Geleneksel aylik yemekli toplanti o (Kaset 2/A) İntes başkani m. ŞÜKRÜ koçOĞlu



Yüklə 139,55 Kb.
səhifə1/2
tarix08.01.2019
ölçüsü139,55 Kb.
  1   2




GELENEKSEL AYLIK YEMEKLİ TOPLANTI

--------o--------

(Kaset 2/A)

İNTES BAŞKANI M. ŞÜKRÜ KOÇOĞLU – Sayın bakanlarım, değerli milletvekilleri, değerli konuklar ve sevgili meslektaşlarımız; efendim, önce hoşgeldiniz, afiyet olsun.

Bildiğiniz gibi, bugün saat 10.00’da başlayan Genel Kurul çalışmamızda artık adımızı değiştirdik ve İNTES'in adı Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası oldu ve bundan dolayı da mutluyuz. Hepimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Artık, Türkiye'de hak edenlerin de inşaat sanayicisi olarak adlandırılması düğmesine basıldı. Aslında bu düğmeye daha evvel basılmıştı, bugün resmileştirmiş olduk. Bundaki en büyük amaç, toplumda, Türkiye'de imajı ve ismi iyi algılanmayan “Müteahhit” kelimesinden bir nebze sıyrılmak, artı hak edenlerin, gerçekten bu ülkeye vergi veren, istihdam yaratan, teknoloji transfer eden, teknoloji yaratan firmaların artık inşaat sanayicisi olarak adlandırılması zamanı geldi, hatta geç bile kalındı.

Ben, sabah yeteri kadar konuştuğumu sanıyorum. Dolayısıyla bugün sayın konuk konuşmacımız, Odalar Birliği Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu bizlere hitap edecek.

Başka konuşmak isteyen, duygularını dile getirmek isteyen konuklarımız varsa, bilindiği gibi kürsümüz herkese açık.

Bu yemeği bize veren Yöntaş İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketine teşekkürlerimizi tekrar sunuyorum. Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Yaşar Öncan Beyden de rica ediyorum, kürsüye gelip firmayı tanıtmasını. Bilahara da Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu hitap edecektir.

Efendim, tekrar afiyet olsun, teşekkür ediyorum.

YAŞAR ÖNCAN (YÖNTAŞ İnş. San ve Tic.AŞ Yönetim Kurulu Başkanı) – Saygıdeğer misafirler, sevgili meslektaşlarım; hepiniz hoşgeldiniz.

İnşaat sanayicilerinin geleneksel yemekli toplantısının bu ilk sırasının bana gelmesinden büyük mutluluk duyuyorum. Ayrıca, şirketimizin 30 uncu Kuruluş Yıldönümüne denk gelmesi, bana ayrıca büyük mutluluk vermektedir.

Firmamız Yöntaş İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, 1972 yılında Ankara'da kuruldu. Önceleri devlet yapıları, binalar, barajlar, sulama tesisleri ve kanalizasyon inşaatları yaparak, takriben 300 milyon dolar civarında bir yatırımı gerçekleştirmiştir, günümüz fiyatlarıyla. Bundan sonra da aynı paralelde hep birlikte devletimize hizmeti devam ettireceğiz. Şu anda elimizde yüzde 80 mertebesine ulaşmış 2 tane baraj ile 1 sulama 1 de liman inşaatı bulunmaktadır. Ödenek yoksunluğunu hepiniz biliyorsunuz; inşallah devletimizin de katkılarıyla kısa zamanda memleketimizin hizmetine bu tesislerin açılacağını umut ediyorum.

Ekonomik kriz yaşanan şu ortamda, biz inşaatçılara çok iş düştüğü kanaatindeyim. Ekonominin lokomotifi, istihdamın ana unsuru, katma değerin yoğun olduğu bizim branşımızda, devlet ve özel sektör olarak daha fazla ehemmiyet vererek üzerine eğilmemiz gereken konular olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Yurt içinde ve yurt dışında kendini kanıtlamış inşaat sanayicilerinin sorunlarına çareler bulacak ve onlara destek olacak politikalara ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Devletimizin kıt malî imkânlarından ayrılan ödeneklerle daha yararlı ve öncelikli işlerde kullanılması ana prensip olmalıdır. Bu konuda Hükümetimizin iyileştirme çalışmalarını takdirle izliyoruz.

Değerli misafirler, bu ülkenin çocukları ve evlatları olarak, silkinip, üzerimizdeki ölü toprağını atıp, kalkınma periyoduna gireceğimize inanıyorum.

Şu noktayı da dikkatlerinize çekmek isterim ve sözümü bitireceğim. Genel seçimlere az bir süre kalmıştır; biz inşaat sanayicileri olarak seçimlere katılacak partilerin programlarını ve vaatlerini incelemekteyiz ve inceleyeceğiz. Memleketimizin menfaatlerini kollayan, inşaat sanayicilerinin dertlerine deva olan partilere ancak oy verebileceğimizin bilinmesini istiyoruz.

Bugünkü toplantıya katıldığınız için sizlere sonsuz teşekkürlerimi sunar, ben ve çalışma arkadaşlarım adına saygı ve hürmetlerimi arz eder, afiyet olsun derim efendim.

BAŞKAN – Sayın Yaşar Öncan’a biz de teşekkür ediyoruz.

Efendim, konuşmasını yapmak üzere, Odalar Birliği Başkanı Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’nu kürsüye davet ediyorum.

RİFAT HİSARCIKLIOĞLU (TOBB Başkanı) – Değerli milletvekillerim, İNTES'in Değerli Başkanı, değerli Yönetim Kurulu üyeleri, değerli inşaat sanayicileri, değerli bürokratlar; tam yemek arasındaki konuşmanın ne kadar zor ve dinlenmesinin ne kadar zor olduğunun bilincindeyim, onun için konuşmamı kısa tutarak sizlerden müsaade isteyeceğim. Sizleri, şahsım ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlarım.

Bugün inşaat sanayicileri, aslında Türkiye'deki özel sektörün temsili noktasında en üst noktalara kadar temsil edilmektedir. Buna örnek vermek istersek, bugün Ankara Ticaret Odası Başkanımız inşaat sanayicilerinden, Ankara Sanayi Odası Başkanımız yine inşaat sanayicilerine hizmet veren sektörden, yine Ankara Sanayi Odası Başkanvekilimiz sizlerin içinden inşaat sanayicimiz, Türkiye Odalar Borsalar Birliği Başkanı yine sizin meslek grubunuzdan olan bir arkadaşınız. Bugün inşaat sanayicileri olarak Türk özel sektörünün, birçok yerde de baktığımız zaman, İstanbul Ticaret Odası Başkanına, İzmir Ticaret Odası Başkanına baktığımız zaman, hep bunlar sizlerin meslektaşları. Bugün Türk ekonomisine yön veren sivil toplum örgütlerinde, meslekî örgütlerde inşaat sanayicileri olarak en üst noktalarda temsil edilmekteyiz.

Bunun yanı sıra, yine İNTES'imizde ve Uluslararası Türk Müteahhitler Birliği ile beraber, yine Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinde sektör kurullarında ve diğer çalışmalarda ortak çok güzel çalışmalar yapmaktayız ve yapmış oldukları katkılardan dolayı hepsine de teşekkür ederim.

Bugün en üst noktada temsil edilmemize rağmen, maalesef ekonominin gelişimine baktığımız zaman, son 1,5 yıldaki cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizini yaşamaktayız. Biliyorsunuz, bu yılın ilk altı ayındaki Devlet İstatistik Enstitüsünün açıkladığı verilere göre, Türkiye bir büyüme yakaladığını ifade etmektedir DİE. Fakat, baktığımız zaman, iki tane ana mesele var; bir tanesi, bu büyümeyi sağlayacak finansman imkânlarını ortaya koyan finansman sektöründe müthiş bir küçülme. Bunun yanında, yine geldiğimiz zaman, 200 yan sektörü de ilgilendiren inşaatta da yüzde 5,5 gibi rekor bir küçülme. Bu kadar küçülmenin yaşandığı yerde Türkiye'de nasıl büyümeyi yakaladık; bu enteresan. Baktığımız zaman, irdelediğimiz zaman, ihracata bakıyoruz, ihracatta miktar olarak artış var; fakat, fiyatlarda düşüş var. Fiyatlardaki düşüş demek, kâr transferini veya kaynak transferini yurt dışına yapmak demektir. Eskiden 100 birime sattığımız, 1994 yılında endeksi 100 olarak alırsak, bugün 82,2. Yani, 1994’le mukayese ettiğimizde ihraç fiyatlarında yüzde 18’e yakın düşüş var.

Turizm sektörüne de baktığımız zaman, yine rakibimiz olan İspanya, İtalya, Yunanistan’la mukayese ettiğimizde, 1 turistin günde 150 ila 200 dolar harcadığı yerde, Türkiye'de ortalama 75 dolar harcadığını görmekteyiz. Otellerimizin kalitelerini, lokasyonlarını mukayese ettiğimizde de, şu anda dünyadaki en genç, en yeni ve en lüks oteller şu anda bizde olmasına rağmen, maalesef gelir noktasında aşağıdayız. Bu, bir şeyin göstergesi; içeride kaynağın yetersiz olduğunu ve iç piyasadan doğan sıkıntıların dışarıda yaşanan rekabetinden dolayı yurt dışına bir kaynak transferine neden olduğumuzun göstergesi.

2001-2002’yi mukayese ettiğimizde, inşaat ruhsatları açısından baktığımızda, yüzde 34’lük bir azalma söz konusu. Yine, yatırımlara ayrılan 2002 bütçesine baktığımız zaman, 6 katrilyon, yaklaşık 4 milyar dolara yakın bir kaynak ayrılmış, fakat buna karşın 5 inci aydan bu tarafa, sadece siyasetin getirmiş olduğu belirsizlik ortamından dolayı bütçeye binen ilave faiz –sadece ilave kısmını söylüyorum- miktarı da 4 milyar dolar. Yani, 4 aylık bize siyasetin getirmiş olduğu belirsizliğin borçlanmadaki ilave külfeti 4 milyar dolar. Bütün Türkiye'nin 2002 yılında kalkınması için ayrılan rakam da 4 milyar dolar.

Burada yine Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği olarak çok güzel bir çalışmayı başlatmıştık. Başbakanlık Müsteşarımızla beraber, bütün müsteşarlar “Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu” adı altında... Bu bürokrasiden hep beraber şikâyet ediyoruz; biliyorsunuz, bir arsadan başlayarak asansörlü binanın ruhsatını alana kadar geçen imza adedini geçen saydırdığımızda 276 olduğunu gördük. Tabiî, 276 adet imzanın olduğu yerde de, maalesef yolsuzlukların, her şeyin önünün açık olduğunun bir göstergesi. Aslında bu 276 imza, birbirini denetlemek için kurulmuş ve bugün Türkiye Cumhuriyetine baktığımız zaman, en çok denetim kuruluşlarının olduğu bir ülke. Fakat, öbür taraftan da verilere baktığımız zaman, dünyada da yolsuzluklarda en üst sıradaki Türkiye.

Bu Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu ile 3 üncü ayda başladık çalışmalara. Buradaki başlangıç sebebimiz, yapmak istediğimiz, bürokrasinin bu imzaların azaltılması, önümüzdeki engellerin kaldırılması idi. 3 üncü ayda büyük bir aşkla, şevkle başlattığımız çalışma, maalesef 5 inci ayda siyasetin gelmiş olduğu belirsizlikten dolayı inkıtaa uğramıştır. Kaçırmış olduğumuz trendi anlatmak istiyorum. Burada yapılmak istenen şuydu: 15 Temmuz itibariyle dünyadaki ilk 20 yatırımcıyı -ki bunların içinde Mikrosoft’un sahibi Bill Gates de dahil- Türkiye'ye getirip diyecektik ki: “Bakın, biz Türkiye'de bütün bürokratik engelleri kaldırdık, hem yabancı yatırımcılar için hem kendi yatırımcılarımız için, buyurun Türkiye'ye yatırım yapın” Fakat, maalesef ne biz bunu başarabildik ne de yatırımcıları getirebildik. Bu, önümüzdeki döneme kaldı.

Biliyorsunuz, önümüzde 3 Kasım seçim tarihi gelmekte. Biz, başta, Türkiye Odalar Borsalar Birliği olarak erken seçimin karşısındaydık. Çünkü, iki tane ağır krizin arkasında, ekonomik reformların devam edebilmesi için erken seçimin karşısındaydık. Fakat, Yüce Parlamento bunun büyük bir çoğunlukla tarihi tespit ettikten sonra, artık Türkiye'nin bir başka tarihe, seçimlerin ertelenmesi, 5 inci aydan bu tarafa çekilen faturaların, ki yeni hükümetin oluşması, ancak 3 Kasımda seçimleri yaparsanız, 1 Ocak 2003’te ancak kurulabilecek. Yaklaşık 7 aylık bir siyasetin getirmiş olduğu belirsizliğin faturasını Türk ekonomisi olarak, yani sizler ödeyeceksiniz. Onun için, siyasetteki belirsizliğin kalkması için, biz Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği olarak 3 Kasımda seçimlerin yapılmasının gerekliliğine inanıyoruz.

Sizlerden bir ricamız var; 3 Kasım tarihine gelinecek süre içinde hep beraber biz platformu iki noktaya çekmek durumundayız. Maalesef Türkiye'de halen temsili demokrasi uygulanmakta. Biliyorsunuz, dünya katılımcı demokrasiye geçmiş gelişmiş ülkeler. Katılımcı demokrasiden sonra daha da ileri gitmişler, ferdin haklarını koruyacak, bir insanın hakkı insanlığın hakkı noktasına gelmiş. Bugün fert olarak kamu otoritesinde bir haksızlığa uğradığınız zaman Avrupa İnsan Haklarına gitme hakkını elde etmişiz. Maalesef, biz hâlâ temsili demokraside liderler oligarşisine devam etmekteyiz.

Önümüzdeki dönemde, 3 Kasım seçimlerinde Türkiye'nin yönetimine talip olan partilerden -hepimizi ziyaret edecekler- hep beraber şunu sormalıyız: Arkadaş, söz veriyor musun, Seçim ve Siyasî Partiler Yasasında değişiklik yapacak mısın?.. Burada halkın haklı bir talebi var. Benim üyelerimin yüzde 97’si “Siyasî Partiler ve Seçim Yasası değişsin” diyor. Ne istiyor, istediği nedir? Kendi vekilini seçerken, Ankara'dan atanmış bir vekil değil, kendisinin tercih edebildiği, seçebildiği bir vekili Parlamentoya göndermek. Sonuçta, onun ismi de milletvekili değil mi? Benim vekilim değil mi? Bunu seçmek benim hakkım değil mi? Niye Ankara'dan bir liderin iki dudağının arasından atanmış bir milletvekilini seçeceğim ben? Ben, bana hizmet edecek olan milletvekilini seçmek istiyorum. Bu sistemi değiştirmeden siyasetçilerimize, milletvekillerimize haksızlık da etmememiz lazım. Bu sistemi hep beraber değiştireceğiz, talep edeceğiz, isteyeceğiz, sıkıştıracağız, 3 Kasımdan sonraki dönemde de bunun oturmasını sağlayacağız.

Bu tablo, halka güvenin çok güzel çalıştığının göstergesi belediye başkanlığı seçimleridir. Bugün Türkiyemizde baktığımız zaman, ki ben aşağı yukarı şu anda hem sivil toplum başkanı olarak, meslekî örgüt başkanı olarak, siyasetçiler dahil, Türkiye'yi en çok içlerinde gezen insanım. Toplam Türkiye'deki 356 oda ve borsamızı bilfiil yerinde ziyaret ederek onların dertlerini dinleme şansını yakaladım. Burada şunu gördüm: Belediye başkanlıklarının yüzde 90’ı seçimlerde kendi siyasî partilerinin aldıkları oydan daha fazla oy almışlar. Yani, belediye başkanı hangi partiden ise, ama o il ve ilçede kendi partisinin aldığı oydan daha fazla almış. Bu, şunun göstergesi: İnsanlar, kendisine hizmet edecek olan belediye başkanını, hizmet etmiş ise çok rahat seçebilmekte; ikinci, üçüncü sefer. Bir bakıyorsunuz Çanakkale’deki Belediye Başkanımızın partisi üçüncü durumda; ama, kendisi belediye başkanı. Sonuçta, halka hizmet ettiğiniz zaman, parti rozetiniz, parti kimliğinizin bir anlamı olmuyor.

Bizim de istediğimiz, gayet doğal bir hakkımız; eğer bu Parlamento bizim için varsa, bu milletvekilleri Türk halkı için varsa, bunları seçmek de bizim hakkımız. Seçerken de partilerden konulmuş olan adayların tercih noktasında tercihlerimizi kullanmak istiyoruz.

İkincisi, bir platforma daha çekmek durumundayız. Hamasi nutuklardan, bir insanın gençliğinden, güzelliğinden, yakışıklılığından, hanım olmasından veya bir başka özelliğinden dolayı bir partiye oy vermenin çok yanlış olduğunu geçtiğimiz dönemlerde gördük. Önümüzdeki dönemde, muhakkak platformu ekonomi platformuna çekmek durumundayız. Bugün hiçbir hamasi nutuk Türkiye'nin karnını doyurmamaktadır. O zaman ne yapacağız? Ekonomi üzerine oturtacağız. Arkadaş, popülizm yapma bana. Biz, 11 yıldır çektiğimiz ve ödemiş olduğumuz bedel popülizmdir, hep beraber biliyoruz. Popülizmi bırak, sen bu iç ve dış borçları nasıl ödeyeceksin, bana bunun cevabını ver. Türkiye'yi istikrarlı büyümeye nasıl geçireceksin? Ki, son 10 yıldır hedefsiz bir toplum haline geldik. Hedefiniz var mıdır, soruyorum? Çıkan liderlerimizce bir hedef konuyor mu? Yok... Ama bundan 15 sene önce, 16 sene önce hedefimiz bir İtalya’yı yakalamaktı ve ona doğru toplum olarak kilitlenmiştik. Hedefsiz bir toplum haline getirildik, hedefsiz toplum olmaz.

Biz, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği olarak diyoruz ki: Fert başına 2 200 dolar, Türkiye'nin layık olduğu bir gelir değil. Bizim ilk etapta hedef olarak ortaya koyduğumuz, fert başına düşen gelir 10 bin dolar, 100 milyar dolarlık ihracat, 60 milyar dolarlık turizm geliri... Buna nasıl ulaşacaksın?.. Bir partimiz diyor ki: “Ben şu kadar insana, işsize iş bulacağım” 5 milyon işsizim var, her yıl da 1 milyon ilave istihdam geliyor, 5 sene kalacağını kabul ederseniz, 10 milyon işsizimiz var 5 senelik dönemde. Bir partimiz çıkmış diyor ki: “Ben bu kadar insana iş bulacağım” Nasıl bulacaksın? Eğer nasıl bulacaksın’ı sormazsak, hangi kaynakla yapacağını sormazsak, bunları da irdelemez isek, hep beraber çok büyük yanlışlık yaparız ve kesinlikle ikna olmadan kimseye de oy vermememiz lazım. Etkiyle, tepkiyle, birilerinin yönlendirmesiyle değil, Türkiye'nin zenginliğine oy vermemiz lazım. Bu sandık, 3 Kasım bizim için bir fırsat. Eğer bu sandığı kaçırırsak üç sene, dört sene daha kaçırmış olacağız. Türkiye'nin bir üç sene, dört sene daha kayba zamanı yok. Niye zamanı yok arkadaşlar? Bu coğrafya 7 bin yıllık bir coğrafya, geçmişimize baktığımız zaman, bu coğrafyada çeşitli milletler topluluğu gelmiş ve kaybolmuş. Niye kaybolduklarına da baktığımız zaman, ne zaman ekonomik güçlerini kaybetmiş, o topluluklar kaybolmuş, yerine yenileri gelmiş. İşte, bizlerin de gelişi bu şekilde olmuş. Eğer, hâlâ 2 200 dolarlara talip olursak, arkamızda 5 milyon işsiz, her yıl da 1 milyon insana iş imkânı yaratamaz isek, o zaman korkarım biz de aynı tabloyu yaşarız.

Bugün burası, bu coğrafyada ayakta durması zordur, kolay değil. Ama 600 yıldır biz bu coğrafyanın içindeyiz. Bu coğrafyanın dezavantajları olduğu kadar avantajları var. Avantajları dezavantajlarından fazla; dezavantajları avantaja çevirmek şansımız var, zamanında çevirmişiz. Bunu çevirebilecek, yapabilecek güçteyiz. Bunu, Türk özel sektörüyle, Türk özel müteşebbisiyle yapacağız; artık devir, liberal ekonomi devri ve ülkelerin kalkınması sizlerin sayesinde olacaktır.

Benim de bu ülkemizi layık olduğu noktaya getirmekte sizlere olan inancım tam. Yeter ki, önümüzdeki engeller kaldırılsın, ayağımızdaki ayakbağı çözülsün.

Türk inşaat sanayicilerinin isim aldığı bu İNTES Genel Kurulunun hepimize hayırlı olması dileğiyle hepinize teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Başkana çok teşekkür ediyorum bu güzel konuşmasından dolayı. Yalnız Sayın Başkan, önemli bir toplantısı olduğu için “13.30’da ayrılacağım” dedi. Bizim, konuşmacıdan sonra soru-cevap faslımız var Sayın Başkan, 5 dakika vaktimiz var. Bu 5 dakika vaktimizi ben sonuna kadar kullanmak istiyorum. Şimdi, varsa soru-cevapları alalım. Eğer izin verirseniz ben hemen bir soru sormak istiyorum.

Sistemin değişikliğine kesinlikle ben de katılıyorum, ancak bu sistemin değişikliği, tabiî Türk toplumu bir araya gelemiyor. Yani, ancak Allah korusun, bir savaş olursa, seferberlik ilanında bir araya gelip kenetlenebiliyoruz. Bunda, sivil toplum örgütleri, ki en büyük sivil toplum örgütü de Odalar Birliği, sizlerin yönlendirmesiyle belki sistem değişikliği olabilir. Hatta bu sistem değişikliğinde seçimden evvel düğmeye basılırsa daha iyi olur diyorum. Bu konudaki fikrinizi almak istiyorum.

İkincisi, 3 Kasım fırsat oluyor dediniz; hem atanmışları seçeceksek nasıl fırsat olacak? Onun da izahını rica ediyorum.

RİFAT HİSARCIKLIOĞLU – Teşekkür ederim.

Şimdi, biliyorsunuz son yaklaşık 15 aydır izlemiş olduğumuz politika, Türkiye Odalar Borsalar Birliği, Türk iş âleminin en üst kurulu. Türkiye Odalar Borsalar Birliğini kesinlikle siyasetin içine sokmadan, ama bütün siyasî partilere aynı yakınlıkta, aynı uzaklıkta, Türk özel sektörünün, Türk müteşebbislerinin hak ve hukuklarını korumak üzere belli bir noktaya getirdik ve bütün siyasî partilerle aynı yakınlıkta, aynı uzaklıktayız. Bugün baktığımız zaman, 1 milyon 200 bin üyemiz var. Üye deyince, aslında insan olarak 1 milyon 200 bin üyemiz değil, daha fazla. Bugün bir anonim şirket bizde 1 üye diye sayılmakta. Bugün de hepinizin bildiği gibi, bir anonim şirketin minimum 5 ortağı olduğunu düşündüğümüz zaman, anonim şirket, limited şirket, kollektif şirketleri de dahil ettiğimizde, yaklaşık 3 milyon Türk özel sektörü var. Bu, hem tüccar erbabı hem sanayici hem bankacı bu 3 milyon kişi.

Biz şuna inanıyoruz: Tabiî, Türkiye'deki siyasî yelpazeye baktığınız zaman, her siyasî partiden de bizim üyelerimiz içinde mevcut. Bizim misyonumuz, bir siyasî partiyi desteklemek veya bir siyasî partiyi kösteklemek değildir. Bizim misyonumuz şu: Biz diyoruz ki: Türkiye'nin önünü açacak projeleri üretip, Türkiye Odalar Borsalar Birliği, ona siyasetten destek almak, almış olduğumuz siyasî desteği de açıklamak. Yani, siyasî partilerimizin açıklamalarımızda kesin olarak şuna dikkat edebilirsiniz: Hiçbir şekilde bir siyasî partinin çıkarmış olduğu bir proje varsa, buna siyasî anlamda destek değil, eğer bu proje Türk özel sektörü için uygun ise onu destekleriz, ama yanlışların da karşısındayız. Siyasetle olan ayrışmamızı bu şekilde görüyoruz.

3 Kasım niye bir fırsat? Çünkü, belirsizlin getireceği iç ve dış konjonktürlerde 3 Kasımdan sonraki tarihe ertelenmesinde önünü göremeyen iç ve dış piyasalar, bu faturanın sıkıntıda olan, ki 2003-2004’teki borçların çevrilmesi önümüzde hemen geliyor. Bunun için, sağlıklı, hiç olmazsa halkın desteğini almış, artı jeopolitik ve jeostratejik bölge açısından da 2003 Türkiye için çok önemli. Burada halkın desteğini almış bir Hükümetin, halktan almış olduğu destekle beraber, Türkiye'nin komşularıyla ilgili olacak, yapılacak hareketlerde Türkiye'nin hak ve hukuklarını koruması için bir avantaj.

Bir avantajımız daha var; niye Seçim ve Siyasî Partiler Yasası değişsin dedik; ama, ekonominin maliyeti daha fazla büyüyeceğinden dolayı diyoruz ki, önümüzdeki dönemde iktidara gelen siyasî partiler, Parlamentoya giren siyasî partiler eğer Seçim ve Siyasî Partiler Yasalarında değişiklik yaparlarsa, o zaman milletvekillerimiz bugünkü hareket tarzından daha farklı hareket etmeye başlayacaklar. Çünkü, önlerindeki seçimin nasıl olduğunu bilirlerse, o zaman halkla Millet Meclisi arasındaki köprüyü milletvekillerimiz yapacaklardır, ondan dolayı bir fırsat diyorum.

Üçüncü sorunuz?..

BAŞKAN – 3 Kasıma cevap verdiniz. Ben de tabii ekonomik boyut olarak değilde, 3 Kasımda parlamenterleri, bizim temsilcilerimizi iyi seçelim dediğinizi sandığım için bu soruyu sordum. Madem atanmışları seçeceğiz, ki size katılıyorum, bizim fazla inisiyatifimiz yok, yani biz sadece oy vereceğiz. Yine bizim istediklerimiz Meclise gelmemiş olacak. Bu nasıl bir fırsat Sayın Başkan, o yönüyle sormak istemiştim?

RİFAT HİSARCIKLIOĞLU – Bu fırsat şu: Hiç olmazsa partilerin makro programlarına bakıp bunları nasıl uygulayacakları... Biz, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği olarak 3 Kasıma kadarki gelecek devrede neler yapacağız? Bunlarla ilgili Yönetim Kurulumuzun önümüzdeki ayın başı itibariyle toplantısı var, buradaki stratejileri ortaya koyacağız bir. Kesinlikle sizlerin ve basının sayesinde platformu seçim platformunun ekonomi üzerine oturmasını istiyoruz ve önümüzdeki dönemdeki yapılacak reformların ki, bu reformların birinci başlayacağı nokta, bütçe reformu ve kamu yönetimi reformundan başlamak durumunda. Eğer buraları yeniden yapılandıramaz isek, bugün vermiş olduğumuz vergiler dahi bütçenin, kamunun ihtiyaçlarını karşılayamamakta. Onun için, birinci başlayacağımız nokta burada, eğer zaten kamuyu borçlanmaktan kurtaramaz isek, maalesef bugünkü sıkıntılarımız devam eder.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

Vaktimiz var mı Sayın Başkan, sorular alacağım?

RİFAT HİSARCIKLIOĞLU – Eğer müsaade ederseniz, hem Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanımız hem de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanvekili Sayın Çağlayan burada, zaten aynı yönetimdeyiz, aynı fikirdeyiz. Ben şu anda, saat 13.30’da Başbakanlıkta olacaktım. Sayın Çağlayan sorularınızı cevaplandırsın; Başkan eğer müsaade ederse...

BAŞKAN – Estağfurullah, ben bütün katılımcılar adına çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

RİFAT HİSARCIKLIOĞLU – Ben, hepinize teşekkür ederim beni bu yemeğe davet ettiğiniz için.

BAŞKAN – Sayın misafirlerimiz, Sayın Başkan Zafer Beyi işaret etti.

Bu arada, ben bu yemeği bize veren Yöntaş Firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Yaşar Öncan’a bugünün anısına bir plaket vermek istiyorum. Bu plaketi de Sanayi Odası Başkanımız Sayın Zafer Çağlayan’dan rica ediyorum. Daha sonra toplantımız devam edecek...

Ben Sayın Metin Emiroğlu’ndan biraz konuşmasını rica edeceğim, ondan sonra da soru sormak isteyen ve konuşmak isteyenlere kürsümüzün açık olduğunu tekrar hatırlatmak istiyorum.

METİN EMİROĞLU – Sayın Bakanım, değerli milletvekillerim, kıymetli bürokratlar, Ankara Ticaret Odamızın Değerli Başkanı, kıymetli müteahhitlerimiz, yeni ismiyle inşaat sanayicilerimiz; efendim, hepinize hoşgeldiniz diyorum.

Bir konuşma yapmam istendi, “arzu eder misin” dediler. Biz siyasetçiler, eski de olsak yeni de olsak konuşmayı severiz. Ama bu toplantıda sizlere hitap etmek fırsatını kaçırmak istemedim. Bunun iki sebebi var; bir tanesi, özel bir sebep. Çocukluğumdan beri birlikte arkadaşlık yapmak, ortaokul, lise ve üniversite yıllarını birlikte geçirmek onuruna eriştiğim çok sevgili arkadaşım Yaşar Öncan’ın 30 uncu meslek yıldönümü kutlanıyor;birinci özel sebep bu idi. İkinci sebep, müteahhitlik onuruyla yetinmeyerek, sanayici olmak onuruna talip olan, bu ülkenin dağına taşına yatırım yaparak insanlarına iş imkânı yaratarak, 100’den fazla ana sektör ve alt sektörün lokomotifi olma gibi önemli bir misyonu yüklenen siz sanayicilere hitap etmek benim için ayrıca büyük bir onurdu, bu fırsatı kaçırmak istemedim.

Evet, gerçekten ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal sıkıntılar ortamında sanayici olmaya soyunmak her babayiğidin harcı değil. Bunu ancak teşebbüs ruhunu meslek hayatı boyunca kendisine şiar edinmiş ve ömrünü bu ülkenin her noktasına milletimiz için, insanlarımız için eserler inşa ederek geçiren siz değerli inşaat sanayicileri yapabilirdi. O bakımdan sizleri kutluyorum.

Günümüzde sanayicilerin yükü çok ağır; vergi vereceksiniz, sigorta ödeyeceksiniz, istihdam yapacaksınız, bu ülkenin ihracattan sonra cari işlemler açığını kapatacaksınız ve ülkedeki her noktada inşaatta sizin sorumluluğunuz olacak, hisseniz olacak ve bu ülkede işsizliği gidermek için bütün ülkenin dinamik güçleri sizlerden lokomotif olmanızı, inşaat sektörünü canlandırmanızı ve arkasından da ülkenin ekonomik ve sosyal hayatının canlanmasını bekleyecek. Bu kadar büyük bir sorumluluk altında sanayici olabilmek, gerçekten memleket sevgisi, vatan sevgisi, insan sevgisi ve sorumluluğunu gerektiriyor. Buna talip olduğunuz için sizleri tekrar candan kutluyorum, hepinize başarılar diliyorum. Sendikamızın yeni ismiyle büyük başarılara imza atmasını diliyorum. Değerli kardeşim Yaşar Öncan’a da, 30 uncu yıldönümünde daha nice nice 30 yıllara kavuşmasını diliyorum.

Hepinize en derin sevgi ve saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Metin Emiroğlu’na çok teşekkür ediyorum, bu güzel konuşmalarından, latif konuşmalarından dolayı.

Ben de kutlamayı unuttum, YÖNTAŞ firmasının, Yaşar Öncan’ın diyeyim, herhalde Yaşar Öncan YÖNTAŞ’tan daha önce çıktı, başladı, 30 uncu yılını ben de bütün arkadaşlarım adına kutluyorum.

Buyurun Sayın Çağlayan.

ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara Sanayi Odası Başkanı) – Sayın Başkan, değerli dostlar; hepinizi şahsım ve Ankara Sanayi Odası adına saygıyla selamlıyorum. Rifat Başkan konuştu, aslında normalde benim konuşmamam gerekir, sağ olsun, her şeyi kendisi söyledi. Gerçekten bahsettiği fikirler, bizim gerek Odalar Birliğinde gerekse zaman zaman yapmış olduğumuz görüşmelerde mutabakat sağladığımız konulardır. Ama ben de, madem Şükrü Başkan benim de birkaç şey söylememi istedi, öncelikle İNTES'in yeni isminin, yeni unvanının ben de hayırlı olmasını temenni ediyorum, kendilerine başarılar diliyorum. Aslında, İNTES'in böyle bir isim, böyle bir unvan alması, zaten onların daha evvel elde etmiş oldukları bir işlemin tescili anlamına geliyor. Zaten İNTES'in üyelerinin yüzde 99’una yakını, belki yüzde 100’ü, Ankara Sanayi Odasının müteahhitlik sektörünün, inşaat sektörünün zaten üyeleridir. Dolayısıyla daha evvel zaten hepsi sanayici vasfına sahip olmuştu.

Diğer taraftan, yine çok sevdiğim, değer verdiğim Sayın Yaşar Öncan’ın da 30 uncu Kuruluş Yıldönümünü ben de kutluyorum. Bildiğiniz gibi, ben de aşağı yukarı 25-26 yıldır bu sektörün içinde hizmet veren bir kuruluşun sahibiyim ve sizlerle zaman zaman çok yakın irtibatlarım oluyor, sizlerin meselelerini kendi meselelerim gibi görüyor ve yaşıyorum.

Bu tebriklerden sonra, ben de özellikle son günlerde şekillenmiş olan siyaset konusunda birkaç görüşümü ve büyüme konusundaki birkaç görüşümü sizlerle paylaşmak isterim.

Hepimizin bildiği gibi, biraz evvel Sayın Hisarcıkloğulu’nun da söylediği gibi, ülkenin gündeminde hiç yokken, bir anda siyasilerimiz gece yattılar sabahleyin kalktılar, zannediyorum ki iyi bir rüya görmüş olacaklar, Türkiye'yi bir anda erken seçim ortamına soktular. Erken seçim ortamına sokulduğu o günlerde, devam eden ekonomik programın devamlılığı ve Türkiye'nin önündeki problemlerden ve seçime daha zaman olmasından dolayı erken seçime gerçekten, o an için Türkiye'nin lüksü olacağını ve erken seçimin Türkiye'ye bir fayda getiremeyeceğini, böyle bir erken seçime gitmenin, işte elinizdeki kanunlar yokken bir fayda getirmeyeceğini ifade ettik. Ama, tabiî neticede karar merci onlar ve Büyük Millet Meclisinde, hepiniz hatırlayın, toplam 550 milletvekilimizin -işte hayatta olmayanlarını hariç tutuyorum- 448’i erken seçim kararının aldılar ve Türkiye erken seçim atmosferine girdi, bürokratlarımız istifa etti, ekonomi tamamıyla siyasî planın arkasına itildi ve siyaset ekonominin tamamıyla üstüne çıktı. Böyle bir ortamda herkes siyaset ve siyasete endekslenmişken, işte benim vatanseverler diye adlandırdığım bir kısım milletvekilleri de kendi siyasî ikballerinin gideceği endişesiyle bugünlerde gördüğünüz gibi, adına “Küskünler” denilen bir hareketi başlattılar.

Tabiî, şunu iyi görmemiz ve iyi tespit etmemiz lazım: Burada mesele ülke meselesi değil, ama mutlaka bu işin bir bahanesi olmak durumunda. Bunun için de çeşitli bahaneler zaten bulmak için her zaman yarışıyorlar. Ama problem şurada: Türkiye'de siyaseti ve milletvekilliğini mutlaka yeniden tarif etmek, Siyasî Partiler ve Seçim Kanunlarını mutlak surette günün şartlarına uygun hale getirmek mecburiyetindeyiz ve şunu ortaya koymak durumundayız ki: Milletvekilliği bir sosyal güvence değildir, milletvekilliği, bir sağlık güvencesi de değildir, milletvekilliği, emekli yaşamında iyi bir emekli maaşı sağlamak veya birkaç ay daha fazla maaş almak demek de değildir. Dolayısıyla şu anda yapılan çabaları, bazı milletvekillerimiz ülkenin sevgisi ve sevdasına atıf yaparak gündeme getiriyorlar ve bunun adını ülke sevdası koyuyorlar. Ben de diyorum ki, Allah bizleri bu tür sevgilerden korusun. Çünkü, Afrika’da bazı kabileler çok sevdikleri zaman sevdiklerini yemeye başlıyorlarmış. Milletvekillerimizin de aşırı ülke sevdası, inşallah ülkenin başına bir sıkıntı getirmez diye bir temennide bulunmak istiyorum.

Burada şunun altını çizmek zorundayız ki, Türkiye, 3 Kasımda seçimlerini yapacak, ama 4 Kasım sabahı belki de siyasetle seçim her şeyi halledemeyebilecektir. 4 Kasım sabahı Türkiye yeniden bir seçim atmosferine, seçim takvimini yaşayabilecektir. Tabiî ki bunlara hazırlıklı olmak durumundayız. Ama ben bunu bir doğumun sancısına benzetiyorum, önemli olan bu doğumun sağlıklı olmasıdır. Birkaç yerde, birkaç şeyde belki de denemeleri yapılacak; ama, neticede Türkiye'ye uygun, Türkiye şartlarına uygun bir yönetim sistemi, bir başkanlık sistemi veya başka bir sistem... Ama, diğer taraftan Siyasî Partiler ve Seçim Kanunu, milletvekilliğini yeniden tarif eden, siyaseti yeniden tarif eden kanunlar öyle veya böyle çıkacaktır temennisi içindeyim. Ama bunları söylerken de, tabiî Türkiye'nin şu anda içinde bulunduğu şartları hepimiz biliyoruz, hepimiz yaşıyoruz. Gerçekten Türkiye, ikinci çeyrekte yüzde 8,8 büyürken, inşaat sektörü yüzde 5,3 küçülmüş. Bu hesabı çok iyi değerlendiriyor olmanız lazım ve inşaat sektörü, hepimizin çok iyi bildiği lokomotif bir sektör. İnşaat sektörünün tek başına küçülmesi, sadece inşaat sektörünün veya inşaat müteahhitliğinin küçülmesi anlamına gelmiyor. Onu takip eden, ona hizmet veren diğer kuruluşlara, diğer sektörlere baktığınız zaman, örneğin Ankara Sanayi Odasında 26 ana sektör komitesi var, 26 meslek komitesinin neredeyse 23 tanesi inşaat sektörüyle ilgili ve ilintili. Dolayısıyla bu çok önemli bir hadise ve ortaya konulmuş olan 8,8’lik bir büyüme, aslında çok fazla cezbetmiyor. Tabiî ki burada büyümeye karşı olduğum anlamı çıkmasın, ama malî sektöre bakıyorsunuz, bankacılık sektörü küçülmüş. Malî sektörde toplanan mevduatın krediye dönüş....




Yüklə 139,55 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə