Aylik geleneksel yemekli toplanti



Yüklə 94,32 Kb.
tarix03.01.2019
ölçüsü94,32 Kb.
#88793




AYLIK GELENEKSEL YEMEKLİ TOPLANTI

24 Aralık 2004

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati:

BAŞKAN: M. Şükrü KOÇOĞLU

-------o------

TAKDİM - Değerli konuklarımız, geleneksel toplantımıza hoş geldiniz.

Toplantımızın açılış konuşmasını yapmak üzere, Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Şükrü Koçoğlu’nu kürsüye davet ediyorum.

Buyurun efendim.

İNTES BAŞKANI M. ŞÜKRÜ KOÇOĞLU – Sayın müsteşarlarım, değerli bürokratlar, sevgili meslektaşlarım, değerli misafirler; geleneksel toplantımıza hoş geldiniz.

Bugünkü şeref konuğumuz ve konuşmacımız, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarımız Sayın Ahmet Tıktık.

DPT’de kalkınma planı başladığından beri bütün yatırımcılar Devlet Planlama Teşkilatı’na fazlasıyla muhtaç hale gelmiştir. Bunun diğer bir sebebi de, DPT’nin yatırım kesiminde çalışan herkesi çok yakından ilgilendirmesidir. Özellikle inşaat sektörünün son birkaç yılda yaşadığı ve önümüzdeki sene de yaşayacağı düşüşün piki açısından geçecek süreçte DPT’de aktivitesi ve görüşleri bizim için oldukça önemlidir.

Sektörü ve kurumu yakından tanıyan Müsteşarımıza ve DPT’ye bu kıt zamanda çok iş düşmektedir. Zira, ekonomi de kıt kaynaklarla yönetiliyor. Eğer kaynaklar namütenahi olsaydı, o zaman herhalde planlamaya da ihtiyaç kalmayacak, herkes her şeyi yapacaktı.

Sayın Müsteşarım, bu konuşmamda sektörler bazında rakamlar vereceğim, ancak sizin konuşmanızın ağırlıklı olması için konuşmamı mümkün olduğu kadar kısa tutacağım. Bildiğiniz gibi, inşaat sektörü üçüncü dönem sonucunda yüzde 17 civarında düşmüş durumdadır. Devlet Planlama Teşkilatı’nın rakamları nedir bilmiyorum ama, enflasyonu da düşünürsek, bana göre 2004 yılında yüzde 35 ile yüzde 40 arasında reel bir düşüş var. Ve 15 gün evvel 656 tane inşaat firmasının kapatıldığını Devlet İstatistik Enstitüsü yayımladı. Hatta, kupür de elimde; 1 323 tane ticarethane, 1 202 tane imalatçı, 656 da inşaat… Ve bu rakamlar devam ediyor… Tabiî, bu ticaret ve imalatçılar içerisinde de büyük bir oranda inşaat sektörüne dolaylı olarak ürün sağlayan, ürün yapan firmalar var. Bu demektir ki, kapanan firmalar arasında bir numarayız. Bu da, bizim sektörün ne kadar zor durumda olduğunun resmî kaynaklardan verilen bir göstergesidir.

Biraz evvel Sayın Müsteşarıma da söylediğim gibi, 2004’ü herhalde artık hiç konuşmamamız lazım. Biraz evvel bir gazeteci arkadaşımız da bu konuyla ilgili soru sormuştu. Ben de 2004’ü, 2003’ten daha kötü olacağı için, kaybolan bir yıl olarak görüyorum. Bizim sektörümüzdeki herkesin de 2005’ten itibaren birtakım hedefler yapması gerektiğini düşünüyorum.

Sayın Müsteşarım, çok kısa olarak yatırım ödeneklerinden bahsetmek istiyorum. Bildiğiniz gibi, hep söylüyorum, yine söylemeden geçemeyeceğim, tarım sektörü yine hızlı bir şekilde düşüşe devam ediyor. Şimdiye kadar ödenekler, bir şekilde, tam olarak adaletli dağıtılamadı. İsterseniz biraz daha açık ifade etmeye çalışayım: Biz istiyoruz ki, bu ödenekler bir mühendislik çalışması sonucunda dağıtılsın; Hangisi fizıbıl hangisi değil, ekonomiye ve sosyal dengelere katkısı nedir, bunlar göz önüne alınarak yapılsın. Fakat, değişik etkenlerin yanı sıra, şimdiye kadar birçok kez gördüğümüz kadarıyla, gemisini kurtaran kaptan misali ödeneklerin dağıtıldığı da oldu. Yani, kaptanın çene yapısına göre de bu ödenekler dağıtıldı. Halbuki gemi aynı gemi, deniz aynı deniz, bu gemi aynı yere gidiyor ama, içindeki insanları kimse düşünmüyor. Artık, kaptanın çenesine göre değil de, mühendislik bilimine göre bu ödeneklerin dağıtılması gerektiğinin altını tekrar çiziyorum.

Size de, Sayın Maliye Bakanımıza da arz ettiğimiz gibi –kendilerinden talep gelmişti- yatırım ödeneklerinin çok kısıtlı olmasından dolayı birtakım modeller... Ben bunları uzun uzun belirtmeden, sadece başlıklarını aktaracağım. Bizim önerilerimizde birinci sırada, biraz önce de söylediğim gibi, mühendislik çalışması ve rasyonel projelerin seçimi var. Bu maddede bir eliminasyon gerekiyor. İkinci olarak, geri dönüşümü hızlı, yüksek yeni projelerin devreye alınması var. Üçüncüsü, kredili projelerde idarelerin de öngöreceği şekilde, kısmen kredili projelerin belli bir yüzdesinin, belli bir bölümünün yatırım bütçesinden çıkarılması ve daha evvelki senelerde olduğu gibi... Tabiî, bunun bir limiti olmak zorunda. Neticede para aynı yerden çıkacak, bir yerde borç aynı yerden; ama, bütçe dışına çıkma yöntemi. Özellikle Enerji Bakanımızın ısrarla istediği dördüncü önerimiz, taahhüde bağlı proje yapımı. Biliyorsunuz devlet tahvili verilecek veya kamu ortaklığı senedinden birtakım devlet uzun vadeli borçlanarak da, ama işlerin daha çabuk bitirilmesini sağlayıcı... Biz bunları hem Enerji Bakanımıza hem size hem Maliye Bakanımıza arz ettik.

Tabiî, neticede bütün geçmişin, yani bu sıkıntının kümülatifini yaşıyoruz. Türkiye'de, kredili kredisiz 74 milyar dolarlık bir proje stoku var. İster bu rakam 74 olsun ister 64 olsun, bunun mutlaka ekonomiye kazandırılması lazım. Ayrıca, biraz evvel de söylediğim gibi, mühendislik çalışması sonucu rasyonel projelerin seçilmesi gerekir.

Bir konuyu daha dikkatinize sunmak istiyorum. Yıllarca enerji sektörü, tarım sektörü... Her ikisine de şiddetle ihtiyacımız var ancak, şimdi ismini vermek istemediğim, bunu Devlet Su İşleri’nden alabileceğiniz bir sulama barajı devreye girdiği zaman –bu yatırımları reklam olmasın diye söylemiyorum- 30 megavat, 40 megavat, 65 megavat enerji açığa çıkıyor. Bu ülkede de zaten 30 megavat, 40 megavat enerji üretmek için yatırımlar yapılıyor. Sizin gözünüzde tarım sektörüne iz ödenek veya çok çok az ödenek veriliyor. Ama bu iş bittikten sonra tarım sektörünün amacına uygun, fonksiyonel olacak ama biraz evvel söylediğim gibi, dolaylı olarak, ciddî bir enerji açığa çıkıyor. Çünkü, sulama kuyularındaki pompalar devredışı kalacak... Mühendislik çalışması içinde - akıl vermek için söylemiyorum haddim değil, ama bu gözden kaçabilir- bu detaylara da girmenizi özellikle rica ediyorum.

Ben, bu konuya daha fazla değinmeyeceğim. Sayın Müsteşarımızın ileriyle ilgili kalkınma planlarının realize olduğunu, birtakım etkenlerle bozulmadığını umuyoruz. Sayın Müsteşarımızın bize 2005 ve sonrası için, ama varsa tabiî 2004 için de, birtakım iyi haberler vermesini istiyoruz.

Bildiğiniz gibi, hepinize bir davetiye çıkarıyorum. Bu davetimiz de, bu cumartesi günü saat 13.30’da Sayın Başbakanımızın atacağı temelle ilgili. Yol-İş Sendikası ve İNTES'in birlikte yaptığı İşçi Eğitim Merkezi’nin temel atma törenini herhalde hepimiz biliyoruz. Bu, Türkiye'de bir ilk olduğu gibi işçi ve işverenin ortak yaptığı ve ortak işleteceği bir yatırım olarak bakarsanız, dünyada da bir ilk… Bildiğiniz gibi, bu Merkez’de tamamen inşaat sektörüne yönelik işçi ve ustalar, teorik ve pratik olarak eğitilecek ve bunlar ekonomiye kazandırılacaktır. Yurtdışında iş yapan arkadaşlarımız, firmalarımız gayet iyi bilirler, yurtdışı işlerde sertifika önümüze çok çıkıyor. Sertifikasız işçi çalıştıramadığımız yerler çok. Hatta bu eğitim sayesinde yurtdışına işçi ihraç eder duruma geleceğiz diye umuyoruz. Bu, çok önemli bir konu, çok önemli bir yatırım. Gereken dikkati ve ilgiyi vermenizi rica ediyorum. Bu cumartesi günü Sincan Birinci Organize Sanayi Bölgesi’nde, temelini Sayın Başbakanımız atacak. Hepiniz davetlisiniz, hepinizin gelmesini rica ediyorum.

Bugünkü yemeğimizin ev sahibi Ecetaş Anonim Şirketi’dir. Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Celal Ece, biraz sonra size hoş geldiniz diyecek. Kendilerine, bu yemek için ayrıca teşekkür ediyorum.

Bu vesileyle, hepinize iyi seneler, bol ödenekler ve tabiî önce sağlık, mutluluk diliyorum. Saygılar sunuyorum.



TAKDİM – Değerli konuklarımız, bugünkü ev sahibimiz, Ecetaş AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Celal Ece’yi mikrofona davet ediyorum.

Buyurun efendim.



CELAL ECE (Ecetaş AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı) – Sayın müsteşarlarımız, Sayın Milletvekilimiz, İNTES'imizin değerli üyeleri, değerli konuklarımız, basınımızın değerli temsilcileri; İNTES'imizin 20 yıldır düzenlemiş olduğu yemekli toplantılarımıza hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Bugünkü toplantının bizler tarafından yapılmasını sağlayan Sayın Başkanımıza teşekkür ediyoruz. Yalnız, biraz evvel kendileriyle görüştüm ve “Böyle bir güzelliği bir daha yaşamak için 10-12 yıl bekleyecek miyiz? Lütfen buna bir çare bulun da bu güzellikleri, bu toplantıları, bu beraberliği, bu dertlerin, konuların müşterek paylaşımını daha kısa sürelerde paylaşalım” dedim. Herhalde kendileri bu konuda gerekli düzenlemeyi yapacaklardır.

Sayın misafirlerimiz, firmamız, takriben 41 yıldır tamamen içmesuyu ve kanalizasyon gibi kentsel altyapı tesislerinin projelendirilmesi ve yapımıyla iştigal etmektedir. Tabiri caizse, toprak zemin seviyesi üzerinde, biraz sonra arz edeceğim ufak bir proje hariç şu ana kadar pek fazla iş yapmadık. Tabiî, bildiğiniz gibi, altyapı tesisleri semeresini birdenbire fark edeceğimiz görülmez yatırımlardır. Bildiğiniz gibi İzmir Körfezimiz yıllardan beri deniz karakterini yitirmiş durumdaydı. 2002 yılının başından itibaren İzmir Körfezi canlıların yaşayabileceği bir mekân haline gelmiş, deniz hüviyetine kavuşmuştur. Bu da, İzmir Büyük Kanalizasyon Projesi ile gerçekleşmiştir. Bu projenin büyük bölümü, ana kollektör hatları firmamız tarafından yapılmıştır. Bu konuda sonuç olarak mutluluk verici bir projenin sahibi olmaktan gurur duyuyoruz.

Firmamız, 2001 yılında bir belediyenin açmış olduğu yap-işlet-devret metoduyla turizm sektörüne girmiştir. Şu anda Fethiye’de ülkemizin büyük ihtiyacı olan marina, yat yanaşma tesisi inşaatı tamamlanmıştır ve işletmeye açılmıştır. Ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Hepinize teşrifleriniz için teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

TAKDİM – Değerli katılımcılar, onur konuğumuz ve konuşmacımız, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı Sayın Ahmet Tıktık’ı mikrofona davet ediyorum.

Buyurun efendim.



DPT MÜSTEŞARI AHMET TIKTIK – Türkiye İnşaat Sanayinin değerli temsilcileri; kamu yatırımları konusundaki konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bana ve Kurumuma böyle bir fırsatı tanıdıkları için Sayın Başkana, Yönetim Kurulu üyelerine ve Oktay Varlıer Hoca’ya teşekkür ediyorum.

DPT olarak biz şuna inanıyoruz: Bu tür toplantılar, görüş alışverişinde, bilgi alışverişinde bulunmak açısından faydalı olduğu kadar, katılımcılığı, paylaşımcılığı ve iyi yönetişimi getirici, artırıcı faaliyetler olarak görüyoruz. Bütün bunlar da kamuda çalışanlar olarak bizlerin, politika yapma kalitemizi, politika yapma kapasitemizi artırıcı, geliştirici bir fırsattır. Bu tür faaliyetlerin devamını diliyoruz. Yeni plan anlayışımızda, piyasa devlet yanında, piyasa-devlet-ilgili sivil toplum örgütlerinin önemli bir fonksiyonunda bu süreci iyileştireceğine inanıyorum.

Bildiğiniz gibi, ben önce kamu yatırımlarıyla ilgili sorunlardan başlayıp, bu sorunları aşmak için neler yaptığımızdan bahsedeceğim.

Bildiğiniz gibi, 2003 yılı, kamu yatırımları açısından ve inşaat sanayii açısından olumsuz bir dönem olmuştur. Kamu yatırımları, bir önceki yıla göre 2003 yılında eksi 22,2 oranında, reel olarak gerilemiştir. Bunun nedenlerini biliyoruz ama, hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum.

Bildiğiniz gibi, 2002-2004 yılında IMF destekli bir ekonomik program uyguluyoruz. Bu programın ana ekseni, makro ekonomik istikrarı sağlamak ve kamu borcunu sürdürülebilir seviyeye indirmek için kamuda millî gelirin yüzde 6,5 oranında bir faiz dışı fazla yaratmak eksenine oturuyor. 2003 yılında da kamu kesiminde millî gelirin yüzde 6,5 oranında bir fazlayı tutturmak için gayret sarf ettik. Faiz dışı fazlamızın millî gelire oranı konsolide bütçede 2002’ye göre 2,7’dir. Bunu bu sene yüzde 5’e çekerek yüzde 5’lik bir fazla oluşturduk. Tabiî, bu fazlanın nereden geldiğini hesapladığımızda, 2,7’den 5’e, 2,3 eder. Millî gelirin 2,3’ü 357 katrilyon üzerinden, yaklaşık 8 katrilyon liralık bir fazla oluştu. Bunu da, yine millî gelirin 1,8’i gelirlerden, bu vergi barışıyla ve ek motorlu taşıt ve ek bina vergisiyle birlikte vergi gelirlerinden oluşturduk. Geriye kalan 0,7’yi de maalesef yatırımları kısarak oluşturduk. Bu da, kamu yatırımlarını ve inşaat sanayiini olumsuz etkiledi. Bu birinci neden.

İkinci neden de, dış proje kredilerinin bütçe içine alınmasıdır. Daha önce başlangıçta dış proje kredileri bütçeye alınmıyordu, yıl içinde revize edilerek ödenekler artırılıyordu. Fakat, buradaki bütçe ve borçlanma disiplinini sağlamak için Nisan 2002’de yayımlanan Kamu Borç Yönetimi ve Finansmanı Kanunu ile birlikte dış proje kredilerinin ödenekleri de bütçe içine alındı. Bu da tabiî ki yatırıma ayrılacak, kullanılacak fonları azalttı.

Üçüncü neden, hepinizin bildiği gibi, 2003 yılı başında Kamu İhale Kanunu’nun devreye girmesidir. Bu kanuna uyum ve öğrenme süreci de, biraz engelleyici ve yavaşlatıcı bir faktör oldu. Fakat bizim kamu yatırımlarıyla ilgili sorunumuz, orta ve uzun vadeden geliyor ve geçtiğimiz on yıldaki kamu sektöründeki performansımızdan etkileniyor. Şöyle ki, biz 1990’lı yıllarda kamu açıkları verince, kamu açıkları kamu finansman gereğini artırdı ve kamu finansman gereği de faiz oranlarını artırdı. Dolayısıyla da bütçenin faiz giderleri bölümü arttı. Dolayısıyla bütçe harcamaları içindeki kompozisyona baktığımızda, 1984-1988 yılları arasında kamu yatırımlarına bütçeden ayırdığımız pay yüzde 16; 1989-1993’de yüzde 9,1; 1995-1999 döneminde ise yüzde 6,1’e düşüyor. Kamu yatırımları yüzde 16’lardan yüzde 6’lara düşerken transferin payı ve özellikle faiz ödemelerinin payı artıyor.

1989-1993 döneminde, biz ortalama bütçede kamu faiz ödemelerinin payını yüzde 20 civarında ayırmışız, 1995-1999 döneminde yüzde 35,6’ya çıkmış. 2002 döneminde faiz ödemelerinin toplam bütçe harcamaları içindeki payı da yüzde 44’tür. Dolayısıyla sorunumuz ne? Bu faiz yükünden kurtulmak, borç yükünden kurtulmak ki, faiz yükünden kurtardığımız kısmını yatırımlara, kalkınmaya ve diğer harcama kalemlerine ayırmaktır.

Bu tespiti de yaptıktan sonra, proje stokunun büyük olmasına değineceğim. Proje stoku büyük olup, devreye çok proje girince ve yatırımlara ayrılan kısım da yüzde 16’dan yüzde 6’lara düşünce, az parayı çok projeye dağıtmanın neticesinde her bir projeye az bir ödenek düşmesi kaçınılmaz oluyor. Proje başına az bir ödenek düşünce, projelerin tamamlanma süresi 2001’de 12 yıl idi.

Geriye doğru baktığımızda, 1986-1990 yılında devreye alınan proje sayısı 259, bugünkü fiyatlarla 30 katrilyon lira; 1991-1995 döneminde 1 038 adet proje devreye alınmış 48 katrilyon lira; dikkatinizi çekerim, 1996-2000 döneminde 1 502 proje devreye alınmış, 68 katrilyon liralık ilave ile proje stoku büyümüş. Tabiî ki, yatırımlara ayrılan ödenekler ve fon küçük, proje sayısı büyük olunca, küçük fonu büyük sayıda projelere bölüştürmenin hem tamamlanma süresi açısından hem de maliyetleri açısından olumsuzluk yarattığına sizler de katılacaksınız.

Bizler de 2001 yılının başından itibaren rasyonelleştirme çalışmalarını başlattık. 2001, 2002 ve 2003 yılında bazı projeleri, ilerlemesinde önemli aşama kaydedilmemiş, önceliği olmayan projeleri yatırım programından çıkardık. 2001 yılında 1002 projeyi 2002 yılında 600 projeyi yatırım programından çıkararak, aynı ödeneği daha az sayıdaki projeye dağıtarak yatırımların tamamlanma süresini 2003 itibariyle, ortalama 12,5 yıldan 7,5 yıla indirdik.

Bundan başka, iyileştirme çabalarımız oldu. Onları da size arz edeyim. Bazı projelerin kapsamındaki biten işlerle çok yakın bir gelecekte ihale edilemeyecek alt kısım işler, kapsam dışına çıkarılmış, tamamlanan kısımların hizmetin yeterli olacağı düşünülen projeler programdan çıkarılmış ve bazı projeler yapım niteliğinden çıkarılarak fizibiliteleri revize ettirilmek üzere etüt-proje kapsamına alınmış, projeler yeniden önceliklendirilerek fizikî gerçekleşme düzeyi düşük olan, aciliyeti olmayan ve ikinci derecede öncelikli bazı projeler de iz ödenekte bırakılarak durdurulmuştur.

Bu kapsamda hem 2003 yılında hem 2004 yılında ne tür proje önceliklendirmesine gittiğimizi de konular itibariyle size arz etmek isterim. 2004 yılı içinde tamamlanarak ekonomiye kazandırılabilecek, uygulamasında önemli fizikî gerçekleştirmeler sağlanmış, yatırım programında yer alıp dış finansman sağlanması onaylanmış projelere, başlatılmış bulunan diğer projelerle bağlantılı veya eş zamanlı olarak yürütülmesi ve tamamlanması gereken projelere, afetlerin önlenmesi ve afet hasarlarının telafisine yönelik projelere, e-Dönüşüm Türkiye Projesi Kısa Dönem Eylem Planı ile birlikte, uyumlu bilgi ve iletişim teknolojisi projelerine öncelik verilecektir.

Kamu yatırımlarında öncelik verilecek sektörler olarak baktığımızda, eğitim, sağlık, teknoloji altyapısı, enerji en başta gelmektedir. Özellikle enerjide anahtar teslimi ihalesi yapılan, kullanılmaması durumunda yükümlülük üstlendiğimiz, dış proje kredilerine yatırımları yönlendireceğiz.

Sulama projeleri de önemli. Yeni baraj yerine, barajı bitmiş ama, sulama ağı ihtiyacı olan sulama projelerine öncelik vereceğiz. Kentsel altyapı, ulaştırma sektörü öncelikli sektör olacaktır. Ayrıca hepinizin bildiği gibi, Hükümetimiz, bölünmüş yol projelerine de önem vermektedir. Trafik yoğunluğu yüksek yerlerdeki yol projelerine, Demiryolunda Boğaz Tüpgeçidi ve İstanbul-Ankara Hızlı Demiryolu Projesi’ne öncelik vereceğiz. Avrupa Birliği ile üyelik perspektifinde bölgesel gelişme öncelikleri de, bölgesel gelişme farklılıklarını giderici yatırımlara yavaş yavaş ortaya çıkacaktır.

Mevcut proje stokuna baktığımızda, 2003 yılı itibariyle 3 851 adet projemiz var. Bunların toplam proje tutarı 187 katrilyon liradır. 2003’ın başına kadar harcadığımız para 80 katrilyon lira olup, geriye 106,7 katrilyon liralık işimiz kalıyor. Mevcut ödeneklerle baktığımızda, bu ortalama 7,5 yıllık tamamlanma süresini ifade etmektedir.

Bundan sonra, belli bir programı, makro ekonomik istikrarı, kamu borcunun sürdürülebilmesine yönelik programımızı 2004 yılı itibariyle sürdüreceğiz. 2004 yılında da, Hükümetin de ifade ettiği gibi, millî gelirin yüzde 6,5’i oranındaki faiz dışı fazlayı tutturacağız. Bununla ilgili hem gelir yönündeki hem harcama yönündeki hedeflerimiz ortaya konulmuştur. Tabiî ki, yatırımlara baktığımızda, 2004 yılında konsolide bütçeden ayrılan pay 8 katrilyon liradır. Bu ayrılan payda da, eğitim, sağlık, ulaştırma, tarım –özellikle sulama- önemli sektörler olarak gözükmektedir.

Bizim orta vadedeki hedefimiz kamu finansmanında belli bir rahatlama sağlamak, borcun sürdürülebilmesinde belli bir yere gelerek, reel faizleri düşürüp önümüzdeki dönemde daha az faiz dışı fazla verme ihtiyacı ortaya çıkarmaktır. Yüzde 6,5’lik faiz dışı fazla, gerçekten hem sosyal hem de siyasî yönden sürdürülmesi zor bir düzeydir. Ama bunu 2004 yılında da tutturarak, borcu da belli bir seviyeye indirip, 2005 yılından itibaren yatırımlara, altyapı yatırımlarına, sulama yatırımlarına şimdi olduğundan daha fazla kaynağı ayırmaktır. Yaklaşık bütçe içindeki payı, yüzde 4,7’lere düştü, bunu 5’lere, 6’lara da getireceğimize inanıyorum.

Sorunlarınızı tabiî ki hissediyoruz, aynen katılıyoruz ama, kamu finansmanında ve makro ekonomik istikrarda sağlayacağımız başarının 2005’ten itibaren rahatlamamız için çok önemli olduğunu ifade etmek isterim.

Ben, tekrar teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. Herhalde ilerleyen saatlerde sorularınıza cevap vereceğiz.

Teşekkür ederim.



BAŞKAN – Sayın Müsteşarım, çok teşekkür ediyorum.

Ben, ilk soruyu Sayın Müsteşarıma sormak istiyorum. DPT’nin kuruluş amacının planlı kalkınma olduğu bellidir. Uzun zamandır da gördüğümüz gibi, Devlet Planlama Teşkilatı, uzmanlarıyla planlı kalkınmayı çizer ve hükümetlere tavsiye eder. Sorumun yanlış anlaşılmamasının da altını çizerek, bu plan ve yatırımlar konusunda DPT’nin mi Hükümete tavsiyede bulunduğunu yoksa Hükümetin mi DPT’ye tavsiyede bulunduğunu merak ediyorum. Sayın Müsteşarım, galiba sorum çok açık.

İkinci olarak, yanılmıyorsam yatırımlar yüzde 4,5 civarında, yüzde 4,5’in iki misli 9 eder. Sağlık yatırımlarına ve sosyal güvenlik kuruluşlarına verilen çok daha fazla. Yani, bütün konuştuğumuz konu, bu yüzde 4,5 içerisinde gidip gidip geliyor. Yani bu rakamın yüzde 50 artırılıp 6,5’e çıkarılması bu kadar zor mu Sayın Müsteşarım?

AHMET TIKTIK – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabiî ki, Devlet Planlama Teşkilatı danışman bir kuruluş olarak Hükümete müşavirlik ediyor. Yani buradaki süreç şöyle başlıyor: Önce makroda durum ne? Yani, kamu ne kadar kaynak ayırabilir? Tabiî, kaynak ayırırken özellikle kamu borcunun döndürülmesi, çevrilmesi aşamasında yükümlülüklerimiz var. Bildiğiniz gibi, 2002-2004 yılında belli bir programı yürütüyoruz. Bu çerçevede 2002-2004 yılı itibariyle kamu borcunun indirilebilmesi ve sürdürülebilir hale getirilmesi için millî gelirin yüzde 6,5’i oranında bir faiz dışı fazla vermemiz gerekiyor. Bunu da, hem gelirler açısından hem de giderler açısından yapacağız.

Türkiye, 2001 krizi neticesinde 2002 ile 2004 yıllarını kapsayan IMF destekli belli bir program uyguluyor. Bu da, ekonomide makro ekonomik istikrarı sağlamak, kamu borcunu sürdürülebilir düzeylere indirmek yönünde gerçekleşiyor. Bu programın iki ana ayağından biri, sıkı para ve malî politikalardır. Özellikle kamu maliye politikası ve bir de yapısal reformlar var. Kamu maliye ayağında ise, millî gelirin yüzde 6,5’i oranında bir faiz dışı fazla üretilmesi lazım. Bunun için de gelirleri artıracağız, giderleri kısacağız. 2003 yılında gelirlerin bir kısmını artırdık, bir kısmında da giderleri kıstık. Aynı programı 2004 yılı içinde de sürdüreceğiz. Biz, Devlet Planlama Teşkilatı olarak Hükümetin önüne bu programla uyumlu makro tabloyu koyuyoruz; “Kamu yatırımlarına ayrılabilecek kaynaklar, borcun sürdürülebilmesi açısından şudur” diyoruz. Tabiî ki, bu diğer makro önceliklerle, Hükümetin politika öncelikleriyle uyumlaştırılıyor. Bu uyumlaştırma sürecinde, Yüksek Planlama Kurulu toplantısında gerekli donelerimizi sunuyoruz, siyasî otorite oradan kararını alıyor. Dolayısıyla bu karşılıklı görüş alışverişi içinde sağlanan bir süreçtir.

Sayın Başkan, haklı olarak “Hep yatırımlardan kısılıyor” dediler. Geçen yıl harcamalar ayağında yaptığımız intibakı yatırımlardan yaptık. Çünkü, bütçe kompozisyonuna baktığımızda, personel harcaması, transfer harcaması ve diğer cari var. Transfer harcamasında iki ayak var: Bunlardan birisi faiz ödemeleri, diğeri de faiz dışı transfer harcamalarıdır. Faiz dışı transfer harcamalarına baktığımızda, sosyal güvenlik sistemine yapılan transferler, tarımsal kesime yapılan destek ödemeleri, KİT’lere yapılan transferler ve diğer kuruluşlara yapılan transferler vardır. Diğer harcama alanlarında, özellikle personelde, diğer caride ve faiz dışı transferlerde alan kalmadığı için, tabiî ki en kolay yol yatırımı vuruyor. Dolayısıyla yatırımdaki kesintinin azalmasının nedeni biraz da budur.



BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Müsteşarım.

Tabii ki ben birinci sorumu geçmişi düşünerek, o tecrübeyle sordum. Tabiî, gönül mühendislik çalışması, proje rasyonalizasyonu ister. Ama, şimdiye kadar niye binlerce proje yapıldı? Gördüğünüz gibi 5 bin küsur projeden 3 800’e düşürüldü. Demek ki, bu projeler fizıbıl değildi, parmak basınca düzeldi. Peki, bu projeler niye konuldu? Niye konulduğunu hepimiz biliyoruz; politik gayelerle konuldu. Eğer DPT bu işin beyni ise, bu konuya mümkün olduğu kadar politik yatırım, politik etkinlik giremesin diliyoruz. Acaba bu konuda ne yapılabilir? Bu tabiî ki cevap verilmesi çok zor bir soru. Ben sadece bu yarayı deşmek için söyledim.

Bu yanlış politikalardan dolayı da yatırım ödenekleri yanlış değerlendirilyor ve şu anda fizıbıl projelere yön veremiyoruz. Bunun altını çizmek istemiştim Sayın Müsteşarım.

Sorusu olan arkadaşlarımızın sorularını alabiliriz?..

Buyurun Sayın Çilingiroğlu.

AYHAN ÇİLİNGİROĞLU – 1960 ve 1962 kuruluş yıllarında Planlama Teşkilatı’nda çalışmıştım. O zamanlar, Planlama Teşkilatı, normal olarak bütün ülkenin gereğiyle ilgili makro, mikro, araştırmaları yapıp, finansman konularıyla da ilgilenirdi. Ayrıca o zamanki Yüksek Planlama Kurulu farklı idi. Yüksek Planlama Kurulu’nda, planlamadan 4 kişi, Hükümetten 4 kişi, müsteşar ve daire başkanları bulunur, kararları onlar verirlerdi. Anlaşılan, geçen zamanla birlikte farklılıklar olmuş, Planlama Teşkilatı değişmiş, farklı bir yere gelmiş. Önemli olan nokta şudur: Normal olarak bugün bütün finansman işi Hazineye bırakılmışsa, söyleyeceklerim önemli değil. Ama, normal şartlarda Planlama fonksiyonu finansmandan ayrı düşünülemez. Şu halde, Planlama Teşkilatı’nın yapması gereken, Türkiye'nin bugünkü şartlarda neler yapmaya kadir olduğunu bulup, boş duran müteahhitleri, işsiz olan işçileri, boş duran tesisleri ortaya çıkararak, icabında bunların finansmanını da Hükümete önermektir. Yoksa, Hükümetten onlara gelecek bir tavsiyeyi beklemek yanlış olur.

Teşekkür ederim.



BAŞKAN – Teşekkür ederim Ayhan Bey.

Bu konuda bir sorunuz olmadı ama, Sayın Müsteşarımın eklemek istediği bir şey varsa, buyurun efendim.



AHMET TIKTIK – Tabii ki, Sayın Başkanın da önerdiği finansman modelleri yatırımları artırmak için, daha önce denenmiştir. Dış proje kredilerinde veya iç parada bütçe dışına çıkacak şekilde bir yöntem izlemek, kamu borcunun yüksek olduğu şu dönemde uygulanabilecek, takip edilecek bir politika olarak görünmüyor. Kısacası, devam eden belli yatırımlara ilave olarak daha fazla kaynak ayırma yoluna gitmek demek, kamu finansmanına ihtiyaç duymak veya borçlanmak demektir. Dolayısıyla, kamu finansman yükünü ve faiz yükünü indirdikten sonra bu tür imkanların genişleyeceğine inanıyorum.

Ayrıca kamu artık, belli alanlardan çekilip bunları özel sektöre bırakmaktadır. Dolayısıyla enerjide olduğu gibi, belli sektörler özelleştirmeye açılmaktadır. Kamu artık bu alanlarda düzenleyici ve gözetleyici bir pozisyona girmektedir. Devlet Planlama Teşkilatı olarak da, tarımda olsun, enerjide olsun, sosyal güvenlikte olsun sektörel stratejiler konusunda yoğunlaşıyoruz. Bu konuda müşavirlik fonksiyonumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz.



BAŞKAN – Buyurun Ayhan Bey.

AYHAN ÇİLİNGİROĞLU – Sevgili Müsteşarımın yaptığı izahlara çok teşekkür ederim. Demek ki, dediğim gibi, bizim görev yaptığımız dönemler olan Devlet Planlama Teşkilatı’nın kuruluş yıllarından bugüne kadar Kurumun devlet içindeki yerinde bir değişiklik olmuş, onu bilmeyebilirim. Ancak, bildiğim bir şey var; finansman hiçbir zaman müteşebbisin sorunu değildir. Eğer sizin doğru bir projeniz, doğru bir yeriniz varsa finansman bulunur. Bu, devlet için de böyledir. Biz çalıştığımız sırada -eğer arkadaşlarımı rahatsız etmeyecekse söyleyeyim- Türkiye'de 27 Mayıs hareketi olmuş, bütün devlet kadroları durmuştu ve hiçbir yatırım yapılamıyordu. Bütün yatırımlar tahkikat düşüncesiyle askıya alınmıştı. Bir tek çivi bile çakılmıyordu. Böyle bir durumda biz, görevde olan genç insanlar olarak, memleketin ekonomisi nasıl harekete gelir diye hareket ettik. O sırada, Türkiye'nin durumu bugünkünden çok daha kötüydü. Adnan Menderes ve bütün Demokrat Parti Yassıada’da muhakeme ediliyordu, ülke askerî idare altındaydı, ne olduğu belirsizdi ve dış kaynakların da kredi vermesi söz konusu değildi. Böyle bir durumda finansman problem değildir diye düşünerek, projeleri bulduk, gereğinde onun finansmanını sağladık ve böylece Türk ekonomisi harekete geçti.

Şimdi, oradan hareketle bugünlere geldiğimizde, görüyoruz ki şu an Türkiye'de bir istikrar dönemi var, Dünyada da para bol. Kim bana diyebilir ki, “Dünyada para yok”?.. Bugünün şartlarında kimse “Dünyada para yok, ben iş yapamıyorum” diyemez. O bakımdan Sayın Müsteşarım beni affetsin, biraz da yaşıma versin, Planlama Teşkilatı’nın fonksiyonu bugün değişmiştir. Biraz evvel Sayın Koçoğlu’nun söylediğinden daha ileri, “Hangi projeleri benim boş duran iş adamım yapabilir? Hangi projelerde benim boş duran işçim çalışabilir?” diyerek, finansman aranması lazımdır. Bu iş Hazineye bırakmasın. Onun işi, orasıdır. Bizim zamanımızda da Hazine önemliydi ama, biz hiçbir zaman o işi Hazineye bırakmadık.

Hükümetin bugünkü kararları farklı olabilir ama, Planlama Teşkilatı’nın esas görevi, sadece verilen parayı dağıtmak değildir. Bilakis para yaratmak, iş yaratmaktır.

Teşekkür ederim.



AHMET TIKTIK - Size teşekkür ediyorum ama, bir noktaya değineceğim: Zannediyorum 1960’lı yılların başında kamu borç stoku millî gelirin yüzde 100’ü oranında değildi. Bugün 238 milyar dolarlık millî gelirimizin yanında, 238 milyar dolar da kamu borcumuz var. Affınıza sığınarak, bizim orada şöyle bir deyim var; canım cennet istiyor ama, günahlarım bırakmıyor… Gerçekten güzel projelerimiz var; Boğaz Tüpgeçidi olsun, İstanbul-Ankara Demiryolu olsun, Van Gölü Kuzey Geçişi Demiryolu olsun, sulama projeleri olsun, diğer alanlardaki projeler olsun, yatırım yapılacak çok geniş sahalar var. Fakat, geçtiğimiz dönemdeki kamu açıklarının yol açtığı yükü sırtımdan atmam lazım diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

Şimdi, bize yazılı olarak ulaştırılmış soruları okuyorum. Bu sorulardan biri: “2005 yılında öngörülen faiz dışı fazla nedir?”

Bunu henüz biz de bilmiyoruz ama, bütün gayretimiz 2004 yılı programının hedeflerini tutturmak, dolayısıyla reel faizleri indirmektir. Bugün mart ayında yüzde 25 oranında olan reel faiz beklenen reel faizdir. Ama bu rakam bugünlerde yüzde 10’a inmiş durumdadır. Dolayısıyla biz bu reform sürecini başarıyla sürdürerek, kamu maliyesindeki bu disipline uyarsak, 2004 yılında da aynı başarıyı gösterdiğimizde reel faizler yüzde 10’ların altına düşecektir. Dolayısıyla 2005 yılında vermemiz gereken faiz dışı fazla yüzde 6,5’tan daha az olacaktır. Dolayısıyla, o da bize belli bir rahatlatma getirecektir.

Diğer bir soru: “2004 yılında yatırım programından kaç proje çıkarılacak?” şeklinde olmuştur. Arkadaşlar bu konunun üzerinde çalışıyorlar. Henüz bir bilgi veremeyeceğim fakat, özellikle Sağlık Bakanlığı’nın teklifinde ve sağlık projelerinde ciddî bir tarama yapılıyor.

BAŞKAN – Buyurun Oktay Bey.

OKTAY VARLIER – Efendim, izninizle sorudan ziyade bir öneri de bulunmak istiyorum.

2000 yılından itibaren Türkiye çok ciddî bir krize girdi ve şu anda söndürülmesi gereken bir yangından geçiyor. Bu yangın da, borç stokunun büyüklüğü, faizlerin yüksekliğidir. 1970’lerden bu yana dünyada hiçbir ülke yüzde 50, yüzde 60 enflasyonla 30 sene kendini sürdüremedi. Türkiye bu başarıyı gösterdi. Ama, bunun karşılığında ekonomide iki üç sene büyüme yaşadıktan sonra, ekonomi çöküntüye girdi. İki üç sene yükseldik, sonra çöküntüye girdik. Yüksek enflasyonla büyümenin sağlanması mümkün olmadığından, demek ki enflasyonun aşağı çekilmesi lazım. Enflasyonun aşağı çekilmesi için borcun ve reel faizlerin aşağı çekilmesi gerekir. Bu konuda iktisat biliminde de elimizde çok fazla oynayacak alet yok.

Devlet Planlama Teşkilatı ile ilgili olarak, önümüzdeki dönemde yapılması gereken birkaç noktaya parmak basıp, Ayhan Beyin değindiği konulara ilişkin olarak neler yapılabileceği hakkında naçizane bir iki önerimi söylemek istiyorum.

Ekonomi, kıt kaynakların en rasyonel şekilde kullanılması demektir. Devletin kaynakları kıt, yatırım kaynakları da kıt. O zaman bu yatırım kaynaklarının ekonomiye en fazla katkı getiren, en fazla katma değer getiren ve en fazla ihtiyaç duyulan alanlarda kullanılması lazım. Örneğin, Turizm sektörü, Türkiye'ye en fazla ve net katma değer sağlayan sektörlerin belki de başında geliyor. Çünkü, turizm sektöründe bir yatırım yaptığınız vakit, ithalat yapmanız gerekmiyor. Toplam yatırımın içinde ithalatın payı yüzde 10 bile değildir. İşletme döneminde ithalatı yok ve üstelik müthiş bir istihdam sağlıyor. Türkiye'nin en büyük ihtiyacı ne? İstihdamı artırmamız lazım, katma değeri artırmamız lazım. Bugün Türkiye'de, biz yaklaşık 8,5 milyar dolar turizm geliri elde ediyoruz, 14 milyona yakın da turist ağırlıyoruz. 2010 yılına kadar Türkiye, 25 milyon turist ağırlayan, 22 milyar dolar turizm elde eden bir ülke olacak. Ama bunun için yatırımların yapılması lazım. İşte, bu yatırımlar yapılırken ciddî bir master plan yapılması lazım. Yani, Türkiye'nin neresinde, ne zaman, hangi nitelikte, ne türde turistik tesisler yapılacağının Turizm Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı tarafından beraber planlanması lazım. Ondan sonra, Devlet Planlama Teşkilatı altyapı yatırımlarını buna göre yönlendirmeli, Hazine Müsteşarlığı teşvikleri buna göre yönlendirmelidir. Bu sektörlerde yapılacak gerek altyapı yatırımları gerek üst yapı yatırımları bizim müteahhitlerimizin yapacağı yatırımlarıdır. Biz bir hesaplama yaptık. Buna göre bu hedefe ulaşmak için 2010 yılına kadar 13 milyar dolara yakın bir yatırım yapılması gerekiyor. Türkiye 1 milyon yatağa çıkacak. Bunun altyapı yatırımları, yaklaşık 2,5 milyar dolardır. Üst yapı yatırımlarını özel sektör yapacak, ama altyapı yatırımları devletin yapacağı yatırımlardır. Devlet kıt kaynaklarını bu master plan çerçevesi içinde, yani uygulayıcı ile planlamanın bir araya gelip, nerede, ne zaman, ne yatırım yapılacağı, bunun altyapısı ne zaman yapılacak, buna teşvik nasıl sağlanacak, buna finansman nasıl sağlanacak? Önceden önümüzü görerek yapılması lazım. Bu yapıldığı takdirde, müteahhitlik sektörü açısından, sadece bir tane olmak üzere önemli bir katkı sağlayacaktır.

İkinci bir uyarım da, enerji sektöründe şu anda enerji fazlası var diyoruz; doğrudur. Türkiye ciddî krize girdi, her yıl yüzde 9-10 artan enerji tüketimi, düştü, azaldı. Ama, iki yıldır yüzde 5 büyüme sağlamaya başladı Türkiye. Önümüzdeki yıl da yüzde 5 sağlayacak, 2005, 2006’da muhtemelen büyüme hızı da artacak. 2006, 2007 yılına geldiğimizde enerji açığının tekrar başlayacağını zannediyorum. Özellikle hidrolik santrallerle ilgili baraj yapımları en az üç dört yıl sürüyor. Dolayısıyla bu konuda bütün yatırımlar durdurulmuş durumdadır. Bunlarla ilgili, en azından proje çalışmalarına şimdi başlanırsa, o zaman, hiç olmazsa bu sıkıntı minimum düzeye gelir. Söylediğiniz sektörler içinde bunun dikkate alınmadığını fark ettiğim için bu konuda uyarmak zorunda kaldım.

Teşekkür ederim.



AHMET TIKTIK - Oktay Beyin değerli fikirleri için teşekkür ediyorum. Gerçekten ortalığın tozduman olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde de yavaş yavaş tozları ayırıp yolumuzu görmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla Devlet Planlama Teşkilatı olarak, tarımda, enerjide, turizmde, sosyal güvenlikte, bankacılıktaki stratejik yolumuzu, stratejik politikalarımızı, hedefimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Tabiî ki, kendisinin önerisine teşekkür ediyorum, gerçekten bu konuda çalışmanın başlatılacağını ve Devlet Planlama Teşkilatı olarak gerekli katkıya hazır olduğumuzu söyleyebilirim. Aslında turizmle ilgili olarak, önümüzdeki dönemde İzmir’de yapılacak Türkiye İktisat Kongresi ile kurulmuş bir çalışma grubumuz var. Zannediyorum konu orada da gündeme getirilecektir. Dolayısıyla 2010 yılına kadar olan, hatta 2010’dan sonraki perspektifimizde bu tür çalışmaları çizeceğimize inanıyorum.

Enerji sektörüyle ilgili yatırımlar konusunda 2006 ve 2007’de açık olduğu doğrudur. Fakat, daha ayrıntılı bilgiyi Müsteşar Yardımcısı arkadaşımız Halil İbrahim Akça Bey verecektir.

Buyurun İbrahim Bey.

HALİL İBRAHİM AKÇA (Müsteşar Yardımcısı) – Teşekkür ediyorum.

Enerji sektörüyle ilgili olarak 2007 yılında hem kurulu güç anlamında hem de enerji anlamında açık ortaya çıkıyor. 2008 yılında ise bu açık daha da büyüyor. Şu andaki enerji piyasasına baktığımızda, iki üç yıldır çalışmasını beklediğimiz, EPDK’nın düzenlediği piyasanın beklenen şekilde çalışmadığını görüyoruz. Dolayısıyla, şu anda ciddî biçimde arz açığı ve arz güvenliği ile ilgili sıkıntıyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla, dağıtımın ve üretimin özelleştirilmesi konusunda da piyasa çalışır hale gelmediği için özelleştirmeler de yapılamamaktadır. Devlet Planlama Teşkilatı olarak, bütün bunları dikkate alarak, enerji stratejisi hazırladık. Bir geçiş dönemini öngörüyor, özellikle arz güvenliğini... Arz güvenliği derken şunu kastediyorum: Şu anda büyük yatırımların yapılması için ciddî biçimde finansman ihtiyacı ortadadır. Bunun da iç piyasadan, iç firmalar tarafından karşılanması mümkün gözükmemektedir. Dolayısıyla dış finansmanın bir şekilde devreye girmesi gerekmektedir. Dış finansmanın devreye girebilmesi için ise, finansör kuruluşlar ya alım garantisi istemekte veya bir şekilde Hazine garantisi istemektedir. Bizim hazırladığımız bir strateji ile, arz güvenliğini sağlayacak şekilde finansmana garanti getirebilecek bir mekanizmanın kurulması ve önümüzdeki dört beş yıl içerisinde, gerek dağıtımın gerekse üretimin özelleştirilerek, dört beş yıllık bir süreç sonunda bu mekanizmanın işler hale getirilmesi için bir geçiş planı hazırladık. Bu strateji çerçevesinde Dünya Bankası, Enerji Bakanlığı, Hazine ve EPDK ile müzakereler yapıyoruz. Zannediyorum çok kısa sürede, bu kamuoyuna da duyurulacaktır. Enerjiyle ilgili durum budur.

Bir diğer konuda da, genel olarak şunu söylemek istiyorum: yeni uzman olduğum yıllarda (1995 zannediyorum), o zaman Üzeyir Garih Bey bir konferansta bize şöyle demişti: “Bir işveren, üç topla oynar. Bunlardan birisi, aktif büyüklüğüdür; ikincisi, cirolar ve satış bağlantılarıdır; üçüncüsü nakittir. Bunlardan üçüncüsü demir top, ilk ikisi plastik, lastik toptur. Demir top düştüğünde kaldırmak biraz daha zordur.” Türkiye, son yıllarda bunu yaşamıştır. Şu anda nakit sıkıntısı vardır. İç borçlanmadan doğan sürdürülemez makro ekonomik bir istikrarsızlık var. Bütün yatırımcılar, diğer sektörler olarak da bunun bedelini ödüyoruz. İnşallah kısa sürede buradan çıkarız.

Teşekkür ediyorum.



BAŞKAN – Buyurun Celal Bey.

CELAL ECE – Efendim, gerçekten yemekli sohbetimiz esnasında ülkemiz yararına fevkalade güzel fikirler üretiliyor. Bunların da inşallah uygulama safhasına geçmesini bekliyoruz.

Sayın Müsteşarımız da burada iken, biz de ülkemizde kendi iştigal konularımızla ilgili bazı konuları gündeme getirmek istiyoruz. Gerek Sayın Müsteşarımız gerekse konuşmacılarımız, hep öncelikli projeler arasında kentsel altyapıları da kapsama aldılar. Tabiî, ülkemizde kırk yıldan beri bu konuyla ilgili olduğumuz için, henüz daha kentsel altyapı konusunda Avrupa Birliği standartlarına eriştiğimizi söyleyemeyiz. Yara çok büyük, imkânlar çok dar. Şimdiye kadar, özellikle ülkemizde, kentsel altyapı konusunda yapılan yatırımlarda, içmesuyu ve kanalizasyonlarda tüm yatırımı devlet yapmış; hizmetten istifade eden kişiler, şehirler, ilçeler bu konuda çok az katkıda bulunmuşlardır. Yani, bu projelerin yatırımına katkıda bulunmamışlardır. Esasında sıkıntımızın kaynağı da budur.

Ülkemizde gerçekten çok büyük potansiyel vardır. Yapımcı firma potansiyeli, makine parkı potansiyeli, proje üretim firmaları potansiyeli vardır. Bu potansiyeller altyapı tesislerinde değerlendirilebilir mi sayın müsteşarım? Yani, bir ilin veya ilçenin, içmesuyu ve kanalizasyon gibi altyapı tesislerini devletin güvencesi altında, devletin bu işle ilgili kurumlarının (örneğin, İller Bankası’nın, Devlet Su İşlerinin) sorumluluğunda, kontrolünde ülkemizdeki bu işle ilgili potansiyeli olan firmaların veya bu imkânı sağlayacak olan firmaların belli bir süre içinde yapması mümkün mü? Buna kısaca yap-işlet-devret diyoruz da, bazı nahoş anlamları da var. Ama bunları istemiyorum. Kontrol dahilinde bunları işletip, içmesuyu üreteceğiz ve halkın hizmetine sunup bunun da bedelini kullanıcıdan alacağız. Bu, yap-işlet-devret konusunda Sayın Müsteşarlığımız veya Hükümetimizin ne gibi düşünceleri var? Sayın Müsteşarım ülkemizde bu konuda büyük potansiyel vardır. Gerçekten yapımcı firmalar olarak inanıyorum ki Türkiye, beş veya altı yıl içinde altyapı sorunları bu sistemlerle normal seviyeye getirebilecektir. Bu konuda atıl duran kapasitelerin de faaliyete geçmesi bakımından düşünceleriniz var mıdır? Bizlere bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Saygılar sunarım.



AHMET TIKTIK – Celal Beye teşekkür ediyorum. Bu gerçekten ilginç bir öneri. Özellikle kentsel altyapıda neden olmasın diye düşünüyorum. Yap-işlet şeklindeki finansman modeli, tabiî ki üzerinde çalışılması ve düşünülmesi gereken bir öneridir. Zaten büyük çapta finansman maliyeti yüksek bazı kentsel altyapılarda yap-işlet-devret modelleri gündeme gelmektedir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi Halil İbrahim Bey verecektir.

Buyurun İbrahim Bey.



HALİL İBRAHİM AKÇA – Teşekkür ediyorum.

Efendim, kentsel altyapıya baktığımızda, içmesuyu barajının tutulması, ishale hattının yapılması, arıtılması, şebekenin kurulması, daha sonra atıksuyun toplanması ve arıtılarak deşarj edilmesi bu alana girmektedir. Komple sistem olarak, yap-işlet-devret modeliyle şu anda birçok ilimiz, ilçemiz tarafından bize başvuru yapılmakta, yetkili merci olarak YPK’de işlemler sürmektedir.

İkinci olarak çöp toplanması, çöpün taşınması veya katı atık tesisinde değişik şekillerde bertaraf edilmesi, başka bir alan olarak önümüze çıkmaktadır.

Üçüncü olarak, kentiçi ulaşımda hafif raylı sistem ile ilgili, yap-işlet-devret modeliyle özel firmalar tarafından kurularak hizmetin sağlanması konusunda bize projeler gelmektedir. Fakat, bunların hepsinde de ortak, uzlaşamadığımız iki nokta var. Birincisi, gerek suda gerek çöpte gerekse ulaşımda belli bir yolcu kapasitesi, belli bir su tüketimi veya çöp miktarı garantisi temin edilmesi beklenmektedir. Dolayısıyla buradaki anlaşma noktaları bir nevi devlet garantisine dönüşmekte ve bu da müzakerelerde sorun yaratmaktadır.

İkincisi, yap-işlet-devret modeliyle ilgili olarak bazı kötü deneyimlerimiz var. Dolayısıyla devletin, bürokrasinin bazı organları bundan biraz kaçınıyor. Aynı şekilde, sisteme biraz olumsuz yaklaşılıyor.

Ayrıca, yap-işlet-devret modellerinin gerek izinlerinin verilmesinde gerekse sözleşmelerinin onaylanmasında Yüksek Planlama Kurulu yetkilidir. Yüksek Planlama Kurulu, bildiğiniz gibi, kendi başına bir organizasyon değildir. Dolayısıyla hem hukukçusuyla hem teknik elemanıyla bu konuları inceleyip sözleşmeleri didik ederek sonuçlandırabilecek bir yapısı yoktur. Bu konuda da, özellikle Devlet Su İşleri ile ve diğer kurumlarla şu anda görüşme halindeyiz ve mekanizmayı çalışabilir hale getirmek peşindeyiz. Bunların haricinde bu görüş son derece yerindedir. Çünkü, kamu, özellikle günümüzde fizikî altyapıdan çekilme yoluna gittiğinden, özel firmalar burada devreye girmek durumundadır.



AHMET TIKTIK – Buyurun Sayın İnce.

TUNAY İNCE (Avrupa Birliği Genel Sekreter Yardımcısı) – Sayın Müsteşarım, çok teşekkür ederim.

Daha önce Hazinedeki görevim esnasında müteahhitlik hizmetleriyle yakından ilgilendim. Sayın Müsteşarımın bütün gayretlerine rağmen, devletin imkânlarından dolayı çok olumlu şeyler söylenemiyor. Ne yazık ki, devletimizin gerçekleri budur. Mutlaka çok iyi şeyler de yapılıyor, ama söylenemiyor. Ama müsaadenizle ben biraz vizyonu genişletip, olumlu rakamlar vermeye çalışacağım. Yani, vizyonumuzu genişletip, AB vizyonunu kullanarak düşünmemizin belki de daha olumlu sonuçlar doğurabileceğini düşündüğüm için, bir örnek vererek sözlerime başlamak istiyorum.

İspanya, 1986’da Avrupa Birliği’ne üye oldu. İspanya 1986’dan 2006 yılına kadar Avrupa Birliği’nden 130 milyarı karşılıksız hibe, 70 milyarı da çok ucuz faizli kredi olmak üzere, 200 milyar euro yardım alıyor. İki sene sonra bu rakam 200 milyara tamamlanacak. Bunu aşağı yukarı 20 seneye böldüğünüzde 10 milyar euro olarak düşünebiliriz. Türkiye keşke 1980’lerde AB’ye üye olsaydı da, yılda 10 milyar euro ülkemize girseydi. O zaman biz bugün bu konuşmaları çok olumlu açılardan yapacaktık. Türkiye'nin, Avrupa vizyonuna doğru dönerek, ona göre hazırlanarak düşünmesi gerektiğine dikkat çekmek istiyorum. Sayın Müsteşarım ve Müsteşar Yardımcım da çok iyi bilirler, üye olduğumuz takdirde, hatta adaylık esnasında bile Avrupa Birliği’nden gelecek olan yapısal fonlar büyük ölçüde bizim bu problemlerimizi çözecek ve de olanaklarımızı artıracaktır. Avrupa Birliği projeleri ve yapısal fonlar hakkında bir toplantı bile gerçekleştirilebilir diye düşünüyorum. Eğer yorumlar olursa onu arz edeceğim Sayın Müsteşarıma.

Teşekkür ederim.



AHMET TIKTIK – Tunay Beye biz de teşekkür ediyoruz.

Evet, önümüzdeki dönem Avrupa Birliği ile üyelik perspektifinde kullanılabilecek yapısal fonlarla ilgili çalışmalar da sürüyor. Gerçi, Avrupa Birliği 2004-2006 döneminde 1 milyar 50 milyon euroluk bir malî yardım öngörüyor ama, bu malî yardımın harcayabileceğimiz kapasitede daha da artacağına inanıyorum.

Buyurun Sayın Koçoğlu.

BAŞKAN – Ben, olumsuz bir şey söyleyeyim: Büyüme hedeflerin üzerinde olmamız, enflasyonun ciddî bir şekilde düşmesi, faiz dışı fazlada umulanın üzerine çıkılması gerçekten çok güzel. DPT’yi ilgilendirdiği için bunu söylüyorum, çünkü DPT’nin ekonomik değil bir de sosyal boyutu var. Fakat inanılmaz bir işsiz ordusu büyüyor. Bilemiyorum sizler planlama yaparken, hangi kriter daha ağır basıyor? Çünkü, Sayın Müsteşarım işsizliğin boyutunun büyümesi, sadece ekonomiyle de düzelemeyecek bir şekle varır diye düşünüyorum.

AHMET TIKTIK- Tabiî ki işsizliği önlemede önemli faktör, büyüme. Biz büyümeyi sağladığımız oranda istihdam da artacaktır. Fakat, özellikle son iki yıldır, hatta üç yıldır inşaatta ve malî müesseseler sektöründe ciddî boyutta gerilemeler var. Ki, inşaat sektörü, en büyük istihdamı sağlayan sektörlerden bir tanesi. Maalesef, kamu yatırımlarındaki azalma da istihdamı olumsuz etkilemiştir ve etkilemektedir. Fakat, 2004 ve sonrasındaki dönemde büyümeyi sürdürmemiz, yatırımlara belli oranda rahatlık getirmemizle birlikte, istihdamda artış olacağına inanıyorum. Tabiî ki, burada büyüme önemli diye düşünüyorum.

Bir de, 2002 ve 2003 yılında sağlanan büyümeye rağmen, istihdamın artmaması, bu iki sektördeki gerilemeden başka, özel sektörün özellikle mevcut istihdamla birlikte üretimini ve büyümesini sürdürmesi, yani verimliliği artırması neticesinde oldu diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Galiba son soruyu alıyoruz; buyurun...



BİR KATILIMCI– Ben hem Sayın Müsteşara hem de Sayın Başkana teşekkür ediyorum. Ama Sayın Başkana daha çok teşekkür ediyorum; çünkü, Sayın Başkan konuşmasının başlangıcında iki tane kavramdan bahsetti. Bu kavramlardan ilki, fizibilite kavramı; ikincisi de, rasyonalite kavramı oldu. Gerçekten bunlar çok önemliydi. Hattı zatında Sayın Başkan fizibıl projelere değinirken, Planlamanın burada ağırlığını koymasını istiyordu. Tabirimi mazur görün, Devlet Planlama Teşkilatı’ndan “Tık” sesinin çıkması lazımdı. Ama uzun yıllar sonunda, Devlet Planlama Teşkilatı’nın koca bir kurum olmasına rağmen, sanki sonucunda yararı kuşku doğurmaya başladı gibi gördüm. Çünkü, Devlet Planlama Teşkilatı beş yıllık stratejik planlamalar yapıyor, arkasından yıllık programlarda tedbirler koyuyor. Ama, tedbirlerin fizibilitesini bir orana koysanız, bu rakam yüzde 5 bile değil. Yani, Devlet Planlama Teşkilatı tedbirleri iyi koyamıyor.

Sayın Başkan, ‘Acaba yatırımlar yüzde 50 artamaz mıydı?’ diyor. Bakın, bendeniz o sıralarda, Üçüncü Beş Yıllık Planda Adalet Bakanlığı’nda çalışıyordum. İlk olarak Devlet Planlama Teşkilatı’na Suçlulukla Kalkınma Arasındaki İlke’yi koyduk. Bu çok önemliydi. Bugün Meclisin en son ortaya koyduğu yolsuzluk araştırmasının verilerine bakın. Olayın malî boyutunu herkes bildiği için rakam vermeyeceğim, ama dikkat edin: Devlet Planlama Teşkilatı’nın öngörüsü olsaydı, yolsuzlukla ve organize suçla mücadele konusunda gereken özeni ve gereken tedbirleri almış olsaydı, o zaman Sayın Başkan böyle bir talepte bulunmayacaktı.

Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

AHMET TIKTIK – Biz teşekkür ediyoruz. Tabiî ki, ekonomik politikaların, sosyal politikaların oluşturma sürecinde, Devlet Planlama Teşkilatı gereken tavsiyeyi, öngörüleri ve programını yapıyor. Fakat bu süreçte şüphesiz ki, özellikle proje bazında teknik çalışmanın dışında bazı müdahaleler de olabiliyor. Mesela, geçtiğimiz dönemlerde Plan ve Bütçe Komisyonu sürecinde girmiş projeler var. Bunları yorumunuzun ilk bölümüne yönelik olarak söylüyorum. Planlamanın ve teknik fizibilitenin dışında girmiş projeler, fizibilitesi sorgulanması gereken projeler olabiliyor. Tabiî ki, bunun bizim müdahale kapasitemizi aşan boyutları var.

Diğer konuda, suçlulukla kalkınma arasında pozitif bir ilişkinin olduğuna katılıyorum. Ekonomik kalkınmayı ne kadar hızlandırırsak, refahı ne kadar yayarsak, suçluluk faaliyetlerinin azalacağına, organize suçların azalacağına hepimizin katıldığını zannediyorum.



BİR KATILIMCI – Bu arada, Sayın Müsteşarıma fizibilite ile ilgili ilavede bulunmak istiyorum. Müsteşar Beyin de bahsettiği gibi, bugün yatırım programının sürdürülemez hale gelmesinin ana nedeni, 1990’ın ilk yarısında Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından fizibilitesiz, projesiz büyük projelerin yatırım programına ithal edilmesidir. Burada Devlet Planlama Teşkilatı’nın yapabileceği bir şey yoktur. Fakat, bu şekilde projelerin yatırım programına alınamayacağına dair Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda 25. maddeye bir fıkra ekledik. Kanun yakında yayınlanacak. Bundan sonra zannediyorum Devlet Planlama Teşkilatı olarak elimiz daha güçlü olacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Müsteşarıma, Sayın Müsteşar Yardımcıma çok teşekkür ediyorum.

Buyurun Abdullah Bey.

ABDULLAH DEMİR – Sevgili dinleyiciler, konuşmasının başında İNTES Başkanı masaya oturduktan sonra Müsteşar Beye bir soru sordu, “Siz mi devletin emrindesiniz, yoksa devlet mi sizin emrinizde?” şeklinde.

BAŞKAN – Hayır, emir değil...

ABDULLAH DEMİR - Bu bana bir fıkra çağrışımını yaptı. Bu fıkrayı dinledikten sonra yazıhanelerde bunu anlatacaksınız zannediyorum.

19 Mayıs Üniversitesi profesörlerinden Rıdvan Bey, Samsun’dan Ankara’ya gelmek üzere Ulusoy firmasından bilet alır. Otobüse bindiği zaman yanında bir genç oturmaktadır. Sorar, “Kimsiniz siz?” diye, o da der ki: “Bafra’dan Mehmet” Rıdvan Bey: “Ben de, 19 Mayıs Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Profesör Rıdvan” der. Bu, bana birebir anlatılan bir hikaye. Otobüs hareket eder. Profesör, Bafralı Mehmet’ten elindeki gazeteyi ister, o da “Veremem” der. Profesör “Niye?” diye sorunca, Mehmet: “Bulmacasını çözüyorum” der. Profesör “Peki” der... Saatine bakar Profesör, bir saat kırkbeş dakika sonra Çorum varoşlarına gelir otobüs. Mehmet der ki: “Hocam, buyurun, gazeteyi alabilirsiniz” Hoca, Cumhuriyet Gazetesi olduğunu bilir ama, ön sayfasına bakmadan, doğrudan doğruya bulmaca sayfasını açar. O koskoca bulmacanın içerisinde, bir iki kelimelik, bir de üç kelimelik yer dolmuştur. İki kelimelik yer nedir diye hoca bakar: “Bir bağlaç” Herkes bulmacayla meşgul oluyor, bağlaç dediğine göre, “ki” veya “ve” gibi bir şey lazım; oraya bizim Bafralı Mehmet “ip” yazmış. Üç harfli yere bakar, sorusunu okur: “Yapma, etme” bulmacayı çözenlerin buraya yazacakları: “İfa” veya “İka”dır değil mi? Bizim Bafralı Mehmet oraya yazmış: “Dur”

Şimdi, arkadaşlar, biri Profesör, birisi Bafralı Mehmet. Mehmet mi Profesörü, Profesör mü Mehmet’i kumanda edecek; onu ben kestiremiyorum.

Teşekkür ederim.



BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demir.

Sayın katılımcılar, katılımınızdan dolayı tekrar teşekkür ediyorum. Önümüzdeki yıllarda kalkınma hızının daha fazla olduğu, işsizliğin giderek azaldığı, yatırımların bol olduğu, komşularıyla arasının iyi olduğu, komşuluk münasebetinin iyi olduğu bir Türkiye diliyoruz. Uzun vadede rahatsız edici boyutlar olacağını düşündüğüm için bunu özellikle vurguladım. Böyle bir Türkiye dileyerek, toplantıyı kapatıyorum ve hepinize iyi günler, iyi yıllar diliyorum efendim.



Bu toplantının anısına da Sayın Müsteşarımıza ve yemek sahibine bir plaket takdim edeceğiz.

---------o---------

Yüklə 94,32 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə