Gezi Park olayları ve Gençler Zeynep Aycan Gezi Parkı olaylarının baş aktörlerinden olan ‘gençler’



Yüklə 65,73 Kb.
tarix30.01.2018
ölçüsü65,73 Kb.

Gezi Park olayları ve Gençler

Zeynep Aycan

Gezi Parkı olaylarının baş aktörlerinden olan ‘gençler’ çeşitli şekillerde betimlendi ve olgulaştırılarak kendilerine pek çok anlamlar yüklendi. Gezi parkı olaylarının başlangıcını ve önderliğini yapan gençler, olayları destekleyenler tarafından ‘Türkiye’ye AB üyesi ülke görünümü kazandıran kesim’ veya ‘Cumhuriyet’in güvencesi’ olarak nitelendirilirken, eleştirenler tarafından ‘silahlı kuvvetlerden umudu kesilmişlere umut’, ‘konforlu ailelerin şımarık ve narsist eğilimli çocukları’, ‘tek çocuk sendromu yaşayan bencil bireyler’, ‘sanal kimlik arayışındaki sanal gençlik’ olarak betimlendi. Gezi parkı olaylarına daha nesnel yaklaşmak isteyen bir kesim ise gençleri ‘Y Kuşağı’ veya ‘milenyum çocukları’ tanımlarını kullanarak kitleselleştirdi. Bu akımın rüzgarını arkasına alan pazarlamacılar ‘Y Kuşağına’ yönelik satış ve pazarlama taktikleri üretirken, diğer sektörler ‘Y Kuşağına’ özgü ürünler ve hizmetler tasarlamaya başladı. Bireyciliklerine ve farklılıklarına çok önem veren gençler bu süreçte farklılıkları gözetilmeden ve özgünlükleri maskelenerek bir kitleselleştirme olgusuyla karşı karşıya kaldılar. Kendilerine ve eylemlerine büyük anlamlar yüklenen gençler belki de talep etmedikleri kadar ağır bir sorumluluk baskısı altında kaldılar.

Gezi Parkı olaylarını tetikleyen nedenleri ve süreci gençlerin kendileri tarafından dinlemek, bu grup arasındaki farklılıkları ve nüansları anlamak çok önemli. Ancak mümkün olduğunca nesnel olmaya çalışan bir analiz sonucunda yapılabilecek gözlemleri özetlemek isteriz. Öncelikle dikkati çeken olgu ‘cep telefonundan / bilgisayarından / tabletinden gözünü ayırmadığı’ için hayattan kopmuş olduğu düşünülen gençlerin aslında hayatın içinde ve takibinde olduğunun fark edilmiş olmasıdır. Bunun devamı niteliğinde ikinci gözlem politikayla ilgilenmediği düşünülen ve ‘apolitik’ olmakla suçlanan gençlerin yaşadıkları dünya ve toplum üzerine söyleyecekleri sözlerinin olduğu ve bunları söylemekten korkmadıklarıdır. Üçüncüsü, eylemler sırasında gençlerin ve ‘fazlasıyla korumacı’ oldukları düşünülen ailelerinin belli bir korku ve kaygı eşiğini aşmış olmalarıdır. Gençlerin ilk günlerdeki polis şiddetiyle yüzyüze kalmalarına rağmen sokaklardan çekilmemiş olması, ertesi gün üniversite sınavı gibi ‘hayati’ bir sınava girecek lise öğrencilerinin bütün gün sokaklarda eylemlere katılması, çocuklarını steril ortamlarda yetiştiren korumacı-kollamacı ailelerin çocuklarını (lise çağında olanlar da dahil) sokaktan almamaları ve onlara destek olmaları Türkiye’de gençlere ve ailelere yönelik basmakalıpları sorgulatan olgular olmuştur. Gençlerin öncülüğünü yaptığı bu toplumsal olayın dikkat çeken başka bir yönü de geçmiş dönemlerdeki gençlik protestolarındaki ‘asık suratlı ciddiyet’in yerini ‘mizah ağırlıklı bir ciddiyete’ bırakmış olmasıdır. Ağır mesajları mizah yoluyla veren gençler cesaretlerinin yanı sıra zeka ve iyimserliklerine de dikkat çekmek istemişlerdir. Vurgulamak gereken bir başka gözlem de Türkiye’nin de içinde bulunduğu kültürel coğrafyanın ‘lider ve lidere itaat toplumları’ olarak bilinmesine karşın, gençlerin lidersiz örgütlenebilme becerisine sahip olduğunun görülmüş olmasıdır.

Gezi olaylarının gençler tarafından verilmeye çalışılan mesajını ‘Türkiye’de farklılıklara ve özgün kimliklere saygı duyulması ve sahip çıkılması; devletin bireyler için neyin en iyi olduğunu bildiğine inanan paternalist yaklaşımını değiştirmesi’ olarak anlamak mümkündür. Nitekim son yıllarda yapılan araştırmalarda Türkiye’de özgürlük talebinin ilk kez eşitlik talebinin üzerine çıktığı bulunmuştur (REF). Gezi Parkı olaylarında gençlerin rollerine yüklenilen anlam ve sorumlulukların gençlerin kendileri tarafından yorumlanması, farklılıklarına ve özgünlüklerine saygı duyularak ve kitleselleştirilmeden (Y jenerasyonu, Net Jenerasyonu, Yeni Gençlik) anlaşılmaları önemlidir.

"Protestocuların sayısının ve farklılıkları temsil etmesinin canlı, siyasete dahil olan yeni bir neslin ortaya çıkması yönünde umut yarattığını, gösterilerin enerjisinin dinamik demokrasi için temel olabileceğini" bildiren Keating, Amerika Birleşik Devletleri Demokrat Parti Milletvekili William Keating


Türkiye’nin gençleri yoluyla AB üyesi bir ülke görüntüsü vermesinden
Sorularımıza, mevcut toplamın hangi ekonomik ve sosyo-kültürel zeminde ortaklaştığını – ya da ortada böyle bir buluşmanın olup olmadığını- daha iyi anlamak niyetiyle, hangi talep ve nedenlerle sokağa çıktıklarını konuşarak başlıyoruz. Birçoğu, özellikle gençler, iktidarın yaşam alanlarına saldırılarının artık çekilmez hale geldiğinden bahsediyor. Kimliklerine yönelik bu sonsuz saldırı karşısında artık dayanamadıklarını, polis terörü ile başbakanın tehditkar ve uzlaşmaz söylemlerinin onları sokaklarda bağırmaya, barikatlar kurmaya yönelttiğini belirtiyorlar.
Çevre tahribatından bahsedenler de az değil. “Artık bir ağacın daha kesilmesine tahammülümüz yok.” diyorlar. Görece daha ileri yaştaki eylemciler ise yolsuzluklardan, hükümettekilerin haksız kazanç sağlamalarından, başbakanın toplumsal değerleri aşağılamasından rahatsızlık duyduklarını, bu yüzden sokaklarda olduklarını söylüyorlar. Vali Mutlu’nun “Çocuklarınızı Gezi’den alın” çağrısına inat biz de burada çocuklarımızla yan yanayız diyor anneler. Yine de tedirginlikle “Ama siz yine de bir arada durun, mukayyet olun birbirinize” demekten de kendini alamıyor.
Bu yazılanlardan kitlenin kendi politik düşünce ve rengini alanlara taşımadığı çıkarılmamalıdır. Sohbet ettiğimiz memur kadınlar uzun zamandır görmedikleri arkadaşlarını o gün alanlarda görmüşler. Bir yandan temsili direniş ağacına örgü örüp bir yandan birbirleriyle tekrar karşılaşmanın coşkusunu yaşıyorlardı. Özgürlüğü yaşıyordu kadınlar. Direniş gecelerinde özgürce, korkusuzca tek başına evine dönebilmenin verdiği güveni yaşıyordu. Öğretmenler ise ‘apolitik’ olarak nitelendirdikleri öğrencilerinin aslında öyle olmadığını, alanlarda onlarla karşılaştıklarında anlıyor, 90 kuşağının direngen bir nesil olduğunu ifade ediyorlardı.
LYS’DEN BİR GÜN ÖNCE KUĞULU PARK’TA!

GEZİMİZ sırasında ilaçlarla ilgilenen 17 yaşında genç bir direnişçiye rastlıyoruz. İsmi Mehmet. Bir gün sonra LYS’ye girecek olmasına rağmen Kuğulu Park’ta. Direniş başladığından beri, yani ilk günden beri alanlarda olduğunu söylüyor.



Çocukluğundan beri AKP politikalarıyla büyüdüğünü ifade eden Mehmet, hükümetin kişisel tercihlerine, hayat tarzına müdahale eden bir noktaya geldiğini ve toplumsal baskı yarattığını söylüyor. Direnişi şöyle tarif ediyor: “Gezi Parkı’yla başlayan direniş bardaktaki son damlanın taşmasıydı ve artık amaç bardağı parçalamak.” Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü okumak istediğini ve her fırsatta ne pahasına olursa olsun korkusuzca yazacağını söylüyor. Son olarak, sosyalist partilerin şu zamana kadarki kalıplarını bir kenara bırakıp, bayrak yarışından vazgeçmeleri istiyor.
Birincisi, Gezi Parkı'ndaki ilk bu olayların başlangıcını yapan gençleri o düşüncelerinden dolayı tebrik etmek lazım. Türk gençliği yıllarca bastırılmıştı, bizde de bu sebeple tarihte toplu bir demokratik hareket hiç yoktur. Hep bir politik amaçlı, hep sağ-sol çatışmasının öne çıktığı eylemler gerçekleştirildi. İşte bakıyorsun 80'lere, hep politik görüşlerle alakalı bir kavga var. Ancak ilk kez bir yeşillik alan için, politikayla çok alakası olmayan birçok genç toplantı ve olanları tamamen iyi niyetle protesto etti. Buradaki sıkıntı ise gençlerin iyi niyetinin anlaşılamamasıydı. Polis halkın eylemini "terör eylemi" olarak yorumladı ve hata yaptı. Her zamanki yöntemlerini kullandı ve bence yanlıştı. İlk baştaki eylem algılanması gerektiği gibi algılanmadı. Polis ilk başta müdahale etmekte hatalıydı.
Tabii ki onların da üstleri var, emir alıyorlar ve bunu yerine getirmek zorundalar. En çok üzüldüğüm nokta bu oldu. O gençlerle polis karşı karşıya kaldı. Buna hiç, hem de hiç gerek yoktu.
Gençler o parkta fikirlerini ortaya attılar ve bak hangi noktaya gelindi? Türkiye'de ilk kez devlet geri adım attı ve ben referanduma gideceğim dedi. Gençlerin bu demokratik hareketinden sonra devlet kendini adım atmak zorunda hissetti. Bu kazanımdır.

Subject: seçme yazılar - Seçimler ve Gençler... - Erdal Atabek
1 Temmuz 2013 Pazartesi 07:24

Gezi Direnişi’ ile, Toplum anladı ki, gençler özgür olmadan toplum özgür olamaz.
Gençler anladı ki, toplum özgür olmadan gençler özgür olamaz.
İktidar ikisini de anlamadı.

***


Küresel kültürün gençleri nasıl oldu da gözlerini ekranlarından kaldırıp, kulaklıklarını çıkarıp “Burada ne oluyor?” diye çevrelerine baktılar? Bir parkın içindeki ağaçları gördüler, Gezi alanına ne yapılacağını merak ettiler? Nasıl oldu bu? Üstelik de canlarını ortaya koyup beklenmedik bir mücadele verdiler.

Bu gençler, bireysel özgürlüklerini korurken sosyal sorumlulukla tanıştılar. Olan budur. Ama bu olguyu anlamak için Cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar gitmek gerekiyor.

***

Cumhuriyetin ilk yılları. 1930 doğumlular. Benim kuşağımdır bu.



Bu kuşağın “odak değer”i VATAN’dır.

Vatan için yaşanır, vatan için ölünür.



Ben” demek ayıptır, bireysel haklardan söz bile edilmez. Çok güçlü bir “sosyal kimlik” kazanılmıştır. Birey, ancak vatanı için yaptıkları kadar değerlidir. Bu dönemde İkinci Dünya Savaşı yaşanmıştır. Atatürk 1938 yılında aramızdan ayrılmıştır. İsmet İnönü o yolu izleyerek iktidardadır. Dönem 1950 yılına kadar sürer.

***


1950 yılı, Demokrat Parti’nin iktidara geldiği yıldır. Bu yılda doğanlar 18 yaşına geldikleri zaman 1968 olayları ile tanışacaktır. Ünlü “68 Gençliği” dünyayı değiştirmek amacıyla yola çıkmıştır. Gençlik yeni bir ideoloji ile tanışacaktır: SOSYALİZM.

Sosyalizm, topluma özgürlük, eşitlik ve emeğin iktidarını vaat etmektedir. Bu dönemin “odak değeri”, VATAN ile SOSYALİZM birliği olacaktır. ‘“Ulusal Sol” kavramı bu dönemde gençliği etkileyecektir. “Tam bağımsız Türkiye”. Demokrat Parti’nin Amerika bağlılığına karşı yükselen bir tepkidir.

1960 yılı, Milli Birlik Komitesi tarafından 27 Mayıs’ta gerçekleşen askeri darbe ile tanışır. Bu dönem, yeni anayasa ile devlet örgütünün yeniden yapılanmasıyla “sola açık Cumhuriyet” özelliğini taşır. Hele de Alpaslan Türkeş grubunun tasfiyesi ile bu özellik belirginleşir.

27 Mayıs’ın sloganı “Ordu-gençlik el ele”dir.

***


12 Mart 1971 darbesi doğrudan solu ezmeye yönelik askeri darbedir. Etkileri sürecek, gençlik gruplarından çeşitli tepkilerle karışık bir süreç yaşanacaktır. “Solcu” gruplarla sağcı “ülkücü” gruplar silahlı mücadelelere varan bir ortamda çatışacaklardır. Yaşanan bu olaylar 12 Eylül askeri darbesiyle sonuçlanacaktır.
12 Eylül 1980 yılında Kenan Evren başkanlığındaki askeri konsey, solu bütün kurumları ve kişileriyle tasfiye etme kararıyla gelmiş bir darbenin yapıcısıdır.

Bu dönemde gençlik “depolitize olmuştur”. Dönemin başbakanı Turgut Özal, “Sen kendi paçanı kurtar, gerisinden sana ne” diyen oportünizmin temsilcisi olarak gençlere bu yolu önermektedir. Artık gençlere politika yolu kapatılmış, kendi çıkarlarına bakmaları söylenmiştir. “Örgüt” sözü suç odağı anlamına taşınmış, “örgütsel doküman” sözü suç aleti olarak tanıtılmıştır.

Bugünkü politik ortam büyük ölçüde 12 Eylül rejiminin ürünüdür.

***


1980 sonrasının gençliği “küresel kültür gençliği”dir. 30’lu yaşlarda olan bu gençler internet ile tanışmış, Facebook ve Twitter ile haberleşmiş, kendi geleceklerini küresel ortamda görmeye alışmış bir gençlik.
“Odak değerleri”, “bireysel özgürlükleri ve bireysel haklarıdır. Artık “vatan” ve “sosyalizm” yaygın gençlik değerleri olmaktan çıkmıştır. Kendilik değerleri yüksektir ve olan biten her şeye, “kendisi ile ilgisi” ölçeğinde bakmaktadır.

Bireysel kimlikleri çok güçlü, sosyal kimlikleri zayıftır.

Ama işte bu gençler, bireysel özgürlükleri ve bireysel haklarını talep ettikleri zaman “politik güç” ile karşılaştılar. Bu politik güç, onların pek tanımadıkları, pek de aldırmadıkları bir güçtü. Ama birden farkına vardılar ki, aslında ne bireysel özgürlükleri vardı ne de bireysel hakları.

Toplumsal özgürlük olmadan, toplumsal haklar tanınmadan onların da özgürlükleri ve hakları olmayacaktı.

Ve mücadele başladı.

Aydınlanma işte böyle bir şeydir.

Devam edeceğiz…

Cumhuriyet

Yeni Safak,

Yeni gençlik' söyleminin siyasetçiler tarafından ortaya atıldığını ve gençlerin siyasetin oyuncağı haline getirdiğini söylüyor. Aktay bunun sebebini Silahlı Kuvvetlerden kesilmiş olan umudu gençliğe yüklemelerine bağlıyor.



Taksim eylemleriyle ortaya çıkan 'yeni bir gençlik' söylemi var. Siz ortada yeni bir gençlik hareketi görüyor musunuz?

Taksim eylemlerindeki gençliğin bütün bir doksanlar kuşağı gençliği için sonuçlar çıkarmamıza imkan vermez. Çünkü bu eylemlerdeki gençlik, sunulmaya çalışıldığının aksine bütün akranlarını temsil eden bir gençlik değil. Ebeveynlerinden aldıkları bir siyasi kimlik, yaşam tarzı ve hınç var ve o da onları Kemalist-ulusalcı bir çizgiye bağlıyor. Taksim eylemlerindekilerin çoğunun maddi durumları iyi ve önceki gençlik hareketlerinde olduğu gibi kolaylıkla galeyana gelebiliyor.



Belli bir konfor içinde doğmuş, bilişim çağı gençliği nereye doğru gidiyor?

Bilişim dünyasının bütün bu farklı gençler üzerindeki etkisi de çok farklı olabiliyor. Fakat ben teknolojinin etkisinden ziyade kentleşmiş ailelerin tek veya en fazla iki çocuğundan biri olma halinin etkileri üzerinde durmayı isterim. Yeni nesilleri bireyleştiren, ailelerinden gördükleri farklı ilgi dolayısıyla narsist eğilimleri gittikçe artan, bencillik ile bireyselliği arasında bir ayırım yapmakta zorlanan bir nesil sözkonusu. Bilişim dünyası bu yeni kişilik yapısının üzerine belki bir şey ekliyordur,ama belirleyiciolan değildir.



tek özelliği şımarıklık olan
(((
AK parti genclik kollari calismalari gencleri ulke yonetiminde soz sahibi olmaya hazirliyordu.
Gençler kendilerine “bir şeyler satan”, emirler veren, yukarıdan bakan ve böbürlenen kurum ve kişilerden hoşlanmıyorlar. – reklamcilara mesaj
Siber uzamda kendini gercekleyen genclik.

‘fark edilmesi gereken yeni kusak’
Erdoğan’ın “gençlere en çok önem veren lider” olduğunu söyledi
Kilicdaroglu:
Umudumuz bu gençler. Geleceğimiz olan çocuklar bunlar.  Ama bu çocuklara devletin acımasız yüzünü gösterdiler. Biber gazıyla, jopla, hata silahla, TOMA'larla ve sopalarla üzerine yürüdüler. O gencecik çocuklar saldırı yapıldı ve bütün Türkiye ayağa kalktı. Bardak taşmıştı artık. Öyle bir noktaya Türkiye'yi getirdiler ki yargıyı kuşattınız, sivil toplumu yok ettiniz, medyayı yok ettiniz, yazarlara sansür uyguladınız. Aydınlar korktu köşelerine çekildi ve sonra bir başka sürece geldiler. Doğrudan sokaktaki yurttaşa müdahale etmeye geldiler ve ülkenin Başbakanı öyle bir noktaya geldi ki bu ülkede kadınların kaç çocuk doğuracağına, bu çocukları da nasıl doğuracağına karar verir noktaya geldi."
Öyle bir tarih yazdınız ki Mustafa Kemal’in çocukları olduğunu bütün dünya gördü.

Siz Türkiye’de siyasetçilere de ders verdiniz. Size kulak kabartmayan sizi dinlemeyen siyasetçilere de ders verdiniz. Siz her türlü baskıya aşağılamaya karşın adam gibi mizah ürettiniz. Her mizah diktatörün çöküşü oldu. Onun için söylüyorum. Diktatörlere kulak asmayın. Siz kazandınız diktatör kaybetti.


DOSTLUKLAR DA SANALLAŞIYOR DÜŞMANLIKLAR DA

Bu sürecin bir başka yönü de kullanılan teknoloji. Yetmişli yıllarda biz birbirimizi tanıyarak karşıt oluyorduk, yani bu karşıtlığın dahi insani yönü vardı. Bazen kavgaya dönüşüyordu ama ben Barış’ı tanıyordum, o beni tanıyordu, arkadaştık, farklı görüşlere sahiptik, tartışıyorduk, bazen gerilime varan şekilde. Ama şimdiki gençlik sanal ortamda, hiç tanımadığı bir başka gençlik grubuna düşmanlık da duyabiliyor, dostluk da hissedebiliyor. Hiç görmediği kişilerle bir twitter üzerinden aynı ortamda buluşuyor. Veya hiç tanımadığı başka bir kesime de aynı hissiyat ortamında buğz edebiliyor, belki bazen de aşırı ifadeler kullanabiliyor. Dostluklar de düşmanlılar da sanallaşıyor. Eskiden bir seri kitap okuyarak elde ettiğiniz ideolojik yakınlaşmayı şimdi twitter’daki bir sloganla geliştiriyor bir başka sloganla kaybediyorsunuz.

Lidersiz orgutlenebildigimiz goruldu!
Gezi eylemleriyle Y kuşağının potansiyelini keşfeden tur şirketleri kolları sıvadı. Kitleye özel tur düzenleyen de, "nereye gitmek istersiniz" diye soran da var.

Gezi eylemleriyle gündeme gelen Y kuşağı turizmcileri harekete geçirdi. Şirketler bu kitlenin potansiyelinden faydalanmak için özel tur programları yapıyor. Pronto Tour Yönetim Kurulu Başkanı Ali Onaran, Pronto Play markasıyla sadece gençlere yönelik bir tur düzenleyeceklerini belirtti. Onaran, "Avrupa'da 16-25 yaş arası gençler için özel turlar düzenleniyor. Biz de benzer bir paket hazırlamak istiyorduk. Gezi'yle öne çektik" dedi. Pronto Play markası için özel bir ekip kurduklarını dile getiren Onaran, ekibin de Y kuşağından oluştuğunu söyledi.


JOLLY TUR GENEL MÜDÜRÜ FİGEN ERKAN: GENÇLİK TURLARIMIZI YÜZDE 40 ARTIRACAĞIZ
Y Kusagi” turlari!
90 kuşağı gençliği "apolitik" değilmiş
Apolitik olduğu söylenen 90 kuşağı gençliğinin bu olaylarda en ön saflarda olması nasıl açıklanabilir?
- Demek ki "apolitik" değillermiş, olaylara herkes gibi onlar da kendine göre bir siyasi perspektiften bakabiliyorlarmış. 90 gençliğinin ülkemiz açısından önemi, gördükleri tek iktidarın AK Parti iktidarları, bildikleri tek önemli liderin Sayın Başbakan olmasıdır. Gençler tabiatları icabı muhalif ve otoriteye karşıdırlar, kimlik oluşturma gayreti içinde olduklarından kimlik ve ahlak sorunlarına çok duyarlıdırlar; bu her zaman böyle olmuştur. 1980 sonrası "kimlik siyaset"leriyle malul post-modern zamanlarda dünyaya gelen gençler ise fazladan olarak tüm dünyaya aynı anda ulaşma, yani dünyayı aynı anda görme ve küresel tepki vermek şansına sahiptirler. Tüm dünyadan gelen verilerle beslendikleri için kimlik inşa süreçleri çok daha zor ve çetrefilli oldu. Milyonlarca veriden etkilenerek kendilerine bir kimlik edinme çabasındalar. Aileleri onlar için ne temel rehber ve model ne de kimlik tercihlerindeki ana kaynaktır. Çaresiz ailelerin uyguladıkları baskılar bu gençleri daha çok otorite karşıtı haline getirmiş, adeta tepki vermek için hiçbir fırsatı kaçırmayacak şekilde öfkeyle dolmuşlardır. Tepki verecekleri durum, dünyanın her hangi bir yerinde her hangi bir şey olabilir. Önceki nesillerin siyasi duyarlılıklarından çok farklı biçimde bir ağaç, bir hayvan için ayağa kalkabilirler ve içinde yaşadıkları küresel akran kültürü ağı sayesinde tüm dünyayı ayağa kaldırabilirler. Onların dünya çapındaki enformatik direnişi karşısında iktidarları çaresiz düşürmekten aldıkları zevki ölçebilecek bir aygıt yoktur. Tüm bunları söylediğime bakmayın, itiraf etmeliyim ki, akademi post-modern, "online" gençliğin haleti ruhiyesi hakkında yeterli bir fikre de sahip değildir.
TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz, Gezi Parkı olaylarını değerlendirirken, bu süreci iyi anlamanın demokratikleşme yolunda önemli bir katkı sağlayacağını düşündüğünü belirterek, "Çoğulculuk ve katılımcılığın hakim kılınmaması durumunda bireylerin onurlarının zedelendiğini hissettiklerini görüyoruz. Gençlerin demokrasi refleksi, Türkiye’nin geleceğinin de güvencesidir" dedi.
Binnaz Topralk

Benim 2008 yılında yaptığım ‘Türkiye’de farklı olmak’ araştırması şunu gösterdi ki; Türkiye’de farklı olan herkese karşı baskı var. Bu farklı kimlik dini, etnik vs. olabilir. Gençlerlerle ilgili özellikle yaşam tarzlarına karışılması öne çıkıyor. Mesela küpe taktı diye, saçı uzun diye hatta bazı üniversite hocaları dersten atıyordu bu çocukları. Taksim ve civarına gittiğinzide de bunu görüyorsunuz. Yazılan sloganlarda da bu var, duvar yazılarında da bu var. Hayatımıza karışma, bizi serbest bırak. Metroda ahlaklı davranın diye bağırmayın bize. El ele tutuştuğumuzda ahlaksızlıkla suçlamayın, bir tane bir şey içtiğimizde ayaş demeyin.
- Bir proesör arkadaşımızın yaptığı araştırmaya göre; ilk defa Türkiye’de özgürlük talebi, eşitlik talebinin üzerine çıktı. 2006’da yaptığı bir araştırmada ise durum tam tersi idi.

Diğer bir perspektifte klasik siyasetin ve paternalizmin bittiği görülmüştür. Paternalizm yani kısa manasıyla devlet baba düsturu internet nesli için yoktur. Yıllarca devlete itaat etmesi için, tebaa kültürü ile yetiştirilmiş halk artık yok! Ben karnımı doyurayım da isterse çalıp çırpsın anlayışı artık yok. Sekülerleşen; türbanına da içkisine de karışılmasını istemeyen, şiddetle değil zeka ile barış ile hakkını arayan bir nesil var artık.



Bilgisayarların başından kalkmadığı söylenen bu nesil belki de bu yüzden ayaklandı; belki bu medyayı bu gazeteleri takip etmediği için bugün Gezi Parkında inanılmaz bağlar kurabildi. Namaz kılanları korudular ateistler, 1-2 ay önce gerçekten kanlı bıçaklı olan taraftarlar birbirine sarıldı birlikte siper aldı TOMA'lara karşı. Belki de yıllardır Kürt sorununu bu medyadan dinlemedikleri için bir oldular beraber oldular.

Türkiye'de artık yeni bir devir başlamıştır. İktidarın istediği gibi at koşturamayacak, her şeyde gençler de söz sahibi olacak. Güneşli günler göreceğiz!

((

Are Millennials a diff erent breed?



Turkish hospitality sector frontline

employees’ intention to stay



Kivanc Inelmen, Isik U. Zeytinoglu and

Duygu Uygur* 2012
Generation Xers’ formative years were marked by family

instabilities, economic downturns and downsizing in the USA (Chen and

Choi, 2008; Loughlin and Barling, 2001). In a study, where they investigated

three generations of hospitality employees comparatively, Gursoy

et al. (2008) contended that Generation Xers were very self- reliant, expect

immediate recognition and work better in isolation, whereas Millennials

believe in team work, but are also independent, self- confi dent and highly

expressive. In an environment mostly marked by prosperity and globalization

in North America, Millennials’ view of work was shaped as thriving

on challenging work, being addicted to change, being skeptical of corporate

loyalty, seeking
For the generational classifi cation there appear to be more or less

accepted date boundaries: 1961–80 for the Generation Xers and 1981–99

for the Millennials (Gursoy et al., 2008; Hess and Jepsen, 2009; Loughlin

and Barling, 2001; Solnet and Hood, 2008). In Turkey, the period between

1960 and 1980 was a turbulent time, marked by a largely state- led

economy, political activism, economic and social unrest as well as military

interventions on democratic process. In such an era, personal characteristics

of realism, self- reliance, independence and modesty were emphasized

commonly, parallel to the other country examples (see Chen and Choi,

2008). The year 1980 was another major turning point in Turkey as a military

coup d’état had a lasting impact on the organization of society. When

the democratic elections were resumed in 1983, a period of liberalization,

privatization and foreign investment was experienced without much social

opposition.

The fi ndings indicate that

Millennials’ intention to stay is highly dependent upon their aff ective bond

and the level of commitment they perceive the enterprise has in them personally,

as suggested by earlier work (for example, Riketta, 2002; Solnet

and Hood, 2008) and in the Turkish media (Ozkan, 2010), followed by

the contentment with extrinsic rewards for these frontline employees (for

example, Huang et al., 2010). Considering that the aff ective dimension of

commitment consists of “belonging,” “emotional attachment” and feeling

like a “part of the family” issues, it is not surprising that the intention to

stay of Millennials in our Turkish sample was for the large part infl uenced

by workplaces that provide them with a quasi- family- like atmosphere

where they have role models, strong personal contact and clear leadership

(Gursoy et al., 2008). Moreover, the Millennials’ emphasis on fi nancial

satisfaction could be one of the main vantage points for those managers

who look for ways to infl uence their intention to stay.
The story is diff erent for Generation Xers: neither the attraction of the

work environment nor fi nancial rewards were among the primary precursors

for their intention to stay. We can speculate that for the Turkish Generation

Xers in the study this work environment becomes naturalized, and they get

accustomed to the level of fi nancial rewards over the years in the industry.

On the other hand, the Generation Xers’ willingness to remain with their



employer was found to be mainly infl uenced by their normative commitment.
((
. Preferred style of leadership

  • X - only competent leaders will do

  • Y - collaboration with management is expected

2. Value of Experience

  • X - don't tell me where you have been, show me what you know

  • Y - experience is irrelevant, as the world is changing so fast

3. Autonomy

  • X - give them direction, and then leave them to it

  • Y - questions, questions, questions

4. Feedback

  • X - expect regular feedback

  • Y - need constant and immediate feedback

5. Rewards

  • X - freedom is the ultimate reward

  • Y - money talks

6. Training

  • X - want to continually learn, if they don't they will leave

  • Y - still in an exam driven mentality

7. Work Hours

8. Work Life Balance

  • X - they want to enjoy life to the full, while they are young enough to do so

  • Y - their lives are busy - they need alot of 'me' time

9. Loyalty

  • X - they are committed as everyone else working there

  • Y - already working out their exit strategy

10. Meaning of Money

  • X - it gives freedom and independence

  • Y - just something that allows them to maintain their lifestyle

((
Commentators use beginning birth dates from the early 1980s to the early 2000s.
Generation We, Global Generation, Generation Next,[7] and the Net Generation
Yüklə 65,73 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə