Bölüm 1 Timbuktu’yu Yeniden Keşfetmek Shamil Jeppie Çeviren: Mehmet Aykaç



Yüklə 64,43 Kb.
tarix30.04.2018
ölçüsü64,43 Kb.

Bölüm 1

Timbuktu’yu Yeniden Keşfetmek

Shamil Jeppie

Çeviren: Mehmet Aykaç

Kasım 2001’de Başbakan Thabo Mbeki yanında geniş bir Güney Afrikalı delegasyonla Mali Cumhuriyetine resmi bir ziyaret düzenledi. Saygın hotellerde kalan ve ziyaretçilerini klimalı odalarda karşılayan seyahate katılan devlet adamları, hükümet yetkilileri ve işadamları birlikte gittiler ve evlerine geri döndüler. Güney Afrikalıların ayak bastığı ve bütün toplantılarını yaptıkları Malinin başkenti Bamako Nijer nehri boyunca sere serpe uzanan bir Afrika şehridir. Bamako şehri yeterlibütçeli ziyaretçilerinin havuzunda yüzebildiği yüksek kaliteli klimalı hotellerden kendine düşen payı almıştır. Bamako 19.yy’ın sonlarına doğru Fransız kolonilerinin Batı Afrika’nın içlerine yayılmasından kalan bir şehirdir. Bundan önce önemli bir değeri yoktu.

Başkentte modern Mali yerleşiminin eski yüzyıllardaki geleneklerini başarılı bir şekilde miras aldığını gösterecek hiçbir şey yoktu.Yakıcı güneşin altında ve keşmekeş içindeki Bamako şehrindeMali’nin eski eğitim geleneklerinden, en azından görünürde,kesinlikle hiçbir kanıt yoktu. Çukurla dolu ve tozlu sokaklarında, eski arabalar, tesadüfen dört tekerli araçlar, kıvrak mobiletler, parlak kumaşların ve çeşit çeşit yerli tekstil işlerinden tutunda hayvan heykellerinin satıldığı gelişi güzel ipler gerilmiş çadırlar… Eğer bu eski gelenekleri saklayan ve unutan kentsel görünümün fiziki haliyse, o halde hükümetin eğitim ve kültürel bütçe sınırlarının kısıtlı olduğunu sıradan bir ziyaretçinin farkına varmasını engeller ki Mali aynı zamanda geniş bir yöresel bilimin mirasçısıdır.

Maalesef Güney Afrika delegasyonu için, daha önceki şehir yaşayış geleneklerine dair bulabilecekleriyerleşim alanları ve geleneksel eğitim yerlerinden oluşanbelli belirsiz kaynaklar, ulaşılamaz durumdaydı. Ulusal Mali müzesi tadilattan geçiyordu ve etkileyici yerel koleksiyonlar inşasının son aşamalarındaki ilgi çekici bir yeni binada tutuluyordu. Bu bina modernliğiyle, minimalistik, yerel form ve renklerle batı Sudan tarzı bir yapı olacaktı. Eski müze başbakanlık ofisi yolu üzerinde bütün başkentin üstünde bir yere konumlandırılmıştı. Başbakanın orada ikamet ettiğinden ve müzeyi görmek için yukarı çıkmak gerektiğinden dolayı müze doğal olarak şehrin üstünde kalıyordu. Belki de bu sebeplerden ötürü bölgenin erken formlarından arta kalan müze otoriteyi sembolize eden özel bir yerdi.

Hala okumanın, yazmanın ve hafızlığın eski adetlerini uygulayan ve değer veren öğrencilereve murabıtlara nasıl ulaşacağını bilmek için insan Bamako’da uzun süre gezinmeli ve yerel bilgiye sahip olanlarla arkadaş olmak zorundadır. Aynı zamanda daha gizli sayı ve fal bakma sanatlarında uzmanlaşan ve Sufi mezhebine de liderlik edenbu marabutlar, bu bilgilerle şifa dağıtmaya uğraşırlar. İnsan hala bu tarz bir öğrenmenin enstrümanları olan klasiklerin el yazması kopyalarını, öğrenilenleri yazmak için kullanılan yazı tahtalarını, çeşit çeşit tesbihleri, güzelce işlenmiş yöresel tahta işleri, Çin’de yapılmış plastik materyalleri şehrin ana marketlerinde bulabilir. Bunlar sadece öğrenciler için değil aynı zamanda marabutların ve dindar öğrencilerin, bilinen yönleriyle kullanması içindir.

Geleneksel eğitim değişmeden ve bu mirası farklı yorumlayan grupların anlaşmaları olmadan günümüze gelmedi. Fransızlar 20. yüzyılda geldiklerinde seküler eğitimlerini ve kendi dillerini empoze ederek tarihin akışını değiştirdiler. Bazı elitler bu şekilde yorumlarken diğerleri İslami Arap okullarının altında tuttukları Arapça ve Fransızcanın birlikte öğretildiği medreseler açtılar. Bağımsızlığın kazanıldığı 1960’tan önce orta doğudaki entelektüeller eğitim nasıl olması gerektiğini söyleyen yeni fikirlerle geldiler. Eğitim üzerindeki tartışmalar ve Malililerin en uygun nasıl yaşaması gerektiğini ifade eden fikirler hali hazırda görünür değil. Modernizasyon öncesi eğitim anlayışını ve nasıl eğitimli bir insan olunacağını görmek isteyenler başkentten çok uzağa Jenne’ye, Segou’ya, Timbuktu’ya ve Gao’ya gitmeli. Orda öğretmenlerinin etrafında ağaçların altında oturan çocuklara, geceleri sokak lambasının altında kitap okuyanlara, gün doğumundan sonra öğretmenlerinin evlerinde toplanan öğrencilere, tahtalara yazı yazanlara veya hafızlık için ezber yapanların ahenksiz gürültülerine kolaylıkla rast gelebilirler. Timbuktu koloni öncesi, koloni zamanları ve koloni sonrası orijinal eğitim anlayışıyla hala hayatta kalıyor.

Bir başbakan için delegelerini de alıp başkentten 750 km uzağa Timbuktu’ya gitmek çok alışılmadık bir durumdur. Aslında ‘Timbuktu’ya gitmek’ ifadesi çok fazla dil öğrenmeyi gerektiren ulaşılmaz veya çok uzaktaki bir yere gitmek anlamına gelmektedir ve yine de geçerli bir ifade tarzı mevcuttur.Gezi programına Timbuktu’yu da eklemek Başbakan için gecikmiş 1 Nisan şakası gibi gözükebilir. Bamako perspektifinden bakıldığında Timbuktu can sıkıcı gelişmemiş bir yer olarak gözükebilir. Timbuktu’ya doğru gittiğinizi söylediğinizde Bamako’da tanıştığınız insanların boş bakışlarına maruz kalabilirsiniz. Timbuktu’ya etkileyici şekilde verimli ve saf coşkuyla gidemezsiniz. Bamako’daki hiç kimse size Timbuktu’nun ilginç heykelleri ve nadir el işleriyle harika bir yer olduğunu söylemez. Timbuktu’ya gitmek gerçekten can sıkıcı bir seyahattir. Haftada iki sefer egzotik bir hava yoluyla tarifeli uçuşlar yapılır. Aksi takdirde kara yoluyla eski ama dayanıklı Landcruiserlarla zor bir yolculukla iki günde gidersiniz. Timbuktu’yu diğer önemli kasabalara bağlayan ana yol yoktur. Aynı zamandasezona ve tekneye bindiğiniz noktaya göre üç ile beş gün sürebilecek birde nehir yoluyla ulaşım vardır. Eğer bu günlerde saha araştırması için Timbuktu’ya gideceksiniz, göçebelerle ve Afkrika’daki Arapça yazmalarla ilgilenen bir antropolog diyebileceğimiz kıtanın insani ve coğrafi çeşitlilikleriyle ilgilenen gerçek bir maceracı yada araştırmacı olmalısınız. Ya da Güney Afrika Başbakanı olmalısınız.

Güney Afrika başbakanına seyahati sırasında şu an Addis Ababa’daki Afrika Birliği’nde kıdemli devlet adamlığı yapan Mali başbakanı Alpha OumarKonaré eşlik etti. Konaré 1968’de hükümete el koyarak uzun bir süre diktatör rejimle ülkeyi yöneten General Mousa Traoré’den beri Malinin demokratik seçimle 1992’den sonra ülkeyi yöneten ilk başbakanıydı. Eğitimli ve eski kültür bakanlığı görevini de yapmış olan Konaré tarihçi ve arkeologtu. First leydi madam Adamé Ba Konaré de bir tarihçiydi. İki tarih doktorasıyla Bamako’nun tepesinde oturan Konaréler, Mbeki’yle buluştuklarında tarihin konusu her zaman ajandalarında belliydi. Bu yüzden Afrikalı delegelere yaptıkları tarihi öneme sahip Timbuktu’yu gezme teklifleri beklenen bir hareketti. Bamako’daki enstitülerde 1970lerde tarihçiler olarak hizmet eden Konaréler, koloni öncesi Maliyle alakalı araştırmalar yapmışlardı. Bu araştırmalar ulusal sınırların içinde ve şu an sınırların dışında kalan toplumlar ve eyaletler hakkındaydı. Timbuktu onlar için Afrika tarihi ile ilgili insanların bilgilendirilmesi gereken bir tarih deposuydu. Timbuktu ulaşılması zor bir yer olabilir fakat 1591 Marakeşlilerin istilasına kadar ve hatta ondan sonra bile ayakta kalmayı başarabilmiş bir ilim merkezidir. Kasabanın daha canlı olduğu dönemlerde Timbuktu malların ve fikirlerin değiş tokuş edilebildiği çok uzaktaki insanları kendine çeken bir ilim ve ticaret merkezidir. Bilgisayar kullanmayı ve Fransızcayı bilen gençlerin Bamako’da ve başka yerlerdeki iş imkanları için ayrıldığı bu tozlu yerleşimde Bamako kurulmadan çok önce Akdeniz’in her köşesinden gelen yazarlar ve dinleyicilerinden oluşan hayat dolu bir devir daim vardı. Bamako’nun başkent olmasından dolayı bölge insanlarını çeken bir yanı olabilir fakat Timbuktu kesinlikle bu rolü geçmişte geniş bölgelerde oynamıştı.

Timbuktu ücra bir yerde kalır. Yabancılar için Timbuktu’ya yapılan bütün ziyaretler merkezden sınır eyaletlerine yapılmış gibidir. Fakat Mali başbakanı kendi ilgisi dahilinde bütün toprakları gördü. Yönetim düzeninde yedinci sırada olan resmi Timbuktu eyaleti merkezi yönetimin ilgisine özellikle ihtiyaç duymaktaydı. 1970ler ve sonrasında ki kuraklıkta -insanları oradan göç etmeye iten- sahra çölünün kuzeyindeki bölgedeki verimsizlik, çoraklık ve insanların çektiği zorluklar sebebiyle sıkıntılar artıyordu. Sonra Konare yönetimi altında 1990dan 1996ya kadar devam eden bir ayaklanma başladı. Sivil anlaşmanın imzalanmasıyla bölgeye barış geldi. Cezayir ve Moritanya sınırlarına kadar olan geniş bölgede yaşayan ve nüfusun büyük bir çoğunluğunu oluşturan halk arasında kasıtlı olarak ihmal edildiklerine dair bir düşünce vardı. 1990 ayaklanmaları etnik/sözel Tamasheq ve Moorulusalcılığı haline geldi. Timbuktu kasabaya kadar ulaşan bu anlaşmazlığın ayrımında kaldı. Diğer taraftan bu sakin yerleşim protesto yürüyüşleri ve politik kargaşa içindeydi. Fakat barış imzalandı ve kasabanın kuzey sınırına barışı temsil eden bir heykel dikildi. Tekrar turistlerin oyuncağı haline gelen Timbuktu halkı Güney Afrikalı ziyaretçilerin pek ilgisini çekmemesine rağmen bütün kasaba bu ziyarete odaklanmıştı. Aynı zamanda Başbakan Mbeki ve geniş delegasyonun Timbuktu’yu tabiki ilk ziyaretiydi.

Güney Afrika medyası tarihte ve hala kuzey kaynaklı bilgi kaynaklarıyla daha yakından ilgilidir. Apartheid eğitimi ve politikası nüfusu kıtanın geri kalanından koparmıştır. Londra, Amsterdam, Paris, Hamburg, Tel Aviv ve New York politik ve kültürel bağlantının daha önemli noktaları olarak görülmüştür. Ülkenin geniş kuzey sınırı kaybedilmiş ve ilişiği kesilmiş bir bölgeydi. Estetik bir değer olarak oradan hiçbir şey gelmemişti. İddia ve ima edildiği üzere o bölgede büyük bir sanat eseri ve literatür yoktu. 1994’ten beri apartheid sonrası mücadelenin bir bölümü entelektüellerin ve medyanın gözünde tutum değiştirmişti. Eğitim ve kültür kurumları…

Anlaşılabilir olarak, kendi kıtasından bile, çok fazla başbakan Malide olmalarına rağmen Timbuktu’ya gitmek için vakit ayırmamıştır. Kardeş lider Muammer Kaddafi elbette Timbuktu’ya gitti ve çadırını oraya kurdu. Mbeki’nin ziyaretinden sonra Alman ve Fransız başbakanlarının ziyaret edeceklerine dair dedikodular dolaştı. Gerçekten de bazı yöneticiler geldi.

1353te Timbuktu’ya gelen Kuzey Afrika seyyahı İbn-i Battuta’dan sonra kasaba birçok ziyaretçiyi kendine çekti. Sahradan ayrıldıktan sonra birçok yıl Afrika’nın değişik bölgelerini dolaştı ve Çine kadar gitmeyi başardı. Timbuktuİbn-i Battuta gibi gezginler için bir varış noktası olmuştu; sürekli gezen ve keşfeden, yeni tecrübeler ve zorlukları gözünde canlandıran, dünyanın sonlarına gidecek ve yeni şeyler bulup onlardan öğrenmeye çalışacak, sadece yolculuğun kendisinden ve tecrübelerinden keyif alacak gezginler... Timbuktu’ya ulaşan ve izlenimlerini gerisinde bırakan tanınmış gezginler vardı. Fez’in sultanı tarafından 1526’da diplomatik bir görev için gönderilen Endülüslü muhacir, yazar ve diplomat el-Hasan el-Vazzan (Afrikalı Leo) bunlardan biriydi. Portekiz ve İngilizlerin hayalindeki Afrika’nın içlerinde muazzam refah seviyesine ulaşmış bir bölge olarak 16. Yüzyılda Timbuktu’nun ulaştığı efsanevi statüye rağmen 19. Yüzyıla kadar Avrupalı kaşifler hayallerindeki bu bölgeye gitmediler. 1853’te yolculuğu boyunca birçok insan ve kasaba hakkında önemli gözlemlerde bulunan Heinrich Barth’tan sonra Avrupalılar Timbuktu’ya gitmek için birbiriyle yarışır hale geldiler.

Yeni milenyumun başında ki başbakan Mbeki’nin ziyareti, şimdiki neredeyse efsanevi denilebilecek statüsü tarafından kendisine çekilen uzun bir sıra oluşturmuş ziyaretçilerin bir parçasıydı. Birçokları için hayallerindeki altın onları çeken güçtü. Diğerleri içinse kitapların ve alimlerinbulunabilirliğiydi. Bazılarının öğrenmek ve Timbuktu’da tanıştıkları insanlarla iletişim kurmak gibi asil niyetleri vardı. Diğerlerinin niyeti iştahlarını besleyecek işgalleri için izlenimler edinmekti. Paylaşmaya ve keşfetmeye hazır kozmopolit ziyaretçiler bir yanda kuzeyin sanayi başkentlerindeki sponsorlarını bilgilendiren sömürgeci araştırmacılar bir yanda…

Çölün kıyısındaki çamur tuğlalarla yapılmış evlerin olduğu bu eski şehirde öğrenecek çok şey vardı. Yüzlerce yıldır orada yaşayan çeşitli topluluklar ve kurdukları büyüyen yerleşim gerçeği yaşayanlarını kendi içinde birbirine sıkıca bağlamıştı. Aynı zamanda yüzyıllar içinde Kuzey Afrika’daki eğitimin meşhur bir merkezi ve Kahire, Mekke ilim çemberindeydi. Yazma ve okumanın bölgesel merkezi olan kasaba İbn-i Battuta’nın zamanından beri ziyaretçiler için önemli bir noktaydı. Barth oraya bir süreliğine yerleşti ve yerel öğrencilerle sıkı ilişkiler kurdu. Ticaret ve ilimle diğer bölgelerle bağlantılı olduğu zamanlarda bile Timbuktu her zaman uzak bir yer olmuştu. Kitaplarda olmak üzere tuz, köleler, altın ve diğer mallar takas edilirdi. Mahir okuyucular ve yazıcılar, kağıtlar ve müstensihler, orijinal ve kopya kitaplar Timbuktu ve bölge arasında devir daim olurdu.

2001 ziyareti sırasında Ahmet Baba Enstitüsü’ndeki elyazması eserler Güney Afrika Başkanına tanıtıldı. Ahmet Baba Enstitüsü, aslında bir avlu olarak planlanmış olması gereken bir yerin etrafına kurulu, şehrin içine doğru giden merkez caddenin dışında yerleşmiş kafa karıştırıcı bir binalar ağıdır. Bu binalar, bir zamanlar Timbuktu’nun da bir parçası olduğu bilimsel dünyanın en kayda değer izlerini taşırlar. Onları görmezden gelmek çok kolaydır ve onlara girerken bile ziyaretçiyi içeri doğru girmeye ayartabilecek, sizi kağıt ve mürekkeple, ustalıkla işlenmiş deri cilt işleri ile ve geçmişin diğer kalıntılarıyla oyalanmak için kalmanıza cezbedecek hiçbir şey yoktur. Giriş kısmı, içi birbirlerinin üzerine yaslanmak için çok az yer kaldığından aslında hiç birinin tam bir şekilde görünemediği metinlerle dolu olan iki cam vitrinden oluşur. En üstlerinde saygıdeğer metinleri –yazarları, tarihleri, başlıkları tanımlayan modern beyaz daktilo yazısı ile yazılmış uzun kağıt parçaları vardır. Giriş kısmı sonradan akla gelen bir düşünce gibidir, ama sergi kısmı tam anlamıyla hayret vericidir. Bu metinler yalnızca bu enstitüdeki kullanılabilir malzeme hazinesinin ufak bir parçasıdır. Eşyalar, bir yaşayan entelektüel geçmişin güzel ve önemli dokümanları ancak sunuş metotlarına çok ufak bir önem arz edilmiş. Birçok ziyaretçinin ve rehber kitaplarının enstitünün neden orada olduğunu anlayamamalarına şaşmamalı.

Bu enstitü 1970’te bölgenin yazılı mirasını toplamak ve korumak için UNESCO’nun tavsiyesi üzerine kuruldu. Yeni bir Afrika tarihi yazmanın ve bu tarihi yazmak için Afrika’nın kendisinden elde edilmiş kaynaklar kullanılması hakkında doğan büyük bir heyecandan ötürü kuruldu. Yazılı ve sözlü kaynaklar toplanıp yeni nesil Afrika tarihçilerinin kullanımına sunulacaktı. Başbakan Mbeki – diğer Afrikalı entelektüeller ve kendi jenerasyonunun yöneticileri gibi Afrika ve dünya tarihine derin bir ilgi duyar ve tabi ki Timbiktu mirasından haberdardı. Fakat uzun, karmaşık ve büyüleyici bir gelenekten kalan etkileyici el yazmaları Güney Afrikalı başbakan için bir devrim niteliğindeydi. Bu ve daha geniş Afrika el yazmaları mirası Afrika’daki kütüphaneler ve o kütüphanelerin korunmasıyla ilgilenen bir grup öğrenci ve profesyonel haricinde nispeten bilinmezdir. Bu mirasla ilgilenen bazı öğrenciler, bu bölümde temsil edilmiştir. Bu el yazmalarının yazıldığı ve hala dolaşımda olduğu topluluklar haricinde Avrupalılar öncesi okuma ve yazma geleneği hakkında çok fazla göz ardı edilmektedir.

Medya 2007’deki başbakanın gezisine çok az ilgi gösterdi. Timbuktu’ya gittiği gerçeği aslında daha az kayda değerdi. Başbakanın küçük sergi odasında çekilmiş ve cam bölmelerden bakarken ve konu ve kaynakları hakkında tercüme edilmiş açıklamaları dinlerken çekilmiş basın fotoğraflarını bulmak neredeyse imkansızdır. Güney Afrikalı’nın Timbuktu’ya ziyaretinde çok az değerli görsel bulunmaktadır. Bu, ya medyanın uzak ve fakir bir Afrika ülkesi olan Mali’ye, ya da var olmaması gereken efsanevi bir yer olan Timbuktu’ya gösterdiği önemin bir işaretidir. Fakat o zamandan beri, bu kapsamda kayda değer bir değişim yaşanmıştır. Böyle bir değişim meydana geldi çünkü, Timbuktu’da yeni bir arşiv kurmaya çalışan Güney Afrika-Mali projesinin fon bulma aktivitelerini ve duyurularını görmezden gelmek imkansız hale gelmişti.

Başbakan Mbeki, Malili mevkidaşına kendi hükümeti Ahmet Baba Enstitüsü’ndeki binlerce el yazmasını koruyacağına dair Mali hükümetine yardım edeceğine söz vermişti. El yazmalarının sayısı oldukça fazladır- 20 000 olmak üzere- fakat sergilemek için saklama ve koruma kolaylıkları ve el yazmalarını koruyan insan kapasitesi sorgulanabilir. Küçük sergi odası düzenli görünmektedir. Fakat, koruma stüdyosu olması gereken oda dağınık, kullanılamaz ve malzemeler tozlu, paslı ve tarihi geçmiş görünmektedir.

Timbuktu başkentten çok uzaktadır ve merkezi eyaletin yapması gereken birçok önceliği bulunmaktadır. Başka bir dönemden kalma metinler eyaletin finansal öncelikleri listesinde çok aşağıda kalmaktadır. Temiz su ve sağlık hizmetleri ile binlerce eski ve tozlu kitabın korunması ve sergilenmesi arasında tercih yapılması gerekiyor. Bu, Konare’nin Güney Afrikalı başbakana anlattığı şeydir. Merkezi hükümet, en azından Timbuktu’daki arşivin temel fonksiyonlarını sağlamak için kendi kaynaklarını aktarmaktadır. Bu fonksiyonlar, arşivin güvenliğini sağlamak için elektrik ve ana yönetim binasıdır. Bamako aynı zamanda Timbuktu’daki enstitüyü ayakta tutmak için Avrupa ve Amerika’daki birkaç yardım ajansından dışarıdan yardım almaktadır. Birçok ailenin elindeki artan sayıdaki koleksiyonlar gün ışığına çıkmıştır ve ailelerin temsilcileri tarafından bu mirasların korunması için bireysel girişimde bulunulmuştur. (Özel kütüphanelerin temsilcileri tarafından oluşturulan bu koleksiyondaki bölümlere bakınız)

Fakat, daha fazla kaynağa ve kabiliyet gelişimine açıkça ihtiyaç vardı. Geçici koruma standartları açısından, eskimiş ve zarar görmüş kağıt kayıtların korunması için gerekli olan ve bu değerli mirası korumak için yapılan arasında büyük ve artan bir boşluk vardı.

Afrika’nın Güney ucundan Nijer Nehri’nin kıvrıldığı Sahra kasabasına vaat edilen yardım Mbeki’nin Afrika rönesansı dediği kendini adamışlığının bir göstergesiydi. 1996’de meşhur “Ben bir Afrikalıyım” konuşmasını yaptığında hala bir vekil-başbakandı. 1998’de Afrika’nın rönesansı hakkındaki bir konferansa geniş bir Afrikalı entelektüel kitlesi ile birlikte katıldı. Kıtanın karşılaştığı zorlukların farkındaydı ve fakat çözümler aynı anda karmaşık “Afrikalı kimliği”ni ıslah etmeden ve kıtanın çıkarını Afrikalılar gibi çözüm getirmeden önerilemiyordu ve uygulanamıyordu. Tüm kritik zorluklara rağmen, kıta kaybolmuş bir sebep değildir ve var olan kıtayı dönüştürecek ihtimallerden yararlanılmadır. Bu söylem, “Afrika pesimizmi” denilen durumun, ki bu durum, Afrika’nın politik ve ekonomik olarak batmış olduğunu ileri sürmektedir, tam karşısında durmaktadır. Mbeki’ye göre, Afrika’nın yeniden doğuşu açıkça gereklidir ve kendi şartlarını dönüştürmek için bölgesel ve kıta çapında koordinasyonla Afrikalılar birbirine bağlanmadan mümkün değildir. Entelektüel ve kültürel değişimler, Afrika’yı güçlendirmek için yapılacak politik ve ekonomik işbirliği kadar önemlidir. Kıtada Mali el yazmaları mirası ile ilgili Güney Afrika projesinin başlaması, yenilenme vizyonu dışında kalıyordu. Bu proje Mali’den başbakanın dönüşünün hemen sonrasında CEDRAP (Ahmet Baba Dökümantasyon ve Araştırma Merkezi) adıyla Ahmet Baba enstitüsünde bir koruma ve araştırma ve arşivlemenin sağlanması için kültür ve sanat departmanından bir delegasyonun gönderilmesiyle başlatıldı. Daha sonra bu merkez 2001de Yüksek İlimler ve İslam Araştırmaları Enstitüsü ismini aldı.

Başbakanın gezisinden iki hafta sonra 2001 Aralık ayı başında profesyonellerden teknik bir ekip –bürokratik dilde söylendiği üzere- kültür ve sanat departmanı tarafından oluşturularak Mali’ye gönderildi. Amaçları pratik açıdan ne yapılabileceğini ve Güney Afrika’nın neler sunabileceğini önermekti. Başkente meslektaşlarıyla buluşmaya ve Cedrab’taki eyalet tesislerini araştırmaya gittiler. Güney Afrika başbakanının bu jestinin ötesinde, bu ekip gelecekteki projelerin en ince detaylarını tespit etmekle görevlendirilmişti. Güney Afrika’nın Bamako’da resmi bir kuruluşu yoktu-elçilik 2004te açılacaktı. Bu yüzden ekip resmi olarak karşılanmadı, otelleri, araçları, hiçbir şeyleri yoktu. O günlerde Güney Afrika’dan Mali’ye Paris üzerinden aktarmayla gidiliyordu. Bu yüzden ekip Bamako’ya vardığında bitap düşmüştü. Senufo havaalanında Malili bir yetkili tarafından karşılandılar. Fakat kasabaya yapılacak yolculuk için taksiciyle pazarlık yapmak zorunda kaldılar ve otele gitmeye karar verdiler. Malili yetkililer Güney Afrikalıların bu kadar hızlı bir şekilde bir ekip göndereceklerine hiç ihtimal vermiyorlardı.

Bakanlıktan bakanlığa gittiler ve kendilerini tanıttılar. Doğru bakanlığın kültür bakanlığı değil eğitim bakanlığı olduğunu farkettiler. Oradaki yetkililer Mbeki’nin yardım sözünden sorumlu olduğunu söyleyen bu garip Afrikalı gruba şüpheyle baktılar. Bu ekip için bütün yolculuk –Bamako’ya varışlarından Timbuktu’ya yaptıkları iki günlük yolculuğa (Douneza’dan önceki bir noktadan itibaren iki asık suratlı jandarma eşlik etmişti), Timbuktu’da geçirdikleri zamandan yerlilerin ramazan aynın sonunu kutladıkları sabahki uçuşlarına kadar- meslektaşlarının yaptıkları zorluklardan uzak diplomatik tarzdaki bir ziyaretten ziyade macera gezisi kategorisine giriyordu. Yolculukları Timbuktu’yu zor yoldan yeniden keşfetmekti; kiralık jetlere ve klimalı toplantı odalarına alışkın yetkililerden ziyade sırt çantalı öğrencilere benziyorlardı.

Ekibin tavsiyeleri ne yapılması gerektiğini söyleyen bürokratik yazıların aksine tutkuyla doluydu. Birçok yolculuğa katıldılar, detayları halletmek için uzun toplantılar yaptılar ve raporları acil bir şekilde sevk ettiler. Sonunda Mali’de iş başladı. Güney Afrika’nın ulusal arşivlerinde Cedrap tarafından eğitim için görevlendirilmesiyle koruma stüdyosu hayata geri getirildi. Bu koruma stüdyosu projenin lokomotifi olacaktı. Eğitim, Güney Afrikalı eğitimcilerin yıllık olarak iki haftalık eğitim görevleri için Timbuktu’ya gittiklerinde kendi enstitülerinde gerçekleşmekteydi. Timbuktu’nun genç insanlarının bir bölümü arasında heyecan verici bir alan oldu. Güney Afrika’da kurucu bir ekip oluşturuldu ve Malili uzmanlarla birlikte kentte yeni bir dizayn geliştirildi. Daha sonra heyecan verici kataloglardan seçilen dijital el yazması kopyalarına erişim sağlandı. Başkanlıktaki bakan EssopPahad çok yönlü bu projeyi odak merkezinde ve yolunda tutmak ve daha da önemlisi Güney Afrikalıların ceplerindekini cömertçe bu girişime vermeleri için bütün yetkisini kullandı. Timbuktu’nun kendisinde, Güney Afrikalıları hoş karşılamak fikri başbakanın ziyaretinin de ötesine giderek çeşitli geçmişlerden gelen Güney Afrikalıları hoş karşılama fikrine dönüştü –öncelikle projeyle alakalı olanlar ve sonrasında Timbuktu’yu ve projenin sebep olduğu artan alenilikle oraya gitmeyi öğrenen diğer Güney Afrikalılar. Dil açısından yetenekli yeni turistlerin gelmesini bekleyen müşteri avcıları mallarını daha kolay satabilmek için yeni gelen ziyaretçilerden Afrikaanları, Xhosa’yı ve diğer Güney Afrika kelimelerini ve ifadelerini kaptılar.

Ahmet Baba (1556-1627), toprağın kutsal oğlu, kendi adına kurulmuş arşivlerde zengin materyaller hakkında öğrenmeye gelenler tarafından Afrika mirasını korumak ve onu Unesco’nun “Dünya Mirası” listesinde insanoğlunun en önemli kayıtlı mirası olduğunu görmek yeni çabaları teşvik ettiği için sıkça ismi anılan biri haline geldi. Baba üretkendi, 50’den fazla işin yazarlığını yaptı. Bunlardan 23 tanesi halen ulaşılabilir durumdadır. Nayl al-ibtihajbi-tatriz al-dibaj dönemin önde gelen akademisyenlerinin biyografik sözlüğüdür. Bu araştırma, hocası Muhammed al-Wangari Banghayoho da dahil 800 akademisyeni listesine almaktadır. Baba Timbuktu’da çok güçlü bir entelektüel etki bıraktı ve mirası hala hatırlanmaktadır. Bu sebeple, sürekli O’na atıfta bulunulmaktadır. Timbuktu ve ötesinde O’nun çalışmalarının birçok kopyası bulunmaktadır.

Baba’nın ismi sıkça yerel ilmi çalışmalarda ilk örnek olarak gösterildiği gibi, “el yazması” sözcüğü de içinde sanki sihirli bazı değerler barındıran bir şey haline geldi. Bazı zamanlar medyada alışılagelmiş abartılı haberler ve yanlış tasvirler kullanıldı. Koleksiyonlar “antik tomar”larmış gibi gösterildi ya da Afrika sadece tek bir geçmişe sahipmişçesine koleksiyonların “Afrika’nın geçmişi” ve “sırlarını” sakladığı varsayıldı. Bu durum hala çalışılmamış astronomi ve astroloji metinlerinde ve arşivdeki numerolojik doğayı kapsıyordu. Tüketiciliğe ve materyalizme yeni alternatiflerin arandığı “yeni çağda” ister Andes’ten, ister Timbuktu’dan, ister Karoo’dan, ister Tibet’ten başka insanların yaşayış tarzlarını düşüncelerini, değerlerini, uygulamalarını metalaştırmak ironik olarak daha kolay hale geldi. Bu bulgular, satılacak ürün haline dönüştürmek için kullanılabilecek materyallerdi. Allah’tan ki, görünürde bu tür “yeni çağ” uygulamaları Timbuktu mirasında ortaya çıkmamıştır. Fakat, Timbuktu’nun sırları hakkındaki düşünceler ve abartılar, bir şekilde hararetli ve çekici bir keşif konusu olmaktaydı. Böylece, Afrika tarihi mirasının bir ifadesi olarak her zaman anımsanan sözlü geleneğin yanında yer alan Afrika yazılı geleneğini ortaya çıkarmaktadır. Bu, aynı zamanda, kendi sınırlarının çok uzağında yer alan ve kültürel açıdan zengin ve çeşitli bir kıtayı keşfeden ve soğuktan gelen bir ülkenin diğer bir yansımasıdır.

El yazmaları aynı zamanda antik olarak tanımlanmıştır ki birçoğu birçok jenerasyon ve yüzyıl öncesine dayanır. Fakat 900’lere veya 1200’lere kadar değil. Aslında çeşitli ziyaretçi gruplarına gösterilen en eski eşya 13. Yy’dan kalma bir Kur’andır. Bu antik eşyalar kırılgan bir yapıya sahiptir. Korumak veya numaralandırmak için bile onları ellemek mümkün değildir. Numaralandırmak veya sınırlandırmak için materyaller 18 19 ve kolonisel 20. Yy’la sınırlandırılmalıdır. El yazmalarını tarihlendirme ve yazarları nitelendirme Cape Town üniversitesindeki araştırma projesinin (Tombouctou el yazma projesi olarak anılır) ana zorluklarından olmuştur.Görünen odurki yazarların bir çoğu işlerini tarihlendirme ve onları imzalama alışkanlığına sahip değildir. Yazarlık hakkındaki bilgi eksikliği, birçok el yazması için yazıların kaynakları ve tarihleri muhtemelen akademisyenlerin işlerini ürettikleri ezoterik dünya ile bağıntılıdır. Louis Brenner gibi tarihçiler Sufi veya koloni öncesi eğitim tarzının, kişiselliğin, kişisel dünya kazanımlarının ve tanınırlığın hiçbir önem arz etmediğini kaydetmiştir.Bir akademisyen konuya bakmaksızın oluşturulmuş bilgiyi aktarmada bir araçtır. Bilginin kaynağı yazarın kendisi değil onunda ötesinde yüce Allahtır. Bu iddia bölgedeki Sufi düşüncesinin çeşitli kollarında inandırıcılık verse de bu konu hala daha fazla çalışılmayı gerektirmektedir. Bazı el yazmalarında ve özellikle resmi olanlarında tartışmalar ve kişisel düşünceler bulunur. Aynı zamanda eleştiriler ve akademik toplum içerisindeki kişisel hakaretlerde vardır. Yazarlar arasında cennet benzeri ezoterik konsensüs norm değildi. Yazarlığın belli alanlarında yazarın kimliğini gizlemek için çok fazla çaba sarf etse bile bu alanda çalışılması gerekmektedir. Diğer yazarlar kimliklerini belirtmek zorundaydılar çünkü anonimlikten yazarların isimlerinin belirtilmesine doğru büyük bir hareket vardı. Fakat şurası açıktır ki özerk yaratıcı temsilcilik orada bilinmiyordu (Avrupa’da erken dönem modern zamanlardan beri yapı halindeydi ve akademisyenliğin ana özelliklerindendi). Bütün yazınsal çıktının ürünü olan “anonim yazarlığın kültürü” içinde aynı durum söz konusuydu. Bir yazar-kopyacı-koleksiyoncu içinde karmaşa teşkil eden Timbuktu’nun müntesih kültüründe el yazmalarını toplama ve kopyalamada benzer sorunlar kümesi içinde bulunuyordu.

Ahmet Baba enstitüsünün yetkilileri ve ailesinin el yazması koleksiyonlarından sorumlu olan ve benzer özel kütüphanelerin konsorsiyumunun koordinatörü olan Abdel Kader Haidara iş yaptıkları iş birliklerinde arşivlerde tutulan materyallerin çalışmasına ve araştırılmasına sağladıkları kolaylıkla özellikle cömert ve cana yakın davrandılar. Araştırmanın sağladığı çok kullanışlı olan fakat sınırları ve problemleri olan iki adet katalog bulunmaktadır. Kataloglar ne Ahmed Baba ne de Haidara arşivindeki külliyatın tamamını kapsamazlar ve genellikle yanlış yönlendirir veya tamamlanmamıştır. Üste belirtilen genel problemlerin haricinde tarihlendirme ve özellikler bakımından boşluklar vardır. Arşivlerde nelerin tutulduğuna dairhiçbir yardım edici bulgu olmadan arşivlere bakma deneyimi göz korkutucudur. Kataloglar çok yardımcı olurlar fakat öyleyken bile katalogda 16 000 başlık altında listelenmiş arşivlerle karşı karşıya gelmek caydırıcıdır. Ve özel kütüphaneler de hiçbir katalog projesi yapılmamış binlerce materyal bulunmaktadır. İkna olunmuştur ki bir koruma projesi paralel bir araştırma projesi ile birlikte başlatılmalıdır. Araştırma projesini devam ettirmek için konular üzerinde neredeyse acilen kara vermek zorunda kalmıştık. Bir kez daha Malili akademisyenlerle ve John Hunwick gibi alanında tanınmış diğer akademisyenlerle işbirliği yapmak tek yoldu. Ahmed Baba enstitüsünün eski yöneticisi Dr. Mahmoud Zouber ve bu bölümde belirtilen diğer meslektaşlar dışardan desteklediler ve çok cana yakın davrandılar.

Proje Timbuktu’daki el yazmaları üzerine odaklanmış olsada, aslında Güney Afrika-Mali projesinin merkezindeki paha biçilemez el yazmalarının korunmasının ötesinde bir amaç vardır. Güney Afrikalı ve Malili hükümetler için bu proje geleceği şekillendirecek kıtasal ve küresel bir öneme sahiptir. Binlerce kilometre ötedeki iki Afrika eyaletinin halkı ve hükümet yetkililerinin lojistik ve uygulamalı özelliklerinin arasından aynı kültürel proje üzerinde işbirliği yaparak bir dostluk büyümektedir. Bu işbirliği uluslararası bir ajans veya bir kuruluş veya kuzeyli güçler tarafından sağlanmamıştır. Ortak bir duygusal amaçla büyümüş empoze edilmemiş fakat alışılagelmiş ve bazen komik yanlış anlaşılmalarla organik olarak ortaya çıkmış uzun mesafeler arasında çalışmanın bürokratik engellerin ve dil bariyerlerinin getirdiği baş ağrılarının ve anlaşılabilir gerginliklerin arasından doğmuştur. Daha önemlisi işbirliği alanı yaratıcılığın ve özellikle yazılı geleneğin geniş kıtasal mirasının potansiyel bir sembolü olan çok fazla hafife alınmış bir dil mirasıdır. Bu tabiî ki Timbuktu’nun popüler kültürde nasıl yer aldığının tam tersi bir durumdur: çok uzak ve ulaşılamaz bir yer. Bu ve diğer projelerden oluşturulan uluslararası ilgiyle en azından Afrika içeriğinde bol miktarda yazılı materyallerin sembolüne dönüşebilir. Timbuktu kitapların ve kağıtların diyarı, empatik olarak var olmamış bir yer değildir.

Timbuktu konu olarak yazar gezerlik türünde kalmaktadır. Timbuktu’nun gizemi her zaman okuyucuları çekmeye dayandırılabilir. Timbuktu’nun uzaklık ve mitle eş anlamlı olması beklenmedik değildir. Timbuktu Kızıldeniz’den ve Akdeniz’den yazarların eski kıtadaki eski uygarlıklardan beri söylevlerinde temsil ettikleri Afrika düşüncesinin yönteminin işaretidir. Cahiliyet ve önyargı 18.yy aydınlanması boyunca empirik gerçeklere ve felsefi prensiplere dönüştü. Avrupalı şirketler ve ordular kıtaya tecavüz etmeye başladıklarında düşünceler güçlü destekler olmuştur. Böylece Afrika’ya karşı standart modern önyargı oluşturuldu. Kıtanın popüler temsilleri kibri ve cahiliyeti yansıttı. Fakat Avrupa’nın en sofistike düşünürleri Aynı tarz temsiliyeti geliştirmişlerdir. Mirasları ahlaki felsefe ve estetik üzerine ürettikleri kurnaz söylevlerle yaşayan en ünlü düşünürler Afrika konusu gündeme getirildiğinde gerçekten akademik olmayan taraflarını ve berbat yazılarını gösterdiler. Böylece hala etkisini gösteren felsefeci Immanuel Kant (1724-1804) şöyle yazdı: “İnsanlık beyaz ırkla en büyük mükemmeliyetine ulaştı… Zenciler alçaktır ve bazı Afrika insanlarının en alçağıdır.”Benzer şekilde Hegel yüz kızartıcı bir şekilde Afrika’nın tarihi olmayan bir kıta olduğunu yazdı: “Afrika tarihi olarak dünyanın bir parçası değildir; bir ilerleme veya gelişme göstermemiştir.”

Kıtanın görünüşünün uzun ve devam eden bir mirası vardır ve fethin dilini ve baskıyı şekillendirmiştir.Avrupa koloni projesinin içeriği ve tümlevi tarihin ve Afrika konularının temsiliyetinin, kültürlerinin, sosyal değerlerinin ve uygulamalarının reddedilişidir. Frantzfanon’un yazdığı gibi:

Kolonicilik basit bir şekilde baskı kurulmuş bir ülkenin mevcudiyeti ve geleceği üzerine kurallar koymak değildir. Kolonicilik insanları kontrol altında tutmak, bir ulusun zihninden bütün formları ve içerikleri boşaltmak değildir. Sapıtmış mantık türünden baskı kurulmuş insanların geçmişine döndürür biçimi şeklini bozar ve onu yok eder.

Böylece 20.yy’ın koloni yöneticilerinin gözünde tarih beyaz adamın gelişiyle ve ayağını kıtaya basışıyla başlar. Daha önce olanlar veya çağdaşları fetihle birlikte dalga geçildi, reddedildi ve çamur atıldı. İstisna ise büyük mimari veartistik işlerin görüldüğü yerde yatıyordu: hatırlandığı korunduğu ve kıtanın dışındaki insanlara mal edildiği sürece. Fıtri akıl mümkün değildi. Timbuktu’daki Afrika’nın yazılı mirası hadisesinde bile popüler görüş yazarların Araplar veya dışardan gelenler olduğuydu

Timbuktu Avrupalıların kıta hayalinde uzun bir kökeni vardı. Bu geleneksel çerçevelerde, Batı Afrika ve Timbuktu hadisesinde, her şey açık seçikti: arazinin zorluğu, bazı insanların cesur karakterleri, köleliğin hakim olması, üretici sorumluluğun abesliği ve daha fazlası. Böylece yerliler eşit insanlar olarak nitelendirilmeden önce medenileşmeye hazırlıktaki ilk emperyalist yöneticiler olarak gösterilmek zorundaydılar.

Kolonileşme boyunca, bu doğası gereği olan ırkçı perspektif Avrupa’da ve kolonilerde öğretilen yakın tarihin içine işledi. Böylece Batı Afrika Fransız kolonilerinde, okul çocuklarına “Atalarımız Galyalılardır” diye hatırlamaları öğretildi.

Fakat sömürgeci zamanların etkileri kolaylıkla inkar edilemez: imkansızdır ve sömürgeci eğitimi reddetmek arzu edilemez. sömürgeciliği tecrübe etmiş hiçbir Afrika ülkesi onun etkilerini, tesirlerini ve onu uzaklaştırmayı dilemeyi reddedemez. Bu durum Mali’de Fransız kolonilerini tesirleri olduğu kadar Güney Afrika’daki Hollandalı ve İngilizlerin fetih işaretleri kadar geçerlidir. Adame Ba Konare’nin gözlemleri, Mali hakkında yazdıkları, burada zıt bir tutumdadır: ‘Mali’deki tarih yazıcılığı, aslında Afrika tarih yazıcılığı, kolonici egemenliğin ilişkilerinin tanımlandığı ve geldiği yerin dışından anlaşılamaz.’

1990lardan sonra aparteid sonralarına doğru Güney Afrika’da tarih öğretmek sömürgeciliğin ve aparteid etkilerini ayırmadı. 2002de eğitim bakanı Kader Asmal Güney Afrika’da öğretilen eğitim müfredatını gözden geçirmek için geniş kapsamlı bir süreç başlattı. Tarih ve Arkeoloji paneli Afrika’nın çok ağır ve sömürgecilik boyunca Avrupa içerikli davranıldığı kadar aşırı derecede Avrupa merkeziyetçi bir kıta konseptiyle öğretildiğini meydana çıkardı.

Bu gibi tarih müfredatına yapılan girişimler dolayısıyla çok önemlidir. Timbuktu’daki bütün proje –inşaat, koruma, araştırma- Güney Afrika’nın kıtanın tamamlayıcı bir parçası olarak yeniden oryantasyonudur. Böylelikle Timbuktu projesi kıtada uzun bir geçmişi olan akademik ve öğretici yerler olduğunu göstermiştir. Timbuktu 16.yy’da entelektüel zirvesine ulaşmış tarihi bin yıl geriye uzanan öğrenmenin önemli bir merkeziydi. Bu akademik çalışmanın ürünleri hala orijinal formunda veya yıllar içinde yapılmış kopyalar halinde durmaktadır. Aynı zamanda biliyoruz ki bu yerler dünyaya yayılmış olan öğrenme yerleri ile entelektüel bir bağlantı ve ticaret rotaları aracılığıyla bağlanmıştır. Yazar LeoAfricanus 16.yy’da şöyle yazmıştır ‘Timbuktu’da sayısı hakim, akademisyen ve rahip vardı ve bunlara kral tarafındaniyi ödeme yapılırdı. Barbary’den gelen bir çok el yazması kitap satılırdı. Bu tür satışlarda bir çok maldan daha çok kar edilirdi.’



Sahra boyunca entelektüel devamlılığın merkezi olarak bilinen bir çok kasaba vardır. Ama Timbuktu son zamanlarda yazınsal işlerin sembolü olarak görüldü çünkü bir çok akademisyen burada vakit geçirmişti ve makalelerin kopyaları orada bulundu. Dahası Timbuktuya gösterilen bütün bu ilgiden sonra, Jenne ve Segou gibi kasabalara el yazmalarını deniz aşırı koleksiyonculara kaptırmadan korumak için artan bir alaka var. Böylelikle Mali’nin çeşitli bölgelerindeki kitapları korumak ve toplamak için yeni projeler başlatıldı. Timbuktu’da son beş yılda bir çok koleksiyoncu aile araştırmacıları fark etti.

Abyssinia gibi Afrika’daki diğer yerler okumanın, yazmanın ve bilgi üretiminin önemli yerleridir. Kıtanın kuzey bölgelerine doğru Sahra boyunca ve bütün Sudan Afrikası boyunca –Senegal’den Etiyopya’ya kadar- ve Kuzey Mozambik’e kadarki Doğu Afrika boyunca, geçen milenyuma kadar yüzyıllar boyunca Afrikalıların yazma ve okuma alışkanlıklarını bulabiliriz. Onlar, Afrikalıların karışık şekillerde kendilerini ifade kapasitelerini ve yüzyıllardır devam edegelen Afrikalı entelektüel kabiliyetlerini sergileyen, ileri derece entelektüel araştırmalardaki Afrika dillerinin geniş bir çerçevedesofistike bir şekilde kullanımını belli belirsiz ortaya çıkardılar. Entelektüel ve akademik girişimler kıtada yazının gelişmesinden itibaren Afrika tarihinin tamamlayıcı bir parçası olmuştur. Ama yine de Afrika’nın tarih yazıcılığı içerisinde Afrika’nın entelektüel tarihinin tartışılması için yapılan girişimler genellikle Afrika’nın sadece sözel bir geleğeni olduğu iddiasıyla karşılaşmıştır. Bu tarihi yanlışlık sürdürülemez. Tarihçilerin ilgilendiği sömürgecilik ilişkileri, kölelik ve diğer konulara ek olarak Timbuktu kütüphaneleri bölgedeki okur-yazar elitlerin entelektüel araştırmalarının çeşitli özelliklerini gösterebilecek materyallere sahiptir. Bu yeni tarih şüphesiz ki şimdiye kadar bakımsız kalmış Afrika tarihi çalışmalarını ve Avrupa sömürgeciliğinden önceki tarihlerde yazılmış mirasları düzeltecektir. Modern akademik araştırmalar Afrika tarihinin kabul edilemez özellikleriyle uğraşmak zorundadır; elyazmaları üzerinde çalışan akademisyenler ve araştırmacılar dünyanın önde gelen uzmanlarıdır ve bu araştırmalara katılmaktan hiçbir surette kaçınmamışlardır. Diğer taraftan elyazmaları hayati bir şekilde bölgenin ve daha fazlasının önemli tarihi bilgilerinin deposu olarak hizmet etmişlerdir. Timbuktu’daki el yazması ve kağıt koleksiyonlarından geri kalanlar ve etrafındakiler istikrarlı bir biçimde ırak bir memleket olarak Afrika’yı, Afrika’nın efsanevi varlığının boşluğunu ve bunların dışında okuma-yazma çalışmalarını karıştırıyor. Dahası bütün bir kıta hakkında yazan pek çok tarihçinin gözünde-insanlığa hiçbir sonuç çıkarmamadan, hiçbir tarihi olmadan bu entelektüel tarihten kimin bahsettiği Afrikalı tarihçiler için bir alan olmadan-hala analiz edilip yazılması gereken bu bilgi madeniyle (tarih yazıcılığı sanatının temel materyalleri) devam ettirilemez. Adame Ba Konare bir tarihçinin tüm iç kavrayışıyla ve kendi ülkesindeki politik güç kaynaklarına yakın bir kadın olarak Afrikalı milliyetçi tarih yazıcılığının tarih anlatıcılığının güçlerinin yanlış kullanımını eleştirdi. Onun Afrika mirasına ve sanatına aşina olan diğer akademisyenler tarafından benzer şekilde formüle edilmiş anlayışı, Afrika’nın içinde ve diasporada Afrika’nın geçmişine dair hak iddia eden Timbuktu elyazması ve diğer benzeri girişimlerin binası üzerine kurulmuş tüm yeni milliyetçi ortodoksluklara yahut “ulusalcı” entelektüel teşebbüslerebir uyarı olmalıdır. Malili sömürgecilik sonrası tarih yazıcılığının sömürgeci ulusal, eleştirisiz ve düşünce ürünü olmayan tarihin kendi anlatımıyla yerine geçtiğini bize hatırlatıyor. ‘tarihçiler tuzağa düştü’. Mali’de olan şey kıtanın 1960larından beribaşka yerlerde üretilen tarihteki birçok şeyi içerisinde tutuyordu:

…uzak yerlerden yönlendirilen ayrıntısız resmi tarih Afrika’nın neredeyse her yerinde gerçek bir hapishane olmuştu. Bu resmi tarih ne halk içinde nede özelde doğrulanabilirdi. İş kahramanlara geldiğinde bir eleştirmen ağır konuşmaların riskini ve hatta dine sövgüleri geçmişin savaştı kahramanlarıyla yönetti. Problem, kahramanların soyunun hala devam ettiği ve bu soyun aile mirası olarak gördükleri şey konusunda kıskanç ve atalarının onuru konusunda duyarlı olduklarından objektif bir tarih geliştirmenin zor olduğu Mali’de çok daha karmaşıktır.



Bu sözler Güney Afrikalılara Timbuktu mirasının, Timbuktu el yazması geleneğiyle ve özellikle daha genel olarak miras sahalarıyla ve tarih yazıcılığı sanatıyla meşgul olan Malililer ve Güney Afrikalılar tarafından önemsenmesi gerektiğini gösteren bir programda etkili bir rolü olan eski bir Mali first leydisinin sözleridir. Alıntılanmış bölümde anahtar kelime olarak dikkat edilmesi gereken, kıtanın geçmişi ve günümüzdeki haliyle alakalı herhangi bir yüzüyle ilgilenilmeye kalkıldığında çok fazlasına muhtaç olunan ‘detay’ kelimesidir. Bu proje şüphesiz üst mercilerden oluşturulmuş ise de –iki başkan buluştu ve bir girişim üzerinde anlaştı- kuralları yukarıdan belirlenmiş bir tarih anlatıcılığıyla gelmedi. Bu projeden gün ışığına çıkacak bir çok yayının ilki olmasını umduğum bu makaleler koleksiyonu resmi değildir ve umarım Adame Ba Konare’nin Afrika tarih yazıcılığını bir kısmında bir eksiklik ve yetersizlik olarak işaret ettiği detayların bir kısmını gösteriyor.



Yüklə 64,43 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə