BiRİNCİ BÖLÜm karar ibrahim bilmez başvurusu



Yüklə 128,98 Kb.
səhifə1/2
tarix28.07.2018
ölçüsü128,98 Kb.
#61372
  1   2



TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR


İBRAHİM BİLMEZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/434)

Karar Tarihi: 26/2/2015

R.G. Tarih-Sayı : 16/4/2015-29328



BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan y. : Burhan ÜSTÜN

Üyeler : Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN



Raportör : Recep ÜNAL

Başvurucu : İbrahim BİLMEZ



Vekili : Av. Cengiz YÜREKLİ

Av. Mazlum DİNÇ



Av. Rezan SARICA

  1. BAŞVURUNUN KONUSU

  1. Başvurucu, kendisine posta yoluyla gönderilen bir derginin, Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu (Eğitim Kurulu) tarafından yasaklanması ve buna ilişkin şikâyet ve itiraz başvurularını inceleyen yargı mercilerinin kararları sonucunda Anayasa’nın 5., 10., 17., 26., 36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

  1. BAŞVURU SÜRECİ

  1. Başvuru, 24/12/2012 tarihinde İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

  2. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 13/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

  3. Bölüm tarafından 7/1/2014 tarihinde yapılan toplantıda başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

  4. Başvuru konusu olay ve olgular 8/1/2014 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 7/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur.

  5. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 14/3/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 31/3/2014 tarihinde sunmuştur.

  1. OLAYLAR VE OLGULAR

  1. Olaylar

  1. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

  2. Başvurucu İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/64 sayılı dosyası kapsamında tutuklu olup, başvuru tarihi itibarıyla Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır.

  3. Posta yoluyla gönderilmiş olan “Demokratik Modernite” adlı derginin (Dergi) 2012/2 numaralı sayısı, Eğitim Kurulunun 13/9/2012 tarih ve 2012/45/44 sayılı kararı gereğince başvurucuya teslim edilmemiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

İlgili dergide yasa dışı terör örgütünün sözde lideri Abdullah ÖCALAN'ın yasaklı kitaplarından alıntılar (Örnk.S.48) yapılmış olup; ÖCALAN'ı ve örgütü övücü, meşrulaştırıcı (Örnk.S.60-76) ifade ve yorumlar vardır. Ayrıca ilgili dergi hakkında yine ... Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Eğitim Kurul Başkanlığının 18/07/2012 tarih ve 2012/37/32 sayılı verilmemesi yönünde kararı vardır.

Belirtilen nedenlerden: Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 62. Maddesinin 3. bendinde geçen ‘Kuruma gelen her türlü yayının, kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan nitelikte olup olmadığına karar vermek.’ ayrıca, Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi'nin 11. Maddesinin (b) bendinde geçen ‘Mahkemece yasaklanmamış olsa bile, Kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.’ hükmüne binaen ilgili yayınların arşive kaldırılmasına, adı geçen hükümlü ve tutuklulara verilmemesine, ...”

  1. Başvurucu bu karara karşı Kocaeli İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) itirazda bulunmuştur. Başvurucunun itirazını inceleyen İnfaz Hâkimliğinin 31/10/2012 tarih ve E.2012/1885, K.2012/2035 sayılı kararı ile başvurucunun itirazının reddine karar verilmiştir.

  2. Başvurucu, anılan ret kararına karşı Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesine (Ağır Ceza Mahkemesi) itirazda bulunmuştur. Başvurucunun itirazını inceleyen Ağır Ceza Mahkemesinin 21/11/2012 tarih ve D.İş.2012/1766 sayılı kararı ile başvurucunun itirazının reddine karar verilmiştir.

  3. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı başvurucuya 26/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

  4. Başvurucu, 24/12/2012 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

  1. Başvuruya Konu Dergi

  1. Demokratik Modernite”, merkezi İstanbul’da olan ve üç ayda bir yayımlanan bir dergidir.

  2. Derginin başvuruya konu 2012/2 numaralı sayısının ilgili kısımları, internet sayfasından temin edilerek incelenmiştir.

  3. Derginin 47. vd. sayfalarında yer verilen ve Sercan Aydın tarafından kaleme alınan “Bir Modernite Masalı: Yüzükteki İktidar” başlıklı makalede, “kapitalist uygarlığın” kaderinin Ortadoğu’daki gelişmelere bağlı olduğu, “kapitalist modernitenin” geçirdiği krizin dönemsel ve sonuncu olmadığı, krizin sebebinin azami kar amacı güden tekelleşmeye dayalı kapitalizm olduğu, dünyada mevcut durumun bir uygarlık krizi olduğu, yalnızca iktidar sahiplerinin çıkarlarının korunmasının asıl problemi oluşturduğu, tarihsel süreçte anaerkil düzenden ataerkil iktidara geçiş yaşandığı, iktidarın erkeklikle özdeşleştirildiği, erkek egemen toplum yapısının tesisinde hukuk, askeri düzen ve dinin kullanıldığı, iktidarın, sorgulayan bireyleri tehlikeli bulduğu ve biat eden toplum yapısı arzuladığı, hiyerarşinin, erkeğin din ve devlete kutsallık giysisi giydiren bir aklın ürünü olduğu, hiyerarşik ataerkil düzenle birlikte iktidarın kendini devlet şeklinde görünür kıldığı, ancak “iktidar eşittir devlet” olmadığı ve iktidar için devletin “olmazsa olmaz” olmadığı ifade edilmiştir.

  4. Makalenin devamında, Abdullah Öcalan’ın “iktidar” kavramına ilişkin olarak “kadim bir gelenek, artık ürünü elde etmeye, artırmaya ve ele geçirmeye yönelik her türlü toplumsal faaliyet” ve “devlet” kavramına ilişkin olarak “iktidarın hukuksallaşmış biçimidir” şeklindeki tanımlamalarına yer verildiği; iktidar ve devletin asıl hedefinin her zaman “toplumsal sömürü” olduğu, buna itiraz edilmesi halinde savaşlar ve darbelerle toplumun “yola getirilmeye” çalışıldığı, kapitalist uygarlığın ahlaki bağları çözdüğü ve arzu ettiği şekilde, toplumu bireylerden oluşan kişiliksiz bir sürü haline getirdiği, kapitalizmin, üzerinde yaşadığımız gezegeni tehdit eden bir canavar, iktidarın ise onulmaz bir hastalık olduğu, iktidarın, sahibini kölesi yaptığı ve “iyi iktidar” olmadığı düşüncelerine yer verilmiştir.

  5. Sonraki kısımlarda ise, devletleşmiş iktidarın özelliklerine yer verilerek, iktidarın, topladığı vergilerin topluma hizmet olarak yansıtıldığı propagandasını yaptığı, ancak esasen belirli bir zümrenin zenginleştirildiği, buna karşılık, yönetilenlerin iktidarı içselleştirdikleri, yegâne baskı yönteminin, şiddet olmadığı, insanların gündelik yaşamlarının denetlenmesinin de baskının bir türü olduğu, medya gücünün bir silaha dönüştürüldüğü, egemen ideolojinin etkisi altına giren toplumun kendi gerçekliğini göstermeye çalışan her türlü sese kulak tıkadığı fikirleri ifade edilmiştir. Makalenin son kısmında, iktidarların ezici güç ve zihin yıkama araçlarıyla toplumu kendilerine bağımlı hale getirdikleri, ancak iktidarın vazgeçilmez olmadığı vurgusu yapılmıştır.

  6. İktidar ve devletin vazgeçilmez olmadığı, bilakis bu iki olgunun insanlık ve toplumun güçsüz kesimleri için zararlı olduğu hususlarının, makalenin ana fikrini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Makalenin yazarı, bu fikrini kendi perspektifinden ele alırken, terör örgütü lideri olan Abdullah Öcalan’ın kavramsal tanımlamalarına yer vermiştir.

  7. Anılan Derginin 50. sayfasından başlayıp devam eden ve Ferhat Çiçek tarafından kaleme alınan “Kapitalist Modernitenin Resmi İdeolojisi: LİBERALİZM” başlıklı makalenin (Derginin 60. ve 61. sayfalarına tekabül eden) son iki sayfasında, hiyerarşik-devletçi sistemin, her sistem gibi kendini beyinlere kazımak istediği, bu işte bir dönem mitolojiyi, dini ve felsefeyi kullandığı, gelinen noktada dini düşünce yerine din haline getirilen pozitivist düşünüşün hâkim olduğu, liberalizmin cinsiyetçiliği kullandığı, kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan iki cinsin ötesinde, eşitlik kisvesi altında kadının cinsel meta haline getirildiği ve erkeğin cinsellik güdüsünü canlı tutmak için kullanıldığı, bu konuda bir özgürlük yanılsamasının yaşandığı görüşlerine yer verilmiştir.

  8. Derginin, 62 ilâ 71. sayfalarında, Eser Sağlam tarafından kaleme alınan “Kapitalist Modernite Döneminde Kültür ve Ahlak’ın Başlıca Özellikleri” başlıklı makalede, ulus-devlet kültürü ve ahlakın parçalanması, kültürün metalaştırılması, bireycilik kültürü ve toplumun ahlâki çöküntüye sürüklenmesi, popüler kültür, post modern kültür, sanal kültür, medya kültürü ve kültür emperyalizmi konularına temas edilmiştir.

  9. Kapitalizm ve “endüstriyalizm” öncesi uygarlık çağlarında bireylerin kendi aidiyetlerini mensup oldukları kantona, feodal beye veya aşirete göre tanımladıkları, ulus-devletin bu anlayışı ortadan kaldırarak vatandaşlık bağını getirdiği, “iyi vatandaş” kavramının, devletin tüm buyruklarına ve hukuk sistemine kölece boyun eğen “uyruk” olarak anlaşıldığı, ulus-devlet içinde bir ırk, din, mezhep veya kültürel kümenin hâkim kılındığı, diğerlerinin ise yasaklanıp baskı altına alındığı, bunun en uç örneğinin Türk ulusal devletindeki “tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil” anlayışının bireylere empoze edilmesi olduğu, ulus-devlet ve kapitalist ilişkilerin, toplumsal kümeler arasında çimento işlevi gören ahlak yerine, hukuk kriterleri ikame ettiği, bu şekilde toplumun aklı, yargısı, vicdanı, kendini koruma ve yürütüş ilkesi olan ahlakın bir kenara itildiği, kültür kapsamı içinde nitelendirilebilecek hemen her şeyin metalaştırıldığı, paranın istenen her şeyin anahtarı olarak görüldüğü ifade edilmiştir.

  10. Bu kapsamda, Abdullah Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önündeki savunmasında geçtiği belirtilen “Para gücünü tanrıyla eşitlemektedir. Yani tanrı=para formülü en çok kapitalist topluma yakışmaktadır. Para, sistemin ruhunun somut ifadesi olmaktadır. Sihirli güçtür, çevrilemeyeceği hiçbir değer yoktur. Toplumun daha önceki biçimlerinde simgeleri totem, tanrı, tanrı-krallar gibi değerlendirilirken, kapitalist biçimlenişte toplumun en özlü ve güç yansıtıcısı, bireysel ruhu en çok çeken, uğruna her şeyin göze alındığı, gerektiğinde tüm insanlığa kan kusturacak savaşlara götüren güç para olmaktadır. Para etrafında şekillenen bir ruh kimliği geçerli olmaktadır.” değerlendirmesine yer verilmiştir. “Kapitalist modernitenin” insan toplumuna dayattığı sosyo-kültürel biçimlenişin bireycilik olduğu, bireyciliğin, toplumsalın aleyhine toplumun içyapısında sürekli derinleşen bir çözülmenin mimarı olduğu belirtilerek, Abdullah Öcalan’ın bireycilik kültürünün yaşamdaki tüm etkileri ve yansımaları bakımından günümüz toplumlarında, toplumsalı içten içe çürüten bir kanserleşme hali olduğu yönündeki görüşüne atıf yapılmıştır. Makalenin devamında popüler kültürün anlam kaymasına uğradığı, asıl anlamı olan “halka ait”in ötesinde, “bir çok kişi tarafından sevilen veya tercih edilen” şeklinde algılandığı, popüler kültür kisvesi altında halkın tercih, beğeni ve eğilimlerinin yönlendirildiğine dikkat çekilmiştir. Sonraki kısımda ise post modern kültürün özellikleri ve çeşitli sanat dallarına yansımaları ve sanal kültürün insan bilinci ve toplumsal yaşamdaki etkileri üzerinde durulmuştur.

  11. Sanat kültürle ilgili olarak Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Toplum Manifestosu” adlı kitabında geçen “Kapitalizmin zihniyet hegemonyasında temelde medya organlarınca yürütülen sanal dünya diğer çok önemli bir zihinsel araçtır. Yaşamın sanallaşması analitik aklın en uç sınırlarına varmasıdır. Savaş gibi en dehşetli bir olay bile sanal olarak sunulduğunda ahlakı tek başına yıkması işten bile değildir. İnsan beden ve zihninin deneyimlemediği yaşama eskiden beri sahte yaşam denirdi. Sanal ismi takılmakla sahte olmaktan kurtulamaz. Sanal yaşamı olanaklı hale getiren teknik gelişim kendi başına suçlanmıyor. İstismarı bir kere daha karşımıza birey zihnini felç eden özellikleriyle değerlendiriliyor. Başıboş teknoloji en tehlikeli silahtır. Kapitalizmin tekniğe hâkimiyeti ve milyarları yönetme ihtiyacı sanal yaşamı zorlayan esas etkendir. Yaşam artık yaşanmıyor sürekli sanallaşıyor. Bir nevi ayakta ölüm oluyor. Simülakiler sanal yaşamın en somut halidir. Her olayı, ilişkiyi, eseri, simüle etmekle insan bilgilenmez, aptallaştırılır. Tüm uygarlık eserlerinin taklidi yapılmakla bir gelişme sağlanmıyor. Taklit kültürünün hegemonyası gerçekleştiriliyor, yaşamın özünde yatan farklılaşma asla tekrara dayanmaz. Tarih bile tekerrür etmez. Taklit gelişmenin zıddıdır. Sanal yaşam ise sınırsız taklide dayanır. Herkes birbirini taklit ederek birbirine benzetilir. Böylelikle koyun sürüleri yaratılır. Finans çağı sanal yaşam olmadan yaşayamaz. Ancak sınırsız aptallaşmayla yürüyebilir ki o da sahte sanal yaşamla gerçekleştirilir.” ifadeleri nakledilmiştir.

  12. Yazının devamında, “medya ve kültür emperyalizmi” üzerinde durularak, “dünyayı yöneten güçlerin”, medya aracılığıyla dünya hakkında nasıl düşünülmesi gerektiğini belirlediği ve kitlelerin bu şekilde yönlendirildiği vurgulanmış, tüketim kültürü başlığı altında medya aracılığıyla tüketmenin yaşamın vazgeçilmezi olarak sunulduğu, insanların güdü, duygu ve düşünsel dünyasının, tüketim kampanyalarının günlük kışkırtmaları ve uygulamaları ile tahrik edildiği, daha fazla sermaye birikimini elde etmek için hiçbir kural, hiçbir toplumsal değer ilkesinin tanınmadığı, kapitalizmin topluma “ya tüket, ya da öl” mesajını ilettiği tespitlerine yer verilmiştir.

  13. Derginin 72 ilâ 77. sayfalarında Aydın Söğüt tarafından kaleme alınan “Kapitalist Modernite ile Hesaplaşan Halk: Kürtler” başlıklı makalenin girişinde Abdullah Öcalan’ın “Direniş, kendi başına modern hegemonyayı yıkmaya ve alternatif geliştirmeye yetmez, karşı modernitesini inşa etme ustalığını gerektirir.” ifadelerine yer verilmiştir. Yazının devamında neolitik dönemde “toplumsal devrime” öncülük ve uygarlıktaki “siyasal devrime” de zemin teşkil eden Ortadoğu coğrafyasının bir kez daha evrenselde kritik bir rol oynama şansının doğduğu, Abdullah Öcalan’ın “yoğunlaşmaları” sonucunda sözü edilip tartışılan “paradigma değişikliğinin”, bu sürecin başladığının göstergesi olduğu, “paradigma değişimi” konusunda Abdullah Öcalan’ın “demokratik komünal” toplum ile egemenlikçi devlet toplumunu karşılaştırırken “birikim-kopuş denklemi” kullandığı, ama bunların nitelik olarak farklı olduğu, egemenlikçi uygarlığın tarihteki gelişiminin birikimci, fakat demokratik uygarlıkla ilişkisinin kopuşlu olduğu, aynısının “demokratik uygarlık” açısından da geçerli olduğu, kapitalizmin tüm “vahşiliğine” rağmen, “hazmedile hazmedile” yerleştiği, Latin Amerika’daki alternatif deneyimler ve Ortadoğu’daki bunalımın, “kapitalist modernitenin” kendini toplumlara tamamen kabul ettiremeyişinin göstergesi olduğu, bu kapsamda oluşturulan tahribat sonucunda, Türkiye-Suriye ve Türkiye-Irak sınırlarının çokça tartışıldığı, arada kalan Kürtlerin kıyıma uğradığı, araya çekilen yapay sınırlarla bir tarafa Türk olması, Türkçe konuşması ve yaşaması dayatılırken, diğer tarafa Arap olması, Arapça konuşması ve yaşamasının dayatıldığı fikirleri ortaya konulmuş ve Avrupa’daki muhalefet ile Ortadoğu’daki muhalefetin mukayesesi yapılmıştır.

  14. Yazının sonraki kısımlarında tekelleşmenin ancak ulus-devlet sınırları ve milliyetçilikle mümkün olduğu, bu sınırların suni homojenliği gerektirdiği ve sonunun “faşizm” olduğu, bu yolda büyük paylaşım savaşları yaşandığı, milyonların öldüğü, ancak çarkın sağlamlaştığı, ancak dünyanın diğer coğrafyalarındaki “uyanış” ve hareketlenmelerle çarkın teklemeye başladığı, son finansal krizle Ortadoğu’daki ayaklanmaların aynı zamana denk gelmesinin tesadüf olmadığı ifade edilmiştir. Kürtlerin, diğer coğrafyalardaki halklardan farklı olarak, “her türlü fiziki ve kültürel soykırımdan” geçirildikten sonra varlıkları, tarihleri ve var olma haklarının inkâr edildiği, önceki dönemlerde belirli bir yeri, rolü, varlığı ve kimliği olan Kürt halkının “modernizmin” son yüzyılında bunları yitirmiş olmasının, “kapitalist modernite” ile “özgün bir hesaplaşma” için başlı başına yeterli bir neden olduğu, diğer topluluklardaki “ödül” sisteminin Kürtler açısından farklı işlediği, var olmanın, nimetlerden faydalanmanın, “insan sayılmanın” yolunun “Kürtlükten kaçıştan” geçtiği, “hükümet partisine yamanan” kesimlerin durumunun böyle olduğu, “sömürgeci inkar ve imha rejiminin hükümetinde” yer alıp aynı zamanda Kürtçülük yapıldığı, belirtilen coğrafyada Kürtlüğe ve Kürtçe’ye bir gelecek biçilmediği, “Kürt Özgürlük Hareketi”nin siyasi partilerinin “dil, özyönetim, özsavunma” gibi hak taleplerine olumsuz yanıt verenlerin “bir ulus-devlet kurmaktan başka çareniz yok, gücünüz varsa kurarsınız, yoksa da bu halinize razı olup şükredersiniz” imasında bulunduklarının farkında olmadıklarını, mevcut paradigmanın, varlık için yalnızca kendi dizgesinde bir oluşumu kabul edebileceği, Kürtlerin var olabilmeleri için bir ulus-devlet kurmalarının gerektiği, bunun ise egemen sistemin o anki çıkar dengesine bağlı olduğu, halihazırda konjonktürün bir Kürt devletine el vermediği, İran ve Suriye’de muhalefet oluşturabilmek için “kırk takla atan” sistemin, “örgütlü ve iradeli Kürt özgürlük muhalefetini görmezden gelmesi”nin ve “terörist” saymasının güncel bir gerçeklik olduğu, aynı özgürlük hareketinin çizgisindeki Kürtlerin, sınırın bir tarafında silah kullandıkları, diğer tarafında ise kullanmadıkları için lanetlendikleri düşüncelerine yer verilmiştir.

  15. Makalenin devamında, Kürt kadınları tarafından yapılan işlere medyanın duyarsızlığından şikâyet edilmektedir. Paradigma değişimlerine ilişkin olarak yazar, “Ama bize göre, yani Öcalan’ın tarihsel toplum bakışına göre bunlar iktidarcı-devlet toplumu için birikimsel dönüşümler süreçleridir. Kopuşlu olanı ise aynı süreçlerde ayrıca birikimsel dönüşümler yaşayan demokratik toplum, demokratik uygarlık ve özgürlük mücadeleleri serüvenidir. Kürtlerin Ortadoğu’da yaşaması ve gerçekleştirmesi gereken paradigmal değişim, bu ikinci geleneğe dayanarak birincisinde(n) kopmak ve (o)na üstünlük sağlayacak bir yeni ‘modern’ alternatif yaratmaktır.” ifadelerine yer vermiştir. Devamında Yukarı Mezopotamya coğrafyasının on beş bin yıllık tarihi nedeniyle çoraklaşan topraklarının, ancak mütevazi bir üretime dayanabileceği ve Abdullah Öcalan’ın tarım ve enerji projeleri önerisinin ekolojik dengeye dayalı ve koruyucu bir perspektif taşıdığı, merkezi planlı barajlar ve HES projelerinin güncel güvenlik politikalarının yanı sıra yaşanılır olmaktan çıkarma stratejisinin ayakları olduğu ifade edilmiştir. Yazar, “Kapitalist modernitenin bölgedeki temel şubelerinde(n) biri olan koskoca bir devlet kıskacına rağmen köy komünleri, köyler arası komünler, halk meclisleri, kent meclisleri, dernekleşmeler, konfederal organlar, kadın ve gençlik hareketleri, öz savunma oluşumları, meşru savunma güçleri, halk (doğrudan) demokrasisi pratikleri, halk diplomasisi, medyası, siyasal katılımı, öz yönetimi, dayanışması ve ekolojik paylaşımcı ekonomi deneyimleri ve demokratik ulus perspektifiyle demokratik uygarlık ve demokratik modernite paradigmasına yerel boyutta hayat buldurmuştur bile.” ifadeleri ile Türkiye’nin güneydoğusundaki durumu kendi perspektifinden özetlemiştir.

  16. Yazar, başında olduğu gibi sonunda da Abdullah Öcalan’ın “Kürtler geriye kalan varlık parçalarını ancak demokratik uygarlık tarihinin ışığı altında daha açık görebilir. (…) Tarih bir kez daha aynı coğrafyada insanlık adına O’nu toplumsal varlıkları korumak ve özgür insan kılmak için devrime zorlamakta, demokratik modernitenin inşasına çağırmaktadır. (…) Demokratik modernite kavram ve kuramlarıyla yeniden kurgulanan Kürdistan devrimi pratik gelişimini layıkıyla sürdürürse, sadece Kürt sorununun demokratik çözümünü gerçekleştirmekle kalmaz. (…) Devrimin yerel çözümü evrensel çözümün en sağlam bileşkesi olur. (…) Kürt devrimi potansiyeli ve boğuştuğu güçler kapsamında hem tarihle hem moderniteyle hesaplaşmayı gerektirir. Bu yönlü hesaplaşmasını başarı ile yaparsa evrenselliğe en önemli katkıyı yapmış olur…” ifadeleriyle makaleyi sonlandırmıştır.

  1. İlgili Hukuk

  1. 16/5/2001 tarih ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun “İnfaz hâkimliklerinin görevleri” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

İnfaz hakimliklerinin görevleri şunlardır:

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

2. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tabi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

3. Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan disiplin tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun, tüzük veya yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu iddiasıyla yapılan şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

4. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurullarının kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri raporları inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar vermek.

5. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan konulara ilişkin hükümler saklıdır.”

  1. 4675 sayılı Kanun’un “İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar” kenar başlıklı 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

Şikayet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikayet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.”

  1. 13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı” kenar başlıklı 62. maddesi şöyledir:

(1) Hükümlü, mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma hakkına sahiptir.

(2) Resmî kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar, hükümlülere ücretsiz olarak ve serbestçe verilir. Eğitim ve öğretimine devam eden hükümlülerin ders kitapları denetime tâbi tutulamaz.

(3) Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez.”

  1. 6/4/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün “Eğitim kurulunun görev ve yetkileri” kenar başlıklı 43. maddesinin (1) numaralı fırkasının (ı) bendi şöyledir:

(1) Eğitim kurulu aşağıda sayılan işleri yapmakla görevli ve yetkilidir;



ı) Kuruma gelen her türlü yayının, kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan nitelikte olup olmadığına karar vermek,



…”

  1. 12/7/2005 tarihli Adalet Bakanı oluru ile yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin “Kuruma kabul edilmeyecek yayınlar” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

a) Mahkemelerce yasaklanmış olan,

b) Mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile, kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen,

hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.”

  1. İNCELEME VE GEREKÇE

  1. Mahkemenin 26/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 24/12/2012 tarih ve 2013/434 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:


  1. Yüklə 128,98 Kb.

    Dostları ilə paylaş:
  1   2




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə