Diyanet iŞleri başkanliği trabzon-akçaabat-darica



Yüklə 314,38 Kb.
səhifə4/6
tarix22.01.2018
ölçüsü314,38 Kb.
1   2   3   4   5   6
82

Onlardan el –Kahti şu iddiada bulunmuştur; “Yüce Allah, onlara ilk başta teklifi sunmadı. Fakat onlar O’ndan kendi derecelerini yükseltmesini ve aralarında bir üstünlük kurmasını istemişlerdir. O’da onlara, bunu ancak teklif ve denemelerden sonra kavuşabileceklerini ve mükellef oldukları takdirde O’na karşı gelirlerse, azabı hak edeceklerini bildirdi. Ama onlar imtihanı reddettiler.”83 O, bunun delili O’nun şu ayetidir dedi; “Doğrusu biz emaneti (sorumluluk) göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir. Pek zalim ve çok cahil olan insan ise onu yüklenmiştir.”84

İhvanu’s-Safa (safa kardeşler) Risalelerinde “Derileri piştikçe, azabı tadsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz…” Nisa 4/56 ayetini tenasüh anlamı verecek şekilde yorumlamaktadırlar. Keza bakara 2/28, vakıa 46/60–61, insan 76/27, abese 80/19-22 ayetleri de bu anlamda yorumlanmaya müsait bulunmuştur.85

II. Günümüzde reenkarnasyonu iddia edenler



  1. yaşar nuri öztürk:

Rgggeenkarnasyon’un Allah’ın adaletinin bir gereği olarak gerçekleşmesi gerektiğini şu cümlelerle ifade eder; Fatır Suresi 37.ayette “Rabbimiz bizi çıkar, önce yaptığımızdan başka iyi işler yapalım, diye feryat ederler. Biz sizi, öğüt alacak olanın öğüt alabileceği bir ömürle yaşatmadık mı? Ve size uyarıcı da geldi. Öyle ise tadın azabı; artık zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.”Cehennem ateşinde yananlar yeni bir imkan verilmesini isteyenler daha önce kendilerine yeterli süre verildiği için ret cevabı almaktadırlar. Bu süre verilmemiş olsaydı tekrar dünya planına gönderilebileceklerdi. Açıktır ki, bu ayetin muhatabı olmak bakımından dünyada 25 yıl kalanla 100 yıl kalan aynı tutulamaz. Böyle bir şey Allah’ın adaletine ters düşer. Geri dönüşe ret cevabı verilmesi için dünyada kalışın “öğüt alanın, onu alması için gerekli bir süre”yi bulması lazımdır.”

“Öğüt alma süresi’nin dünyaya kaç kez gelmekle tamamlanacağını Cenab-ı Hak bilir. Kişinin mahşer hesabı işte bu sürenin tamamlanması sonunda görülecektir.”



İmkanları iyi kullanmayarak ömrü yani kendisine verilen süreyi heder edenler “erzel-i ömr”e yani tekamül için belirlenen çizginin başlangıç noktasına geri çevirilirler.”86

Öztürk Nahl suresi 70. ayetin yorumunda şunları söyler; “Geleneksel müfessir ve mealciler bu ve Hac suresi 5.ayetteki “erzel-i ümr”(ömrün en basit ve düşük noktası) değimini ihtiyarlık ve bunaklık şeklinde manalandırarak ayetin bütün esprisini yok etmişlerdir.”



Bu ayette bir geri çevirme ve başa döndürme ifade edilmektedir. Buna göre erzel-i ömr, ömrün başlangıcı yani tekâmül sürecinin en düşük noktası demek olur.

En iyisini Allah bilir ama, bize göre bu ayette, mucize bir üslupla yeniden bedenlenme yani reenkarnasyon gündeme getirilmektedir. Allah insanları yaratır ve öldürür. Ölenlerden bazıları (hepsi için kural değil) yeniden ömrünün başlangıç noktasına çevrilir ve ilk hayatında edindiği bilgileri hatırlamayacak bir biçimde bedenlenir.”87

Öztürk, yukarıdaki ifadelerinde reenkarnasyon’un herkes için geçerli olmadığını, Mü’minun suresi 99-100 ve 105-108. ayetlerin yorumunda’da dile getirir. Şöyleki; “bu ayetlerde dünyaya geri dönmek isteyenlere ret cevabı verildiği söyleniyor. Ancak bu reenkarnasyonun hiç olmadığına değil, sürekli dünyaya geri gidip açığını kapatmak isteyenlerin bu isteklerinin reddedildiğine delildir. Elbetteki dünyaya tekrar dönmemesine karar verilenlerin bu yoldaki istekleri reddedilecektir. Ama bu onların daha önce reenkarne olmadıklarını veya başkalarının dünyaya tekrar göderilmediğini ifade etmez; geri gelmenin herkes için kural olmadığını belgeler.”88

Yaşar Nuri ÖZTÜRK, İslam alimlerinin Reenkarnasyonu kabul etmeyişlerinin arkasında Kur’an’ın Haşir inancının zedelenmesi endişesi olduğunu zikreder. Ve şöyle der: “onlar bu endişenin itişiyle reenkarnasyona delil olacak ayetleri parantez içi ilaveler yaparak veya acayip tevillere giderek anlam kaymalarına uğratmışlardır. Onların bu tavırlarına saygı duyabiliriz fakat Kur’an’ın reenkarnasyonu toptan reddettiğini söyleyerek şunun bunun hatırı için Kur’an’ın beyanlarını görmezlikten gelemeyiz.”89

Öztürk şu kaydı da düşer: “Burada önemli olan nokta reenkarnasyon meselesini Hint sistemlerinde veya bazı çağdaş spirütüalist anlayışlarda esas alınan haşir inancını inkar şekline büründürmemektir.”90

Reenkarnasyonun varlığına delil olarak Bakara 28. ayeti de zikreder. “Allah’a nasıl nankörlük ediyorsunuz? Siz ölülerdiniz O sizi diriltti. Sonra sizi öldürüyor. Sonra yine diriltiyor. Sonra O’na döndürülüyorsunuz.”Görüldüğü gibi burada birbiri ardınca iki ölüm, iki dirilmeden ve nihayet Allah’a döndürülmekten bahsediliyor.”91

Şura suresi 30. ayetin izahını yaparken Allah’a zulüm izafe edilemeyeceğini bunun neticesi olarak hiçbir kötülük sergilemeden, hatta kötülük yapmaya imkan bulamadan, bir yığın dert ve belanın pençesinde kıvranan insanların, mesela çocukların durumları nasıl izah edilecektir? diye sorar. Bu soruya tekrar bedenlenme ile cevap verilebileceğini ifade eder.92

Ve şöyle ilave eder: “Reenkarnasyonu kabul Kur’an’ın haşir inancını kabule asla engel değildir. Başka bir ifadeyle, reenkarnasyonu kabul eden bir insan otomatik olarak mahşer inancını reddetmek gibi bir duruma kesinlikle düşmez. Mahşer inancını kabul edip etmemek ayrı bir olaydır. Reenkarnasyonu hiç kabul etmeden mahşer’e inanmayan yüz binlerce insan vardır..”93

Hal böyle olunca ba’s anına kadar yani berzah (mahşerle dünya arası devre) boyunca bir ruhun birkaç kez bedenlenmesinin ne ba’sa ne haşre ne de hesaba çekilmeye ters düşen bir tarafı söz konusu edilemez.”94



Reenkarnasyon, şöyle veya böyle, bu süreçte söz konusu olur. Ruh, bir yerine birkaç kez bedenlenmekle berzahın dışına çıkmaz. Mahşer ve hesap, bütün ihtişamıyla bakidir. Ve herkes haşir olacaktır. Dünyaya ister bir kez gelin, ister beş kez, sonunda bedenlenip hesaba çekileceksiniz. Beden birkaç kez değişebilir ama, ruh ve şuur birdir ve hesap, ruhun mahşerdeki son bedenlenmesi üzerine olacaktır. Kur’an’da reenkarnasyona delalet eden 20’ye yakın ayet vardır. Bu ayetlerin, geleneksel kabullere mahkum olmadan değerlendirilmesiyle şu sonuçlara ulaşılabilmektedir: Herkes tekrar tekrar bedenlenmez. Ruh, tekamülüne genellikle dünya ötesi alemlerde devam eder. Ancak bazı ruhlar, dünya boyutuna tekrar indirilir ve tekrar bedenlenirler. Bu bedenlenme, Allah’ın lanetini gerektiren büyük kötülüklere bulaşmış olanlar için domuz, maymun veya zalimlerin uşağı haline getirilme şeklinde olabilir.95

Öztürk şu vurguyu da yapar: “Reenkarnasyon anlayışı, Kur’an’ın ahiret ve haşir inancını en küçük anlamda zedeleyecek bir şekle dönüştüğünde onu kaldırır atarız.”96

Yaşar Nuri ÖZTÜRK Kur’an’daki mesh kavramını reenkarnasyonla izah etmeye çalışır, şöyleki; “İnsanın hayvana dönüştürülmesi, mesh kelimesi kullanılmadan, fakat çok açık bir biçimde Kur’an’da yer almaktadır. Ve Kur’an bunun, Allah’ın lanet ve gazabının bir sonucu olduğunu ve en kötü cezalardan biri olarak geldiğini beyan ediyor. Bu dönüştürme, yine Kur’an’ın bildirdiğine göre, domuza, maymuna çevirme ve Tağut’un kulları haline getirme şeklinde oluyor.

Hadisler bu dönüştürmenin muhtelif hayvanlara (devabb) çevirme şeklinde ve kıyamete kadar süreceğini söylüyor.(Ebu Davud, Sünen, Libas, 6; Buhari, Eşribe, 6 ; İbn Hanbel, 3/62)

Burada, ifadeyi kıyamet günü diye tercüme etmek yanlıştır. Çünkü kullanılan edat ila edatıdır ve karşılığı… e kadar olmalıdır. Kıyamet günü, din literatüründe yevm’ul- kıyame, deyimiyle karşılanır. Kaldı ki, Müslim’in sayd (avlanma) bahsinde 51 numarada verdiği rivayette gayet açık olarak “Allah onları bir takım hayvanlara tebdil etti. Artık onlar yeryüzünde sürünüp debelenirler” diyerek hayvana dönüştürmenin dünya planında vuku bulduğunu göstermektedir.”97

Bu dönüştürmenin Muhammed Ümmeti için de olacağını ifade eden Öztürk, bu konuda şu ayeti dile getirir: “Deki Allah katında ceza olma bakımından, bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi?O kimselerin cezası ki, Allah onlara lanet ve gazap etmiş ve onlardan, maymunlar, domuzlar ve putlara tapan köleler vücuda getirmiştir. İşte bunlar, mekan bakımından en kötü, doğru yoldan sapmış olma bakımından da en karanlık durumda olanlardır.”98 İbn Hanbel’deki bir hadis “yılanlar, hayvana dönüştürülmüş cinlerdir” diyor. 99

Bütün bu dönüştürülmelerin evrensel gerekçesi ve ilahi irade açısından hedefi, Bakara suresinin 65-66. ayetlerinde şöyle verilmektedir: “…Onlara şöyle dedik: Zelil ve rezil maymunlar oluverin. Ve böylece onları, beraberindekilere ve arkalarından geleceklere bir ibret, takva sahiplerine de bir öğüt aracı yaptık.”Ayrıca bk.A’raf,166–167

Kur’an ve hadisin bu verileri, hiçbir yorum katmadan değerlendirildiğinde şu noktalar ortaya çıkar:

1- Allah’ın adalet ve ceza sisteminde, kötülüğü yüzünden lanet ve gazaba müstehak hale gelmiş bazı insanlar hayvana dönüştürülmektedir.

2- Bu hayvanlar daha çok maymun, domuz, yılan, kertenkele v.s. cinsinden olmaktadır.

3- Bu dönüştürme kıyamete kadar sürmekte, kıyamet günü son ve kesin hesapla defter kapatılmakta ve yeni bir alem devreye girmektedir.

Konunun değerlendirilişine gelince:

İnsan ve cinlerin hayvanlara dönüştürüldüğü ve bunun ilahi adaletin bir işleyiş şekli olduğu belirtilmekle birlikte, bunun işleyişinin nasıllığı tartışmaya açıktır.



Acaba bu, insanın aniden hayvan şekline çevrilmesiyle mi oluyor ? Tarih böyle bir şeye tanık olmadığı gibi, Kur’an’ın “değişmez, bozulmaz” dediği sünnetullah’da böyle bir şeye müsait değildir. En kuvvetli ihtimal bir reenkarnasyonun varlığıdır.100

Öztürk, Kur’an’da ki mesh (hayvana dönüştürme) ile ilgili ayetlerin yorumu sadedinde: “Allah’ın domuza, maymuna çevirmesi” bu dünyada şahit olduğumuz bir olay olmadığı için, olsa olsa bu reenkarnasyonla gerçekleşebilecek bir durumdur diye bir çıkarımda bulunması; ayette zikredilen hayvanlaşmayı gerçek manada değerlendirmesinden kaynaklanmaktadır.

Burada sayın Öztürk’ün mesh kavramı ile ilgili görüşlerini değerlendirmek istiyorum. Reenkarnasyona delil olarak zikrettiği diğer ayetlerin değerlendirilmesi ise daha sonra yapılacaktır.

Ayetlerdeki Maymun ve Domuz şekline dönüştürmeyi bir ceza olarak, gerçek manada kabul edenler olduğu gibi, kabul etmeyenlerde olmuştur.



Nesefi, Bakara 65. ayetin tefsirinde “maymunlaşma ile aşağılanmak, hakaret görme özellilerini de taşıyarak maymunlaşın. Çünkü bu, aşağılanmak ve atılmak, değerden düşürülmek manalarınadır.101

Maide 60. ayetteki “aralarından maymunlar ve domuzlar çıkardığı” ifadesinin müfessirlerin çoğunluğuna göre gerçek, fiziksel bir değişime uğratılarak maymun veya domuz haline getirilmişlerdir. Ancak başta tabiin meşhurlarından Mücahid olmak üzere bazı müfessirler bu tür ifadeleri, Allah’ın emir ve yasaklarını çiğneyen günahkar kimselerin maruz kalacağı ahlaki çöküntünün mecazi bir anlatımı olarak yorumlamışlardır.”102

Benzer bir açıklama Ragıp tarafından da verilmektedir. Bu arada “maymun gibi” ifadesinin klasik Arapça’da, iştah ve arzusuna gem vuramayan taşkın insanları anlatmak için sık sık kullanıldığı akla getirilmeli.103

Öztürk, meshin Yahudiler için ceza olarak meydana geldiğini ve bunun başka ümmetler için olmayacağı anlamına gelmeyeceğini söyler.104

Öztürk’ün bu iddiasına şöyle cevap verilebilir: “Bu, Allah’ın bir peygamber devrinde gerçekleştirdiği hem Peygamberliğini teyit etmek, hem de insanları sapıklıktan döndürmek amacıyla icaz üzere oluşturduğu olağanüstülüğü içeren bir iddiadır. Reenkarnasyon nasıl ki ayın parçalanması, güneşin cevap vermesi vb. gibi mucizelerle kıyaslanamıyorsa, bunlarla da kıyaslanamaz. Kaldı ki, genel kabule göre hayvana dönüşenler, bütünüyle yok oldular ve günümüzde hayvanlarda yalnızca kendi suretlerini taşımaktadırlar.”105

Meshin manevi oluşu, başka bir değişle insanların gönüllerini Allah’a İman ve itaatten çevirip, inkar ve isyan ederek şeytana itaate yönelmeleri nedeniyle, özlerini değiştirmelerini ve niyetlerini bozmalarına gelince, işte o, Allah’ın “kuşkusuz Allah kalplerinde olanı değiştirmedikçe onları değiştirmez” ayeti doğrultusunda özlerini hayvan şekline sokmasıdır.”106

Bütün bu ifadelerden şu sonucu çıkarabiliriz; Geçmiş ümmetlere bir ceza olarak ve Peygamberin bir mucizesi olarak mesh vukubulmuş olabilir. Ama bunun bugün için reenkarnasyon şeklinde devam ettiğini iddia etmek reel hayatla’da uyuşmamaktadır. Kaldı ki nice domuz gibi yaşayıp ta insan gibi aramızda dolaşanlar var. Ama hiç birisi domuz suretine dönüşmüyor. Zaten bu tıp açısından da mümkün değildir.Çünkü her canlının gen ve kromozom yapısının değişik olması bunu imkansız hale getirmektedir.



Bu ayetlerdeki maksat-Allah en doğrusunu bilir-kalplerin değişmesi ve ahlakın değişmesidir.

B-SÜLEYMAN ATEŞ

Süleyman ATEŞ, gerek tefsirinde, gerek Kur’an ansiklopedisinde yazdığı Tenasüh maddesinde, gerekse Kur’an mesajı adlı dergide yazdığı makalede Reenkarnasyonu geniş bir şekilde ele alıp incelemiştir.

Ateş, klasik anlamdaki Tenasüh inancını reddetmiştir. Şöyle ki: “Bedenden ayrılan ruh, başka bedenlere girmez. Ruhun başka bedenlere girmesine tenasüh denilir. Tenasüh, diğer hayvanlardaki ruhların bir gün insan bedenine girmesi, insan bedeninde olgunluk kazanarak kainatın külli ruhuna karışmasıdır. Şayet insanlık düzeyine gelip de bu beden içinde olgunluk kazanamaz, kötü işler yaparsa, ceza çekmek için ölümden sonra tekrar başka hayvan bedenlerine girer.

İnsanlık mertebesine kadar çıkmış olan ruhun geriye gitmesi demek olan bu inanç, ayetlerin ruhuna aykırı olduğu gibi, kainata egemen olan evrime ve bilimsel gerçeklere de aykırıdır.

Evet tenasüh, yani bedeni içinde olgunlaşmayan ruhun, ceza çekmek üzere tekrar hayvan bedenlerine düşmesi Kur’an’a ve gerçeklere aykırıdır, ama olgunlaşmayan veya buna vakit bulamadan ayrılan ruhun, yine bir insan bedeninde bir kez daha dünyaya getirilmesi klasik tenasüh değildir.”107

Ateş bu ifadeleriyle klasik tenasüh anlayışıyla, olabilme ihtimali üzerinde durduğu tenasüh anlayışını ayırmaktadır. Ve şöyle devam etmektedir: “Bedenlerden önce alem-i ervah konusu delile dayanmadığına göre, eğer hadisler sahih ise –ki sahihtir- cenine üflenen ruh, bedenlerden ayrılan ruhların oluşturduğu alemden alınmaktadır. Ya böyledir, ya da cenine ruhun üflenmesi, ona bilincin verilmesi anlamını taşır. Çünkü aşılanmadan itibaren cenin canlıdır. Öyle ise ona ruhun üflenmesi, bilinç verilmesi demektir.



Eğer hadislerde anlatılan, ruhun üflenmesiyle kasıt, insana bilinç verilmesi değil de cenine insan ruhunun üflenmesi ise bu, ruhun, bedenden önce var olduğunu gösterir. Şu bedenlerden önce yaratılmış insan ruhlarının oluşturduğu bir ruhlar alemi bulunmadığına göre, bedene üflenen ruh nereden alınmaktadır. Bunun için tek yol kalıyor: Bedenlerden ayrılan ruhlar aleminden alınması yolu. Demek ki cenine üflenen ruh, daha önce insan düzeyine gelmiş, fakat henüz olgunlaşmadan bedeninden ayrılmış bir insan ruhudur.”108

Mü’minun 23/99-100 ayetin tefsirinde şu izahları yapar: “ayetlerden, ruhun tekrar dünyevi bedene döndürülmeyeceği manası çıkarılabilirse de bu ayette, ruhun hiç dünyaya dönmeyeceği değil, tekrar bedenleneceği zamana kadar bir geçit, yani bir ara zaman bulunduğu anlatılmaktadır. Ayette ruhun ba’solunacağı kesindir. Ancak bu ba’s hemen ölümün ardından değil, belli bir zaman aralığından sonra olacaktır. Cumhur’a göre bu ba’s, ahiret bedenlenmesidir. Ahiret bedenlenmesi muhakkak ama, acaba bu ayette olgunlaşmamış ruha bir kez daha dünyada bedenlenme fırsatının verileceği anlatılmış olmaz mı?Bu ihtimal de var.



Ama bu sadece bir ihtimaldir. Kesin kes böyledir, denilemez. Ancak, bu izahlar karşısında bunun, kuvvetli bir ihtimal olduğu ortaya çıkar. Önemli olan kıyamet’i inkar etmemektir. O inanç esası olduktan sonra bir insanın tekrar denenmek üzere bir kez daha bedenlendirilmesi, inanca aykırı bir şey olmayabilir.109

Vakıa 56/60–61 ayetlerin tefsirinde alimlerin daha önce dikkat etmediklerini iddia ettiği bir hususu dile getirmiştir.

61. ayetin “sizin yerinize benzerlerinizi getirelim” cümlesinden, ölen kuşakların yerine yine kendilerine benzer kuşakların getirileceği; “sizi bilmediğiniz bir biçimde ve sıfatta inşa edelim” anlamındaki ikinci cümlesinden de ölen insanların, bilinmeyen bir biçimde ve sıfatta yeniden yaratılacakları anlaşılır. Daha önce geçen benzeri ayetlerle karşılaştırılırsa bu ayetlerden de kemal bulmadan ölmüş insan ruhunun, bilinmeyen bir bedene sokulup bedensel hayata getirileceği manası çıkarılabilir.

İkinci ayette, yeniden yaratılacak insanın, yaratılma eylemi (halk) fiiliyle değil,(inşa) fiiliyle anlatılmaktadır. Bizce bu söylemden, insanın yeniden yaratılışının, yine ilk yaratılması gibi hücrelerinin bölünüp çoğalmasıyla olacağı anlaşılır. Çünkü inşa, yapı malzemelerini üst üste koyup binayı yapmaktır. İnsanın anne karnında yaratılma eylemi de, bölünüp çoğalan hücrenin üst üste binerek inşa edilmesidir ki bu eylemin ifadesi için, inşa fiili daha uygun düşmektedir.



Bu ayetler, olgunluk kazanmış mü’min insanlara değil, ahireti inkar eden, kemal bulmamış cehennem halkına hitaptır. Bundan, olgunlaşmamış inkarcı insanların, olgunlaşmak üzere yeniden bedenlere sokularak yaratılacakları anlaşılır. Bu takdirde ba’s,(yeniden bedensel hayata çıkarma, öldükten sonra dirilme) olayı, kemal bulmamış ruhlara mahsus olabilir. Kemal bulmuş ruhlar, huld cennetine gittiklerinden, bedensel hayata dönmezler. Buna göre ba’s, kemal bulmamış ruhların, kemal bulmak üzere bedensel hayata getirilmesidir ki bedenden bedene geçen ruh, bu bedenler içinde dünyanın ızdırabını, sıkıntılarını çekerek olgunlaşır.110

Duhan 44/34-35 ayetlerinde inkarcıların, ilk ölümden başka bir şey olmadığını söylemeleri kınanmakta ve onların yeniden diriltilecekleri anlatılmaktadır. Şimdi burada ilk ölümden başka bir şey olmadığı söyleminin inkar tarzında anlatımından, ilk ölümden başka ölümlerin olduğu anlamı çıkar. Ama bir çok ölümler, olgunlaşmamış ruhlar içindir. Onlar olgunlaştırılmak üzere yeniden bedenlendirilir, bu kez o hayatlarının ölümünü tadarlar. Fakat ilk hayatlarında olgunlaşıp cennete girme düzeyine gelen ruhlar, artık şu bildiğimiz maddi bedene muhtaç olmadıkları için maddi bedene girmezler. İşte bu hususta cennetliklerin durumunu anlatan şu ayetten anlaşılmaktadır: “ orada güven içinde, her meyveyi isterler. Orada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar (sürekli yaşarlar) ve (Allah) onları cehennem azabından korumuştur.111

Oysa cehennemde olanlar “Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kez dirilttin. Günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi (şu ateşten)çıkmak için (bize) bir yol var mı (acaba)?” 112demektedirler. Demek ki onlar iki kez bedenlendirilmiş ve iki kez ölümü tattıktan sonra cehenneme düşmüşlerdir. Bu kadar geniş fırsattan sonra olgunlaşmayan insanda cehennemi hak eder. Onun ruhu cehennemde azap çeke çeke olgunlaştırılacaktır. Çünkü her ruh, olgunlaşmaya mecbur ve mahkumdur.

Her ruh eninde, sonunda olgunlaşıp yücelmek zorundadır ama bu olgunlaştırma eylemi, başka bedenlere girip yeniden doğmak suretiyle mi, yoksa cehennemde bir takım evrelerden geçirilerek mi olacaktır? Bunu Allah bilir.



Şayet böyle bir şey varsa bu, ahireti inkar değildir.Yahut bir ruhun,insan dışı bedenlere girmesi de olamaz. Bu, ancak, olgunlaşmamış insan ruhunun değil, fakat bilincinin, başka insan bedenine tutunup dünyaya gelmesi olabilir. Ruh, şu dünyaya yaşamındaki hatalarının manevi cezasını çektikten sonra Allah onun bilincini başka bedenlerin ruhlarına bağlayıp dünyaya getirebilir. Tabii bunun izahı da kolay değildir113

Ateş bu konu ile ilgili değişik ayetleri ve hadisleri yorumlar ve şöyle ekler; “ayetlerden ilk anda anlaşılan mana bizim izah ettiğimiz mana olmakla beraber, tenasüh (ruhun bedenleri dolaşması) demek olan bu açıklama Cumhur’un anlayışına aykırıdır. Bu bakımdan bu mananın, ilk anda akla gelen kuvvetli bir mana olmakla beraber Cumhurca ayetlere böyle bir mana verilmediğini belirtmemiz gerekir. Onlara göre haşr, ölülerin, kabirlerinden birdenbire diriltilip kaldırılmaları şeklindedir.

Bu bilinç verilince çocuk kendini bilmeğe, bilinçli olarak hareket etmeye başlar. Bu şuur ile birlikte ona kabiliyet ve kapasitesi (yani kaderi) de verilir. Çünkü onun kabiliyeti, kaderi büyük ölçüde kendisine verilen bu bilince bağlıdır.

Şimdi hadislerde açıklandığı üzere anne karnında çocuğa 120 günlük iken insan ruhu üflenince (başka bir anlatımla bebeğe, ruhun en üst düzeyi olan bilinç verilince) artık doğumuna bir iki gün kala ona bir başka ruhun üflenmesi makul ve bilimsel değildir. Öyle ise eğer bu iddialar doğru ise, evrimini tamamlamamış olan kişinin ruhu değil, bilincinin, bu yeni doğacak insan bedeniyle irtibat kurması, ona asılıp kendini o bedende hissetmesi olabilir. Gerçekte bu bedene gelen onun ruhu değil, sadece onun bilincinin bu bedene tutunması ve kendisini bu bedende hissetmesi olabilir. Başka türlü onun ruhunun, zaten ruhu çoktan aşılanmış bir bedenle dünyaya gelmesi, delile dayanmayan, bilimsel olmayan savlardan ibaret kalır.



Dediğimiz gibi bu iddiaya delil olabilecek ayetler bulunduğu gibi, buna aykırı görünen ayetlerde vardır” der ve birçok ayetleri sıralar.114

Ateş, İslam dünyasında tenasüh inancına İhvan’üs-Safa’nın Risalelerinde rastlandığını ve Nisa 4/56 ayeti bu yönde yorumladıklarını belirtir.

Daha sonra Reenkarnasyon iddiası olan değişik vak’aları yorumlar ve sonuç olarak şu izahı yapar;

“Bize gelince; tekrar vurgulamak isteriz ki biz bilim adamıyız. Tarafsız ve önyargısız bir bilim adamı olarak konuyu eni boyuna irdeledik. Bu konuda reenkarnasyona delil olabilecek ayetleri, eğer kasıt bu ise reenkarnasyonun ruhun başka bir bedene girmesi şeklinde değil, sadece bilincin, başka bir bedene tutunması şeklinde olabileceğini, yoksa zaten yeni doğacak çocuğun bedeninde ruhun ta döllenmeden itibaren var olduğunu, fakat bunun canlılık veren ruh olduğunu insani ruhunda hadislere göre 120 günlük iken cenine üflendiğini, doğma zamanından bir iki gün veya birkaç gün, birkaç saat önce ruh üflenmesinin söz konusu olmayacağını; bu anlayışa karşı olan Cumhur’un ise, ölen insanın ruhunun herhangi bir bedene tutunup dünyaya dönmeyeceği, ancak kıyamette ruhların yeniden bedenlere sokulup diriltilecekleri kanaatinde bulunduğunu anlatmaya çalıştık.

Bir bilim adamı olarak bu anlayışı “kesin biçimde reddetmiyoruz, kabul de etmiyoruz.”Bu anlayışa kanıt olabilecek ayetler yanında bunun olmayacağı anlamına gelecek ayetler de bulunduğunu söylüyoruz. Kesin reddetmiyoruz; çünkü bir gün şayet bunun gerçek olduğu kesin kanıtlarla ispatlanırsa, o zaman “hayır, ille de Kur’an ‘da böyle bir şey yoktur” diye dayatmanın bir anlamı kalmaz. Çünkü bizim dayatmacı tutumumuz ve açıklamamız, Kur’an’a zarar verir. Zira bu kadar da iddia var. Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanmış olaylar var. Bir insanlık tarihi var. Bu tarih boyunca bu iddianın güçlü taraftarları var.

Herhalde bu konuda kesin hüküm yerine, bunu zamanla ilmin çözümüne bırakmak daha uygun olur. Şayet varsa bu, ahireti inkar değildir. Çünkü yersel ruhların bilincinin başka bedene yapışıp gelmesi veya kendisini o bedende hissetmesi, süreklilik göstermez. Gerçeği Allah bilir”


Kataloq: 3donemtez
3donemtez -> A kital ne demektiR
3donemtez -> Diyanet iŞleri başkanliği trabzon-akçaabat-darica eğİTİm merkezi MÜDÜRLÜĞÜ İslamda ruh ve nefs III. Dönem
3donemtez -> Kuranda İnsan Tipleri
3donemtez -> T. C. DİYanet iŞleri başkanliği trabzon-akçaabat-darica
3donemtez -> Diyanet iŞleri başkanlaği trabzon-akçaabat-darica eğİTİm merkezi MÜDÜRLÜĞÜ İSLÂm aile hukukunda akraba evliLİĞİ
3donemtez -> T. C. DİYanet iŞleri başkanliği trabzon-akçaabat-darica
3donemtez -> I tarihselciLİk düŞÜncesi ve evrenselliK ÇERÇevesinde kur’an iLİmleri
3donemtez -> İÇİndekiler I kisaltmalar III öNSÖz IV giRİŞ 1
3donemtez -> Diyanet iŞleri başkanliği trabzon-akçaabat-darica eğİTİm merkezi MÜDÜRLÜĞÜ kur’an ve hadiS’İN Şİİre bakişI (III. DÖnem biTİrme tezi) ahmet taş

Yüklə 314,38 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə