ÇAĞDAŞ tip etiĞİnde değerler



Yüklə 41,94 Kb.
tarix02.11.2017
ölçüsü41,94 Kb.
#28390

ÇAĞDAŞ TIP ETİĞİNDE DEĞERLER *




Prof. Dr. Erdem Aydın

Hacettepe Üni. Tıp Fak.

Deontoloji, Tıp Etiği ve Tarihi AD.

Tıp uygulamalarında bilimsel ve teknik girişimlerin hekim ve hasta adına en önemli nokta olduğu düşünülür. Ağrı ve acı içindeki hastanın ızdırabının dindirilmesi ve hayatının kurtarılması tıbbın hedefidir. Çağımızda bilimsel metodoloji yöntemi ile elde edilmiş bilgiler tıbbın hastalar üzerindeki uygulamalarında yararlandığı yöntemdir.


Bununla birlikte tıp yalnızca bilimsel ve teknik bir alan olarak görülemez. Onun bir de “değerler” boyutu da bulunmaktadır. Günümüzde bu boyut bir hayli ölçüde öne çıktığı gibi tarih süresince de tıp bazı etik değerlerle birlikte anılmıştır. Bugünkü anladığımız anlamdaki tıbbın ortaya çıkışı gerçekte belli etik değerlerle birlikte kendini göstermesiyle olmuştur.

Değer kavramı

Etik ilişkiler içerisinde günlük hayatımızda karşımıza çıkan olayların herbiri kendi içerisinde belli bir özellik taşır. Bu ilişkiler içerisinde de karşımıza etik değer sorunları çıkar. “Değer”den söz edildiğinde günlük hayatımızda dikkat çeker bir çeşitlilik karşımıza çıkmaktadır. Dürüstlük-doğruluğa ya da sevgi-saygıya değer dediğimiz gibi bilime, sanata ya da eşitliğe-özgürlüğe de değer demekteyiz. İnsan yaşamında geçerli ve istenilen olan her şey bir “değer” şeklinde kendini gösterebilmektedir. Bu nedenle çeşitli değer alanlarından söz edilebilmekte bazıları yaşamlarında ekonomik değerleri benimserken, diğer bazıları manevi değerlere ya da estetik, ahlaki/etik değerlere sarılabilmektedir.


Değer kavramını, bir şeyin kendisiyle aynı türden olan şeyler arasındaki özel yeri olarak tanımlayabiliriz. Onu, insanın varlığa kattığı bir bilinç boyutu olarak da kabul edebiliriz. Bir değer kavramından söz ettiğimizde genel olarak onun olumlu bir nitelikte olduğunu dile getirmiş oluruz. İnsanı, diğer varolanlar arasında “özel” kılan onun bir değer sistemi içerisinde yer almasıdır ve değerler insanı insan kılan niteliklerdendir.
Etik değerler davranışlarımıza toplumsal bir geçerlilik kazandırmak istediğimiz yerde başlar. İnsan, insan olmanın gerektirdiği tüm edimlerini gerçekleştirken değerlere uyar ya da değerler yaratır. Dolayısıyla değer kavramını insan yaşamının zorunlu bir ögesi olarak görmek gerekir. Bu nedenle, etik alanı mutlak olarak, evrensel düzeyde geçerli olması gereken değerlerden oluşmuştur. Etik, iyi ve kötü ile ilgili değer alanlarıdır.
Değerler üzerine yapılan çalışmalar değer öğretisi (aksiyoloji) adını almaktadır. Bu alan, değerleri ilişkileri açısından aydınlatmaya çalışır. Değerler arasında bir basamaklandırma ya da sıralandırma da mevcuttur. Değerler öğretisinde değerler birbirlerine göre üst ya da alt sırada yer alabilirler.


Etik değerler ve ahlaki değerler

Etik değerler, dediğimizde bunu evrensel değerlere atfen kullanıyoruz. Bu durumda dürüstlük, yardımseverlik, doğruluk, adaletli olmak, sadakat, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, cana kıymamak gibi dünyanın her yerinde geçerli değerlerden söz ediyoruz demektir. Dünyanın hemen her yerinde insanlarda etik değerler ortaktır ve kişiler arasında büyük bir farklılık gözlenmez.


Buna karşın “ahlaki değerler” ise her toplumda değişebilecek gelenekler, alışkanlıklar, töreler, örf-adetler, tabular, yaşam biçimleri gibi tutum ve davranışlardır. O zaman bir yerdeki giyim kuşam alışkanlığından kan davalarına kadar uzanan bir alanda insan ilişkilerinin değerlerimiz yönünden niteliği ahlaki değerler adı altında anılmaktadır. Bu anlamda ahlak görecelidir ve toplumdan topluma değişebildiği gibi aynı toplum içindeki farklı grupların benimsediği ahlaki değerler arasında farklılıklar vardır. Bir Avrupa ülkesinde yaşayan insanlar ile Uzak Doğu’da yaşayan insanların ahlak anlayışları arasında farklılıklar bulunmaktadır. Aynı ülkede yaşayan insanlar arasında da ahlaki görüşler değişebilir.
Etik ile ahlaki değerler arasındaki farklılığı vurgulamak istersek etik değerler evrenseldir, göreceli değildir; tüm insanlık tarafından paylaşılır, oysa ahlaki değerler bireysel-yerel, insandan insana ya da toplumdan topluma değişebilir değerlerdir; göreceli olabilirler.

Meslek etiği ve tıp etiği

Genel, evrensel etik değerlerin varlığına karşın her uğraş, etkinlik ya da faaliyet alanı kendine özgü değerlerle kendini ortaya koymaktadır. Bu değerlerin o alandaki ilgili kişiler tarafından benimsenmesi gerekir. Belli bir alandaki değerler genel etik değerlere ters düşemez. İnsani ve toplumsal değerlere uymayan bir eylem alanının toplum tarafından meşruluğu ve kabulü mümkün değildir. Uygulama açısından her meslek alanının, diğerlerine göre etik değerleri bir parça farklı olabilir. Bunun nedeni faaliyet ve çalışma koşullarının farklılığı nedeniyle bazı değerlerin daha yoğun benimsemesi ya da öncelik vermesi olarak açıklanabilir. Örneğin, insan ilişkilerinde birine ait bir bilginin gizliliğini korumak iyi bir insan davranış örneğidir. Fakat tıp gibi bir alanda hastaya ait bilgilerin gizliliğini korumak, “sır saklama” kuralı olarak Hipokrat’tan beri hekimliğin temel değerlerden biridir.


Etik kavramından anlaşılabileceği gibi tıp etiği tıp/sağlık alanındaki tutum ve davranışların iyi ya da kötü yönünden değerlendirilmesi etkinliğidir. Bir başka ifade ile tıp etiği alanında tıptaki değer sorunları ele alınarak tartışılmaktadır. “Meslek etiği” kuşkusuz meslek dallarının etik ilke ve kuralları anlamına gelen genel bir başlıktır. Bir meslek etiği mühendis, doktor, hukukçu, ticaret ile uğraşanlar; serbest çalışanlar ya da kamu ve özel sektörde çalışanlar için söz konusu olabilir. Tıp etiği bir meslek etiği anlamında görülebilirse de bugün için onu tam olarak bir meslek etiği tanımı altına alamıyoruz. Tıp etiği kavramı altında diğer meslekler için söz konusu olan genel tanım nitelik ve özelliklerin dışında başka ögeler de yer almaktadır. Bir başka ifade ile tıp etiği dediğimizde hekim, hemşire, hastane yöneticisi ya da diğer sağlık çalışanları ile birlikte tüm toplum kurum ve bireylerini ilgilendiren bir etkinlik alanından söz ediyoruz demektir.
Tıptaki mesleki değerler adına eskiden beri tıpta kullanılan Deontoloji (Deontologia) kelimesi eski Yunanca’dan gelen bir kelimedir. “Deonto” görev, yükümlülük gibi anlamlar içerirken “loji” bilgi, bilim gibi anlamlara gelmektedir. Böylelikle deontolojiyi, yükümlülükler bilgisi şeklinde Türkçe’ye çevirebiliriz. Yani, deontoloji, kişilerin üzerlerine düşen ödev ve yükümlülüklerinin neler olduklarının bilmeleri anlamını taşımaktadır. “Deontoloji” sözcüğü felsefe alanında kullanılsa da uygulama alanında özellikle tıpta hekimler tarafından “Tıbbi Deontoloji” şeklinde kendini göstermiştir. Burada deontoloji, hekimlerin bilmek ve uygulamak zorunda oldukları etik ilke ve kuralların neler olduklarını bildiren dizgeler anlamına gelmektedir.
Tıp alanında kullanılan deontoloji ile tıp etiği kavramlarını yakından inceleyecek olursak aralarında şu tür bir ayrım noktası ortaya çıkar: Deontolojide, tespit edilmiş kurallara uyulması ve onların yeni nesillere aktarılması söz konusu iken; tıp etiğinde tıptaki değer ve ilkelerin analizi, yorumu, tartışılması gibi geniş bir etkinlik alanı yer alır.
Hekimlerin hastalarıyla olan ilişkileri toplum içi ilişkiler arasında her zaman kendine özgü bir yer edinmiştir. Çeşitli açılardan değerlendirilebilecek olan bu ilişkinin en önemli yönlerinden biri etik yönüdür. Günümüzde yalın bir hekim-hasta ilişkisinin güçlüğünden, bunun yerine sağlık hizmetleriyle ilişkili çeşitli uzmanlıktaki kişilerin biraraya geldiği bir tıp olgusunun varlığından dolayı bir tıp-hasta ilişkisinden söz etmek mümkün olsa da hasta karşısında birinci dereceden sorumlu olanların hekimler olması nedeniyle özde mevcut bir hekim-hasta ilişkisinin süregittiğini söylemek mümkündür.

Tıpta Hipokratik değerler ve dönemsel özellikleri

Hekim-hasta ilişkisinin etik yönünden tarihsel temellendirilmesi bilindiği gibi eski Yunan'lı hekim Hipokrat'a (M.Ö. 460-370); özellikle de, hekimlerin içmelerini öngördüğü onun Andına (yemin) atfedilir. Daha açık bir ifade ile süregelen yaygın kanı Hipokrat adında tek bir hekimin yaşamış olduğu ve kendi başına bir And metni hazırladığı varsayılır. Oysa bir ailenin ismi olarak Hipokrat adıyla birden fazla sayıda kişinin var olduğu bilinmekte, Hekim Andı’nın nasıl oluşturulduğuna dair kesin bilgiler bulunmamaktadır. Hipokratik Tıp Okulu içerisinde bile bu And metninin kullanılıp kullanılmadığı da bilinmemektedir. O döneme ait daha birçok bilgi belirginsizliğini sürdürmekte ve mevcut açıklamalar önemli ölçüde yorumlara dayandırılmaktadır. Yunan bilim ve kültürüne ait öteki bilgiler gibi Hipokratik tıp ve etiği de bütün Ortaçağ boyunca unutulmuştur. Avrupa'da 10. yüzyıldan itibaren üniversitelerin kurulması ve sistemli bir tıp eğitiminin başlamasından sonra hekimler üzerinde bir denetleme mekanizmasının kurma gereksinimi ortaya çıkmış; bu gelişmenin Avrupa'da Rönesans düşüncesi ve eski Yunan kültürünü arayış çabalarının filizlendiği dönemle çakışması Hipokrat Andı’nı tıp etiğinin temel taşı durumuna getirmiştir. 19. yüzyıla gelindiğinde ise, gelişen bilimsel ve sosyo-ekonomik yapılanma içerisinde Hipokratik tıp etiğinden yola çıkılarak daha gelişkin ifade ve söylem biçimleriyle hekimlerin etik sorumluluklarını belirleyen yeni yazılı metinler Batı dünyasında üretilmeye başlanmıştır.


Hipokrat Andı metninin günümüzde yapılan çeşitli yorumlarının genel sonucu Hipokrat'ın, hekimlerin belli başlı etik ödevlerinin neler olduğunu tespit etmiş olduğuna ilişkindir. İlişikteki And metninde koyu olarak gösterdiğimiz bölümler, hekimlerin hasta karşısında neler yapması gerektiğini belirlemektedir. Örneğin hekim, ilke olarak sır saklayacak, hastasına zarar vermeyecek; kural olarak, öldürücü ilaç vermeyecek, düşük yaptırmayacak, mesaneden taş almayı uzmanına bırakacaktır. Yani, hekimin hastasına karşı etik yönden kabul edilebilir bir tutum ve davranış sergileyebilmesinin yolu, kendisine dışarıdan yüklenen bazı ilke ve kuralları yerine getirmekle gerçekleşecektir.
Buna karşın And metninde hekimlerin başka nitelikteki sorumluluklarından da söz edilmektedir. Metinde tırnak içerisinde verdiğimiz "sanat ve hayatımın temizliğini ve kutsiyetini koruyacağım" biçiminde bir ifade bulunmaktadır. Hipokratın başka yazılarında da iyi bir hekimin alçakgönüllü, ağırbaşlı, sebatlı, hürmetkar gibi kişilik özelliklerinde olması gerektiği belirtilir. Tüm bu nitelikler gerçekte erdemli bir insan olup olmamakla ilgilidir. İçsel bir durum, bir karakter sorunudur.
Yakından incelendiğinde Hipokratik değerlerin yaşanılan dönemin değerleri ile örtüştüğü anlaşılmaktadır. Örneğin, Zarar Vermeme (primum non nocere) ilkesini ele aldığımızda onun Hipokratın yaşadığı dönemdeki Yunan felsefesinin bir uzantısı olduğu görülür. Kozmojenik Dünya görüşü olarak bilinen yaklaşımla Hipokrat döneminin felsefi düşüncesinden yola çıkarak tıptaki zarar vermeme ilkesine ulaşmıştır.
Hipokrat gözlem ve deneyime dayanan tıbbın kurucusudur. Fizik-dışı güçlere, büyüye, kehanete dayanan insan sağlığıyla ilgili görüş ve düşünceler; onun aracılığıyla bu niteliklerinden sıyrılarak yerlerini akılcı, laik, bilimsel (zamanı için) bir anlayışa bırakmıştır. Ancak bu değişimi tıbbın ve Hipokrat'ın bireyselliği içerisinde değil; belli bir toplumsal, kültürel, bilgisel dönüşümün içinde görmeliyiz. Yaklaşıl MÖ. 6-5. eski Yunan filozoflarının insanı ve evreni anlayabilmek, açıklayabilmek için geliştirdikleri çözüm yöntemi gözlemlerde bulunmak ve bu gözlemlerden kalkarak yorum getirmek şeklinde olmuştur. Onlar fizik dünya üzerinde yaptıkları gözlemlerden elde edilmiş bilgiler ile (ki gözlemleyebildikleri kalıcı olan tek şey sürekli karşılıklı değişim ilkesi idi) evren ve insan üzerine her türlü temel, kalıcı bilgiye ulaşılabileceğine inanıyorlardı. Dolayısıyla da Yunan filozofları (özellikle ilk dönem filozofları) evrendeki fizik ilkelerden yola çıkılarak, etik gibi insanın toplumsal ve değerler dünyasına da ait birtakım ilkeler konabileceğine düşündüler. Doğada var olduğunu kabul ettikleri yasalar aynı zamanda onlar için potansiyel birer etik yasalar kaynağıydı. Örneğin Platon, yıldızları yörüngelerinde hareket ettiren harmonik düzenin, aynı zamanda insani dünyayı yöneten düzen olması gerektiğini savunuyordu. İşte özetlemeğe çalıştığımız Hipokrat dönemi Yunan kültüründe olgu dünyası ile değerler dünyası özdeşleşip birbirinden kopmaz tek bir bütün oluşturur. Bundan dolayı ilk Yunan Felsefi dünya görüşü kozmojenik ya da monistik (tekçi) Felsefe olarak bilinir. (Çağımız kültürel yapılanmasında olgular ve değerler dünyası birbirinden ayrılmıştır)
Hipokrat kozmojenik dünya görüşünden tıp ve tıbbi etik anlayışını şöyle geliştirir: Evren (makrokozmos) ile İnsan (mikrokozmos) arasında fark yoktur; onların yapı ve işleyişleri birbirinin aynısıdır. İnsan evrenin bir parçası olarak ona bağımlı ve ondan kopmaz bir bütündür. Nasıl ki her türlü varlık evrenin, düzenin bir parçası olarak onunla uyumludur; insan için de bu kuralın geçerli olmaması düşünülemez. Parça ile bütün karşılıklı olarak sürekli değişim ve etkileşim içindedir. Bütün içinde her parça karşılıklı olarak birbirine bağımlıdır. Parçaları birbirine bağlayıp bütünü yaratan güç evrensel "sempati (sevgi) bağı"nın gücüdür. Fizik dünya ile insan arasındaki bu özdeşlik aracılığıyla Hipokrat tıbbında hava, su, iklim, jeoloji, coğrafya gibi fizik olaylarla insan sağlığı arasındaki ilişkilerden çıkılarak klinik tıbbi sonuçlara varılır. Empodokles’in doğa felsefesinde yer alan dört madde kuramı Hipokrat ile insan bedenindeki dört Suyuk (hılt, humor) kuramına dönüşür ve Hipokrat'ın fizyolojisi ortaya konur. Öte yandan dört suyuk arasındaki dengesizlik, niteliklerindeki değişimler de hastalıklara neden olan fizyopatalojik oynamalar olarak kabul edilir. Öte yandan "tıbbi farazilere" düşman olan Hipokrat aynı şekilde ampirizme de karşıdır. Herhangibir varsayıma dayanarak bir deneyde bulunmayı tehlikeli bulur ve yasaklar. "Hastalık yok hasta vardır" önermesinde bulunmasına rağmen temelini attığı, sistemleştirdiği tıp görüşünün içerisinde herşeyin yeri vardır ve soruların cevapları hazırdır. Herşeyi bildiği ya da bildiğine inandığı için yeni bir deneyime ihtiyaç duymaz. Bu son söylenenler Hipokrat tıbbındaki “prognoz” kavramının önemini gösterir. Doğadaki sürekli değişim kavramına bağlı kalarak, aynı dünya görüşün ışığında tıpta özgün kavramlar ortaya koyan Hipokrat'a göre evrende (makrokozmos) herhangi bir düzen bozukluğu durumunda doğal yasalar hemen harekete geçerek bozulmuş olan dengeyi tekrar eski durumuna getirir. Aynı şekilde insan bedenindeki bir düzensizlik, yani bir hastalık durumunda doğa harekete geçerek bozukluğu gidererek, becerisini gösterir ve hastayı iyi eder. Böylece karşımıza Hipokratik kavramlardan biri olan Natura Medicatrix (tedavi edici doğa) kavramı ortaya çıkar. Bu bağlamda değinmek gerekirse, günümüzde Homeopatik ilkeler olarak bilinen karşıtlar- benzeşmeler yasasının böyle bir düşünce çerçevesinde ortaya konmuş Hipokratik ilkelerin bir parçası olduğu görülür.
Görüldüğü gibi doğanın tek başına tedavi edici nitelikte olması kozmolojik dünya görüşünün dolayısıyla Hipokratik akıl yürütmelerin doğal sonucudur. Doğa başka bir hekime ihtiyaç duymadan, ne yapar eder hastayı iyileştirir. Zira o gerçek bir hekim karakterindedir. Doğanın tedavi edici kuvvetleri olduğuna inanan Hipokrat'ın meslekdaşlarından temel beklentisi doğanın işine karışılmamasıdır. Hekimler olabildiğince az tıbbi müdahalede bulunmalı ve görevlerinin doğaya yardımcı olmak olduğunu unutmamalıdırlar. Varılan bu noktada Hipokrat'ın hekimlere yüklediği etik yükümlülük, çağının dünya görüşüne uygun olarak, bilgisel (bilimsel) verilerden yola çıkarak türettiği yeni bir kavramdır. Sözkonusu kavram günümüzde hekimlerin çok iyi bildiği Öncelikle zarar verme ilkesidir. Bu şekilde Hipokrat tarafından geliştirilen bu ilke geçmişte de günümüzde de yüzyıllardır hekimlik mesleğinin temel etik ilkelerinden olmuştur.
Benzer şekilde Hipokrat Andındaki diğer ögelerinin de dönemsel özellikleri bulunduğu söylenebilir. Örneğin, sır saklama olgusu Asklepion geleneğindeki tapınak tıbbının bir özelliğidir. Aslına bakılısa sır saklama konusu ilkel çağlara kadar gider ve kabileye ait geleneksel bilginin korunması, saklanması şeklinde karşımıza çıkar. Hipokrat andında rastladığımız öteki toplumsal kurallardan birisi de düşük yaptırma ve mesaneden taş alma yasağıdır. Her ikisinin de kaynağını pagan kültürlerde buluruz.

Tıp etiğinde çağdaş değerler

Çağdaş tıp etiği değerleri Hipokratik değerlere yenilerinin eklenmesinden meydana gelmektedir. Tıp etiğinin yeni değerleri ise Bireyin önem kazanması, kişi hakları, insan hakları, liberal düşünce tarzı, demokratik değerler, yeni sosyal hak kavramları, bireyselcilik vb. kaynaklanmaktadır. Özellikle Kuzey Amerika ve Batı Avrupa toplumlarında bu tür tpolumsal değerler sonucunda tıp etiği değerleri de yeni biçim kazanmıştır.


Geleneksel tıp etiğinin hastanın iyilik ve yararını birincil değer olarak görmesini, hekimin yararlılık ilkesine (zarar vermeme kavramıyla birlikte) uygun davranışı olarak açıklıyoruz. Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak, hekim hastasının sağlığıyla ilgili kararlarda tek başına olmakta ve daha ileri noktada da “Paternalizm” (babacıl tutum) olarak tanımladığımız, hekimin otoriter konumu ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda çağdaş tıp etiğinin ana karakterini hekimin, hekim-hasta ilişkisindeki otoriter konumunun terkedilip yerine hasta merkezli bir anlayışın yerleşmesi şeklinde görüyoruz.

Tıptaki değerlerin belli bir yaklaşımla ele alınması bu arada son yıllardaki önemli bir yaklaşım oluşturmuştur. Böylelikle etik ilke ve kuralların belli bir “felsefi” anlayışı uygun hale getirilmesi sağlanmıştır. Dört ilke yaklaşımıyla dile getirilen bu anlayışla hen Hipokratik hem yeni değerler günmüzde belli bir bütünlük uluşturmuştur. Yararlılık İlkesi, Zarar Vermeme İlkesi, Hasta özerkliğine Saygı ilkesi ve Adalet ilkesi tıpta uyulması gereken ilke ve kyralların alt yapısını oluşturmaktadır.




Hipokrat Andı
Hekim Apollo, Aesculapius, Hygia, Panacea adına and içerim ve tüm tanrı ile tanrıçaları tanık tutarım ki, bu yemini kendi yetenek ve hükmümle yerine getireceğim.

Bana bu sanatı öğreteni babam gibi tutacağım. Onun dostu olacağım ve maddiyatımı onunla paylaşacağım. Onun çocuklarını kardeşim bileceğim. İstedikleri takdirde bu sanatı onlara karşılıksız öğreteceğim

Tıbbi bilgilerimi yalnızca çocuklarım, hocamın çocukları ve bu mesleğe girip kurallarını kabul etmiş olanlarla paylaşacağım.

Yetenek ve hükmüm doğrultusunda hastalarımın iyiliği ve yararı için diyet uygulayacağım ve kimseye zarar vermeyeceğim


Ne ölümcül ilaç isteyene böyle bir amaçlı ilaç vereceğim ne de ölümüne neden olacak bir tavsiyede bulunacağım. Bir kadının çocuk düşürmesine yardım etmeyeceğim

Sanat ve hayatımın temizliğini ve kutsiyetini koruyacağım


Mesaneden taş alma müdahalesi yapmayacağım bunu uzmanına bırakacağım


Girdiğim her ev, hastamın iyiliği içindir. Özgür ya da köle olsun hiçbir hastama tacizde bulunmayacağım


Hastama ait bilgileri kimseye açıklamayacağım ve onları sır olarak saklayacağım

Eğer bu yeminimi tutarsam insanlar arasında her zaman hürmet göreyim, eğer

tutmazsam aksine uğrayayım.

KAYNAKLAR

1- Aydın E. Tıp Etiğine Giriş. PegemA Yayıncılık.Ankara 2001.


2- Akarsu, B. Felsefe Terimleri Sözlüğü. 7. Baskı. İnkilap Yay. İstanbul 1998
3- Baissette G: Les Medecins Celebres. Ed. D'art Lucien Mazenad, Paris, 1947.
4- Beauchamp TL, Childress JF. Principles of Biomedical Ethics. 5th ed, New York Oxford Uni. Press 2001.
5- Castiglioni A: A History of Medecine, 2nd ed. İng.'ye Çev. E.B. Krumbhaar, , Alfred A. Knope, New York. 1958.
6- Durkheim E: Meslek Ahlakı, Çev. Mehmet Karasan. 2. baskı, M.E.B. Yayınları, İstanbul, 1962.
7- Garrison F H: History of Medicine. Saunders Company, Philadelphia. 1928.
8- Heinemann F: Günümüzde Felsefe Disiplinleri, Çev. Doğan Özlem. Ara Yayınları, İstanbul 1990.
9- Kuçuradi, İ. Uludağ Konuşmaları. Türkiye Felsefe Kurumu. Ankara 1997.
10- Tepe H. Etik ve Metaetik. Türkiye Felsefe Kurumu Ankara 1992.
11- Timuçin A. Felsefe Sözlüğü. Bulut Yayınları. 3. Baskı. İstanbul 2000.


*Tıbbi Etik Sempozyum Kitabı. T.C. Genel Kurmay Başkanlığı 600 yataklı Mevki Asker Hastanesi Baştabipliği. s.11-7. Ankara 2004.

Yüklə 41,94 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə