Dua kulluğun öZÜDÜR



Yüklə 14,98 Kb.
tarix06.08.2018
ölçüsü14,98 Kb.
#67359

DUA KULLUĞUN ÖZÜDÜR

Bu haftaki makalemi İnşallah’u Teâlâ “DUA” üzerine yazmak, sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabiî ki sizler dua’nın ne olduğunu çok iyi biliyorsunuz, ancak benimkisi bir hatırlatmaktır.

Kulun Rabbine yakarışta bulunmasına “DUA” denir. Duayla, her şeyin mali-kinin Allah (Celle Celalühü) olduğunu vurgular insan ve istediği şeye ancak O’nun izniyle ulaşacağını ifade eder. Kendi acizliğini itiraf ederek Rabbinin yüceliğini kabul eder. İşte bu yüzden dua, kul­luğun özüdür ve “Allah Teâlâ katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur.” (Tirmizî, Deavât,1) Yüce Allah (Celle Celalühü), insanların yaptıkları dualar sayesinde kendi katında değer kazanacaklarını bildirir şöyle ki; Ey Müslüman! İslâm’ın özünü, esasını tüm insanlığa bildirmek üzere de ki: “Ey insanlar! Sizin Allah’a ibâdetiniz ve bunun özü olan duanız olmasa, Rabb’im size ne değer verir ki” (Furkân: 25/77), ve Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)ne hitaben şöyle buyuruyor ki:

Ey Peygamber! Eğer kullarım sana Beni sorarlarsa, şunu hiç unutma-sınlar ki, Ben insana şah damarından daha yakınım. O hâlde, hiçbir aracıya başvurmadan, doğrudan Bana yalvarıp Benden istesinler, çünkü Bana dua edip yalvaranın yakarışı­na cevap veririm, onun duasını işitir, uygun görürsem dileğini kabul ederim. Öyleyse, onlar da benim çağrıma uyup bana iman etsinler ki, böylelikle doğruluk ve olgunluğa ulaşabilsinler.” (Bakara:2/186)

Duadan uzak durmamalı, kendinizi onun hayır ve bereketinden mahrum bırakmamalısınız. Çünkü dua, kulun kendi hâlini Allah (Celle Celalüh)’a bildirmesi değil, acziyetini itiraf ederek alçakgönüllülükle O’nun huzurunda boyun eğmesi ve tüm benliğiy­le O’nu duyumsaması, zikretmesidir. Ayrı­ca Allah (Celle Celalühü), kullarına vereceği bazı nîmetlerini birtakım sebep ve şartlara bağlamıştır. Fakat bunu yaparken, gereksiz yükümlü­lükler icat ederek hayatı çekilmez hâle getirmek-ten de kaçınmalısınız:

Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz de şöyle buyurmuş-tur: “Dua eden bir mü’minin; günah olan bir şeyi istemedikçe veya akrabalık ilişkisini kesmek için dua etmedikçe, Allah ya onun duasını kabul eder veya ondan duası nispetinde bir kötülüğü uzaklaştırır veya onun duası kadar günahlarını siler.” (Abdürrazzâk, Dua, 18650)

Her şeye gücü yeten Rablerinin daima yanlarında olduğunu ve dileklerini asla geri çevirmeyeceğini vurgulayan bu sözleriyle, inananlara güven ve cesaret verir. O halde bize düşen, bu samimi çağrıya samimiyetle karşılık vermek ve Rabbimize, kabul olunacağından asla şüphe etmeden (Tirmizî, Deavât, 65), yalvara yakara, gönülden dua etmektir.

Halkımız, ters giden işinde birinin hakkı ve hukûku söz konusu olduğunu düşünür veya üzerinde bedduâ izleri arar. Bunda haksız da değildir. İşimizin ters gidişi bazen üzerimizdeki bir bedduânın eseri olabilir. Düşünürüz, hatâmızı anlarız, pişman oluruz ve tevbe ederiz.

Haklı konumda olduğumuz halde bedduâ yapmamak ve muhatabımızın ıslâhını dilemek, hidâyeti için duâ etmek, ahlâkımızın güzelliğini gösterir. Sünnet olan da budur. Yani zarar gördüğümüz birisinin, ıslâhı için duâ etmek sünnettir.

Hakkı tebliğ için Taif’e giden Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz, burada hiçbir güler yüzle karşılaşmamakla berâber, Taif’lilerin küstahça hakâretlerine, alaylarına, istihfaflarına, ağır sözlerine ve ezâlarına maruz kalmıştı. Bununla bırakmadılar; ne kadar ayak takımı, sokak genci ve köle varsa, Fahr-i Kâinât (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin üzerine saldırttılar. Gözü dönmüş kendini bilmezler, İki Cihan Güneşini taşa tuttular. Öyle ki, taşların acısından Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz yürümekte zorlanıyor, oturuyor; fakat vicdan yoksunları yeniden taşa tutuyorlar, Allah Resûlünü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kalkmak ve uzaklaşmak zorunda bırakıyorlardı. Mübârek vücudu yara almıştı, ayakları kan içinde kalmıştı. Kendisini bir bağın içine attı ve Allah (Celle Celalüh)’a şöyle duâ etti:

Allah’ım! Güçsüzlüğümü ve halk tarafından hor ve hakîr görüldüğümü Sana arz ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sen, zaif olduğunu hissedip Sana sığınanların Rabb’isin. Sen, beni kötü huylu, asık suratlı ve yüzsüz bir düşman eline düşürmeyecek, hattâ işlerimi eline verdiğin akrabadan bir dosta bile beni bırakmayacak derecede üzerimde merhamet sahibisin. Allah’ım, eğer Sen bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim mihnetlere, belâlara hiç aldırmam. Bununla berâber, Senin koruyuculuğun, bunları da göstermeyecek kadar geniştir. Senin gazabına uğramaktan, ya da hoşnutsuzluğuna düşmekten, Senin o karanlıkları yırtan, parlatan ve dünya ve âhiret işlerini yoluna koyan İlâhî nûruna sığınıyorum. Sen râzı olasıya kadar affını diliyorum. Allah’ım, beni affet! Her kuvvet ve her kudret ancak Seninle kâimdir.” Sonra Hazret-i Cebrâil (aleyhisselam) ile birlikte dağlar meleği göründü. Hazret-i Cebrâil (Aleyhisselam);

Şüphesiz Allah (Celle Celalüh), kavminin sana neler söylediğini işitti. Sana şu dağlar meleğini gönderdi. Kavmin hakkında dilediğini yapmak üzere onlara emredebilirsin” dedi.

Dağlar meleği, emretmesi halinde, kaşla göz arasında müşriklerin üzerine Ebû Kubeys dağı ile Kuaykıan dağlarını yıkarak müşrikleri helâk edebileceğini belirtti. Fakat Rahmet Elçisi Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu:

Hayır, ben böyle bir şey istemem. İstediğim tek şey, Allah’ın, bu müşriklerin sulbünden, yalnız Allah (Celle Celalüh)’a ibâdet eden ve hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmayan bir nesil meydana çıkarmasıdır.”

Demek, haklı da olsak, bedduâya sarılmak fazîlet değil, şeref değil, mârifet değil, insaf değil, erdemlilik değildir.

Biz burada Resulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin duasıyla yazımızı neticelendirilelim.

Rabbim! Tövbemi kabul et, günahımı temizle, duamı kabul buyur, delilimi sabit kıl, dilimi doğru yap, kalbime hidayet ver, göğsümün kin ve hasedini çıkar.” (Tirmizî, Deavât, 114)



Bu duygu ve düşüncelerle birlikte; Müşerref olduğumuz Cuma’nızı en kalbî duygularımla tebrik eder, Âlem-i İslam’ın kurtuluşuna, birlik ve beraber-liğine vesile olması temennisiyle…, Cenab-ı Allah’tan iki cihan saadetleri niyaz ediyorum.

05.09.2014

Hüseyin BULUT



Adres : Aziziye Mah. Mevlana Çarşısı Kat:2 No: 205 42020 Karatay/KONYA

Telefon : 0332-353 21 62 Faks: 0332-353 84 09 GSM: 0532-666 17 29

Web : www.cagdasaile.com, E-Mail : cagdasaile@mynet.com, hbulut42@hotmail.com



Yüklə 14,98 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə