Erdoğan'a hutbede hakaret!



Yüklə 0,72 Mb.
səhifə4/12
tarix31.10.2017
ölçüsü0,72 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   12



'Hukukçular' hukuku tam 13 defa çiğnedi 

Seçim ayarlı 17 ve 25 Aralık operasyonlarını gerçekleştiren eski Başsavcıvekili Zekeriya Öz ve Savcı Muammer Akkaş ile diğer savcılar hukuku çiğnemekten geri durmadı. Uzmanlara göre savcılar bu süreçte 13 ayrı kez Anayasa, yasalar ve yönetmelikleri yok say İşte o 'hukukçuların' yaptığı hukuksuzluklar:

1- Birbiriyle bağlantısız soruşturmalar aynı anda operasyona dönüştürüldü: Fatih Belediyesi'ne ilişkin soruşturma ile Rıza Sarraf'a ilişkin iki ayrı soruşturmada aynı anda gözaltı operasyonu kararı verilerek 'ortak bir büyük yolsuzluk olayı' olarak gösterildi. Soruşturmanın birleştirilmesi usulüne ilişkin kanun, Anayasa'nın 38'inci maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesindeki 'masumiyet karinesi' ve 'lekelenmeme' hakkı ihlal edildi. 

2- Soruşturma dosyası UYAP'a kaydedilmedi: Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, soruşturmaya ilişkin tüm verilerin 'gecikmeden, eksiksiz, doğru ve istisnasız olarak' Ulusal Yargı Ağı'na kaydedilmesi gerekirken, kaydedilmedi veya şüpheliler anlaşılmasın diye takma isimlerle kaydedilerek dosya gizlendi.

3- Sarraf soruşturması yetkisiz şekilde yapıldı: Rıza Sarraf'a yönelik 'kara paranın aklanması' soruşturmasının Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. Maddesi ile görevli birimler tarafından yapılması gerekirken, Kaçakçılık, Organize Suçlarla Mücadele ve Memur Suçları Bürosu'nca yapılarak suç işlendi. Bu durum, 'soruşturma ve operasyonda yetkisi olup olmadığına bakılmaksızın 'grup aidiyeti' olan kişilerin seçildiği' kanaatini güçlendiriyor. 

4- Soruşturmanın gizliliği ilkesi ihlal edildi: Soruşturmada adı geçenlere ait olduğu iddia edilen ses ve görüntü kayıtları, aramalarda el konulan bilgi ve belgeler bazı medya organlarında yayınlanarak soruşturmanın gizliliğini ihlal, adil yargılanma, kişilerin lekelenmeme, damgalanmama haklarını ihlal suçları işlendi.

5- Gözaltı operasyonlarında 'ölçülülük' ilkesi ihlal edildi: CMK'ya göre 'ifadeye çağırma' ve 'zorla getirilme' aşamaları atlanarak sabahın karanlığında basın eşliğinde ev basarak gözaltı operasyonları yapılmasıyla; telefon dinlemelerinde ilgisiz kişilerin kimlik bilgilerinin de kayda geçirilmesiyle; operasyonları yapan polislerin uygunsuz davranışlarıyla 'ölçülülük' ilkesini düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi çiğnendi. 

6- Dinleme ve izleme 'gerekçesiz' olarak yapıldı: Kanuna göre, telefon dinleme ve takibin ancak 'kuvvetli şüphe' olması ve 'başka yolla delil elde edilememesi' halinde yapılması, bir delil bulunamaması halinde derhal vazgeçilmesi gerekirken, dinleme ve takipler 'isimsiz ihbar'la yapılarak ve 15 ay sürdürülerek suç işlendi. 

7- Polis 'suç işlenmesini önleme' görevini yapmadı: Adli Kolluk Yönetmeliği ve Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu'na göre, polis, telefon dinlemelerinde suç işleme kastını öğrenmesine rağmen müdahale etmeyerek görevini yapmadı. Ayrıca, savcılığın iddia ettiği gibi bazı sanıklara '28 defa' rüşvet verildi ise bu suçun işlenmesine fazladan 27 kez göz yumulduğu ortaya çıkıyor. Böylece savcı ve polislerin 'suçu önleme' görevlerini de yerine getirmediği anlaşılıyor.

8- Savcı Celal Kara, Başsavcı Çolakkadı'ya bilgi vermedi: Kanun ve HSYK yönetmeliklerinde 'savcılar başsavcılar adına soruşturma yapar, kamuyu ilgilendiren konularda başsavcıya bilgi verir' denilmesine rağmen, savcılar soruşturmayı başsavcıdan gizleyerek suç işledi.

9- Başsavcı vekili Zekeriya Öz, yetkisiz müdahale etti: İstanbul Başsavcı vekili Zekeriya Öz, soruşturmada yetkili olmadığı halde Emniyet'e giderek tehditle polislerden şüphelilere sorulacak soruları aldı. Böylece Türk Ceza Kanunu'nun 285. maddesindeki 'gizliliği ihlal' suçunu işledi. 

10- Telefon dinlemelerinde kanunlar çiğnendi: Ceza Muhakemeleri Kanunu'ndaki 'şüphelinin, tanıklıktan çekinebilecek kişilerle iletişimi kayda alınamaz. Alındıysa derhâl yok edilir' hükmüne rağmen, bu telefon görüşmeleri kayda alındı ve imha da edilmedi. 

25 ARALIK USULSÜZLÜKLERİ 

1. Yasaya aykırı olarak herkesin tüm mal varlığına el konuldu: Suç işlediği iddia edilenlerin para ve malvarlığı hareketleri izlenmemesine, iddia edilen suçtan ne kazandıkları belirlenmeden tüm mal varlıklarına tedbir konuldu.

2. Dosyaların mührü açılmadan el koyma kararı verildi: Polisten gelen dosyaların bulunduğu çuvalların mühürleri açılmadan gözaltı, yakalama ve el koyma kararları verildi. Daha sonra dosyaları inceleyen savcılar kararları kaldırdı. 

3. Savcılar kanunsuz bildiri dağıttı: Savcı basın bildirisi dağıtarak HSYK'nın 33 numaralı 'soruşturmanın gizliliği ve basının bilgilendirilmesi' genelgesini çiğnedi.


       (Kaynak: Star Gazetesi/26.01.2014/Kanal 7.Com) 


Hocaefendi Hatasını İtiraf Edecek!

24 TV'de Elif Çakır'ın konuğu olan Cemaat'in önde gelen isimlerinden Latif Erdoğan, Gülen'i çok iyi tanıdığını, şu sıralar yapmış olduğu hataları bir gün itiraf edeceğini söyledi. Fethullah Gülen Cemaati'nin önde gelen isimlerinden, daha önce Gülen'le zaman zaman görüşen Latif Erdoğan, 24 TV'de Elif Çakır'ın sorularını yanıtladı. 

Latif Erdoğan, daha önce bir başka TV kanalında Fethullah Gülen'in kendisine Allah'la konuştuğunu, kendisini yıllarca dinlettiğini itiraf ettiğini anlatmış, bu sözler gündeme bomba gibi düşmüştü. Erdoğan, 24 TV yayınında da birbirinden çarpıcı açıklamalar yaptı. 

"HOCAEFENDİ'NİN SIRLARI BENİMLE MEZARA GİDECEK"

"Ben Hocaefendi'nin her zaman kötü günlerinde, en zor zamanlarında yanında oldum. Şu andaki durumumuz kesinlikle Hocaefendi'nin şahsıyla ilgili bir tavır koyuş değildir, hak adınadır. Vatan, ümmet, ülke adınadır" diyen Latif Erdoğan, Gülen'in kendisine bir çok mahrem sır verdiğini, bu sırları hiçbir zaman ifşa etmediğini, o sırların kendisiyle mezara kadar gideceğini açıkladı. Fethullah Gülen'in yaptığı yanlışların üzerinde durduğunu belirten Erdoğan, "devlete müdahale, devlete karşı isyan tavrı görünen bir hareketi sahiplenmesi söz konusu Hocaefendi'nin" dedi.

HOCAEFENDİ LA YÜS'EL DEĞİLDİR 

Latif Erdoğan, Fethullah Gülen'in hata etmez, sorgulanamaz bir insan olmadığını hatırlattı, hem Gülen'e, hem de Gülen'e gönül verenlere seslendi. Daha önce Gülen'in, yaptığı hatayı kabul edip, itiraf edip bunu açıkladığını hatırlatan Erdoğan şöyle konuştu: Burada mağdur olan, mazlum olan hükümettir. Saldıran Cemaattir, Cemaat'in fertleridir. Bunu görmemek için ya hain olmak lazım, ya aptal olmak lazım. Burada bizim Hocaefendi'ye uyarımız şudur: Yapılan yanlıştır, bu yanlıştan vazgeçilmelidir. Topluma da uyarımız: Hocaefendi la yüs'el (sorgulanamaz) değildir. Hata etmez de değildir. Dolayısıyla herkes burada kendisine düşen tavrı çok açık ve net sergilemelidir.

HOCAEFENDİ O TOPLANTIDA HAYATININ EN TAHLİHSİZ HATASINI YAPMIŞTI

Latif Erdoğan, Fethullah Gülen'in Demirel'i kürsüden övdüğü meşhur toplantıya katılmadığını belirtti. O toplantıdan sonra Cemaat'ten birkaç kişinin yanına geldiğini, ceplerinde kayıt cihazlarının olduğunu düşündüğünü, hatta onlara "cebinizdeki kayıt cihazlarını çıkarın ortaya koyun, bizzat Hocaefendi'ye konuşacağım" dediğini aktardı. O kişiler Erdoğan'ın o toplantıya neden katılmadığını sormaya gelmişlerdi. Erdoğan ise onlara cevaben şöyle konuştuğunu aktardı: Hocaefendi o gün hayatının en talihsiz hatasını yaptı. Senelerce neler neler dediği adama "söz sultanı" dedi. Bu bir. İki, Nazlı Ilıcak, orada milyonlarca insanın karşısında dedi ki "Hocaefendi duygusal bir insandır, okulları devlete devretmek istedi. Fakat bu okulları o devretmek istese de biz devretmeyeceğiz." Ve bir sürü insan alkışladı bunu. Dedim ki, sizin liderinize bir insan duygusallık isnad ediyor. Demek aklı başında bir insan değil bu. Duygulanıyor ve okulları verelim devlete diyor. Siz dedim, doğrudan liderinize yapılan hakareti alkışlayan bir topluluksunuz. Bu toplantı bana göre çok talihsiz bir toplantı olmuştur. Ben dedim ki o arkadaşlara, bir gün Hocaefendi en büyük tokadını yiyecek, bunun cezasını görecek. Peygamber Efendimiz'e söylediği sözü (söz sultanı) başka birine yakıştırdı. Bunun cezasını çeker. Latif Erdoğan, daha sonra Demirel'in sözlerini hatırlattı ve Gülen hakkında "cezasını çekmelidir" dediğini söyledi. 

GÜLEN: ALLAH DEMİREL ELİYLE BİZİ TOKATLIYOR

Daha sonra Amerika'ya gittiğini söyleyen Erdoğan, Gülen'le karşılaştığında 3 dakika kendi yüzüne baktığını ve Gülen'in kendisine, "bir zamanlar biz birine hiç olmaması gereken şekilde birisine bir iltifatta bulunduk, Cenab-ı Hakk da onun eliyle bizi tokatlıyor" dediğini belirtti.

"HOCAEFENDİ HATASINI İTİRAF EDECEK" 

"Burada bir itiraf var" diyen Erdoğan, Gülen'in sorgulanamaz, hata yapmaz biri olmadığını söyledi. "Hocaefendi belki de hayatında yaptığı hataların bütününden daha fazla hata yaptı" diyen Latif Erdoğan, Gülen'in bu yanlışını yine kendisinin itiraf edeceğini söyledi. Erdoğan şöyle devam etti:

"HOCAEFENDİ YA ESARET ALTINDA, YA DA PSİKOLOJİK BİR ZAAFİYET GEÇİRDİ"

Burada iki şey var. Ya Hocaefendi tamamen esaret altında. Psikolojik bir esaret altında bulunuyor. Bu da benim düşünceme göre yüzde 90 ihtimal. Dedirtilen şeyler yapılıyor.

KENDİ AKLIYLA BÖYLE BİR HATA YAPAMAZ

Üzerinde baskı var. Hocaefendi'yi 40 senedir çocukluğumdan beri analiz eden bir insanım. Dolayısıyla Hocaefendi kendi aklıyla böyle bir yanlış yapacak bir insan değil. Ya melekelerinde bir zaafa uğradı. Psikolojik bir zaaf geçirdi. Onu ben bilemem. Tıbbın ele alması gereken konu. Ya da çok ciddi bir baskı var. Bir baskı söz konusuysa. Amerika ve İsrail'in doğrudan doğruya baskısı söz konusuysa bunu hükümetle paylaşması lazım. Bununla ilgili benim bilgim kesin olsa da elimde belgem yok.

OLANLARI GÖRMEMEK İÇİN YA APTAL OLMAK LAZIM YA DA HAİN OLMAK LAZIM 

Şu hadiseleri görmemek için ya aptal olmak lazım, ya hain olmak lazım. Çok akıllı olmaya gerek yok. Resmi bir bütün olarak görüyoruz. Yapılan hareket akılla fikirle mantıkla izah edilemez. Hükümete karşı kıyam (başkaldırma) yapıyorsun. 10 senedir beraber çalıştığın hükümete yapıyorsun. Bir mazeretin yok. Siz kalkıp da hükümetten, devletin can damarı olan MİT'in başına "bizim adamımız geçsin" diyorsanız, Başbakan bu kadar aptal mı ki, can damarını size teslim etsin. Sonra siz niye istiyorsunuz bunu? Veyahut da siz niye karışıyorsunuz böyle bir şeye? Hocaefendi'nin istihbarata merakı çok eskidendir. Zaten onu kimseden sakladığı yok. 

ÖNCELERİ "KERAMET" DİYORDUK, DİNLEME ÇIKTI 

Diyelim ki Cemaat'le ilgili bir toplantıdayız. Biz kendi aramızda önce bir istişareler yapıyoruz. Daha sonra kendisine arz edilecek şeyler bunlar. Bakıyoruz, daha biz birşey demeden cevap veriyor. Önceleri bu keramete veriliyordu. Ama sonra tamamen dinleme usulüyle olduğu ortaya çıktı. 

O BİLGİLER CEMAAT'İN NE İŞİNE YARAYACAK? 

Dinlemelerde elde edilen bilgilerden kırkta biri dahi doğru olsa, Cemaat'i ilgilendiren ne var bunda? O bilgiler ne işine yarayacak Cemaat'in? 

YA ABESLE MEŞGUL OLUNUYOR, YA DA O BİLGİLER BİRİSİNE TRANSFER EDİLİYOR! BENCE TRANSFER EDİLİYOR

Dolayısıyla ya abesle, boş şeylerle meşgul olunuyor, ya da o bilgiler birisine transfer ediliyor. Bence ikincisi oluyor. Çünkü Cemaat'in işine yarayacak şeyler değil onlar. 

CEMAAT MENSUBU İTİRAF ETTİ: İSRAİL'DE EĞİTİM ALIYORUZ 

O günkü şartlarda en yakın arkadaşlardan birisi dert yandı bana. "Hocam biz İsrail'de eğitiliyoruz" dedi. İsrail'e devlet eliyle gidiliyor, ama Cemaat ferdi bunlar. Her türlü eğitimi orada görüp geldi bunların çoğu. Bu çalışmalarda bizim gaye ve hedefimizi, maksadı çok çok aşan şeyler var.
                (Star18 Mart 2014 Salı 10:00/habervaktim ,) 


Hayalet İmamlar

Akit Paralel Yapılanmayı en ince ayrıntısına kadar deşifre edip, yapılanmanın işleyişi ile ilgili dehşet bilgiler veren önemli bir tanığa ulaştı. Paralel yapılanmanın eski imamı da olan 

Tamer Barış Terkeşli paralelin “hayalet imamları”nı anlattı. Paralel yapılanma ile mücadele eden emniyet birimlerine günlerce ifade veren Tamer Barış Terkeşli, açık tanıklık yapmak istediğini, kimseden çekinmediğini söyledi. Paralel yapının “usullü emirleri bilinen abilere, usulsüz emirleri” ise devletin dahi kısa süre önce varlığından haberdar olduğu ‘hayalet yapının abileri’ olarak tanımlanan ikinci bir yapıya aktardığını söyleyen Terkeşli, kendisinin de yakın zamana kadar Hatay ve Adana’dan sorumlu hayalet abi olduğunu belirtti. 

HAYALET YAPIYI AKİT’E ANLATTI 

Tamer Barış Terkeşli, devlet içerisine sızmış paralel yapı mensuplarını koordine eden ‘hayalet yapı’ ve bu yapının “hayalet imam”larının icraatlarını Akit’e şöyle anlattı: - “Yapılanmaya nasıl dahil olduğunuz?” Tamer Barış Terkeşli:

“1997 yılında cemaattin Adana’da daha çok yaygın olmadığı dönemlerde, Kenan diye bir hocamız okulda dersleri iyi olan yada sınıf içerisinde farklılık gösteren öğrenciler tespit ediliyordu. Kenan Hoca benimle de yakından ilgilenmeye başladı. ‘Seni biz Ankara’ya göndereceğiz’ gibi söylemlerle etki altına alındım. Ortaokul bittikten sonra dedikleri gibi de Ankara’ya gönderildim.

Elmadağ Tacettin Erkek Öğrenci Yurdu’nda kalmaya başladım. İlk yıllarda ciddi bir alışma süreci geçti. Sabah etütleri, namazlar, akşam etütleri falan tam bir cemaat imajı oluşturuluyordu. ‘İmam’ yada ‘abi’ tanışmaları da burada başladı. Diğer öğrencilerin arasından sıyrılınca cemaat imamı Yücel H. ile tanıştırıldım. Yücel abi şuan bölge imamıdır. Okulun bitmesine doğru yurt abiliğine ve nihayetinde Elmadağ sorumluluğuna kadar yükseldim.” - 

“Daha sonra?” - Terkeşli: “Daha sonra Ankara Siyasalı kazandım ve gitmek istedim ama oraya gidemeyeceğimi, hukuk okumam gerektiğini söylediler. Bana öngörülen hukuk fakültesi olmasına rağmen ben siyasal okumak istiyordum. Sonra anladım ki benim ne dediğim değil, onların benimle ilgili neyi planladıkları önemliydi.” 

KURMAYLIK ÖNGÖRÜLEN 40 ÇOCUK DEVŞİRİLDİ

- “Geleceğinizle ilgili kararları siz almadınız mı?” - 

Terkeşli: “Hayır tabi ki, ne öngörülürse genelde o olur. Zaten sonraki konuşmalarımızda çocuk yaşta devşirtilip kurmaylık öngörülen 40 öğrenciden biri olduğumu ve kafama göre hareket edemeyeceğimi açık açık söylediler. Süreç böyle devam etti. Kazakistan yada Irak’a gitmemi istediler. Bende Türkiye’ye yakınlığı sebebi ile Irak’ın Erbil şehrine gitmeyi kabul ettim. Kuzey Irak döneminden sonra iyice yıldızım parlayıp güvenilirliğim artınca Adana’da görev verileceği söylendi. Adana emniyeti, adliyesi, bölge imamlığı ve Pensilvanya bandında ciddi bir konuma getirildim.”

- “Hangi konuma getirildiniz?”

- Terkeşli: “Adana il abisi o dönem Ömer Ekinci’ydi. Mustafa Hoca gitti yerine Ömer Hoca geldi. Ancak Ömer Hoca ile ben doğrudan ilişkili değildim. İl imamının üstünde, onların bilmediği yada bilse de görmezden geldiği bir yapı daha vardı ben o yapıya dahildim.” 

HAYALET BİR YAPI VE İMAMLARI VAR 

- “Ne tür bir yapıdan bahsediyorsunuz?”

- Terkeşli:

“Yapının uhrevi tarafına paralel, hayalet bir yapıdan bahsediyorum. Aynen paralel yapılanma gibi, ondan beslenen hayalet yapı ve hayalet abileri mevcut. Adana ve Hatay’ın hayalet imamı bendim. Türkiye’yi üç eyalete bölen paralel yapının, üçüncü eyalet merkezi olan 

Gaziantep’e bağlı faaliyette bulunuyordum. Devletin daha yeni yeni öğrendiği bir yapıdan bahsediyoruz. Paralel yapının içindeki paralel yapılanmadan bahsediyoruz. Bizi il imamları tanımaz, tanısa da emir veremez, yaptıklarımızı sorgulayamaz. Biz doğrudan 1 numaraya bağlı çalışırız. İl İmamının bilmediği, hatta bölge imamının dahi çoğu zaman bilmediği, direk kainat imamına bağlı bir teşkilatız.”

- “Anlattığınız şeylerin ne kadar tehlikeli olduğunun farkında mısınız?

- Terkeşli:

“Elbette farkındayım, başımı ağrıtacağını da biliyorum ancak, ortada devletimin kaderi söz konusuyken bireylerin akıbeti çokta önemli değil diye düşünüyorum.” 

- “Henüz literatürde olmayan hayalet yapılanmayı biraz daha açarsanız..” 

- Terkeşli:

“Paralel yapının operasyonlarını bu yapı koordine eder. 1 numara ve merkezdeki halka düşmanı dize getirmede yada tasfiye etmede ne tür bir enstrüman kullanılacağına karar verdikten sonra gerisini bize bırakır. O emrin nasıl icra edileceğine, hangi aşamalarla yönetileceğine, kullanılacak araçlara hayalet imamlar karar verir. Birinci derecede emniyet olmak üzere adliye, TSK ve diğer birimlerdeki yapılanma zincirleme olarak proje havuzuna işe yarayabilecek malzemeleri aktarır. Bu aktarıma yapının mevcut imamlarına bağlı birimlerde, işe yarayıp yaramadığına bakmadan sızdıkları kamu kurumlarındaki tüm dataları kopyalayıp göndererek katılırlar.”


TOP SAKALLISI DA, FUHUŞ YAPANI DA HEPSİ BU YAPININ İÇİNDE 

- “Peki cemaatin bir hayalet yapıya neden ihtiyacı var.. Cemaat imamları yada abileri dururken neden hayalet abilere ihtiyaç duyulsun?”

- Terkeşli:

“Legal teşkilata söyleyip yaptıramayacağı, maneviyatın bozulacağı konular bu hayalet yapıya yaptırılır. Örneğin yapılanmaya çok inanan bir X il abisine sistemi sorgulatacak, ‘ya biz ne yapıyoruz böyle’, ‘bu resmen ülkeyi bölmek’, ‘fitne çıkartmak’ dedirtecek talimatlar veremezsiniz. Verirseniz bir müddet sonra onun sistemi sorgulamasına neden olursunuz. İşte bu nedenle böyle bir yapıya ihtiyaç vardır.”

- “Hayalet imamların İslami bir hassasiyeti yok mu? - Terkeşli: 

“Hayalet yapı cemaatin tabanı ile tavanı arasındaki bilinen şeklin dışında bir yapılanma olduğu için verilen emri sorgulamaz. Bu yapı içinde top sakallısı, sakalsızı, namaz kılanı kılmayanı, lüks hayata düşkün olanı, içki içeni, fuhuş yapanı ve daha pek çoğu mevcuttur. Hayalet yapıya mensup bu şahıslar verilen emrin dini yada milli olup olmadığını sorgulamazlar. Hedef odaklı çalışan bu yapı düşmanı devirmek için her yolu dener.”

SES VE GÖRÜNTÜ KAYITLARININ TAMAMI BU YAPININ İŞİ

- “Bir dönem yayınlanan cinsel içerikli görüntüler ve seçim öncesi sızdırılan montaj ses kayıtlarının bunlarla bir ilişkisi var mı?” 

- Terkeşli:

“Yayınlanan ses kayıtları, cinsel içerikli görüntüler, kurulan kumpaslar, açılan soruşturmalar ve daha pek çoğu, 1 numaranın emri doğrultusunda işte bu hayalet yapı tarafından icra edilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümet kabinesine ait ses kayıtları da bu yapı tarafından montajlanıp servis edildi. Yine büyük tepki çekince hemen ‘dış istihbaratın işi’ diye hedef saptırmak istedikleri Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da katılımcısı olduğu gizli toplantıya ait ses kaydı da bu yapı tarafından kaydedilip yayınlandı. Bizzat başbakanın yanına kadar sızıp takip ettiler. Bazı yabancı ülke liderleri ile yaptığı baş başa görüşmeleri dahi kaydettiler.” 

KIYAFETLERİNDEKİ KAMERA VE SES DÜZENEĞİ İLE HER ADIMI İZLENDİ 

- “Telefonlarını dinlediklerini biliyoruz ancak fiziki bir takipte mi yaptılar?”

- Terkeşli: 

“Kısa süre öncesine kadar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın korumalarının büyük bölümü paralel yapılanmanın mensubuydu. Bu korumalar önemli görüşmeler öncesi kıyafetlerinde kamera ve ses düzeneği bulundurarak gezerler. Erdoğan’ın her hareketini, el sıkıştığı, bir şeyler alıp verdiği herkesi görüntülerler. Mesela bir devlet başkanı ile baş başa yaptığı görüşmenin dahi kaydedildiğini biliyorum. Bu görüşmede paralel koruma odanın güvenlik durumunu incelemek bahanesiyle odayı insansızlaştırdı. Daha sonra kayıt cihazını masa yada koltuk altına yapıştırdıktan sonra odadan çıktı. Görüşme sonrası ise kayıt cihazını söküp datayı en kısa sürede bağlı bulunduğu üstüne elden teslim etti. Veri havuzuna konulan bu kayıtlar içeriğine göre sınıflandırılıp gerektiğinde kullanılmak üzere saklanıyor.” 

YAZILI VE SÖZLÜ İFADE VERDİM 

- “Bu konuda adliye yada emniyete bilgi verdiniz mi? - Terkeşli: 

“Adana Cumhuriyet Başsavcılığı, Adana Emniyet Müdürlüğü vedaha tepe noktalara bizzat yazılı ve sözlü ifade verdim. Devletimi yıkmaya çalışan bu yapının nasıl adam devşirdiğini, nerelere sızdığını, üst düzey mensupları ve mensupların planladığı tüm eylemleri anlattım. Daha çocuk yaşta devşirilip iğrenç emellere alet edilen binlerce hayalet yapı mensubu var. “İslam’a ve devletimize hizmet ediyorsunuz” denilerek kandırılan 10 binlerce insanı bu yapıdan kurtarabileceksek bunun mükafatı yeter bana. Yüz binlerce gencimiz iyi bir gelecek vaadiyle etki altına alınıp örgüte kazandırdıktan sonra korkunç emellere alet ediliyor.” 


                  (Yeni Akit,13 Mayıs 2014) 


Habervaktim’den Yılın Röportajı

Habervaktim’in, Bediüzzaman’ın ilk talebelerinden Said Özdemir’le yaptığı 3 bölümlük röportaj çok konuşulacak! “Risalelerde tahrifat” iddialarına ilişkin haberimiz hayırlara vesile oldu.

Yanlış anlamalar nedeniyle ziyaret edip duasını aldığımız Bediüzzaman’ın ilk talebelerinden Said Özdemir’le 3 bölümlük ‘ses getirici’ bir röportaj yaptık. Said Ağabey, Risalelerde kesinlikle tahrifat yapılmadığını vurguladı. 

Dikkat çektiğimiz bazı kelime hatalarının Abi’lerle gözden geçirilip düzeltileceğini belirtti. Tahrifatın Gülen grubuna ait yayınevlerince yapıldığını söyledi. Oğlu Kemalettin Özdemir’in “Gülen grubu aleyhine MİT’e danışmanlık yaptığı” iddiasına verdiği cevabı ve diğer birtakım eleştirilerine “off the record” olduğu için röportajda yer vermiyoruz. Bu arada bazılarının Twitter üzerinden “Kanser olmuş, hafızasını kaybetti” dediği Prof. Dr. Kemalettin Özdemir’le de kısa süreliğine selamlaştık. Babasını “Misafirin var” diye çağırırken hafızası gayet yerindeydi! İşte Bediüzzaman’ın has talebesi Said Özdemir’le yaptığımız o röportajın ilk bölümü: 

RİSALELERDE TAHRİFAT YAPILMADI

Risalelerde tahrifat yapıldığı tartışmalarıyla neler söylemek istersiniz? Risalelerde hiçbir tahrifat yapılmamıştır. Üstad bizzat kendisi tashih etti. Biz katiyen Risaleleri ellemedik. Üstad’ın kendi el yazısı var. Kendisi işaretledi. Üstad’ın düzelttiklerini, kendisi hayattayken bastık. Kendisi mi burayı şöyle şöyle değiştirelim dedi, yoksa sadece size talimat mı verdi? 

Yok kendi eliyle değiştirdi. ‘Biz Osmanlı zamanında bu Kürt kelimelerini koymuşuz. Fakat yanlış anlaşılır. Sanki bir kavmiyet ayrımı gibi olur’ dedi. İlk tahsisattan herhangi bir düzeltme yapıldı mı? Ondan sonra kimse ellemedi. Cumhuriyetin ilanından sonra “Kürt”, “Kürdistan” kelimeleri değişti ya bir baskı mı oldu?

Osmanlı zamanında kimse sıkıntı yapmıyordu. Üstad, Kürdistan’ın bir elçisi gibi gelmiş Osmanlı’ya. O zaman Kürt kelimeleri vardı. Fakat Cumhuriyet kurulduktan sonra artık Kürt-Türk ayrımı bir menfi milliyetçiliğe gideceği için Üstad Hazretleri bizzat kendi eliyle o Kürt kelimelerini çizdi. ‘Vatandaşlarım, kardaşlarım’ diye onları değiştirdi. Kürtler bizim kardaşımızdır. Sadece Kürtlerle ilgili şeyler yok. Mesela münafıklar meselesiyle ilgili İşaratül İcaz’da 70 sayfa çıkarıldı. Onları kim çıkarttı? Üstad bizzat bana dedi ki: ‘Said kardeş, bu asır münafıklar asrıdır. Onların hücumunu şey etmeyelim. Onun için münafıklar bahsini İşaratül İcaz’da bastırmayacağım.’ Kendisi çıkarttı. 

“ABİLERLE TOPLANIP DÜZELTECEĞİZ”

Şimdi Bediüzzaman, 1908’de Divanı Harbi Örfi’de Sultan Abdülhamit’ten bahsediyor. Ama Risalelerde Abdülhamit’ten ‘merhum’ diye bahsediliyor. Abdülhamit 1908’de hayattaydı. Burada bir hata mı var? Yok o bir hata değil de belki bir baskı hatası olabilir. Baskı hatası olabilir?

Evet. Onu yeniden düzeltme imkanınız olabilir mi? 

Düzeltilebilir o. Şimdi yine Üstad Tarihçe-i Hayat’ın orijinalinde “Fahr olmasın, derim ki: Biz Kürdüz” diyor. Ancak Kürdüz kelimesi “Hakiki Müslümanız” diye değişmiş. Üstad ‘övünmek gibi anlaşılmasın, Müslümanız’ demiş gibi bir yanlış mana ortaya çıkmış. Oysa insan Müslümanlığıyla gurur duyar. Allah korusun farklı şekilde anlaşılabilir. Bunu tekrar gözden geçirebilir misiniz?

Tabii yapılabilir. Yayınevlerine bu tavsiyede bulunur musunuz yeniden gözden geçirilsin diye?

Arkadaşlarla, Abi’lerle oturup belki yanlış bir kelime varsa düzeltilebilir. Yani bu tahrifat tartışmalarını bitirmek için Risaleleri yeniden gözden geçirebilirsiniz? 

Tabii olur. Şimdi biz elleyemeyiz ama belki matbaa hatası olabilir. Orada belki bir yanlış anlama var. Onlar düzeltilebilir. Bir kelimede herhangi bir baskı hatası varsa o kelime düzeltilebilir. Bu baskı hatalarının düzeltilmesi için yakında abilerle bir araya gelir misiniz? Tabii geliriz. İnşallah onlar düzeltilecek. Sizin basmadığınız Risale-i Nur parçaları var mı? 

Var. Üstad, “Sikke-i Tasdik-i Gaybi’nin bir kısmını basmayın. Ama eski yazıyı bilenler okusunlar” dedi. Orijinalleri sizde duruyor ama yayınlamıyorsunuz?

Evet. Ulus’ta büyük bir arşiv yapıyoruz. 4 bin metrekarelik bir yer aldık. Burada muhafaza edeceğiz. Üstadın 4-5 bin kadar mektubu var. Neşrolmamış mesela. Üstadın mektupları yayınlanabilir mi yeniden? 

Bunlar yayınlanabilir mektuplar. Onları yayınlayacağız. 

“GÜLEN GRUBU KORSAN BASIYOR”

Geçmişte Risale-i Nur’ları sadeleştirdiği gerekçesiyle Gülen grubuna tepki gösterdiğiniz biliniyor? 

Onlara ‘Üstad Hazretleri’nin eserlerini değiştirmeyin’ dedik. Üstad ‘ben dahi değiştiremiyorum’ diyor. Sadeleştirmeye neden karşısınız, sadeleştirme yapılınca ne olur?

Risale-i Nur’lar doğrudan doğruya tamamen değişmiş oluyor. Bakıyorsun ki o kelimeler kalkıyor, başka kelimeler… Manası mı değişiyor?

Mana da değişiyor, sonra Üstad Hazretleri katiyen ellenmesini istemiyor. Yani tahrifat mı olur? 

Tahrifat tabii. Sen kelimeleri kaldırıp da başka kelime koyarsan, o kelimenin manası başka, o kelimenin manası başkadır. Asıl tahrifatı Gülen grubuna ait yayınevleri mi yapıyor diyorsunuz? Onlar muazzam bir tahrifat yapıyorlar. Biz ona karşıyız ve kendisine de bildirdik. Gazetelerde de yazıldı. Uyarılarınızı neden dikkate almıyorlar? Maalesef inat içindeler. Nasıl bir inat bu? Bir defa bakın eser kendilerinin değil. Korsan olarak basıyorlar. E senin olmayan bir esere sen nasıl kalem karıştırıyorsun? 

Senin değil ki bu ya? Sonra para kazanıyorsun. O paralar da gayrimeşru olur. Neden? 

Senin eserin değil. Sizden izin almadılar mı basmak için? 

Yok. Katiyen izin yok. Kendilerine de bildirdik, Abiler de beyanat verdiler. Katiyen karşıyız. Bunu kabul etmiyoruz diye. Halen maalesef… Telif hakkı ücreti falan size vermiyorlar öyle mi? 

Gülen grubunun telif hakkı yok. Telif hakkı bizim. Yani onun için size para vermesi gerekiyor ama vermiyorlar?

Para da vermiyor. Batsın! Parasını da istemiyoruz, değiştirmesinler. 

“GÜLEN GELMEYİN DİYE HABER YOLLADI” 

Peki bu meseleyi doğrudan Fethullah Gülen’le konuştunuz mu? Kendisiyle bizzat görüşmek için gidecektik. ‘Bu hususta gelmesinler’ diye bize haber gönderdi. Sizinle görüşmeyi ret mi etti?

Dedi ben görüşmeyeceğim. Amerika’ya mı gidecektiniz?

Amerika’ya ben gidecektim. Bu sadeleştirme hakkında. Alaattin Kaya’yla haber gönderdi. ‘Gelmesinler. Bu hususta görüşmeyeceğim’ diye. Üstad’ın hatırı için sizi kabul etmesi gerekmiyor muydu? 

İşte. Artık kendi bilir. Niye görüşmek istememiş olabilir? 

Sadeleştirme konusundaki fikrini değiştirmek istemiyor onun için. E biz ‘efendim yapmayın’ diyeceğiz, o da ‘hayır’ diyecek. Görüşseydiniz Gülen’e ne diyecektiniz?

Katiyen bunu yapmayın. Üstad buna razı değil. Biz de değiştirilmesine razı değiliz. Tabii münakaşa olacak. O da olmasın diye... Kendisi de kabul etmeyecek. Onun için bizim gitmemizi kabul etmedi. Kaç yıl önceydi? 2-3 sene oldu. Ben gidecektim. Pasaportum vardı. Bu tahrifatı yapmayın diye gidecektik. Yalnız mı gidecektiniz? Arkadaşlar sen git dediler. Peki kırıldınız mı? Tabii kırıldım. Kırgınız. Neden? Bu eserleri bu şekilde tahrifat yapmasından dolayı kırgınız. 

“RİSALELERİ TEMEL ALMIYORLAR”

Risalelerle ilgili Gülen grubu neden sizden farklı bir yol izliyor? Zaten onlar bakıyorsun ki esas Fethullah Hoca’nın eserlerini okuyorlar. İkinci şey olarak da ayrıca Risaleleri okuyorlar. Talebeleri Risaleleri temel almıyor mu? Zannetmiyorum. Risaleleri temel almıyorlar. Esas Hoca’nın kitapları temeldir. Ama ara sıra yine Risale-i Nur’ları okurlar. Niye böyle davranılıyor? Kendi görüşleri öyle. Onlar da Nur cemaati sayılmıyor mu? Şimdi Nur cemaati Üstad’ın eserlerine sadık kalıp da onları aynen neşredenlerdir. E sen onu değiştirirsen Nur cemaati olur mu yani? Gülen cemaatini Nur cemaati olarak kabul etmiyor musunuz?

Tabii cemaat olarak kabul etmiyoruz. Neden? Risale-i Nur’u değiştiren Nur cemaati olarak kabul edilebilir mi?

Fethullah Gülen’in Said Nursi’yle bağı nasıldı? 

Bediüzzaman’ın eserlerini okuyor ve okutuyordu. Ama son zamanlarda baktık ki kendisi 40-50 tane eser yazdı. Ve kendi eserlerini okutuyor. Risaleler ikincil planda kalıyor. Giderek Said Nursi’nin çizgisinden uzaklaşmaya mı başladı demek istiyorsunuz? 

Tabii uzaklaşma oldu ki eserleri tahrif etmeye başladı. Peki bunu doğrudan Fethullah Gülen mi yapıyor yoksa başkaları mı? 

Yok kendisinin fikri de öyle. Çünkü bir televizyon konuşmasında onu dinledim. Diyor ki: ‘Efendim insanlar bunu anlayamıyorlar. Onun için onları sadeleştirmek lazım.’ Fethullah Gülen’i ilk nasıl duydunuz? 

Muhterem bir hoca olarak kendisine hürmetimiz vardı. Hatta onu ilk önce bizim Nur vakfına aldık. Sonrasında ‘ben burada çalışamayacağım’ dedi. Kendisi çıktı. Ayrıldı mı sizden? 

‘Ben yalnız çalışacağım’ dedi. Sizin yanınızdayken nasıldı?

Risaleleri okuyor, okutuyordu. Biz ona hürmet ediyorduk. Şimdi de hürmetimiz var. Ama tabii onun bugünkü halini pek tasvip etmiyoruz. Bugünkü hali nasıl ki?

Risaleleri değiştirmesine, sadeleştirmesine karşıyız. Katiyen onun bu halini tasvip etmiyoruz. Buradan Fethullah Gülen’e bir tavsiyeniz var mı?

Tavsiyem Risale-i Nur’ları değiştirmemesidir. İkincisi de bugünkü hükümetle böyle bir taklaşma, bir kavgaya girilmemesini tavsiye ederim. Bir birlik ve beraberlik olsun. Memleket o vakit ayrılıklara, düşmanlıklara gidiliyor. Bilen bilmeyen konuşuyor. Birçok yaralar açılıyor. Dedikoduya, iftiraya sebep olunuyor. Hükümete olan muhalefetinden vazgeçip, müsalaha etsinler. Müsalaha olacak noktaları bulsunlar. Bu doğrudan doğruya bir fitne meselesidir. Said Nursi bugün yaşasaydı Gülen’e nasıl bir tavsiyede bulunurdu? Üstad daima birlik ve beraberlik taraftarıydı. Bu münakaşaların lüzumunun olmadığını söylerdi. Millet huzur ve saadet istiyor. Yarın: Yıllardır tartışılan olayı Habervaktim aydınlatıyor 


               (Erol Metin / Habervaktim.com/04.03.2014) 

Paralel yapının utanç mektubu deşifre oldu

Türkiye'nin 2015 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Geçici Üyesi olması için New York'ta temaslarda bulunan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun gündeme getirdiği paralel yapının ihanet mektubu ortaya çıktı. 

Çetiner Çetin'in haberi Gülen Cemaati'nin yalanlamaya çalıştığı 4 sayfalık İngilizce mektupta, Türkiye aleyhine ağır iddialara yer veriliyor. Fethullah Gülen'in onursal başkanı olduğuparalel yapıya ait 'Barış Adaları Enstitüsü' tarafından ABD'deki yabancı ülke temsilciliklerine ve düşünce kuruluşlarına gönderilen mektupta Türkiye'de demokrasinin tehlikede olduğu iddia ediliyor. 

ABD'deki paralel yapının dinler arası diyalog faaliyetlerini yürüten Barış Adaları Enstitüsü Küresel İlişkiler Direktörü Mehmet Kılıç'ın imzasını taşıyan ihanet belgesinde, Fethullah Gülen'den, 'onursal başkanımız' diye söz ediliyor. 

KARA PROPAGANDA 

,Türkiye'nin 24 Nisan sözde Ermeni soykırımı için Ermeni girişimlerini önlemek amacıyla yoğun lobi faaliyetleri yürüttüğü sırada ABD'deki yabancı ülke temsilciliklerine gönderilen mektupta, Türkiye, ağır bir dille karalanıyor. Türkiye'nin ABD'deki yabancı ülke yetkililerine kara propagandanın yapıldığı mektupta, Türkiye özgürlüklerin kısıtlandığı ve boğazına kadar yolsuzluk ve rüşvete batmış bir ülke olarak gösterilmeye çalışılıyor. Başbakan Erdoğan hakkında asılsız iddialara yer verilen paralel yapının ihanet belgesinde, '90 yıllık demokrasi krizle karşı karşıya' deniliyor.

LOBİLERE ŞİKAYET

Mektupta, 24 Nisan öncesinde ABD'de ülkemiz aleyhine yoğun bir lobi faaliyetinin yürütüldüğü bir sırada Türkiye, ABD'deki yabancı temsilcilik ve lobilere şikayet ediliyor. Türkiye'nin, BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliği'ne adaylık için yoğun bir lobi faaliyeti yürüttüğü bir sırada gönderilen mektup, bu çabalara sekte vurmayı amaçlıyor. 

ASILSIZ İTHAMLAR

İhanet mektubunda Türkiye'yi karalamak ve Başbakan Erdoğan'ı kötü göstermek için gerçek dışı iddialar sıralanıyor. '90 yıllık demokrasi krizle karşı karşıya' denilerek, 27 yıllık tek parti dönemi demokrasi süreci olarak gösteriliyor. Türkiye, yolsuzluk ve rüşvet ülkesi olarak gösterilirken, hakkında hiçbir yolsuzluk soruşturması olmayan Başbakan Erdoğan ise olarak bizzat yolsuzluğun içinde olmakla itham ediliyor. 

17 Aralık yargı darbesi savunuldu Türkiye'yi şikayet eden mektubun ilk girişinde, 17 Aralık'ta hükümete yönelik yargı darbesi girişimi, paralel yapıya bağlı güvenlik personelinin hazırladığı tutanaklar ve sahte delilere rağmen adeta doğruymuş gibi anlatılıyor. Yargı tarafından haklarında kesin hüküm verilmeyen şahıslar suçlu ilan ediliyor. Mektubun ikinci bölümünde ise 17 Aralık operasyonuna karşı dik duran Hükümetin tavrı eleştiriliyor.

KANITLAMA ÇABASI

Başbakan'ın kendisini ve hükümetini hedef alan operasyona karşı verdiği refleksin şikayet edildiği mektupta, paralel yapıya yönelik Erdoğan'ın söylemleri eleştiriliyor ve girişimin bir darbe girişimi olmadığı kanıtlanmaya çalışılıyor. Darbe girişiminde bulunan paralel yapıya bağlı devlet görevlilerinin görev yerlerinin değiştirilmesini, görevden alma olarak şikayet eden mektupta, yargıçlar ve polislerin delil gösterilmeden görevden alındıkları iddiası bulunuyor.

SİYASET YAPMIYORMUŞ 

Mektubun 3. maddesinde, Gülen'i siyasete karşı bir güç olarak gören enstitü yetkilisi kendilerini hizmet hareketi olarak değerlendiriyor. Mehmet Kılıç imzalı mektupta, Gülen Cemaati'nin hiçbir şekilde politik bir aday ya da parti arayışı içinde olmadığı vurgulanıyor. Buna gerekçe olarak da katılımcı ve gönüllülerinin politik spekturum çevresinden geldiği vurgulanıyor. Darbe girişimine kılıf bulan paralel yapının sözcüsü, 17 Aralık darbe girişimini, yolsuzluk ve güçler ayrılığını korumak adına yapılan bir operasyon olarak savunuyor. 

Gülen'in yeni karargahı Brüksel İhanet belgesinin, Amerika'daki Ortadoğu ve Türkiye ile ilgilenen sivil toplum örgütlerine, Temsilciler Meclisi ve Senato'nun bazı üyelerine, Amerika'da başta Yahudi lobilerinin finanse ettiği kuruluşlar olmak üzere düşünce kuruluşlarına gönderildiği öğrenildi.

Gülen Cemaati'nin önümüzdeki günlerde ABD'deki eylem planına benzer bir eylem planını da Brüksel üzerinden gerçekleştireceği öğrenildi. Paralel yapının, Avrupa Konseyi ile Avrupa Parlamentosu'ndaki milletvekillerine ve Avrupa'daki lobilere 18 Nisan'dan itibaren mektupları göndermeyi planladığı öğrenildi. Pensilvanya'nın rolü yokmuş Fethullah Gülen'in 17 Aralık darbe girişiminde bir rolü olmadığı iddia edilen şikayet mektubunda, Gülen'in avukatlarının şikayetleri de yer alıyor.

Mektupta yer alan en dikkat çekici ve inandırıcılıktan uzak bölüm ise Gülen'in operasyonu yapan paralel yapının hiçbir elemanını tanımadığı iddiası. Diğer taraftan 1999'dan bu yana ABD'de yaşamını sürdüren 

Gülen'in Türkiye'deki tek isteğinin ise hükümetin şeffaf ve hesap verebilir olması ve hukukun egemen olması olduğu ileri sürülüyor.İhanet belgesinde, Hükümet ile ilgili iddialar için 2 yıldan bu yana Türkiye aleyhtarı yazıları kaleme alan medya kurumları referans gösteriliyor.

Bu referanslara mektupta yer veren yapının dış bağlantıları ve Gezi Parkı sürecinden bu yana durduğu yer de bir ölçüde deşifre oluyor. Mektubu kaleme alan Kılıç, New York Times, WSJ, Washington Post'un haberlerine dikkat çekiyor. Basın özgürlüğünün kısıtlandığından bahseden Kılıç, Türkiye'deki basından örnekler vererek kendi yazısında çelişkilere düşüyor.    (Kaynak: Yeni Şafa 10 Nisan 2014 10:45 / kanal7) 



Yüklə 0,72 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   12




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə