Edeb (vaaz) : Sözlükler edep kelimesi için



Yüklə 59,5 Kb.
tarix04.11.2017
ölçüsü59,5 Kb.

EDEB (VAAZ) :
Sözlükler edep kelimesi için; terbiye, güzel ahlâk, iyi davranış, incelik, kibarlık, naziklik, utanma, çekinme, hicap, haya gibi karşılıkları veriyor. Bu karşılıklar hep duyduğumuz ve bildiğimiz kelimelerden oluşuyor ve bu kelimelere aşınayız. Keşke bu kelimelerin anlattığı hallere de o kadar aşina olabilseydik.
Diğer bir ifade ile edep; güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlâk, haya, nezaket, zarafet demektir. Edep, hiçbir hırsızın çalamadığı güzel bir ziynettir. Edep, insanla insan olmayanı ayıran farktır.
Hazret-i Ömer: "Edep, ilimden önce gelir" buyurur.
Mevlana hazretleri de;

Aradım tüm meclisleri, kıldım ilmi talep;



Dediler ilim en sonda, önce gerek Edep”…
Edep üzerine söylenmiş güzel deyimlerimiz de vardır. Bunlardan bir kısmını burada tekrar edecek olursak;

Edep etmek: Utanmak.

Edebini takınmak: Terbiyeli olmak.

Edeplenmek: Uslanmak, nazik ve terbiyeli olmak.

Edep-erkân bilmek: Uyulması gereken yolu-yordamı bilmek, usül bilmek, terbiyeli hareket etmek. gibi aşına olduğumuz deyimler karşımıza çıkar. Bu deyimler, toplumumuzun insan ve hayat telakkilerinden asırlar boyunca süzülmüş billur damlalardır.

Aslında edep ve edepli olmak üzerine her bir deyimimiz, Allah Kelâmı’na ve Rasul yoluna aralanan bir kapıdır. Kaygusuz Abdal ne güzel söylemiş:



Edepli ol can isen

Hakk’ı bil insan isen

Müştak-ı sultan isen

Var edep öğren, edep...

Edep, bir toplumda örf, adet ve kural halini almış iyi tutum ve davranışlar veya bunları kazandıran bilgi anlamında kullanılan terimdir. Terbiye, sözlü ve fiili olarak insanlara lütuf ile muamele etmek, güzel ahlak, usluluk, haya, sünnete uygun hareket etmek demektir.

Hz. Mevlana edep konusunda şöyle buyurur: “Kalbim, ‘İman nedir?’ diye aklıma sordu. Aklım da, kalbimin kulağına, ‘İman, edepten ibarettir.’ diye fısıldadı. Onun için edepsiz kimseler, yalnız kendisine kötülük etmiş olmaz. O belki edepsizliği yüzünden bütün dünyayı ateşe vermiş olur.”

1/8


İbni Kuteybe’nin açıklamasına göre İblisin, diğer bir ifadeyle Şeytan’ın isimlerinden biri olan Azâzîl, [1] İbni Abbas'a (r.a.) dayandırılan bazı rivayetlere göre Cennet'in muhafızları arasında yer aldığından melekler arazında cin denen bir gruba mensuptu.[2] Aynı zamanda O, bir cindir. Onun nesli, grubu, ordusu vardır.[3] Ancak gurur ve kibrinden dolayı Hz. Âdem'e secde etmeme küstahlığı yüzünden kapıdan sürülerek lânetlenmiş ve azledilmiştir. [4] (Araf:7/18)
Daha geniş bir anlam ifadesiyle;

Edep, nefsini tanıyıp haddini bilmektir.

Edep, kul olduğunu anlayıp Yüce Mevlâ’ya yönelmektir.

Edep, kibri kırıp tavazuya sarılmaktır.

Edep, fani dünyayı tanıyıp boş davaları bırakmaktır.

Edep, Cenab-ı Hakk’ın ve varlıkların haklarını güzel korumaktır.

Edep, hayalı ve vefalı olmaktır.

Edep, pişman olunacak şeyleri yapmamaktır.

Kısaca edep, güzel ahlâktır.
Güzel ahlâk ise, içiyle dışıyla doğru olmak ve bu doğruluk üzere yaşamaktır. Buna denge ve istikamet denir.

Dengeli olmak, devamlı aynı güzel hâli korumaktır. Acı tatlı bütün hallerde istikametini bozmayan, dost ve düşmana karşı dürüstlükten ayrılmayan kimse dengeli insandır. Denge, insandaki akıl seviyesini gösterir.


Velilerden Seriy es-Sakafî (k.s.) der ki: “Edep, aklın tercümanıdır.” Bunun manası şudur: Herkes aklı kadar edepli olur. Edebi kıt, ahlâkı bozuk olana hakiki manada akıllı denmez.

Şair ne güzel söylemiş:

Ehli diller arasında aradım, kıldım talep.

Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep.
Mevlâna Celaleddin Rumî (k.s.) Hazretleri, Mesnevî’sinde şöyle diyor:

Allah’tan edebe muvaffak olmayı dileyelim. Edebi olmayan kimse Allah’ın lütfundan mahrumdur. Edebi olmayan yalnız kendine kötülük etmiş olmaz. Belki bütün dünyayı ateşe vermiş olur.?”


Ahlâk, kalbin içindekilerin dışa yansımasıdır. Herkes, davranışları ile özünde ve fıtratında gizlenen sıfat ve kabiliyetleri ortaya koyar. İnsanın davranışlarını yönlendiren merkez kalptir. İnsanın dili, eli, gözü, kulağı, ayağı ve diğer azaları kendi başına bir iş yapmaz. Bu organlar nasıl hareket edeceğini bilmez ve belirlemez. Hepsi emredileni yapar, emreden ve yönlendiren ise kalptir.
2/8

İnsanın iradesiyle yaptığı bütün işler kalbin emrine ve yönlendirmesine göre yapılır. Yapılan her iş kalbin meylini, muhabbetini, irade gücünü, tercihini ve aklın seviyesini gösterir.


Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz, kalbin konumunu şöyle belirtmiştir:




“İnsanın vücudunda bir yer var ki, orası güzel olursa bütün beden güzel olur, bozuk olursa bütün beden kötü olur. Dikkat edin o kalptir.” [5]

Gerçek mümin, kalbini bir olan Allah’a bağlamıştır. Biricik hedefi O’nun rızasıdır. Müminin hedefi gibi hayatında da birlik vardır; iki yüzlülük yoktur. Mümin iki farklı halde bulunmaz, bir doğru bir eğri konuşmaz; sabah iyi akşam kötü olmaz.

Edep ve güzel ahlâk bir bütündür. Edepli insanın bütün işleri, ibadetleri, hal ve hareketleri güzeldir. Onun her şeyi temizdir. Sevgisi her şeyi sarar ve o şeyi sevimli yapar. Edepli müminin Yüce Allah’tan aldığı terbiye, hayatının her safhasında kendisini gösterir. Bu terbiye içinde onun sevgisi ve dostluğu kadar, kızması ve kavgası da güzeldir. Çünkü kızması Allah içindir. Kavgası da edep içinde olur.

Bir insanın gerçek yönü ve olgunluğu dar ve zor anlarda belli olur. İnsanın kavgasını ve haksızlığa karşı davranış biçimini görmeden hakkında iyi veya kötü dememelidir.


Edepli insan, hakkını ararken hak yemez. Kendisini savunurken, düşmanına haksızlık etmez. Haksız ise, nefsine uymaz, hakka boyun eğer, karşı tarafı tasdik eder. Haklı ve güçlü iken yapacağı iki şey vardır. Ya af, ya adalet. Ötesi, edebe sığmaz.
Edepsiz insan ise haksız iken kendisini haklı göstermeye çalışır. Zalim iken kendisini mazlum gösterir. Alacağı bir ise bin ister. Susacağı yerde cazgırlık eder. Edepsiz insana dost olmak da düşman olmak da zordur. Onunla hiçbir şeyin tadı tuzu yoktur.
Bazı insanların dışı hoştur, ama içi boştur. Bu kimseler, insanların gördüğü işlere çok önem verirler, fakat işin asıl kısmını ihmal ederler.
Dengeli mümin ahiret işleri gibi dünya işlerini de güzel yapar. İbadeti güzel, işi bozuk olan kimse örnek insan değildir. Onda noksanlık ve hastalık var demektir. Kılık kıyafetine ve dünya işlerine son derece dikkat edip de, kalbini ihmal eden, ahiretini unutan ve ibadetine önem vermeyen kimse de dünya ve ahret dengesi bozuktur.
3/8

Bugün erkek-kadın, alim-cahil, köylü-şehirli, hepimizin en fazla muhtaç olduğumuz şey edeptir. Edep, insanı diğer yaratıklardan ayıran en önemli özelliktir.

Edep hiç kimseyi küçültmez. Kimsenin kıymetini düşürmez. Edep fakiri kıymetlendirir, zengini şereflendirir, genci süsler, ihtiyarı sevimli hale getirir. Edep, bir kadınının en kıymetli cevheridir, hiç solmayan süsüdür. Bir kadın, edepten daha güzel bir elbise giymemiştir. Bir erkek, edepten daha güzel bir servet edinmemiştir. Bir baba çocuklarına edep ve güzel ahlâktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır. İnsanla kabre girecek tek servet edeptir. Edebin hediyesi cennettir.
Büyük veli Hucvirî (k.s.) der ki:

İnsanın bütün kaybı, her işin esası olan edebi kaybetmesinden kaynaklanmaktadır. Bu, hep böyledir, değişmez. Din ve dünya işlerinin hepsi edeple güzel olur. Edep olmadan hiçbir güzel iş ortaya çıkmaz.


Edep, yerine göre farklı şekillerde olur. Halkın içinde gereken edep, güzel insanlığı ve mertliği muhafaza etmektir. Dindeki edep, Sünnet’e uymaktır. Muhabbetteki edep, saygıyı gözetmektir. Bu üçü birbirine bağlıdır. Akıllı ve mert olmayan kimse, sünnete uyamaz. Sünnete uymayan kimse hürmeti koruyamaz. Allah’ın zatına ve birliğine şahit olan ariflere hürmet, kalpteki takvadan ileri gelir. Onlara karşı edebi koruyamayan kimsenin terbiye yolunda hiçbir nasibi olmaz.”
[6]
Edep ve görgü kurallarını nereler de ve nasıl kullanmamız gerektiğini şu şekilde sıralamak mümkündür :
1- Sokakta: Sokağa tükürmek, çöp atmak, geliş geçişe engel olmak, tiksindirici çirkin şeyler atmak veya bırakmak, görgüsüzlüktür. Yaşlı kişilere, kadın ve hastalara her zaman öncelik verilir. İhtiyaçları varsa yardımcı olunur.
2- Yürürken: ne yavaş ve ne de hızlı bir şekilde büyüklenerek gururlu ve kibirli adımlarla yürümemeliyiz. Nitekim Kur’an-ı kerimde şöyle buyruluyor:

.................وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ ﴿18﴾

"yer yüzünde böbürlenerek yürüme. Allah kendini beğenip övünen hiçbir kimseyi sevmez." [7] (Lokman:31/8)
Yolda, büyük bir zat veya bir âlim ile beraber giden kimse, onun önünden ve solundan değil, sağından yürür.
3- Taşıma araçlarında: İnip binerken itişmek, sıra olan yerlerde sırasını beklememek çirkin davranıştır. Gençler; yaşlılara ve hastalara yer verir. Peygamber efendimiz, “Büyüklerini saymayan bizden değildir” buyuruyor. Ne yazık ki, günümüzde bazı gençler, yer vermemek için uyur gibi davranıyor, kalıklarına takılı cihazlarla müzik dinliyor.

4/8


4- Alışverişte: İzin almadan satıcının malına dokunulmaz. Malın görünüşünü, kalitesini bozacak şekilde ellenilmez ve bakılmaz. Fiyat konusunda fazla ısrar edilmez. Alınsa da alınmasa da teşekkür edilir. Satıcı müşterisinin memnun olacağı hal ve harekette bulunur. Malını almayanlara kızmaz, darılmaz, aleyhlerine olacak bir sözü arkalarından da söylemez. Alışverişte her iki taraf birbirlerini aldatmaktan uzak durur.
5- Toplu yerlerde: Düğün, cenaze ve bayramlarda daha hassas, nazik ve kibar olunur. Duruma ve zamana göre uygun tavır takınılır. Cenazede, cenaze sahiplerinin üzüntüsü paylaşılır, maddî ve mânevî yönden gereken yardım yapılır, tesellî edici söz ve davranışlarda bulunulur.Yakınlarını kaybedenlere daha yakın davranılır. Düğün ve bayramlarda her zamankinden daha fazla güler yüzlü, neşeli, nazik, ikram edici olmak, büyüklere ve küçüklere uygun hediyeler vermek, gönüllerini ve duâlarını almak, görgülerimiz arasındadır. Görgüde, eliyle ve diliyle başkalarını incitmemek esastır.
6- Komşulukta: İyi geçim, karşılıklı yardımlaşma, dert ve sevinçlerine iştirâk, her karşılaştıklarında selâmlaşma, hal hatır sorma, birbirinden isteklerini imkan ölçüsünde temin etme önemli görgü kurallarındandır. Gürültü, çöp, pislik, rahatsız edici koku ve benzeri şeylerle komşuları rahatsız etmek hiç hoş karşılanmaz. Komşu kadın ve çocuklarına ayrı bir îtinâ, hürmet ve şefkat gösterilir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de şöyle buyuruyor:
Allah’a ve ahret gününe iman eden kimse, komşusuna eziyet etmesin….” [8]
7- Misafirlikte: Misafire ikramda bulunulmalıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) efendimiz, “….Allaha ve ahiret gününe inanan, misafirine ikram etsin…” [9] buyurdu. Misafire ikram, ona karşı güler yüzlü ve tatlı dilli olmaktır. Yemek için külfete girmemeli, hazırda ne varsa, onu ikram etmeli. Peygamber efendimiz, “Misafir için külfete girmeyin, misafir bundan rahatsız olur. Misafirini üzen Allah’ı üzmüş olur” buyurdu.
Hz. Ali, “Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni özür dilemeye mecbur bırakandır.” buyuruyor.
Misafir, ev sahibinin gösterdiği yere oturmalı, ona itiraz etmemelidir. Ev sahibi de misafirden hizmet beklememeli. Peygamber efendimiz (s.a.v.), “Misafirden hizmet beklemek, aklın noksanlığına alamettir.” buyurdu.
8- Hasta ziyaretinde: Ziyarete yeni elbise ile değil, her gün giyinilen elbise ile gidilmelidir. Giderken meyve veya çiçek gibi bir hediye götürmek iyi olur. Hastaya bakmayıp, sağa sola veya önüne bakmak uygun olmadığı gibi, devamlı olarak hastanın yüzüne bakmak da uygun değildir. Hastanın yanında asık suratlı durmamalı, güzel şeylerden bahsetmeli, iyileşmesi için duâ etmelidir.

5/8


9- Konuşurken: Konuşanın sözünü kesmek nezaketsizliktir. Hadis-i şerifte, “Arkadaşı konuşurken susmak mürüvvettendir.” buyruldu. Mürüvvet; insanlık, yiğitlik, iyilik cömertlik faydalı olmak gibi manalara gelir ki, hallerin en güzeline riayet etmek demektir.
10- Eve girerken: Evimize Besmele ile ve İhlas suresini okuyarak girmeliyiz. Sağ ayakla içeriye girip, selam vermeliyiz. Her işe Besmele ile başlamaya alışmalıyız.

Birinin evine girerken, izin istemek gerekir. Kapının zilini çalarak veya seslenerek, izin istenmelidir. İzin üç defa olur. Birincisinde ses verilmezse, bir dakika kadar sonra, ikinci defa da ses çıkmazsa, üçüncü defa zile basmalı, yine ses yoksa, dört rekat namaz kılacak kadar bekledikten sonra oradan ayrılmak gerekir. Kapı aralanırsa, kapıyı açan kimi aradığımızı sormadan önce, kendimizi tanıtmalıyız, içeriye davet edilirsek selam vererek içeri girilmelidir.

Edep konusunda kadınlar da tıpkı erkekler gibidir. Çünkü Kur’an-ı tabirle kadınlar da erkekler gibi eşref-i mahluktur ve yaratılış gayeleri Allah’a kulluktur. Bu halin muhafazası ise ilahî ikazlara kulak vermek, dinin emirlerini yerine getirmekle mümkündür. Aksi halde bu değerlerini muhafaza etmeleri mümkün değildir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz kadınların biatını alırken perde arkasından biatlarını kabul etmiştir. Sahabe-i Kiram Peygamberimizin evine geldiklerinde, Peygamberimizin hanımlarından bir şey soracakları ve isteyecekleri zaman bir perde arkasından sormalarını Cenab-ı Allah (c.c.) Kur’an’da şöyle emretti.

..... وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَسْـَٔلُوهُنَّ مِنْ وَرَآءِ حِجَابٍۜ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّۜ .......

“….Peygamber'in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır….” [10] (Ahzab:33/53)

Kur’an ve sünnette edebin sınırları bellidir. Bu sınırlara her müslümanın dikkat etmesi gerekir. Şartlar ve ortam nasıl olursa olsun inanan her kes edebini korumak zorundadır.

Hadis bilginleri, Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in bizzat yaşadığı ve ümmetine tavsiye ettiği âdâbı ve ahlâk kaidelerini ihtiva eden hadîsleri, topladıkları hadîs kitaplarında, "Kitâbu'l Edeb", "Bâbu'l Edeb" gibi özel başlıklar altında bir araya getirmişlerdir.

6/8

Edep kurallarının büyük bir bölümü, Hz Peygamber'in birer sünneti olduğu gibi, daha önce geçen peygamberlerin de sünnetidir.



Rivâyetlerle sabit olan edep ve güzel ahlâk hakkındaki Peygamberî emirler bütün ümmeti ilgilendirdiği için âdâb öğretme ve terbiye etme konumunda olan her kişinin bu emirleri önce şahsında uygulaması, daha sonra da terbiyesi altında bulundurduğu kişileri bu güzel ahlak ile bezemeye çalışması gerekir.

Kur'an'ın bu konudaki uyarısı açıktır:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قُوٓا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْل۪يكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَآ اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ ﴿6

"Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu Cehennem ateşinden koruyun; onun yakıtı, insanlar ve taşlardır; görevlileri, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere baş kaldırmayan, kendilerine emredilenleri yerine getiren pek haşin meleklerdir” [11] (Tahrim: 66/6)

Bu ayette yüce Allah, hem kendimizi, hem de himayemiz altında bulunup, yetiştirmekle sorumlu olduğumuz çocuklarımızı Allah ve Peygamberi'nin razı olduğu güzel davranış biçimleri ile bezeyerek iyi birer mümin, "güzel" birer insan olmalarını sağlamamızı istemektedir. Her toplumun kendi sosyal yapısına göre âdâb anlayışı vardır. Müslümanlığa göre ahlâk ve âdâbın temel ölçüsünü Allah'ın koyduğu ölçüler oluşturur. Bu ölçülere aykırı olarak âdâb geliştirilemez. Kültürler arasındaki etkileşimlerde, milli benliğe aykırı tutumlardan kaçınmak nasıl gerekli ise, dinin bizzat belirlediği adabın da, kültürel etkilenmelere kurban edilmemesine dikkat etmek kaçınılmazdır. Sözgelimi, yemeği sağ elle yemek, İslamî ölçülere göre sünnet, yani bir Peygamber tavsiyesidir. Yabancı kültürlerin etkisi ile, "muaşeret adabındandır." diye yemeği özellikle sol el ile yemeğe kalkışmak, İslam adabına aykırıdır, bilinçsizce bir hareket olmuş olur.



Sonuç olarak; dinimiz İslam hayatın her safhasına müslümanın edepli, terbiyeli, görgülü ve nazik olmasını istemektedir. İslam'ın toplum içindeki tavır ve davranışlarını belirleyen görgü ve edep kuralları Kur'an ve sünnette detaylı olarak bildirilmiştir. Dinin her emrine uymak ve her yasağından kaçınmak edeptir, ahlaktır.

Müminin; inancında, işlerinde, sözlerinde ve davranışlarında dosdoğru olması onun edebinin sonucudur. Mümin hayatında şu hususlara hep riayet etmelidir:

7/8

Kızgınlık ve şiddetten sakınarak yumuşak huylu olmak, dostluğa önem vermek, hakkına razı olmak,yapılan iyiliklere karşı teşekkür etmek, bir işte azim ve sebat sahibi olmak, günahlardan kaçınmak, başkalarını kötülemekten kaçınmak, kendini yüksek görmemek, yaptığı iyilikleri başa kakmamak, ağır başlı ve vakur olmak, koğuculuk yapmamak, herkes hakkında hayır dilemek, yardımsever olmak, kendisi için arzu ettiği güzel şeyleri Müslüman kardeşi için de arzu etmek, aksırana karşı hayır dua etmek, hastaları ziyâret etmek, onların sıhhat ve afiyetleri için dua etmek, muhtaçlara yardımcı olmak, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, kaba ve çirkin, edep dışı müstehcen ve kalp kırıcı sözlerden sakınmak……



Görgü kurallarını yaşamak ve yaşatmak insanlar arasında saygınlık ve muhabbet doğurur. Bunlara riayet etmek İslâm'ın ortaya koyduğu huzur ve mutluluğu hissetmek demektir.

Her nereye gidersek gidelim bulunduğumuz ortama göre dinimizin emir ve tavsiyelerini imkanlar ölçüsünde hayata geçirmeye mecbur olduğumuz bilinciyle hareket edelim. Bu yapılanın, menfaatimiz icabı olduğunu asla unutmayalım.

Sözlerimi şu güzel deyişle noktalıyorum:

Edep; bir tac imiş Nur-u Hüda’dan.
Giy ol tacı, emin ol her belâdan...

Cenab-ı Allah cümlemize akrabalarımızla, komşularımızla ve çevremizde bulunan bütün insanlarla iyi ilişkiler içerisinde kendi rızasına uygun huzurlu ve mutlu bir hayat yaşamayı nasip etsin. Amin…

05.09.2014
Bahattin TAMA

Bafra Müftülüğü



Şube Müdürü
K A Y N A K L A R :

[1] (el-Maârif Beyrut 1390/1970, 8; Ayrıca Bkz. İbn Manzur Lisanü'l-Arab, Beyrut (t.y.) VI, 29),

[2] (Süleyman Ateş, Kur'an-ı Kerîm'in Yüce Meâli ve Çağdaş Tefsiri, Ankara 1982, s. 58),

[3] (Kehf:18/50, Şuarâ:26/95),

[4] (Araf:7/18),

[5] (Buharî: İman, 39, Müslim: Müsakat, 107, İbnu Mace),

[6] (Keşfu’l-Mahcûb),

[7] (Lokman: 31/8),

[8] (Buhari: Edeb, 31, 85, Müslim: İman, 74, 75),

[9] (Buhari: Edeb, 31, 85, Müslim: İman, 74, 75),

[10](Ahzab:33/53),

[11](Tahrim:66/6).

8/8

Yüklə 59,5 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə