Diyanet iŞleri başkanliği trabzon-akçaabat-darica


II- Eski Mısır ve Yunanda Reenkarnasyon



Yüklə 314,38 Kb.
səhifə2/6
tarix22.01.2018
ölçüsü314,38 Kb.
1   2   3   4   5   6

II- Eski Mısır ve Yunanda Reenkarnasyon


“Eski Mısırda, Grek yazarları bu inancın olduğundan şüphe etmezlerse de, gerçekte bu inancın olup olmadığı net değildir. Mısır’da “ruh göçü” ne ait en erken referanslar M.Ö VI. yy.’dan itibaren ortaya çıkar. “Ölüler Kitab’ın da net bir transmigration fikrinden ziyade, ölenlerin şekil değiştirmesi (transfiguration) işlenir.

Grekler arasında “ruh göçü”, ruhun ölümsüzlüğü fikri üzerine temellenir. Grek geleneğine göre, bu doktrinin ilk savunucusu M.Ö VII yy.da Pisagor’un öğrencisi Pherecyds’tir. Heredot’a göre Grekler bu fikri Mısırlılar’dan almışlardır.13

III. İslam toplumunda Reenkarnasyon

Müslümanlar arasından çıkıp İslam dini ile alakası kesilmiş gulat-ı şia (müfrit şiiler)gibi bazı mezheplerde tenasüh inancını almışlardır.

Mu’tezile’den Ahmet b. Habit, Ahmet b. Eyyub, Ahmet b. Muhammet el Kahti tenasüh inancını eski Yunandan alıp kabul etmişlerdir.



Ahmet b. Habit’e göre Allah, insanların hepsini nimet yurdunda eşit olarak yaratmış, kendisine itaat edeni burada bırakmış, hiç itaat etmeyeni Cehennem’e atmıştır. Emrettiklerinin bir kısmında itaat edip bir kısmına uymayanları günahlarının miktarına göre böcek, kuş, ehli hayvan ve yırtıcı hayvan suretlerinde dünyaya göndererek imtihan eder. Bunların ruhları, isyan ve itaatlerine göre hayvan ve insan kalıplarına girer. Bu şekilde onların mükellef tutulması muhtelif hayvan suretleri içerisinde devam eder. Ona göre canlıların hepsi tek bir cinstir. Hayvan kalıpları içerisinde günahlarından temizlenenler nimet yurduna, temizlenmeyenler ise Cehennem’e gider. Meşhur Abbasi komutanı Ebu Müslim el-Horasani’nin’de tenasüh'e inandığı rivayet edilir.14

Karmatiler, batınilerin bir kısmı Nusayriyye ve Dürzîler de tenasühe inanırlar. Nusayrilere göre, Müslüman, Hıristiyan ve Yahudiler gibi Nusayri olmayanların ruhları eşek ve köpek gibi hayvanların cesetlerine girer. Ali’ye inanan gerçek Nusayrilerin ruhları hareket yoluyla yıldızlar haline dönüşerek nurlar alemine yükselirler. Dürzîler ahiretle ilgili ceza, mükafat, cennet ve cehennemin bu dünyada olduğuna inanırlar.15

İKİNCİ BÖLÜM

KUR’AN’DA REENKARNASYON’A DELİL OLARAK İLERİ SÜRÜLEN AYETLER

Her can ölümü tadıcıdır.”16Bu değişmeyen ve asla değişmeyecek olan bir hayat kanunudur. Hayat ve ölümün amacı imtihandır, denemedir17Öyleyse “Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki, siz ölüler idiniz, O, sizi diriltti. Yine öldürecek, yine diriltecek, sonra O’na döndürüleceksiniz.”18 “Nutfeden insanı yarattı, ona biçim verdi. Sonra ona yolu kolaylaştırdı. Sonra onu öldürdü ve kabre koydu. Sonra dilediği zaman onu yeniden diriltir.”19

Bu ayetler, hayat ve ölümün yaratıcısını ve yaratılış sebebini şüpheye yer vermeyecek bir biçimde kesinlikle açıklamaktadır. Yaratan Allah, yaratılış sebebimiz ise imtihandır. Her doğan varlık, bir müddet yaşadıktan sonra ölmektedir. Bu bir hayat kanunudur, asla değişmemektedir. Ancak Kur’an-ı Kerimde hayatta iken öldürülen, fakat yeniden bu dünyada diriltilen altı olaydan bahsedildiğini görmekteyiz. Bu altı olaydan beşi bir medeni sure olan Bakara’da yer almakta, diğeri ise Al-i İmran ve Maide surelerinde geçmektedir. Kur’an’ın mevcut tertibine göre nakledeceğimiz bu altı olaydan;

Birincisi, Bakara suresinin 55. ve 56. ayetlerinde anlatılan olaydır: “Bir zamanda: “Ey Musa, biz Allahı açıkça görmedikçe sana inanmayız” demiştiniz de derhal sizi yıldırım çarpmıştı. Sizde bunu görüyordunuz. Sonra belki şükredersiniz diye sizi ölümünüzün ardından tekrar diriltmiştik”

İkincisi, Bakara suresinin 72. ve 73. ayetlerin de anlatılan olaydır: “Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmıştınız, oysa Allah, gizlediğinizi ortaya çıkaracaktı. Onun için “ineğin bir parçasıyla o öldürülene vurun” demiştik. İşte Allah böylece ölüleri diriltir, size ayetlerini gösterir ki düşünesiniz.”

Üçüncüsü, Bakara suresinin 243. ayetinde anlatılan olaydır: “Şu binlerce kişi iken ölüm korkusu ile yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara ölün dedi de sonra kendilerini diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.”

Dördüncüsü, Bakara suresinin 259. ayetinde anlatılan olaydır: “Yahut şu kimse gibisini (görmedin mi)ki, duvarları, çatıları üstüne yığılmış (alt-üst olmuş) ıssız bir kasabaya uğramıştı: “Allah bunu böyle öldürdükten sonra nasıl diriltecek”? demişti. Allah’da kendisini yüz sene öldürüp sonra diriltti. “Ne kadar kaldın” dedi. Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldım dedi. Allah “hayır” dedi. Yüzyıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak, bozulmamış. Eşeğine bak, seni insanlar için (kudretimize) bir işaret kılalım diye (bunları böyle yaptık) kemiklere bak, nasıl onları birbiri üstüne koyuyor, sonra onlara et giydiriyoruz. Bu işler ona açıkça belli olunca:

Biliyorum Allah her şeye kadirdir, dedi.”

Beşincisi, Bakara suresinin 260.ayetinde anlatılan olaydır: “İbrahim’de bir zaman “Rabbim ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” demişti. Allah “inanmadın mı?” dedi. İbrahim: Hayır(inandım) fakat kalbim kuvvet bulsun diye (görmek istiyorum)dedi. O halde kuşlardan dördünü tut, onları kendine çek, (iyice incele) sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça koy. Sonra onları kendine çağır sana gelecekler. Bil ki Allah daima galip ve hikmet sahibidir”dedi. Altıncısı, Al-i İmran Suresi 49. ayetiyle Maide Suresi 110. ayetinde anlatılan Hz.İsa’nın olayıdır. Aynı olay, iki yerde, fakat biraz farklı bir biçimde anlatılmaktadır. Bu olay, Maide Suresi 110.ayetinde şöyle anlatılmaktadır: Allah demişti ki, “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla, hani seni Ruhül Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim, beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun, sana Kitab’ı, hikmeti,Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun, benim iznimle kuş oluyordu. Anadan doğma körü ve alacayı benim iznimle iyileştiriyordun, benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun ve İsrail oğullarını senden savmıştım. Hani senden onlara açık deliller getirdiğin zaman içlerinden inkar edenler: “Bu açık bir büyüden başka bir şey değil” demişti.



Bu altı olaya ilaveten bir mağarada uzun seneler uyuyarak kalan ve daha sonra uyandırılan “Ashab-ı Kehf”i sayabiliriz. Her ne kadar öldükten sonra dirilmemişlerse de, öldükten sonra dirilmeye bir misal teşkil etmektedir. “Allah’ın (öldükten sonra diriltme)va’dinin gerçek olduğunu ve Kıyametin mutlaka geleceğini, onda asla şüphe olmadığını”20 insanlara göstermek için bu olayı yaratmıştır. Bu altı olayın genel tahliline gelince, müracaat ettiğimiz kaynak kitapların hemen hemen hepsi, bu olayları bir gerçek ve bir mucize olarak kabul ederler. Üzerinde durulan ve kısmen de olsa farklı yorum yapılan tek olay, Bakara 55. ve 56. ayetinde anlatılan olaydır. “Sizde bunu görüyordunuz” ifadesine dayanılarak, gerçekten onlara ölüm gelip gelmediği tartışılmış, bir kısım müfessirler, hakikaten öldüler ve sonra dirildiler 21,derlerken, bir kısım müfessirlerde, gerçekte onlara ölüm gelmediğini, ancak korkunç bir manzara karşısında kaldıklarından sanki kendilerine ölüm gelmiş gibi olduklarını söylerler.22 Diğer beş olay üzerinde herhangi bir görüş ayrılığı olmadığına göre, bu olayı da onlar gibi hakiki anlamda anlamada bir sakınca yoktur. Kaldı ki pek çok Müfessir, bu olayı hakiki anlamda anlamışlardır.

Daha dünyada iken öldürülen sonrada tekrar diriltilen insanların başından geçen bu olaylar, Kehf Suresi 21. ayette de açıklandığı gibi, ölüm sonrası hayatın gerçek olduğuna inanan ve inanmayan herkese açıkça göstermek içindir. Bu örnekler, o devirdeki insanlar için hissi bir mucize olmuş ve onları bu hissi mucize ile imana, özellikle ahirete imana davet etmiştir. Bu olayların Kur’an da anlatılması ise, akli bir mucizedir. Çünkü bu olayları anlatan Allah, olayların anlatıldığı yer ise O’nun kitabı Kur’andır. Kur’an ise ilmi, edebi ve akli mucizelerle dolu bir kitaptır. Her müslümanın inanması gereken bir kitap. Bu nedenle O’na ve onda nakledilen her olaya inanmak icab eder. Yukarıda da açıkladığımız gibi, bu olaylar hakiki anlamda yorumlanmış ve asla te’vili cihetine gidilmemiştir.



Ölen her canlı, yeniden dirilecek ve mutlaka hesaba çekilecektir. Bu olaylar, bunun mümkün olduğunu bu dünyada gösteren örneklerdir. Allah kudretini her an göstermeye kadirdir. Öldüren de dirilten de o’dur. Diriltmeyi, bir mucize olarak bu dünyada da yapar. Bunlar, insanlara bir öğüt ve bir ibrettir.23

Bakara,28 “Allah’ı nasıl inkar edersiniz ki siz ölüler idiniz. O sizi diriltti, sonra sizi öldürecek ve tekrar diriltecek. Sonunda O’na döndürüleceksiniz”



Yukarıdaki ayette tekamüle ulaşmada insanlara fırsat eşitliğinin verilmesinin gerekliliğinin, dolayısıyla Reenkarnasyonun vurgulandığı iddia edilir.24

İnsanlar için kaç ölümün ve kaç hayatın söz konusu olduğu müfessirler tarafından tartışılmıştır. İbn Abbas ve İbn Mes’ud un, insanın yaratılmadan önce –babasının sulbünde- ölü olduğunu sonra kendisine hayat veridiğini, yani yaratıldığını, daha sonra eceli geldiğinde öldürüldüğünü ve kıyamet gününde yeniden diriltileceğini (b’as) söylediklerini müfessir Kurtubi(ö.671/1277) bize nakleder. Kurtubi, İbn Atiyyenin de söz konusu ayeti benzer şekilde anladığını söyledikten sonra, kendiside aynı kanaati paylaşır25Elmalılı’da bu görüşü paylaşmaktadır26.Bu ayetle ilgili olarak Süleyman Ateş’in de kanaati aynıdır.27

Bu ayetle ilgili olarak Mustafa Çetin’de şu görüşü belirtmiştir: “Mü’min 15,Ey Rabbimiz, sen bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin, işte suçumuzu da itiraf ettik. Şu azaptan kurtulmanın bir çaresi, bir yolu yok mu (acaba)derler” ayeti Bakara 28 ayeti ile tefsir edilir. Ayetlerde söz konusu edilen birinci ölüm, insanın dünyaya gelmezden önceki durumudur. Bu da kişinin, sperm hali ve daha önceki safhasıdır. Doğumla birinci hayat başlar. Dünyaya geldikten sonraki ölüm, ikinci ölümdür. Ahirette tekrar dirilmede ikinci hayattır.28

Hz.Muhammed(sav)’in çağdaşları olan sahabiler ve onların izinden giden tabiiler başta olmak üzere tefsir otoritelerinin ayetlerden anladıkları doğru mana kısaca budur.29Ayette hedef alınan esas maksat, dünyada öldükten sonra dirilmeyi (ba’s), bir türlü kabule yanaşmayan inançsızların ahirette gerçekle yüz yüze gelince mutlak kudret sahibi Yüce Allah’ın, tekrar tekrar öldürüp diriltmeye kadir olduğunu açıkça dile getirmeleridir. Bu ayetteki “iki kez”den amaç, iki değil, çokluktan kinaye olması daha uygundur. Bu tür ifadelere Kur’anda sıkça rastlanır.30 Bu durumda mana şöyle olabilir “Ey Rabbimiz, itiraf ettik, sen bizi defalarca öldürdün, dirilttin; sen öldürüp diriltmeye kadirsin”.Yine bu ayetten inançsızların gördükleri azaptan bunaldıkları anlamı da çıkar. Nitekim bir başka ayette: “sonra o(bahtsız)orada ne ölür, nede yaşar”31 buyurulmaktadır. Bu durumda inançsızların yalvarışları şu manada olabilir: “Ey Rabbimiz, Sen bizi şu azab içinde öldürdün, dirilttin, öldürdün, dirilttin. Bu durumda biz ne yaşıyoruz, nede ölüyoruz. Bizi bu cezadan kurtar.”

Gerek Mümin suresinin 11.gerek Bakara suresinin 28.ayetlerinde ve gerekse diğer ayetlerde “iki kere ölme ve dirilme” ifadelerinden ruhların bedenden bedene geçmesi anlamı çıkmaz. Bunlardan tenasüh inancının varlığını çıkarmaya çalışmak, ya cehalet eseri bir safdillik, ya da toplumun huzurunu bozmak maksadıyla dengesiz ve ölçüsüz bir tevilciliktir. Gerek Sünni, gerek Şii, gerek Mu’tezili ve gerekse Zeydi müfessirlerin hiç biri söz konusu edilen ayetlerde bir tenasüh inancı olduğunu çıkarmamışlardır. Aksine bu ayetlerin, özet olarak şu anlamları ihtiva ettiğini belirtmektedirler. İnsan dünyaya gelmeden önce nutfe halinde iken ölü gibidir, kendinden habersizdir. Kendisine ruh verilince dirilir, canlı varlık haline gelir. Şuur sahibi olur. Ömrünü az veya çok tamamladıktan sonra ruhu alınır(kabzolunur) ve ölür. Berzah alemindeki durumundan sonra tekrar diriltilip ahiret hayatında yerini alması sağlanır. İşte “iki ölüm ve iki dirilmeden” kastedilen mana kısaca budur. Reenkarnasyon inancını savunanlar şu ayeti de delil olarak kullanmak isterler. “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir.(Allah hatalarınızın) birçoğunu da affeder.32 Onlar: “Hastalık, acı ve belalar günahların cezası olduğuna göre hiçbir kusuru olmayan çocuk ve hayvanların acı çekmemeleri gerekir. Onlar niçin acı çekiyorlar? Demek ki onlar, bu hayattan önce bir başka bedende yaşamışlardır; işte bunlar, daha önceki bedende işledikleri günahların cezasını çekmektedirler” derler.33 Cumhuru ulemaya ve müfessirlere göre, başa gelen belalar ve çekilen acı ve ızdıraplar, bir imtihandır; geçmiş yaşayışlarla işlenmiş olan günah ve suçların cezası değildir. Aslında elem ve ızdırap, vücudun dengeli bir tarzda yaşaması için gerekli olan şeydir. Ağrı ve acı vücuttaki hastalığın belirtisidir. Hatta insan acı ve ağrı duymasa hastalığın teşhisi konamaz; böylece erken tedavi sağlanamaz. Sonuç olarak, çekilen ızdıraplar ve hissedilen acılar, başka bedenlerde işlendiği söylenen günahlardan dolayı çekilmezler, aksine vücudun sağlam kalabilmesi ve hayatın devam edebilmesi için gerekli olan belirtilerdir. Çekilen zahmetler, aynı zamanda kişilerin olgunlaşması ve başarıya ulaşmasında etkili olan hususlar olarak da değerlendirilir. Dünya sırf eğlence yeri değildir, bir imtihan meydanıdır. Yüce Allah herkese ayrı ayrı nimet ve imkanlar verir. Birine verdiğini öbürüne vermeyebilir. Herkes, kendi cüz’i iradesini kullandığı ölçüde karşılık görür. Önemli olan, insanın hem kendisine ve hem de başkalarına yararlı olmaya çalışmasıdır. İşte imtihan o zaman kazanılır. İnsanın bu uğurda zahmetlere katlanması, acı çekmesi normaldir. Bu, imtihan gereğidir; yoksa başka bedende işlenen günahların cezası değildir. Her insan, mutlaka iradesini kullanarak yaptığı şeylerden sorumludur.34XI. yüzyılın Endülüslü meşhur alimi İbn.Hazm’ın (ö.456/1064) önemli eseri Kitabu’l-fasl’daki ifadesine göre, “Müslüman kisvesine bürünerek tenasühü savunanlar” şu iki Kur’an ayetini delil getirirler:İnfitar.82/6-8;Şura42/11.

Mealen “Ey İnsan, seni yaratıp düzgün ve dengeli kılan, seni istediği bir şekilde tertip eden, ihsanı bol rabbine karşı seni aldatan nedir? “O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.” İbn.Hazm’a göre bu ayetleri kullananların başında,Mu’tezile fırkasının kollarından Habitiyye’nin kurucusu Ahmed b.Habit (ö.232) gelir.35 Burada dikkat çekici olan husus Ahmed b. Habit’in tenasühe destek olarak kullandığı söz konusu Kur’an ayetlerini (İnfitar.82/6–8 ve Şura 42/11) bugün, tekrar doğuşu, yani reenkarnasyonu savunanların referans göstermemeleridir.36 En çok kullanılan ayetlerden birisi’de Bakara2/243.ayettir. Bu ayetin meali şöyledir: “sayıca binler oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara “ölün”dedi,(öldüler). Sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlar üzerinde ikram sahibidir; lakin insanların çoğu buna şükretmezler.”

Ayetin gelişi, savaş kıssasına daha münasip gibi görünürse de ayette ölüm korkusu mutlak olduğu için gerek taun ve veba, gerekse savaş, herhangi bir sebeple olursa olsun, ölüm korkusuyla Allah’ın hükmünden kaçmak isteyenlerin hepsini içine almaktadır. Taun ve veba gibi salgınlarda herkes bulunduğu yerden kaçmaya kalkışmamalı, savaş gerektiği zamanda binlerle halk korkup vatanlarından kaçmamalıdırlar. Ölüm korkusuyla vatanlarını müdafa ve Allah’ın emrini yerine getirmekten kaçınarak, sürü sürü yurtlarını terk eden binlerce kavimlerin, çok geçmeyip mahvoldukları, perişan oldukları ve sonradan Allah’ın izniyle yine hayat buldukları hakkında insanlık tarihi örneklerle doludur. Burada Cenab-ı Allah, bütün bunları hatırlatırken ölümden, Allah’ın hükmü olan vazifeden kaçıp kurtulmanın imkanı bulunmadığını ve böyle yapanların, korktuklarına daha çabuk ve feci bir şekilde uğrayacaklarını ve hatta Allah’ın, dileyince hükmünü yerine getirmek için ölüleri bile dirilteceğini ve dolayısıyla, ölmekle kurtulacaklarını zannedenlerin de kurtulamayacaklarını anlatmış, kısaca Allah’ın hükmünden kurtulmak için, ne ölümden kaçmanın, nede ölüme koşmanın akıl işi olmadığını bildirmiştir.37

Aşağıda meallerini vereceğimiz bir dizi ayetinde tekrar doğuşa destek mahiyetinde kullanıldığını belirtmeliyiz. Bu ayetler şunlardır; “Allah’ın gerçek bir vaadi olarak, hepinizin dönüşü O’nadır. Çünkü O, mahlûkatı önce (yoktan) yaratır, sonra da iman edip iyi işler yapanlara adaletle mükâfat vermek için (onları huzuruna) geri çevirir”.Yunus.10/4



Bu ayetin tefsirinde Mevdudi şöyle açıklama getiriyor: “Allah’ın tüm insanlığa tekrar hayat vermesinin nedeni inananları ödüllendirmek, inanmayanları cezalandırmaktır. Ölümden sonra dirilişin mümkün olduğu gösterildikten sonra,bu karşılıkların mutlak ve kesin olarak adalet ve sağduyunun gerekleri mucibince verileceği zikredilir. Çünkü tam adalet başka türlü gerçekleşmez. Sağduyu ve adalet, inanan ve Salih amel işleyenlerin gereğince ödüllendirilmesi; inanmayan, hakikati reddeden ve kötü ameller işleyenlerin gereğince cezalandırılmasını gerektirir. Duyarlı ve adil herkes bilir ki, söz konusu adalet şartları bu dünyada bütünüyle icra edilemez. Dolayısıyla tüm insanlığın adaletin mutlak anlamda icrası için tekrar diriltilmesi asıl olmaktadır.38

Siz mutlaka tabakadan tabakaya (halden hale) geçersiniz. İnşikak 84/19 Öldükten sonra, kıyamette halden hale geçersiniz. Kıyametin değişik halleriyle karşılaşırsınız.39 Bu tabakadan tabakaya geçiş, reenkarnasyon inancında olduğu gibi, insanın defalarca ölümden hayata, ruhun bir bedenden başka başka bedenlere geçişi anlamına gelmemektedir.40

O zaman, “Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? Diyeceklerdir.(… Onları senelerce dünya nimetlerinden istifade ettirdiğimizi görmedin mi? Şuara 26/203–205

Onlar orada: “Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce)yaptığımızın yerine iyi işler yapalım” diye feryat ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyarıcıda gelmedi mi? Öyle ise tadın azabı! Zalimlerin yardımcısı yoktur. Fatır.35/37

(…) Her kim dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz. 41

Yukarıdaki ayetlerin, tekrar doğuşun amacını açık bir biçimde ortaya koyduğu ileri sürülmektedir. Söz konusu ayetlerin, insanların tekâmüllerini tamamlayabilmeleri, fırsat eşitliğinden tam olarak istifade edebilmeleri için tekrar tekrar yaratılmalarının zorunlu olduğunu ifade ettiği belirtilmiştir. Bir diğer ifadeyle, bu ayetlere istinaden, bir tek insan ömrüne sığdırılması mümkün olmayan işleri tamamlayabilmek, eşitlik ve adalet ilkesini sağlayabilmek için insanların defalarca bedenlenmelerinin gerekli olduğu iddia edilmiştir.42

Bu iddiaya rağmen, zikredilen ayetler üzerinde yorumlarda bulunan hiçbir İslam müfessirinin, bu ayetlerden, ruhların bedenlerde defalarca doğmasını, yani reenkarnasyonu anlamadığını görüyoruz.



Bir zamanlar “Ey Musa! Biz Allah’ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız; demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı. Sonra sizi ölümünüzün ardından dirilttik ki şükredesiniz.”43

“…korku dolayısıyla kendini kaybetme, veya kendinden geçme hadisesi, ikinci ayette, ölümden sonra yeniden dirilme ifadesiyle tamamlandığı için,bazı müfessirler tarafından gerçek bir ölümle tefsir edilmişse de, ilk ayetteki “bakıp duruyordunuz” ifadesi onlara ölüm gelmediğini, fakat o korkunç manzara karşısında, sanki kendilerine ölüm gelmiş gibi bir duruma girdiklerini, bununla beraber, olanları da, gözleriyle görebildiklerini gösterir. Eğer A’raf suresinin 155.ayetinde sözü edilen sarsıntı, bir çok müfessirin kabul ettiği gibi, bu ayette sözü edilen yıldırım çarpmasıyla ilgili ayni hadise ise Musa(a.s)nın o ayette yer alan “Rabbim, eğer dileseydin, onları da beni de daha evvel helak ederdin”sözleriyle başlayan duası da, yıldırım hadisesinde onlara ölüm gelmediğine delalet eder.44

Bilin ki, O, ilk olarak yaratan, (ölümden sonra tekrar hayatı)geri getirendir” 45

Allah evvela icad eder. Çünkü kudret-i kamilesi icada kafidir. Saniyen öldükten sonra halet-i asliyesine iade eder. Zira kahr-u galebe sahibidir. Şu halde hem dünya hem de ahirette kullarının her türlü amellerine göre mücazat eder.”46 İfadesiyle ölümden sonraki hayatla kastedilenin ahiret hayatı olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Sizi dirilten, sonra öldürecek, sonra yine diriltecek olan O’dur. İnsan gerçekten pek nankördür.” 47

Ayette geçen “sizi dirilten”(ahyaküm)ifadesini insanın nutfe halinde iken dünyaya gelmesi, “sonra sizi öldürecek”(sümme yümitüküm)ifadesini de insanların ecelinin, ölüm vaktinin gelmesi olarak yorumlanır. Ayni şekilde, “sonra (yine)diriltecek olandır”(sümme yuhyiküm)ifadesini de, insanın ceza ve ödül için hesaba çekileceği an olan kıyamet gününde dirilmesi olarak anlaşılır.48 “Sizi Allah yarattı; sonra sizi vefat ettirecek. Daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hale gelsin diye, sizden bazı kimseler ömrün en kötü çağına kadar yaşatılacak. Şüphesiz Allah bilgilidir, kudretlidir49

Yaşar Nuri ÖZTÜRK bu ayetle ilgili olarak şunları söyler: “Geleneksel müfessirler ve mealciler bu ve Hacc suresi 5.ayetteki “erzelu’l-umr” (ömrün en basit ve düşük noktası)değimini ihtiyarlık ve bunaklık şeklinde manalandırarak ayetin bütün esprisini yok etmişlerdir. Bir kere, erzel ömre atılmaktan veya itilmekten değil, geri götürülmekten bahsediliyor. Yeruddü fiili itilmek, atılmak gibi pejoratif (küçük düşürücü) bir mana ifade etmez. Bir geri çevirme ve başa döndürme ifade eder. Buna göre erzelu’l-umr, ömrün başlangıç yani tekamül sürecinin en düşük noktası demek olur. İkincisi, insanın ileri yaşlara kadar yaşatılması, elinin ayağının tutmaz, hafızasının gereğince işlemez hale gelmesi insan için, bir rezillik ve düşüklük neden olsun? İnsan, ömrünün o noktasında fıtrat kanunları açısından en saygın ve olgun dönemindedir. Allah, kulunu kendisine en yakın olduğu böyle bir döneminde böyle kötü bir sıfatla anmaz. En iyisini Allah bilir: ama, bize göre, bu ayette mucize bir üslupla yeniden bedenlenme, yani reenkarnasyon gündeme getirilmektedir. Allah insanları yaratır ve öldürür. Ölenlerin bazıları (hepsi için kural değil) yeniden ömrünün başlangıç noktasına çevrilir ve ilk hayatında edindiği bilgileri hatırlamayacak bir biçimde yeniden bedenlenir”
Kataloq: 3donemtez
3donemtez -> A kital ne demektiR
3donemtez -> Diyanet iŞleri başkanliği trabzon-akçaabat-darica eğİTİm merkezi MÜDÜRLÜĞÜ İslamda ruh ve nefs III. Dönem
3donemtez -> Kuranda İnsan Tipleri
3donemtez -> T. C. DİYanet iŞleri başkanliği trabzon-akçaabat-darica
3donemtez -> Diyanet iŞleri başkanlaği trabzon-akçaabat-darica eğİTİm merkezi MÜDÜRLÜĞÜ İSLÂm aile hukukunda akraba evliLİĞİ
3donemtez -> T. C. DİYanet iŞleri başkanliği trabzon-akçaabat-darica
3donemtez -> I tarihselciLİk düŞÜncesi ve evrenselliK ÇERÇevesinde kur’an iLİmleri
3donemtez -> İÇİndekiler I kisaltmalar III öNSÖz IV giRİŞ 1
3donemtez -> Diyanet iŞleri başkanliği trabzon-akçaabat-darica eğİTİm merkezi MÜDÜRLÜĞÜ kur’an ve hadiS’İN Şİİre bakişI (III. DÖnem biTİrme tezi) ahmet taş

Yüklə 314,38 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə