“yeni TÜRKİYE”Yİ kuracak zafer iÇİn beşERİ ve mali kaynaklarin yönetiMİ


Lahey Konferansı (15 Haziran-20 Temmuz 1922)



Yüklə 0,6 Mb.
səhifə2/11
tarix23.01.2018
ölçüsü0,6 Mb.
#40270
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11

Lahey Konferansı (15 Haziran-20 Temmuz 1922)

Cenova Konferansı'na katılan 34 ülkenin katılımıyla 15 Haziran’da açılan Lahey Konferansı'na Sovyetler Birliği davet edilmemiştir. 20 Temmuz 1922 tarihine kadar devam edecek konferansta Sovyetler Birliği'ne karşı bir cephe kurulmaya çalışılacak; ancak, bu konuda birlik sağlanamayacaktır.



Türkiye ve Yunanistan’a Getirilmek İstenen Öneri: Venedik Konferansı

Paris Konferansı’nda alınan 26 Mart 1922 tarihli mütareke kararından sonra bir barış konferansı toplanması yönünde çalışmalar başlatılmıştır. Ankara Hükümeti, 22 Nisan’da verdiği nota ile, yla, Müttefik Devletlerin tahliyenin mütareke ile birlikte başlatılamayacağına ilişkin cevabına karşı tahliye koşulunda ısrarcı olmuş ve bir barış konferansının ancak bu koşulda gündeme gelebileceğini bildirmiştir. Ankara Hükümeti, konferansın İzmit’te toplanmasını istemektedir. Ankara’nın bu cevabı Müttefik Devletleri bölmüş; İngiltere ve Fransa arasında barış konferansı hazırlıklarını sekteye uğratacak bir ihtilafın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Fransa Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Poincaré, 1 Mayıs’ta Müttefik Devletlerin İzmit Konferansı'nı kabul etmelerini ve bu doğrultuda Ankara Hükümeti'nin 22 Nisan 1922 tarihli notasına cevap verilmesini önermiştir. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, 10 Mayıs’ta vereceği cevapta bu öneriyi reddedecek; bunun Paris Kararlarına aykırı olduğunu dile getirecektir. Müttefiklerin ortak hareketi sağlanamazsa İngiltere'nin kendi başına ve başka biçimde hareket edeceğini belirtecektir. Fransa, İngiltere’nin bu tutumu karşısında kendi görüşünde ısrarcı olacak ve 1 Mayıs 1922 tarihli notasını 8 sekiz kez tekrarlayacaktır.

Paris Konferansı Kararları doğrultusunda toplanacak bir konferans sürekli gündemde tutulmakla birlikte, bu dönemde, İngiltere ve Fransa kendi içlerinde Şark Siyasetindeki yönelimlerine dair tartışmaya başlamışlardır. Müttefik Ordular Başkumandanı General Harington, İngiltere Genelkurmay Başkanlığı’na sunduğu 3 Haziran 1922 tarihli raporda, İstanbul'da Müttefik kuvvetlerin sadece adının olduğunu ifade etmiş ve Müttefik kuvvetlerin İstanbul ve Boğazları boşaltması gerektiğini savunmuştur. Kemalistlerin makul barış şartlarına razı olmayacaklarının göründüğünü; buna karşın kuvvet yoluyla hiçbir tarafın birbirine üstünlük sağlayabilecek durumda olmadığını belirtmiştir. İngiltere, bu öneriye tam bir ay sonra cevap verebilecektir. İngiltere Dışişleri Bakan Vekili Lord Balfour, 4 Temmuz’da İngiltere Savaş Bakanı Worthington-Evans'a İstanbul'dan çekilinmemesi gerektiğine ilişkin bir yazı göndermiş ve Dışişleri Bakanlığı'nın görüşünün olumsuz olduğunu bildirerek, çekilmenin olumsuz sonuçlar doğuracağını düşündüklerinden şimdilik garnizonun İstanbul'da tutulması taraftarı olduklarını bildirmiştir. Belirgin görüş ayrılıkları İngiliz Parlamentosu’nda da yansımasını bulmuştur. İngiliz Milletvekili General Townshend, 25 Temmuz’da Anadolu’ya gelerek Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüş ve 7 Eylül’de İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na sunulacak barış raporunu hazırlamıştır. Fransa’da Poincaré Hükümeti de 2 Haziran’da güvenoylamasına gitmiştir. Hükümet, Küçük Asya ve Suriye’deki Fransız mandasının istişari nitelikte olduğunu ve Fransız bayrağının Doğu’da savaş değil, barış/medeniyet alameti olarak kalmasını istediklerini söylemek zorunda kalmıştır.

Paris Konferansı Kararlarının, Ankara Hükümeti tarafından uygulanmayacağı anlaşılınca Yunanistan ileri askeri harekât konusunda ilk hamleyi yapan taraf olmak için insiyatif almıştır. Yunanistan Dışişleri Bakanı Baltacis, 24 Temmuz’da İstanbul'un işgaliyle ilgili Atina'daki İngiliz Elçiliğine verdiği notada İstanbul'un Yunanistan tarafından işgal edilmesinin tek çıkar yol olduğunu ifade etmiştir. Yunanistan Dışişleri Bakanı Baltacis, 28 Temmuz’da Yunanistan Hükümeti'nin İstanbul'un işgal kararını Müttefik ülkelere bildirmiştir. Baltacis, Yunanistan'ın Mustafa Kemal'e bir ültimatom vererek Paris kararlarını kabul etmezse İstanbul'u işgal edeceklerini belirteceğini iletmiştir. Müttefik Ülkeler Yunanistan Hükümeti'nden İstanbul'un işgali kararının ertelenmesini istemişlerdir. İstanbul'daki Müttefik Ülkeler Başkumandanlığı, bir bildiri yayımlayarak Yunanistan'ın İstanbul'a girmemesi yönünde ihtarda bulunmuş; İstanbul'un tarafsız bölge olduğunu hatırlatmış ve eğer girerlerse bunun kuvvet yoluyla önleneceğini belirtmiştir. Yunanistan, 29 Temmuz’da İstanbul'un işgali hakkında Müttefik Ülkelere ikinci bir nota vermiştir. İngiliz, Fransız ve İtalyan Hükümetleri, 31 Temmuz’da bir nota ile İstanbul'un Yunanistan tarafından işgal edilmesi önerisini reddetmişlerdir. Notada, İstanbul'un işgaline izin verilmeyeceği; İstanbul'a yönelik askeri bir harekâta askeri kuvvetle karşılık verileceği belirtilmiştir. Le Temps'ın 1 Ağustos’taki başyazısında da, "Doğu'da barış kurulmak isteniyorsa Yunanistan bunun gereklerini yapmaya zorlanmalıdır. Denizlerin hakimi İtilaf Devletleridir. Yunanlıları yola getirmek için en etkili tedbir limanlarını abluka etmekten ibarettir." denmiştir. Çatalca'da tarafsız bir bölge için Müttefik Ülkeler ile Yunanistan arasında 6 Ağustos’ta bir protokol imzalanmış; taraflar birliklerini üç kilometre geri çekme taahhüdünde bulunmuşlardır. Protokol, İtalyan Generali Mombelli ve Dördüncü Yunan Ordusu Kumandanı Velahopulos Sinekli tarafından imzalanmıştır. Protokol, 10 Ağustos 1922 tarihinde İstanbul'daki Müttefik Orduları Kumandanlığı tarafından resmi tebliğ ile duyurulacaktır.

Görüş ayrılıklarına rağmen, İngiltere uzlaşmaz tutumunu sürdürmüştür. Avrupa’da temaslarda bulunan Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin eski Dahiliye Vekili Fethi Bey, Londra’da bulunduğu sırada Bakanın olmadığı gerekçesiyle 4 Ağustos’ta İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey yetkilileriyle görüştürülmemiştir. İngiliz Hükümeti, Fethi Bey'le görüşülmemesinin sebebini Büyük Taarruz'dan sonra kendisinin resmi görevle Londra'da bulunmamasına bağlayacaktır.

İngiltere, 18 Ağustos’ta barış konferansı konusunda Fransa'ya yeni öneriler getirmiştir. Fransa'nın konuyla ilgili yedi notasını reddeden İngiltere, Venedik'te İstanbul ve Ankara Hükümetlerinin katılacağı bir konferans toplanmasını ve Yüksek Komiserlerin de bu toplantıya katılmasını önermiştir. Gayriresmi nitelikte olacak bu konferans toplanmadan önce, Yüksek Komiserler, Türk ve Yunan taraflarının Paris Konferansı Kararlarını kabul edip etmedikleri konusunda bilgi sahibi olacaklardır. Yunanistan ordusunun Anadolu'yu boşaltma tarihinin öne alınması konusundaki Müttefik teklifinin zaman aşımına uğradığı da eklenmiştir. İngiltere'nin bu notasına, 23 Ağustos’ta cevap verecek Fransa, Yunanistan'ın Anadolu'yu boşaltması konusunda ısrarcı olacak; ancak, Venedik'te yapılacak konferansın tarihini belirlemeyi İngiltere'ye bırakacaktır.

Müttefik Devletler, barış konferansını toplama konusunu ağırdan aldıkları bir zamanda Büyük Taarruz başlamıştır. Fransa Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Poincaré, 30 Ağustos’ta İngiltere'ye Venedik Konferansı'nın çabuklaştırılmasını önermiştir. Poincaré, “İzmir çevresinde cereyan etmekte olan askeri olayların olaylar, Venedik Konfrenranssansı'nın toplanmasının "son derece acil" olduğunu göstermektedir” demiştir. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, 1 Eylül’de Fransa ve İtalya'yı Venedik Konferansı'na çağıracaktır. Ama bu sefer çağrı, Anadolu işgalinin bir koz olarak kullanıldığı koşullardan farklı olarak, Yunanistan’ın daha fazla mevzi kaybetmesine izin verilmemesine yönelik olacaktır. İngiltere, Yunanistan’ın ateşkes talebini aynı gerekçeyle 4 Eylül’de Müttefik Devletlere ve İstanbul Hükümeti’ne iletmiştir. Ateşkes talebine cepheden yanıt veren Mustafa Kemal Paşa, 5 Eylül’de kendi koşullarının kabul edilmesi halinde ateşkes çağrısına olumlu yanıt verebilecekleri şeklinde cevap verecektirni bildirecektir:

“Anadolu'daki Yunan ordusu suret-i kat'iyede mağlûp edilmiştir. Yunan ordusunun artık yeniden ciddî bir mukavemet ibrazına ihtimal yoktur. Anadolu için herhangi bir müzakereye mahal kalmamıştır. Mütareke, ancak Trakya için mevzu-i bahis olabilir. Binaenaleyh Eylülün onuna kadar doğrudan doğruya Yunan hükûmeti veyahut İngiltere vasıtasiyle, hükûmetimize resmen müracaat ettiği takdirde berveçh-i ati şerait dermeyan edilerek cevap verilmelidir. Bu tarihten, yani Eylülün onundan sonra vaki olacak müracaatin cevabının başka olmak ihtimali vardır. Bu takdirde keyfiyet ayrıca taraf-ı âcizaneme bildirilmelidir: 1) Mütarekenin tarihinden itibaren on beş gün zarfında Trakya 1914 hudutlarına kadar bilâkaydüşart Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'nin memurin-i mülkiye ve kuva-yi askeriyesine teslim edilmiş bulunacaktır. 2) Yunanistan'daki üseramız on beş gün zarfında İzmir, Bandırma ve İzmit limanlarında teslim olunacaktır. 3) Yunan ordusunun üç buçuk seneden beri Anadolu'da ika ettiği ve icra eylemekte bulunduğu tahribatı tamir etmeği şimdiden taahhüt edecektir.”

Mustafa Kemal Paşa’nın sözleri Büyük Taarruz’dan sonra gidişatın nasıl olacağına ilişkin önemli ipuçları sunmuştur. Müttefik Devletler tarafından teneffüs edilen havanın değişeceği herkes tarafından anlaşılmıştır. Atmosferin değişeceğini anlayan İngiltere, Yunanistan’ın olmadığı koşullarda Trakya’daki varlığı ve diplomatik pazarlıklar ile kazanımlarını korumaya çalışacaktır. Müttefik Devletler Yüksek Komiserleri, 7 Eylül’de Yunanistan’ın Anadolu’yu tahliye etmek suretiyle mütarekeye hazır olduğunu Ankara Hükümeti’ne iletmişlerdir. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, 11 Eylül’de İtalya'nın Londra Büyükelçisi De Martino'ya barışın bir an önce yapılması arzusuna katılındığını belirten; ancak, Venedik Konferansı'nın daha önce tasarlandığı gibi yapılamayacağı için Kemalistleri şu anda konferansa çağırmanın yanlış olacağını ve mütareke yapılmasının beklenmesi gerektiğini ifade eden bir nota yollamıştır. Aynı gün, İngiltere Savaş Bakanlığı, Müttefik Ordular Başkumandanı General Harington'a şöyle bir talimat vermiştir: “Çanakkale ve İzmit yarımadasından çekilebilirsiniz; donanma, Anadolu'dan Trakya'ya Türk birliklerinin geçişini önleyecektir. Müttefiklerin işbirliği sağlanamazsa dahi İngiltere bu işi tek başına üstlenecektir. Çanakkale'deki birliklerimiz Gelibolu yarımadasına kaydırılacaktır.” İngiliz Kabinesi, 15 Eylül ve 17 Eylül’de Asya'dan Avrupa'ya geçmek veya Boğazlarda hâkimiyet kurmak şeklindeki herhangi bir Kemalist girişimin savaşla önlenmesini kararlaştırmış ve çözüm olarak Paris Konferansı Kararlarına uygun bir barış konferansı toplanmasına karar vermiştir. Bu kararlar doğrultusunda, 18 Eylül’de Müttefik Devletler, İstanbul ve Boğazlardaki tarafsız bölgenin tarafsızlığına uyulması konusunda Ankara Hükümeti’ne bir nota verecektir.

Yunanistan

1922 yılı boyunca İngiltere Yunanistan’ı desteklemeye devam etmiş; hatta,hatta Mudanya Ateşkes Anlaşmasına gidilen koşullarda dahi İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Yunanistan’a belirli miktarda toprak bırakılmasının sağlandığını dile getirmiştir. Ancak, Fransa, daha yılın başında, Poincaré Hükümeti kurulduktan hemen sonra, Ekim 1921’de izlemeye başladığı siyaseti devam ettireceğinin habercisi olarak, 15 Ocak’ta Yunanistan’ı korumak için Türkiye’ye baskı yapılmasına karşı olduğunu deklare etmiştir. Bu nedenle, İngiltere, Yunanistan’ın yanında yer almakla birlikte, onu daha geri bir pozisyona ikna etme yolunu seçmiştir.

Yunanistan Hükümeti ile İngiltere arasında 4 Ocak’ta bir kredi anlaşması imzalanmıştır. Yunanistan Hükümeti, İngiliz piyasasından 15 milyon Sterlin alacak; buna karşılık, İngiltere, Yunanistan'ın gelir kaynaklarından mecburi kefalet sağlayacaktır. Kredi anlaşmasının imzalanmasından iki gün sonra, 6 Ocak’ta İngiltere Başbakanı Lloyd George, Cannes Konferansı’nda Yunanistan Başbakanı Gunaris’e, İzmir ve Trakya’nın bir bölümünü kaybetmeye hazır olması gerektiğini söylemiştir. Ancak, rıza gösterilmesi düşünülen plan tam anlamıyla Yunanistan’ın aleyhine değildir. 7 Şubat’ta Avam Kamarası’nın açılışında bir konuşma yapan Kral V.George, Lord Curzon Barış Planının bir parçası olarak "Yunanistan'ın katlandığı büyük fedakârlıkları karşılayacak bir sonuca varmak için çabalamalıyız." demiştir.

İngiltere’nin politik ve diplomatik desteğine karşın, Yunanistan’ın 1922 yılı içinde bulunduğu durum, savaşı askeri ve mali açıdan devam ettirmesinin güç olduğunu göstermektedir. Yunanistan’ın Küçük Asya Ordusu Kumandanlığı 8 Şubat’ta Hükümete sunduğu raporda, Ankara Hükümeti ordusu karşısında Yunanistan ordusunun acilen güçlendirilmemesi halinde Anadolu Rumlarının yüzüstü bırakılarak geri çekilmek zorunda kalınacağını iletmiştir. Bu rapor doğrultusunda, Gunaris, 23 Şubat’ta İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a yardım gelmemesi halinde Anadolu’dan çekilmek zorunda kalacaklarını bildirmiş; ancak, Curzon’dan 7 Mart’ta yalnızca Paris Konferansı’nı beklemesi cevabını almıştır.15

Savaşın sürdürülemezliği 1922 yılı içinde hükümet değişikliklerini sürekli kılmıştır. 5 Mart’ta Yunanistan’a dönen Gunaris ve Dışişleri Bakanı Baltacis, Avrupa’dan beklenen yardımı alamamaları üzerine 10 Mart’ta yapılan güvenoylamasında güvensizlik oyu almışlardır. Gunaris Hükümeti, 11 Mart’ta istifa etmiş ve aynı gün Devrim Partisi lideri Stratos yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmiştir. Ancak, Stratos’un hükümeti kuramaması üzerine 15 Mart’ta Gunaris bir kez daha hükümeti kurmuş ve 18 Mart’ta 63 çekimser, 86 güvensizlik oyuna karşın 164 oyla güvenoyu almıştır. Paris Konferansı Kararlarına rağmen, işgali devam ettirme kararı alan Gunaris Hükümeti, savaşın finansmanı için 5 Nisan’da bir buçuk milyarlık iç borçlanmaya gitmiştir. Anadolu’dan çekilme ve İyonya Devleti’nin kuruluşunun tartışıldığı günlerde bir kez daha güvenoylamasına giden Gunaris Hükümeti, 11 Mayıs’ta güvenoyu almış; ancak, güvenoyunu yeterli bulmayarak 12 Mayıs’ta istifa etmiştir. 16 Mayıs’ta Stratos yeni hükümeti kurmuş; ancak, 17 Mayıs’taki güvensizlik oyu nedeniyle istifa etmiştir. Protopapadakis Koalisyon Hükümeti, 21 Mayıs’ta yeni hükümeti kurmuş ve 23 Mayıs’ta 47'ye karşı 210 oyla güvenoyu almıştır. Venizelosçular muhafette kalmış; eski Başbakan Gunaris Adalet, Kralcı muhalefet lideri Stratos İçişleri, Baltacis Dışişleri, Theodakis Savaş Bakanı olmuştur. Müttefik Devletler, 7 Eylül’de Anadolu'nun bütünüyle boşaltılması şartını kabul ederek Yunanistan adına ateşkes teklif etmişler; aynı gün, Yunanistan’da hükümet istifa etmiştir. Kral Konstantin, yeni hükümeti kurmak için Kalogeropulus'u görevlendirmiştir.

Bu dipnota koyulabilir, di mi?
Dimitri Gunaris

(8 Nisan 1921-16 Mayıs 1922)

Nikolaos Stratos

(16 Mayıs 1922-22 Mayıs 1922)

Petros Protopapadakis

(22 Mayıs 1922-10 Eylül 1922)

Nikolaos Triantaphyllakos

(10 Eylül 1922)

Yunanistan ile Fener Rum Patrikhanesi arasındaki işbirliği, Venizelosçu Meletios’un 8 Aralık 1921 tarihinde Patrik seçilmesi ile bozulmuştu. Yunanistan Kralı Konstantin, 8 Şubat’ta Atina Kilisesi’nin Meletios’u kiliseden ihraç eden kararını onaylamıştır. Yunanistan’ın İzmir Yüksek Komiseri Stergiadis, 12 Nisan’da Bursa, Gemlik, Mudanya, Erdek, Bandırma ve Edremit temsilciliklerine çektiği telgraflarla, Venizelosçu yeni Fener Rum Patriği Meletios'un atadığı metropolitlerin idare merkezlerine çıkarılmamasını ve bunun için liman idarelerine gerekli emrin verilmesini emretmiştir.

Yunanistan, 10 Şubat’ta Votsis yerine İstanbul’daki Yüksek Komiserliğine N.Triyandafilakos’u atamıştır.

Yunanistan’ın Küçük Asya Ordusu Başkumandanlığı 1922 yılı içinde üç kez değişmiştir. 1921 yılından beri Başkumandanlığı üstlenen Papulas, …. Hacınesti. 6 Eylül’de Hacınesti'ye görevden alındığı tebliğ edilmiş ve Polyemekalis görevi devralmıştır.



Müttefik Orduları Başkumandanı General Harrington, 27 Eylül’de Mustafa Kemal Paşa'ya İstanbul'daki Yunan donanmasının uzaklaştırıldığını bildirdi. Harrington, üÜç gün önce şehre gelmişti.

Batı Anadolu’da Yönetim Sorunu: İyonya Devleti’nin İlanı

İzmir’in 15 Mayıs 1919’da işgal edilmesi ve akabinde işgalin hızla İzmir’in art bölgesine yayılmasıyla birlikte Batı Anadolu’nun yönetimi sorunu ortaya çıkmıştır. 1922 yılı, bu sorunun farklı cephelerini görebileceğimiz bir yıldır. Yunanistan Hükümeti, Yunanistan’ın Batı Anadolu’daki üst düzey askeri ve mülki yöneticileri, Rum örgütleri, Venizelosçu subay, idareci ve din adamları, İngiltere, İstanbul Hükümeti ve Büyük Millet Meclisi Hükümeti sorunun cepheleri olarak karşımızda durmaktadır. Her biri, soruna farklı yönetsel çözümler getirmektedirler.

Batı Anadolu, işgal edildiği günden itibaren Yunanistan tarafından, anavatanın bir parçası olarak, bir başka deyişle bir vilayet gibi yönetilmiş ve Yunanistan’ın uzun vadeli amaçları doğrultusunda bölgedeki idareyi kalıcı kılmanın yolları aranmıştı.16 Müttefik Devletler içinde İngiltere, 18-19 Haziran 1921 tarihlerinde gerçekleşen Paris Görüşmelerinde Sevr Anlaşması’na istinaden Yunanistan’ın işgali altında bulunan bölge için İzmir özerk yönetimi önerisini getirmişti. 2 Kasım 1921 tarihinde Yunanistan Başbakanı Gunaris, İngiltere Başbakanı Lloyd George’un arabuluculuk teklifini kabul ettiği görüşmede, Lloyd George, Yunanistan'a, anlaşmanın yapılabilmesi için konferans toplanana kadar ordusunu çekmemesini öğütlemiş ve İzmir'de özel bir yönetim kurulması ile Müttefik Jandarma Kuvvetleri kuruluncaya kadar Yunan ordusunun konumunu koruması yönündeki planlarını iletmişti. Sakarya Zaferi ve Fransa’nın Yunanistan’ın işgale son vermesi gerektiği yönündeki tutumu karşısında bu öneri, Müttefik Devletler tarafından sahiplenilmeyecekti. İstanbul Hükümeti, Müttefik Devletlerden işgale son verilmesini ve yeniden bölgede imparatorluk idaresinin tesis edilmesini isterken; Ankara Hükümeti, Büyük Millet Meclisi idaresini hâkim kılacak şekilde işgale son vermek için savaşmaktaydı. Ancak İstanbul’da Yunanistan ile işbirliği halinde Batı Anadolu’da Osmanlı İmparatorluğu’nun devam ettirilebileceğini düşünen örgütler de vardı. 16 Ocak’taki İngiliz Gizli Haberalma Servisi İstanbul Kolu’nun raporuna göre, Anadolu Cemiyeti ile İstanbul’daki Yunan yetkililer arasında 9-10 Aralık 1921 tarihinde yapılan toplantılarda Sultan’a bağlı bir muhtar bir Osmanlı Hükümeti kurulması görüşülmüştü.17

1922 yılı Mart ayında Avrupa gezisinden dönen Yunanistan Başbakanı Gunaris ve Hükümeti, işgalin devamı konusunda ciddi şüpheler barındırmaya başlamışlardır. Gunaris’in daha seyahati bitmeden önce, 23 Şubat’ta İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a yolladığı mektup bunu gösterir. Mektupta Gunaris, yardımın gelmemesi halinde genel bir taarruza karşı koyamayacakları için orduyu geri çekeceklerini söylemiştir. Bu şüpheler, işgalin savunusu konusunda Yunanistan’da farklı cephelerin oluşmasına neden olacaktır. İyonya Devleti fikri de daha çok Anadolu’da yaşayan ve işgalin devamı halinde veya Türklerin hâkimiyeti dışında farklı bir idare altında yaşayabileceğini düşünen Rumlar ile işgal ordusu ve mülki idaresi tarafından savunulacaktır. Aslen Venizelos’un fikri ve olan ve Milli Savunma Örgütü’nün fiili öncülüğündeöncülükteki bulunduğu İyonya Devleti, Küçük Asya Ordusu Başkumandanı Papulas ve İzmir Yüksek Komiseri Stergiadis tarafından da desteklenmiştir.18 27 Nisan’da İngiliz Yardımcı Konsolosu Mr.Kole ile görüşen Milli Savunma Örgütü temsilcisi Pavlidis’in sözleri İyonya Devletine ve destekçilerine açıklık getirir niteliktedir. Pavlidis, Milli Savunma Örgütü’nün Batı Anadolu’da bağımsız bir devletin kurulmasından yana olduğunu, bu konuda eski Yunanistan Başbakanı ve işgalin mimarı Venizelos’a güvendiklerini, ancak Küçük Asya Ordusu Başkumandanı Papulas’la işbirliği halinde olmakla birlikte, ona tam olarak güvenmediklerini ifade eder.

İstanbul'daki Yunan Yüksek Komiseri N.Triyandafilakos’un, 23 Şubat’ta Yunanistan Başbakanı Gunaris'e verdiği bilgiye göre, İstanbul'daki Rumların Milli Savunma Örgütü, Gunaris'e karşı Küçük Asya Ordusu Başkumandanı Papulas başkanlığında bir ayaklanma düzenleyerek, Batı Anadolu’da İyonya Devleti adında ayrı bir devlet kurmaya hazırlanmaktadır. Yunanistan Savaş Bakanı Theodakis karşı çıktığı halde Papulas’ın görevlendirdiği Albay Sariyanis ve Yarbay Skilagagin, 27 Şubat’ta İstanbul’da Milli Savunma Örgütü temsilcileri ve Patrik Meletios ile görüşmüştür. Taraflar arasında görüş ayrılığı çıkmasına rağmen, Patrik Meletios, görüşmeyi önemseyerek ve Papulas’ın Atina Hükümeti’ne karşı tutum alabileceğini düşünerek görüşmeyi Venezilos’a iletmiştir. Bu girişimler üzerine, 16 Mart’ta Yunanistan Savaş Bakanı Theodakis, Papulas'a İyonya Devleti'ne karşı olduğunu bildirecektir. Papulas, 21 Mart’ta istifa edecek; ancak, istifası 26 Mart’ta Theodakis ile yaptığı görüşmede kabul edilmeyecektir.

Yunanistan Hükümeti ile Küçük Asya Ordusu arasında Anadolu’da işgal edilen bölgenin yönetimi sorunu tartışılırken, Müttefik Devletler, Paris Konferansı’nda 26 Mart’ta Yunanistan’ın Anadolu’yu boşaltmasını istemişlerdir. Papulas, 29 Mart’ta Bakanlar Kurulu’na verdiği yazılı bir muhtıra ile Yunanistan'ın Anadolu'dan vazgeçmesinin düşünülemeyeceğini belirtmiş; Hükümetin içinde bulunduğu çıkmazdan dolayı Batı Anadolu'dan vazgeçmesi halinde özerk bir yönetim için kendisine yetki verilmesini istemiştir. Özerk yönetim talebinin reddi halinde bir kez daha istifa edeceğini belirtmiştir. 30 Mart’ta Atina’da Başbakan Gunaris ile bir araya gelen Milli Savunma Örgütü temsilcileri, Batı Anadolu'da kurulacak özerk yönetimin Yunanistan tarafından el altından desteklenmesini istemişler; ancak, Gunaris, Yunanistan'ın ekonomik kaynakları el verdiği sürece Anadolu'dan çekilmeyi düşünmedikleri için özerk devlet projesini kabul edemeyeceklerini söylemiştir. Gunaris’in bu toplantıda sarfettiği sözlere rağmen, 1 Nisan’da İngiltere’nin Atina Temsilcisi Mr.Lindley, Yunanistan Dışişleri Bakanı'nın İyonya Devleti'yle ve böyle bir oluşumu destekleyen hareketle bir ilgilerinin olmadığına dair beyanatının barış teklifi ardından geçerli olmadığını belirten bir rapor iletecektir. 25 Nisan’da İstanbul’daki Rum Milli Savunma Örgütü, İzmir Milli Savunma Örgütü ile Yunanistan'ın Küçük Asya Ordusu Başkumandanı Papulas'a çekilen telgraflarda, tehdit altında bulunan Anadolu ve Trakya Rumları ile İstanbul Rumları arasında koparılamaz bağlar olduğunu, Anadolu Rumlarına yardım için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmayacağını ilan etmiştir.

Yunanistan Hükümeti, Milli Savunma Örgütü ve İzmir Yüksek Komiseri Stergiadis’le yaptığı görüşmelerin ardından 7 Mayıs’ta İzmir ve Atina'da eş zamanlı açıklamalar yapmıştır. Hükümet'in Yunan milli çıkarlarıyla tam bir uyum içinde olduğunu, Batı Anadolu'daki topluluğun milli görüşlerini tatmin etmeden çekilmek niyetinde olmadığını, Türk saldırısına karşı koymak için Küçük Asya Teşkilatı'nın yardımını kabul edeceğini belirtmiştir.

İngiltere’nin İzmir Başkonsolosu Sir H.Lamb’un 16 Mayıs 1922 tarihli raporuna göre, Yunanistan'ın Küçük Asya Ordusu',nun İyonya Devleti kurma programını hayata geçirmeye başlamıştır; kurulacak yeni devletin ordusunu hazırlanmaktadır. İşgal altındaki her kasaba ve şehirde silahlı sivil muhafız teşkilatının kurulmuş, bunların Yunan subayları tarafından eğitimine başlanmıştır.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sir E. Crowe ile eski Yunanistan Başbakanı Venizelos, 24 Mayıs’ta İyonya Devleti gündemli bir araya gelmişlerdir. Venizelos, Yunanistan ordusu çekilirken onun yerine geçmek üzere Batı Anadolu Hristiyanlarının silahlandırılıp örgütlendirilebileceğini, İyonya Devleti'ne yönelik girişimlerin desteklenebileceğini belirtmiş ve bunun için müttefiklerin para yardımı yapması gerektiğini ifade etmiştir.

26 Nisan’da verdiği bir demeçte İyonya Devletini desteklediğini yalanlayan Papulas, 25 Mayıs’ta istifa etmiştir. İstifası 3 Haziran’dan itibaren geçerli kabul edilen Papulas'ın yerine, 1 Haziran’da Trakya Ordusu Kumandanı Hacınesti getirilecek; Hacınesti göreve 5 Haziran’da başlayacaktır. Bu görev değişikliği, Yunanistan Hükümeti’nin muhtemel bir taarruz öncesinde İyonya Devleti sorunu nedeniyle Yunanistan Hükümeti ve Küçük Asya Ordusu arasındaki görüş ayrılığına son vermek istediğini ve Batı Anadolu’nun idaresini başka bir iktidar odağına bırakmak istemediğini gösterir.

Yunanistan Bakanlar Kurulu, 12 Temmuz’da Batı Anadolu'da özerk bir devlet kurma görüşünü kabul etmiştir. İzmir özerk yönetimini Yunan askerlerinin koruyuculuğunda düzenleme görevi İzmir Yüksek Komiseri Stergiadis'e verilmiştir. Yunanistan Hükümeti, aldığı kararı 14 Temmuz 1922 tarihinde İngiltere'nin Atina Elçisine, o da hükümetine bildirecektir. Stergiadis, bu kapsamda 30 Temmuz’da İzmir mitinginde bir açıklama yapacaktır. İzmir Belediye Başkanı Hasan Paşa, 8 Ağustos’ta Özerk İyonya Devleti projesini uygun bulduğunu açıklayacaktır.

Hariciye Nazırı İzzet Paşa, 1 Ağustos’ta özerklik ilanını protesto etmiştir. İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Bey, 9 Ağustos’ta özerklik ilanını protesto etmiş; işgal altında ve çoğunluğu Türk olan bir ülkede özerklik ilanının hiçbir hukuki değeri olmadığını belirtmiştir. Müttefik Devletler, 15 Ağustos’ta verdikleri nota ile İyonya Devleti’ni tanımadıklarını ilan etmişlerdir. İngiltere, Fransa ve İtalya, Batı Anadolu'nun yönetim biçimine Türkiye ile yapılacak görüşmelerden sonra karar verileceğini belirtmişlerdir.

Batı Anadolu’da ilan edilen devletin statüsüne ilişkin, farklı kaynaklar farklı kavramlar kullanmışlardır. İyonya Devleti’nin ilanına ilişkin tarihsel süreç ortaya konulurken, yararlanılan kaynakta devletin ilanı, hangi kavram ile ifade edilmişse ilgili kaynağın belirttiği tarihsel olaya yazıda o kavram üzerinden yer verilmiştir. Konuyla ilgili tarafların ilan sürecini adlandırmaları, önerilen devletin statüsüne ilişkin farklı görüşlere sahip olup olmadıklarını anlatacağı için böyle bir yola başvurulmuştur. Ancak, bu durum İyonya Devleti’nin statüsüne ilişkin bir kavram karmaşası yaratabilir. İyonya Devleti, “özerk bir idareyi mi yoksa bağımsız bir devleti mi ifade etmektedir” sorusunu karşımıza çıkarabilir. Özerklik kavramı, yerel özerklik kavramına da yol açabileceği için de bu konunun bir netliğe kavuşturulması gerekmektedir. Yunanistan, kendine bağlı ancak özerk bir yönetim mi ilan etmiştir; yoksa, bölgede bağımsız bir devlet mi kurulmuştur şeklinde soru detaylandırılarak cevaplanmalıdır. Bu sorulara, ancak, İngiltere, Yunanistan ve Osmanlı arşivlerinde yapılacak daha ayrıntılı çalışmalar ile cevap verilebilir. Ancak, 25 Ağustos 1922 tarihli Kararnâme ve sonrasında Meclisi Vükelâ’da yapılan görüşmelerden “muhtariyet” ilan edildiği anlaşılmaktadır. Sorun, muhtariyet kelimesinin anlamından ve günümüz Türkçesine çevrilirken kullanılan karşılığından kaynaklanmış olabilir. Yunanistan’ın ilan ettiği devletin niteliği buradan yola çıkılarak netliğe kavuşturulabilir. Ancak, İngiltere’nin daha önce gündeme getirdiği özerk ve özel yönetimlerle bu devletin ne kadar örtüştüğü ayrıca araştırılmalıdır.


Yüklə 0,6 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin