Yenileşme Döneminde


Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti (23 Nisan 1920-30 Ekim 1923) / Yrd. Doç. Dr. Yavuz Aslan [s.337-371]



Yüklə 6,62 Mb.
səhifə25/52
tarix17.11.2018
ölçüsü6,62 Mb.
#83182
1   ...   21   22   23   24   25   26   27   28   ...   52

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti (23 Nisan 1920-30 Ekim 1923) / Yrd. Doç. Dr. Yavuz Aslan [s.337-371]

Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi /Türkiye

Giriş

3 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi, hemen çalışmalarına başlamış ve hatta açıldığının ikinci günü (24 Nisan 1920) bir kanun bile çıkarmıştır.1 Böylece Meclis yasama ile ilgili görevlerine de başlamış oluyordu. Fakat Meclisin çıkardığı kanun ve aldığı kararları yerine getirecek bir yürütme organının olması gerekli idi. Büyük Millet Meclisi’nin Anadolu’daki gücünü fiilen kaybetmiş, İstanbul’un İtilâf Devletleri tarafından işgal edilmesi ve Meclis-i Mebusan’ın kapanması ile gerçekte siyasi ve hukukî hüviyeti de sona ermiş olan İstanbul Hükümeti’ni tanımasına imkân yoktu. Bu yüzden milletten aldığı gücü, yine milletin çıkarları için kullanacak, “Milli Hakimiyet Prensibini” baş tacı yapacak yeni bir hükümet kurulmalıydı.



Büyük Millet Meclisi eski Osmanlı Meclisine benzemediği gibi yeni Meclis’in kurulacağı “Yürütme Organı”da Osmanlı kabinelerinin bir taklidi olamazdı. Kurulacak yeni hükümet, Meclis’in istediği bir hükümet olmalı idi. Dava, normal bir parlamenter sistem kurmakla çözülemezdi. Meclis’in fiilen işleri eline alması gerekiyordu. Yasama ve yürütme yetkileri Meclis’in kendi elinde bulunmalıydı.2

A. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin Kuruluşu



1. Hükümetin Kurulması Hakkında Mustafa Kemal Paşa’nın Teklifi
(24 Nisan 1920)

Yukarıda belirtilen gerçekleri çok iyi kavrayan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Millet Meclisi’nin 24 Nisan 1920 tarihli oturumunda uzun bir konuşma yaparak,3 Milli Mücadele’nin başlama se

beplerini ve izlediği yönü anlattıktan sonra, bu konuda tutulması gereken yolu açıklayan hükümetin kurulması hakkındaki teklifini yaptı. Derhal bir hükümet kurulmasını isteyen bu teklifte Mustafa Kemal Paşa şu esasları savunmuştur.4

1- Tarih tecrübelerine, Esas Teşkilat Hukuku ilkelerine (yani ilmi verilere) ve halen içinde bulunulan şartlara göre memleketin milli kuvvetlerini merkezi bir teşkilatla birleştirmek bir zarurettir.

2- Bu teşkilat fiili yani gayr-i mes’ul ve Osmanlı Anayasa metinleri gereğince kurulmamış olmamalıdır, bu takdirde sürekli ve ömürlü olamaz. Bizzat Meclis bir hukukilik ve meşrûiyet ihtiyacının eseridir. Şu halde milli vicdanın ifadesi olan Meclis’in yapacağı kanunlarla bağlı bir hükümetin kurulması şarttır.

3- Meclis, hükümeti (icra heyetini) kontrolle yetinecek “murakıb ve müdekkik” bir teşri (yasama) organı değildir, milletin mukadderatına bu sıfatla ve kuş bakışı bakamaz, fakat bu mukadderatla “bilfiil iştigal etmek” zorundadır. Mesele normal bir icra-teşri mekanizması, parlamenter bir sistem kurmak değildir, tarihte fevkalâde zamanlar ve durumlar karşısında uygulanmış hal suretlerine başvurmak gerek:

Meclisi tatil ederek icra organına fazla yetkiler vermek yahutta aksini yaparak, teşri organını (Meclis) kuvvetlendirerek, idareyi birkaç şahsın eline geçirmemek ve icra kuvvetini tabiatıyla zayıflatmak. Büyük Millet Meclisi’nin şahıs rejimine karşı reaksiyonunu gösteren birinci tezi, aynı zamanda İslâm Âmme kaideleri de göz önünde bulundurularak, benimsenmesi icâp eder. Bu taktirde ikinci şık kabul edilecek, Meclis yasama ve yürütme yetkilerini kendisinde toplamış olacaktır.

4- Meclis, günlük politika ve idare işlerinin teferruâtına kadar inemeyeceğinden ve meşgul olamayacağından, kendi içinden bir heyet seçmelidir. Belli hükümet işlerine göre ayrılmış dairelerin idaresi bu hey’et üyelerine verilmelidir. Üyeler münferiden ve müştereken (heyet halinde) meclise karşı sorumlu olmalıdır. Heyetin adı “Heyet-i İcrâiye” olmalı, üyelerine de “Vekil” denmelidir.

5- Meclisin kendisi için seçeceği başkan, meclisi temsil etmeli, fakat icrâ heyetinin de reisi olmalıdır. Başkan, meclis adına yaptığı tasarruflardan dolayı, diğer vekiller gibi meclis karşısında sorumlu5 olmalıdır. Bu ağır bir ödevdir. Zira sorumluluk hem meclis hem de icrâ heyeti reisliğinden doğmaktadır.

6- “Reissiz bir hükümet vücûda getirmek zarureti içindeyiz”. Çünkü; Padişah-Halife, hem Osmanlıların, hem de bütün Müslümanların başı olmakla beraber zor ve tehdit altındadır. Bu sebeple geçici dahi olsa, Anadolu’da bir hükümet reisliği veya bir padişah kaymakamlığı (vekilliği) kurmak doğru olmaz. Maksat, Padişah-Halifenin kurtarılmasıdır. Başka bir makama devlet reisliği yetkileri vererek o makamı gayr-i mes’ul tanımakta yine felaketli netice doğurur. Bu çetrefil durumdan kurtulmak için, İslâm siyasi prensiplerine başvurularak şöyle bir tesviye suretine varılabilir: Seçimle iş başına gelen Meclise mahdut teşrîî yetkileri vermekten ziyade, onu milli iradenin yegâne temerküz noktası yapmak ve böylece tanımak. Şu halde, Meclis’ten daha üstün bir hukukî ve siyasî kuvvet (milli hakimiyeti kullanacak daha üstün bir organ) bulunmayacaktır.

7- Türkiye’nin siyasi tarihinde taklit hükümet rejimleri vardır. İstibdâtlar vardır. Teklif bu olaylardan alınan derslere göre yapılmaktadır. Karar Meclis umumi heyetinindir. Fakat dağılma ve yıkılma tehlikesi vardır. Devlet işleri mercisiz kalmıştır. Bu fevkalâde durum süratle hareket edilmesini gerektirmektedir.

2. Mustafa Kemal Paşa’nın
Teklifinin Meclis’teki Görüşmeleri ve Kabulü

Mustafa Kemal Paşa’nın hükümetin teşkili hakkındaki teklifi, mebuslar tarafından coşkuyla karşılanmış, söz alan mebuslar şimdiye kadar yaptıklarından dolayı Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye’ye minnet ve şükranlarını dile getirmişlerdir.6

Daha sonra Meclis’in 24 Nisan günlü oturumuna başkanlık eden Şerif Bey (Sinop), Mustafa Kemal Paşa’nın teklifini Meclis’in oyuna sunmak istedi. Fakat Refik Bey (Konya) bu teklifin hemen oylanmasına itiraz ederek, konunun çok önemli olduğunu, bunun için Mustafa Kemal Paşa’nın teklifinin basılarak herkese dağıtılmasını ve ondan sonra herkesin bu teklif hakkında düşüncelerini söylemesini istedi.7 Meclisteki görüşmeler bu nokta üzerinde devam ederken Mustafa Kemal Paşa tekrar söz alarak şunları söylemiştir:8

“Efendiler! Bütün maddi ve manevi mes’uliyeti Heyet-i Temsiliye namı altında bulunan heyet üzerine almış ve 7 Mart 1336 (1920) tarihinden bu dakikaya kadar bütün acı safhalara, manzaralara karşı ifâ-yı vazifeyi fevkalâde bir vazife bilmiştir. Bu mes’uliyet çok ağırdır. O heyeti artık bu ağır yükün altında bırakmayınız, bu dakikadan itibaren teklif ediyorum, derhal mukadderat-ı memleketi deruhte buyurunuz.

Bundan içtinâp etmeğe lüzum yoktur. Bu vazife o kadar mühim, içinde bulunduğumuz zaman o kadar tarihidir ki bu koca mes’uliyeti içinizden üç, beş kişiye tahmil etmekle iktifa edemeyiz. Bütün bu Meclis bütün manâsıyla mes’ul olmak lâzım gelir. Millet bizi ancak bunun için gönderdi, bizi buraya beş kişinin eline milleti terk edelim diye göndermemiştir.”

Mustafa Kemal Paşa, teklifinin basılıp dağıtılması isteğine de karşı çıkarak, gerekiyorsa tekrar tekrar okunmasını görüşmeler sonunda da oya konulmasını istedi. Tekrar bazı itirazlar olmuşsa da biraz sonra görüşmeler yeterli görülerek, Mustafa Kemal Paşa’nın teklifi aynen kabul edilmiştir.9



3. Mustafa Kemal ve Meclis
Hükümeti Sistemi

Mustafa Kemal Paşa’nın hükümetin teşkili hakkındaki teklifi rasgele verilmiş bir teklif değildi. Memleketin geçirdiği zor dönem, günün şartları ve Meclis’te bulunan mebusların ruhi durumu göz önüne alınarak yapılmış ve herkesin ka

bullenebileceği bir özellik taşıyordu. Bununla birlikte bu teklif; Osmanlı Hükümetlerinden tamamen farklı bir hükümet sistemi meydana getirmekte idi. Çünkü, Türk milletinin İstiklâl Mücadelesi normal bir parlamenter sistem kurmakla çözülemezdi. Meclis yasama ve yürütme yetkilerini elinde tutmalı ve milletin işleri ile bizzat uğraşmalı idi.

İşte bu düşünce ile Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Paşa’nın telkiniyle, Türk hukuk tarihinde ilk defa olarak “Milli Hâkimiyet Prensibini” siyasî ve hukukî temel edinerek, Osmanlı Kanun-ı Esâsî’sine aykırı olarak, kuvvetler birliği esasına dayanan “Meclis Hükümeti” sistemini kabul etmiştir.10 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilânına kadar devam eden bu sistem “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti” adı ile anılacaktır.11 Ve 20 Ocak 1921 Anayasası’na bu isimle geçecektir.12

Meclis Hükümeti Sistemi’nin rasgele ortaya çıkmadığı açıkça gözükmektedir. Bunda, Mustafa Kemal Paşa’nın kafasındaki nihai hedefe doğru gidişin çok ustaca düzenlenmiş bir safhasını görmek mümkündür. Mustafa Kemal hem milli mücadeleyi başarıya ulaştırmak hem de bu mücadele sonunda devlet bünyesini değiştirmek niyetinde idi. Meclis Hükümeti sisteminin kabul edilişi, daha başlangıçtan itibaren böyle bir bünye değişikliğinin temellerini atmakla birlikte, bu gidişin göze çarpacak bir açıklıkla ortaya çıkmasını ve padişahlığı vazgeçilmez bir kurum olarak kabul eden çevrelerde lüzûmsuz tepkilerin uyanmasını önlemiştir. Eğer başlangıçtan itibaren ayrı bir devlet başkanı ve ayrı bir yürütme organıyla aşağı yukarı tam anlamda “kurumlaşmış” bir devlet bünyesi kabul edilseydi, eski sistemden böylesine radikal bir kopuş birçok kimseye fazla aykırı gelebilir veya buna engel olabilmek için, bir “Padişah Kaymakamlığı”ndan bahsetmek gerekebilirdi. Bu ise, Padişahlığın devam edeceğini, çok önceden resmen kabul etmek demekti. Bunun içindir ki, gidilen yol, başlı başına ayrı bir yürütme organı meydana getirmektense, Büyük Millet Meclisi’nin olağanüstü durumunu gerekçe olarak gösterip “saltanatı ve hilafeti kurtarma” görevinin, yani yürütme kudretini kullanmanın bu meclis tarafından yerine getirileceğini belirtmekti.13

Büyük Millet Meclisi’nin meydana getirmiş olduğu sistem (Mustafa Kemal Paşa’nın telkini ile) Meclis’i, milli hâkimiyetin temsilcisi addeden, çeşitli devlet kudretlerini bu hâkimiyetin belirtileri sayan, bu açı ile tümünü meclise mal eden ve günün şartlarına bağlı olmaksızın umûmi prensip halinde benimsenen bir kudretler birliği anlayışına istinat ettirilmişti. Ve bu anlayış Milli Mücadelecilerin ruhunu kaplamıştı. İşte böyle bir anlayış ve Meclis Hükümeti sayesindedir ki yeni rejim yerleşmiş, başarı sağlamış, saltanatın kaldırılmasına mesnet teşkil etmiş ve dolayısıyla Cumhuriyet rejiminin kabulüne yol açmıştır.14 Zaten Mustafa Kemal de “Nutuk”ta, kendi telkini ile getirilen bu sistemi şöyle değerlendiriyordu:15

“Efendiler, bu esaslara müstenit olan bir hükümetin mâhiyeti, suhûletle anlaşılabilir. Böyle bir hükümet, hâkimiyet-i milliye esasına müstenit halk hükümetidir. Cumhuriyettir.”

Mustafa Kemal, böyle bir hükümetin kurulmasında ana ilkenin “Kuvvetler Birliği” olduğunu da belirtmiştir. Mustafa Kemal’in Meclis’te yaptığı birçok konuşmada da kuvvetler birliği sisteminden bahsettiğini ve bu sistemi savunduğunu görmekteyiz. Mesela; Büyük Millet Meclisi’nde, 1 Aralık 1921 tarihinde yap

tığı konuşmada,16 kuvvetler ayrılığı sistemini eleştirmiş, bu sistem tabiata ve gerçeklere aykırı olduğunu ve bu teoriye göre meydana getirilmiş kuruluşların “gayr-i meşru” sayılması gerektiğini savunmuştur. Fakat, daha sonra memleketin olağanüstü durumu ortadan kalkmaya başlayınca, kuvvetler ayrılığı sistemine doğru ilk adımı yine Mustafa Kemal’in atacağı bir gerçektir.17

Hukukçular genelde, Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği Meclis Hükümeti sistemini Fransızların ihtilâl meclisi olan “Konvansiyon”dan aldığını ileri sürmektedirler. Meselâ; Tarık Zafer Tunaya, şu değerlendirmeyi yapmaktadır:18

“1920 yılında Türklerin bağımsızlık savaşını yürütebilmek, yeni bir devlet kurabilmek için seçtikleri hükümet şekli, Meclis Hükümeti sistemidir. Fransız İhtilâli’nin ünlü meclisi Konvansiyon’dan adını alan bizim sistemimiz, aslında bir ihtilâl rejimidir ve Konvansiyon’dan fazla sürmüştür.”

Meclis Hükümeti sisteminin Fransa ve İsviçre’de ilk önce uygulandığı bir gerçektir. Fakat, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği sistemle, diğer devletlerde uygulanan meclis hükümeti sistemleri arasında bilhassa uygulama sahasında birçok farklılıklar vardır.19 Büyük Millet Meclisi’nin bu sistemi kabul ederken, Fransa’dan veya başka bir devletten esinlendiğine dair bir kayıt bulunmamaktadır. Büyük Millet Meclisi’nde buna atfen bir şey de konuşulmamıştır. Hatta, Cumhuriyet ilân edilinceye kadar, Meclis’te birçok mebus, “Hükümet şeklimiz nedir? Hangi medeni ülkedeki hükümet şekline benzemektedir?” gibi sorular sormaktadırlar.20

Sonuç olarak, Türkiye’de, Meclis Hükümeti sisteminin, Türk milletinin içinde bulunduğu gerçeklerden ve günün şartlarından doğduğunu ve buna Mustafa Kemal’in fikri ve fiili olarak önderlik ettiğini söyleyebiliriz. Milli Mücadele’nin başarıya ulaşmasında çok büyük rolü olduğu da inkâr edilemez bir gerçek olan “Meclis Hükümeti Sistemi (Kuvvetler Birliği Sistemi)” nedir? Hangi prensiplere dayanmaktadır ve nasıl meydana çıkmıştır?

Yasama ve yürütme kuvvetleri yasama organında toplanırsa ortaya Meclis Hükümeti sistemi çıkar.21 Klasik Anayasa Hukuku’nda, Parlamenter ve Prezidansiyel22 Sistemler arasında yer alan Meclis Hükümeti, bu iki şekilden, kuvvetler ayrılığını kabul etmemesi ile ayrılır. Bu sistemde, kuvvetlerin karışımı vardır, daha doğrusu seçimle kurulu tek organ olan yasama meclisi, yürütme ve yargının üstündedir.

Onlara hakimdir ve onları bir çeşit idari organlar haline getirir. Kuvvetlerin karışımı zaten yürütmeyi bağlı duruma sokar. Milli hâkimiyetin temsilcisi ve kullanıcılığı tekelini kurar. Böylece yasama ve yürütme, ne fiilen ne de hukuken iki eşit otorite olamaz. Yürütme, meclisin ajanı durumundadır. Onun saptadığı politikayı sadece ve yine onun direktifleri ile uygular.23

Kemal Dal, “Anayasa Hukuku Temel Kuralları” adlı eserinde, Meclis Hükümeti Sistemi’ni şu şekilde tarif etmektedir:24

Devletin bütün fonksiyonları yasama organı olan parlamentoda toplanır. Devletin adeta parlamentodan başka organı yok gibidir. Yürütme tamamıyla parlamentoya bağlanmıştır. Parlamento yasama, yürütme ve yargı fonksiyonunu yapar. Bu tip devlet idaresi rejimine “Meclis Hükümeti” sistemi ismi verilir.

Meclis Hükümeti veya konvansiyonel demokrasi şekli, kökünü Rousseau’dan alan çok teorik bir görüşle, millet irâdesinin ve egemenliğinin bölünmezliği, hukukî prensibine dayanmaktadır. Bu prensibe göre, millet egemenliğinin aslî ve hakiki tecellisi, bizzat millet tarafından kullanılan yasama iktidarıdır. Yürütme ise, müstakil bir iktidar olmayıp, yasama iktidarının bir vasıtasından ibarettir. Rousseau’nun muhalif olduğu Temsili Demokrasi sistemine tatbik edilen bu prensip, yasama ve yürütme iktidarlarının millet irâde ve egemenliğinin tek dayanağı ve ifadelenme vasıtası olan mecliste kaynaşmış olduğu telâkkisine yol açmıştır. Fakat bu telâkkiye rağmen, siyasî ve amelî zaruretlerle yasama ve yürütme arasında organik ve fonksiyonel bir ayrılık meydana geldiğinde, bu teorik prensip ile realiteyi uzlaştırma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Böyle bir zaruretin mahsulü olan meclis hükümetinin barız karakterleri yasama ve yürütme arasında fiilen az çok bir ayrılık bulunmasına rağmen, hukuken, her iki iktidarın mecliste toplanması, yürütmenin yasamanın bir vasıtasından ibaret bulunması, bütün salâhiyetlerini yasamadan alması, onun adına ve onun emir ve direktifleriyle hareket etmesi mecburiyetinde olmasıdır. Bu hükümet şeklinde umumiyet itibarıyla, devlet başkanı yoktur. Ve yürütme iktidarı meclisten ayrılmış bir icrâ vekilleri heyeti veya icra komitesi tarafından meclis adına kullanılmaktadır:25

Kuvvetler birliği sisteminin teorik gerekçesi de meclis hükümeti açısından şu izah tarzına dayandırılmaktadır:26

“Egemenlik halkta olduğuna göre, halk hakimiyet hakkını seçtiği temsilcileri vasıtasıyla kullanır. Hâkimiyetin bölünmesi söz konusu olamaz. Bu sebepten halkın yegâne temsilcisi meclistir. Ve bütün kuvvetler ve yetkiler onda toplanır. Kuvvetleri ayırmak hâkimiyetin bölünmesi demektir ve demokrasiye aykırıdır.”

Bu hükümet şeklinin tatbikine demokratik devrimlerden sonra rastlanmaktadır. Fransa’da krallığın ilgasından ve Cumhuriyet’in ilânından sonra 1792’de Konvansiyon Meclisi zamanında tatbik edilen hükümet şekli bu idi. Bu hükümet şekline Konvansiyonel Hükümet adının verilmiş olması bundan dolayıdır. Konvansiyon Meclisi namına yürütme iktidarını, Geçici İcra Heyeti adını taşıyan bir heyet kullanmakta idi. Bu heyetin üyeleri meclis dışından seçilmişti. Fakat meclis içindeki “Kamu Güvenliği ve Kamu Selameti” isimlerini taşıyan iki komitenin çok sıkı ve hatta diktatoriyal kontrolü altında idi. Tatbik edilmeyen 1793 Anayasası ile çok kısa zaman tatbik edilen 1848 Anayasası da Fransa’da aynı hükümet şeklini kabul etmişti. 1871’deki Milli Meclis’te bu şekli benimsemişti.27

Meclis hükümeti sisteminin normal ve devamlı tarzda tatbik edildiği memleket, İsviçre’dir. Nasıl İngiltere, Parlamenter hükümet şeklinin, Birleşik Amerika Başkanlık Hükümeti şeklinin vatanı iseler, İsviçre’de Meclis hükümetinin klasik tatbikine sahne olan bir memlekettir.28

Bizde de 1921 ve 1924 Anayasalarının kabul ettiği sistem, Meclis Hükümeti sistemi olarak değerlendirilmektedir.

Meclis hükümeti sisteminin İsviçre dışındaki başka memleketlerde tatbik edilme şekli, daima anormal ve geçici bir rejim mahiyetini göstermiştir.29 Ve ge

nellikle uzun süren meclis hükümeti sistemleri de, diktatoriyal ve ihtilâlci rejimlere yol açmaktadır. Nazi Almanyası’nda faşist İtalya’da olduğu gibi.30

4. İlk İcra (Yürütme) Organının
Kuruluşu: Muvakkat İcra Encümeni
(25 Nisan 1920)

Meclis’in 25 Nisan 1920 tarihli oturumunda, Mustafa Kemal Paşa’nın bir önceki gün kabul edilen hükümetin teşkili hakkında teklifine göre, yürütme yetkisini bizzat kullanacak olan Meclisin bu yetkiyi ne şekilde kullanacağı üzerinde durulmuştu. Bu konuda yapılan görüşmelerden sonra, verilen önergeler arasından Celaleddin Arif Bey’in teklifi Meclisçe benimsendi.31 Celaleddin Arif Bey’in kabul edilen önergesine göre; 5-6 kişiden oluşan geçici bir icrâ encümeni teşkil edilecek ve icrâ heyeti teşkili hakkındaki kanun tasarısını hazırlamak üzere 15 kişilik bir “Layiha Encümeni” kurulacaktı. Böylece, icrâ vekilleri seçim kanunu hazırlanıp, icrâ vekilleri heyeti seçilinceye kadar memleket işleri geçici icra encümeni tarafından yönetilecekti.

Meclis, Celaleddin Arif Bey’in kabul edilen önergesi gereğince, 25 Nisan 1920 tarihli beşinci oturumunda, “Muvakkat İcrâ Encümeni”nin seçimine başlamıştır.32

Seçime geçilmeden önce, Celaleddin Arif Bey’in önergesindeki, “oluşturulacak heyetin 5 veya 6 kişiden meydana gelmesi” tabiri, 6 kişi olarak belirgin bir hale getirilmiş ve daha sonra Muvakkat İcrâ Encümeni’nin seçimine geçilmiştir. Yapılan ilk tur oylama sonucunu, oturuma başkanlık eden Meclis İkinci Reisi Celaleddin Arif Bey, şu şekilde açıklamıştır:

“Re’ye iştirak eden zevât-ı muhteremin adedi 107, tâbî-i ekseriyet-i mutlakası 54 eder. Fakat re’ye bilfiil iştirak eden zevât, 80, 27 müstenkif var. Fakat ekseriyyet-i mutlaka 54 olduğu için netice itibarıyla bendenize 71 re’y vermişsiniz. Cami Bey 66, Bekir Sami Bey 58 re’y almışlardır. Diğer zevât ekseriyeti ihraz edememişlerdir.”

Görüldüğü gibi ilk tur oylama sonucunda, Celaleddin Arif Bey (Erzurum), Cami Bey (Aydın) ve Bekir Sami Bey (Amasya) Muvakkat İcrâ Encümeni’ne seçilmişler, diğer adaylar ise çoğunluk nisâbını dolduramamışlardır.33 Böylece Muvakkat İcrâ Encümeni’nin üç üyesi seçilmiş, diğer üç üyesi ise en çok oy alan altı kişi arasından seçilecektir. Bu adaylar arasında seçime geçilmeden önce Mustafa Kemal Paşa, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği yapan İsmet Bey’in seçime girmeden İcrâ Heyeti’nin tâbi üyesi olmasını teklif etmiş, bu teklif Meclis Genel Kurulu tarafından kabul edilince daha önce 23 oy alıp kur’a ile en çok oy alan altı kişi dışında kalan Fevzi Paşa, tekrar listeye girmiştir. Yapılan ikinci oylamada da 58 oy alan Fevzi Paşa,34 Muvakkat İcra Encümeni’nin dördüncü üyesi olmuş, diğer adaylar ise yine mutlak çoğunluğun oyunu alamamışlardır. Daha sonra yapılacak üçüncü tur oylamada, mutlak çoğunluk oyuna bakılmaksızın, en çok oy alan iki kişinin bu heyetin diğer üyeleri olması kararlaştırılmış, yapılan seçim so

nucunda da 45 oy alan Hamdullah Suphi Bey ve 40 oy alan Hakkı Behiç Bey, Muvakkat İcrâ Encümeni’ne dahil olmuşlardır.

Böylece seçimle belirlenen 6 kişi (Celâleddin Arif Bey, Sami Bey, Bekir Sami Bey, Fevzi Paşa, Hamdullah Suphi Bey, Hakkı Behiç Bey) seçimsiz Meclis Genel Kurul kararı ile Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi İsmet Bey ve Büyük Millet Meclisi Reisi olması sıfatı ile, bu heyetin tabi’ başkanı olan (hükümetin teşkili hakkındaki karar gereğince) Mustafa Kemal Paşa’dan oluşan 8 kişilik geçici bir hükümet kurulmuştur. Muvakkat İcrâ Encümeni adı ile kurulan bu heyet Büyük Millet Meclisi’nin ilk yürütme organı, yani ilk hükümetidir.

Muvakkat İcrâ Encümeni’nin vazifesi, İcrâ Vekilleri Heyeti Seçim Kanunu’nun hazırlanması ve vekillerin Meclisçe seçilmesi için geçecek süre içinde, memleketi hükümetsiz bırakmamak ve idari işleri yürütmektir. Yani bu heyet bir geçiş döneminin yürütme organıdır. Bu geçiş dönemi oldukça kısa sürmüştür (25 Nisan-3 Mayıs 1920). Bu kısa süre içerisinde, Muvakkat İcrâ Encümeni’nin mevzuata geçen bir kararnâmesi olmadığı35 gibi, yaptığı icraatlar hakkında bilgi bulunamamıştır.

Muvakkat İcrâ Encümeni’nin göreve başlamasının ikinci günü, Hakkı Behiç Bey, bu encümenden istifa etmek istemiştir. Hakkı Behiç Bey, manevî onurundan başka hiçbir çekiciliği olmayan bu görevde, ancak Meclis’in tam güveni ile kalınabileceği görüşündedir. Kendisinin ise zayıf bir oyla (40 oyla seçilmişti) seçildiği için, bu görevi hakkıyla yerine getiremeyeceğine inanıyor ve bunun için istifa etmek istiyordu.36

Hakkı Behiç Bey’in istifa dilekçesi Meclis’te okunduktan sonra, Abdülkadir Kemâli Bey (Kastamonu) yerinden “haklıdır” diyerek, Hakkı Behiç Bey’in görüşüne katılırken, oturumu yöneten Mustafa Kemal Paşa, bu durumu üzüntü ile karşılıyor ve Hakkı Behiç Bey’in istifa etmesini arzu etmediğini belirtiyordu.

İstifa yazısı oya sunulmadan önce söz alan İsmail Fazıl Paşa, bu durumu Meclis’in Hakkı Behiç Bey’e güvensizliğine değil, mebusların birbirlerini tanımaları için henüz yeteri zaman geçmemiş olmasına bağlayarak, istifanın geri alınmasını teklif etti. Daha sonra yapılan oylamada Hakkı Behiç Bey’in istifası reddedilerek, oy birliği ile bu heyet içinde kalması kararlaştırıldı.37



5. İcra Vekilleri Suret-i İntihabına Dair Kanun (2 Mayıs 1920)

Muvakkat İcrâ Encümeni’nin seçimi yapıldıktan hemen sonra, icrâ vekillerinin ne şekilde seçileceğini belirlemek için kanun tasarısı hazırlayacak olan, Lâyiha Encümeni’nin seçimine geçilmiş ve Büyük Millet Meclisi’nin 25 Nisan 1920 tarihli altıncı oturumda yapılan seçim sonucunda, 15 kişilik Layiha Encümeni oluşturulmuştur.38

25 Nisan 1920’de kurulan Lâyiha Encümeni, hemen çalışmalarına başlamış ve bir haftalık (25 Nisan-1 Mayıs) çalışma sonucunda, beş madde halinde hazırladığı İcrâ Vekillerinin seçimine dair kanun tasarısını Büyük Millet Meclisi’ne sunmuştur.

Meclis Genel Kurulu’nda iki gün süren görüşmeler sonucunda, 2 Mayıs 1920’de, hükümet içerisinde yer alacak vekillerin (bakan) ne şekilde seçileceğini belirleyen “İcra Vekilleri Suret-i İntihabına Dair Kanun” dört madde halinde kabul edilmiş ve Büyük Millet Meclisi’nin 3 nolu kanunu olarak şu şekilde mevzuata geçmiştir:39



İcrâ Vekillerinin Suret-i İntihâbına Dair Kanun:

Madde 1 - Şer’îye ve Evkaf, Sıhhiye ve Muâvenet-i İçtimâiye, İktisâd (Ticaret, Sanâyi, Zirâat, Orman ve Maâdin) Maârif, Adliye ve Mezâhib, Maliye ve Rüsûmat ve Defter-i Hakanî, Nâfıa, Dahiliye (Emniyet-i Umûmiye, Posta ve Telgraf) Müdâfaa-i Milliye, Hariciye ve Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye işlerini görmek üzere Büyük Millet Meclisi’nin on bir zâttan mürekkeb bir İcrâ Vekilleri Heyeti vardır.

Madde 2- İcrâ Vekilleri Büyük Millet Meclisi’nin ekseriyet-i mutlakası ile aralarından intihâb olunur.

Madde 3- Her vekil deruhte ettiği umurun ifâsında mensûp olduğu encümenin re’y-i istişârisini alabilir.

Madde 4- İcrâ Vekilleri arasında çıkacak ihtilâfı Büyük Millet Meclisi halleder.

6. İcrâ Vekilleri Heyeti’nin
Seçimi ve Göreve Başlaması
(3-4 Mayıs 1920)

Büyük Millet Meclisi 2 Mayıs 1920’de, İcrâ Vekillerinin ne şekilde seçileceğini belirleyen kanunu kabul etti. Bu kanuna göre, hükümet işleri 11 kolda toplanacak (Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyâseti dahil) vekiller Meclisçe mebuslar arasından seçilecek, vekiller arasında çıkacak anlaşmazlıklar da Meclis tarafından çözülecekti.

Bu kanun gereğince Meclis 3 Mayıs 1920 günü, icrâ vekillerinin seçimine geçmiştir. Kısa tartışmalardan sonra, seçimin her vekâlet için ayrı ayrı değil de, bir liste halinde yapılması kabul edilmiştir. Yani her mebus bir liste yapacak ve bu listede kimi, hangi vekâlete seçtiğini belirtecekti.40

Meclis’in 3 Mayıs günü ikinci oturumunda oylar tasnif edilmiş ve üçüncü oturumunda da seçim sonuçları açıklanmıştır. Buna göre, 3 Mayıs günü İcrâ Vekilleri Heyeti’ne şu mebuslar seçilmiştir:41

Şer’îye ve Evkaf Vekâleti’ne; 138 oy ile Mustafa Fehmi Efendi (Bursa),

Adliye Vekâleti’ne; 83 oy ile Celâleddin Arif Bey (Erzurum),

Dahiliye Vekâleti’ne; 96 oy ile Cami Bey (Aydın),

Nâfıa Vekâleti’ne; 79 oy ile İsmail Fazıl Paşa (Yozgat),

Hariciye Vekâleti’ne; 121 oy ile Bekir Sami Bey (Amasya),

Sıhhiye ve Muâvenet-i İçtimâiye Vekâleti’ne; 127 oy ile Dr. Adnan Bey (İstanbul),

İktisad Vekâleti’ne; 99 oy ile Yusuf Kemal Bey (Kastamonu),

Müdâfaa-i Milliye Vekâleti’ne; 118 oy ile Fevzi Paşa (Kozan),

Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyâseti’ne; 129 oy ile İsmet Bey (Edirne).

Böylece ilk tur oylama sonucunda dokuz vekâlet için vekil seçilmiş, diğer iki vekâlet (Maliye ve Maarif) için ise hiç kimse mutlak çoğunluğun oyunu alamamıştır.42 Daha sonra yapılan ikinci tur oylamada da bir sonuç alınamamış43 ve bu vekâletler için vekil seçimi ertesi güne bırakılmıştır. 4 Mayıs günü yapılan oylamada;44

Maliye Vekâleti’ne; 74 oy ile Hakkı Behiç Bey,45

Maarif Vekâleti’ne 65 oy ile Dr.Rıza Nur Bey,46 vekil seçilmişlerdir.

Böylece Meclis Reisi Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında47 bir hükümet kurulmuştur. Mustafa Kemal Paşa bu durumu 4 Mayıs 1920 tarihli bir genelge ile bütün yurda şu şekilde duyuruyordu:48

Büyük Millet Meclisi’nin mâhiyet-i esasiyesini tespit eden ve ikinci içtimada ittifâkla kabul olunan hususâtın nikat-ı mühimmesi birinci suret, İcrâ Vekillerinin intihâbı hakkında yine Meclisçe tâdilen kabul olunan kanun ikinci suret ve kanun-ı mezkûra nazaran Meclis hey’et-i umumiyesinde icrâ olunan intihâbat neticesinde taayyün eden İcrâ Vekilleri Heyeti listesi de üçüncü suret olarak âtide arz olunmuştur.

Emr ü kumanda salâhiyeti ise Meclis’in şahsiyet-i maneviyesinde olup bu umuru Meclisçe müntehâb İcrâ Vekilleri Heyeti meyanında bulunan Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reîsi tedvir eyler. Her şube-i idarenin fîmaba’d kendi mercileri olan vekâletlere müracaat eylemesi tamimen tebliğ olunur.

4 Mayıs 1336 (1920) Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal bu genelgeye ekli olduğu belirtilen ikinci ve üçüncü suretleri daha önce vermiş idim. Birinci suret ise Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis’in 24 Nisan 1920 tarihli ikinci oturumunda, Meclis’in şekli ve hükümetin teşkili hakkında yaptığı ve Meclisçe kabul edilen teklifin bir özeti şeklindedir. Daha önce de belirtmeye çalıştığım bu teklifin Mustafa Kemal tarafından memlekete duyurulan şeklini önemi sebebi ile burada vermek istiyorum:49

I. Suret

1- İrâde-i milliyenin bilfiil mukadderât-ı vatana vâzî-ül-yed tanınması umde-i esasiye olarak kabul olunmuştur.

2- Büyük Millet Meclisi kuvve-i teşrîîye ve icrâîyeyi nefsinde cem’ etmiş ve idâre-i umûmiye-i milleti fi’ilen deruhte eylemiştir.

3- Büyük Millet Meclisi tefrik ve tevkil edeceği azâsını icrâ-i vezaife memur eder. Vekillerin her biri ayrı ayrı ve cümlesi müştereken heyet-i umûmiyeye karşı mes’uldür.

4- Büyük Millet Meclisi Reîsi aynı zamanda İcrâ Vekilleri Heyeti’nin de reîsidir. Meclis Reîsi sıfatıyla Meclis namına vaz’-ı imzaya ve tasdiki-i mukarrerata sa

lâhiyettar olmakla beraber icrâya ait mesailde de heyet-i umûmiye nezdinde tamamen mes’uldür.

Görüldüğü gibi, İcrâ Vekilleri Heyeti’nin teşkil edilmesini takiben Meclis’in icrâ hakkında aldığı kararlar Mustafa Kemal Paşa tarafından bütün askerî ve mülkî makamlara duyurularak, bu makamların ilgili vekâletlere müracaat etmeleri istenmiştir. Yani Büyük Millet Meclisi eskiden İstanbul Hükümeti’ne bağlı olan ve ondan emir alan bütün makamlara hukukî olarak ta el koyup, onları kendi hükümetine bağlıyordu. Zaten bu makamlar fiili olarak İstanbul Hükümeti’nden ayrılmış durumda idiler. Bilhassa Erzurum-Sivas Kongresi sürecinden Büyük Millet Meclisi’nin açılışına kadar geçen dönem içinde Heyet-i Temsiliye50 Anadolu’da (işgal altındaki bazı kısımlar hariç) askerî ve mülkî kuruluşlara fiili olarak hakim olmuştu. Nitekim Tarık Zafer Tunaya da İcrâ Vekilleri Heyeti’ni, Heyet-i Temsiliye’nin fiillikten kurtulmuş şekli olarak nitelendirmektedir.51

Görülüyor ki, Heyet-i Vekile Heyet-i Temsiliye’nin devamı durumunda olup, her ikisi de bir Müdafaa-i Hukuk organı olma özelliğini daima muhâfaza etmişlerdir. Aralarındaki tek fark, Heyet-i Vekile’nin bir yasama organına sahip olmasıdır. Böylece Milli Mücadele’nin yürütme organı yalnız fiilî olmaktan çıkmış, hukuki olarak ta milletin mukadderâtına el koymuştur.



7. İcrâ Vekilleri Heyeti’nin İlk Programı (9 Mayıs 1920)

İcrâ Vekilleri Heyeti hemen çalışmalarına başlamış52 ve ilk toplantısını Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında 5 Mayıs 1920 tarihinde yapmıştır. Bu toplantı haberini 9 Mayıs 1920 tarihli Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi şu şekilde vermektedir:53

“Vekiller Meclisi geçen çarşamba günü badezzuhr ilk defa Mustafa Kemal Paşa’nın riyâseti altında -Hükümet Konağında ayrılan daire-i mahsusada- toplanarak geç vakte kadar müzâkere icrâsına devam etmiştir. Milletin kendi irâdesiyle kendi mukadderâtına bilfiil vaz’ıyed etmesini gösteren bu hadise tarihimizin mühim bir fasıl başıdır.”

İcrâ Vekilleri Heyeti yaptıkları toplantıları sonucunda bir program hazırlamış ve bu program 9 Mayıs 1920 tarihinde Maarif Vekili Dr. Rıza Nur tarafından Meclis’te okunmuştur.54 Bu programda genel olarak şu esaslar savunuluyordu:

Milletin bekası tehlikeye düştüğü bir sırada “nazarî, karışık, uzun süren muamelelere” başvurulmayacaktır. Hükümet vazifesi, gayenin elde edilmesi için girişilen bir cidâldir. Dış politika sahasında, Misâk-ı Milli’yi gerçekleştirmek ve memleketi işgal eden devletlerin buna riayetkâr olmasını sağlamak yolunda yürünecektir. Sulh şartlarının kabul ve tasdiki Meclis’e bağlıdır. İç politikada esas, milli birlik ve dayanışmayı, asayişi muhâfaza olacaktır. Askerî sahada, Kuva-yı Milliye muntazam bir askeri teşkilât haline getirilecektir.

Gayet kısa olan bu programda esas itibarıyla prensip şu olmuştu: Yeni birşey yapmaktan ziyade, olanı muhafaza ve ıslah. Zaferden sonra radikal tedbirlere başvurulabilirdi. Maliye, Nâfıa, Maârif ve Adliye sahalarındaki icrââta bu esas hakim olacaktı. Bilhassa Maârif ve Adliye hakkında program biraz daha tafsilâtlıdır.55

Programın okunmasından sonra görüşmelerine geçilmiştir. Program hakkında konuşmak için söz alan mebuslar, genelde programı beğendiklerini söylemekle beraber, programı oldukça kısa bulmuşlardır. Bilhassa program hakkında konuşan mebuslar, Maârif ve Adliye işlerinde ıslahat yapılması üzerinde durmuşlardır. Gerek programda ve gerekse mebusların program hakkında yaptıkları konuşmalarda Maârif ve Adliye meselelerinin ağırlık kazanması (o tarihlerde memleketin içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde) oldukça ilginçtir. Bu durum göz önüne alındığında, Tarık Zafer Tunaya’nın “programın evvela gayet kısa ve içinde bulunulan şartların gerektirdiği birçok meselelere temas edilmemiştir”56 şeklindeki değerlendirmesine katılmamak mümkün değildir.

İcrâ Vekilleri Heyeti’nin bu programı kısa ve o gün için basit kalan görüşmelerden sonra, Meclis’in oyuna sunulmuş ve kabul edilmiştir.57

B. Vekil Seçim Kanununda
Yapılan Değişikler ve İcra
Vekilleri

1. Vekil Seçiminde Aday Gösterme
Usulünün Kabulü
(4 Kasım 1920)

2 Mayıs 1920 tarihinde kabul edilen İcrâ Vekilleri seçim kanununun ikinci maddesine göre, mebuslar kendi aralarından diledikleri birini vekil seçmekte idiler. Çok geçmeden bu seçim usûlünün birçok mahzurları ortaya çıkmıştır. Şöyle ki, bu durum vekiller arasında tam bir tesânütün oluşmasını önlemiş ve bu yüzden sık sık vekil değişikliklerine yol açmıştır. Ayrıca seçim usûlünün de kullanışsız olduğu kanaatine varılmış olacak ki, bu seçim şekli değiştirilmek istenmiştir.

4 Kasım 1920 tarihinde Fuad Bey (Çorum) ve 44 arkadaşı, İcrâ Vekilleri seçim kanununun ikinci maddesinin değiştirilmesi hakkında verdikleri önerge58 yapılan sert tartışmalardan sonra Meclis tarafından aynen kabul edilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 47 no.’lu kanunu olarak mevzûata geçmiştir.59

Kabul edilen bu değişikliğe göre; İcra Vekilleri, Büyük Millet Meclisi Reisi’nin Meclis âzalarından göstereceği adaylar arasından60 Meclis Genel Kurulu’nca ekseriyet-i mutlaka ile seçilirler hükmü getirilmiştir. Böylece İcrâ Heyeti arasında dayanışmanın artırılması ve seçim şeklinden gelen mahzurların asgariye indirilmesine çalışılmıştır. Ancak işin ilginç yönü, bu kanunun daha sonra (8 Temmuz 1922) tekrar değiştirilerek ilk şekline döndürülmesidir. Bunun sebeplerini 8 Temmuz 1922 tarihli İcra Vekilleri Seçim Kanunu incelerken ortaya koymaya çalışacağız.



2. Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nun
İcra (Yürütme) Organı ile
İlgili Hükümleri

Büyük Millet Meclisi, 20 Ocak 1921 tarihinde Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nu kabul etmiştir.61 Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk Anayasası62 olan bu kanunun, Türk Milli Mücadele Tarihi açısından önemi çok büyüktür. Biz burada Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nu bütün hüviyeti ile ele alıp incelemeyeceğiz. Yalnız, bu kanunun icrâ organı ile ilgili getirdiği yenilikleri ve yasama ve yürütme organlarının münasebetlerini genel karakteriyle ele almaya çalışacağız.

Büyük Millet Meclisi tarafından meydana getirilen Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nun ilk maddesinde “Hâkimiyet bilâ-kayd ü şart milletindir. İdâre usûlü halkın mukadderâtını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müsteniddir” hükmünü vaazetmiş ve bu suretle, bu madde milli hakimiyet prensibini, hakimiyetin kayıtsız ve şartsız millete aidiyetini ve kendi mukadderâtını bizzat tayin etmenin halk için bir hak olduğu esasını ilk defa bir “Esas Teşkilât” kaidesi haline getirmiştir.63

Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nun ikinci maddesi Meclis’in salâhiyeti ile ilgilidir. Bu maddeye göre, icrâ kudreti ve teşrî salâhiyeti, milletin yegâne ve hukukî temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi’nde tecelli ve temerküz eylemiştir. Yani her iki kuvvet yasama organında birleşmiştir. Binâenaleyh, bu bakımdan yasama organı lehine bir kuvvetler birliği esası kabul edilmiştir. 1921 Teşkilât-ı Esâsiye Kanunumuzun kabul ettiği sistem, Meclis Hükümeti sistemidir. Öyle ki, Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti “Büyük Millet Meclisi Hükümeti” ünvanını taşır (Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu, Madde 3). Heyet-i Vekile’nin Meclis karşısında kabine olarak müstakil bir varlık ve hüviyeti yoktur. Vekiller Meclis tarafından, kendi üyeleri arasından ayrı ayrı seçilirler.64 Meclis icrâ işlerini, bu vekiller vasıtasıyla idare eder. İcrâî hususlar için vekillere direktif verir ve gerektiğinde bunları değiştirir (Teşkilât-ı Esâsisiye Kanunu, Madde 8). Yani azledip yerine başkalarını tayin edebilir.65

Görüldüğü gibi, 1921 Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’na göre, vekiller teker teker Meclis tarafından tayin ve azledilebilmekte ve müstakil bir politikaya heyetçe sahip olmayıp, Meclis’in politikasını icrâ etmekte, bu çeşit faaliyette bulunurken de doğrudan doğruya Meclis’ten direktif ve talimat almaktadır.66

Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nun dokuzuncu maddesi, Büyük Millet Meclisi Reisinin yetkisini belirliyor ve ayrıca İcrâ Vekilleri Heyeti Reisinin ne şekilde seçileceğini hükme bağlıyordu. Buna göre, İcra Vekilleri Heyeti içlerinden birini kendilerine reîs seçeceklerdir. Ancak getirilen bu hükümle yine Büyük Millet Meclisi Reîsi, İcrâ Vekilleri Heyeti’nin de tabii reîsidir.

Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nun dokuzuncu maddesi gereğince, İcrâ Vekilleri Heyeti kendilerine bir reis seçmişlerdir. Bu seçimle Müdafaa-i Milliye Vekili Fevzi Paşa İcrâ Vekilleri Heyeti Reîsi olmuştur. Meydana getirilen bu yeni durum uygulamada şu şekli almıştı; her vekil Meclise karşı ayrı ayrı sorumlu ola

cak, İcra Vekilleri Reîsi yalnızca İcrâ Vekilleri Heyeti’nin kendi aralarında yaptığı toplantılarda müsaviler arasındaki birinci olacaktı. 24 Ocak 1921 tarihinde yapılan bu seçimi bildiren İcrâ Vekilleri Heyeti Reîsliği Tezkeresi, Büyük Millet Meclisi’nin 26 Ocak 1921 günlü birinci oturumunda okunmuştur.67



3. İcrâ Vekilleri Heyeti’nin
“Heyet Olarak” İlk İstifası ve
Yeni İcrâ Vekilleri Heyeti’nin
Seçimi (16 Mayıs-19 Mayıs 1921)

İcrâ Vekilleri Heyeti’nin Meclis karşısında kabine olarak bir varlık ve hüviyeti yoktu. Bu yüzden Meclis, ortaya çıkan bir problemden dolayı, İcrâ Vekilleri Heyeti’ni bütün olarak değil, bu problemle ilgili olan vekili sorumlu tutmuştur. Yani, bir vekilin yaptığı hatadan hükümetin bütün üyeleri sorumlu tutulmamıştır. Yalnızca olayla ilgili vekil veya vekiller Meclis karşısında sorumlu tutulmuş, soru ve gensorular konu ile ilgili olan vekil için verilmiştir. Bunun sonucu olarak da, İcrâ Vekillerinin göreve başlamasından itibaren (3-4 Mayıs 1920) gerek istifalarla ve gerekse Meclis’in güvensizlik göstermesi ile birçok vekil değişikliği olmasına rağmen, 16 Mayıs 1921 tarihine kadar İcrâ Vekilleri Heyeti’nin “Heyet Olarak” istifası olmamıştır.

Fakat 16 Mayıs 1921 tarihinde İcrâ Vekilleri Heyeti, heyet olarak istifa etmiştir. İstifaya sebep olan konu, 1921 yılı bütçe görüşmeleridir. Bu görüşmeler esnasında, Muvâzene-i Maliye Encümeni ile İcrâ Vekilleri Heyeti arasında görüş ayrılıkları belirmiş ve bunun sonucunda Muvâzene-i Maliye Encümeni 6 Mayıs 1921’de istifa etmiş, ancak Meclis encümenin istifasını kabul etmeyerek görevlerine devam etmeleri kararını almıştır.68

Ortaya çıkan bu durum karşısında İcrâ Vekilleri Heyeti Reîsi Fevzi Paşa, Heyet-i Vekile’nin görevine devam etmesinin mümkün olmadığını belirtmiş ve sonuç olarak vekiller ayrı ayrı Meclis Riyâseti’ne istifa yazılarını vermişlerdir.69 Hükümetin bu şekilde istifa etmesi yeni bir durum meydana getirmiş ve Meclis’te tepki ile karşılanmıştır. Mebuslar, Meclis’te bu olayın meydana çıkardığı hukukî mesele üzerinde ısrarla durmuşlardır.

Emin Bey (Erzincan), ortaya çıkan bu durumun ne Muvâzene-i Maliye Encümeni meselesi, ne de Heyet-i Vekile meselesi olmadığını ve her ikisinin de istifa etmesinin gerekmediğini, istifa edecek birisi var ise, onun da Maliye Vekili olduğunu söyleyerek, Maliye Vekili hakkında güvensizlik belirtilmesini teklif etmiştir.70

Refik Bey (Konya) de Emin Bey ile aynı görüştedir. O da Maliye Vekili’ni suçlayıcı bir konuşma yapmış ve konunun hukukî yönüne şu sözlerle değinmiştir:71

“Mesele doğrudan doğruya Maliye Vekili meselesidir. Muvâzene-i Maliye Encümeni’nin sebeb-i istifası, onun hakiki sebebi Maliye Vekili Beyefendi’nin Meclis ile Muvâzene-i Maliye Encümeni arasında oynamış olduğu gayet manidâr roldür. Şu halde Heyet-i Vekile Reis-i Muhteremi Paşa Hazretlerinin teklifine bendeniz iştirak etmiyorum (Heyet-i Vekile’nin istifası hakkında). Esasen vaziyet-i hukûkîyemiz de Paşa Hazretlerinin bu teklifine müsait değildir. Paşa Hazretlerinin teklifine müteâkib Heyet-i Vekile derhal kapıdan dışarı çıktılar, bu da

biraz mânasız düştü. Vaziyet-i hukukîyemiz heyet-i celilenizce malûm, bunları ayrı ayrı intihâb ettik, bu zevât eski usûlde kabine şeklinde karşımızda değildir, eğer itimâd ve adem-i itimâd mevzû-i bahs olursa münferiden ayrı ayrı her vekâlet hakkında tasrîh edebilir ve o suretle çekilirler. Şimdiye kadar gerek teâmül, gerek vaziyet-i hukukîye-i kanunîyemizde budur.”

Refik Bey yine bu konuşmasında, Maliye Vekili’nin Heyet-i Vekile ile birleşerek Meclis’e geldiğini, halbuki dünyanın her yerinde bütçeyi Maliye Vekili’nin savunduğunu, eğer başarılı bir şekilde savunamaz ise, yalnız Maliye Vekili’nin istifa etmesi gerektiğini de sözlerine eklemiştir.

Meclis’te geçen bu konuşmalardan da anlaşılacağı gibi, Meclis, bütçe meselesi ile ilgili olarak Maliye Vekili’ni sorumlu görmekte, Heyet-i Vekile’nin Maliye Vekili’ni savunması ve onunla birlikte hareket etmesini yadırgamaktadır. Mebuslar, Heyet-i Vekile’nin Maliye Vekili’ni doğrudan ilgilendiren bir mesele yüzünden istifa etmesini tasvip etmemekte ve bunun mevcût kanunlara aykırı olduğunu belirtmektedirler.

Mebuslara göre, bu görüşmeler esnasında Heyet-i Vekile bir kabine şeklinde hareket etmiştir. Bu durum mevcût kanunlara72 aykırı olduğu gibi, Meclis Hükümeti sisteminin ruhuna da uymamaktadır. Karşısındaki vekilleri, kendi verdiği talimatları uygulamakla görevli memurlar olarak gören bir Meclis’in bu duruma tepki göstermesi oldukça normal karşılanabilir. Ancak bu durumun yeni bir hukukî mesele ortaya çıkardığı da bir gerçektir.

Heyet-i Vekile’nin istifa etmesinden sonra, bu istifaların kabul veya reddi konusunda Meclis’te bir oylamaya gidilmemesi, meselenin diğer bir ilginç yönüdür. Muvâzene-i Maliye Encümeni’nin istifası Meclis’in oyuna sunulup kabul edilmezken, Heyet-i Vekile’nin istifası karşısında oylama yapılmamıştır.73 Gerçi bu istifa şekline bazı mebuslar karşı çıkmışlardır. Mesela; Refik Bey “Efendim esasen bu şekil istifayı kabul etmeyiz” demesine rağmen, Mustafa Kemal Paşa söz alarak, vekillerin her birinin ayrı ayrı gelerek istifalarını Meclis Riyaseti’ne verdiklerini söyleyerek, yenileri seçilinceye kadar görevlerine devam edeceklerini belirtmiş ve konuyu kapatmıştır.74

Meclis, 19 Mayıs 1921 tarihli birinci oturumunda yeni icrâ vekillerinin seçimine geçmiştir. Bu seçimde vekiller, Büyük Millet Meclisi Reisi’nin Meclis üyeleri arasından, vekâletler için göstereceği adaylardan seçilecektir.75 Bunun için Meclis Riyâseti bir tezkere yayınlayarak, vekâletler için önerdiği adayları bu tezkere ile birlikte Meclis’e sunmuştur. Meclis Riyâseti’nin bu tezkeresi ve ekli aday listesi şudur:76

“Büyük Millet Meclisi Heyet-i Umûmiyesi’ne

Heyet-i Vekile’den istifa edenlerin yerlerine ber-vech-i âtî irâe edilen namzedler meyanından her vekâlet için birer zatın intihâbını arz ve teklif ederim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reîsi

Mustafa Kemal

Şer’iye Vekâleti: Mustafa Fehmi Efendi (Bursa), Hacı Tevfik Efendi (Kângırı), Hüseyin Hüsnü Efendi (İstanbul).

Müdafaa-i Milliye Vekâleti: Fevzi Paşa (Kozan), Kâzım Karabekir Paşa (Edirne), Refet Paşa (İzmir).

Nafıa Vekâleti: Ömer Lütfi Bey (Amasya), İhsan Bey (Cebelibereket).

Adliye Vekâleti: Refik Şevket Bey (Saruhan), Abdullah Azmi Bey (Eskişehir), Hafız Mehmed Bey (Trabzon).

Maarif Vekaleti: Hamdullah Suphi Bey (Antalya), Hamdi Bey (Canik), Veli Bey (Burdur).

Dahiliye Vekâleti: Ata Bey (Niğde), Haydar Bey (Van).

Maliye Vekâleti: Hasan Bey (Trabzon), Ferid Bey (Çorum).

Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâleti: Dr. Refik Bey (Bayazıd), Fikret Bey (Kozan), Emin Bey (Bursa).

İktisad Vekâleti: Mahmud Celal Bey (Saruhan), İsmet Bey (Çorum).”

Bu arada Salih Efendi’nin (Erzurum) bu aday listesine bir itirazı vardır. Salih Efendi, istifa eden vekillerin yeniden aday listesinde yer almasına itiraz ederek şöyle demektedir:77

“Memlekette mes’uliyet esasları tespit edilmelidir. Binâen-aleyh istifa eden beyefendilerin isimleri yine mevzû-i bahistir. Niçin istifa ediliyor, niçin tekrar isimleri yazılıyor. Türkiye bundan sonra mes’ullerin hesabını aramayacak mıdır? ”

Fakat Salih Efendi’nin bu sözleri Meclis Reîsi tarafından dikkate alınmamış ve vekil seçimine geçilmiştir. Yapılan oylama sonuçları Meclis’in 19 Mayıs günlü ikinci oturumunda açıklanmıştır. Buna göre, şu kişiler yeni İcrâ Vekilleri Heyeti’ne seçilmiştir:78

Şer’îye Vekâletine: 149 oy ile Mustafa Fehmi Efendi,

Müdâfaa-i Milliye Vekâleti’ne: 156 oy ile Fevzi Paşa,

Adliye Vekâleti’ne: 122 oy ile Refik Şevket Bey,

Maliye Vekâleti’ne: 142 oy ile Hasan Bey,

Dahiliye Vekâleti’ne: 147 oy ile Ata Bey,

İktisâd Vekâleti’ne: 144 oy ile Mahmud Celâl Bey,

Maârif Vekâleti’ne: 136 oy ile Hamdullah Suphi Bey,

Nâfıa Vekâleti’ne: 149 oy ile Ömer Lütfi Bey,

Sıhhiye ve Muâvenet-i İçtimâiye Vekâleti’ne; 152 oy ile Dr. Refik Bey.

Görüldüğü gibi, bu seçim sonunda, İcrâ Vekilleri Heyeti’ne dokuz vekil seçilmiştir. Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reîsi İsmet Bey, Heyet-i Vekile’nin görevinden istifa ettiği tarihte cephede bulunduğu ve Meclisteki olaylara uzak kaldığı için olacak ki, görevinden istifa etmemiştir.79 Bu tarihte seçim yapılmayan diğer bir vekâlet olan Hariciye Vekâleti’nin durumu ise şöyledir; Hariciye Vekili Bekir Sami Bey, Mart 1921’de Londra’da İngiliz, Fransız ve İtalyanlar ile yaptığı gizli antlaşmaların,80 hükümetçe ret edilmesi üzerine 8 Mayıs 1921’de istifa etti. İstifa yazısı Meclis’in 12 Mayıs 1921 tarihinde yaptığı gizli oturumda, görüşülüp kabul edilmiş81 ve Bekir Sami Bey’in yerine 16 Mayıs 1921’de (Heyet-i Veki

le’nin istifa ettiği gün) Yusuf Kemal Bey Hariciye Vekili seçilmiştir.82 Yusuf Kemal Bey bu tarihte henüz Moskova’dan dönmek üzere yolda bulunduğu için, diğer vekillerle birlikte istifa etmesine imkân bulunmamaktadır.

Yeni İcrâ Vekilleri Heyeti, teşkil edildiği gün (19 Mayıs 1921) bir toplantı yaparak, İcrâ Vekilleri Heyeti Riyâseti’ne yeniden Müdâfaa-i Milliye Vekili Fevzi Paşa’yı seçmiştir.83

4. İcrâ Vekilleri Suret-i İntihâbına Dair Kanun (8 Temmuz 1922)

A. Büyük Millet Meclisi’nde Gruplaşmalar

İcrâ Vekilleri seçim kanununa geçmeden önceden, bu kanunun çıkmasında etkili olan Meclis’teki gruplaşmalar üzerinde kısaca durmaya çalışacağız.

Batı’daki savaşların karışık bir duruma girdiği, doğudaki büyük komşudan (Rusya) kuşkulu haberler geldiği sırada iç politik durumda pek iyi değildi. Özellikle “Halkçılık Programı” ve 20 Ocak 1921’de kabul edilmiş olan ve birinci maddesinde “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İdâre usûlü halkın mukadderâtını bizzat ve bilfiil yönetmesi esasına dayanır” diyen, öteki maddelerin hiçbirinde de “Sultanlık ve Hâlifelik”ten söz etmeyen 85 sayılı Anayasa, mebuslar arasında türlü anlamlarda yorumlanmış ve Meclis’teki ilk ciddi düşünce ayrılığı doğmuştu. Meclis içinde Tesânüd Grubu, Islahat Grubu, Halk Zümresi, Müdafaa-i Hukuk Zümresi, İstiklâl Grubu gibi adlar taşıyan hiziplerin varlığından söz ediliyordu. İstiklâl Grubu gençlerin, yeni düşüncelilerin, ilericilerin, Mustafa Kemal Paşa’nın hizbi sayılıyordu.84

Meclis’te görüş ayrılıklarının başlaması, ilk günkü bütünlüğü bozmaya başlamıştı. Meclis’te iş görmek, karar çıkarmak zorlaşmıştı. Bu durum karşısında Mustafa Kemal Paşa, Meclis içinde ve dışında etkili olabilmek için, Müdâfaa-i Hukuk Teşkilâtı’nı kendi yönetimi altında toplamanın yollarını aramaya başladı. Mustafa Kemal Paşa kendisine yakın hissettiği mebuslarla görüşmeler yapmış ve bu görüşmeler sonucunda Meclis’te “Müdâfaa-i Hukuk Grubu” ismi altında bir grup kurmaya karar vermiştir.

Müdâfaa-i Hukuk Grubu, 10 Mayıs 1921 tarihinde kurulmuş ve 11 Mayıs’ta yönetim kurulunu oluşturarak, Mustafa Kemal Paşa’yı kendisine başkan seçmiştir.85

Müdâfaa-i Hukuk Grubu’nun kurulması önceden beliren muhalefeti bir kat daha artırmıştır. 16 Mayıs 1921 tarihinde Hüseyin Avni Bey (Erzurum), bu durumu Meclis’e getirmiş, Meclis’te tartışmalar olmuş ve böyle bir grubun kurulması eleştirilmiştir.86

Müdâfaa-i Hukuk Grubu Mecliste “Birinci Grup” namıyla tanınacaktır. Bu grubun tamamen kimlerden teşekkül ettiği kesin sınırlarla ayrılamadığı gibi, grup içerisinde de tam bir disiplin sağlanamamıştır.

Müdâfaa-i Hukuk Grubu (Birinci Grup) kurulup, toplantılarına başladıktan bir müddet sonra, bu gruba tepki olarak, yeni bir grup meydana gelmiştir. “İkinci Grup” adı ile tanınacak bu grubun kuruluş tarihi kesin olarak belli değildir.87 Bu grubun en etkili, en önde gelen şahsiyetleri Hüseyin Avni Bey, Selahattin Bey (Mersin), Ali Şükrü Bey (Trabzon), Mehmet Şükrü Bey’dir (Afyon Karahisar).

İkinci Grup’ta toplanan mebusları aşağıdaki gibi bir tasnife tabî tutabiliriz:88

1- Saltanatçı ve Hilâfetçi mebuslar,

2- Mustafa Kemal Paşa’nın gittikçe artan otoritesinden onun diktatör olacağı endişesine kapılıp şahsına muhâlif olanlar,

3- İttihât ve Terakki’yi yeniden ihya etmek isteyen müfrit İttihâtçılar.

4- Birinci Gruba alınmamaktan kırgınlık duyan mebuslar ile Birinci Grup içerisinde rahatsız olup ayrılanlar.

İkinci Grup, Birinci Gruba karşı çok etkili bir muhalefet yapmıştır. İkinci Grup birçok kere Birinci Grubun muhalefetine rağmen, kendi destekleri kişileri vekil seçtirmişlerdir. Hatta İkinci Grubun önde gelen simalarından Hüseyin Avni Bey, Meclis İkinci Reîsi dahi seçilmiştir.89

B. Meclis İçindeki Muhalefetin Vekil Seçim Usûlü Üzerindeki Etkileri

İkinci Grup Meclis’te, Mustafa Kemal Paşa’ya karşı etkili bir muhalefet yapmıştır. Bu gruba dahil olan mebuslar, Mustafa Kemal Paşa’nın yetkilerinin fazla olduğunu ve bunun bir diktatörlüğe yol açacağını Meclis’te sık sık vurgulayacaklardır.

Bu sırada Mustafa Kemal Paşa, Meclis Reîsi olması sıfatı ile yasama ve yürütme organının, Büyük Millet Meclisi Orduları Başkomutanlığı’na getirilmesi ile Silahlı Kuvvetlerin başı durumunda idi. Bu yetkiler O’na Meclis tarafından verilmişti. İşte bu durum İkinci Grup tarafından istismar ediliyor ve Mustafa Kemal Paşa’ya karşı, Meclis’te, aleyhte bir hava estirilmeye çalışılıyordu. Mesela; 26 Kasım 1921’de İcrâ Vekilleri Heyeti’nin yetki ve salahiyetini belirleyecek kanun teklifinin görüşmeleri esnasında, Hasan Hayri Bey (Dersim), Enver Paşa’yı kasıtla şöyle diyordu:90

“Harb-i Umûmi’de bu adam (Enver Paşa) bu işleri gördü diye bütün umuru onun eline verdik. Haddinden ziyade iş verdik, o da nihayet bu vatanı tepe takla döndürdü. De buyur! Bunu biz mi yaptık, Enver mi yaptı? Bunu biz yaptık, onu ortaya biz attık, çünkü ona bu salâhiyeti biz verdik. Şimdi bu zât-ı muhteremi (Mustafa Kemal Paşa’yı kastediyor) de Enver Paşa’nın akıbetine uğratmak istiyorsak bunu verelim.”

Görüldüğü gibi Hasan Hayri Bey, Mustafa Kemal Paşa’yı Enver Paşa ile mukayese ederek, bu kadar çok yetkinin Mustafa Kemal Paşa’da toplanmasının, memleketi Enver Paşa’nın sürüklediği akıbete uğratacağını îmâ ediyordu.

Mustafa Kemal Paşa’nın bu mukayeseye oldukça çok sinirlendiği 26 Kasım 1921 tarihli Meclis tutanaklarında geçen sözlerinden anlaşılmaktadır.91

İkinci Grubun Mustafa Kemal Paşa’ya karşı bu muhalefeti, vekil seçim usûlü üzerinde de kendini gösteriyordu. Önceden de belirttiğimiz gibi, 2 Mayıs 1920’de kabul edilen İcrâ Vekillerinin Suret-i İntihâbına Dair Kanun gereğince, vekiller Büyük Millet Meclisi tarafından, şahsen, gizli oyla seçiliyordu. Daha sonra bu seçim şeklinin meydana getirdiği mahzurlar görülmüş ve 4 Kasım 1920’de bu seçim şekli değiştirilerek, vekillerin Meclis Reîsi’nin göstereceği adaylar arasından Meclisçe seçilmesi kararlaştırılmıştır.

İşte İkinci Grubun teşekkülünden sonra, bu kanunun tatbiki muhalif grubu memnun etmedi. Kanunun ilgasını şiddetle istemeye başladılar. Her fırsattan istifade ederek aleyhinde bulundular. Gösterilen adayların yerinde olmadığını, en kuvvetli şahsın yanında, ikinci adayın çok zayıf gösterildiğini başlıca mesele yapıyorlardı. Daha sonraları vekil seçiminde Meclisi terk edip nisabı bozmaya başladılar. Meclis’te çoğunluk kalmadığından, Reîs vekil seçimini mecburen geri bırakıyordu.92 Hatta İkinci Grup, Mustafa Kemal Paşa’nın gösterdiği adayları dikkate almadan, kendi grupları adına ortaya attıkları adaylara, kanuna aykırı oy vermek suretiyle vekil seçimini engellemeye başladılar.93 Bu durumun bir an önce düzeltilmesi gerekiyordu.

1921 yılı Kasım ayında Meclis’te görüşülmeye başlayan İcrâ Vekilleri Heyeti’nin yetki ve sorumluluğunu belirleyen kanun tasarısında, Mustafa Kemal Paşa’ya karşı olan muhâlefet kendini tam manasıyla göstermişti. Ve getirilmek istenen bu kanunla Mustafa Kemal Paşa’nın yetkileri daraltılmak isteniyordu. Mustafa Kemal Paşa getirilmek istenen bu kanunun mahiyetine karşı çıkacak ve İcrâ Vekillerinin Vazife ve Salâhiyetine Dair Kanun teklifi, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının verdiği önerge ile tekrar incelenmek üzere Encümen-i Mahsus ile Kanun-i Esâsî Encümeni’ne gönderilecektir.94

İşte, Heyet-i Vekile’nin vazife ve salâhiyetine dair Encümen-i Mahsus tarafından hazırlanmış olan kanun teklifi ile Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının, Heyet-i Vekile’nin vazife ve salâhiyetine dair Encümen-i Mahsus tarafından tanzim edilmiş kanun teklifinin, İcrâ Vekillerinin Suret-i İntihâbı ve Heyet-i Vekile Reîsi’nin Meclisçe tasdiki noktasından da tekrar tetkik edilmek üzere Kanun-i Esâsi Encümeni ve Encümen-i Mahsus’a gönderilen önergeleri, Bu iki encümence incelenerek 6-7 Temmuz 1922 tarihinde, İcrâ Vekillerinin suret-i intihâbına dair kanun layihâsı olarak Meclis’te görüşülmeye başlayacaktır.95

C. İcrâ Vekillerinin Suret-i İntihâbına


Dair Kanun Tasarısı

Kanun-i Esâsi Encümeni ve Encümen-i Mahsus tarafından hazırlanan İcrâ Vekillerinin seçim şekli ile ilgili kanun tasarısı, 6 Temmuz 1922 tarihinde, Meclis Genel Kurulunda görüşülmeye başladı. Yukarıda belirttiğimiz encümenler tarafından hazırlanan kanun tasarısı şudur:96



İcrâ Vekillerinin Suret-i İntihâbına Dair Kanun Tasarısı

Madde 1-Büyük Millet Meclisi Reîsleri ve Reîs Vekilleriyle, teşkilât-ı devlete tekabül eden Şer’iye ve Evkaf, Dahiliye, Hariciye, Adliye, Müdâfaa-i Milliye, Muvâzene-i Maliye, İktisâd, Nâfıa, Maârif, Sıhhiye ve Muâvenet-i İçtimâiye Encümenleri Rüesâsından ve İcrâ Vekilleri Reîsinden mürekkeb bir heyet her vekâlet için bade-l-müzâkere Meclis azâsından lâ-akall üç zâtı namzed olarak irâe eder. Meclis bunlardan birini intihâb eyler.

Madde 2- Vekâletler namzed irâe eden heyete mevcût İcrâ Vekilleri dahi iştirak ederek İcrâ Vekilleri Heyeti Riyâseti için gerek İcrâ Vekilleri meyanından ve gerek Meclisten lâ-akall iki zât namzed olarak irae ederler. Meclis bunlardan birini intihâbeyler.

Madde 3- Namzed irâesiyle mükellef heyetler aded-i müretteblerinin sülüsanıyla inikad edebilirler ve rey-i hafi ve ekseriyet-i mutlaka ile ittihâz-ı karar ederler.

Madde 4- İcrâ Vekilleri Reîsi, İcrâ Vekilleri meyanından intihâb olunduğu takdirde hâiz olduğu vekâleti dahi Meclis kararıyla muhâfaza etmesi câizdir.

Madde 5- İcrâ Vekillerinden birinin herhangi bir sebeple vazifesi başından infikâki icâbettiği takdirde avdetine kadar yerine Büyük Millet Meclisi’nce bir vekil-i muvakkat intihâb olunur. İşbu vekil-i muvakkat dahi vekilin vazife ve salâhiyetini hâiz ve vekil misillü mes’ûldür. Emr-i intihâb vekil intihâbı usûlüne tevfikan icrâ kılınır.

Madde 6- İşbu kanuna mugayir olan ahkâm mülgadır.

Madde 7- İşbu kanun tarih-i neşrinden itibaren mer’iyy-ül icrâdır.

Madde 8- İşbu kanun Büyük Millet Meclisi tarafından icrâ olunur.

Bu kanun tasarısı eğer bu şekilde kabul edilirse Teşkilât-ı Esâsîye Kanunu’nun dokuzuncu maddesinin alacağı yeni şekli de bu ortak encümen şu şekilde belirlemişti:

Madde 9- Büyük Millet Meclisi Heyet-i Umûmiyesi tarafından intihâb olunan Reîs, bir intihâb devresi zarfında Büyük Millet Meclis Reîsi’dir. Bu sıfatla Meclis

namına imza vaz’ın ve Heyet-i Vekile mukarrerâtını tasdike salâhiyetdârdır. Büyük Millet Reîsi Heyet-i Vekile’nin de reîs-i tabîsidir.

D. Kanun Tasarısının Görüşülmesi ve Kabulü

İcrâ Vekillerinin ne şekilde seçileceklerini belirleyecek kanun tasarısı ve gerekçesi Meclis’te okunduktan sonra kanun tasarısının görüşmelerine geçilmiştir. 6 Temmuz 1922 tarihli, Meclis’in birinci oturumunda başlayan görüşmelerde,97 mebuslar, genelde kanun tasarısının birinci maddesi üzerinde durmuşlardır. Ve bu birinci madde Meclis’te oldukça fazla tartışma ve gürültülere yol açmıştır.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, kanun tasarısının birinci maddesi ile, vekil seçiminde oyların gereksiz yere dağılmaması, birlik ve beraberliğin sağlanması için, Meclis Riyâset Divanı üyeleri, Encümen Reîsleri ve İcrâ Vekilleri Heyet-i Reîsi’nden oluşan bir heyet kendi aralarında toplanarak her vekâlet için üç aday tespit etmeleri usûlü getiriliyordu.

Bilhassa İkinci Gruba mensup olan mebuslar, bu tasarının getirdiği vekâletler için aday gösterme usûlüne karşı çıkmışlardır. Selahattin Bey (Mersin), Hüseyin Avni Bey (Erzurum), Ali Şükrü Bey (Trabzon), Mehmet Şükrü Bey (Karahisar-ı Sahib), Ziya Hurşit Bey (Lazistan), Reşit Ağa (Malatya), Hakkı Hami Bey (Sinop) söz alarak, aday gösterme usûlünün mahzurlarından bahsetmişler ve bu durumun kabul edilemeyeceğini belirtmişlerdir.

Bu mebuslara karşı Yunus Nadi Bey ile Mahmud Esad Bey aday gösterme usulünün gerekliliğini açıklayacı uzun ve hukukî konuşmalar yapmışlar, fakat bu konuşmaları Meclis üzerinde arzu ettikleri tesiri göstermemiştir.

Nitekim Mahmut Şükrü Bey,98 kanun tasarısındaki birinci maddenin kaldırılması için önerge vermiş ve bu önerge Meclis tarafından kabul edilmiş, böylece aday gösterme usûlü kaldırılmıştır. Meclis’in bir sonraki oturumunda, yanlış oylama yapıldığı gerekçesiyle konunun tekrar ele alınması istenmişse de Kara Vasıf Bey ve Hüseyin Avni Bey, bu isteğe karşı çıkmışlardır.

Kanun tasarısının birinci maddesi bu şekilde kabul edilmeyip kaldırıldıktan sonra, ikinci madde üzerinde görüşmeler başlamış ve Kara Vasıf Bey ve 84 arkadaşının ikinci madde hakkında verdikleri değişiklik önergesi kabul edilerek, İcrâ Vekilleri Seçim Kanunu’nun ikinci maddesi şu şekilde mevzuâta geçmiştir:

Madde 2-99 İcrâ Vekilleri Reisi ile İcrâ Vekilleri Büyük Millet Meclisi tarafından re’y-i hafî ve ekseriyet-i mutlaka ile âzâ-yı Meclis meyanından ayrı ayrı intihâb olunur.

Bu şekilde aday gösterme usûlü kaldırılıp, vekillerin ve Heyet-i Vekile Reisi’nin ne şekilde seçileceği belirlendikten sonra diğer maddelere geçilmiş ve kısa

süren görüşmelerden sonra, 8 Temmuz 1922’de, İcrâ Vekilleri Suret-i İntihâbına Dair Kanun’un diğer maddeleri de şu şekilde kabul edilmiştir:

Madde 2- İcrâ Vekilleri Reîsi İcra Vekilleri meyanından intihâb olunduğu takdirde hâiz olduğu vekâleti dahi Meclis kararı ile muhâfaza etmesi câizdir:

Madde 3- İcrâ Vekillerinden birinin vekâlet-i umurunu îfâya mani bir sebeple vazifesi başından infikâki icâb ettiği takdirde avdetine kadar yerine Büyük Millet Meclisi’nce bir vekil-i muvakkat intihâb olunur. İşbu vekil-i muvakkat dahi vekilin vazife ve salâhiyetini hâiz ve vekil misillü mes’ûldür. Emr-i intihâb vekil intihâbı usûlüne tevfikan icrâ kılınır. Ancak vekilin vekâletine müteferri bir vazifeden dolayı ve herhangi bir mazeretle vazifesi başından muvakkaten infikâki takdirinde Meclisçe yerine bir vekil vekili intihâb olunmayıp İcrâ Vekillerinden biri İcrâ Vekilleri Heyetince tevkil olunur.

Madde 4- İşbu kanuna mugayir olan ahkâm mülgadır.

Madde 5- İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren mer’iyy-ül icrâdır.

Madde 6- İşbu kanun Büyük Millet Meclisi tarafından icrâ olunur.

Kanunun maddeleri bu şekilde kabul edildikten sonra kanunun heyet-i umûmiyesi Meclis’in oyuna sunulmuştur.100 Oylamaya 84 mebus katılmış, 14 çekimser, 46 ret oyuna karşı 124 kabul oyu ile Büyük Millet Meclisi’nin 244 nolu kanunu101 olarak mevzuâta geçmiştir.

E. Kanun Hakkında Mustafa Kemal
Paşa’nın Görüşleri

8 Temmuz 1922 tarihinde kabul edilen, yukarıda belirttiğimiz İcrâ Vekilleri Suret-i İntihâbına Dair Kanun ile, vekâletler için Büyük Millet Meclisi Reisi’nin aday göstermesi usûlü kaldırılarak, ilk icrâ vekilleri seçim kanununda olduğu gibi, vekillerin Meclis tarafından şahsen ve gizli oyla seçilmesi usûlü yeniden getirilmiştir.102 Daha önce de belirttiğimiz gibi, kanunun bu şekilde çıkmasında Meclis içerisindeki muhâlefetin (İkinci Grup) büyük rolü olmuştur. Görüldüğü üzere bu muhalefet grubu, “Vekâletler için aday gösterme usulünü” ortadan kaldırarak Mustafa Kemal Paşa’nın yetkilerini daraltıp, onun hükümet üzerindeki etkisini azaltmak istemişlerdir. Ve bu kanunu çıkarmakla, kısmen de olsa isteklerinde başarılı olmuşlardır.

Nitekim Mustafa Kemal Paşa’da, bu kanunun çıkmasında İkinci Grubun yaptığı muhâlefeti, kendisine karşı yapılmış bir hareket olarak görecek ve şu değerlendirmeyi yapacaktır:103

“8 Temmuz 1922 tarihli kanunla İcrâ Vekillerinin ve İcrâ Vekilleri Reîsinin doğrudan doğruya Meclisçe, rey-i hafî ile intihâbları temin olundu. Bu suretle, İcrâ Vekilleri Riyâseti’nden bilfiil uzaklaştırılmış olduğum gibi, vekillerinde benim göstereceğim namzedler meyanından intihâb olunması kaydı refedilmiş oldu.”

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal Paşa kendisinin İcrâ Vekilleri Riyâseti’nden uzaklaştırıldığını belirtmektedir. Ancak, 1921 Anayasası’nın dokuzuncu maddesinde bir değişiklik yapılmadığı için, yine bu madde gereğince Mustafa Kemal Paşa, Meclis Reîsi olması sıfatıyla, İcrâ Vekilleri Heyeti’nin tabîi reîsi olma vasfını muhafaza edecektir.

F. İcrâ Vekilleri Heyeti’nin İstifası ve Yeni İcrâ Vekilleri Heyeti’nin Seçimi


(9-12 Temmuz 1922)

İcrâ Vekilleri Heyeti, 8 Temmuz 1922 tarihinde, İcrâ Vekilleri Suret-i İntihâbına Dair Kanun kabul edilip, aday gösterme usûlü kaldırılınca, yeni kabul edilen kanun gereğince icrâ vekillerinin seçilmesi için, istifa ettiler. Ve vekiller, Meclis’in 10 Temmuz 1922 tarihli oturumunda istifa dilekçelerini ayrı ayrı Meclis’e sundular.104 Bu arada Hüseyin Avni Bey bir önerge vererek, yeni İcrâ Vekilleri Heyeti seçilene kadar, istifa eden vekillerin görevlerine devam etmelerini istemiş ve bu önerge Meclis tarafından büyük bir çoğunlukla kabul edilmiştir.105

İcrâ Vekilleri Heyeti istifa edip, yenilerinin seçilmesine kadar görevlerine devam etmeleri kabul edildikten sonra, Ali Şükrü Bey (Trabzon), İcrâ Vekilleri Heyeti Riyâseti’ne vekâlet edecek kimse bulunmadığını iddia ederek, İcrâ Vekilleri Heyeti Riyâseti’nin boş olduğunu ve bunun için İcrâ Vekilleri Heyeti Reisi’nin hemen seçilmesini istemiştir.106 Ancak bu isteği kabul edilmeyerek, 12 Temmuz 1922 tarihine bırakılmıştır.

Meclis’in 12 Temmuz günlü birinci oturumunda yeni kanun gereğince İcrâ Vekilleri ve İcrâ Vekilleri Reisinin seçimine geçilmiştir. Yapılan seçim sonucunda, yeni İcrâ Vekilleri Heyeti şu şekilde teşkil edildi:107

İcra Vekilleri Heyeti Reîsi: Hüseyin Rauf Bey (Sivas),108

Şer’îye Vekili: Abdullah Azmi Bey (Eskişehir),

Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reîsi: Fevzi Paşa (Kozan),

Müdâfaa-i Milliye Vekili: Kâzım Paşa (Balıkesir),

Hariciye Vekili: Yusuf Kemal Bey (Kastamonu),

Maliye Vekili: Hasan Fehmi Bey (Gümüşhane),

Maârif Vekili: Vehbi Bey (Karesi),

Adliye Vekili: Celâleddin Arif Bey (Erzurum),

İktisâd Vekili: Mahmud Esat Bey (İzmir),

Sıhhiye ve Muâvenet-i İçtimâiye Vekil Vekili: Dr. Fuad Bey (Bolu),109

Nafıa Vekil Vekili: Reşad Bey (Saruhan),110

Dahiliye Vekil Vekili: Ata Bey (Niğde).111

C. Kabine Sistemine Geçiş

1. İkinci Grubun Vekil Seçiminde Yaptığı Muhâlefet

8 Temmuz 1922’de, vekil seçim kanunu değiştikten sonra dahi, vekil seçiminde Birinci Grup ve İkinci Grup arasındaki mücadele devam etmiştir. Bilhassa

İkinci Grup, Mustafa Kemal Paşa’nın desteklediği ve vekil seçilmesini istediği kişilere karşı muhalefet ederek, onların vekil seçilmesini önlemeye çalışmıştır. Bu tarihten sonra birçok vekil seçiminde bu mücadeleyi görmek mümkündür. Mesela; 16 Ağustos 1922 tarihinde Celâleddin Arif Bey, Adliye Vekilliği’nden ayrılınca,112 Birinci Grup tarafından Ali Sururi Efendi Adliye Vekilliği’ne seçilmek istenmiş, ancak İkinci Grup buna karşı olarak Rıfat Bey’i (Kayseri) aday göstererek,113 onun Adliye Vekili seçilmesini sağlamıştır. Kendi adaylarına karşı, İkinci Grubun adayı Rıfat Bey’in vekil seçilmesine rağmen, Mustafa Kemal Paşa bu durumu gayet olgunlukla karşılamıştır. Adliye Vekili seçilen Rıfat Bey de hükümet çalışmalarında gayet dürüst davranmış ve hiçbir pürüz çıkarmamıştır.114

Ancak zaman zaman İkinci Grubun vekil seçtirdiği veya seçtirmek istediği kişilere karşı da, Mustafa Kemal Paşa’nın tavır aldığı bir gerçektir. Bunun en belirgin örneğini 6 Kasım 1922 tarihinde, Vehbi Bey’in Maarif Vekilliği’nden istifa etmesinden sonra,115 bu vekâlet için yapılan seçim esnasında görmekteyiz;

Mustafa Kemal Paşa’nın isteği ile Birinci Grup kendi arasında yaptığı toplantıda, boşalan bu vekâlet için Yunus Nadi Bey veya Muhiddin Baha Bey’in seçilmesi için karar almıştı. Fakat İkinci Grup daha baskın çıkarak, İsmail Safa Bey’in Maarif Vekili seçilmesini sağladı. Bu seçimden sonra Mustafa Kemal Paşa, İsmail Safa Bey’i yanına çağırarak bu görevden istifa etmesini istemiş, o da hemen istifa etmiştir. Fakat bu istifadan sonra yapılan seçimde İsmail Safa Bey yine Maarif Vekilliği’ne seçilmiştir (Bu durum grup toplantısında cereyan etmektedir). Bunun üzerine Meclis İkinci Reisi Ali Fuat Paşa, Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek meseleyi olumlu bir şekilde sonuçlandırmıştır. Daha sonra Mustafa Kemal Paşa, İsmail Safa Bey’i tekrar yanına çağırarak Maarif Vekilliği’ne seçildiği için kendisini tebrik etmiş ve görevinde başarılar dilemiştir.116

İşte bu mücadeleler ve vekil seçiminde İkinci Grubun takındığı menfi tavırlar Mustafa Kemal Paşa’ya, hükümetin kurulmasında uygulanan usûlün değiştirilerek, kabine sistemine geçmek gerektiği hakkında, ilk sinyalleri verdiği düşünülebilir.



2. İkinci Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Yeni İcrâ Vekilleri Heyeti’nin Teşkili

Büyük Millet Meclisi’nde muhalif hareketler, bilhassa önce Başkomutanlık Kanunu’nun üçüncü kez uzatılması görüşmelerinde ve daha sonra Lozan Görüşmeleri esnasında son haddine gelmişti. Birinci Büyük Millet Meclisi’nin Lozan’ın varılmış neticelerini kabul etmesi çok güçtü. Bu yüzden tek çare vardı. O da seçimlerin yenilenmesi idi.117

Meclis’in seçimlerinin yenilenmesi 1 Nisan 1923 tarihinde ele alınarak, kabul edilmiş118 ve Meclis 16 Nisan 1923’te son toplantısını yaparak dağılmıştır.119

Yeni yapılan mebus seçimlerinden sonra Büyük Millet Meclisi 11 Ağustos 1923 tarihinde ilk toplantısını yaptı. 13 Ağustos’ta, Mustafa Kemal Paşa Meclis’te bulunan 197 mebustan 196’sının oyunu alarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisliği’ne yeniden seçildi.120

Yeni Meclis’in çehresi Birinci Meclis’ten çok farklıdır. Birinci Meclis’te İkinci Grup olarak bilinenlerden hemen hemen hiç kimse yeni Meclise girememiştir. Çoğunun o günün şartları içinde mebus seçilmek için bir denemeyi yersiz buldukları anlaşılmaktadır. Yalnız bir tek istisna vardır: Gümüşhane Mebusu Zeki Bey.121

İkinci Meclis açılmadan bir hafta önce Rauf Bey İcrâ Vekilleri Heyeti Riyâseti’nden istifa etmiştir. O döneme ait yazılan hatıralardan, Rauf Bey’in istifa sebebinin, Lozan Görüşmelerinde Türk Heyeti’ne başkanlık eden Hariciye Vekili İsmet Paşa ile aralarında beliren görüş ayrılıkları olduğu anlaşılmaktadır.122

İcrâ Vekilleri Heyeti’nin de bu tarihlerde istifa ettiğine dair bir şey bulunamamıştır. Yeni Meclis’in 11-12 Ağustos 1923 tarihlerinde yaptığı ilk toplantılarla ilgili tutanaklarda, İcrâ Vekillerinin istifa dilekçelerine rastlanmadığı gibi, bu heyetin istifasının Meclis tarafından kabul edildiğine dair bir kayıt da mevcut değildir.123 Ancak Meclis’in 13 Ağustos tarihli oturumunda, İhsan Bey (Cebelibereket) şu konuşmayı yaparak,124 Meclis’in dikkatini Heyet-i Vekile üzerine çekmiştir:

“Divân-ı Riyâset intihâb hitamı anından itibaren Meclis-i Âli namına hareket eden hükümetin meşrûiyeti kalmamıştır. Heyet-i Vekile-i Hazıraya eski Meclis itimâd etmiş ve vazife tevdî etmiştir. Yani Meclisin henüz itimâdına mazhâr olmayan Heyet-i Vekile-i Sabıkanın meşrûiyeti kalmamışıtır. Ve ifâ-yı vazife etmeye hakkı yoktur. Ya Heyet-i Vekile intihâbını şimdi yaparsınız veyahut Heyet-i Vekile intihâbı yapılıncaya kadar o heyete itimâd edersiniz. Çünkü Teşkilât-ı Esâsîye’de cevâz yoktur. Ve eğer böyle yaparsanız fena bir yol açmış olursunuz. Tehlikeli bir teâmül yaparsınız.”

İhsan Bey’in bu konuşması Meclis tarafından olumlu karşılanmış ve İcrâ Vekilleri Heyeti seçiminin hemen ertesi gün, yani 14 Ağustos 1923 tarihinde yapılması kararlaştırılmıştır. Ayrıca yeni icrâ vekilleri seçilinceye kadar, eski icrâ vekillerinin görevine devam etmesi de kabul edilmiştir.125

Görüldüğü gibi İcrâ Vekilleri Heyeti istifa etmemiş, fakat yeni Meclis, yukarıda İhsan Bey’in konuşmasında belirttiği sebepten dolayı İcrâ Vekilleri Heyeti’nin yenilenmesine karar vermiştir.

Meclis’in 14 Ağustos 1923 tarihli ilk oturumunda, 8 Temmuz 1922 tarihli İcrâ Vekilleri Suret-i İntihâbına Dair Kanun hükümlerine göre, yeni icrâ vekilleri ve icrâ vekilleri reisi seçimi yapılmıştır.126 Yapılan bu seçim sonucunda, İcrâ Vekilleri Heyeti şu şekilde teşkil edilmiştir:

Heyet-i Vekile Riyâseti’ne: 183 oy ile Ali Fethi Bey (İstanbul),

Dahiliye Vekâleti’ne: 181 oy ile Ali Fethi Bey,

Şer’îye Vekâleti’ne: 87 oy ile Musa Kâzım Efendi (Konya),

Hariciye Vekâleti’ne: 190 oy ile İsmet Paşa (Malatya),

Müdâfaa-i Milliye Vekâleti’ne: 189 oy ile Kâzım Paşa (Karesi),

Maârif Vekâleti’ne: 86 oy ile İsmail Safa Bey (Adana),

İktisât Vekâletine: 189 oy ile Mahmut Esat Bey (İzmir),

Sıhhiye ve Muâvenet-i İçtimâiye Vekâleti’ne: 187 oy ile Rıza Nur Bey (Sinop),

Maliye Vekâleti’ne: 189 oy ile Hasan Fehmi Bey (Gümüşhane),

Nâfıa Vekâleti’ne: 190 oy ile Feyzi Bey (Diyarbekir),

Adliye Vekâleti’ne: 85 oy ile Seyit Bey (İzmir),

Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyâseti’ne: 88 oy ile Fevzi Paşa (İstanbul),

Ali Fethi Bey’in başkanlığı altında kurulan bu hükümet, 23 Nisan 1920 tarihinde vatanın kaderini eline alan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin benimsediği siyasî sistemin “son” hükümetidir.

Ali Fethi Bey, hükümet programını 5 Eylül 1923 tarihinde, Meclis’te okumuş ve bu program Meclisçe benimsenmiştir.127

3. Yeni Bir Vekâlet: Mübadele, İmar ve
İskân Vekâleti
(13 Ekim 1923)

Lozan Barış Antlaşması’yla Milli Mücadele’nin savaş devri noktalanmış ve artık Yeni Türk Devleti için yeni bir dönem başlamıştı. Uzun süren savaş senelerinden geriye birçok büyük mesele miras kalmıştı. Bunlardan en önemlilerinden birisi de memleketin imar ve iskân işleri idi. Savaş sırasında yerlerini yurtlarını terk etmiş insanların ve toprakları başka devletlerin topraklarında kalmış, çaresiz göç etmek durumunda bırakılmış insanların iskân edilmesi oldukça halledilmesi zor bir mesele olmuştu. Ve bunların iskân işleriyle, Sıhhiye Vekâleti ilgilenmekte idi. Ayrıca savaş süresince yakılıp yıkılan yerlerin imar edilmesi de gerekiyordu.

Bütün bu meseleleri bir an önce, en iyi şekilde halletmek için, bu işlerin bir elde toplanması lazımdı. Bunu takdir eden hükümet, yeni bir vekâlet veya umum müdürlük kurulması için Meclis’e öneride128 bulunmuş ve bu konu Meclis’in 13 Ekim 1923 tarihli oturumunda ele alınmıştır.

Uzun süren görüşmelerden129 sonra “Mübadele, İmâr ve İskân Vekâleti” ismi ile yeni bir vekâlet kurulmuştur.130 Bu vekâlet için 20 Ekim 1923 tarihinde vekil seçimi yapılmış ve Necati Bey (İzmir), Mübadele, İmâr ve İskân Vekâleti Vekili seçilmiştir.131



4. İcrâ Vekilleri Heyetinin İstifası ve Kabine Sistemine Geçiş

23 Nisan 1920 tarihinde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin benimsediği siyasi sisteme göre seçilmiş son hükümet olan Ali Fethi Bey Hükümeti, 27 Ekim 1923 tarihinde istifa etmiştir. Heyet-i Vekili’nin Mustafa Kemal Paşa’ya sunduğu istifa mektubunda,132 istifanın sebebi şu şekilde açıklanmaktadır:

“Türkiye Devleti’nin karşısında bulunan iç ve dış önemli ve güç meseleleri kolaylıkla sonuçlandırabilmesi için gayet kuvvetli ve Meclis’in mutlak desteğine sahip bir bakanlar kuruluna kesin ihtiyaç vardır. Böyle bir Vekiller Heyeti’nin kuruluşuna hizmet maksadıyla çekildiğimizi saygı ile bildiririz.”

Bu hükümetin istifası ve yaratılan hükümet buhranı Cumhuriyet’in ilânına gidişin ilk kesin belirtileri olarak düşünülebilir. Nitekim hükümetin istifasından iki gün sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi, 29 Ekim 1923’te Türkiye Devleti’nin hükümet şekli olarak, Cumhuriyet usûlünü kabul edecektir. Cumhuriyet usûlünün kabul edilmesiyle Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu’nun bazı maddeleri de değiştirilmiştir. Bu değişiklikler şu şekildedir:133

Teşkilât-ı Esâsiye Kanununun Bazı Mevaddının Tavzihan Tâdiline Dair Kanun

Madde 1- Hâkimiyet, bilâ-kayd ü şart milletindir. İdâre usûlü halkın mukadderâtını bizzat ve bilfiil idâre etmesi esasına müsteniddir. Türkiye Devleti’nin şekli hükümeti, Cumhuriyet’tir.

Madde 2- Türkiye Devleti’nin Dini İslâm’dır. Resmi lisanı Türkçe’dir.

Madde 4- Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idâre olunur. Meclis, Hükümetin inkısâm ettiği şuabât-ı idâreyi İcrâ Vekilleri vasıtasıyla idâre eder.

Madde 10- Türkiye Reîs-i Cumhuru, Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyet-i Umûmiyesi tarafından ve kendi azâsı meyanından bir intihâb devresi için intihâb olunur.134 Vazife-i riyâset yeni Reîs-i Cumhurun intihâbına kadar devam eder. Tekrar intihâb olunmak câizdir.

Madde 11- Türkiye Reîs-i Cumhuru devletin reîsidir. Bu sıfatla lüzûm gördükçe Meclise ve Heyet-i Vekile’ye riyâset eder.

Madde 12- Başvekil,135 Reis-i Cumhur tarafından gene Meclis azası arasından intihab olunduktan sonra heyet-i umûmiyesi Reîs-i Cumhur tarafından Meclisin tasvibine arz olunur. Meclis hal-i içtimâda değil ise keyfiyeti tasvip Meclis’in içtimâına tâlik olunur.

Görüldüğü gibi, bu kanunla, vekil seçimindeki mevcut sistemde değiştirilmiş ve “Kabine Sistemine” geçilmiştir. Yani artık icrâ vekilleri Meclis tarafından şahsen, gizli oyla ve ayrı ayrı seçilmeyecektir. Vekiller sadece ayrı ayrı Meclis’e karşı sorumlu olmayacak, kabine olarak da sorumlu tutulacaklardır. Yeni getirilen şekle göre, Türkiye Devleti’nin Başkanı olan Reîs-i Cumhur, Meclis üyeleri arasından birisini Başvekil olarak tayin edecek ve bu Başvekil yine Meclis üyeleri arasından birlikte çalışacağı kişileri “Vekil” seçip, kabinesini oluşturacaktır. Böylece başvekil ve vekiller tespit edildikten sonra, bu heyetin bütünü, Reîs-i Cumhur tarafından Meclis’in tasdikine sunulacaktır.

29 Ekim değişikliğine göre, ilk hükümeti kurma görevi Reis-i Cumhur Mustafa Kemal Paşa tarafından 30 Ekim 1923 tarihinde, İsmet Paşa’ya verilmiştir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk Başvekili İsmet Paşa olmuştur. İs

met Paşa aynı gün kabinesini oluşturmuş,136 ve Meclis’te hükümetinin programını okuyarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden güven oyu almıştır.137

Sonuç olarak, 29 Ekim 1923 tarihinde “Kabine Sistemi”ne geçilmesiyle “Hey’et-i Vekile” için bir dönem kapanmış ve yeni bir dönem açılmıştır.

Sonuç


Türk Milleti’nin bağımsızlığını kaybetmek tehlikesi ile karşı karşıya bulunduğu bir sırada, Türkün bağımsız yaşama istek ve azminden doğan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başkanı Mustafa Kemal’in (Atatürk) telkini ile, bütün devlet kuvvetlerini kendi üzerinde toplamış ve bir nevi “Meclis Hükümeti Sistemi” vücûda getirmiştir. 23 Nisan 1920 tarihinden 29 Ekim 1923 Cumhuriyet’in ilânına kadar süren bu sistem, “Milli Mücadele”nin başarıya ulaşmasında birinci derecede etkili olmuştur.

Bu süre içerisinde Meclis, sadece yasama kuvvetini değil, yürütme ve yargı kuvvetini de kendi üzerinde toplamıştır. Yürütme organı (Hükümet), onun (Meclis) karşısında bir güç olarak yer alamamıştır.

Büyük Millet Meclisi, bu yetkilerini muhafazada gayet titiz davranmıştır. Hiçbir kimse veya kuruma bu yetkilerden bir kısmını devretmeyi düşünmemiştir. Hükümetini oluştururken de bu durumu göz önünde tutmuştur. Bunu en açık şekilde İcrâ Vekilleri seçim kanununda görmekteyiz; Meclis, hükümet üyelerini kendi içinden, gizli oyla ve ayrı ayrı seçmektedir.

Meclis ilk aşamada bir hükümet başkanlığı da vücuda getirmemiş, kendi reisini, hükümete de başkanlık etmesi için görevlendirmiştir. Hükümet üyeleri (Vekiller) ise, meclisin verdiği talimat ve direktifleri yapmakla görevli memurlar sıfatındadırlar. Onları tayin ve azletmek Meclis’in elindedir. Fakat, İcrâ Vekillerinin görev ve sorumluluğunun bir kanunla belirlenmemiş olması, çalışmada da belirtildiği gibi, büyük problemlere yol açmış, Meclis zamanının büyük bir bölümünü bu konuya ayırmak zorunda kalmıştır. Cumhuriyet ilan edilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin şekli, hükümet üyelerinin seçim usûlü ve Meclis karşısındaki durumları, Meclis’te en çok tartışılan konular arasında yer almıştır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Müdafaa-i Hukuk Hareketi’nin bir organı olma vasfını daima muhafaza etmiştir. Hükümeti de, Türk Bağımsızlık Hareketi’nin ilk icrâ organı olan Heyet-i Temsiliye’nin bir uzantısı olarak kabul edilebilir. Zafer kazanılıncaya kadar, “Millet adına” Meclis çatısı altında toplanan herkes Müdafaa-i Hukuk Hareketi’nin gönüllü, yılmaz bir neferi olarak çalışmıştır. Tek gayeleri vardır: O da, “Misak-ı Milli” yi gerçekleştirmek. Zaman zaman Meclis’te mebuslar arasında olaylı tartışmalar ve fikir ayrılıkları olsa da, hiç kimse bu gayenin dışına çıkmamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti dünyaya ispat etmiştir ki, şartlar ne kadar kötü ve ağır olursa olsun, hiç kimseye el açmadan, hiç kimseden medet ummadan bir millet, kendi azmi ve kararı ile kurtulabilir.

1 Ağnam Resmi Kanunu adıyla çıkan bu kanun Büyük Millet Meclisi’nin ilk kanunudur. Meclis’in 24 Nisan 1920 tarihli beşinci oturumunda Müfit Efendi (Kırşehir) ve arkadaşları tarafından verilen önerge, Meclisin aynı oturumunda kabul edilerek kanunlaşmıştır. (


Yüklə 6,62 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   21   22   23   24   25   26   27   28   ...   52




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin