Yilmazgurol1947. com İçindekiler: Özet/Summary



Yüklə 1,16 Mb.
səhifə4/23
tarix28.10.2017
ölçüsü1,16 Mb.
#19027
növüYazı
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   23


(Salihli'nin "Kurtuluş" Yıldönümü)        Hristiyanlara göre, İsa, Tanrı'nın kendisidir. İnsan kılığında yeryüzüne inmiştir. Bazen "Tanrı'nın oğlu" da diyorlar. Çünkü "babasız" doğdu, bakire Meryem'den. Biraz kafaları karışık yani. Ama kesinlikle Tanrı'nın peygamberi, yani elçisi değildir. Oysa, müslümanlara göre, İsa, peygamberdi, peygamberlerden biri. Sonuncusu da Muhammed'dir. Sonuncudan kasıt, başka peygamber gelmeyeceğidir. Musevilerden, İsa'nın, kendi dinlerinin Mesih olarak geleceğini müjdelediği kişi olduğuna inananlar, eski dinlerini bırakıp yeni dine dönmüşlerdir, tarih boyunca. İnanmayanlar Musevi olarak kalmışlardır. Yani Museviler, Hristiyanlığın gerçek din olduğuna, ve İsa'nın doğru söylediğine inanmazlar. Tabi, Müslümanlığa (İslam'a) ve Muhammed'e de inanmazlar. Hristiyanlar tabiatiyle, Museviliğin gerçek din olduğuna inanırlar ama, Hristiyanlık gelince, Musevilik "batıl" oldu derler. Ve d, Muhammed'in doğru söylediğine, ve İslam'ın gerçek din olduğuna inanmazlar. İnansalar, islama dönmeleri gerekirdi. Müslümanlar, hem Museviliğin, hem Hristiyanlığın "hak" dini ("Semavi" din) olduğuna inanırlar. Hem Musa, sonra da hem İsa, Tanrı'nın (Allah'ın) peygamberleridir. Ama İslam gelince, batıl olmuşlardır, bu dinler. İnananları İslam'a dönmek zorundadırlar. Tabiatiyle, bu üç dine göre, öteki dinler, Hinduizm, Budizm, Şintoizm vesairenin "hak dini" olmalarının uzaktan yakından hiçbir ilgileri yoktur. "Putperestlik" vesairedir.        Hristiyanlık inancına göre, Tanrı İsa, "ahir zamanda" gene, insan kılığında yeryüzüne inecek ve "adil düzeni" kuracaktır. (SONG: yeah yeah God was one of us). İsa ile Vişnu benzerliğine dikkat. İsa ile Herkül benzerliğine dikkat.        Ben !7 yaşımda, Muhammed'i kavrayınca, İsa da onun gibi olmalı, dedim, ve uzun yıllar bu kanaatle yaşadım ama, bu yıllar içinde İsa konusunda, dikkat çekici özellikleri de göz önünde tuttum. Yaşayıp yaşamadığı konusunda bile söylenti vardı, bir. Dini ilan ettikten sonra hemen öldürülmüş, ama dini yokolmammış, tam tersine gelişmiş, daha sonra da Roma'nın dini olmuştu. Hristiyanlık tarihi de malumdu. Yani kuşku için işaretler vardı ama, kanaat için yetmezdi bunlar. Son zamanlarda, ansiklopediden arayıp bulduğum  ek (tarihsel) bilgiler yetti bana, İsa'yı doğru olarak kavramama. SEZAR'ın SIRRI'ydı yani Hristiyanlık. Bu aşamadan sonra, gözlerimi tekrar Muhammed'e çevirdim. Essahtan kendi başına mı becermişti, İslamı. YOksa İslam da, "politik bir ihtiyaçtan" dolayı mı ortaya çıkmıştı, Hristiyanlık gibi. Bu merakla karıştırdım, (elimdeki) ansiklopediyi. Ve buldum. Evet, SASANİLER. Muhammedin yıllarına yakın bir zamanda, Bizans İmparatoru Jüstinyen , o zamana kadar bir hayli dağılmış olan imparatorluğu, (yani, Roma İmparatorluğundan kalanı) toparlamış, İtalya'yı İspanya'nın bir bölümünü Kuzey Afrika'yı tekrar imparatorluğa katmış, Anadolu'da Ortadoğu'da durumunu sağlamlaştırmış, ve imparatorluk yeniden hemen hemen Akdeniz'i tamamen çevreleyen hale gelmişti. Ama Doğu'da Sasaniler(İranlılar) belaydı. Mecburiyetten onlarla "müebbet barış" antlaşması yapmıştı, ama Hazine'nin "yarısını" (!) onlara (yıllık) HARAÇ olarak vermek şartıyla. Baktım Harita'ya, Jüstinyen İmparatorluğunun. Sınırları dışındaydı Arabistan Yarımadası. Tabi İran'daki gibi bir devlet de yok orda. Araplar dağınık kabileler halinde yaşıyorlar. Jüstinyen bunu gördü: Arapları birleştirip, Sasanilere karşı kullanmayı. Ama nasıl? Zaten biliyor, Sezar'ın Sırrı'nı, bizzat kullanmakta Hristiyanlık dinini. Onun gibi bir çözüm gerekli. Arapları Hristiyanlaştırıp, sasanilere karşı kullanmak dikkat çeker, uymaz. Öyleyse yeni bir din Araplara. O yeni din çerçevesinde birleştirilip, Sasanilere karşı (Doğu sınırlarının güvence altında tutulabilmesi için) kullanılması. Sasaniler bilmeyecek gerçeği, ama yeni dinin Arap devleti, Bizans'ın (gizli) müttefiki olacak.  JÜSTİNYEN'in SIRRI'nı böyle buldum. Ve herşey yerli yerine oturdu.         Mekke doğumlu Muhammed, küçükken yetim kalmış, akcasının deve kervanlarıyla Kuzeye (Bizans toprakları Suriye'ye), Güney'e (Yemen'e) gidip gelmekteydi. O sırada dikkat çekmiş, uygun kişi olarak seçilmiş olmalı. Daha sonra Mekke'nin zengin dul kadını Hatice'nin deve kervanlarında çalışmaya başlamış. Yine aynı güzergahlarda, Bizans ülkesine) gidip gelmiş. Kanaatimce, Bizans meseleyi önce Hatice'ye açmış. Muhammed'in Haticenin kervanında çalışmasını sağlamış. Yani Hatice önce işe almış Muhammed'i sonra da onunla evlenmiş, kendisine koca yapmış. Muhammed 25, Hatice 40 yaşında, o sırada. Ve evlilik olayı ile birlikte mesele Muhammed'e açılmış olduğu kanaatindeyim. Ondan sonra, Hazırlık dönemi. 40 yaşında iken Muhammed, peygamberliğini ilan ediyor. Bizzat islam kaynaklarına göre şöyle anlatılıyor olay. Muhammed'e "vahiy" geliyor. Bazı sözler, düşünceler. Önce, bunu gidip Hatice'ye söylüyor. Hatice de diyor ki "Tanıdığım" bir Hristiyan keşiş var, Mekke'de, gidip ona soralım, nedir bu, diye. Gidiyorlar. Keşiş diyor ki, Bu sana gelen sözler, vahiy, Tanrı'dan geldi. Tanrı'nın elçisisin sen. Böyle başlıyor, İslam. O sırada, Arap dininin Hristiyanlıkla, Musevilikle ilgisi yok. Yakınlarda Hristiyanların da, Musevilerin de olmasına rağmen. Her kabilenin kendisine özgü bir tanrısı var. Ama bütün tanrıların  en büyüğü  el Lah. El lah'ın kızları var, el Lat, el Menat, el Uzza. El lah'ın evi (Beytullah) Kabe'de, gerek kabilelerin tanrılarının, gerek el Lah'ın ve kızlarının simgeleri (tahta vesaireden yapılmış putları) var. (Tıpkı Hristiyanlardaki, İsa'nın çarmıha gerildiğini simgeleyen resimler gibi.) (Hristiyanlar, o resimlerin önünde dua ederken, resimlerin kendisine mi tapıyorlar, hayır, İsa'ya.) Araplar da o putların kendisine değil de temsil ettikleri tanrılara, ve özellikle de baş-tanrı el Lah'a tapıyorlardı. Şimdi söylenen Bismillah yerine, Bismeketullah derlerdi, bir işe başlarken. Ve her yıl belli bir zamanda, el Lah'ın evini ziyaret edrlerdi. Buna Hac derlerdi. Kendilerine özgü namazları bile vardı.       (Proje gereği) Muhammed onlara ne dedi. Ellah'tan başka tanrı yok, ve böylece, Hristiyanlık gibi, Tek tanrılık sundu, Araplara. Ve ekledi. Ben de onun elçisiyim, peygamberiyim. Bana itaat edin. Bununla da kalmadı. Arapların dinini "putperestlik" olarak tanımlarken, Hristiyanlığı ve Museviliği "Hak Dinler" olarak tanımladı. Onların inananlarına "ehli Kitap" ünvanını verdi. Musa da peygamberdi, kitabı Tevrat. İsa da peygamberdi, kitabı İncil. Yani Muhammed, mevcut Arap dini ile Musevilik ve onun devamı Hristiyanlığı birleştirerek, yeni bir din kurmuştur. Tabi (proje gereği) İsa'nın, tanrının kendisi, ya da oğlu olduğunu reddetmek suretiyle. Kuran'da Hristiyan keşişlerine büyük övgüler var. Kuran'da bir yerde şöyle bir ayet de var: "Rum yenildi, ama gene yenecek". Rum'dan kasıt Bizans. Kime yenildi, (herhalde İranlılara). Bu ayet, bu sözler, aslında Bizans'a (gizli) bağlılığın eseri. 40 yaşından ölümüne kadar, 65 yaşına kadar, Kuran ayetleri (sureler) gelmeye devam etti, değişen şartlara uygun olarak. Ölümünden sonra, üçüncü halife Osman tarafından, dağınık olan bu yazılı sayfalar, derlendi, istenilen bir sıraya konuldu. Tek bir kitap halinde toplandı. Ve Kuran olarak, bugüne kadar "değişmeden" geldi.

(6 Eylül'deki)



Muhammed işte böyle İslam devletini kurdu, ve ilk "başı" oldu. Başlangıçta "kaçmak zorund akaldığı", Mekke'yi de (savaşsız) teslim aldı, sonunda. Mekke'yi ele geçirdikten bir süre sonra da, eski Arap dininde kalmaya devam eden Mekkelilere dört ay süre tanıdı. Bu dört ay dolduğunda hala müslüman olmamış Mekkeli Arapların "bulunduğunda" öldürüleceklerini ilan etti. Bunlar Kuran'da yazılı. (Hani, dinde "baskı" yoktu). Muhammed'den sonra Halifeler döneminde, Arap yarımadasında, Arap birliği tamamlandı. Suriye dahi artık, gizli müttefik Bizans'ın değil, İslam devletinin bir vilayetiydi. 4.cü halife Ali zamanında, kişisel politik kavga nedeniyle, Suriye (Şam) valisi Muaviye , devlete (Halife Ali'ye) isyan etti. Mecburen Devlet Başkanı Ali, ordusunu Vilayet Başkanı (Vali) Muaviye'nin üzerine gönderdi. Vali ordusunun yenilgisini önlemek için, askerlerinin mızraklarına Kuran sayfaları astırdı. SIFFİN olayı. Devletin askerleri bu yüzden, dini inançları dolayısıyla, asi valinin askerlerine saldırmaktan korktular. Ve Muaviye ordusu ve kendisi böylece kurtulmuş oldu, cezalandırılmaktan. Muaviye biliyordu, Jüstinyen sırrını, yani dinsizdi. Ama askerleri bilmiyordu. Kullandı İslamı apaçık, hem de islam devletine karşı. Ali de çaresiz kaldı. o da biliyordu Jüstinyen'in sırrını, oda dinsizdi, ama söyleyemezdi bunu askerlerine, çünkü askerleri inançlıydı, inançlı kalmalıydılar. 4.cü halife Ali'nin ölümü (öldürülmesi) ardından, Muaviye Halifeliğini ilan etti. İslam devletini ele geçirdi yani. (Ali'yi kim öldürttü?) Ve böylece islam tarihinde, EMEVİLER dönemi başladı. 100 yıl kadar sürdü. Ve de Muaviye ile, Müslümanlar da ikiye ayrılmış oldu. Aliciler, Muaviyeciler (Şıiler, Sünniler). Emeviler, bu yüzyıl içinde (gizli müttefik Bizans'la, proje gereği) islam devletinin topraklarını, dini ve kılıcı kullanarak çok genişlettiler. Anadolu'nun bir bölümü, Kafkasya, Hazar'ın doğusu, Şimdiki Türki devletlerin yerleri, şimdiki Pakistan, İran, Kızıldeniz'in batısı, Mısır, Kuzey Afrika'nın tamamı Fas dahil. Ve hatta (Avrupa'dan) İspanya yarımadası, İslam devletinin toprakları oldu. Meşhur olay: Emevi komutan Tarık bin Ziyad, askerlerini Cebelitarık boğazından İspanya topraklarına indirdiğinde, "gemileri" yaktı. Dönüş yok, mesajı verip askerlerini gereği gibi "savaşmaya" zorlamak için. Kendisi için de bir risk yokmuydu. Yoktu. Biliyordu çünkü "engelleri" aşacak , ve İspanya'ya yerleşeceklerdi. Proje gereği. Bizans ve Papalık. "Davet" di aslında, İspanya'nın Fethi. Ama askerleri bunu bilmiyorlardı. Biz Türkler de, yeni Egemen, Emevi İslam Devleti döneminde "müslüman" olduk, mecburen.       Sonunda, yine kişisel politik kavgadan, Emevilerin zulmüne göz yumamaz hale gelmekten, Abbasiler , (Şam'da) Emevi hanedanının, çoluk çocuk demeyip kim varsa hepsini kılıçtan geçirdikten sonra, Halifeliği, yani İslam Devletini devraldılar. Şam yerine Bağdat'tan yönettiler devleti, 1000 yıl kadar. Şam'daki kıyımdan "kaçabilen" Emeviler, İspanya'ya "sığındılar"", 1492'ye kadar Endülüs Emevi devleti olarak devam ettiler. Abbasilerin buna razı olmaları, Bizans ve Papalık ricasıyladır. Kanaatim bu. Başka türlü iki ayrı İslam devletini kabul etmeleri mümkün değil. Bu uzun yıllarda, Papalığın "Haçlı Seferleri" var, "kutsal topraklara". Ve Türklerin, (Müslüman Türklerin) Ortadoğu'ya ve Anadolu'ya gelmeleri var. Selçuklular ve sonra Osmanlılar. Bizans, Jüstinyen'in Sırrı'nı onlarla da paylaştı. Osmanlı Devletinin (başlangıçta adı Osmanlı Beyliği) Bizans'ın "burnunun dibinde" Bursa'da (Söğüt'de) ikinci bey (sonradan padişah adıyla anıldılar), Orhan Gazi'nin eşlerinden biri de Bizans imparatorunun kızı. Ressam evlilik törenlerini, resim olarak ölümsüzleştirmiş. Yağlı boya tablo. Bundan daha iyi kanıt olur mu, Osmanlı'nın ta başından beri, Bizans'ın gizli müttefiki olduğuna dair. Ve de Osmanlı yönetiminin başından beri, Jüstinyen'in sırrı'ndan (ve tabiatiyle Sezar'ın sırrından) haberdar olduklarına dair. Dolayısıyla, 1453'deki İstanbul'un (evet "savaşla") fethi aslında "proje gereği" bir "devir-teslim" den ibarettir. Başka bir deyişle, İstanbul'un Fethi ile Ortaçağ denilen dönem bitmemiş, bitmesi için o yaşanılan dönemin, İstanbul Türklere devredilmiştir.       Papalık(çoktan) biliyordu, Atlas okyanusu'nun ötesindeki Yeni Dünya'yı. Ama bu bilgiyi gizli tuttular., birkaç yüzyıl. Artık oralara açılma zorunluğu ve imkanı geldiğinde, İstanbul'u Türklere devretmekle başladılar işe (1453'de). Kristof Kolomb'u İspanya bayrağı ile, Yeni Dünya'yı "keşfe" göndermeden önce, aynı yılda, hem Endülüs Emevi Devleti sonlandırıldı, hem İspanya'daki Museviler, Osmanlı topraklarına (İzmir'e) göçe zorlandılar. Amaç, İspanya'da dinin (tabi katolik Hristiyan dininin) güçlendirilip ön plana çıkması. Çünkü "keşfedilecek" Yeni Dünya'nın "ilkel insanları" Hristiyanlaştırılacak. 1492. Hemen ardından, Avrupa Hristiyanlığında da, "ikilik" çıkarıp kullanmak için, !517'de Martin Luther'in Endülijans'ı reddetmesi bahanesiyle, Aforoz edilişi, ve böylece bir de Protestan mezhebinin ortaya çıkarılışı. Ama aynı yıl, Halifelik, yani İslam aleminin Başı sıfatı da İstanbul'daki osmablı Padişahı Yavuz Sultan Selim'in oldu. (Mısır'a giderek (savaşla, tabi), son Abbasi halifesinden, halifeliği devralmasıyla. Mısır'ın "fethi". Böylece, Avrupa'da Hristiyanlık ikiye bölünürken, İslamın merkezi de İstanbul'a alındı. Büyük Türk devleti, Osmanlı İmparatorluğu, artık İslamın da merkezi yapıldı. Aynı Projenin iki ayağı. Din konularını Politikada (Savaşta) kullanmak kolaylaşsın diye.       Sanırım, bu kadarı yeterli, niye "müslüman olarak doğmuş" olduğumu açıklamak için.

(7 Eylül'de)



"Bu Dünya'da" insanın birbirinden farklı milliyetlerde, (hatta ırklarda) doğmuş olmaları normaldir. Farklı diller, Farklı kültürler. Ama Farklı dinler normal değildir.  Çünkü dinler genelde, insanüstü varlık, yada varlıklardan "ötürü" vardırlar.  İnsanlar, o insanüstü varlık yada varlıkların istediği biçimde yaşamaya, davranmaya çalışırlar, dindar olurlar. Hristiyan, Müslüman, Hindu, Şintoist vesaire. Tek bir insanüstü varlığa karşı, değişik tapınma biçimleri değildir, dinler. Tek tanrılı Hristiyanlıkta, Tanrı İsa'dır. Oysa gene tek tanrılı İslam'da, İsa, Tanrı değil, Tanrı'nın ( el Lah'ın) bir peygamberi elçisidir. Hinduların tanrıları çoktur. Dinlerdeki bu farklılıkların insanı düşünmeye zorlaması gerekir. Niye onun dini farklı. Onun dini mi benim dinim mi "essah" diye düşünmesi gerekir. Başlangıçta Din Kavramı'nı reddetmeyeceği için, öncelikle kendi dinini sorgulaması, öteki dinlerle karşılaştırması, ve hatta öteki dinleri de inceleyip sorgulaması, bunlara göre bir yeni kanaate varması gerekir. Ama sıradan "Dünya İnsanı" bunu yapmaaz. Doğmuş olduğu dinde, dindar olarak yaşamaya devam eder. Toplumun ve kendisinin durumuna göre, az dindar, yada çok (koyu) dindar olarak.       Ama Bilim'in bu kadar geliştiği, şimdiki zamanda, dinlerin hala ayakta kalabilmesi "şaşırtıcıdır". Çoğu dinlerin, hayatla, Dünya ile ilgil temel bilgileri, Bilim ile kesinlikle çürütülmüş durumdadır artık. Avrupa'da Baş-Politik-Merkez, Papalık, Dünya'nın  aslında yuvarlak olduğunu, üstelik boşlukta "durduğunu", öteki gezegenlerle birlikte, Güneş'in etrafında dolandığını, kesin olarak öğrenmişti, bilimcisi Koprnik'le. Ama bu, Dünya'nın Kainat'ın merkezi olduğu, Düz ve sabit olduğu, Güneş, Ay ve Yıldızların gökte hareketli olduğu, yani "Altımız yer, Üstümüz gök" düşüncesine, Hristiyanlığın temel düşüncesine aykırıydı. Ama yine de o "uyduruk" "Galilr Mahkemesini" yaptılar. Ama hemen ardından (yada aynı zamanlarda) Martin Luther ile "Dinde Reform" işini başlattılar. Bilim ve sanatta da Rönesans'ı. Yani "uyarladılar" Hristiyanlığı, yeni duruma.        Kuran'da ayet: "vel arda, bade, zalike, de ha ha".  Allah Dünya'yı yarattıktan sonra ne yaptığına dair sözler. İzmirli tercümesinde, "sonra da yeri yaydı" (yani tepsi gibi düz) Öztürk tercümesinde, "sonra da yeri yuvarlattı". (Yani Bilime uysun diye Yuvarlattı kelimesini kullanmış Yaşar Hoca.)  Yaşar Hoca zaten, İzmirli'nin "yeryüzü" olarak çevirdiği her Arapça kelimeyi, "yerküre" olarak çevirmiş.       Gelelim, EVRİM konusuna, bir zamanlar "maymun" olduğumuz  konusu. Evet zamanı geriye doğru çalıştırıp, bir zamanlar maymun olduğumuzu görmemize imkan yok. Ama doğada canlılarda, mikroplar da vesairede, hızlı evrimi gözlemlemekteyiz.. Belli bir ilaca, aşıya karşı, bir süre sonra kendisini değiştirerek o ilaçtan etkilenmeyen hale gelen mikroplar. Bundan da öte "herkes" biliyor artık. Genetik bilimi ile, mevcut canlıları değiştirerek, yeni özellikli (yan yeni) canlı türleri yapabilecek duruma geldiğimizi, özellikle tarımda bunun kullanılmakta olduğunu herkes biliyor. Bu ise aslında Yapay (suni) Evrim'den başka bir şey değil.       Tabi, dinlerin hala ayakta kalabilmelerinin asıl sebebi, Bilim'in Felsefe'nin esas sorusu'na cevap verememesi (ve de asla veremiyeceği) dir. EVREN'le ilgili Nihai Realite nedir, sorusu. Ama dinlerin hala ayakta kalabilmeleri, Global Çete'nin (yani Gizli Dünya Devleti'nin) çabası iledir. Kapitalizm ortaya çıkınca, görmüş.  Bu yolun sonu Sosyalizm, demiş. Öyleyse elden geldiğince geç bir zamanda, Dünya Sosyalist Devleti'ni de, biz kuralım. Egemenliğimiz devam etsin gene gizlice, demişler. Ve üç büyük savaş ile "yüz yıllık" bir  Proje hazırlamışlar. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarını yaşadık, şimdi sıra üçüncüde, ve Dünya Sosyalist Devleti'nin ilanında.       Sosyalizm, Ürünlerin (ve hizmetlerin) hep birlikte üretildiği, ve  "eşit" olarak herkese dağıtıldığı bir ekonomi düzeni olduğu için, genelde dinlere aykırı değildir. Felsefi bir yanı da yoktur. İslamın şartları (Beş şartından biri, Zekat vermek geçersiz hale gelir, o kadar. Ama bu "yüz yıllık projeyi" tasarlarken Global Çete demiş ki, Dinleri de artık ayakta tutmak imkansız, ama biz yine de bu "yzyıl" içinde, zorlayarak ayakta tutalım onları, ve "kullanmaya" da devam edelim, bir egemenlik aracı olarak. Ve dinlerin tasfiyesini son aşamada, Dünya Sosyalist Devleti'ni kurarken yapalım. Yani Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti. Global Çete'nin son zamanlarda, Din adına "aşırı" işler yapması (örneğin, 11 Eylül 2001, Süper Terör olayı) (Örneğin Papa'nın kendisini kurşunlatması) bu amaca, Dinlerin tasfiyesi amacına yöneliktir.        Tarih boyunca, Dünya egemenleri, egemenliklerini sürdürebilmek için "dini" kullanageldiler, hep. İki büyük sır, Sezar'ın Sırrı (Hristiyanlık), Jüstinyen'in Sırrı (İslam) bugünün Global Çete'sine (Gizli Dünya Devlati'ne) "miras" olarak geldi, tarihten. O iki sır, sadece egemenliği sürdürmek amacıyla  tasarlandı, dolayısıyla bu nitelikleriyle, "Negatif" tirler.       Zamanımızda, Yurdumuz Türkiye ve Dünya'da, Global Çete üyesi niteliği verilecek kişilere, her alanda toplumun tepe noktalarına yerleştirilecek kişilere, Yöneticiler, askerler, yargıçlar, bilimciler, sanatçılar (Müzik, Edebiyat), (Sinema, Tiyatro), Patronlar, Para sahibi kişiler, Uyuşturucu, Fuhuş vesaire işleri, Kumar, Mafia işleri, Medya adamları, Gazeteciler, Televizyoncular,... ve "diğer" kişilere, bu iki sırrın, ispatlı olarak alenen öğretilmesi, dinlerin aslında ne olduklarının öğretilmesi esastır. Yani Global Çete Üyeleri (ve Uzantıları) önce "açık eğitimle" (alenen) dinsizleştirilirler. Bu yapılmazsa, Global Çete'nin varlığını devam ettirmek imkansızdır. Dinsizleştirilen, bu kişiler genelde, "hizmet" (ve tabiatiyle meslek) alanlarına göre, dinsizleşmeden önceki dinsel davranışlarını (topluma karşı) devam ettirirler. Tabi Global Çete, Hiyerarşik Piramitin bir alt bölümündeki her kesimden insanları da (dinsizleştirmeden) onların kabul edebileceği bir biçimde, onları açıkça veya dolaylı olarak da "kullanır". Global Çete üyeleri, böyle öğrenirler, Sezar'ın Sırrı'nı, Jüstinyen'in Sırrı'nı. Ben nasıl öğrendim. anlattım şu ana kadar. "Buldum" yani kendi çabamla.

(8 Eylül'deki)



14 milyon öğrenci (çocuk, genç)(erkek, kız) "Temel Eğitim'de" (ilk ve orta), 650.000 öğretmenleriyle, yeni öğretim yılına başlıyorlar, bugün, Türkiye'de (ülkemde, ülkemizde). "Dünyamız'da", kaç milyon, ne zaman, hangi "Temel Eğitim"?        Sezar'ın Sırrı'nı, Jüstinyen'in Sırrı'nı, "bulmam" şart değildi, Global çete için. Ateisst olmam yeterliydi. Zaten, 18 yaşımda beni, bilinçli bir ateist, hırslı bir sosyalist genç olduğum için "seçtiler", ararken uygun bir kişi. Dünya Sosyalist ve Ateist Dünya Devleti'ni (zaman gelince) kurdurmak için. Bunun için MİT marifetiyle transfer ettiler, Hava Harp Okulu'na. 60'lı yıllarımın "başında" , bana görevi tevdi etmek üzere. Global Çete'nin brnden beklediği şu: (60 yaşıma geldiğimde) Gizli Dünya Devleti (Global Çete) nin varlığını biliyor olmak. Üç Büyük Dünya Savaşı ile Dünya Sosyalist ve Ateist devletine ulaşmak projesini biliyor olmak. Dünya Sosyalist ve Ateist devletini kurmak için, 18 yaşımda seçildiğimi biliyor olmak. O zamandan beri hayatımın MİT'in (Global Çete'nin) güdümünde, yönlendirmesinde olduğunu biliyor olmak. 38 yaşımda iken, "Tanrı Emridir" diye MİT (Global Çete) tarafından kandırılıp, kendimi kendime Hadım ettirildiğimi biliyor olmak. Buna bağlı olarak, insanların önüne çıktığım zaman, Düşmanlarım hapishanede tuvalette ırzıma geçtiler, bunu gururuma yediremedim, erkeklik organımı kökten keserek intihar ettim, ama ölmedim. İyi ki ölmemişim. Hem düşmanlarımdan "intikam"ımı aldım Hem sizi onlardan (Global Çeteden) kurtardım, demem gerektiğini, yoksa "s.kini kesen deli" imajından kurtulamıyacağımı, biliyor olmam.       Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti'ni ilan ettikten sonra başlamam gerekiyor, sosyalist ekonomiyi kurmaya, ve ateist kültürü yerleştirmeye. Birincisinin yöntemi brlli. İkincisinin yöntemi, insanlara "dinlerin" gerçekte ne olduklarını anlatmak. Global çete tarafından nasıl kullanıldığını, özellikle son zamanlardaki dinsel olayları, ispatlı bir biçimde insanlara sunmak. Buna bağlı olarak, dinsel faaliyetleri yasaklamak, tapınakları yıkmak, Karşı gelenleri /en ağır şekilde cezalandırmak. (İdam).  Bu şekilde, dinlerin tasfiyesi (zor da olsa) mümkündür. Ama açıklamalara, aydınlatmalara rağmen, dinsel inançlarından "vazgeçemiyecek" insanlar, çok insanlar için uygulama, bir zulüm olacaktır. İnsanların büyük çoğunluğundan, Sosyalizm için, "olumlu" tavır alırken, Ateizm için "olumsuz" tavır alacağım.         Ve "Yeni Dünya Devleti'nin" temelini attıktan sonra, Askeri Darbe ile tasfiye edilip, ÖLDÜRÜLECEĞİM. Bunu bilmemi istemiyor, tabiatiyle MİT (Global Çete). Yerimi alacak kişi, özellikle Ateizm uygulamalarını yumuşatarak, Dünya Sosyalis Devleti olarak yola devam edecek. Dinler geri gelmeyecek tabi. Tamamen yok olmaları, biraz daha uzun bir zamana yayılmaış olacak. Global Çete varlığını (gizlice) sürdürmeye devam edecek. MİT'in (Global Çete'nin) benim bu konuda, bilmemi istediği "ömür boyu" Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti'nin (ilk) Baş'ı olacağım. "Yap, Yılmaz, ideallerini gerçekleştir, ömrünün geri kalan kısmında" aldatmacasıyla. Aslında beni kullanmayı tasarladığı süre, sadece en çok 5 yıl kadar. (11.50 Jetler uçuyor dışarda. Yarın İzmir'in "kurtuluşu", prova).        Global Çete, daha doğrusu Global Çetenin Merkezi, bana Sezar'ın Sırrı'nı, Jüstinyen'in Sırrı'nı bulabilmem için ikmkan sağladı, yönlendirdi, buldurdu. Elimde mevcut olmasaydı o ansiklopedi, mevcut (zor) şartlarımda, bulamazdım. Ne zaman "buldum" . Yanılmıyorsam, bu son sekiz yılın başında, peşpeşe. Önce Sezar'ınkini, Sonra Jüstinyen'inkini.         Ama onlardan 10 yıl kadar önce, 1988 ortalarında, burda İzmir'de, bana VİCTORİA'nın SIRRI'nı buldurdu, Global Çete Merkezi. Tanrı Rolü oynayacakmışım (zaman gelince), yeryüzünde Sevgi Toplumu'!nu kurmak için. Bu iş için doğumdan seçilmişim, Global Çete Merkezi tarafından. İşi 1988'de buldum, ama doğumdan seçilmiş olduğumu, 1986'da Çanakkale, Hapishane, Revir'de bulmuştum.        Global Çete Merkezi (Windsor), "yüzyıllık" 3 Büyük Savaşla Dünya Sosyalist ve Ateist Devleti projesini tasarlayıp, bunu üyelerine bildirip, hazırlık çalışmalarına başladıktan sonra, Kraliçe Victoria'nın hem kuzeni hem eşi Prens Albert' olan büyük AŞK'ın dan da esinlenerek, bir "En Güzel Dünya"  tasarlamış. Herkese Aşk. Her kadın (bilim sayesinde) önce oğlan sonra kız, iki sağlıklı çocuk doğursun, ve bunlar birbirine doğumdan eş olsunlar. Böyle bir çift daha. DÖRTLÜ AİLE. Herkese iki karı, iki koca. Ama herkes asıl eşini biliyor. (Primary, Secondary), (küçük çift, büyük çift).(Şarkı: taa güccükten alıştım a gız seni sevmeye...gımıldan/bir Manisa türküsü)        Ama en güzel dünyayı, mevcut global çete üyeleri ile, (ve de onların yerini alacak yeni üyelerle) gerçekleştirmenin mümkün olamıyacağını da görmüş. Ve bu misyonu , onlardan gizli, mevcut Üç Savaş Projesi, arkasına (üstüne) monte etmiş. Ben Dünya Sosyalist Devleti'nin Başı iken, Global Çete beni tasfiyeye hazırlandığı sırada, ben erken davranıp onları tasfiye edeceğim. Ve ardından "tanrılığımı" ilan edip, Sevgi Toplumu'nu kurmaya yöneleceğim. Denizlerde 100.000 kadar, Çiçekkent. 25 yıl içinde. İnşaat ve Göç. Tüm insanlar peyderpey. Orada Yeni Hayat. Dörtlü Aile temelinde. "Sabit" nüfus. Ekonomi sosyalist.        Ben, "Talihli" Yılmaz. Tanrı rolü oynayacak. Aşk ve Sevgi toplumunu kuracak. Aşk nedir, herkesten daha iyi bilsin diye, Hadımlık koymuş hayatıma. 38 yaşıma. Ve erkeklik organı yokken, iki kadına birden Aşk. Semra ve Ayla olmasaydı, onları koymasaydı hayatıma, Amputasyon'un hiçbir faydası olmazdı.        -Yılmaz'cığım, diyorsun ki Tanrı Rolü oynayacağım. Bunun felsefe'yle ne alakası var?       -Var. en azından, İsa'nın Ben Tanrı'yım (yada Tanrı'nın oğluyum) demesi kadar alakası var.        Tekrarlıyayım: (Şarkı: Yeah Yeah, God was just one of us...)        Evet, Sezar'ın Sırrı, Jüstinyen'in sırrı, sadece egemenlerin, egemenliğini sürdürebilmeleri için tasarlandığından, nitelikleri Negatif.        -Hiç mi iyi tarafları yok, Yılmaz?         -Var, hatırıma gelen, "evliliğin" (bir koca bir eş arasında) Ömür boyu için olması gerektiği, Boşanma'nın "yasak" olması, Hristiyablıkta. Ama o da sadece Katolik mezhepte kaldı, ve artık sadece sözde. "Katolik Evliliği". İslam'da, hemen hatırıma gelen birini söyleyeyim. Alkol yasak.        Ama, Victoria'nın sırrı, insan aklının tasarlayabileceği en Pozitif yaşama biçimi. Gerçekleştirinceye kadar izleyeceğim (izleyeceğimiz) Yol Haritası'nda, büyük Negatif işler de var tabi. Savaşçı yoldan. Savaş deyince, suçsuz insanların ölümü, en başta.         Ben, bu sebeple, Dünya Sosyalist Devleti'nin Başı olunca Ateizm uygulamıyacağım. (Bu proje Revizyonunu mecburen kabul edecek "Global Çete"). Kendime uygun ,Laiklik'le devam. Tanrılığımın ilanına kadar. Durup dururken, "pat diye" çıkmayacağım insanların karşısına, "o Tanrı ben" diye. Global Çete Merkezi (yani Misyon Koyucu), öyle olaylar, doğal afetler, depremler,..., yapacak ki, insanlar kolaylıkla kendiliğinden bir "bağıntı" görecek onlarla, benim aramda. çok kolay anlaşılır mesajlı, mükerrer yıkıcı suni depremler, mesela. Gözler bana çevrildiğinde, çıkacağım televizyona, "evet, o tanrı ben" diyeceğim. 38 yaşımdan beri. (Halley kuyruklu Yıldızının geldiğinden beri). Ortadaki "işaretler", kendiliğinden insanları (insanların büyük çoğunluğunu) benim doğru söylediğime inandıracak. "Mucize" gibi işler, yani. Bu durumda insanların kendi dinlerini bırakıp, yeni dine dönmeleri  çok daha kolay olacak.        Köprüyü geçene kadar, Yeni Din. Bir süre, yeryüzünde, Mezhepsiz, Tarikatsız, tek bir "Evrensel" din, tüm insanlar için. Sonra Çiçekkentlerde, Yeni hayata alıştıktan sonra,"evrensel dinin" uygun açıklama, aydınlatma ile iptali. (Drop edilmesi). İnsanlığın "dinsizleşmesi" böyle olacak.         Ne dedik, Sosyalizm, bir ekonomi biçimi olarak, genelde dinlere aykırı değildir. Ama öz-kardeşlerin birbirine eş olacağı, dörtlü aile yapısı, mevcut dinlerle bağdaşmaz, genelde. İnsanları, kendi dinlerini, kültürlerini, geleneklerini bir yana bırakıp, bu yeni yaşama biçimine yöneltmek de, mevcut şartlarda, hemen hemen imkansızdır. Bunun için Misyon Koyucu "son bir defa daha" Tanrı'yı yeryüzüne indirelim, demiş. "Evet, o tanrı ben" deyince insanlara, 2 Milyar Hristiyan, İsa'nın bir gün gene insan kılığında yeryüzüne ineceğine inandığından, 1 milyar Hindu, Vişnu'nu arasıra, iyilik için insan kılığında yeryüzüne indiğine inandığından, mevcut 6 milyar insanın hemen hemen yarısının, mevcut dini inançlarının da "yardımıyla", benim  insan kılığında yeryüzüne inmiş tanrı olduğuma inanmaları daha kola olacak. Öteki 3 Milyar da uyacak "genel havaya" Tabi ben, EZEL ve EBED arasında, sadece bir kez gelmiş olduğumu vurgulayacağım.        (GOD is I. The biggest Lie. Why)

(9 Eylül'deki)


Yüklə 1,16 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   23




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin