Zhuan falun



Yüklə 1.22 Mb.
səhifə4/48
tarix14.08.2018
ölçüsü1.22 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   48

QİGONG TARİH ÖNCESİ KÜLTÜRDÜR


Qigong nedir? Çok sayıda qigong ustası bu konu hakkında konuşur fakat benim söylediklerim onlarınkinden tamamen farklıdır. Birçok qigong ustası, qigong hakkında kendi seviyesinde konuşurken, ben qigong'un daha yüksek seviyelerde ne olduğundan bahsediyorum - bu, onların anlayışından tamamen farklıdır. Bazı ustalar qigong'un ülkemizde 2.000 yıllık bir geçmişi olduğunu iddia eder. Qigong'un 3.000 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu söyleyenler de var. Bazı insanlar qigong'un bizim Çin uygarlığımıza yakın, 5.000 yıllık bir geçmişe sahip olduğundan bahseder. Hatta kimileri de arkeolojik bulgulara dayanarak, onun 7.000 yıllık bir geçmişi olduğunu, yani Çin uygarlık tarihinden bile öncesine dayandığını söyler. Fakat onu nasıl anlarsalar anlasınlar, onlara göre qigong, insan uygarlığı tarihinden önce var olmamaktaydı. Darwin'in evrim teorisine göre insanlar, suda yaşayan bitkilerden suda yaşayan hayvanlara evrimleştiler. Daha sonra yaşamak için karaya ve sonra da ağaçlara çıktılar. Karada yeniden evrimleşerek, kuyruksuz maymunlar haline geldiler ve en sonunda da, kültüre ve düşüncelere sahip olan modern insanlara evrimleştiler. Bu hesaba göre, insan uygarlığının gerçek anlamda ortaya çıkmasından bu yana 10.000 yıldan fazla bir süre geçmemiştir. Daha da geriye bakacak olursak, insanların günlük işlerini hatırlayabilmeleri için iple düğüm atmaları bile mümkün değildi. Bu insanlar ağaç yapraklarıyla örtünüyor ve çiğ et yiyorlardı. Daha da geriye bakacak olursak tamamen vahşi ve ilkellerdi. Hatta ateş yakmayı bile bilmiyorlardı.

Fakat biz bir problem keşfettik. Dünyanın birçok yerindeki çok sayıda kültürel kalıntı, bizim insanoğlu uygarlığımızın çok daha ötesine dayanıyor. Bu antik kalıntılar oldukça ileri bir işçilik düzeyine sahipler. Sanatsal değer bakımından da çok ileri seviyedeler. Günümüz modern insanı, resmen antik dönem insanlarının eserlerini taklit ediyor ve onların yaratmış olduğu bu eserler, büyük bir sanatsal değer taşıyor. Bununla birlikte, bu kalıntılar 100.000 yıl, yüz binlerce yıl, birkaç milyon yıl hatta yüz milyon yıldan fazla bir zaman öncesine aitler. Bir düşünün, onlar bugünkü tarih bilgisini alay konusu haline getirmiyorlar mı? Aslında bu şaka değildir çünkü insanlık sürekli olarak kendisini geliştirmekte ve yeniden keşfetmektedir. Bu toplum da böyle gelişti. İlk baştaki anlayış, mutlak bir biçimde doğru olmayabilir.

Birçok kişi, tarih öncesi medeniyet olarak da bilinen tarih öncesi kültürü duymuş olabilir. Tarih öncesi kültür hakkında konuşalım. Dünya üzerinde Asya, Avrupa, Güney Amerika, Kuzey Amerika, Avustralya, Afrika ve Antartika kıtaları vardır. Jeologlar bunları kıta parçası olarak adlandırırlar. Bu kıtaların oluşumundan bu yana on milyonlarca yıl geçmiştir. Yani birçok kıta okyanusun dibinden su yüzüne çıkmış ve aynı zamanda birçok kıta da su altına gömülmüştür. Şu anki konumunda dengelenmeleri, on milyonlarca yıldan fazla bir zaman almıştır. Bununla birlikte, bazı okyanusların dibinde yüksek ve geniş antik yapılar keşfedilmiştir. Bu yapılar, muhteşem bir şekilde işlenmiştir ve bizim modern insanlığımızın mirası değillerdir. O halde bu yapılar okyanusun dibine batmadan önce yapılmış olmalılar. Peki ama on milyonlarca yıl önceki bu medeniyetleri kimler yarattı? O tarihlerde insan ırkı henüz maymun formunda bile değildi. Böyle bilgelik isteyen şeyleri nasıl yaratabilirdik? Arkeologlar, 600 ila 260 milyon yıl arası bir zaman önce var olmuş ve trilobite olarak isimlendirdikleri bir organizma keşfettiler. Bu tür bir organizma, 260 milyon yıl önce ortadan yok olmuştu. Amerikalı bir bilim adamı, üzerinde ayak izi bulunan bir trilobite fosili buldu; net bir şekilde görüldüğü üzere fosilin üzerine ayakkabı giymiş biri tarafından basılmıştı. Bu durum, tarihçileri alay konusu yapmıyor mu? Darwin'in evrim teorisine göre insanoğlu 260 milyon yıl önce nasıl var olabilirdi?

Peru Devlet Üniversitesi Müzesinde, üzerine insan figürü oyulmuş bir kaya var. Araştırmalar sonucu, bu insan figürünün 30.000 yıl önce oyulmuş olduğu saptanmıştır. Bu insan figürü her nasılsa elbise, şapka ve ayakkabı giymiş ve elinde teleskop ile gökyüzünü inceliyor. 30.000 yıl önce insanlar nasıl kumaş dokuyabiliyor ve elbise giyebiliyorlardı? Daha da inanılmaz olan, onun bir teleskop ile gökyüzünü inceliyor olması ve belirli bir miktar astronomik bilgiye sahip olmasıdır. Biz her zaman ona 300 yılın üzerinde bir tarih vererek, teleskopu icat eden kişinin bir Avrupalı olan Galileo olduğunu düşündük. Peki, 30.000 yıl önce teleskopu kim icat etti? Hala çözülememiş birçok bilinmeyen var. Örneğin Fransa'daki, Güney Afrika'daki ve Alplerdeki mağaralarda, gerçekçi ve canlıymış gibi görünen oyulmuş freskler var. Oradaki figürler son derece muazzam bir incelikle oyulmuşlar ve mineral boya ile renklendirilmişler. Bu figürlerdeki insanların tümü, her nasılsa modern, takım elbiseye benzer kıyafetler ve dar pantolonlar giymişler. Bazıları ellerinde pipoya benzer şeyler tutarken, bazılarının bastonu dahi var ve şapka takmışlar. Yüz binlerce yıl öncesinin maymunları nasıl böylesi bir sanatsal seviyeye ulaşabilmişti?

Daha da eski bir çağa ait örnek vermek gerekirse, Afrika'daki Gabon Cumhuriyetinde çok zengin uranyum yatakları bulunmaktadır. Burası nispeten az gelişmiş bir ülkedir. Uranyumu kendi başına işleyemediği için, cevheri gelişmiş ülkelere ihraç etmektedir. 1972 yılında Fransa'daki bir fabrika, bu ülkeden uranyum ithal etti ve yapılan kimyasal testlerin ardından, bu uranyum cevherinin önceden işlenmiş ve kullanılmış olduğu ortaya çıktı. Bunu oldukça sıra dışı buldular ve yerinde inceleme yapmak üzere ülkeye bilim adamları ve teknik personel yolladılar. Birçok ülkeden bilim adamı araştırma yapmak için oraya gitti. Sonunda bu uranyum madeninin çok akıllıca planlanmış ve çok geniş çaplı bir nükleer reaktör olduğu kanıtlandı. Bizim modern insanımız bile muhtemelen bunu inşa edemeyeceğine göre, bu ne zaman inşa edilmişti? İki milyar yıl önce inşa edilmiş ve 500.000 yıl faaliyette kalmıştı. Bunlar resmen astronomik rakamlardır ve Darwin'in evrim teorisi ile açıklanamazlar. Buna benzer birçok örnek mevcuttur. Bilim ve teknoloji dünyasının farkına varmış olduğu şeyler mevcut ders kitaplarımızı değiştirmemiz için yeterlidir. İnsanoğlunun alışılagelmiş zihniyeti sistematik bir çalışma ve düşünme şekli oluşturduğunda, yeni düşüncelerin kabul edilmesi çok zor oluyor. Gerçek ortaya çıktığı zaman onu kabullenmeye cesaret edemiyor ve içgüdüsel olarak reddediyorlar. Kalıplaşmış görüşlerin etkisiyle, günümüzde hiç kimse bu yeni bulguları sistematik şekilde derlemiyor. Bu yüzden insanların bildiği kavramlar sürekli olarak gelişmelerin gerisinde kalıyor. Keşfedilmiş olmalarına rağmen bu şeylerden bahsettiğinizde, bunları her zaman batıl inanç olarak nitelendiren ve reddeden insanlar oluyor. Bunlar henüz sadece geniş çapta halka açıklanmamıştır.

Bazı cesur yabancı bilim adamları, bizden önceki medeniyetleri oluşturan tarih öncesi toplumların varlığını açık bir şekilde kabul etti bile. Başka bir ifadeyle, bizim medeniyetimizden önce birçok medeniyet dönemleri var olmuştur. Arkeolojik bulgular da, bulunan kalıntıların, farklı medeniyet dönemlerine ait olduklarını gösteriyor. İşte bu nedenle, medeniyetlerin bir felaket ile her yok edilişinin ardından, sadece çok az sayıda insanın kurtulduğuna ve ilkel bir hayat sürmeye başladıklarına inanılır. Daha sonra, yavaş yavaş çoğalarak yeni bir insan ırkı haline gelmişlerdir. Bu, yeni bir insan medeniyetinin başlangıcı olmuştur. Sonra yeniden yok edilmişler ve bir kez daha yeni bir insan ırkı ortaya çıkmıştır. İşte bu gibi farklı periyodik değişimlerden geçer. Fizikçilerin ifadesi ile maddenin hareketi, belirli yasaları takip eder. Evrenimizin tamamında meydana gelen bu gibi değişiklikler de yasaları takip etmektedir.

Uçsuz bucaksız bu evren ve Samanyolu Galaksisi içerisinde, gezegenimiz dünyanın, tüm zamanlar boyunca yörüngesinde sorunsuz bir şekilde dönmüş olması imkânsız. Başka bir gezegene çarpmış olabilir veya büyük felaketlere götüren başka problemlerle karşılaşmış olabilir. Olağanüstü yeteneklerimiz açısından konuşacak olursak, bunun tam olarak bu şekilde ayarlanmış olduğunu görüyoruz. Bir kez dikkatli bir inceleme yaptım ve insanlığın 81 kez tamamen yok edildiğini gördüm. Önceki insan uygarlığından az sayıda kalıntı ile çok az sayıda insan kurtularak, bir sonraki döneme girdi ve yeniden ilkel yaşam başladı. İnsan nüfusunun artması ile birlikte tekrar yeni bir uygarlık oluştu. İnsanlık 81 kere bunun gibi periyodik değişimler yaşadı ve bu değişimlerin ne kadar olduğunu da henüz sonuna kadar ortaya çıkarmadım. Çinliler kozmik zamanlamadan, elverişli dünya şartlarından ve insanlar arasındaki uyumdan bahsederler. Göksel işaretlerdeki değişiklikler ve farklı kozmik zamanlamalar, sıradan insan toplumuna farklı toplumsal durumlar getirebilir. Fizik bilimine göre maddenin hareketi belirli yasalara göredir -aynı şey evrenin hareketi için de geçerlidir.

Yukarıda tarih öncesi kültür ile ilgili bahsedilenler aslında sizlere aynı zamanda qigong'un bizim şu anki insanlığımızın keşfi olmadığını da anlatmaktadır. Qigong da tarih öncesine aittir. Çok uzak bir çağdan miras olarak alındı ve aynı zamanda o da bir tür tarih öncesi kültür idi. Budist yazıtlarda da bu konuyla ilgili bazı ifadeler bulabilmekteyiz. Zamanında Sakyamuni, milyonlarca kalpa önce uygulamasında başarıya ulaştığını söylemişti. Bir kalpa kaç yıldır? Bir kalpa yüz milyonlarca yıla eşittir. Bu büyüklükteki bir rakam tek kelimeyle hayal gücünün ötesindedir. Eğer bu doğru ise, insanlık tarihi ve dünyanın tamamında meydana gelmiş olan değişimler ile uyuşmuyor mu? Buna ek olarak, Sakyamuni, kendisinden önce altı ilkel Buda'nın daha olduğundan, ustaları olduğundan ve bunun gibi konulardan da bahsetmişti. Onların hepsi, xiulian uygulayarak yüzlerce milyon kalpa önce başarıya ulaşmış kişilerdi. Eğer bütün bunlar doğru ise, bugün bizim toplumumuzda öğretilen hakiki ve geleneksel uygulamalar ve de gerçek öğretiler arasında, bu gibi xiulian uygulama yöntemleri var mıdır? Bana sorarsanız elbette vardır fakat onlara sıkça rastlamanız mümkün değildir. Günümüzdeki taklit ve sahte qigong ustaları ile ruhlar tarafından ele geçirilmiş kişilerin hepsi, insanları kandırmak için kendi kafalarına göre bir şeyler icat ettiler ve sayıları gerçek qigong uygulamalarının sayısını kat kat aştı. Gerçeği ve taklidi ayırt etmek zordur. Gerçek bir qigong uygulamasını ayırt etmek ve onu bulmak kolay değildir.

Aslında tarih öncesi çağlardan günümüze kalan tek şey qigong değildir. Tai-chi sembolü, Eski Yazıtlar ve Kaplumbağa Kabuğundaki Yazıtlar, Değişimler Kitabı ve Sekiz Trigramlar da bunlardan birkaçıdır ve tüm bunlar tarih öncesi dönemlerin mirası olarak kabul edilmektedir. O yüzden, bugün onları günümüz insanının sıradan mantığı ile inceleyip anlamaya çalışırsak hiçbir şey elde edemeyiz. Sıradan bir insanın seviyesinden, bakış açısından ve düşünce yapısından, kişi gerçeğin ne olduğunu anlayamaz.



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   48


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə