2000 yilindan iTİbaren tüRKİYE’de iŞSİZLİk-genç İŞSİZLİK



Yüklə 0,89 Mb.
səhifə1/5
tarix29.10.2017
ölçüsü0,89 Mb.
#20940
  1   2   3   4   5


ROSETTA PLANININ ANALİZİ VE TÜRKİYE’NİN SOSYO-EKONOMİK ŞARTLARINDA UYGULANABİLİRLİĞİ

Prof. Dr. Yücel UYANIK*

Dr. Eyüp BEDİR1

ANKARA–2006



I. GİRİŞ
Günümüz toplumlarının en önemli sorunlarının başında işsizlik ve istihdam gelmektedir. Özellikle, bilgi çağının değişen teknolojik ve ekonomik yapıları içerisinde küreselleşme süreci ile birlikte işsizlik, tüm toplumlarda hızla yayılmaktadır.
6 milyar civarında olan dünya nüfusunun 3 milyarı işgücüdür. Ancak, bu büyüklük içerisinde 1 milyar insan işsiz durumdadır. Günümüz nüfus verileri dikkate alındığında, 2010 yılına gelindiğinde dünya işgücü sayısının 3,5 milyar olması beklenmektedir. Bu gelişmeler dikkate alındığında; hem dünya nüfusu hem de işgücü yılda yaklaşık 100 milyon kişi artmakta, buna karşılık yılda yaklaşık 50 milyonluk istihdam yaratılabilmektedir.
Bilgi toplumunun ekonomik hayattaki tezahürü olarak ortaya çıkan küreselleşme ile birlikte bir milyar civarındaki işsizlik, özellikle ileri teknoloji ve rekabet koşulları nedeniyle sermayenin, üretimin daha ucuz yapılabildiği bölgelere kayması nedeniyle ortaya çıkmaktadır.
Gelişme seviyeleri ne olursa olsun işsizlik tüm toplumların ortak sorunudur ve bu sorunun çözümü; özgürlüğü artırarak yoksulluğu ortadan kaldırmakla gerçekleştirilebilecektir.
Batı toplumlarına bakıldığında; bir yandan yeterli derecede yeni ekonomiye dönüşememekten doğan geleneksel istihdam sorunlarının çözümü aranırken, diğer yandan bilgi işçisi yetersizliği görülmektedir. Bir başka ifadeyle, bu toplumlarda işsizlik “insanlar üretken istihdamda ve kurumsal sektörlerde çalışırken ortaya çıkan bir teknolojik ve ekonomik faktör nedeniyle işlerini kaybetmelerinden” ortaya çıkmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bu şekilde ortaya çıkan ve genel bir tabirle “endüstri toplumu işsizleri” olarak belirtilebilecek bu süreç yanında gelişmekte olan ülkelerde ise sorun farklılaşmaktadır. Öteden beri yaşanan fakirlik ve işsizlik sorunlarının derinleşmesinden kaynaklanan yeni sorunlar kendisini göstermektedir. Bu ülkelerde işsizlik kendisini fakirlik, üretken olmayan iş ve gelir paylaştıran istihdam biçimleri olarak ortaya koymaktadır. Bunun yanında küresel dünyanın getirdiği rekabet ortamı ve gelişen teknolojiler, bu toplumlarda işsizlik oranlarına süreklilik kazandırmaktadır. Sonuç olarak, bu ülkelerde istihdam sorunları iki aşamalı olarak ortaya çıkmaktadır. Henüz sanayi toplumu aşamasına gelemeden, onun geleneksel dönüşümünden doğan işsizlik sorunlarını çözemeden, buna ilave olarak bilgi çağının çok yönlü istihdam sorunlarını yaşamaktadırlar. Sonuç olarak bu toplumlar “gelir yaratmak yerine gelir paylaştıran”, üretken olmayan, üretkenliği sınırlı bir istihdamda söz konusu olan yapay olarak çalışan bir sisteme mahkum olmaktadırlar.
Bilgi ve teknolojinin esas unsur olduğu yeni ekonomi, işgücünün nitelikli olmasını gerektirmektedir. Geleneksel işler gün geçtikçe daralırken bu yapıya uygun olmayan kişiler açıkta kalmaktadırlar. Hiç şüphesiz ki bu durum, içeri alınanlar ve dışlananlar olarak ikili bir toplum yapısını belirginleştirmekte, her iki kesim arasında eşitsizlikleri giderek arttırmaktadır.
Yukarıda belirmiş olduğumuz gelişmeler yanında, özellikle deneyime ya da işgücü piyasasının talep ettikleri becerilere sahip olamadıkları için istihdamdan dışlananların (özellikle gençler, yeniden çalışma hayatına girmek isteyen kadınlar ve yaşlılar) istihdam edilebilme imkanlarının arttırılması sorunu da toplumları bu noktada yeni politika ve uygulamaları yürürlüğe koyma yoluna itmektedir. Bu nedenle, istihdam edilebilirliği arttırmak üzere tasarlanan önlemler bilhassa bu gruplar üzerinde yoğunlaşmaktadır. İşsizlik ve sosyal dışlanma gibi iki önemli sorunla daha iyi eğitim ve mesleki yetiştirme yoluyla mücadele etmeye, işsizliğin olumsuz etkilerini asgariye indirmeye çalışan ve buna reformlar ve aktif olarak iş aramayı teşvik eden ödemeler aracılığı ile ulaşmaya çalışan toplumlar; istihdam imkanlarını azamileştirmek, dolaysız yatırım ya da sübvansiyonlarla ve insan kaynakları yatırımlarının önündeki mevcut engellerin kaldırılmasıyla yeni istihdam alanları yaratılması için teşvikler geliştirmektedirler. Bu önlemler, aynı zamanda basitleştirmeye yönelerek ve genel olarak mevcut istihdamın ve mali kuralların yükünü azaltmaya çalışarak işletmelerin üzerindeki yükleri hafifletmeyi hedeflemektedir.
Yaş grubu itibarıyla kendisine özgü ve işgücü piyasasının yapısına bağlı çeşitli nedenleri olan genç işsizlik, gerek ülkemizde gerekse diğer ülkelerde yaşanan işsizlik oranının daha üzerinde dikkat çekici olarak sıkıntı yaratmaktadır. Özellikle, 15-24 yaş grubunun işgücü piyasasına ilk kez giriş yaşı olması, daha önce bir iş tecrübesine sahip olmamaları nedeniyle işverenler tarafından ek maliyet yaratmaları yüzünden tercih edilmemeleri, işgücü piyasasını yeterince tanımamaları, eğitim sistemi ile işgücü piyasası arasında etkin bir bağın kurulamaması gibi sebepler dolayısıyla genç işsizlik oranları, genel işsizlik oranlarının iki katı yüksek olmaktadır. İşsizlik oranı içerisindeki genç işsizlik oranı ise çok daha yüksek seviyelerde ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde % 10,3 genel işsizlik oranı yanında genç işsizlik oranı %19,7; işsizlik içerisindeki genç işsizlik oranı ise yaklaşık %38’e ulaşmaktadır. Aynı sorun AB ülkelerinde de kendisini şiddetle göstermektedir. AB-15 ülkelerinde genel işsizlik oranı %8,1, AB-25’te %9,0 iken, genç işsizlik oranı AB-15’te %16,6, AB-25’te %18,6’ya çıkmaktadır. İşsizlik oranı içerisindeki genç işsizlik oranı ise daha çarpıcı şekilde kendisini göstermekte AB-15’te %25,94, AB-25’te ise %25,71 olarak kendisini göstermektedir.
Bu çalışmamızda, genç istihdam oranı artmasına rağmen halen 25 yaş altı işsizlik oranı %16 ve bekleme süreleri 6 ay ve daha uzun süreli genç işsizlerin oranı %45’lere varan Belçika’da sorunu çözmek amacıyla uygulamaya konulan “Rosetta Planı” sonuçları üzerinde değerlendirme yapılacaktır.
Metodolojik olarak öncelikle “Rosetta Planı”nın genel çerçevesi üzerinde durulacaktır. Mevcut veriler ışığında; Plan hakkında yapılan değerlendirmeler, uygulamalar ve sonuçları üzerinde durulacaktır. Bu süreç içerisinde ülkemiz açısından uygulanabilirliği ülke verileri de dikkate alınarak ortaya konulmaya çalışılacaktır. Ortaya çıkan sorulara mukayeseli bir değerlendirme yapılarak cevap aranmaya ve sonuç olarak öneriler getirilmeye çalışılacaktır.

BİRİNCİ BÖLÜM
BELÇİKA ve TÜRKİYE’NİN SOSYO-EKONOMİK YAPISI
I- BELÇİKA
1- DEMOGRAFİK GELİŞMELER

Tablo I- AB’de ve Belçika’da Toplam Nüfus

(bin kişi)




2000

2001

2002

2003

2004

2005

AB 25

450378.8

451388.1

452990.3

455022.9

457189.0

459488.4

Belçika

10192.3

10213.8

10239.1

10263.4

10309.7

10355.8

Kaynak: Eurostat; Total population at 1 January

http://epp.eurostat.cec.eu.int/portal/page?_pageid=1996,39140985&sc.../13.04.2006
AB genelinde 2000 yılından 2005 yılına kadar olan dönemde toplam nüfustaki gelişmeleri incelediğimizde bir artışa tanık olmaktayız. 2000 yılından 2001 yılına gelindiğinde nüfusun %0.2 oranında arttığı görülmektedir. 2001 yılından 2002 yılına %0.3, 2002 ‘den 2003’e %0.4, ve 2004’ten 2005’e %0.5 oranında bir artış dikkati çekmektedir. 2000’den 2005’e gelindiğinde AB genelinde toplamda %2 civarında bir artış gerçekleşmiştir. Belçika’da ise 2000’den 2005 yılına toplamda %1.5 civarında bir nüfus artışı görülmektedir. 2000’den 2005 yılına kadar olan dönemde nüfusu yaklaşık %8.1 artan Türkiye ile mukayese edildiğinde gerek AB genelinde gerek Belçika’da düşük oranda bir nüfus artışına tanık olunmaktadır.

Tablo II- AB’de ve Belçika’da 15-24 Yaş Arasındaki Nüfus

(%)




2000

2001

2002

2003

2004

AB 25

13.1

12.9

12.9

12.8

12.7

Belçika

12.1

12.1

12.1

12.1

12.1

Kaynak: Eurostat; people by age classes, share of total population

http://europa.eu.int/comm/eurostat/newcronos/reference
15-24 yaş arası nüfusta, AB genelinde 2000’den 2004’e gelindiğinde bir azalma görülmektedir. 2004 yılında bu oran %12.7 olarak gerçekleşmiştir. Belçika’da ise bu oranın %12.1 seviyesinde yıllar itibariyle değişmediği görülmektedir. Nüfus artış hızının daha yüksek olduğu ülkemizde genç nüfus oranı %17 civarındadır.
2- İŞGÜCÜ PİYASASI GÖSTERGELERİ
Tablo III- AB’de ve Belçika’da Toplam İstihdam Oranı





2000

2001

2002

2003

2004

AB 25

62.4

62.8

62.8

62.9

63.3

Belçika

60.5

59.9

59.9

59.6

60.3

Kaynak: Eurostat; total employment rate.
Yukarıdaki tabloda 25 AB ülkesi genelinde ve Belçika’da toplam istihdam oranları verilmektedir. Belçika’da istihdam oranları AB genelinden yaklaşık %3 oranında düşük seyretmektedir.
Tablo IV- AB’de ve Belçika’da Toplam İstihdamdaki Artış

(%)





2000

2001

2002

2003

2004

AB 25

1.5

1.4

0.5

0.3

0.6

Belçika

2.0

1.4

-0.2

-0.1

0.6

Kaynak: Eurostat; total employment growth

Annual Percentage change in total employed population


Yukarıdaki tabloda AB genelinde ve Belçika’da toplam istihdamdaki gelişmeler görülmektedir. 25 AB ülkesindeki gelişmeler incelendiğinde; istihdamın 2000 yılında %1.5, 2001’de %1.4, 2002’de %0.5, 2003’te %0.3 ve 2004 yılına gelindiğinde %0.6 oranında arttığı görülmektedir. Ülkemizde de 2000 yılında %46.7 olan istihdam oranının yıllar itibariyle azaldığı 2005 yılına gelindiğinde %43.4’e gerilediği görülmektedir. Dolayısıyla, beş yıllık dönemde ülkemizde istihdam oranında %3.3’lük bir gerileme olmuştur.

Tablo V- AB’de ve Belçika’da Toplam İşgücüne Katılım Oranları

(%)




2000

2001

2002

2003

2004

AB 25

61.2

61.9

62.4

62.8

62.8

Belçika

57.4

59.3

60.5

59.9

59.9

Kaynak: Eurostat; activity rate

http://www.europa.eu.int/comm/eurostat/newcronos/reference

AB genelinde İşgücüne katılma oranı 2000 yılından 2003 yılına kadar düşük düzeyde de olsa artmış, 2004 yılında ise 2003 yılındaki oranla aynı düzeyde kalmıştır. 2004 yılında 25 AB ülkesi genelinde işgücüne katılma oranı %62.8 seviyesinde gerçekleşmiştir. Belçika’da da 2002 yılına kadar olan dönemde işgücüne katılma oranının arttığını ve 2000 yılında %57.4 olan oranın 2002 yılında %60.5’e ulaştığını görmekteyiz. Belçika’da işgücüne katılma oranları AB genelindeki artıştan daha yüksek düzeyde gerçekleşmiştir. Ancak, Belçika’da 2002 yılından sonra işgücüne katılma oranının düşük düzeyde de olsa gerilediğini ve 2003 yılında 2002 yılındaki seviyesini koruduğunu görmekteyiz. Belçika’da 2002 ve 2003 yıllarında işgücüne katılma oranı %59.9 olarak gerçekleşmiştir. Türkiye’deki gelişmeleri incelediğimizde de işgücüne katılma oranlarının düştüğünü görmekteyiz. 2000 yılında %49.9 olan işgücüne katılma oranı 2005 yılına gelindiğinde %48.3’e gerilemiştir.

Tablo VI- AB’de ve Belçika’da Toplam İşsizlik Oranı

(%)





2000

2001

2002

2003

2004

AB 25

8.6

8.4

8.8

9.0

9.1

Belçika

6.9

6.6

7.5

8.2

8.4

Kaynak: Eurostat, total unemployment rate
Yukarıdaki tabloda yer alan verileri incelediğimizde AB genelinde işsizliğin 2000 yılında %8.6 iken, 2004 yılında %9.1’e yükseldiği görülmektedir. Belçika’da da işsizlik aynı dönemde %6.9’dan %8.4’e yükselmiştir. Belçika’daki işsizlik artışı AB genelinden daha yüksek düzeyde gerçekleşmiştir. 2000 yılında AB genelinden düşük gerçekleşen Belçika’daki işsizlik oranı 2004 yılına gelindiğinde AB genelindeki işsizlik oranına yaklaşmıştır.
Tablo VII- AB’de ve Belçika’da 25 Yaş Altında İşsizlik Oranları

(%)





2000

2001

2002

2003

2004

AB 25

17.4

17.7

18.3

18.8

18.9

Belçika

16.7

16.8

17.7

21.8

21.2

Kaynak: Eurostat; Uneployment rate of population aged less than 25 years
Genç işsizlik oranlarını incelediğimizde ise, AB genelinde ve Belçika’da bu oranların arttığını görmekteyiz. AB genelinde 2000 yılında %17.4 olan genç işsizlik oranı yıllar itibariyle artarak 2004 yılına gelindiğinde %18.9’a ulaşmıştır. Belçika’da da aynı dönemde genç işsizlik oranları artmış, 2000 yılında %16.7 olan bu oran 2004 yılına gelindiğinde %21.2’ye ulaşmıştır. Belçika’da genç işsizlik oranlarının AB geneline göre daha yüksek düzeyde arttığını görmekteyiz. Ülkemizde de genç işsizlik oranlarında artış dikkati çekmektedir. 15-24 yaş grubunda, 2000 yılında %13.1 olan işsizlik oranı 2005 yılına gelindiğinde %19.3’e ulaşmıştır.

II- TÜRKİYE


1. GENEL EKONOMİK DURUM
Ülkemizde, 1990’lı yıllar boyunca uygulanan maliye ve para politikaları makroekonomik yapıda çeşitli kırılganlıklara neden olarak, Türkiye ekonomisini istikrarlı büyüme ortamından uzaklaştırmış bunun bir göstergesi olarak da yüksek büyüme sağlanan yılları ekonomik daralma yılları veya düşük büyüme oranları takip etmiştir. Bu dönemde, istikrarsız büyüme yanında yüksek enflasyon, artan kamu açıkları, faiz harcamaları ve borç stoku ile verimsizlik ekonominin temel sorunları olmuştur.
Dünyada küreselleşme ve ticaretin serbestleşmesi eğilimlerine bağlı olarak uluslararası rekabetin ve ekonomik dönüşümlerin yaşandığı 1990’lı yıllar, Türkiye ekonomisinin kayba uğradığı yıllar olmuştur. Bu dönemin başlarında sosyal güvenlik, KİT ve tarımsal desteklemede uygulanan hatalı politikalar kamu maliyesinde ciddi bir bozulmayı da beraberinde getirmiştir. Artan borç stoku ve buna bağlı olarak oluşan yüksek reel faiz ortamı, bir yandan yüksek enflasyonun kronik hale gelmesine diğer yandan ise, yurt içi tasarrufların üretken yatırımlar yerine kamu açıklarının finansmanına yönelmesine neden olmuştur. Bu temel sorunlara ek olarak ekonomideki yapısal sorunların giderilmesi için gereken reformlar söz konusu dönemde gerçekleştirilememiştir. Kamunun ekonomi içindeki ağırlığını azaltacak özelleştirme uygulamaları hayata geçirilememiş güçlü bir mali sistemin oluşturulmasına yönelik politikalar uygulanamamıştır.2
Böyle bir ortamda hazırlanan sekizinci beş yıllık kalkınma planının ilk yılında derin bir ekonomik kriz yaşanmış, ancak kriz sonrasında uygulamaya konulan istikrar programı ve yapısal reformlar ile Türkiye ekonomisinde ciddi bir dönüşüm sürecine girilmiştir.

Kriz sonrası dönemde uygulamaya konulan ekonomik program ve sağlanan siyasi istikrar çerçevesinde sıkı para, maliye ve gelir politikaları uygulanmış, makroekonomik istikrarı sürekli kılacak ve ekonominin etkin bir yapıya kavuşmasını sağlayacak olan yapısal reformlar kararlılıkla takip edilmiştir. Bu çerçevede, kamu maliyesinde etkinliğin sağlanması mali sektörün güçlendirilmesi ve özel sektörün ekonomideki rolünün artırılması yönünde gerekli düzenlemelere ağırlık verilmiştir.


Türkiye ekonomisi sekizinci planın baz yılı olan 2000 yılında %7.4 oranında büyümüş, ancak 2001 krizi neticesinde %9.5 oranında küçülmüştür. Kriz sonrası dönemde ise biraz önce de değindiğimiz sıkı para ve maliye politikaları sayesinde makro ekonomik istikrarın sağlanması yönünde önemli adımlar atılmış ve yüksek büyüme performansı sağlanmıştır. Nitekim, 2002-2005 döneminde GSYİH yıllık ortalama %7.5 oranında büyümüştür. Bunun sonucunda 2000 yılında 2879 dolar olan kişi başına milli gelir 2005 yılında 5042 dolara yükselmiştir.
Gerçekleştirilen yapısal reformlar ve özelleştirme uygulamaları ile bir yandan kamunun ekonomi içindeki düzenleyici ve denetleyici işlevi kuvvetlendirilirken diğer yandan özel sektörün ekonomi içindeki ağırlığı artırılmıştır. Ekonomide sağlanan güven ortamının da katkısıyla ekonomik büyüme özel sektör kaynaklı olmuş 2002–2005 döneminde özel tüketim yıllık ortalama %8.4 oranında artarken özel yatırımların artışı yıllık ortalama %19.7 seviyesinde gerçekleşmiştir.3

Tablo I- Temel Ekonomik Büyüklükler




BÜYÜME ve İSTİHDAM

2000

2005

GSYİH (Milyar YTL, Cari fiyatlarla)

124.6

487.2

GSYİH (Milyar Dolar, Cari fiyatlarla)

200.0

363.4

Kişi Başına Milli Gelir (GSYİH, Dolar)

2.879

5.042

GSYİH Büyümesi

7.4

7.4

Toplam Tüketim

Kamu


Özel

6.3

7.1


6.2

8.1

2.4


8.8

Toplam Sabit Sermaye yatırımı

Kamu


Özel

16.9

16.9


16.0

24.0

25.9


23.6

Nüfus (Milyon Kişi)

67.4

72.1

İşgücüne Katılma Oranı (%)

49.9

48.3

İstihdam Düzeyi (Milyon Kişi)

21.6

22.1

İşsizlik Oranı (%)

6.5

10.3

Tarım Dışı İşsizlik Oranı (%)

9.4

13.6

Toplam Faktör Verimliliği Artışı (%)

4.6

5.0

FİYATLAR (YÜZDE DEĞİŞME)

2000

2005

TÜFE Yıl Sonu

39.0

7.7

TÜFE Yıl Ortalaması

54.9

8.2


Yüklə 0,89 Mb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə