Gül gibi geçinip gidiyorduk, Ne gerek vardı bunca hırsa



Yüklə 2,6 Mb.
səhifə1/23
tarix11.08.2018
ölçüsü2,6 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   23

. . .

Gül gibi geçinip gidiyorduk,
Ne gerek vardı bunca hırsa,
Dönmek zorundamıydık hırsıza,
Gösteremedik doyacağımız kadar rızka rıza,
Bu kadar önemlimiydi mal mülk,
Olmayınca olmuyormuydu sırtındaki kürk,
Nerede kaldı adımız Türk, şanımız Türk,
Değdimi onca cana, kahrolan canana.
Toprağımız var ekecek,
Fidanlarımız var çiçekler verecek,
Yaradanın sunduklarını birkaç kişimi yiyecek,
Şartmıydı dünya malı için dünyaları karartmak.
Türkülerimiz var kedere ilaç söylenecek,
Ninnilerimizle nice gençler yetişecek,
Halayımız var hep birlikte çekilecek,
Daha ne sebep vardı bilmem onca kan dökülecek.
Ne söylesem boş biliyorum,
Siz ve sizin gibilerden insan sıfatını siliyorum,
İnsanlık adına Tanrı'dan af diliyorum,
Oysa herşeyimiz vardı hepimize yetecek.
Gül gibi geçinip gidiyorduk,
Hiç olmazsa sevmeyi sevilmeyi biliyorduk.

. . .

Tarih, bedenim,
Coğrafyam memleketim,
Eksiltmedim hep arttırdım dostlarımı,
Bölmedim çarpmadım, budur matematiğim,
Kimyam belli,
Fiziğim kırkdokuz elli,
Mantıkdır varoluş sebebim,
Felsefem malum,
İnsan sevgim,
Bilmem ki on üzerinden kaç ederim,
Bilinmez sınıfı geçermiyim?

. . .

İnancın yürekten ve her daim ise,
Şeytan yaklaşamıyorsa sol yanına,
Kişiliğin benliğin satın alınamıyorsa,
Kalbinde bir nebze fesatlık bulunmuyorsa,
Elin helaliyle kazandığında gözün yoksa.
İçinde insaf duyguları körelmiyorsa,
Bedenin Yaradana emanet,
Para havuzlarında yüzmüyorsa,
Yürü be dostum,
Doğru yoldasın,
Ne taş dolaşır ayağına,
Ne de engeller çıkar karşına.
Para pul değil sevgi saygı dağıt dostuna arkadaşına.
Gittiğin yol işte o zaman yoldur,
Seni her zaman bekleyen sağlık mutluluk
Ve Allah'a kavuşacağın ezasız, acısız bir sondur.

. . .

Birbirimizden haberimiz bile yok, öldüğümüzden,
Nasıl olsun ki;
Biri ölen,
Diğeri yaşamın dalgalarında sürüklenen.
Ya duyabileceksin, operlörden, gazeteden,
Ya da günler geçtikten sonra lafın geçerse bir yerde,
Konuşulursa öğrenilir arkadaştan, dosttan, eşten.
Sanki haberimiz varmı birbirimizi sevip sevmediğimizden,
Yolda karşılaşırsak bir selam,
Bir mekânda olursan iki kelam,
Varlığımızla yokluğumuz bir, vesselam.
Neden niçin yaşıyoruz haberimiz varmı neşeden kederden,
Bazen günler aylar geçiyor gülmeden,
Bazen de duramıyoruz gözyaşı silmeden.
Bir kendini bilip, başkasını düşünmeden, bilmeden.
Haberimiz varmı,
İnsan olduğumuzdan,
Bu nedenle doğduğumuzdan,
Bir sınav için âlemde varolduğumuzdan.
Her nefeste şükür borçluyuz,
Haberimiz varmı,
Yoksa şayet,
Kul olmak bu kadar kolaymı?
Nefesinden nefsinden bihaber,
Olamadan birarada beraber,
Kimi Kaf dağında, kimi derbeder,
Yarın, yarın olacağından haberin varmı,
Güneşin bir kez daha doğacağından eminmisin,
Haberin varmı?

. . .

Çok da geçmişte kalan birşey değil aslında,
Hani o bahçelerden caddeye sarkmış çiçeklerden bir iki yürütüp sevgiliye, cana, arkadaşa sunduğumuz,
Çok seneler geçmedi üzerinden,
Bir selamda, gülen yüzlerde, yürekten sözlerde mutluluk duyduğumuz.
Binyıl mı geçti sanıyorsun,
Aşkı sevdayı yalnızca insanda insanlıkta bulduğumuz,
Daha dün gibi sanki
Hep birlikte elele omuz omuza olduğumuz.
Ne sevgiler tükenir bu âlemde,
Ne aşklar,
Mesele değerleri kaybetmemekte,
Nereye saklansalar da bulup onları tadabilmekte.
Boşamı koydu Yaradan sol yanına o kalbi,
Taşla değil, doldur doldurabildiğin kadar sevgi,
Bir kez tat, bırakamayacaksın inan ki,
Azcık alçak gönül, kibirden uzak dur, biraz da yürek kattınmı,
Öylesine bir lezzet ki, yaşamın sebebi olur insandaki,
Dönmek istemezsin geriye,
Kapıldınım o yüce sevgiye

. . .

Herkes bir telaş içinde,
Neye niçin koşuşturduklarının farkında olmadan,
Sanki yetişmeleri gereken bir yer var.
Önlerine çıkan herşeyi ezip geçerek.
Sevgileri çiğneyip,
Saygıyı yokederek.
Farkında olsalar o malum sona koştuklarını,
Bilinmez kırıp dökerlermi,
Yâr, dost ya da arkadaşlarını.
Amaçlarmı?
Belli;
Rabbena, hep bana.
Kayboluyor insan aralarında,
Bir ümit gözler arıyor, belki halden anlayan çıkar karşısına.
Ve söyledikleri şarkı,
Hep aynı;
Yalnızlık.
Elbette öyle kalacaksın,
Kimbilir ne zaman ders alacaksın.
Kendi için yaşayanların temyizi olmayan cezadır yalnızlık,
Oysa mutlu edebilmeli bir lokma azık.
Yönünü çoktan yitirmiş kişiliklerin arasında,
Çarpılmadan durabilmek bencillerin ortasında.
Tilkiler çakallar bir yanda,
Koyunlar sessiz, kurban sırasında.
Şeytan dahi artık gör diyor,
Lakin insancıklar çıkar uğruna birbirine nankör diyor,
Yarını meçhul bir dünyada nefes alsak da herbirimiz,
Her âdem çıkmış yoldan, aynaya sormuyor ki biz kimiz.

. . .

Saatler 10'u gösteriyordu,
Ona ilk rastladığımda,
Sonra tüm zamanları çıkardım hayatımdan,
Geçmişi, geleceği,
Zaman her daim birtek onu göstersin istedim.
Çiçekler o idi,
Duvardaki tablo yine o,
Denizle gökyüzün birleştiği yerden,
Her sabah yeniden o doğuyordu.
Doğanın tüm güzellikleri biraraya toplanırmı?
Olmuş işte ,
Saatleri durduran,
Beni sol yanımdan vuran,
Bedenimi sarmalayıp yakıp kavuran,
O'ymuş işte.
Peki ya şimdi ne haldesin diye sorma,
Saatler hâlâ 10'u gösteriyor,
Vakitleri katlettim,
Pusulalar yine O'nu gösteriyor,
O ise farkıma bile varmamışken,
Ellerin elinde oyuncak olmuşken,
Bendeki yaşam belirtileri dibe vurmuşken.
O'nu gördüğüm güne lanet ediyorum,
Rakam olsa da her an 10'nu öldürüyorum.

. . .

Zor be arkadaş,
Hem de öyle zor öyle acıtıyorki insanın sol yanını.
Şair olmak, şiir yazmak çok zor.
Seviyorum diyemezsin kimselere,
Sapık sanırlar,
Aşktan sözedemezsin,
Kaçık tanırlar.
Sevdan kalem kâğıt,
Servetin yüreğin,
Nasır tutsa da ellerin,
Yazarsın yaşayamazsın asla,
Gerçeğe dönüşemez hayallerin.
Ne kadar özgür olursa olsun düşüncelerin.
Aşk yasak sana,
Çoğu kişi âşık olsa da,
Ne yüreğine,
Ne benliğine,
Ne o tertemiz kişiliğine değil,
Vurulmaları kalbinden kâğıda düşen birkaç kelimeye,
Gerisi hikâye.
Sen yazdıkça öğrenirler,
Sevmeyi sevilmeyi,
İhaneti ve cesareti,
Gidene güle güle,
Gelene hoşgeldin demeyi.
Kimi mutlu olur,
Kimi çakmasını bulur.
Bunları yaşayamayacak olan sadece şairdir,
Acıları paylaşsanda,
Güzel günler sunsan da,
Her seferinde yalnız kalan kişisindir,
Ne gariptirki değerin,
Ölümünden sonra bilinir.
Mahkûmsun yazmaya,
Sevgileri tadamasan da,
Bir anlayan bulamasan da,
Yaz,
Aşkı tadamasan da,
Senin yüreğin, hayallerin bembeyaz,
Yaz.

. . .

Neylersen eyle,
İster güzel,ister çirkin eyle,
İster kuş sütüyle beslen,
İster ekmeği tuza banıp ye,
Hanların hamamların olsun,
Ya da geçsin bir ömür göçebe,
Dönüp dolaşıp gideceğin yer karatopraktır.
Lakin;
Yediysen haramı,
Üzdüysen insanı,
Gösteriş için yerine getirdiysen imânı,
Yediğin içtiğin eylediğin yanına kâr kalmayacaktır,
O gün geldiğinde toprak bile sana yâr olmayacaktır.

. . .

Doğmak güzel,
Herşeye rağmen,
Tanrının lütfu şu cennet dünyaya ,
Gelmek güzel.
Çiçekler kadar narin,
Manzaralar kadar harika,
Güneş gibi sıcak,
Yağmurlar misali temiz ve berrak,
Denizler gibi engin,
Toprak kadar verimli,
Melekler misali koruyucu kollayıcı,
Sizlerin,
Dost, arkadaş, can’ların arasına 
Herşeyden güzel.
Aynı havayı paylaşmak,
Beraber yürümek hayat denen yolda,
Varlığınızı her an hissetmek,
Acıları bölüşmek,
Birlikte şen kahkahalar atabilmek,
Sizlerle yalnızlık denen karanlığı yokedebilmek.
Olmasaydınız olmazdım.
Mesele her yıl bir günde doğmak değil,
Mesele hep birlikte her an varolmak,
Sevmek, sevilmek.
Ben Abdullah Özdikmenli,
Sadece bugün doğmadım,
Her yeni güne merhaba derken,
Sizlerin sevgisiyle yeniden varolmaktayım.

. . .

Dört mevsim gibiydin biliyormusun.
Görünse de ısıtmayan güneştin ilkbaharda,
Yaz, içime kor alevler misali girip mahvettiğin,
Eylül'de yaprakların değil, yalanların döküldü dörtbir yanıma,
Sonrası malum,
Kışın dondurucu soğuğunu andıran bir şekilde sol yanımdaki morg oldu yerin.
Dört mevsim gibiydin,
Nankörün, hayırsızın biriydin.

. . .

Yarınları çoktan yaşamış gibiyim,
Dün zaten katledildi,
Elde olan bir bugün,
Onu da kaplamış hüzün.
Neyin bekleyişindeyiz bilinmez,
Sonu belli yarınlarımı,
Geçmişten kalan bir daha gelmeyecek,
Faili meçhul anılarımı.
Yeniden doğmak yok be gülüm,
Sanki geldi geçti ölüm,
Bu yüzdendir kararan gönlüm,
Küskün çiçekler,
Ay'sız geceler,
Hatırlamaz oldu kimseler,
Saatler yarını çeyrek geçiyor,
Ne dünü,ne de öncesini,
Takvimler bile göstermiyor.
Gülün ömrü az dediler,
Ondan önce soldum,
Körolası yalnızlıkta,
Hicranla doldum.
Ne şen şarkıları,
Ne şiiri,
Ne gazeli,
Artık duyamıyorum,
Kimbilir bir daha uyanılmaz diyemi,
Geceler boyu uyumuyorum.
Akrep düşkün,yelkovan yorgun,
Zamanı göstermiyorlarki ,bakamıyorum.

. . .

Dökeceğimiz birkaç damla gözyaşı olsun,
Dökeriz arkadaş,
Öldüremese de yalanları,yalancıyı,
Söndürecektir mumunu an geldiğinde,
Uğruna can verdiğin düşman olsa da,
Eriyecektir için için gün geldiğinde.
Boşver varsın olmasın öyle mum ışığı,
Sahte sözler,yalan gözlerdir öldüren aşığı,
Haram sofrasında birkez sallamışsa kaşığı,
Bırak gitsin ,gelmesin ondan asla hayır,
Biz doğrulara evet deriz,
Şeytana,iblise,nanköre hayır.

. . .

Sen hiç "iyi bilirdik"nedir öğrendinmi çocuk.
Nerden bileceksin ki,
Daha yolun başındasın.
Ne demek anlatayımmı?
Hani insanlar tabiatın kanunudur,doğarlar büyürler yaşlanırlar ve ölürler.
O son gün geldiğinde yaşam boyu tanıdıkları,sevdikleri,
Sevenleri ya da öyle gözükenleri,
Hoca,ibrikçi,mezar kazıcı,tahtacı vesaire,
Toplanırlar senin için,
Belki doğruyu söyleyecekler belki de yalancı şahitlik için.
Sen sen ol,
Yaşarken muhtaç olma yalancı şahitlere,
Öyle bir yaşa,
Öyle bir sev ki insanları,
Kölesi olmadan paranın pulun,
Gönlünü al her kulun,
Hak yeme,hukuk çiğneme,
Haramı boğazından geçirme.
Büyü lakin kişiliğinle büyü,
Olma kimselere alet veya sürü,
Hep doğru bildiğin yolda yürü.
Ve yolculuk zamanı geldiğinde,
Omuzlarda değil,başlarda taç ol.
Vereceğin son nefeste huzurla dol.
Sonramı?
Sonra ne derlerse desinler,
Doğruyu söyleyenler,
İyi bilirdik diyenler.

. . .

Şu birkaç günlük dünyada,
Ustası olmayan,
Tarifi yapılamayan,
Gözle görülüp elle tutulamayan,
Ve bir kez tattınmı,
Tadına doyulamayan,
Tek şey;
Sevgidir aşktır.
Onunla yaşamak bambaşkadır.

. . .

İhanetler arasında zar zor nefes almak,
Tüm yalanlara rağmen,kirlenmemiş kalmak,
Olmayacak dualara amin deyip hayale dalmak,
Zor be dostum,çok zor insanoğluna inanmak.
El verdiğinde kol gider,
Gönül versen,adama kor gider,
Ne yapsan ne etsen böyle gelmiş böyle gider,
Çamura bulaşmadan yaşamak zor be dostum.
Hüznü arkadaş edinip,neşeye veda,
İnsan olana kor be dostum.

. . .

Ben sana mecbur değilim be güzelim,
Aşka sevdaya mecburum ben.
Hani senin dilinde olup yüreğinde hissetmediğin,
Hani sana bakarken gözlerimde görmediğin,
Hani ya ne kadar anlatsam bilmediğin,
Ben sevgiye mecburum güzelim.
Beraber ıslanmıyorsak yağmurlarda,
İzlerimiz yoksa kaldırım taşlarında,
Ellerim kalmadıysa saçlarında,
Ben sana mecbur değilim be güzelim.
Sesini unutturduysan,
Nefesini benim için almıyorsan,
Yokluğumda yalnız kalmıyorsan,
Ben sana değil aşka mecburum güzelim.
Sunduğum çiçekleri suya hasret bıraktıysan,
Emanet kalbimi bir kenara attıysan,
Beni ellerle aldatıp üç kuruşa sattıysan,
Mecbur değilim ben sana güzelim.
Sen Tanrımısın önünde diz çökeyim,
Neden gönülden anlamayanın uğruna öleyim,
Sanmaki bir sen varsın ve sana köleyim,
Sana asla,ben gerçek sevdaya mecburum,
Yoluna ne kerem,ne de mecnun olurum.

. . .

Önce sevmeyi öğrettiler,miniciktik,
Sevdik be,hem de hiç ayırtetmeden.
Büyüdükçe biz de sevilelim istedik,
Kiminden arzu ettiğimizi alabildik,
Kimi gönlünden kopanı verdi,
Kiminin ise sevgi değildi derdi.
Paylaşmayı öğrendik oyunlarla,
Ya da yerli malı haftalarında okulda.
Koskoca adam oldun dediler,
Askere gönderdiler,
Eşittik herbirimiz orada,
İster çay ister karavana kuyruğunda.
Sonrası iş güç dünya telaşı adını verdikleri öylesine hayat sürüp gitti.
Elbet bu arada unutulan şeyler de olmadı değil,
Sevgi,saygı,kardeşlik,paylaşmak vesaire,
Birileri cemaat diye havuzda yüzdü,
Birilerininse kalmadı üstüne geçireceği elbise.
Lafta din İman dağıtıyorlarmış,
Aslolan terörist yetiştiriyorlarmış.
Ve o gün geldi,
Hani ya unutulan tüm değerler var ya,
Hepsi birleşti,
O tek yumruk,
Şaka gelmesin sana,
Tankları yendi.
Özlemiştik be bu beraberliği,
Ne olur bozulmasın dönmeyelim bir daha geri.
Yeniden başlayalım yaşamaya,
Tadalım Sevmeyi,sevilmeyi.
Başaramadılar başaramayacaklar bölünmeyi.
Bir millet topyekün göze almışken vatan uğruna ölmeyi.

. . .

Mesela her yeni güne insan sevgisiyle uyanmak,
Hep temiz bir yürek,kirlenmemiş ruhla nefes almak,
Her solukta kini nefreti değil sevdayı tatmak,
Yastığa başını koyduğunda gönül rahatlığıyla uyumak.
Mesela tanımadığın bir çocuğun saçlarını okşamak,
Güvercinlere ıslattığın ekmeği sunmak pencerenin kenarında,
Bir ihtiyarın elinden tutup karşı kaldırıma kadar eşlik etmek,
Otomobilindeysen yayalara yol vermek mesela.
Başını göğe kaldırıp derin bir oh çekmek,
Yaradana şükretmek,
Her an gülümseyebilmek,
İnsan olmanın tadına varabilmek,
Mesela.
Mesele,meselaları yok edip gerçeğe dönüştürmek,
Sevgini herkese bölüştürmek,
Sol yanını karartmadan gamı kederi örtüştürmek,
Sevenlerini her daim gülüştürmek.
Mesele doğduğun gibi kalabilmek,
Son nefeste dahi huzuru bulabilmek.
Bir kul olduğunu anlayabilmek,
Hoş anılar,güzel hatıralar bırakarak gelip geçebilmek.
Mesele;
Meselaya muhtaç olmadığın bir ömrü cümle alemle paylaşabilmek.
El açtığın Tanrıya utanç duymadan varabilmek.
İstersen çözebilirsin meseleyi,
İstersen aynı kal,hayal et meselayı.

Kataloq: wp-content -> uploads -> 2017

Yüklə 2,6 Mb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   23




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə