Zhuan falun



Yüklə 1.22 Mb.
səhifə44/48
tarix14.08.2018
ölçüsü1.22 Mb.
1   ...   40   41   42   43   44   45   46   47   48

DÜŞÜNCELER


Düşüncelere gelince, bununla zihinsel faaliyetlerimiz kastedilmektedir. Xiulian dünyasında, beyindeki zihinsel faaliyetlere ne şekilde bakılır? İnsan düşüncesinin (niyetlerinin) değişik formlarına nasıl yaklaşılır? Ve onlar kendilerini hangi şekillerde gösterirler? Çağdaş tıp, insan beyni ile ilgili çalışmalarında hala birçok soruya çözüm getirememiştir, çünkü onu incelemek, vücudun dışını incelemek kadar kolay değildir. Daha derin seviyelerde, farklı boyutlar, farklı formlar içerir. Fakat bu, bazı qigong ustalarının söylediği gibi de değildir. Bazı qigong ustalarının kendileri dahi neler olup bittiğini bilmiyor, ayrıca bunu net bir şekilde açıklayamıyorlar. Zihinlerini kullandıkları ve bir düşünce geliştirdikleri zaman, bir şeyler yapabileceklerini düşünüyorlar. Bu olayların, düşünceleri tarafından veya zihinsel niyetleri tarafından yapıldığını iddia ediyorlar. Aslında bu şeyler hiçbir şekilde onların düşünceleri tarafından yapılmamaktadır.

Öncelikle kişinin düşüncelerinin kaynağı hakkında konuşalım. Eski Çin’de “kalp düşünüyor” şeklinde bir deyiş vardı. Peki, ona neden “kalp düşünüyor” denmişti? Eski Çin’de bilim, araştırmalarında, doğrudan insan bedeni, yaşam ve evren gibi olguları hedeflediği için gerçekten çok gelişmişti. Bazı kişiler hakikaten kalplerinin düşündüğünü hissederken, bazıları da beyinlerinin düşündüğünü hisseder. Peki, neden böyle bir durum vardır? Bazı kişilerin kalbin düşünmesi hakkında konuşması, aslında oldukça mantıklıdır. Çünkü biz, sıradan bir insanın ana ruhunun çok küçük olduğunu ve beyinden gelen gerçek mesajların, insan beyninin kendisinin bir fonksiyonu olmadığını keşfettik; onlar beyin tarafından değil, kişinin ana ruhu tarafından üretilirler. Bir insanın ana ruhu sadece niwan sarayında kalmaz. Tao Okulundaki niwan sarayı, modern tıp biliminin kozalaksı bez olarak adlandırdığı yerdir. Eğer kişinin ana ruhu niwan sarayında ise, kişi gerçekten de beynin bir şeyler düşündüğünü veya mesajlar yolladığını hisseder. Eğer o kalpte ise, kişi gerçekten de kalbin bir şeyler düşündüğünü hisseder.

İnsan vücudu küçük bir evrendir. Bir uygulayıcının bedeninde bulunan çok sayıdaki canlı varlık yer değiştirebilir. Ana ruh yerini değiştirdiğinde kişinin midesine giderse, kişi gerçekten midesinin düşündüğünü hisseder. Eğer ana ruh kişinin baldırına veya topuğuna giderse, kişi hakikaten baldırının veya topuğunun düşündüğünü hisseder. Bu kulağa inanılmazmış gibi gelse de kesinlikle böyledir. Uygulama seviyeniz çok yüksek değilken bile bu olgunun var olduğunu göreceksiniz. Bir insan bedeni ana ruh ve mizaç, karakter ve kişilik gibi unsurlara sahip olmasaydı, sadece bir et parçası olurdu. Bireysellikten yoksun olur ve bütünsel bir insan olmazdı. Öyleyse insan beyninin fonksiyonları nelerdir? Benim gördüğüm kadarıyla insan beyni, bu fiziksel boyutun içerisinde, sadece her şeyi işlemden geçiren bir fabrikadır. Asıl mesaj ana ruh tarafından gönderilir. Fakat gönderilen şey dil değil, belirli bir anlam içeren evrensel bir mesajdır. Böyle bir komutun ulaşması üzerine, beyinlerimiz bunu bizim şu anki dilimize veya diğer ifade biçimlerine çevirir; onu el işaretleri, göz kontağı veya bütünsel bir beden dili ile ifade ederiz. Beyin sadece bu etkiye sahiptir. Asıl emir ve düşünceler, kişinin ana ruhundan gelir. Oysa insan çoğunlukla, bunu yapanın beyin olduğunu düşünür, beynin bağımsız ve doğrudan bir rol oynadığına inanır. Aslında ana ruh bazen kalpte dururken, kişi gerçekten de kalbin düşündüğünü hisseder.

Günümüzde insan vücudu üzerinde araştırma yürütenler, insan beyninin elektrik dalgalarına benzer bir şey yaydığına inanıyor. Şimdilik beynin aslında ne yaymakta olduğundan bahsetmeyeceğiz, fakat onun bir tür maddesel varlık olduğunu kabul ettiler. Dolayısıyla bu artık batıl bir inanç değil. Peki, bu maddesel varlık nasıl bir etkiye sahiptir? Bazı qigong ustaları: “Düşüncelerim ile nesneleri hareket ettirebilirim”, “Göksel Gözünüzü açmak için düşüncelerimi kullanabilirim” veya “Hastalığınızı iyileştirmek için düşüncelerimi kullanabilirim” diye iddia ediyor. Aslında bu qigong ustalarına gelince, onların kendileri bile ne türden olağanüstü yeteneklere sahip oldukları konusunda net bir fikre sahip değiller. Tek bildikleri şey, düşündükleri müddetçe ne isterlerse yapabildikleridir. Aslında bu durum, zihinlerinde taşıdıkları niyetin iş başında olmasıdır. Olağanüstü yetenekler beyindeki düşünceler vasıtasıyla yönetilirler ve düşüncelerin kontrolü altında belirli görevler yerine getirirler. Fakat zihinde ortaya çıkan bir niyet ya da düşünce, kendi başına hiçbir şey yapamaz. Bir uygulayıcı özel bir şey yaptığında, bu işi onun olağanüstü yetenekleri gerçekleştirir.

Olağanüstü yetenekler insan vücudunun potansiyel yetenekleridir. İnsan toplumumuzun gelişmesi ile birlikte, insan zihni, ‘gerçekliğe’ daha fazla önem vermeye saplanıp kalarak ve sözüm ona modern cihazlara daha da bağımlı bir hale gelerek, karmaşıklaştı. Sonuç olarak, insanın doğuştan gelen yetenekleri, giderek artan bir biçimde köreldi. Tao Okulu kişinin orijinine, gerçek benliğine geri dönmesini öğretir. Sizler xiulian sürecinde gerçeğin arayışında olmak ve en sonunda da orijinal, gerçek benliğinize ve öz doğanıza geri dönmek zorundasınız. Sadece o zaman size ait olan bu doğuştan gelen yeteneklerinizi ortaya çıkarabilirsiniz. Günümüzde biz onlara ‘olağanüstü yetenekler’ diyor olsak bile, onların hepsi aslında insanların doğuştan var olan yetenekleridir. İnsanlık gelişiyor gibi görünse de aslında bu durum gerilemek ve evrenin karakteristik özelliklerinden uzaklaşmaktır. Geçen gün Usta Zhang Guo'un eşeğine ters bindiğini söylemiştim. İnsanlar onun bunu neden yaptığını bilmiyor olabilirler. O, ileri gitmenin aslında geriye gitmek olduğunu ve insanlığın, evrenin karakteristik özelliklerinden uzaklaşmakta olduğunu fark etmişti. Evrendeki evrim sürecinde ve özellikle de günümüzde her şeyin paraya dayalı olduğu bu ekonomik sisteme girilmesinin ardından, bir hayli insan ahlak bakımından çöktü ve evrenin karakteristik özellikleri olan Zhen-Shan-Ren’den gittikçe uzaklaşıyor. Kendisini sıradan insanların akışına kaptıranlar, insanlığın ahlaki yozlaşma boyutunun farkına varamıyorlar. Pek çok kişi bu yüzden her şeyin iyi olduğunu bile düşünüyor. Sadece xiulian uygulayarak xinxing’lerini yükseltmiş olan insanlar geriye dönüp bakarak, insanların ahlaki değerlerinin bu korkunç seviyeye düşmüş olduğunun farkına varacaklardır.

Bazı qigong ustaları: “Sizin olağanüstü yeteneklerinizi geliştirebilirim” diye iddia ediyor. Hangi olağanüstü yetenekleri geliştirebileceklermiş? Enerji olmadan, kişinin olağanüstü yetenekleri çalışmaz. Olağanüstü yetenekleri onsuz nasıl geliştirebilirsiniz? Kişinin olağanüstü yetenekleri kendi enerjisi tarafından biçimlendirilip güçlendirilmeden, onları nasıl geliştirebilirsiniz? Bu kesinlikle imkânsızdır. Onların olağanüstü yetenekler geliştirmek hakkında söyledikleri, sizin zaten biçimlenmiş olan olağanüstü yeteneklerinizi beyne bağlamaktan başka bir şey değildir. Olağanüstü yetenekler, beyninizdeki düşünceler doğrultusunda hareket ederler. Bunun, sizin olağanüstü yeteneklerinizi geliştirmek ile aynı şey olduğunu düşünürler. Aslında onlar sizin herhangi bir olağanüstü yeteneğinizi geliştirmiyor, sadece işin bu küçücük kısmını yapıyorlar.

Bir uygulayıcı için düşünceleri, olayları gerçekleştirmesi için olağanüstü yeteneklere dikte eder. Sıradan bir insan açısından ise kişinin düşünceleri, kol ve bacaklarına ve duyu organlarına çalışması için kumanda eder. Tıpkı bir fabrikadaki üretim bölümü yâda genel müdürlük ofisi gibi talimatlar verir ve bu doğrultuda, farklı operasyonel bölümler de görevlerini yerine getirirler. Ya da bir ordu karargâhı gibi, komuta merkezi bir emir verir ve tüm askerler bu emri yerine getirmek üzere yönlendirilirler. Diğer bölgelerde dersler verirken, sık sık, yerel qigong araştırma topluluklarından yetkililer ile bu konuda konuştuk. Gerçekten de çok şaşırdılar: “Biz her zaman, insan aklının ne kadar enerji potansiyeline ve saklı bilince sahip olduğunu inceliyorduk…” dediler. Gerçekte ise öyle değildir. Onlar daha en başından yanlış yoldalardı. İnsan vücudu bilimini araştırmak için kişinin düşünce biçimini temelden değiştirmek zorunda olduğunu söylemiştim. Bu olağanüstü olguları anlamak için kişi sıradan insanların mantığını ve olayları anlama biçimlerini kullanamaz.

Düşüncelerden bahsederken, bunun birkaç biçimi vardır. Örneğin bazı insanlar bilinçaltı, saklı bilinç, ilham, rüyalar ve bunun gibi şeylerden bahseder. Rüyalardan bahsedecek olursak, hiçbir qigong ustası onları açıklamak istemez. Siz, doğumda eş zamanlı olarak, evrenin birçok boyutunda da doğduğunuz için bu diğer benlikleriniz sizinle birlikte tam, bütünsel bir varlık oluştururlar ve onlar zihinsel olarak bağlı bir şekilde birbirleri ile ilişkilidirler. Buna ek olarak, vücudunuzda kendi ana ruhunuz, yardımcı ruhunuz ve diğer başka varlıkların görüntüleri de vardır. Diğer başka boyutlardaki var oluş formları olarak, her bir hücre ve tüm organlar, sizin görüntünüzün mesajını taşır. Bu yüzden aşırı derecede karmaşıktır. Bir rüyada olaylar bir an için bir şekilde oluyorken, bir diğer an başka bir şekilde olabilir. Peki bunlar nereden geliyor? Tıpta bunun sebebinin, kişinin beyin zarının geçirdiği değişim olduğu söylenir. Bu, kendisini bu fiziksel formda gösteren bir reaksiyondur. İşin aslı bu, başka boyutlardan maruz kalınan mesajların bir sonucudur. Bu yüzden, rüya gördüğünüz zaman kendinizi sersemlemiş gibi hissedersiniz. Bunun sizinle bir ilgisi yoktur ve onları dikkate almanız gerekmez. Bir tip rüya vardır ki, bu sizi doğrudan ilgilendirir. Bu tip bir rüyaya da ‘rüya’ dememeliyiz. Ana bilinciniz, yani ana ruhunuz, bir rüyada ailenizden birinin geldiğini veya gerçekten birşeyler yaşadığınızı veya birşeyler gördüğünüzü ya da yaptığınızı görmüş olabilir. Bilinciniz net ve açık olduğundan, bu gibi durumlarda başka bir boyutta bir şeyler yapan veya gören, aslında ana ruhunuzdur. Aslında bunlar olur, sadece bir başka fiziksel boyutta veya bir başka zaman alanında gerçekleşir. Ona nasıl bir rüya diyebilirsiniz? O bir rüya değildir. Fiziksel bedeniniz aslında burada uykudadır, bu yüzden ona sadece bir rüya diyebiliyorsunuz. Sadece bu gibi rüyalar sizinle doğrudan ilgilidir.

İlham, bilinçaltı, saklı bilinç ve tüm bunlara gelince söyleyeyim ki, bu terimler bilim adamları tarafından icat edilmemiştir. Bunlar, yazarlar tarafından sıradan insanların gelenekleri temelinde uyarlanmış terimlerdir; bilimsel değillerdir. Peki, insanların bahsettiği bu saklı bilinç ne anlama geliyor? Bunu net bir şekilde açıklamak zordur ve bu, birden fazla anlama gelebilen çok çapraşık bir durumdur, çünkü bazı değişik insan mesajları karışıktır ve sıralanmış puslu bellekler gibi görünürler. İnsanların bahsettiği bilinçaltına gelince, bunu kolayca açıklayabiliriz. Bilinçaltı, genellikle, kişinin bir şeyleri bilmeden yapması şeklinde tanımlanır. Çoğunlukla halk arasında, kişinin yaptıkları için bunları bilinçsizce yaptı ya da bilerek yapmadı derler. Bilinçaltı, bizim sözünü ettiğimiz yardımcı ruh ile tamamen aynı şeydir. Kişinin ana ruhu rahatladığı ve beyni kontrol etmediği zaman, kişi sanki uykuya dalmış gibi net bir bilince sahip olmaz. Bir rüyada veya bilinçsiz bir durumda, kişi kolayca yardımcı bilinç veya yardımcı ruh tarafından kontrol edilir. O noktada, yardımcı bilinç belirli şeyler yapabilir ve bunun anlamı, yaptıklarınızı açık ve berrak olmayan bir zihinle yapacaksınız demektir. Fakat yardımcı bilinç diğer boyuttan maddenin doğasını görebildiği ve sıradan insan toplumu tarafından yanıltılmadığı için bu şeyler genellikle çok iyi yapılma eğilimindedir. Bu yüzden kişi yaptığı şeyin farkına vardıktan sonra geriye dönüp bakar ve: “Ben bunu nasıl bu kadar kötü yapabildim? Net bir bilinçle yapsaydım, bu şekilde yapmazdım” der. O an için onun iyi olmadığını söyleyebilirsiniz, fakat 10 veya 15 gün sonra geriye dönüp baktığınızda: “Vay canına! Bu ne kadar da iyi yapılmış. O an, bunu nasıl yaptım acaba?” dersiniz. Bu şeyler sıkça meydana gelir. Çünkü yardımcı bilinç o anki etkileri önemsemez, fakat gelecekteki etkisi iyi olacaktır. Aynı zamanda, gelecekte herhangi bir etkiye sahip olmayıp, sadece o anda etkisi olacak olan bazı şeyler de vardır. Yardımcı ruh bu şeyleri yaptığında, hemen o anda da çok iyi bir iş çıkarabilir.

Başka bir form daha vardır: Şöyle ki, çok iyi bir doğuş kalitesine sahip olanlar kolaylıkla daha yüksek yaşamlar tarafından kontrol edilebilir ve onlara bir şeyler yaptırılabilir. Elbette bu farklı bir konu ve bundan bahsetmeyeceğiz. Biz esasen, kendimizden gelen düşüncelerden bahsediyoruz.

İlhama gelince, o da yazarlar tarafından icat edilmiş bir terimdir. Genel olarak, ilhamın, insanın hayatı boyunca biriktirmiş olduğu bilgi olarak, bir kıvılcım gibi bir anlık parıldama ile geldiğine inanılır. Materyalizmin bakış açısına göre ise, insan, hayatı boyunca ne kadar fazla bilgi edinirse, zihnini bir o kadar fazla kullanır ve zekası da bir o kadar keskinleşir derim. O zaman kişi zihnini kullandığında ilham kesintisiz bir şekilde gelmeli ve ilham gelip gelmemesi diye bir şey söz konusu olmamalıdır. Bütün bu sözde ilhamlar geldiğinde, böyle gelmez. Genelde kişi beynini kullanırken, onu bilgilerinin tükendiği ve sanki artık ne yapacağını bilemediğini hissettiği noktaya varıncaya dek kullanmayı sürdürür. Artık yazmaya devam edemez, müzik besteliyorsa aklına fikir gelmez veya bilimsel bir araştırmayı tamamlama konusunda çıkmaza düşer. Bu noktada kişi genelde beyni tükenmiş bir vaziyette çok yorgundur ve sigara izmaritleri etrafa saçılmıştır. Takılıp kalmıştır, başı ağrımaktadır ve hala aklına bir şey gelmemektedir. En sonunda, hangi şartlar altında ilham gelir? Bu kadar çok yorulduğu için kendi kendine “Boş ver. Birazcık ara vereyim” der. Bir insanın ana bilinci beyni ne kadar kontrol etmeye çalışırsa, diğer varlıkların ona müdahale etmesi de bir o kadar zorlaşır, sonunda ara verdiği esnada zihnini birazcık rahatlatır ve düşünmeyi bırakır; aklında hiçbir düşüncenin olmadığı o anda, birdenbire kendiliğinden bir şey hatırlar veya aklına bir fikir gelir. İlham işte genellikle böyle gelir.

Peki, ilham neden bu anda gelir? Çünkü kişinin beyni ana ruh tarafından kontrol edilir, ana ruh beyni ne kadar çok kullanır ve ne kadar kontrol ederse, yardımcı ruhun beyne müdahalesi bir o kadar zorlaşır. Kişi başı ağrıyana kadar düşündüğünde ve aklına bir şey gelmediği için rahatsız olduğunda, yardımcı ruh da acı çeker ve çok acı veren bir baş ağrısı çeker. Çünkü bu vücudun bir parçasıdır ve aynı annenin rahminden eş zamanlı şekilde doğarak bu vücudun bir kısmını kontrol eder. Fakat kişinin ana bilinci rahatladığı zaman, yardımcı ruh ne biliyorsa bunu beyne yansıtır. Diğer boyutta maddenin doğasını görebildiği için buna bağlı olarak, yapılması gerekenler meydana gelir, yazı yazılır veya müzik bestelenir.

Bazıları şöyle diyecektir: “O takdirde bizler yardımcı bilincimizden faydalanmalıyız.” Tıpkı biraz önce bana verilen notta birinin yazmış olduğu mesajda sorduğu gibi: “Yardımcı ruhla nasıl temasa geçebiliriz?” Onunla temas kuramazsınız, çünkü uygulamanız henüz yeni başladı ve herhangi bir yeteneğe sahip değilsiniz. Hiç temasa geçmemeye çalışmanız sizin için daha iyi olur, çünkü neticede bunu bir takıntı haline getirme ihtimaliniz büyüktür. Belki bazılarınız: “Yardımcı ruhumuzu bulunduğumuz toplumu daha ileri götürmek ve refaha kavuşturmak amacıyla kullanabilir miyiz?” diye düşünüyor olabilir. Hayır! Peki neden? Çünkü yardımcı ruhunuzun bildikleri de çok sınırlıdır. Boyutların karmaşıklığı ve sayısız seviyeleri ile evrenin yapısı çok karışıktır. Yardımcı ruh da sadece kendi boyutundaki şeyleri bilebilir ve kendi bulunduğu boyutun ötesindeki hiçbir şeyi bilmez. Buna ek olarak, çok fazla sayıda dikey şekilde var olan farklı seviyeler ve boyutlar da vardır. İnsan ırkının gelişimi, sadece çok yüksek seviyelerde bulunan yüksek seviyeli yaşamlar tarafından kontrol edilebilir ve bu gelişim, evrenin gelişim yasalarına uygun olarak gerçekleşir.

Bizim insan toplumumuz, tarihin gelişim yasaları doğrultusunda gelişir. Onun belirli bir şekilde gelişmesini ve belirli bir hedefe ulaşmasını isteyebilirsiniz, fakat yüksek yaşamlar bunu bu şekilde düşünmezler. Antik dönemlerde yaşayan insanlar bugünkü uçakları, trenleri veya bisikletleri düşünmediler mi? Söyleyeceğim ki, düşünmemeleri olası değildir. Tarih henüz o aşamaya gelmediği için onları icat edemediler. Bizim bu geleneksel teorilerimiz veya günümüz bilgi birikimi açısından bakıldığında, görünüşte bunun sebebi, o zamanki insan biliminin henüz bu seviyeye ulaşmamış olması ve bu yüzden de onları icat edememiş olmalarıdır. Fakat aslında bilimin nasıl gelişmesi gerektiği de tarihin düzenlemesi doğrultusunda ilerlemektedir. Eğer insani bir şekilde herhangi bir amaca ulaşmak istiyorsanız, bu başarılamaz. Elbette, yardımcı bilinçlerinin kolaylıkla bir role sahip olabildiği insanlar da vardır. Bir yazar: “Kitabım için bir gün içerisinde hiç yorulmadan on binlerce kelime yazabiliyorum. Eğer istersem çok hızlı bir şekilde yazabiliyorum ve diğerleri okuyunca, bunu hala gerçek anlamda çok iyi buluyor” diyor. Peki, neden böyle? Bu durum, onun ana bilinci ile yardımcı bilincinin birlikte çalışmasının bir sonucudur, çünkü yardımcı bilinci, işin yarısını üstlenebilmektedir. Fakat bu her zaman için böyle değildir. Yardımcı bilinçlerin büyük çoğunluğu, hiç karışmaz. Eğer yardımcı bilincin bir şeyler yapmasını isterseniz hiç de iyi olmaz, çünkü tam tersi sonuçlar elde edersiniz.





Dostları ilə paylaş:
1   ...   40   41   42   43   44   45   46   47   48


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə