Gözlerim Gözlerinde



Yüklə 392,25 Kb.
səhifə3/8
tarix31.10.2017
ölçüsü392,25 Kb.
1   2   3   4   5   6   7   8


Orhan Veli Kanık


Rüya

Annemi ölmüş gördüm rüyamda.


Ağlayarak uyanışım
Hatırlattı bana, bir bayram sabahı
Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp
Ağlayışımı.




Dream

In my dream, I saw my mother dead.


My waking up, in cries,
Reminded me of the time I was crying
Looking at the balloon I let slip to the sky
In the morning of a feast.





Orhan Veli Kanık


Sevi Şiiri

Ben senin en çok sesini sevdim


Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

Ben senin en çok ellerini sevdim


Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim


Kah çocukça mavi, kah inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim


Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim


Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karsısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim


Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevgini

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim


Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...




Poem of Love

What I loved most about you was your voice


Fogged most of the time, like a fresh bread
That calls to love first, then gives a rest
A friend to me all the time, loved all the time

What I loved most about you was your hands


Cool as a spring water, small and white
I saw many bautiful things on this world
The best is to wake up one morning with your hands

What I loved most about you was your eyes


Sometimes a childish blue, sometimes contrarily green
Brightness, health, happiness
None of these is as meaningful as your eyes

What I loved most about you was your smile


Making me happy, growing flowers of hope inside me
It eases all my pains, difficulties
My world finds its meaning when you smile

What I loved most about you was your behavior


Your mercy for the weak, your resistance to unjust
Your being a proud wild tigress
Against injustice and despotism

What I loved most about you was your heart full of love


Your motherhood covering all the children
In this world where loves are sold for one penny
You are the one who holds love above everything

What I loved most about you was your reflection on me


Your existence in me, your being one with me
I loved your your bravery, honesty, pureness
I loved you, I loved you, I loved...





Ümit Yaşar Oğuzcan


Yaşamaya Dair

I

Yaşamak şakaya gelmez,


büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,


yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,


yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.

II


Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,


diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,


yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım


hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

III


Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,


hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,


duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...




On Living

I

Living is no joke,


you must live with great seriousness
like a squirrel for example,
I mean expecting nothing except and beyond living,
I mean living must be your whole occupation.

You must take living seriously,


I mean to such an extent that,
for example your arms are tied from your back, your back is on the wall,
or in a laboratory with your white shirt, with your huge eye glasses,
you must be able to die for people,
even for people you have never seen,
although nobody forced you to do this,
although you know that
living is the most real, most beautiful thing.

I mean you must take living so seriously that,


even when you are seventy, you must plant olive trees,
not because you think they will be left to your children,
because you don't believe in death although you are afraid of it
because, I mean, life weighs heavier.

II


Suppose we're very sick, in need of surgery,
I mean, there is the possibility that
we will never get up from the white table.
although it is impossible not to feel the grief of passing away somewhat too soon
we will still laugh at the funny joke being told,
we will look out of the window to see if it's raining,
or we will wait impatiently
for the latest news from agencies.

Suppose, for something worth fighting for,


suppose we are on the battlefield.
Over there, in the first attack, on the first day
we may fall on the ground on our face.
We will know this with a somewhat strange grudge,
but we will still wonder like crazy
the result of the war that will possibly last for years.

Suppose we are in the jail,


age is close to fifty,
supose there are still eighteen years until the iron door will open.
Still, we will live with the outer world,
with the people, animals, fights and winds
I mean, with the outer world beyond the walls.

I mean, however and wherever we are


we must live as if there is no death...

III


This earth will cool down,
a star among all the stars,
one of the tiniest,
I mean a grain of glitter in the blue velvet,
I mean this huge world of ours.

This earth will cool down one day,


not even like a pile of ice
or like a dead cloud,
it will roll like an empty walnut
in the pure endless darkness.

You must feel the pain of this now,


You must feel the grief right now.
You must love this world so much
to be able to say "I lived"...





Nazım Hikmet


Ne Kadar Güzel

Çayın rengi ne kadar güzel,


Sabah sabah,
Açık havada!
Hava ne kadar güzel!
Oğlan çocuk ne kadar güzel!
Çay ne kadar güzel!




How Beautiful

How pleasant is the color of tea,


In the morning,
In open weather!
How nice is the weather!
How pretty is the boy!
How pleasant is the tea!





Orhan Veli Kanık


Aşkım

ne yere ne göğe ismini yazdım


senin ismini aşkım kalbime
YAZDIM...




My Love

I wrote your name neither on the ground nor on the skies


I wrote your name, my love
ON MY HEART...





Özdemir Asaf


Beşinci Mektup

Ayrılık diye bir şey yok.


Bu bizim yalanımız.
Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?

Güneş çoktan doğdu.


Uyanmış olmalısın.
Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
Öyleyse ayrılmadık.
Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

(...)


Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
Seni özlediğim içindir.
Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
Seni özlediğim içindir.
Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
Yine seni özlediğim içindir.

Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!






Fifth Letter

There is no such thing as separation.


It is our lie.
Actually there is love, there is longing, there is waiting.
Where are you now? What are you doing?

Sun is already up and shining.


You must have waked up by now.
You remembered me when you were combing your hair, didn't you?
You see, we didn't separate.
We are just longing and waiting.

(...)


I endure all the pains you give;
Because I miss you
The deadly poison of waiting is not killing me;
Because I miss you.
I'm still alive, I still have hope inside,
Because I miss you.

If I didn't miss you this much, I wouldn't be able to love you this much!







Ümit Yaşar Oğuzcan


Ben Değildim

Bir akşam üstü pencerenden bakıyordun


Ağır ağır, yollara inen karanlığa.
Bana benzeyen biri geçti evinin önünden.
Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya..
O gecen ben değildim.

Bir gece, yatağında uyuyordun..


Uyanıverdin birden, sessiz dünyaya.
Bir rüyanın parçasıydı gözlerini açan,
Ve karanlıklar içindeydi odan...
Seni gören ben değildim.

Ben çok uzaktaydım o zaman,


Gözlerin kavuştu ağlamaya, sebepsiz ağlamaya.
Artık beni düşünmeye başladığından
Bıraktın kendini aşk içinde yasamaya..
Bunu bilen ben değildim.

Bir kitap okuyordun dalgın..


İçinde insanlar seviyor, ya da ölüyorlardı.
Genç bir adamı öldürdüler romanda.
Korktun, bütün yininle ağlamaya başladın..
O ölen ben değildim..




It Wasn't Me

You were looking out of your window one evening


Looking into the darkness slowly going along the roads.
Somebody like me walked by your house.
Your heart started to beat fast..
It wasn't me who was walking.

One night, you were sleeping in your bed..


You woke up all of a sudden, into the silent world.
What opened your eyes was part of a dream,
And your room was full of darkness...
It wasn't me who saw you.

I was far away then,


Tears fell from your eyes, with no reason.
Because you started to think about me
You left yourself to the thought of love..
It wasn't me who knew this.

You were reading a book, lost in thoughts..


Where people were falling in love, or dying.
They killed a young man in that book.
You felt scared, and started to cry with your woman instincts..
It wasn't me who died..





Özdemir Asaf


Bekleyenler İçin

Bir ayak sesi duymayayım


Kapıya koşuyorum
Gelen sen misin diye
Bir sarı saç görmeyeyim
Yüreğim burkuluyor
Ağlamaklı oluyorum
Her şey bana seni hatırlatıyor
Gökyüzüne baksam
Gözlerinin binlercesini görürüm
Bir rüzgar değse yüzüme
Ellerini düşünmeden edemem
Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
Tadı senden gelir
Yediğim yemişlerin
İçtiğim içkilerin
Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
Bu emsalsiz hüzün
Seni beklediğim içindir

Resmine bakamaz oldum


Uykulardan korkuyorum artık
Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada

Ve şu saat geldiğin anda


Durabilir sevincinden
Zaman çıldırabilir
Çünkü benim dünyamda
Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.

Bir çocuk doğmayı bekler


Bir ağır hasta ölmeyi
Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
Yalnız bir kadın sevilmeyi
Ve düşün ki bir adam
İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
Seni bekler
Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi

Sen gelinceye kadar


Pencerem kapalı duracak
Rüzgar gelmesin diye
Artık perdeleri açmayacağım
Gün ışığı girmesin diye
Sonra kahrolacağım
Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
Ve günlerce gecelerce haykıracağım
Nerdesin diye, nerdesin diye

Bir gün bu kapıdan sen gireceksin


Biliyorum
Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
Yıllarca sonra
Öldüğüm gün bile gelsen
Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup
Çocuklar gibi sevineceğim
Kalkıp sarılacağım ellerine
Uzun uzun ağlayacağım




For the Ones Who are Waiting

Whenever I hear some footsteps


I run to the door
To see if that's you coming
Whenever I see some brown hair
I feel heart-broken
I feel like crying
Everything reminds me of you
Whenever I look at the sky
I see thousands of your eyes
Whenever wind touches my face
I can't stop thinking of your hands
The smoke of all the cigarettes I burn resembles you
Whatever I eat
Whatever I drink
The taste reminds me of you
And this unbearable distress inside me
This matchless grief
Is because I am waiting for you

I can't look at your picture any more


I am afraid to sleep
I am ashamed of all the furniture in my room
This sofa is still waiting for you to come and sit
This mirror is waiting for you to stand and watch your beauty
This glass is on the table just to be able to touch your lips

And the moment you come back


This clock can stop because of happiness
Time can go crazy
Because in my world
Immortality means to love you

A baby waits for birth


A deadly patient waits for death
Plants wait for rain and sun
A lonely woman waits to be loved
And think of this, a man,
With the hope and fear of all the ones waiting,
Waits for you
Like a man sentenced to death waiting for execution

Until you come back


My windows will be closed
Not to let the wind in
I won't open the curtains any more
Not to let the daylight in
Then I will be heartsick
In this darkness, in this deep loneliness
And I will scream for days and nights
Where are you, where are you!

One day, you will come through this door


I know
This wait will come to an end sooner or later
Even if you come years later
Even if you come on the day I die
I will forget all this waiting, I will forget that I am dead
I will be happy like a child
I will get up, embrace you
And I will cry





Ümit Yaşar Oğuzcan


Beni Unutma

Bir gün gelir de unuturmuş insan


En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma

Çünkü ben her gece o saatlerde


Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma

O saatlerde serpilir gülüşün


Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli esiverirse bir gün
Beni unutma

Ben ayağımda çarık, elimde asa


Senin için su yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma

Hala duruyorsa yeşil elbisen


Onu bir gün benim için giy
Saksıdaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma

Büyük acılara tutuştuğum gün


Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma




Don't Forget Me

They say, a day comes and


One forgets even the loveliest memories
But you, when the clock ticks twelve
Every night with its tired sound
Don't forget me

Because, every night, at those times


I live you and I think of you
I walk in misery, in illusions
And you, where the darkness keeps silent
Don't forget me

At those times, your smile


Spreads inside me like a handful of water, my love
If you also have that crazy wind one day
Blowing over your head
Don't forget me

You are the shoe on my foot, the stick in my hand


I am on the roads for you
Even if my return to you years later
Coincides with the last day of the world
Don't forget me

If you still have your green dress


Wear it one day for me
If you see dew on the pink carnations in your flowerpot
Or a tired bird in your garden
Don't forget me

The day I am burning in deep pains


Come, even if you are too far
Come to me, who loves you to death
Please, the day I reunite with god
Don't forget me





Yüklə 392,25 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə