Davacı vekili müvekkili limited şirketin yurtiçi ve yurt dışında konut satım işleri yaptığını çıkan ekonomik kriz nedeniyle şi



Yüklə 365,96 Kb.
səhifə7/7
tarix30.01.2018
ölçüsü365,96 Kb.
#41512
1   2   3   4   5   6   7

O halde mahkemece şikayetin kabulü ile teminat mektubunun bulunduğu durum itibarı ile icra dosyasında durdurulmasına karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.


87- Taşınmaz borçlu tarafından veya hacizden evvelki bir tarihte yapıldığı resmi bir belge ile belgelenmiş bir akte dayanmayarak başkaları tarafından işgal edilmekte ise onbeş gün içinde tahliyesi için borçluya veya işgal edene bir tahliye emri tebliğ edilir. Bu müddet içinde tahliye edilmezse işgalci zorla çıkarılıp taşınmaz alıcıya teslim olunur.

Üçüncü kişi taşınmazda hacizden önceki tarihli bir sözleşmeye dayalı olarak bulunduğunu resmi nitelikte bir belge ile ispat etmelidir. Burada ispat külfeti üçüncü kişiye aittir. Sözleşmenin hacizden önceki bir tarihte tapuya şerh verilmiş olması veya hacizden önceki bir tarihte noterlikçe düzenlenmiş ya da onaylanmış olması hallerinde tahliye emrinin iptali gerekir.

Yasa hükmü karşısında adi nitelikte bir sözleşmeye dayanılamayacağı gibi mahkemece de bu nitelikte bir belgeye dayalı olarak tahliye emrinin iptaline karar verilemez. Zira adi nitelikte bir sözleşme her zaman düzenlenebilir.

Bu nedenle yukarıda değinildiği üzere kanun koyucu olası kötüniyetli anlaşmaları önlemek için anılan maddenin ikinci fıkrasını değiştirmiştir.

Öte yandan icra mahkemesinin bu konuda verdiği karar kesin hüküm teşkil etmeyeceğinden üçüncü kişi genel mahkemede taşınmazda hacizden önceki tarihli bir sözleşmeye dayalı olarak bulunduğuna ilişkin tespit davası açabilir. Bu dava bir menfi tespit davasıdır. Genel mahkemede bu davanın açılmış olması icra mahkemesinde görülmekte olan şikayet bakımından bekletici mesele yapılmasını gerektirmez. Zira icra takip hukukunun kendisine özgü şekli yapısı buna olanak vermez.
88- Sekizinci bölümde düzenlenen psikososyal yardım servisi çalışma esasları çerçevesinde yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kuramlarında ve kapalı ceza infaz kuramlarının yüksek güvenlikli bölümlerinde kalan hükümlüler bireysel veya on kişiyi aşmayacak şekilde grup halinde psikososyal yardım çalışmalarından yararlandırılacaktır.

Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kuramlarında ve kapalı ceza infaz kuramlarının yüksek güvenlikli bölümlerinde kalan hükümlü ve tutuklulardan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış hükümlülere öncelikle bireyselleştirilmiş psikososyal yardım programları uygulanacaktır. Uygulanan programlar sonucunda bu çalışmalarda gösterdiği gayret ve iyi hale göre idare ve gözlem kurulu kararıyla sadece kendileriyle aynı ünitede kalan hükümlülerle birlikte sınırlı olarak grup halinde psikososyal yardım programlarına katılmalarına izin verilecektir.

Yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlan ile kapalı ceza infaz kuramlarının yüksek güvenlikli bölümlerinde bulunan diğer hükümlü ve tutuklular psikososyal yardım çalışmalarına güvenlik bakımından tehlike yaratmadığı ölçüde bir araya getirilerek katılacaklardır.

Standartlar sistemi çerçevesinde iyileştirme haritasında belirlenen programlara hükümlü ve tutukluların katılmaları ceza infaz kurumu idaresi tarafından teşvik edilecektir. Kuramların bu çalışmaları gerçekleştirilen psikososyal yardım faaliyetlerinin sayısına niteliğine ve katılım sayısına göre Genel Müdürlük tarafından not verilerek takip edilecektir.

Kurumda yürütülen psikososyal yardım servisi çalışmaları değerlendirilme yapılması için her yıl ocak ayının onbeşine kadar Genel Müdürlüğe gönderilecektir. Değerlendirme çizelgesi psikolog ve sosyal çalışmacı ile eğitimden sorumlu ikinci müdür tarafından imzalanacak ve kurum müdürü tarafından da bilgilerin doğruluğu onaylanacaktır.
89- Kurumda bulunan hükümlü ve tutukluların aileleri ile yürütülen çalışmalar telefon görüşmelerini kapalı açık ziyaretlerdeki görüşmeleri hükümlü ve tutuklu yakınlarının talepleri doğrultusunda yapılan görüşmeleri uzmanın gerekli gördüğü hallerdeki iletişim ve haberleşme çalışmalarını kapsar.

Psikososyal yardım servisi hükümlü ve tutuklu iyileştirme faaliyetleri kapsamında grup çalışmaları yürütür. Grup çalışmaları Genel Müdürlük tarafından eğitimi verilen müdahale programları ile psikososyal yardım amaçlı yapılan diğer grup çalışmalarını kapsar. Bir dönem içerisinde uzmanlar tarafından bir dönemde toplam en az iki grup çalışması yapılır. Ancak belirtilen sayıda grup çalışması yapılamaması halinde çalışma yapılamama nedeni çizelgede belirtilir.

Personele yönelik çalışmalar kapsamında yardım servisi personel ile bireysel görüşmeler grup çalışmaları eğitim ve seminer çalışmaları yürütür. Mümkün olması halinde bu çalışmalara personel aileleri de dahil edilir. Yardım servisi hükümlü ve tutukluların iyileştirme çalışmaları kapsamında diğer kişi kurum veya kuruluşlardan destek alır hükümlü ve tutukluları ihtiyaç duydukları alanlara göre diğer kişi kurum veya kurumlara yönlendirir.

Ceza infaz kuramlarında kurum uzmanları tarafından ve kurum dışından kişi kurum veya kuruluşlar tarafından bilimsel amaçlı araştırmalar yürütülmektedir. Araştırma izinleri kurum dışından gelen taleplerde Genel Müdürlük tarafından değerlendirilir. Kurum uzmanları hükümlü ve tutukluların ihtiyaçları doğrultusunda yapacakları araştırmaları Genel Müdürlüğün iznine tabi olmaksızın yürütür. Ancak yapılan araştırmaların sonuçları Genel Müdürlüğe gönderilir.

Yardım servisi hükümlülerin salıverilme sonrası hayata hazırlanmaları için salıverilme öncesi hazırlık çalışmaları yürütür. Bu çalışmalar iş ve meslek danışmanlığı aile içi iletişim gibi konularda grup çalışmaları ve bireysel danışmanlığı kapsamaktadır. Yardım servisi yapılan görüşme ve değerlendirmelerde ölçek ve anketlerden oluşan materyaller kullanır. Çizelgede materyalin adı ve uygulanan hükümlü tutuklu ve personel sayısı belirtilir.

Yardım servisi ceza infaz kurumunda spor alanları çok amaçlı salonlar kütüphane ve iş atölyelerinden yararlanabilecek meslek edinme kursları gibi faaliyetlere katılabilecek durumdaki hükümlü ve tutuklular ile kurumun iç hizmetlerinde çalıştırılacak hükümlülerin belirlenmesine yardımcı olur.


90- Borçlu icra mahkemesine başvurusunda satış ilanının usulsüz olarak tebliğ edildiğini ileri sürerek ihalenin feshini istemiş mahkemece ihalenin usul ve yasaya uygun şekilde yapıldığı gerekçesiyle istemin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Tebligat Kanunu gereğince kendisine tebligat yapılacak kimse veya Kanunda öngörülen tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber mümkün oldukça en yakın komşularından birine varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır.

Tebligat Yönetmeliğine göre adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkartılan tebligatlar hariç olmak üzere muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu yönetici kapıcı muhtar ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir.

Somut olayda borçlu adına çıkartılan satış ilanı tebligatının muhatabın tevziat saatlerinde çarşıda olduğunu beyan eden komşunun imzası alınmadan ya da imzadan imtina ettiği mazbataya şerh verilmeden ve haber bırakılan komşunun adı ve soyadı da tespit edilmeden yapıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda şikayetçi borçluya yapılan satış ilanı tebliğ işleminin anılan mevzuata aykırı olduğu görülmektedir.


91- Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hakim esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla yapılır. Ancak boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.

Türk Medeni Kanununa getirilen yeni düzenleme ile artık eşini terke zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılmaktadır.

Öte yandan terk hukuki sebebine dayalı boşanma davasında müşterek haneyi terk eden eşin terkte haklılığını değil davete uymamada haklılığını kanıtlaması gerekmektedir. Davete uymamanın haklı sebeplere dayandığının ispat yükünün bu durumdan lehine sonuç çıkaran davalıya ait olduğu açıktır.

Bu açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde davalının ihtara icabet etmemesinin haklı nedene dayandığının kanıtlanamadığı dolayısıyla kanunen korumaya değer bir sebep olmadığı halde ortak konuta dönmediğinin anlaşılmasına göre yasal koşulları oluştuğundan bozma kararında açıklanan gerektirici nedenler uyarınca Hukuk Genel Kurulu tarafından da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken boşanma davasının reddine ilişkin kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. Temyize konu bozma ilamının iki numaralı bendinde işaret edilen ve yerel mahkemece nafaka talebine ilişkin olarak kurulan hüküm yönünden davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya özel daireye gönderilmelidir.
92- Hükümlü ve tutukluların boş zamanlarını eğitim öğretim sosyal kültürel ve sportif faaliyetlerle değerlendirmeleri sağlanarak toplumca kabul edilebilir düşünce ve davranışları benimsemelerine kendilerini topluma yararlı insanlar olarak yetiştirmelerine yardımcı olunacaktır.

Hükümlülerin iyi halli olup olmadığına diğer hususların yanı sıra uygulanan eğitim çalışmaları sonucunda elde edilen verilere göre karar verilecektir. Bu nedenle gözlem ve sınıflandırma çalışmaları kapsamında her altı ayda bir ortaya çıkan sonuç hükümlülerin gözlem ve sınıflandırma formuna işlenecektir.

Tutuklular için de uygulanan eğitim programlarından sonra elde edilen veriler her altı ayda bir değerlendirilerek gözlem ve sınıflandırma formuna kaydedilecek ve ileride hükümlü konumuna geçmeleri durumunda iyi halliliğin tespitinde dikkate alınacaktır.

Her türlü araştırma anket tez hazırlama ve benzeri çalışmalar Bakanlık iznine tabidir. Ceza infaz kurumları aracılığıyla yapılacak başvurularda araştırmanın amacı hedeflenen sonucu çalışmanın yapılacağı tarih aralığı çalışmanın yapılacağı ceza infaz kurumları kuruma gelecek kişilerin adı soyadı ve unvanları belirtilerek ve kullanılacak materyalin örneği eklenerek Genel Müdürlüğe gönderilecektir. Eğitim ve iyileştirme çalışmalarıyla ilgili ziyaretler ve basın kuruluşlarının haber röportaj çekim talepleri için başsavcılığının görüşü ile birlikte Bakanlıktan izin istenecektir.

Ceza infaz kurumu idaresi tarafından hükümlü ve tutukluların dördüncü beşinci ve altıncı bölümlerde açıklanan programlara katılmaları sağlanacaktır. Hükümlüler hakkında verilen iyi hal kararlarında diğer hususların yanı sıra bu programlara katılıp başarılı olanların durumları lehlerine değerlendirilecektir.
93- Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir. İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez.

İbra sözleşmesi varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.

Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir.

Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır. Yine işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibr a iradesinin bulunmadığını gösterir.

İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
94- Şikayet kanun yoluna başvuru nedeniyle yapılan yargılama sonunda yerel mahkemece şikayetin kabulü ile tahliye emrinin iptaline dair verilen yerel mahkeme kararının incelenmesi karşı taraf müflis şirket ve iflas masası vekili ile karşı taraf ihale alıcısı şirket vekili tarafından istenilmesi üzerine özel hukuk dairesinin ilamı ile aşağıdaki gerekçe ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Yerel mahkeme ilamı ile söz konusu şirketin iflasına karar verildiği iflas dairesinin ilgili dosyasından yapılan ihalede hazine adına kayıtlı yirmi parsel sayılı taşınmaz üzerinde müflis şirket lehine bulunan irtifak hakkının diğer şirkete satıldığı ve satışın kesinleşmesinden sonra şikayetçi üçüncü şahsa tahliye emri gönderildiği anlaşılmıştır.

Yasal süresi içerisinde şikayetçi tarafça icra mahkemesinde tahliye emrine karşı şikayette bulunulmuş mahkemece de şikayetin kabulüne karar verilmiştir.

İlgili Kanun hükmü gereğince taşınmaz borçlu tarafından veya hacizden evvelki bir tarihte yapıldığı resmi bir belge ile belgelenmiş bir akde dayanmayarak başkaları tarafından işgal edilmekte ise onbeş gün içinde tahliyesi için borçluya ve işgal edene bir tahliye emri tebliğ edilir. Bu müddet içinde tahliye edilmezse zorla çıkarılıp taşınmaz alıcıya teslim olunur hükmünü içermektedir.

Anılan hükme göre alıcıya ihale edilen taşınmaz bir üçüncü kişi tarafından işgal edilmekte ise ihalenin kesinleşmesi üzerine alıcı icra dairesinden üçüncü kişinin taşınmazdan çıkarılmasını isteyebilir.
95- Üçüncü kişi icra mahkemesinde taşınmazı hacizden önceki bir tarihte yapıldığı resmi bir belge ile belgelenmiş bir akde dayanarak işgal etmekte olduğunu ispat etmekle yükümlüdür. Üçüncü kişi taşınmazı işgal etmekte haklı bulunduğunu hacizden önce yapılmış resmi bir belge ile ispat ederse icra mahkemesi tahliye emrinin iptaline karar verir.

Üçüncü kişi kiracı olduğunu hacizden önce tapuya şerh verilmiş bir kira sözleşmesi ile ispat ederse icra mahkemesi tahliye emrinin iptaline karar verir. Yine üçüncü kişi kiracı olduğunu hacizden önce noterde düzenlenmiş veya onaylanmış bir kira sözleşmesi ile ispat ederse icra mahkemesi tahliye emrinin iptaline karar verir.

Bu durumda şikayetçi iflas tarihinden evvel taşınmazı işgal etmekte haklı bulunduğunu iflas tarihinden önce tapuya şerh verilmiş bir kira sözleşmesi ile ya da ilgili Kanunda yazılı nitelikte iflas tarihinden önce yapılmış resmi bir belge ile ispatlayamadığına göre mahkemece şikayetin reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.

İstek tahliye emrinin şikayet kanun yolu ile iptaline ilişkindir. Mahkemece şikayetin kabulü ile tahliye emrinin iptaline karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizleri üzerine özel dairece karar bozulmuştur. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık şikayetçinin tahliye emrine konu edilen yerleri iflas tarihinden öncesine ait ve resmi bir belgeyle belgelenmiş bir akde dayalı olarak işgal etmekte olduğunu ispatlayıp ispatlayamadığı noktasında toplanmaktadır.
96- İdari yargının varlık nedeni idarenin denetlenmesinde uzmanlaşmış bir yargı kolu olarak bu denetimi adli yargıya oranla daha etkili bir şekilde yapabilmesi temel işlevi ise bireyleri ve toplulukları idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerinden korumaktır.

Yargı birliği sistemini benimsemiş olan ülkelerde idari işlem ve eylemlerin yargısal denetiminin genel mahkemelerce yapılması hukuk devleti ilkesi açısından bir sakınca doğurmamaktadır. Bu ülkelerde genel mahkemeler tarafından yapılan denetim etkili bir yargı denetimi olup bu mahkemelere hukuka aykırı buldukları idari işlemleri hükümsüz kılma yetkisi de tanınmaktadır.

Ayrı bir idari yargı rejimini benimsemiş olan ülkelerde ise daha etkili bir yargı denetimi idari işlem ve eylemlerin yargısal denetiminin idari yargı tarafından yapılmasıyla sağlanır. İdari yargının görev alanının adli yargı karşısında belirlenmesi sorunu idari rejimi benimsemiş olan ülkelerde sadece hangi tür uyuşmazlık ve davaların idari yargıda hangilerinin ise adli yargıda çözümleneceği sorunu olmaktan çok hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesi ile yakından ilgili bir sorundur.

Sorunun hukuk devleti ilkesiyle bağlantılı olması nedeniyle idari rejimin ve bunun uzantısı olan idari yargı sisteminin benimsenmesiyle birlikte idari yargının görev alanının adli yargıya karşı korunması için çeşitli önlemler düşünülmüş ve bu bağlamda bazı ölçütler geliştirilmiş ve bu korumayı yapmak üzere ülkemizde de olduğu gibi Uyuşmazlık Mahkemesi biçiminde mahkemeler kurulmuştur.

İdari yargının görev alanının belirlenmesi için kullanılan kamu gücü ölçütü kamu hizmeti ölçütü kamu kanunu gibi ölçütler yetersiz elverişsiz ve çoğu kez belirsiz olduğundan ve pozitif hukukta da bir dayanağa sahip bulunmadığından başka bu yargı kolunun korunması için oluşturulan mahkemeler de idari yargının görev alanını belirleme yetkisi yasama organının takdirine bırakıldığı sürece işlevlerini tam olarak yerine getirememişlerdir.
97- İcra müdürlüğünce haczedilip seferden men edilen geminin seferden men kararının kaldırılması için borçlu tarafından icra mahkemesine başvurulduğu mahkemece istemin kabulüne karar verildiği görülmüştür.

Haciz belirli bir para alacağının tahsilini sağlamak için borçluya ait mal ve haklara icra memurunun beyanı ile hukuken el konulmasıdır. Haczin uygulanmasından sonra icra dairesinin istediği zaman bu mallara el koyabilmek imkanına sahip olması gerekli olup alacaklının onayı bulunmaksızın paraya çevirme imkanını zorlaştıracak nitelikte bir işlem yapılması mümkün değildir. Haciz tarihi itibarıyla uygulanması gereken Türk Ticaret Kanununun ilgili hükmüne göre yola çıkmaya hazır gemi cebri icra yolu ile satılamayacağı gibi ihtiyati haciz yolu ile de haczedilemez.

Anılan Kanuna göre denize elverişli gemi teşkilatı yükleme durumu yakıtı kumanyası ve gemi adamlarının yeterliliği ve sayısı bakımından yapacağı yolculuğun tehlikelere karşı koyabilmek için gerekli vasıfları haiz bulunduğu takdirde yola elverişli sayılır.

Açıklanan yasal düzenlemeler karşısında şikayetçi borçluya ait mahcuz geminin seferden menine dair icra müdürlüğünce verilen kararın kaldırılabilmesi yola hazır olduğunun tespitine bağlıdır.

Yasalarımızda yola hazır gemi terimini açıklayan bir hüküm yoktur. Yola hazır gemi bu gemiyi kiralayan kaptanı ve gemi adamları tarafından bir deniz yolculuğuna çıkmaya fiilen ve hukuken hazırlanmış olan gemidir. Yükün tamamen yüklenmesinden sonra gümrük ve limana ilişkin işlemlerin yapılması ve belgelerinin kaptan tarafından alınması gereklidir. Bunun sonucunda gemi denize ve yola elverişli olmalı ayrıca liman ve gümrüklerle ilgili belgeler tamamlanmış bulunmalıdır.
98- Eğitim öğretim çalışmaları ile sosyal kültürel ve sportif faaliyetlere katılacak hükümlü tutukluların seçimi bağlamında çalışmalara kimlerin katılabileceği kime nasıl ne zaman ve hangi yolla başvurulabileceği çalışmalar ve faaliyetlerde uyulması gereken kurallar idare ve gözlem kurulunca belirlenecek talimatname ve onaylanan program sureti ile birlikte tüm koğuş ve odalara asılacaktır.

Talimatnamede belirlenmiş kurallar çerçevesinde hükümlü ve tutuklu başvuruları yazılı olarak alınacaktır. Başvurular ikinci müdür öğretmen güvenlik ve gözetim servisinde görev yapan bir infaz ve koruma baş memuru ile eğitim ve öğretim servisinde görevli personelden oluşturulan bir ekip tarafından değerlendirilip katılımcılar belirlenecektir.

Güvenlik ve gözetim servisi personeli hasımlılık gibi güvenlikle ilgili konularda yardımcı olacak gerekli olduğunda ilgili servislerden görüş alınacaktır. Belirlenen katılımcı listeleri idare ve gözlem kurulunun onayına sunulacaktır.

Hükümlü ve tutukluların eğitim öğretim çalışmaları ile sosyal kültürel ve sportif faaliyetlere çıkarılması bağlamında idare ve gözlem kurulu tarafından onaylanan katılımcı listeleri çalışma ve faaliyetlerin tarih ve yeri de belirtilerek uygulanmak üzere kurum birinci müdürü ikinci müdürler ile güvenlik ve gözetim servisine gönderilecektir.

Kurum birinci müdürü onaylanan programın aksatılmadan yürütülmesinden eğitimden sorumlu ikinci müdür ortaya çıkabilecek tüm aksaklıkların giderilmesinden ve hükümlü tutukluların çalışma veya faaliyet yerinde zamanında hazır edilmelerinden sorumlu olacaktır. Diğer ikinci müdürler ile güvenlik ve gözetim servisi personeli çalışma ve faaliyetlerin aksatılmadan yürütülmesine yardımcı olacaklardır.
99- Yerel mahkemece haczin borçlu huzuru ile ve borçlunun takip talebinde gösterilen ve ödeme emri tebliğ edilen adresinde yapıldığı davacı tarafın ibraz ettiği vergi levhasında gösterilen ve ticaret sicilinden bildirilen adresin haciz adresi olmaması borçlunun davacı şirketin çalışanı iddiasının takibin çeke dayalı olması ve çalışanın kendi adına çek keşide etmesinin hayatın olağan akışına uygun düşmediği gerekçesiyle istemin reddine dair verilen hüküm Yargıtay ilgili dairesi tarafından bozulmuş yerel mahkemece önceki hükümde direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık mülkiyet karinesinin aksinin davacı üçüncü kişi yararına kanıtlanıp kanıtlanamadığı bu konuda yapılan araştırmanın yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır

Davanın yasal dayanağını oluşturan istihkak iddiası ile ilgili olarak bir taşınır malı elinde bulunduran kimse onun maliki sayılır. Borçlu ile üçüncü şahısların taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları halinde dahi mal borçlu elinde addolunur. Birlikte oturulan yerlerdeki mallardan mahiyetleri itibarıyla kadın erkek ve çocuklara aidiyetleri açıkça anlaşılanlar veya örf ve adet sanat meslek veya meşgale icabı olanlar bunların farz olunur. Bu karinenin aksini ispat külfeti iddia eden kişiye düşer.

İstihkak davacısı malı ne suretle iktisap ettiğini ve borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukuki ve fiili sebep ve hadiseleri göstermek ve bunları ispat etmekle mükelleftir.

Anılan madde borçlu ile üçüncü kişinin taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları halinde dahi malın borçlu elinde addolunacağına ilişkin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına mülkiyet karinesi içermektedir.

Somut olayda borçlunun istihkak davasına konu olan menkullerin haczedildiği tarih itibari ile istihkak davacısı üçüncü kişinin sigortalı işçisi olduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bununla birlikte ödeme emrinin tebliğ edildiği ve borçlunun huzuru ile haczin yapıldığı adresin borçlu ve davacı ile ilgisinin yeterince araştırmadan sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.


100- Taraflar arasındaki şikayet davasından dolayı yapılan yargılama sonunda icra hukuk mahkemesince şikayetin kısmen kabulüne dair verilen kararın incelenmesi alacaklı vekili tarafından istenilmiştir.

Belediye Yasasına göre belediye vergi ve resimleri ile belediyenin kamuya tahsis edilmiş ve akar olmayan taşınır ve taşınmaz malları haczolunamaz. Ayrıca Belediye Gelirleri Kanunu ve diğer kanunlarla belediyelere kamu hizmetini ifa etmesi için verilmekte olan paylar belediye vergi ve resmi hükmünde olup bu paraların da haczi kabil değildir. Bu maddeye göre haczedilmezlik şikayetinin kabul edilebilmesi için mahcuzların kamu hizmetinde fiilen kullanılması gerekli olup kamuya tahsis kararı alınmasının sonuca etkisi bulunmamaktadır.

Somut olayda mahkemece haciz konulan banka hesaplarındaki kayıtların ilgili bankadan getirtilerek hesaplara yatırılan paraların nitelikleri de araştırılmak suretiyle haczedilemez nitelikte olanlar yönünden inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yatırılan paraların kaynağı araştırılmadan ve bilirkişi incelemesi yaptırılmadan borçlu belediyeden alınan yazı cevabı ile yetinilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Borçlular vekili alacaklı tarafından müvekkillerinden belediye başkanlığı aleyhine başlatılan icra müdürlüğünün takip dosyasında müvekkili belediye başkanlığının diğer müvekkili büyükşehir belediye başkanlığı nezdindeki vergi alacakları üzerine haciz konulduğunu Belediye Kanununa göre belediyeler tarafından tahsil edilen vergi resim ve harç gelirleri üzerine haciz konulmasının mümkün olmadığını belirterek haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.



Alacaklı vekili müvekkilinin kamu hizmeti yürüten devlet kurumu olduğunu Belediye Kanununda öngörülen düzenlemenin amacının özel kişilerin borçlarından dolayı belediyelerin yapmış oldukları hizmetlerin aksamasını önlemek olduğunu müvekkilinin de kamu kurumu olması nedeniyle yapılan haczin anılan maddedeki düzenleme amacına aykırılık oluşturmadığını şikayetçi büyükşehir belediye başkanlığının ise davada taraf sıfatının bulunmadığını belirterek şikayetin reddini savunmuştur.

Yüklə 365,96 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə