Dalavera İsmet ölmüştü. İsmet, bizim ve Bodrum’un herşeyi olan Dalavera Mehmet



Yüklə 20,45 Kb.
tarix30.01.2018
ölçüsü20,45 Kb.
#41661

Bodrum’da ve Irak’ta “şer’den hayr” durumları

Baskın Oran


Bodrum’a geldik ve hemen iki haberle karşılaştık. Birinci haber, Dalavera İsmet ölmüştü.

İsmet, bizim ve Bodrum’un herşeyi olan Dalavera Mehmet abinin aynı sevimlilikte ve benle yaşıt kardeşi. Çok ciddi boyutlarda şekeri ve eskimiş bir tüberkülozu vardı; çok da ciddi rakı içerdi. Tekel’le ortakmış gibi sigara tüketmek yüzünden bu kış bir de akciğer rahatsızlığı geçirmiş, Muğla’da zor kurtarılmıştı. 19 Mayıs’ta birkaç günlüğüne geldiğimizde, damadı Tombiş’in işlettiği Berk Restoran’ın önünde İsmet’i tipik pozunda yani kalamar ayıklarken yakaladım ve geçmiş olsun deyip öptükten sonra sigaya çektim:



  • İsmetcim, perhiz yapıyor musun? Rakı-cigara içiyor musun?

- Yok valla Baskın, ikisini de bıraktım. İçmiyom! Turp gibiyim, korkma!

Hayatı gırgırdı. İçiyordu tabii. Akşam eve gitmiş, tuvalete girmiş, başlamış hırlamaya. Karısı dışarıdan bağırmış:

- İsmet! Beni niye korkututdurusun gene! [korkutup duruyorsun]

İsmet tuvaletten çıkmış, oturmuş, bu sefer de nefes alamıyor gibi yapmış. Karısı yine kızmış:

- İsmet! Gene gidicisin galiba!

Oysa, İsmet bu sefer korkutmuyormuş. Bir seferliğine ciddiymiş...

İkinci haber: Bodrum’dan bir direk daha eksildiği günlerde, Bodrum’un direklerinden birinin bir çocuğu doğdu. Bodrum Cafe’den (halk arasındaki eski adı: Raşit’in Kahvesi) garson Sarı (nüfustaki adı: Halil), on yıl aradan sonra, kızının üzerine bir de oğlan ekledi. Sarı’nın zaten çok güleç olan yüzünde ağız kulaklara ulaşmış durumda. Artık oğlan babası ya, esip üfürmeye başladı:

- Abi, nasılsa oğlan tamam. Artık hanımı göndereyim mi babasının evine? Benden zılgıtı yiyeceğini anlayınca, hemen ekliyor:



- Hani canım, 1-2 ay dinlensin diye! Bizim yüzümüz gevşeyince, yine tutturuyor:

- Abi, bizim hanım dikiş öğretmeni. Şimdi oğlan doğurdu ya, gene başladı, çocuk ele avuca gelince ben çalışacam diye. “Ben bu kadar okulu boşuna mı okudum!” diyor. Ben de cevap veriyorum: “Evet! Boşuna okudun!” diyorum. İyi demiş miyim abi?

Tabii, Bodrum’da bir hayr’ın olması için bir şer’in olması hiç şart değildi. Ama korkarım Irak işinde kesinlikle şart. Aklıma, Türkiye’nin bu belayı az hasarla atlatması için sarılabileceğimiz en az dört şer geliyor:

1) Irak’ta felaketler artarak devam ediyor. İşte, Bush’tan birkaç dolar daha alırız diye Irak’a Türk askerini göndermeyi akıllarına koyan büyüklerimizi durdurabilecek olan, galiba, bizzat bu felaketler. Bu bombalamalar ve öldürmeler ne kadar artarsa, büyüklerimizin bu anlaşılmaz inadı o kadar kırılacak. Halimize bak! Umut’a bak!

2) Malum, büyük (TÜSİAD) ve orta (TOBB) burjuvazimiz asker göndermeyi açıkça destekliyor. Geçenlerde TV’de, adını vermeyeyim, bir “milli” ihracatçı kuruluş yöneticisinin hiç utanmadan aynen şöyle dediğini kulaklarımla duyup gözlerimle gördüm:

Türk iş adamlarının güvenliği için, Irak’a Türk askerinin gitmesi şarttır”. Yani hazret resmen şöyle diyor: Bizim şirketin alt-emperyalizmle para kazanabilmesi için Türk askerinin başımızda nöbet tutması ve gerekirse ölmesi lazım... Bir ülkede büyük burjuvazinin ne dediği çok önemlidir. Onun için, bu hazretler bu felaketler olduğu sürece biraz zor gideceklerinden, Türk askerinin gitmesi için de biraz zor bastırırlar...



3) Büyük ülkeler artık profesyonel orduya geçti. Türk ordusu bu açıdan “geri” durumda, çünkü zorunlu askerliğe dayanıyor. İşte bu “amatörlük”, bitakım histeriaların (Aman, Amerika’yı küstürürüz!, Aman, İMF kredi vermez!, Aman, masaya oturtulmayız!, Aman, Kürt devleti kurulur!) kol gezdiği ortamda ABD’nin profesyonel askeri olmamızı önleyebilir. Çünkü ordumuz profesyonel olsaydı, kamuoyumuzun tepkisi bu kadar muazzam olmazdı. Nitekim, ABD’deki aile tepkisinin Vietnam’ın aksine yavaş gelişmesinin sebebi, ABD ordusunun artık ölmeyi/öldürmeyi hayatını kazanma yöntemi olarak seçmiş profesyonel askerlerden oluşması.

En çarpıcı biçimde söyleyen, ünlü Soros oldu: “Türkiye’nin ekonomisini düzeltmek için en önemli ihraç malı, ordusudur!”. Böyle bir ülkede, orduyu profesyonelleştirmek kamuoyu (ve Türkiye’nin kaderi) açısından çok kötü olabilir. Bizzat TSK de oturup iki kere düşünmeli: Profesyonel bir orduyu, Türkiye halkı bugünkü kadar kucaklamayabilir.

4) En önemli diyalektik olguyu en sona bıraktım: Türkiye’de A’dan Z’ye yanlış bir düşüncenin varlığı! Türkiye’de, Genelkurmay başta olmak üzere, kimi kurum ve insanlar sanıyorlar ki Türkiye kuzey Irak’a asker gönderirse Kürt devletini engeller.

İşte, neresinden tutsan elinde kalacak bu düşüncenin varlığıdır ki, neresinden tutsan elinde kalacak bu asker göndermeyi engelleyebilir! Çünkü Türkiye’de “K.Irak’a gidemeyeceksek, Irak’ta işimiz ne?”ler başladı ve Bush kuzey Irak Kürtlerini küstüremeyeceği için de çığ gibi artacak.

Felaketin boyutunu düşünebiliyor musunuz? Bu memleketteki kimi insan ve kurumların Türkiye’yi ABD’nin peşinde muhakkak bir felakete sürüklemesini önlemek için felaketlerden başka güvenecek şeyimizin kalmaması kadar felaket bişey olabilir mi?

Yüklə 20,45 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə