Başlangıçta insan, iş için gerekli enerjiyi kendi kuvvetinden alıyordu



Yüklə 26,36 Kb.
tarix31.10.2017
ölçüsü26,36 Kb.


YEKSEM 2007

Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu

Sonuç Bildirgesi

EMO Gaziantep Şubesi

Yaşlı dünyamız, tarım toplumu uygarlıklarından başlayarak, sanayi toplumu ve bilgi toplumu gibi göz alıcı isimlendirmelerin örtücü ve gözden saklayıcı etkisinin de yardımıyla, bu gün, sadece “fosil yakıt uygarlığının” son günlerini yaşamıyor. Bunun yanında, insanlığın tüm olumlu birikimlerine rağmen artık yolun sonuna geldiğimizi gösteren önemli belirtiler düşünmeyi becerebilen herkesi ürkütüyor.

İnsansız bir dünya tabi ki daha milyarlarca yıl uzay boşluğunda, günün birinde ana kaynağına, güneşe dönme umuduyla dönüp duracak. Tüm sistemde, kendini önemli sayan insan dışında, insanın bu evren için gerekli olduğunu gösteren en ufak bir kanıt bile yok. Aslında evren tarihi içinde harcadığı zaman neredeyse yok denecek kadar az. Ama yine de, bu varlığımızı sürdürme, asla göremeyeceğimiz torunlarımızın torunlarının güzel bir dünyada yaşamasını sağlama çabamız en azından onur verici bir davranış olacak.

İlk makinenin yapılması ve enerjinin diğer canlı türlerinden doğrudan sağlanması ile başlayan ve talihsiz bir rastlantı ile oluşan kömür ve ardından petrol uygarlıkları, dünyamızı, “ne olursa olsun kaçacak bir delik bulur, inanılmaz zengin hayatımı yaşarım” zavallılığının düşünce yapısının da yardımıyla, bir felaketin eşiğine getirdi. Evren, güneş, dünya, sular, kayalar, rüzgar, kendisi ile bir türlü dost olamayan ve ‘uygar’ olduğunu iddia eden insanlıktan sıkı bir hesap sorma hazırlığında. Adına ister “Küresel ısınma”, ister başka bir şey diyelim, insanlık toplamının asla önleyemeyeceği bir darbe, mavi gezegenimizdeki bencil hayatı, suçlu, suçsuz ayrımı yapmadan top yekun yok etme başlangıcında.

Sanayi devriminin ve kapitalist yaşam biçiminin palazlanmasının alt yapısını hazırlayan siyasi tercih, tüm değerlerin üstüne, “Daha fazla üretim”, “Ne pahasına olursa olsun üretim”, “Liberal ekonomi”, “Toplam Kalite” gibi kavramları kutsayıp, hele tüm bu kavramları, bu kavramlardan zerre kadar çıkarı olmadığı gibi tüm bedelleri ödeyeceğini bile düşünemeyecek kadar yanlış bilgi bombardımanına tutulmuş insanların da yardımıyla seçilmiş tercihler yapması sonun başlangıcının en belirgin nedeni oldu.

Uygarlık tanımları, kişi başına düşen enerji tüketimi, kişi başına düşen otomobil, televizyon sayısı, su kullanımı gibi ölçülere sıkıştırıldı. Olağan üstü kazanç çarkı, petrol, kömür, doğalgaz gibi fosil yakıtların daha fazla tüketilmesi, bu zengin kaynaklara yataklık eden yoksul ülkelerin felaketlerine rağmen yok edici şekilde ele geçirilme isteği ve isteğe yardım eden hatta sessiz kalan insanların vurdumduymazlığı bizim için en ciddi tehdidi oluşturuyor. Zaten 30, 40 yıl ömrü kalmış petrol uygarlığının kendiliğinden sona ermesini beklemek ve “Sonra nasıl olsa bir şeyler yaparız” rehavetine kapılmak savaşı bu günden kaybettiğimiz anlamına gelmektedir.

Aslında yapmamız gereken şey, büyük buluşlar, büyük araştırmalar, derin tartışmalar yapmak değil, atalarımızın yaptığı gibi, gerekli tüm enerjiyi, varlık nedenimiz olan güneşte aramaktan ibaret olmalıdır. Tüm gereksinimimizi binlerce kez ve milyarlarca yıl tükenmeden karşılama gücüne sahip ana parçamız başımızın üstünde öylece dururken, ve hatta biz türevlerinin mutlu yaşaması için mavi gezegenimizde tüm önlemleri almış olmasına rağmen, biz üstümüzdeki bu koruyucu örtüyü kutuplardan başlayarak inceltmek ve yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Ve bunu hep sözde daha uygar yaşamak uğruna yapıyoruz. Fosil yakıtlar karanlığının üzerine inşa edilmiş ve insan doğası ile en ufak bir yakınlığı olmayan uygarlığımız insana yakışmıyor.

Ne yazık ki bunun ilk farkına varan, bu rezil sonucun temel nedeni olan batı uygarlığı oldu. Yoksul ülkelere dayattıkları çirkin enerji üretim yöntemlerini kendi ülkelerinde terk ettiler. Nükleer santralleri, olur olmaz yerde kömüre dayalı termik santralleri bizim gibi gelişmeye çabalayan (?) ülkelere önerdiler. Sanki gelişmişlik “Onlar gibi olmak” mış gibi, bizim seçtiklerimiz, seçmediklerimiz, ama sonuçta bizi yöneten karar vericiler tarafından, küçük komisyonlar uğruna çirkin uygulamalar ülke gündemimize sokuldu. Çözümü halen doğal gazda, nükleer santrallerde arayan dar görüşlü yöneticiler, bir para babası küçücük bir topu yine küçücük bir deliğe bir sopanın yardımıyla soksun, soksun ki tatmin olsun diye güney kıyılarımızda yüz bin ağaca kıyıp golf sahası açanlar, sonra utanmazca, “Yüz bin değil 80 bin” diye savunma yapanlar ile birlikte oksijen duasına çıkıp, hep birlikte yok olacak olmamız, ve o son anı yaşarken onların ta gözlerinin içine bakacak ve hatta yüzlerine tükürecek fırsatı bulabilecek olmamız, sorumluluk duygumuzu bastıramıyor.

Elektrik Mühendisleri Odası, üniversiteler ve tüm duyarlı çevreler, yaşamı, doğayı, insanları seven, sümüklü bizim çocuklarımızı, ceylan gözlü genç kızlarımızı, zengin sofralarının, renkli ekranların reytingine tercih eden gerçek bilim insanları, çözümler üretmek, kamu oyu yaratmak için YEKSEM 2007’de Gaziantep’te bir araya geldiler. Elektrik Mühendisleri Odası Gaziantep Şubesi, Gaziantep Üniversitesi Elektrik ve Elektronik mühendisliği Bölümü, Sütçü İmam Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü ve TUBİTAK işbirliği ile gerçekleştirilen ve 3 gün süren sempozyumda rüzgar enerjisi, güneş enerjisi, biodizel, jeotermal enerji, enerji politikaları ana başlıklarını taşıyan 24 bildiri sunuldu. İki çağrılı konuşmacı, Prof. Dr. İnci Gökmen ve Doç. Dr. Çetin Göksu, yenilenebilir enerji kaynakları, enerji politikaları konularında bildirilerini sundular. Sempozyum, “21. yüzyılda Enerji Üretim Yöntemleri” başlıklı ve EMO Yönetim Kurulu Üyesi Cengiz Göltaş, ODTÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çetin Göksu, Yrd. Doç. Dr. Vedat Karslı’nın katıldıkları ve Prof. Dr. Mehmet Nuri Bodur’un sunduğu panelle sona erdi.

Tüm katılımcıların üzerinde ortak görüş oluşturdukları dünyadaki gelişmeleri şu şekilde sıralayabiliriz.



  1. Fosil yakıt uygarlığı sona ermekte. Ancak acil önlem alınmaz ve yaşam biçiminde, uygarlık tarifinde anlamlı bir değişiklik yapılmazsa, insanlık da fosil yakıt uygarlığının son bulmasından önce yok olabilir.

  2. Tehlikenin farkına varan batı ülkeleri özellikle elektrik enerjisi üretiminde şimdiden yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına hem araştırma geliştirme anlamında hem de kullanım anlamında ciddi yatırımlar yapmaktalar.

  3. Özellikle Almanya rüzgar enerjisinden ve güneş enerjisinden elektrik enerjisi elde etme yöntemlerine büyük paralar harcamakta ve önemli miktarda üretimini bu yöntemlerle yapmakta. (Almanya’nın kurulu rüzgar santrali gücü,Türkiye’nin tüm kurulu gücünün yarısından fazladır.) Danimarka rüzgar türbini üretiminde çok önemli gelişmeler başardı.

  4. Almanya, güneş panellerinin özellikle çiftliklerde kullanılmasını teşvik ederek, önemli üretim kapasitesini gerçekleştirdi.

  5. Önemli Avrupa kentleri, sadece enerji üretmek anlamında değil, top yekun yaşam felsefesini değiştirecek ve temiz kentler yaratacak, “Güneş kent” projelerini hayata geçirdiler. Kent planlamalarından, mimari yapılardan başlayarak “Güneş” eksenli projelerle enerji tüketen değil hatta enerji üreten binalar, kentler yapmayı başardılar.

  6. Küçük ölçekli barajlarla, çevre felaketlerine sebep olmadan su gücünden elektrik enerjisi üretme yöntemlerini geliştirdiler.

  7. 1950’lelerin vahşi rekabet ortamının kurtarıcısı olarak ortaya çıkan nükleer santrallerin insan yapı taşlarıyla uyumsuzluğunu kabullenip, görece duyarlı insanların da baskıları ile bu santrallerin yapımını durdurdular, daha önce yapılmış olanların susturulmalarını sağladılar.

  8. Sorunun sadece enerji üretmek ile çözülmesinin mümkün olmadığını, bunun yanında enerji tüketiminde de tasarruf yöntemlerinin geliştirilmesini kabul edip, araştırma, geliştirme faaliyetlerini bu konuya yönlendirdiler. Bu arada, pek de ahlaklı olmayan bir şekilde, fazla enerji gerektiren, çevre düşmanı üretim alanlarını (çimento, demir ve çelik gibi) bizim gibi yoksul ülkelere itelediler(!).

  9. Bitki temelli yakıt geliştirilmesine büyük paralar harcayarak, yakıt ve uygun motor imalatı konusunda önemli mesafe kat ettiler.

Sempozyum katılımcılarının ülkemizde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasının yaygınlaştırılması üzerinde oluşturdukları görüşleri de şu şekilde sıralayabiliriz.




  1. Ülkemiz enerjide yüzde 80 oranında dışa bağımlıdır. Bu oranda bağımlılık, siyasi

bağımlılığı da kaçınılmaz olarak beraberinde getirmektedir.

  1. Ülkemizin rüzgar potansiyeli Türkiye’nin bu günkü toplam elektrik enerjisi

ihtiyacının 2 mislinden fazlasını karşılayabilecek miktardadır. Ancak şu anda kurulu olan rüzgar türbini sayısı yok denecek kadar azdır. Ayrıca devletin enerji yatırımlarından çekilmiş olması, görece yüksek sermaye gerektiren enerji yatırımlarının yabancıların eline geçmesi tehlikesini taşımaktadır.

  1. Kurumsal yapılanmalar yanlıştır. Tek merkezden kontrol edilmesi gereken elektrik üretimi, iletimi, dağıtımı çok başlı yapılarak kurumlar güçsüzleştirilmiş ve uluslar arası sermayenin talepleri doğrultusunda kolay yutulabilir parçalara ayrılmıştır.

  2. Üniversitelerde ve Araştırma Kuruluşlarında yapılan araştırmaların özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirilmesi sağlanamamış, büyük bilim gücü, daha çok dış dünyanın teknolojilerine katkı sağlayacak şekilde “Yazılım” konusunda yoğunlaştırılmıştır.

  3. Enerji tercihlerinde acil çözüm talebi ve yandaşlara rant sağlama, ihale yaratma iç ve dış güdüleri, olağan üstü büyük paraların doğal gaz alt yapı yatırımlarına harcanmasını ve ciddi miktarlarda paraların nükleer santral için harcanma tehlikesini beraberinde getirmiştir.

  4. Özel sektörün insafına bırakılan rüzgar ve hidrolik kaynaklardan elektrik enerjisi üretme işi, enerji üretmekten çok, üretim imtiyazlarının kağıt üzerinde el değiştirerek para kazanma yöntemi haline gelmesi ile sonuçlanmıştır. Bu gün Türkiye’nin rüzgar kapasitesinin iki misli “Rüzgar santrali kurma” izni verilmiş olması işin ne kadar gayri ciddi ve borsa mantığı ile gerçekleştirilmiş olduğunun kanıtıdır.

  5. Avrupa ortalamalarının çok üzerinde güneşlenme süresine sahip ülkemizde güneş enerjisi sadece bazı bölgelerde sıcak su elde etme amaçlı kullanılmakta, özel sektör, güneş panelleri üretme yönünde teşvik edilmemektedir. Üniversitelerin ilgili bölümlerinin enerji anabilim dalları geliştirilmemektedir.

  6. Enerji tasarrufu bilinci geliştirilmemekte, toplum yalnızca “Kaçak elektrik kullanıyor olmakla” suçlanmaktadır. Tüm planlamalar, parçalanmış kurumların karlı gösterilmeleri ve kolayca özelleştirilebilmeleri üzerine yapılmaktadır.

  7. Türkiye’nin ABD ile birlikte, çevre koruma ortak işbirliği anlaşmalarına (Kyoto Protokolü ne) imza atmamış üç ülkeden biri olması utancı, tüm ülke insanlarımıza değil, bu imzayı atmayan duyarsız yöneticilerimize aittir.

Bu tespitlerin sonucu olarak,




  1. Derhal fosil yakıt kullanımını azaltacak yöntemler geliştirilmelidir.

  2. Türkiye’nin yakın zamanda yapabileceği en önemli atılım rüzgar enerjisini gündeme getirmek ve rüzgar türbinlerinin yapımını gerçekleştirmektir.

  3. Bunun yanında, yeterli teknolojiye sahip Türk Sanayisi türbin üretimi konusunda desteklenmelidir.

  4. Ülkemizin ciddi bir jeotermal enerji potansiyeli mevcuttur. Jeotermal gücümüz sadece elektrik enerjisi üretiminde değil, sera ısıtmasında, sağlık turizminde derhal kullanılmalıdır.

  5. Enerji kullanımında tasarruf yöntemleri konusunda halk bilinçlendirilmelidir.

  6. Üniversitelerde yüksek lisans ve doktora çalışmaları, yenilenebilir enerji kaynaklarını kapsayacak şekilde oluşturulmalıdır.

Tüm bu önlemlerin toplamında, Sempozyum Türk toplumuna önerileri:




  1. “Güneş Kent”, “Güneş Uygarlığı” projeleri kamu oyuna tanıtılmalı, fosil yakıt temelli yaşam biçiminin bizi felakete sürüklediği ve nihai çözümün ancak “Güneş Uygarlığı” nın geliştirilmesi ve yaşam biçimi yapılması ile mümkün olacağı,

  2. Uygun bölgelerde, sıfır dış atımlı ve tüm enerjisini güneşten ve birleşik yöntemleri kullanarak kendisi “enerji üreten binaların” oluşturulması, bu örnek binaların sokaklar, mahalleler ve kentler oluşumunda temel proje olarak alınması gerektiği,

  3. Üniversitelerimizin, topluma öncülük etme misyonunu dikkate alınarak, toplumsal Güneş enerjili, çevre duyarlı, kampus projeleri yapmaları, örnek projeleri üretmeleri topluma yol göstermeleri.

  4. Topluma yol göstermek ve projeleri hayata geçirmekle yükümlü Mimar, Mühendis ve Planlama Odalarının, bir araya gelerek, ülkemizin küresel ısınmaya karşı ortak politikalarını geliştirmeleri, vizyon oluşturmaları, toplum için somut ve uygulanabilir projeler üretmeleri, geliştirilen fikirleri toplumla paylaşmaları.

  5. Yeni seçilen Meclisin, Küresel ısınma sorununa sahip çıkması, çözüm üretmesi, halkımızın beklediği gerekli yasal düzenlemeleri yapması, “Küresel Isınma Ulusal Strateji Planı” geliştirerek uygulaması

  6. Yerel Yönetimlerin, kendi olanakları çerçevesinde, Küresel ısınmaya karşı harekete geçmeleri, yenilenebilir kentsel politikalar üretmeleri, üniversitelerle işbirlikleri yaparak, halkın yararlanacağı, Güneş projeleri başlatmaları.

  7. Duyarlı vatandaşlarımızın, hiçbir koşul ve beklenti içine girmeden, küresel ısınmaya karşı harekete geçmeleri, Dünyada ve Türkiye’de başlayan mücadeleye bütün imkanları ile katılmaları

YEKSEM 2007’nin özetini oluşturmaktadır.



Prof. Dr. Arif NACAROĞLU

Yüklə 26,36 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə