Ehl-i Beyt İmamlarının Siyasi Tutumları



Yüklə 1,04 Mb.
səhifə9/43
tarix20.11.2017
ölçüsü1,04 Mb.
#32306
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   43

Şia Fıkhında Cihat


Biliyoruz ki; İslâm dininde cihat ilkesi vardır. Cihat birkaç şeyde söz konusu olabilir. Biri iptidaî cihattır; yani karşı taraf (gayr-i Müslim ve) özellikle müşrik olursa, aramızda düşmanlık olmasa bile İslâm dini şirki ortadan kaldırmak için Müslümanların onlara saldırmasına izin vermektedir.

Bu cihatta, mücahitlerin bulûğ çağına ermiş olmaları, akıllı ve hür olmaları şarttır ve bu cihat sadece erkeklere farzdır; kadınlara farz değildir. Bu tür cihatta masum imamın veya imam tarafından atanan kişinin izni şarttır. Şia fıkhı açısından bu cihat ancak masum imamın veya şahsen masum imam tarafından atanan kişinin olması durumunda câizdir. Yani Şia fıkhı açısından günümüzde şer'î hâkimin de böyle bir cihada girişmesi câiz değildir.

İkinci cihat, İslâm'ın hâkimiyeti altındaki bir yerin düşman saldırısına uğraması durumunda yapılan yani savunma amaçlı cihattır. Şöyle ki düşman İslâm beldelerine hâkimiyet kurmak veya İslâm topraklarının bir bölümünü işgal etmek ya da İslâm topraklarına hâkimiyet kurmak değil, kişileri istila etmek, bir takım kişileri esir edip götürmek ister veya Müslümanların mallarını herhangi bir şekilde almak veya geceleyin baskın düzenleyip veya günümüzde olduğu gibi gelip zorla maden ve diğer kaynaklarını alıp götürmek veya Müslümanların harimine, namusuna, evlatlarına ve çoluk çocuğuna tecavüz etmek ister. Velhasıl mal, can, toprak veya Müslümanlar bakımından saygın olan bir şey düşman saldırısına uğrarsa, bu durumda kadını erkeği, hürü ve kölesiyle bütün Müslümanların bu cihada katılmaları farzdır.[1] Bu cihatta İmam veya İmam tarafından atanan kişinin izni şart değildir.

Bu söylediklerim fakihlerin kendi ifadeleridir; "Muhakkık" ve "Şehid-i Sanî"nin ifadelerini size aktarıyorum.

Muhakkık'ın "Şerayi" isminde bir kitabı var. Bu kitap Şia fıkhının önemli metinlerindendir. Şehid-i Sanî bunu şerh ederek "Mesaliku'l-Efham" adını vermiştir; çok güzel bir şerhtir. Şehid-i Sanî'nin de Şia fakihlerinin ileri gelenlerinin başında yer aldığı söylenebilir.

Bu konuda masum imamın izni şart değildir diyorlar; Tıpkı günümüzde Müslümanların topraklarının İsrail tarafından işgal edilmesi gibi. Bu durumda kadın ve erkeğiyle, hürü ve kölesiyle, uzak ve yakınıyla bütün Müslümanlara savunma denilen bu cihada katılmak farzdır. Bu savunma masum imamın iznine bağlı değildir. Arz ettiğimiz gibi "uzak, yakın tüm Müslümanlara." Diyorlar ki: Bu cihat sadece toprakları, malları, canları ve namusları saldırıya uğrayan kişilere değil, bu saldırıdan haberi olan her Müslümana farzdır; ancak insan saldırıya uğrayanların kendilerini savunmada yeterli olduklarını, yani düşmanın zayıf, onların ise güçlü olduklarını ve yardıma ihtiyaçları olmadığını bilirse o başka; fakat cihatta kendisine ihtiyaç olduğunu bilirse farzdır. Onlara yakın oldukça bu farz da şiddetlenmekte, yani müekket farz olmaktadır.

Üçüncü çeşidi de cihat gibi olmasına rağmen genel cihat değildir. Özel cihattır. Hükümleri genel cihatlarla farklıdır. Genel cihadın kendine has bir takım hükümleri vardır. Bu hükümlerden biri şudur: Bu cihatta öldürülen herkes şehittir; gusül verilmez; resmî cihatta öldürülen kişi gusül verilmeden üzerindeki elbiseyle ve kanlı vaziyetiyle defnedilir.

"Hun, şehidan ra zi ab evlater est

În güneh ezsed sevab evlater est."

Yani: Şehitlerin kanı sudan üstündür

Bu günah yüz sevaptan üstündür.

Üçüncü kısma da "cihat" diyorlar. Fakat tüm hükümleri cihat gibi değildir. Sevabı cihat gibidir; bu cihatta ölen de şehittir; şöyle ki, eğer bir kişi İslâm'ın değil, kâfirlerin hâkimiyetinde olursa ve bulunduğu yer diğer bir grup kâfir tarafından saldırıya uğrarsa; onların arasında bulunduğu için de ölüm tehlikesi olursa, (örneğin Fransa'yla Almanya arasında savaş çıktığı sırada Fransa'da bulunan bir kişi gibi) esasen onlardan olmayan bu kişinin bu durumda vazifesi nedir? Böyle bir kişinin vazifesi herhangi bir şekilde canını korumaktır. Canını koruması bilfiil savaşa katılmasına bağlı olduğunu, savaşa katılmazsa canının tehlikeye gireceğini bilirse, içinde bulunduğu muhitin derdini paylaşmak için değil, kendi canını kurtarmak için savaşması gerekir; bu sırada ölürse şehit sevabını alır.

İslâm dininde şehit ve mücahit gibi sayılan bunun dışında diğer yerler de vardır; bunlar, gusül vermemek ve üzerindeki elbiseyle defnedilmek gibi konularda şehit hükmünde değillerdir.

Bunlardan biri de, insanın can, mal veya namusuna tecavüz etmek isteyen bir düşmanın saldırısına uğramasıdır; burada saldırgan Müslüman olsa bile durum aynıdır.

Örneğin insan evinde uyuduğu bir sırada bir hırsız (hatta Müslüman bir hırsız ve Hacı Kelbasi'nin dediği gibi[2]gece namazını kaçırmayan bir hırsız) evdekilere saldırıp mallarını götürmek isterse, bu durumda insan malını savunabilir mi? Evet; öldürülme ihtimali de var diyorsunuz. İnsan yüzde on ihtimal verse bile, yüzde on ihtimalle canını koruması farzdır insana. Fakat burada malı koruma söz konusu olduğu için yüzde elliye kadar da ilerleyebilir; fakat mal dışında bir tehlike söz konusuysa, örneğin namus veya can tehlikesi söz konusu olursa yüzde yüz öldürüleceğine emin olması durumunda da savunması ve savaşması gerekir. "O, beni öldürmek istiyor; ben ne yapabilirim ki?" dememelidir. Hayır; o öldürmek istiyor; bu durumda sen daha önce davranıp onu öldürmelisin. Yani direnmelisin; "o öldürmek isti-yor; o hâlde ben neden bir şey yapayım; ben niye katılayım?!" dememelisin.

 

[1]- Şayet hatta buluğ çağına erişmeyen çocuğun da bu cihada katılması farzdır.



[2]- (Şu olaya işarettir: Hacı Kelbasi'ye, "Falan eve gece yarısı hırsız girmiş" dediklerinde, "Öyleyse hırsız teheccüt namazını ne zaman kılmış?!" diye sordu.)

Azgınlık Çıkaranlarla Savaş


Yukarıda değindiğimiz üç türlü cihat dışında iki cihat daha var. Bunlardan biri azgınlık çıkaranlarla savaştır. Yani Müslümanlar arasında iç savaş çıkacak olur da, bir grup diğer gruba zorbalık yapmak isterse, bu durumda diğer Müslümanların birinci derecede vazifesi onlar arasında barış sağlamak, aracı olmak, barışmaları için çaba harcamaktır. Fakat buna rağmen bir taraf azgınlık yapar, hiçbir şekilde barışmaya yanaşmazsa, bu durumda zulme uğrayan grubun lehine azgın gruba karşı savaşmak herkese farz olur. Bu hüküm Kur'ân-ı Kerim'in apaçık nassıdır:

Eğer inananlardan iki grup vuruşurlarsa onların arasını düzeltin; şâyet biri ötekine saldırırsa Allâh'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla vuruşun. [1]

Bunun bir örneği, insanların zamanlarının adil imamına karşı başkaldırmasıdır. Baş kaldırı adil ve hak imamın aleyhine yapıldığı için imamın lehine ve başkaldıranın aleyhine savaşmak gerekir.

Bunun bir örneği de (bu konuda fakihler arasında kısmen ihtilaf vardır) iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak için kanlı kıyamdır. O da bir merhaledir.

 

[1]- Hucurat, 9.




Yüklə 1,04 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   43




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə