Basin açiklamasi: “Uyarıyoruz: Bir gazetecinin canına kast edilirse sorumlusu İKTİdardir!”



Yüklə 250,64 Kb.
səhifə1/4
tarix22.01.2018
ölçüsü250,64 Kb.
  1   2   3   4

BASIN AÇIKLAMASI:
Uyarıyoruz: Bir gazetecinin canına kast edilirse sorumlusu İKTİDARDIR!”
Değerli basın emekçileri;

Bugün karşınıza Derneğimizin Ankara Şubesi’nin, üç aylık dilimleri kapsayan ‘Medya Raporu’nun üçüncüsünü paylaşmak için çıktık. İlkini (Ocak-Mart dönemi) 5 Nisan 2015 günü, ikincisini (Nisan-Haziran) 3 Haziran 2015 günü açıkladığımız ‘Medya Raporu’muzun bugün açıklayacağımız üçüncüsüne ilişkin içerik değerlendirmesi yapmadan önce bir zorunluluk olarak raporumuzun da çerçevesini oluşturan, içinden geçtiğimiz toplumsal ve siyasi süreçle ilgili bazı görüşlerimizi sizinle paylaşmak isteriz.

Bildiğiniz üzere 7 Haziran 2015 tarihinde 25’nci Dönem Milletvekili Genel Seçimleri yapıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘başkanlık’ hevesi ile şekillenen ve rejim tartışmalarıyla girdiğimiz seçimler, halkın sağduyusu ve sivil inisiyatiflerin çabasıyla olağanüstü olaylar yaşanmadan sonuçlandı ve 4 yıl boyunca görev yapacak Meclis tablosu oluştu. Seçimler birbiriyle bağlantılı iki sonucuyla tarihe geçti; ilki yaklaşık 13 yıldır Türkiye tek başına yöneten AKP iktidarının son bulması, ikincisi ise siyasetinin merkezine Kürtlerin hak ve taleplerini yerleştiren bir partinin, yüzde 10’luk antidemokratik seçim barajını aşarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmesiydi. Farklı kesimlerde farklı yorumlara tabi tutulsa da bu sonuçlar Türkiye’nin geleceğini, sıradan bir seçimden çok daha fazla şekillendirecek sonuçlar yarattı. Seçimler, ‘başkanlık’ hevesini birilerinin kursağında bırakırken, seçimle işbaşına gelenlerin, ‘milli iradeye saygı’ ilkesini, kendilerini iktidar yapmadıkça tanımadıklarının da kanıtı oldu. 

Bununla bağlantılı olarak, 10 Ekim’de, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamı yaşandı. İslamcı terör örgütü IŞİD’in gerçekleştirdiği intihar saldırılarında 102 yurttaşımız hayatını kaybetti. O alanda “Barış” talebiyle bulunanlar, benzerine Ortadoğu’da rastlanan bir saldırıyla yok edilmeye çalışıldı. AKP iktidarının bizleri sürüklediği Ortadoğu yaşamı, bu coğrafyadaki İslamcı terör örgütlerinin eylem haritasına ülkemizi de ekledi. İktidar tarafından tırlarla silah gönderildiği iddiası çürütülemeyen bir İslamcı terör örgütü, ülkemizdeki bir arada yaşama iradesine saldırmış ve karanlığında 102 insanımızı kaybetmemize neden olmuştur. Basında da bir turnusol görevi gören bu saldırı, iktidar tarafından sansürün bir sebebi de olacak şekilde adeta fırsat olarak görülmüş, saldırıyı yayın yasakları izlemiştir. Bu katliamın ardından medyada yaşananlar, bir sonraki raporumuzda ayrıntısıyla ele alınacaktır.

Şiddeti uzun zamandır bir yönetme aracı olarak kullanan iktidarın, savaşı da ciddi bir alternatif olarak gündemde tuttuğu anlaşılmaktadır. Savaşarak kazanacaklarını, barışta kaybedeceklerine kurban vermek istemeyen bir iktidarın ülkeyi getirdiği durum, toplumun hayatına kastedecek noktaya varmıştır.

Üzülerek görüyoruz ki bu şartlarda medyanın büyük kısmı, iktidarın manipülasyon aracı olarak görev yapmış, terör saldırılarında hedef şaşırtmayı iş edinmiş durumdadır. Toplumsal gerilimi artıracak şekilde iktidar yanlısı yayınlar, gazetecilik mesleğinin de değersizleşmesine neden olmaktadır.

Hürriyet Gazetesi’ne yapılan baskınlar ve gazetenin yazarı Ahmet Hakan’ın uğradığı saldırı ve bu saldırıların faillerinin AKP ile ilişkileri göz önüne alındığında, iktidar partisinin adeta sokak eylemlerini örgütlediği görülmektedir.

Değerli meslektaşlarımız,

Raporumuzun kapsadığı bu dönemde ne yazık ki görev başındaki gazetecilere kolluk kuvvetlerinin saldırıları da sürmüş, şiddet ve gözaltı olayları yaşanmıştır. İfade özgürlüğünün pratik karşılığı olan mesleğimize ve meslektaşlarımıza yönelen bu tutumlar, halkın haber alma hakkının engellenmesi demektir.

Basına yönelik bu engelleme girişimleri, baskıcı iktidar tarafından tüm topluma yayılmak istenmektedir. Sosyal medya yasaklarının yanı sıra, TCK 299’da düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” ve yine hakaret davalarına dayanak olan TCK 125. madde, bütün bir ülkenin zapturapt altına alınmasının göstergeleridir. Şu ana kadar onlarca kişi, bu davalara muhatap olmuş, lise öğrencisinden tutun da gazetecilere kadar çok farklı kesimlerden insanlar, cezaevi tehdidiyle karşı karşıya gelmiştir. Bunlar, demokratik ülkelerde ancak korku hikayelerinin konusu olabilirken ülkemizde maalesef kanıksanan gerçekler durumuna gelmiştir.

Öte yandan, yaptığı haberler çalıştığı gazetenin patronunun iş bağlantılarına zarar getireceği düşüncesiyle gazeteciler işlerinden edilmekte, bazı yayın organlarının yayınları engellenmekte, yayın platformlarından kimi kanalların çıkarıldığı görülmektedir. Bazı haber portalları ve internet sitelerinin yayınları onlarca kez durdurulmakta, ülke adeta sessizliğin sularında boğulmak istenmektedir.

Özetle, görülmektedir ki ülkemiz katliamların sıradanlaştığı, İslamcı terörün güç kazandığı, sermayenin iyice fütursuzlaştığı ve savaşın kapılarının zorlandığı bir ülke haline getirilmeye çalışılmaktadır.

Görülmektedir ki Türkiye, ifade özgürlüğünün yok edilmeye, basının bir kısmının susturulmaya diğer kısmının ise tetikçileştirilmeye, gazetecilerin ise sindirilmeye çalışıldığı bir ülke haline getirilmektedir. O kadar ki gazetecilerin, ölümle karşı karşıya kalmaya alışması istenmektedir.

Hal böyleyken Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak bir kez daha yüksek sesle söylüyoruz ki, ülkede gazetecilerin başına gelecek her hangi bir olumsuzluktan iktidar sorumludur. Gazetecileri ve basın kuruluşlarını açıktan hedef gösteren, gazetecilere ve basın kuruluşlarına saldıranların parti üyesi olduğu bir iktidar, ülkede işlenecek böylesi tüm suçlardan olduğu gibi gazetecilere dönük saldırılardan da sorumludur.

Tüm bunlara karşı, halkımızı duyarlı olmaya, meslektaşlarımızı da örgütlü mücadeleye çağırıyoruz.

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ
ANKARA ŞUBE YÖNETİM KURULU

MEDYA RAPORU

2015 TEMMUZ-EYLÜL DÖNEMİ

1-) SANSÜR VE BASKI (gözaltı, saldırı, soruşturma, dava, akreditasyon engeli)

- RTÜK'ten Samanyolu'na ceza

RTÜK, Samanyolu Haber'e, 21 Mart 2015 tarihinde yayınlanan "Derin Bakış" isimli programda, "Kürtlerin bölünmesi, ayrılması, başka devlet kurması” yönündeki ifadeler nedeniyle para cezası verdi. (2 Temmuz 2015)

 

- Polis, gazeteci Özkaya’nın burnunu kırdı

Ankara Konur Sokak'ta kitle örgütlerinin açtığı stantlara yapılan saldırı ve ardından gerçekleşen polis müdahalesi sırasında, gazeteci Ercüment Özkaya, polisler tarafından gözaltına alınmak istendi. Gözaltı sırasında polisler, Özkaya’nın burnunu kırdı. (3 Temmuz 2015)


- Hayat Tv Temsilcisi’nin evinin önünde tüfekle ateş açıldı

Evrensel Gazetesi ve Hayat TV Kocaeli Temsilcisi Arzu Erkan'ın, Ford Otosan direnişi haberi sonrası evinin önünde tüfekle ateş açıldı. (6 Temmuz 2015)
- Askerden gazetecilere önce tehdit sonra dayak

HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü ile sınır hattını incelemek üzere Uludere'deki Şerit Yaylası'na giden Cumhuriyet Gazetesi Diyarbakır Muhabiri Mahmut Oral, DİHA Muhabirleri Özgür Paksoy, Faruk Encü ve gazeteciler İbrahim Yaylalı ile Meral Geylani, askerlerin sözlü tacizine uğradı. Oral, askerler tarafından tartaklanırken, araca binmemesi halinde silahla vurulmakla tehdit edildi. Paksoy, Geylani ve Yaylalı, askerlerin "gazetecilerin haber yapma özgürlüğünü engelledikleri" ve "sözlü, fiziki saldırıda bulundukları" gerekçeleriyle Uludere Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. (7-8 Temmuz 2015)
- İnce'ye 7 bin 500 TL para cezası

Birgün Medya Genel Yayın Sorumlusu Barış İnce, yaptığı 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları haberlerine ilişkin, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın açtığı hakaret davası sonucunda 7 bin 500 TL'lik para cezasına çarptırıldı. Erdoğan'ın çocukları Sümeyye ve Bilal Erdoğan ile Esra Albayrak ve damadı Berat Albayrak tarafından açılan davada ise İnce'nin beraatine karar verildi. (7 Temmuz 2015)


Yüklə 250,64 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə