilişkin uzlaştırma toplantıları gerçekleşmiştir. Uzlaştırma toplantıları neticesinde, Müdafaai Hukuk Grubu toplantısında Rıza Nur'un verdiği tadil teklifi kabul edilmiş; saltanat ve hilafet birbirinden ayrılmış; hilafet Osmanlı ailesine verilerek korunmuştur. Rıza Nur'un teklifi, "Osmanlı İmparatorluğu çökmüştür" başlığı altında Hâkimiyeti Milliye Gazetesi'nde yer almıştır.

1 Kasım’da Sinob Mebusu Dr. Rıza Nur Bey ve arkadaşları, 30 Ekim 1338 tarihli takrirlerinin 6.maddesini muaddil, Hilâfetin Hanedanı Al-i Osman'a aidolduğuna ve Halifenin bu hanedandan Büyük Millet Meclisince intihabolunacağına dair bir takrir vermiştir: “Hilâfet Türklere, Hanedanı Âl-i Osman’a aittir. Türkiye Devleti Makamı Hilâfetin istinatgâhıdır. Halifeliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu hanedanın ilmen ve ahlâkan eslâh ve ersedolanı intihabolunur. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti hakkı meşruu olan Makamı Hilâfeti esir bulunduğu ecnebiler elinden kurtaracaktır.”92 İkinci bir takrir de, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey tarafından verilmiştir. Hüseyin Avni Bey’in takriri iki maddeden oluşmaktadır: “1. Teşkilâtı Esasiye Kanunuyla Türkiye halkı, hukuku hâkimiyet ve hükümranisi mümessili hakikisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin şahsiyeti mâneviyesinde gayrikabili terk ve ferağ olmak üzere temsil ve bilfiil istimale ve iradei millîyeye istinadetmiyen hiçbir kuvvet ve heyeti tanımamaya karar verdiği cihetle Misakı Millî hudutları dâhilinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinden başka şekli Hükümet tanımaz. 16 Mart 1336 tarihinden itibaren hâkimiyeti şahsiyeye müstenidolan İstanbul’daki şekli Hükümeti tarihe müntakil addetmiştir. 2. Hilâfet, Türkiye Devletine ve Hanedanı Âli Osman’a aidolup halifeliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından – Bilâhara evlâdiyet usuliyle intikal etmek üzere – bu hanedanın ilmen ve ahlâkan erşed ve aslah olanı nisabı müzakerenin sülüsanı ekseriyeti ârasiyle intihabolunur. Makamı Hilâfetin istinatgâhı ancak Türkiye Devleti’dir.” 93 Dr. Rıza Nur’un takririnde 54 imzacı, Hüseyin Avni Bey’in takririnde 26 imzacı vardır.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu takrirler üzerine saltanat ve hilafete dair uzun bir konuşma yaparak, tarihteki örneklerine benzer şekilde makamı hilafetten ayrı ve onun yanında bir saltanatı millinin mümkün olduğunu dile getirmiştir. Takrire ilişkin Kanunu Esasi, Adliye ve Şer'iye Encümenlerinden müntahap Encümeni Mahsusa'nın mazbatası kabul edilerek, 307 sayılı Osmanlı İmparatorluğunun inkıraz bulup Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti teşekkül ettiğine dair ve 308 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair Heyeti Umumiye Kararları alınmıştır. Bu kararlar doğrultusunda, "Osmanlı İmparatorluğunun inkıraz bulup Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin teşekkül ettiğine", "Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna" ve “Hilâfetin Hanedan Al-i Osman'a aidolup halifeliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu Hanedanın ilmen ve ahlâkan erşad ve aslah olanının intihap edileceği”ne karar verilmiştir. 12 Rebiyülevvel gecesiyle günü saltanatı milliyenin kaldırılmasından ötürü Îdi Milli (Milli Bayram) ilan edilmiştir. Meclise gelen tebriklerden 1 Kasım'ın Hâkimiyeti Milliye Bayramı olarak anıldığı anlaşılmaktadır.

İstanbul Hükümeti, 4 Kasım’a kadar ne Büyük Millet Meclisi’nin Kararını tanıyacak ne de istifa edecektir. Sadrazam Tevfik Paşa, 2 Kasım’da Ankara Hükümeti'nin İstanbul temsilciliğine Lozan Konferansı'na katılma konusunda 3 Kasım akşamına kadar bir karar vereceklerini bildirmiştir. İstanbul Hükümeti, 1 Kasım 1922 tarihinde görüşmeye başladığı Lozan Konferansı'na katılım konusunu, Büyük Millet Meclisi'nden gelen telgraf üzerine keserek görüşmeleri 4 Kasım 1922 tarihine kadar erteleme kararı almıştır. Lord Curzon, Mudanya Protokolü'nde İstanbul Hükümeti'nin Lozan Konferansı'na davetini engelleyen hiçbir madde olmadığını açıklamıştır. Lord Curzon’un bu açıklaması, İngiltere’nin de Büyük Millet Meclisi’nce 1 Kasım’da aldığı kararı tanımadığının bir göstergesidir. 3 Kasım’da Sarayda Padişah Vahdettin huzurunda yapılan toplantıda Saltanat ve Hükümet'in durumu tartışılmıştır. Padişah Vahdettin, Sadrazam Tevfik Paşa'dan, çekildiği hakkında çıkan dedikoduları yalanlamasını istemiştir. 3 Kasım günü Cuma namazında verilen hutbede "Halife-i Müslümin Altıncı Mehmet" ifadesi kullanılmıştır.

Sadrazam Tevfik Paşa, 4 Kasım sabahı Müttefik Ülkeler Yüksek Komiserleriyle görüşmüştür. Konferansa katılıp katılmama ve Büyük Millet Meclisi'nin baskı ile istifa edip etmeme yönünde görüşünü sorduğu İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold, "Haşmetli Krallık Hükümeti, başka ülkelerin içişlerine karışmaz" demiş; 1921 yılında Londra Konferansında yapıldığı gibi sözün Ankara Hükümeti'ne bırakılmasını önermiştir. Aynı gün, Müttefik Ülkeler Yüksek Komiserleri, Hamit Bey'e verdikleri notada Türkiye'nin Lozan'da birleşik bir delegasyon tarafından temsil edilmesini istediklerini bildirmişlerdir. Tevfik Paşa Hükümeti istifasını Padişah'a arzetmiştir. Nâzırlar, görevlerine vekâleten devam edeceklerdir. Hükümet adına açıklama yapan Safa Bey, "İdare, Zatışahane'ye aittir. Biz hükümet ve idare kuvvetini Zatışahane'den almıştık. Bu kuvveti kendisine iade ediyoruz" demiştir. İstanbul'da Tevfik Paşa kabinesinin istifasıyla son Osmanlı Hükümeti de ortadan kalkmıştır. Ancak, Padişah Vahdettin saltanat makamını muhafaza etmektedir. Tevfik Paşa, Padişah Vahdettin'in 3 Kasım’da kendisinden istediği gibi bir açıklama yaparak, "Sultan Hazretleri şimdilik istifa etmek istemiyor. Millete hesap vermek istiyor" demiştir. 5 Kasım günü de Başmabeyinci Ömer Yaver Paşa, Padişah'ın firarına ilişkin söylentilerin yalan olduğunu, Padişah'ın ne sultanlıktan ne de halifelikten vazgeçtiğini söyleyecektir.

Padişah Vahdettin’in içinde bulunduğu durumda ne yapacağına, 6 Kasım’da İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold ile yaptığı görüşme sonrası karar verdiği anlaşılmaktadır. Bu görüşmede Vahdettin, Bolşevik olarak nitelediği Kemalistlerin bir çeşit hükümet darbesi yaparak İstanbul Hükümeti'ni devirdiklerini anlatmış ve halkın himayesini İngilizlere bıraktığını söylemiştir. Ankara Hükümeti'nin bütün dünya Müslümanlarının da haklarını ayaklar altına alan bu kararına uymayarak, halifeliği bırakmayacağını dile getirmiştir. İngiltere'nin, Ankara Hükümeti'ni tanıyıp tanımayacağını sormuştur. Rumbold, İstanbul'da bir hükümet kalmadığına göre, Ankara Hükümeti ile görüşmek zorunda olduklarını söylemiştir. Rumbold’un cevabı üzerine, Vahdettin, İngiltere'nin kendisinin korunmasıyla ilgili verdiği sözü hatırlatmış ve emin bir yere götürülmesini istemesi halinde daha önce verdikleri sözü tutup tutmayacaklarını sormuştur. Vahdettin, 17 Kasım’da İngiliz savaş gemisi Malaya'yla İstanbul'dan kaçacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu, Saltanat makamının kaldırılması üzerine 1 Kasım’da hukuken, 4 Kasım’da fiilen son bulmuştur. Padişah Vahdettin’in saltanat ve hilafet makamını bırakmadığına ilişkin beyanları, ne kendi kabinesinden ne de Müttefik Devletlerden kabul görmüştür. . Dolayısıyla, tek taraflı bir beyana dayanan ve hiç kimse tarafından tanınmayan bir hâkimiyetin yok hükmünde olduğu söylenebilir ve 4 Kasım, fiilen Osmanlı İmparatorluğu’nun son bulduğu gün olarak kabul edilebilir. 4 Kasım günlü gazete manşetleri dönemin ruhunu yansıtması ve yaşanan gelişmenin niteliğini ortaya koyması açısından çarpıcıdır. Gazete manşetlerinde “Yeni Türkiye” ve “İnkılap” kelimeleri öne çıkmaktadır. Bu, yeni bir ülkenin, devrimci bir rejim değişikliği ile kurulduğunun ifadesidir.

Padişah Vahdettin’in 17 Kasım’da İstanbul’dan kaçışı üzerine, 18 Kasım’da Meclis’te gizli oturumda, “Halife Vahdettin'in firarı ve hal'i ve Halifeliğe Abdülmecit Efendinin seçilmesi” müzakere edilmiştir. 313 sayılı “Vahdettin’in halli hakkında Heyeti Umumiye Kararı” alınarak, Vahdettin’in halifeliği düşürülmüştür. Şer’iye Vekili Vehbi Efendi’nin (Konya) fetvası üzerine, Abdülmecid Efendi halife seçilmiştir.



Yüklə 0,75 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   ...   14




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin