Birinci Bölüm / allah'i tanimak



Yüklə 1,3 Mb.
səhifə3/80
tarix21.08.2018
ölçüsü1,3 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   80

İlâhî Dinler ve Usulleri


Çeşitli dinlerin nasıl ortaya çıktığı konusunda dinler tarihi, toplumbilim ve halkbilim bilginleri arasında bir takım ihtilaflar vardır. Fakat İslâmî kaynaklardan anlaşıldığı üzere, din insanın varoluşuyla birlikte ortaya çıkmıştır ve ilk insan olan Hz. Âdem (a.s) Allah'ın peygamberi olup, tevhid ve tek olan Allah'a tapmaya çağırıyordu. Bütün şirk içerikli dinler ise tahrifler, kişisel zevkleri uygulama, kişisel ve grupsal garazlar sonucu ortaya çıkmıştır.[1]

İlâhî ve hakikî dinlerden ibaret olan tevhidî dinler üç genel ortak ilkeye sahiptirler:

1- Tek olan Allah'a inanmak

2- Her insanın ahiret âleminde ebedî hayatına ve bu dünyada yaptığı şeylerin mükâfat ve cezasını göreceğine inanmak

3- Allah'ın insanları mükemmelliğin zirvesine, dünya ve ahiret saadetine hidayet etmek için peygamberler gönderdiğine inanmak.

Bu üç temel ilke gerçekte her bilinçli insanın karşılaştığı en temel soruların cevaplarıdır: Varlık nedir? Hayatın sonu nedir? En iyi yaşam programını nasıl tanıyabiliriz? Vahiy kanalıyla garanti edilen yaşam programı ilâhî dünya görüşünden kaynaklanan din ideolojisidir.

Temel inançlar, tümü bir arada din inancı sistemini oluşturan bir takım gerek, izlenim ve ayrıntılara sahiptir. Bu inançlarda ihtilaf ise çeşitli din, fırka ve grupların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Nitekim bazı peygamberlerin peygamberliğinde ve muteber bir ilâhî kitabın tayinindeki ihtilaf Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm dini arasındaki ihtilafın temelini oluşturmuş ve bazen temel inançlarla bağdaşmayan inanç ve amellerde bir takım diğer ihtilaflara neden olmuştur; tevhid inancıyla bağdaşmayan Hıristiyanlıktaki teslis inancı bunun en bariz örneğidir; Hıristiyanlar her ne kadar açıklama getirerek buna meşruiyet kazandırmaya çalışmışlarsa da durum böyledir. Yine Peygamber efendimizden sonra onun yerine geçecek olan kişinin Allah tarafından mı, yoksa halk tarafından mı tayin edilmesi gerektiği konusu İslâm dininde Şiîlerle Sünnîler arasındaki temel ihtilafı teşkil etmektedir.

Bundan alınan sonuç şudur: Tevhid, nübüvvet ve mead bütün ilâhî dinlerdeki en temel inançlardır; fakat ya bunların tahlilinden elde edilen ya da bunların devamı olan inançları özel anlamda temel inançlardan sayabiliriz; örneğin Allah'ın varlığına inanmayı tek başına bir ilke ve O'nun birliğine inanmayı da ayrı bir ilke sayabiliriz. Ve yine Son Peygamber'in (s.a.a) peygamberliğine inanmayı İslâm dininin temel ilkelerinden biri sayabiliriz. Nitekim bazı âlimler "tevhid" ilkesinin kollarından olan "adalet" ilkesini tek başına bir ilke ve yine nübüvvet inancının devamı olan "imamet" inancını da ayrı bir ilke saymışlardır. Gerçekte, bu gibi inançlar hakkında "temel ilke" ve "usul" kavramlarının kullanılması ıstılah ve halk arasındaki kullanıma bağlı olup özel bir tartışma konusu değildir.

Dolayısıyla, "usul-i din" kavramı genel ve özel olmak üzere iki anlamda kullanılabilir: Usul-i dinin genel anlamı "füru-i din" ve ahkâm karşısında kullanılıp bütün muteber akaidi kapsamına almaktadır. Özel anlamı ise en temel akaid hakkında kullanılmaktadır. Ve yine bütün ilâhî dinler arasında ortak olan inançlara, örneğin (genel anlamda) üç temel inanca (tevhid, nübüvvet ve mead) "usul-i din" ve bunlara bir veya birkaç diğer ilkeyi de ekleyerek "özel anlamda usul-i din" veya belli bir mezhep ve grubun özelliklerinden olan bir veya birkaç inancı ekleyerek "usul-i din ve mezheb" veya "bir mezhebin temel inançları" diyebiliriz.

Sorular:


1- Dinin terim ve deyim anlamını açıklayınız.

2- Dünya görüşü ve ideolojiyi tarif edip aralarındaki farkı açıklayınız.

3- Dünya görüşünün her iki türünü açıklayınız.

4- Usul-i dinin genel ve özel anlamlarını izah ediniz.

5- Bütün semavî dinler arasındaki ortak usuller ve bunların önemli tarafı nelerdir?

 

[1]- Bazı ilâhî dinlerde baş gösteren tahriflerden biri de zalim ve zorba yöneticileri memnun etmek için din dairesini kişinin Allah ile ilişkisiyle ve din hükümlerini ise özel bir takım merasimlerle sınırlandırmış olmaları, özellikle siyaset ve toplumun işleriyle ilgilenmeyi din dairesinin dışında tanıtmalarıdır; hâlbuki bütün ilâhî dinler toplumun dünya ve ahiret saadetine ulaşması için ihtiyaç duyduğu her şeyi açıklamak durumundadır ve normal insanların aklı bunları tanımak için yeterli değildir. (İleride bunu açıklayacağız inşaallah.) Allah Teâla’nın gönderdiği son peygamber kıyamete kadar insanların ihtiyaç duyduğu tüm öğreti ve talimatları insanlara sunmalıdır; işte bu nedenle İslâm dininin öğretilerinin önemli bir bölümünü toplumsal, iktisadî ve içtimaî konular oluşturmaktadır.


2- DİN HAKKINDA ARAŞTIRMA YAPMAK

Araştırmanın Hedefleri


İnsanın ruhî özelliklerinden biri de her insanda çocukluğunun başlarında başlayıp hayatının sonuna kadar devam eden fıtrî olarak hakikatleri bilme ve gerçekleri öğrenme eğilimidir. "Merak hissi" denilen bu hakikati arama fıtratı bazen insanı din dairesinde söz konusu olan konular üzerinde düşünmeye ve hak dini tanımaya itebilir. Örneğin insanı şu konular hakkında düşündürebilir:

Acaba maddî olmayan ve duyu organlarıyla hissedilmeyen bir varlık (gayb) var mıdır? Eğer varsa acaba gayb âlemi ve duyu organlarıyla hissedilen maddî âlem arasında bir bağlantı var mıdır? Eğer bağlantı varsa, bu maddî âlemi yaratan duyu organlarıyla hissedilmeyen bir varlık var mıdır?

İnsanın varlığı sadece bu maddî bedenle mi sınırlıdır ve hayatı bu dünya hayatıyla mı kısıtlıdır, yoksa başka bir hayatı da var mıdır? Eğer başka bir hayatı da varsa, acaba dünya hayatıyla ahiret hayatı arasında bir ilişki var mıdır? Eğer ilişki varsa, dünyadaki varlıklardan hangisi ahiret işlerinde etkilidir? Ve her iki dünyada da insanı saadete kavuşturacak doğru yaşam programını tanımanın yolu nedir? Ve nihayet bu program nedir?

O hâlde hakikati arama içgüdüsü insanı bütün konuları ve bu cümleden din konularını incelemeye ve hak dini tanımaya sevkeden ilk etkendir.

İnsanın hakikatleri tanıma eğilimini güçlendiren başka bir etken ise şudur: Her biri gerçekleri tanıma eğilimi dışında diğer bir veya birkaç fıtrî eğilime bağlı olan başka isteklere ulaşmak özel tanımalara bağlıdır. Nitekim rengârenk maddî ve dünyevî nimetlerden yararlanmak da bilimsel çalışmalara bağlıdır ve pozitif bilimlerin ilerlemesi insanın isteklerine ulaşmasına büyük ölçüde yardımcı olmaktadır. Din de insanın isteklerini, çıkar ve menfaatlerini temin edip karşılaşabileceği zarar ve tehlikeleri önleyebilirse onun için çekici olacak, menfaat severlik ve zarardan kaçış güdüsü din hakkında araştırma yapmak için başka bir neden sayılacaktır.

Fakat bilmesi gereken şeylerin dairesinin geniş olması ve bütün gerçekleri tanıyabilmek için yeterli şartların olmaması nedeniyle insan; araştırmak için çözümü kolay olan, sonuçları daha net hissedilen ve kolay ulaşılabilen konuları seçip din ile ilgili konuları çözümleri zor olduğu veya önemli bir bilimsel sonucu olmadığı düşüncesiyle incelemekten sakınabilir. İşte bu nedenle, din konularının çok önemli olduğunu, hatta hiçbir konuyu incelemenin bu konuları incelemek kadar değerli olmadığını açıklamak gerekiyor.

Şunu da hatırlatalım ki, bazı psikologlar[1] esasen Allah'a tapmanın müstakil bir fıtrî istek olduğuna inanmakta, onun "din hissi" diye adlandırdıkları bir kaynaktan kaynaklandığını savunmakta ve onu merak hissi, iyilik hissi ve güzellik hissi yanında insan ruhunun dördüncü boyutu saymaktadırlar.

Bu psikologlar tarihî tanıklardan yararlanarak Allah'a tapmanın sürekli insanlar arasında var olduğunun, bunun herkeste ve sürekli oluşunun da fıtrî özelliğinin bir belirtisi olduğunun altını çizmişlerdir.

Fıtrî eğilimin genel oluşunun anlamı, sürekli herkeste canlı ve uyanık olduğu ve insanı bilinçli olarak isteğine kavuşturduğu anlamına gelmez; ortamdaki etkenler ve yanlış eğitimler sonucu faaliyetini kay-bedip uyuyabileceği gibi doğru yoldan da sapabilir; nitekim bu gibi uyuma ve sapmalar az çok diğer içgüdülerde de görülebilir.

Bu görüşe göre, din hakkında araştırma yapmak müstakil fıtrî faktörlere sahiptir ve onu delille ispatlamaya gerek yoktur.

Bunu dinin fıtrî oluşuyla ilgili ayet ve rivayetlerden tanıklarla teyit edebiliriz; fakat bu fıtrî eğilimin etkisi bilinçli olmadığı için insan tartışma ve delil alanında kendisinde böyle bir eğilimin varlığını inkâr edebilir. İşte bu nedenle, bu açıklamayla yetinmiyor, aklî delillerle din konusunda araştırma yapmanın önemini ispatlıyoruz.



Yüklə 1,3 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   80




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə