Ahmed hulûSİ’de kavramlar I


Onların sözü seni mahzun etmesin... Muhakkak ki izzet tümüyle Allah'ındır... O



Yüklə 1,77 Mb.
səhifə16/21
tarix30.12.2018
ölçüsü1,77 Mb.
#88344
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   21

Onların sözü seni mahzun etmesin... Muhakkak ki izzet tümüyle Allah'ındır... O Semî'dir, Alîm'dir. (Yunus/65)

 (Yusuf'un) Rabbi Onun duasına icabet etti de onların oyunlarını Ondan defetti! Muhakkak ki O, Semî'dir, Alîm'dir. (Yunus/34)

 Allah sizi analarınızın karınlarından bir şey bilmez bir hâlde çıkardı... Değerlendirerek şükredenlerden olasınız diye, size sem' (algılama), basarlar (görüp değerlendirme) ve fuadlar (Esmâ mânâ özelliklerini şuura yansıtıcılar-kalp nöronları) verdi. (Nahl/78)

İşte bunlar, Allah'ın, şuurlarını, işitme (algılama) kuvvelerini, basîretlerini (değerlendirme kuvvelerini) kilitlediği kimselerdir! Onlar kozalarında yaşayanların ta kendileridir! (Nahl/108)

Subhan ki, kulunu gece Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya isrâ (tayy'i mekân) etti... O'na delillerimizi gösterelim diye... Hakikat şu; "HÛ"; Semî'dir, Basîr'dir! (İsra/1)

Hakkında ilmin olmayan şeyin ardına düşme (zanla karar verme)! Muhakkak ki sem' (algılama), basar (değerlendirme) ve fuad (Esmâ mânâ özelliklerini şuura yansıtıcılar-kalp nöronları), işte onların hepsi ondan mesûldür (Şuur algılayıp değerlendirerek hakikatini yaşamak mecburiyetindedir. Kendini zanna dayalı verilerle duyularına kaptırırsa sonucunu yaşar)! (İsra/36)

 (Hakikati) işitecekler, görecekler bize gelecekleri süreçte! Ne var ki bugün, o zâlimler apaçık bir sapkınlık içindedirler. (Meryem/38)



 (Hz. Rasûlullah): "Benim Rabbim semâda ve arzda konuşulanı bilir... O, Semî'dir, Alîm'dir" dedi. (Enbiya/4)

İşte böyle... Zira Allah, geceyi gündüze dönüştürür, gündüzü de geceye (olaylar birbirinin zıddına dönerek devran döner)! Muhakkak ki Allah Semî'dir, Basîr'dir. (Hac/61)

Allah, meleklerden Rasûller seçer ve insanlardan da... Muhakkak ki Allah Semî'dir, Basîr'dir. (Hac/75)

Ey iman edenler... Şeytanın adımlarına (bedenin dürtülerine) tâbi olmayın! Kim şeytanın adımlarına tâbi olursa (bilsin ki) kesinlikle şeytan, fahşa (çirkin söylentilerle aşırılığı) ve münkeri (haddi aşmayı) emreder... Eğer üzerinizde Allah'ın lütfu ve O'nun rahmeti olmasaydı sizden hiçbir kimse ebediyen arınıp gelişme gösteremezdi! Fakat Allah dilediğini arındırır... Allah Semî'dir, Alîm'dir. (Nur/21)

Nikâhlanması düşünülmeyen kadınların, zinet yerleriyle tahrik amacı gütmedikleri takdirde, dış elbiselerini giymemelerinde kendileri üzerine bir vebal yoktur... İffetli olmaları daha hayırlıdır... Allah Semî'dir, Alîm'dir. (Nur/60)

Muhakkak ki O, "HÛ"; Semî'dir, Alîm'dir. (Şuara/220)

Kim Allah'ın likâsını (ismi Allah olanın, şuurunda Esmâ'sıyla açığa çıkışını fıtratınca yaşamayı) umuyorsa, (bilsin ki) muhakkak ki Allah'ın takdiri olan bedenli yaşam sürecinin sonu elbette gelir! "HÛ"; Es Semî'dir, El Alîm'dir. (Âyet sonundaki bu tanımlama daima "HÛ" denerek Allah adıyla işaret edilenin tenzih yönüne; Esmâ adıyla da teşbih yönüne işaret ederek OKUyanda tevhid bakışını oluşturmak amacını gütmektedir Allahu âlem. A.H.) (Ankebut/5)

Nice canlı var ki, yaşam gıdasını yüklenip taşımıyor... Onların da sizin de yaşam gıdanızı Allah veriyor... "HÛ"; Semî'dir, Alîm'dir. (Ankebut/60)

Sizin yaratılmanız da, daha sonra yeni bir bedenle yeni bir boyutta oluşumunuz da (bâ's) bir tek nefsinki gibidir... Muhakkak ki Allah, Semî'dir, Basîr'dir. (Lukman/28)

De ki: "Eğer (doğru inançtan) saparsam, bilincimin (yanıltışı) olur bu sapış! Eğer hakikate erersem, Rabbimin bana vahyettiği iledir... Muhakkak ki O, Semî'dir, Karîb'dir." (Sebe/50)

Allah, Hak olarak hükmeder... O'nun dûnunda yardım istedikleri ise, hiçbir şeyde hükümleri geçmez! Muhakkak ki Allah Semî'dir, Basîr'dir. (Mu’min/20)

Kendilerine gelmiş bir reddedilemez delil olmaksızın Allah'ın işaretleri hakkında mücadele edenler var ya, onların içlerinde, asla ulaşamayacakları bir kibirden başka bir şey yoktur (Kibriyâ'nın farkındalığına asla ulaşamayacaklardır)! O hâlde sen, Esmâ'sıyla hakikatin olan Allah'a sığın... Muhakkak ki O, "HÛ"; Semî'dir, Basîr'dir. (Mu’min/56)

 (Allah'ın düşmanları) oraya geldiklerinde, onların sem'leri (işitme hassaları), basarları (görme hassaları) ve derileri (altındaki tüm bedenleri), tüm yaptıklarıyla onların aleyhine olarak şahitlik etti. (Fussilet/20)



Sem'inizin (işitme azanızın), basarlarınızın (görme azalarınızın) ve bedenlerinizin aleyhinize şahitlik yapmasını ummadığınızdan (keyfinize göre yaşadınız)... Yaptıklarınızın birçoğunu Allah'ın bilmediğini zannediyordunuz! (Fussilet/22)

Eğer şeytandan bir etki seni tahrik ederse, hemen Esmâ'sıyla nefsinin hakikati olan Allah'a sığın (Esmâ'sının, hakikatin olan kuvvelerini harekete geçir)! Muhakkak ki O, "HÛ"; Semî'dir, Alîm'dir. (Fussilet/36)

Semâlar ve arzın Fâtır'ıdır! Sizi, hem kendi nefsinizden (hakikatinizden) eşler (şuur+bilinç); hem de en'amdan (hayvansal bedenden) çiftler (biyolojik+ışınsal {ruh} beden) hâlinde oluşturmuştur... Böylece sizi üretiyor! O'nun benzeri bir şey yoktur! O, Semî'dir, Basîr'dir. (Şura/11)

 (İrsâl olanın) Rabbinden Rahmet olarak! Muhakkak ki O; "HÛ" Semî'dir, Alîm'dir. (Duhan/6)



Ey iman edenler... Allah'ın ve O'nun Rasûlünün önüne (beşerî düşünce ve yorumlarınızla, değerlendirmelerinizle) geçmeyin; Allah'tan (şartlanmaya dayalı değer yargılarınızın sonuçlarını kesinlikle yaşatacağı için) korunun! Muhakkak ki Allah Semî'dir, Alîm'dir. (Hucurat/1)

Allah, kocası hakkında seninle mücadele eden ve şikâyetini Allah'a arz edenin sözünü gerçekten işitmiştir! Allah, ikinizin çekişmesini işitir... Muhakkak ki Allah, Semî'dir, Basîr'dir. (Mücadele/1)

Muhakkak ki biz insanı, bir takım katkılarla (genetik kalıtımla) karışık bir spermden yarattık da; onu algılayan ve değerlendiren olarak meydana getirdik. (İnsan/2)



İŞİTMESİ,



AKILLA KAVRANILMAYANDIR "O"!

Semâların ve arzın gaybı O'nundur! Görmesi ve işitmesi akılla kavranılamayandır O! Onların, O'nun dûnunda bir Velî'si de yoktur! O'nun hükmüne ortak olacak da yoktur!"

Rabbinin Kitabından (Hakikatin olan El Esmâ mertebesindeki BİLGİden) sana (şuuruna) vahyolunanı oku (deşifre et-kavra)! O'nun kelimelerini (açığa çıkardıklarını) değiştirecek yoktur! O'ndan başka sığınak da bulamazsın.

O'nun vechini dileyerek, sabah-akşam Rablerine dua edenlerle beraber, nefsine (bilincine) sabret! Dünya hayatının süslü gösterilen şeylerine yönelip de, onlardan ilgini kesme! Şuuru kozası içinde bizi hatırlamaktan mahrum bırakılmış; asılsız kabullerine tâbi olup, işi yapması gerekenin ötesindeki olan kimseye itaat etme!

De ki: "Hak Rabbinizdendir! İsteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin!" Doğrusu biz, zâlimler için dev dalgalar hâlinde öyle bir ateş hazırlamışız ki, onları her yönden kuşatmıştır! Eğer yardıma çağırsalar; erimiş maden benzeri, yüzleri pişiren bir su ile yardımlarına koşulur! O ne kötü içecek, o ne kötü yaşam ortamı!

Muhakkak ki (Allah ismiyle işaret edilenin Esmâ özellikleriyle zâhir oluşuna, Ahad-Samed oluşuna) iman edip imanın gereği olan düzgün çalışmalar yapanlar var ya; doğrusu iyi çalışmalarının karşılığını asla boşa çıkarmayız!

İşte bunlar için altlarından ırmaklar akan ADN cennetleri vardır; orada altın bileziklerle süslenirler; ince veya kalın ipekten yeşil giysiler giyip koltuklar üzerine dayanıp kurulurlar... O ne güzel karşılık ve ne güzel yararlanma yeri. (Misal yollu cennet yaşamı anlatımı; bakınız: Râ'd: 35, Muhammed: 15. A.H.) (Kehf/26-31)



ÜÇ(Kişi aralarında) FISILDAŞMAYA GÖRSÜN,



DÖRDÜNCÜSÜ O’DUR…

BEŞ (Kişi fısıldaşacak) OLSALAR,

ONLARDA ALTINCI O’DUR!

Muhakkak ki Allah ve O'nun Rasûlüne zıtlaşanlar, kendilerinden öncekilerin aşağılandıkları gibi aşağılandılar! Hâlbuki gerçekten apaçık işaretler inzâl ettik... Hakikat bilgisini inkâr edenler için aşağılayıp rezil duruma düşürücü bir azap vardır.

Gün gelir, Allah onların hepsini bâ's eder (yeni bir özellikle yeni bir boyutta diriltir) de yaptıklarını onlarda haber verir... Allah, onu (kendilerinden açığa çıkanları) kayda almış, onlar ise onu unutmuşlardır... Allah her şey üzerine Şehîd'dir.

Anlamaz mısın Allah, semalarda ne var ve arzda ne varsa bilir! Üç (kişi aralarında) fısıldaşmaya görsün, onlarda dördüncü O'dur... Beş (kişi fısıldaşacak) olsalar, onlarda altıncı O'dur... Bundan daha az da olsalar, daha çok da olsalar; nerede olursa olsunlar mutlaka O, onlarla beraberdir (Esmâ'sıyla, "yok"ken var kıldığı için-Mâiyet sırrı)! Sonra kıyamet sürecinde yaptıklarını (açığa çıkaran olarak) kendilerinde haber verir! Muhakkak ki Allah Bi-küllî şey'in (şey'in Esmâ'sıyla hakikati olarak) Bilen'idir. (Mücadele/5-7)



İŞİTME KUVVESİ



  • Algılama kuvvesi

  • Algılama melekesi



CENNET EHLİ,

CENNETTE BOŞ LÂF İŞİTMEZ…

O süreçte nimetin eseri görülen nice yüzler de (vardır).

(Hakkıyla yaptığı) çalışmalarının getirisiden razıdır!



Âli bir cennettedir!

Orada boş laf işitmez.

Orada (daim) akan bir kaynak (ilim ve kudret) vardır.

Orada yükseltilmiş tahtlar vardır.

(Yerlerine) konulmuş testiler,

(Arkalarına) sıra sıra dizilmiş yastıklar,

(Altlarına) yayılmış yaygılar (vardır).



Bakmıyorlar mı el-İbil'e (yağmur yüklü bulutlara) nasıl yaratılmış?

(Bakmıyorlar mı) semâya, nasıl ref'olunmuş (nasıl uzay oluşmuş)!

(Bakmıyorlar mı) dağlara, nasıl yerleştirilmiş!

(Bakmıyorlar mı) arza, nasıl döşenmiş!



HATIRLAT; çünkü sen ancak bir hatırlatıcısın (hakikatlerini hatırlatmak için irsâl oldun)!(Gâşiye/8-22)



{Yıldırımlardan ölüm korkusu (hakikatin açığa çıkmasıyla benliklerinin yok olması) düşüncesiyle}



KULAKLARINI TIKAMAK

(Hakikat bilgisine kendiini kapatmak)



İnsanlardan bir kısmı "B" işareti kapsamınca (hakikatlerinin Allah Esmâ'sı olduğu inancıyla) Allah'a ve âhiret süreçlerine (sonsuzluk içinde kendilerinden açığa çıkanın sonuçlarını yaşayarak yer alacaklarına) iman ettiklerini söylerler; ne var ki imanları gerçekte bu kapsamda değildir!

(Lafla "'B' anlamı kapsamınca iman ettik" diyerek) hakikatleri olan Allah'ı ve iman etmişleri aldatmaya çalışırlar; hâlbuki kendilerini aldatırlar ve bunun şuurunda değiller!



Onların şuurlarında (hakikati hissetme merkezlerinde) sağlıklı düşünememe hâli vardır; Allah da bunu arttırmıştır. Yalanladıkları hakikatleri yüzünden feci bir azap yaşayacaklardır.

Onlara arzda (yeryüzünde ve bedende) fesat çıkarmayın (varoluş amacına uygun olmayan şekilde hareket etmeyin) denildiğinde: "Biz ıslahçılarız (yerli yerinde kullananlarız)" dediler.

Biline ki kesinlikle onlar ifsat edenlerdir (olayı olması gerekenden saptıranlar); ne var ki bunun şuurunda değillerdir.

Onlara, iman eden insanlar gibi iman edin, denildiğinde: "Süfeha (aklı sınırlı, düşünmeden yaşayanlar) gibi mi iman edelim" derler. Kesinlikle biline ki, esas süfeha (aklı sınırlı, düşünemeyenler) kendileridir ama bunu fark etmiyorlar, anlayamıyorlar!

İman edenlerle beraberken "Amenna-kabul ettik" derler, şeytanlarıyla (vehimlerine tâbi olarak onları saptıranlarla) başbaşa olduklarında ise: "Biz sizinle aynı fikirdeyiz, onlarla alay ediyoruz" derler.

(Hakikatleri olan Allah'ı anlamamakta ısrarları dolayısıyla) Allah kendileriyle alay ediyor ve basîretsizlikleri dolayısıyla azgınlıklarına müsaade ediyor!



İşte onlar hakikatlerindeki gerçeğe (bilhüda) karşılık dalâleti (kendi hakikatini fark edememe) satın almışlardır! Oysa bu ticaret onlara kâr getirmedi; gerçeğe de erdirmez!

Onların misali ateş yakana benzer, ki yakılan ateş çevreyi aydınlatır. Ne var ki kendi hakikatlerinden gelen nûr açığa çıkmadığı için, karanlığa terkedilir; artık göremez!

Sağırdırlar (algılamaları kilitlenmiştir), dilsizdirler (hakikati dillendiremezler), kördürler (apaçık hakikati fark edemezler); onlar hakikatlerine dönemezler!

Ya da semâdan (gökyüzü-düşünsel boyuttan) inen yağmur (fikirler), zulmet (karanlığın bilinmezliği) gökgürültüsü (doğru-yanlış çatışması) ve şimşek (bir an için akla düşen hakikat bilgisi) içindedirler! Yıldırımlardan ölüm korkusu (hakikatin açığa çıkmasıyla benliklerinin yok olması) düşüncesiyle kulaklarını tıkarlar (hakikat bilgisine kendilerini kapatırlar). Allah, hakikati inkâr edenlerin de varlığını meydana getiren Muhît'tir (ihâta etmektedir). (Bakara/8-19)



ALLAH’IN İŞİTME(Algılama) KUVVELERİNİ



KİLİTLEDİĞİ KİMSELER

  • Allah’ın, kendini dillendiren işaretlerine iman etmeyenler

  • (Sınırlı-sefil) dünya hayatını sonsuz geleceğe tercih edenler

  • Hakikat bilgisini inkâr edenler

  • Kozalarında yaşayanlar

  • Şeytanı velî edinenler (İlham ettiği fikirlere uyanlar)

  • Rablerine ortak koşanlar

  • Şirk ehli

  • Yalancılar

  • Gelecek yaşam boyutunda hüsrana uğrayanlar

  • Allah gazabı üzerlerine olanlar

Kur'ân okuyacağın zaman, (vehimle seni yanlış değerlendirmelere sokması muhtemel) şeytan-ı racîm'den, Allah'a sığın.

Gerçektir ki, onun (şeytanın) iman eden ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde bir sultası (gücü) yoktur!

Onun sultası, sadece, kendisini velî edinenler (ilham ettiği fikirlere uyanlar) ve Rablerine ortak koşanlaradır!

Biz bir âyetin yerine başka bir âyeti getirdiğimizde, "Sen yalnızca bir iftiracısın!" dediler. Allah neyi inzâl ettiğini daha iyi bilir! Bilakis, onların çoğunluğu bilmezler.

De ki: "O'nu, Ruh-ül Kuds (Cibrîl ismi verilmiş kuvve; El Esmâ ilim kuvvesi), senin Rabbinden (hakikatini oluşturan Esmâ bileşiminden) Hak olarak indirmiştir... İman edenlere direnç vermek ve müslimler için de kılavuz ve müjde olarak."

Andolsun ki: "Onu ancak bir beşer öğretiyor" demelerini biliyoruz... Hak'tan saparak kendisine nispet ettikleri kimsenin dili, Arapçayı iyi konuşamayan bir dildir... Bu ise apaçık Arapça bir lisandır.

Muhakkak ki Allah, kendini dillendiren işaretlerine iman etmeyenleri, hakikate erdirmez... Onlara acı bir azap vardır.

Yalanı uyduranlar, yalnızca, Allah'ın kendini dillendiren işaretlerine iman etmeyenlerdir... Yalancıların ta kendileri işte bunlardır!

Kalbi imanla mutmain olduğu hâlde, (küfre) zorlanan hariç, kim imanından sonra Allah'a küfrederse ve küfre sînesini açar ise, işte Allah gazabı onun üzerinedir! Kendilerine çok büyük azap vardır.

Bunun sebebi, onların (sınırlı-sefil) dünya hayatını sonsuz geleceğe tercih etmeleri; Allah'ın hakikat bilgisini inkâr edenler topluluğunu, hakikate erdirmemesidir.

İşte bunlar, Allah'ın, şuurlarını, işitme (algılama) kuvvelerini, basîretlerini (değerlendirme kuvvelerini) kilitlediği kimselerdir! Onlar kozalarında yaşayanların ta kendileridir!

Gerçek şu ki, onlar gelecek yaşam boyutunda hüsrana uğrayanların ta kendileridir!(Nahl/98-109)



(Anlayış itibariyle)



SAĞIRLAR

  • Kur’ân’dan yüz çevirenler

  • Varlığındaki işaretleri iman etmeyip teslim olmayanlar

  • Vahiy ile uyarıldıkları halde çağrıyı işitmeyenler

  • Taklitle yaşayan

  • Hakikatlerini algılayamayanlar

  • Karanlıklar içinde kalmışlar

  • Allah işaretleri kendilerine bildirildiğinde benlikle yüz çevirenler

  • İlme dayanmayan bir şekilde, Allah yolundan (insanları) saptırmak için işin laf yanını satın alan ve onu eğlence (keyif aracı) edinenler

  • Kendileri için hor-hakir edici bir azap olanlar

  • Kendini aldatanlar

  • Allah indînde canlıların en şerlisi

  • Aklını kullanmayanlar



VAHİY İLE UYARILIRLAR…

(Ne var ki)SAĞIRLAR,

UYARILDIKLARINDA ÇAĞRIYI İŞİTMEZLER

Senden önce hiçbir beşere sonsuz yaşam oluşturmadık! Sen öleceksin de, onlar ebedî midir?

Her nefis (bilinç) ölümü TADACAKTIR! Biz kuvvelerinizi keşfedesiniz diye sizi şerr ve hayır ile deneriz... Bize döndürülürsünüz.

Hakikat bilgisini inkâr edenler seni gördüklerinde, "Bu mu tanrılarınız hakkında konuşan!" diyerek seni küçümsemekten başka bir şey yapmazlar... Oysa Hakikatleri olan Rahmaniyet hatırlatılınca, onu inkâr etmekteler!

İnsan, hemen oluşturmak isteyen (aceleci) olarak yaratılmıştır! İşaretlerimi (ne demek olduğunu) size yakında göstereceğim... (Onların oluşmasında) acele etmeyin!

"Eğer doğru söyleyenler iseniz şu vadedilen ne zamandır?" derler.

Hakikat bilgisini inkâr edenler, ne vechlerinden (iç dünyalarından) ne de sırtlarından (dıştan) yakanı önleyemeyecekleri; kendilerine yardım da olunmayacağı zamanı bir bilselerdi!

Bilakis (vadolunanı yaşatacak vefat {bedenin hayatiyetini çekim enerjisini yitirmesiyle meydana gelen kopuş}) onlara ansızın gelir de, kendilerini şaşkına çevirir! Artık onu ne geri çevirmeye güçleri yeter ve ne de kendilerine mühlet verilir.

Andolsun, senden önceki Rasûllerle de alay edildi de; küçümsedikleri şey, alay edenleri her yönden kuşattı.

De ki: "Gece ve gündüzünüzde, Rahman'dan (özündeki Rahmanî hakikatin gereklerini yaşayamamanın sonucu olan azap hâlinden) sizi kim korur?"... Hayır, onlar Rablerinin zikrinden yüz çeviricilerdir!

Yoksa onların, kendilerini koruyacak bizim dûnumuzda ilâhları mı var? (Oysa) onlar (vehmettikleri tanrılar), ne kendi nefslerini kurtaracak güce sahip olurlar; ne de tarafımızdan destek görürler.

Hayır, biz bunları ve atalarını (dünya nimetlerinden) yararlandırdık. O kadar ki, onlara ömür çok uzun geldi (bitmeyecekmiş gibi)! Görmüyorlar mı ki biz arza (fiziksel bedene) geliyoruz, onun etrafından onu noksanlaştırıyoruz (tâ ki yaşlanır ve ölümü tadar)... Galipler onlar mı?

De ki: "Ben sizi sadece vahiy ile uyarıyorum"... (Ne var ki) sağırlar uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler!

Yemin olsun, eğer onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa elbette: "Yazık bize! Doğrusu biz zâlimlermişiz" derler.

Kıyamet sürecinde ulûhiyet hükümlerine göre ölçütler koyarız! Hiçbir nefs (benlik-bilinç) en küçük bir zulme uğramaz. Bir hardal tanesi ağırlığınca olsa dahi onu getiririz. Hesap görücüler olarak biz (hakikatlerindeki Hasîb özelliği) kâfiyiz.(Enbiyâ/34 -47)



KURÂN’DAN YÜZ ÇEVİRENLER,



“KULAKLARIMIZDA AĞIR İŞİTME VAR!”

DEDİLER…


Ha, Miim.

Rahman ve Rahîm'den tenzîldir (tafsile indirme)!

Anlayabilen bir toplum için, Arapça bir Kur'ân olarak işaretleri tafsil edilmiş Bilgidir!

Müjdeleyici ve uyarıcı olarak... (Ne var ki) onların çoğunluğu (bu gerçeklerden) yüz çevirmiştir! Onlar işitmezler!

Dediler ki: "Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı şuurlarımız koza içindedir, kulaklarımızda bir ağır işitme var; bizimle senin aranda da bir perde mevcut! Artık yap elinden geleni; muhakkak ki biz de yapmaktayız."

(Rasûlüm) de ki: "Ben sizin benzeriniz beşerim; ne var ki bana şu gerçek vahyolunmuş bulunuyor: tanrınız olarak düşündüğünüz Ulûhiyet sahibi TEK'tir! O hâlde O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin... Yazıklar olsun şirk koşanlara!"



Onlar (o şirk koşanlar) ki Allah için karşılıksız bağışlamazlar; onlar sonsuz gelecek yaşamlarını da inkâr ederler.

İman edip imanın gereğini uygulayanlara gelince, onlar için arkası kesilmeyen bir bedel vardır. (Fussilet/1-8)



ALLAH İŞARETLERİ KENDİLERİNE



BİLDİRİLDİĞİNDE DUYMAZLIKTAN GELENLER,

İŞİN LÂF YANINI SATIN ALIR

VE ONU EĞLENCE(Keyif aracı) EDİNİR

İnsanlardan kimi de vardır ki ilme dayanmayan bir şekilde, Allah yolundan (insanları) saptırmak için işin laf yanını satın alır ve onu eğlence (keyif aracı) edinir. İşte bunlar için hor-hakir edici bir azap vardır.

Ona işaretlerimiz bildirildiğinde, sanki onları işitmemiş, sanki iki kulağında ağır işitme varmış gibi (duymazlıktan gelerek), benlikle yüz çevirir... Onu feci bir azapla müjdele!

İman edip imanın gereğini uygulayanlara gelince, onlara Naîm cennetleri (Esmâ kuvvelerinin Rahîmî özellikleriyle yaşam) vardır.

Orada sonsuza dek yaşarlar... Allah'ın Hak vaadidir! "HÛ"; Azîz'dir, Hakîm'dir. (Lukman/6-9)



İŞİTME ÂZALARININ(Sem’ilerinin)



ALEYHLERİNE ŞÂHİTLİK YAPMASINI

UMMADIKLARINDAN, KEYİFLERİNE GÖRE

YAŞADILAR

Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "Sizi, Ad ve Semud'un yıldırımı benzeri bir yıldırım ile uyarıyorum!"

Hani onlara Rasûlleri önlerinden (bildiklerine dayanarak) ve arkalarından (bilmediklerini bildirerek) gelip: "Başkasına tapınmayın; sadece Allah'a kulluk, ibadet edin!" (dedi)... Onlar da dediler ki: "Eğer Rabbimiz dileseydi elbette melekler inzâl ederdi... Zaten biz, kendisi ile irsâl olunduğunuz şeyi (hakikat bilgisini) inkâr edenleriz."


Yüklə 1,77 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   21




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə