Hakan ertaş; Genel Koordinatör olduğunu, iş adamı olduğunu ve hayatının dyp de geçtiğini



Yüklə 3,97 Mb.
səhifə15/52
tarix23.01.2018
ölçüsü3,97 Mb.
1   ...   11   12   13   14   15   16   17   18   ...   52

b) Şüpheli savcılık ifadesinde

Emniyette ifadesini kabul ettiğini, Sakarya Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler Bölümünde Profesör olarak ders verdiğini, Şüphelilerden VELİ KÜÇÜK' ü 3-4 yıldır tanıdığını, Milli Şehit Kaymakam KEMAL Beyi anmak için yapılan törenlerde tanıştığını. MUZAFFER TEKİN ' in kendisini aramasından sonra tanıştıklannı, Muzaffer TEKİN hakkında olumlu bir kanaat sahibi olduğunu, SEVGİ ERENEROL Vatansever bir kız olarak tanıdığım, şahsın kilisenin bahçesinde verdiği kokteyllere katıldığını, ÜMİT SAYIN ' ile ulusal kanalda bir programda tanıştığını, MEHMET AĞAR'ın kendisini zaman zaman telefonla ardığını, bir şeyleri kendisine danıştığını, MEHMET ZEKERİYA ÖZTÜRK ile samimiyetinin olmadığını kendisini telefon ile aradığını, KEMAL KERİNÇSİZ ile de Milli Şehit Kaymakam KEMAL Beyi anma törenlerinde tanıştığını, Kemal'in Yeniçağ Tv. ' de programına gittiğini OKTAY YILDIRIM ' ı uzaktan bir iki kez gördüğünü, TANER ÜNAL, AHMET CİNALİ isimli şahıslan tanımadığını, MUZAFFER Yüzbaşıyı temiz bir adam olarak bildiği için MUZAFFER çıkacak diye söylediğini, Ankara ' da bir askeri yetkili ile görüşürken (SARM' den olabilir.) "Şemdinli meselesini çözdünüz, buna sıra ne zaman gelecek" " dediki sıra ona geldi şimdi dediler" şeklindeki görüşmede askeri şahsa Şemdinli dosyasında savcının suçlu çıktığını, sanıklann serbest kaldığını, MUZAFFER' in de suçsuz olduğunu düşündüğü için bu şekilde sitem ettiğini,

Ümit SAYIN'ın kendisini bir sefer aradığını, Kendisinin ise onu aramadığını, ÜMİT SAYIN ile olan 11.01.2008 tarihli olan görüşmesinin; konunun FATİH ALT AYLI' nin Teketek programına daveti ile ilgili olduğunu, O görüşmede geçen "Muzaffer Yüzbaşı niye içerde, Ergün Poyraz niye içerde, bunlar hep yıldırmak için" şeklindeki sözü mutlaka bana sormuşturda söylemişimdir dediği,

22.01.2008 tarihli görüşmede EROL MÜTERCİMLER, VELİ KÜÇÜK' ün gözaltına


alınmasını kendisine sorduğunu, Akabindeki görüşmede kendisinin bilgi almak için YAKAN
CUMALIOĞLU isimli Kıbns Türk Konfederasyonlan Başkanı' nin sekreteri ile bu konuyu
görüştüğünü, ^\

// ^ -\



22.01.2008 tarihli (saat 11:48) tape ile ilgili olarak; kendisinin orada MHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı NAZMİ ÇELENK isimli şahıs ile yaptığını, Orada SEVGİ' nin resmi toplantılar yaptıklarını söylüyorum dediğini, İran işi ile ilgili dediği kısım da VELİ KÜÇÜK' ün İran' m Azerbaycan bölgesindeki ÇÖREGANİ denilen şahıs ile bir faaliyetleri olduğunu, Bu faaliyetlerinin amacı İran Azerbaycanmın tam bağımsızlığı ve İran' dan ayrılmasına yönelik bir çabasının olduğunu, VELİ KÜÇÜK' de bu şahıslarla çok sık görüştüğünü bildiğini,

SEVGİ EREEROL' u Milli Şehit Kaymakam Kemal Beyi anma toplantısından beri tanıdığını, kaç yıldır tanıdığını bilmiyorum dediği,

Aynı tarihli (saat 11.52) ... Numaralı tapeyle alakalı olarak; ben VELİ Paşayı cepten aradım, ancak kendisinin çıkmadığını söylediğini, çünkü VELİ Paşa'nm kendisini aradığını, numarayı kendisinin aradığı numarayı kaydettiğini, bir süre sonra aradığında ise aynı numaranın cevap vermediğini, kendisinin SÜREKLİ NUMARA DEĞİŞTİRDİĞİNİ, kendisinin bu görüşmede VELİ KÜÇÜK' e kefil değilim, ama SEVGİ' ye kefilim derken, VELİ KÜÇÜK' ü iyi tanımadığı için söylediğini, görüşmede geçen "VELİ paşanın büyük işlerle uğraştığı, büyük para işlerinden kasıt VELİ KÜÇÜK' ün burada değişik şekillerde para toplayıp, Azerbaycan ordusunun toparlanması için oraya gönderdiği, orada orduyu toparlamak için para topladığı, aynı görüşmedeki "yaa bizimkilerden bile rüşvet istemişler, armatörlerden, yaa Veli Paşa bu işin içindeydi, tabi 7 milyon $ istediler. Gitti, Veli Paşa ile konuşayım dedimki Genel Kurmay Başkanmamı ( Kıvnkoğlu) söyleyeyim. Yoksa sizmi halledersiniz dediğini bir hafta içinde işi çözdüğünü, Berber YAŞAR'm bunlarla beraber çalıştıklarını" " şeklindeki konuşmada doğru olduğunu, Bu konuşmada benim tersanecilik yapan yeğenlerim var. Bunlardan SAMİ HOŞTAN ve Berber YAŞAR denilen şahsın Kilis' li bir iş adamı adına bu parayı istediklerini duyduğunu, kendisinin bunu Veli Paşaya söyleyince birden sinirlendiğini ve bir daha adamları yeğenlerimi aramamış dediğini,

22.01.2008 tarihli (saat 11:55) görüşme, kendisinin bunlar gizli toplanıyorlar, gizli toplantılarında bile görmedim GÜLER KÖMÜRCÜ' yü, demekki bunun haricinde benim gitmediğim ayrı bir iş çeviriyorlar dediği

22.01.2008 tarihli (saat 12:46) görüşme, kendisinin orada MİT' in Çerkezleştirimesi ile alakalı olarak söylediklerinin doğru olduğunu, ÇÖRAGANİ ile alakalı söylediklerinin doğru olduğunu, VELİ Paşa' mn Ukrayna ve Romanya' da da başka işlere girdiği söyleniyordu dediğini.

22.01.2008 (saat 14:40 ) tarihli DEVRİM SEVİMAY ile yaptığı görüşmede Kuvva-i Milliyenin iki örgütünün CİA ile alakalı olduğunu söylediğini, bunlardan biri TANER ÜNAL biri de FİKRİ KARADAĞ'dır dediğini. Bunu kendi etrafımdaki adamların konuşmalarından duyduğunu. Kendisinin bunları MUZAFFER TEKİN ile yanyana hiç görmedim dediğini, O görüşmede "savcı ile konuştum. Muzaffer yüzbaşının dosyasına baktım, içeride bir gün durması mümkün değil, Tayyip Erdoğan için yuhudidir diye kitap yazan, belgeleri veren, jandarmanın üst kademesinden birileri, korumadılar onu başka, arkasıda gelebilir bunun, belki işlerine gelmeyen bazı siyasilerde gidebilir, Veli paşanın rahiplerle, mahiplerle işi yok, büyük adam, büyük işlerle uğraşıyor, İran' da bir operasyon yapıyorlar, kimseyi koruduğum yok, Veli Paşa para, büyük paralarla uğraşıyorlar, benim öyle param olsa kendime ev alırdım, evlenirdim ama" şeklinde kendisinin konuştuğunu,

22.01.2008 tarihli (saat 17:25) görüşmede " sana bilgi vereyim, asker araya... olaylar... iki tane astsubayı aldıkya, onları çıkardık şimdi sıra Muzaffer' de, Muzaffer' i çıkarma kararı almıştık. Onun üzerine baskı yapıyorduk, bu işler patladı. Yani Muzaffer' i içerden çıkartacaktık... " şeklindeki görüşme Şemdinli' de yargılanan astsubaylar temiz çıktı,









1308




buradan mahkeme serbest bıraktı. Ben MUZAFFER' i çıkarma kararı aldık şeklindeki beyanında böyle bir kararı nerede aldığımızı bilmiyorum dediğini,

23.01.2008 tarihli (saat 17:49) görüşme; "beni alırlarsa içeriye biliyorlar ki Amerikan ve İsrail büyükelçilerini havaya uçurmak için bizimkiler her şeyi yapacak. Telefonlarım dinlensin, bunu kaydetsinler" şeklindeki görüşmeler yaptığı Veli KÜÇÜK' ün elini öptüğünü ve her zamanda öpeceğini söylediği."Muzaffer yüzbaşıyı içerden çıkarmak için biz bir girişmide bulunduk, çıkaracaktık içerden, tam çıkarma girişiminin içine girdik bu operasyon patladı şeklindeki konuşmanın daha önce avukatlar ile yaptığı görüşme olduğunu


28.01.2008 tarihli (saat 20.59) görüşme, görüştüğü MUSTAFA isimli şahısın Adapazannda yarbay olduğunu, ancak daha sonra Ankara' ya tayin olduğunu. ŞENER ERUYGUR ile alakalı dosya hazırlandığını basından duyduğunu, ERGÜNPOYRAZ' da bulunan belgeler ve arşivlerin Şener Paşanın verdiğini duyduğunu. Bunu da ERGÜN POYRAZ ile SEVGİ' nin kilisesinde tanıştığım zamanda kendinde bazı dosyaların nereden aldığını sorduğumda Jandarmadan aldığını söyledi dediğini.

30.01.2008 tarihli MUSTAFA isimli şahısla yapılan görüşmede; Bu işin askerlere karşı yapıldığını Yarbay MUSTAFA'nm kendisine anlattığını sert tedbirlerle bu işin üstüne gidilmesi gerektiğini söylediğini,

BÜLENT denilen şahıs ile yaptığı görüşmeler soruldu; kendisi Adapazarı'nda garajda büfecilik yapar, Mehmet AĞAR'ın yanmdakilerden aldığı bilgileri bana aktarır dediği,ergenekon terör örgütü üyesi olmadığını,
c)-Aamalarda elde edilen deliller

Şüphelinin yapılan aramalarında elde edilen 20.02.2008 tarihli mail çıktısı ile ilgili olarak ifadesinde; Kardeşi Mustafa'nın vefat etmesi sonrasında cenaze törenine katılan şahısların isim listesinin Zümrüt Rize Gazetesi tarafından kendisine atılan mail olduğunu, Sedat PEKER cenaze törenine katılmadığını, ancak Veli KÜÇÜK ve Sevgi ERENEROL cenaze törenine katıldıklarını,

İnternet ortamında yapılan araştırmada Hülya OKUR isimli bir kişiyle röportaj yaptığı, bu röportajda ihtilalci olduğunu imkanını olsa ihtilal yapacağını söylediğini anlaşılmıştır bu konu ile ilgili olarak ifadesinde;Röportajı hatırladığını, YÖK PKK'lıya burs vermiştir. Gerekli yerlere bildirdim ancak işlem yapılmamıştır. Bana hakaret ve saldın olduğu halde Savcı bunu memurla memur arasındaki ilişkidir. Buna YÖK karar verir şeklinde YÖK'e gönderdiğini, bende saldınya uğrayan, hakarete uğrayan benim. Benim haklanm ne olacak diye itiraz ettim ancak dikkate alınmadı. Sinirle bu beyanlan kullandım. Savcının ipe gitmesi konusunu, savcının sorgulanmasını kast ettim. Danıştığım bazı savcı arkadaşlarda bana burada taraflı davranıldığmı söylediler.İhtilalcilik meselesine gelince İhtilal; olumlu yönde sosyal bir değişimdir. Bu anlamda bütün Atatürkçüler ihtilalcidir. Bunun darbeyle bir ilişkisi yoktur. Darbeler Türkiye'nin anasını ağlatmıştır. Şeklinde beyanda bulunduğu;
3N+1K:

KİM: Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emin
Gürses, Rize doğumlu. Mustafa Kemal'in istihbaratçısı Milis Yüzbaşı İpsiz Recep Reis'in torunu.
Marmara, Boğaziçi, Londra Metropolitan ve Londra üniversitelerinde (SOAS, Birkbeck College ve
LSE) siyaset bilimi, gelişme ekonomisi ve uluslararası ilişkiler dallannda lisans, yüksek lisans ve
doktora öğrenimi gördü. Gürses'in IRA, ET A, PKK, etruk-îmftşçetçılık, Kafkaslar ve Ortadoğu
üzerine pek çok makale ve kitabı bulunuyor. - „



NEDEN: Denize düştük, her yere saldırıyoruz işte... "Kim yaptı bunu o güzelim esmer gülüşe... Kim yaptı bunu şu kavruk esmer topraklara..." diye derinlerde gerçek bir güvercin katili arıyoruz. Kulağından tutabildiğimiz her bilgiyi, her fikri, her iddiayı getirip, birbirimizin önüne atıyoruz. Ortalık biraz dağılıyor, ama kimin umurunda. Kuyrukları birbirine bağlamanın başka yolu yok. Sakinleşmenin başka yolu... Sizce bu güvercin katilim kim yarattı; biz mi, yoksa başkaları mı? Bize göre sorumluluk en azından yan yanyadır... Emin Gürses'e göre, içeriyle bağlantılı dış mihraklar. Aslında Hrant Dink de bunun sadece sapık bir güvercin katili işi olamayacağım bize bir hafta önce söylemiş. 12 Ocak tarihli yazısında, "... Ve işte yine uçurumun kıyısmdaydım. Peşimde tekrar birileri vardı. Onları seziyordum. Ve onların Kerinçsiz ekibiyle sınırlı ve salt onlardan oluşacak denli sıradan ve görünür olmadıklanm çok iyi biliyordum" demiş. İşte şimdi bizler o görünür olmayanın peşinde; gerçek katilimizi anyoruz.

NEREDE: Çelik Gülersoy'un Sultanahmet'teki Yeşilev'inde.

NE ZAMAN: Milattan bir gün sonra... 20 Ocak, Cumartesi.
- "Güvercin katili"nin şahıs olarak hiçbir önemi yok, ama profili nedir; bu katil nereden bulunmuştur?

Bütün tetikçiler mafyavari bir örgütlenmetarafmdan yönlendirilirler. Çünkü bir istihbarat biriminin bu tetikçiyi yönlendirmesi çok zordur. Yani yolda bile bulsanız onunla arkadaşlık kurup, yönetmeniz çok zor olur. Ama bu tip ruh sağlığı bozuk insanlann mafyavari örgütlenmelere büyük zaafı vardır. Böyle bir örgüte girmeye zaten kendisi can atar bir şeyler yapmaya ve bu da onun kullanılmasının yolunu açar.



- Peki o mafyavari örgütlenmeyle istihbarat biriminin ilişkisi nasıl kurulur?

Zaten istihbarat birimlerinden habersiz mafyavari örgüt olunmaz. Bu tip çekim merkezlerinin olması kontrolü sağlamak açısından bazı istihbarat birimlerinin de işine gelir.



- Bu mafyavari örgütlenmeden Çakıcı, Peker tipi örgütlenmeleri mi anlayalım? Hayır hayır, ben ille elinde silahlısından söz etmiyorum. Dinci mafya da olur, milliyetçi

mafya da... Her alanda olabilir. Bir adam Atatürk'ten daha Atatürkçüyüm diyorsa şüpheleneceksin, Peygamberden daha müslümamn diyorsa şüpheleneceksin. Bu dediğimde böyle bir mafyavarilik. Bunlar çevrelerinde kendilerine tapan insanların olduğu bir örgütlenme kurar, cazibe merkezi yaratırlar. Sonra katılanlar teslimiyet içerisinde her türlü yönlendirmeyi gözü kapalı kabul ederler.



- Sizce bu katil şu anda ne yaptığını zannediyordur, ona ne söylenmiştir?

Ona mutlaka "Bu bir vatan hainidir, bu adamı öldürmek memlekete hayır getirir" denmiştir. Zaten o da soru bile sormamıştır. O zaten medyadan okuduklanyla buna bir süredir hazır, bekliyordu herhalde.



- Para karşılığı olmuş olamaz mı?

Para yoktur, ama zaten bu tip adamlann ihtiyaçlan mafyavari örgütlenme tarafından karşılanıyordun



- Sizce katilden giderek bu örgütlenmelere ulaşılabilir mi, yoksa başına bir şey gelir

mi?

Sabancı cinayetini anımsayın. Mustafa Duyar diye birini çıkardılar, "Bu öldürdü" dediler. Suriye'den alıp, cezaevine koydular. Ne zaman ki "Ben savcılığa yeni açıklamalar yapacağım" dedi, Mustafa Duyar o akşam öldürüldü. Oysa zaten Mustafa Duyarlar Sabancı'nm katma kadar çıkmadılar bile. Nitekim Fehriye Erdal falan Susurluk'ta ölen Emniyet Müdürü'nün ekibinden çıktı.



- Peki bu tetikçiye vur talimatı nasıl ulaştırılmıştır?

Talimat vermenize bile gerek yok; zaten hemen hemen hepsine ruhsatsız silahlar dağıtılmış vaziyette. Yeşil ışık yakmak yeter. Şeyh Salih'ten yeşil ışık nasıl alındı? "Bunlar başörtüsüne karşı karar alıyor" dediği anda yeşil ışık yandı zaten.



- Eski İstanbul Ülkü Ocakları İl Başkanı Levent Tenıiz'in (Temiz'in yanıt hakkı baki) 26 Şubat 2004'te AGOS'un kapısına gidip, "Hrant Dink, bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir" demesi bir yeşil ışık mı?

Levent Temiz, Amerikan Konsolosluğu'nun peşinden "Gel, bir konuşalım" diye yalvardığı biridir. Ama bunu kabul etmediği için de birçok yerden dışlanmıştır. Ben size bunu bir bilgi olarak söylüyorum. Zaten bu yeşil ışıklar da öyle orta yerde yakılmaz. Tejgız^ın yaptığının adı eylem.





- Ama işte o eylemdi-bu davaydı derken, "Şeker gibi bir adam", (bu tüyler ürperten ifade için herkesten özür dileyerek...) "katli çok değerli biri" haline getirilmedi mi? Burada bir ince işçilik yok mu?

Tamam işte, bu laf çok önemli. Peki kim onun katledilme olayını önemli bir hale getirdi.? Hrant Dink'i öldürtmek için kenarda bekleyenler getirdi. Bakın, bundan üç ay önce "Milli kuvvetlere saldırı olacak" diye açıkça bizi uyardılar.



- Nereden uyardılar?

Bu memleketin "kestanecileri" var, onlar uyarıyor. Kestaneci deyip geçmeyin: ingilizler Meclis-i Mebusan'ı basmaya gidiyor. Karaköy'ü geçiyorlar. Orada kestaneciler var. Biri tezgâhım bırakıp, Galatasaray Postane'sine koşuyor. Postanedekilere "Kemal Paşa'ya telgraf çekin, ingilizler Meclis'i basmaya gidiyor" diyor. Paşa 15. Kolordu Kumandanlığına bir yazı yazıyor. Eğer Meclisi Mebusan basılırsa Anadolu'daki tüm İngiliz yetkililer tutuklansın diye talimat veriyor. Kestaneciler maaşla çalışmazlar, gönüllüdürler. Bugün Teşkilat-ı Mahsusa'ya çok atıp tutuyorlar, ama onların bugünkü MİT'le falan alakası yoktur. O dönem farklı bir dönemdi. Onların çoğunun bugün mezarları bile belli değildir.



- Peki ne bilgi geldi o "kestaneciler"den size?

Saldın olacak bilgisi geldi. "Silahlı bir saldın da olabilir, mesela bir tinerciden gelecek saldın da olabilir. Çok dikkatli olun, fazla dışanlarda dolaşmayın" dendi. Bu uyarıdan Emniyet'in de haberi var. İstanbul Emniyeti de uyanldı. Ama görüyoruz ki Hrant Dink korunmadı. Ve ilginçtir, bunu belki birçok insan bilmiyor, ama Hrant Dink milli kuvvetlerdendi.



- Nereden çıkarıyorsunuz bunu?

Sizce neden bu ülkeyi seven bir insan öldürülüyor da, ülkenin yağını balını yediği halde bütün gün bu ülkeye söven insanlara bir tokat bile atılmıyor? Ermenistan'da Meclis basıldı, Demirciyan dahil Başbakan öldürüldü, ama dünyada kimse pek bir şey söylemedi. Niye? Çünkü yerine Koçaryan gelecek. Koçaryan kimden talimat alacak? ABD'deki Ermeni lobisinden talimat alacak. Bakın Ermeni lobisi diyorum, Ermeni değil. Biz ne yapıyoruz? Yahudi lobisine para veriyoruz ki, Ermeni lobisini engellesin diye... Ama Yahudi lobisi ne yapıyor? Ermeni lobisine, "Aman dengeli götürelim, para aksın" diyor.



- Bir dakika, biz Yahudi lobisine nasıl para mı veriyoruz?

Türkiye Cumhuriyeti açıktan, resmi olarak veriyor. Onlann ABD'de araştırma kurumlan var. Onlara "Al sana 3-5 milyon dolar, Türkiye'yi tanıt" diyoruz. Adı bu. Ama onlar bu parayla Türkiye aleyhine çalışmalan engelleyeceklerine, gidip Enneni lobisiyle dengeli götürüyorlar faaliyetlerini. Bu nedenle sonuç alınamıyor.



- Bunların Dink'le ne alakası var?

Dink, Ermeni lobisinin faaliyetlerini perde arkasını gören biriydi ve onlarla da arası iyi değildi. Benim bildiğim kadanyla Dink son dönemde önemli çalışmalar içindeydi. Bu meselenin Türkiye'nin üzerinde büyük yük olduğunu söylüyordu ve yükün kaldmlması için de uğraşıyordu. Son bir yıldır böyle bir uğraşısı olduğunu biliyorum.



- Yani bireysel çaba dışında bir şey miydi?

Sadece bireysel değil, devletin kademelerini de uyanyordu; "şunu şöyle yapmak lazım, bunu böyle yapmak lazım" diye.



- Devletin hangi kademelerini?

Devlet politikalarını belirleyen kademelerini...



- Yani siz, Hrant Dink devlete çalışıyordu mu diyorsunuz?

Hayır hayır, devlete çalışıyordu demiyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın. O bir görevli ya da maaşlı falan biri değildi. Kimseye gidip, bana bir görev verin falan da dememiştir. Tabii şimdi bazılan bana kızacaktır belki de, Hrant'a "Milli kuvvetlerdendi" dediğim için. Ama bu dediğime kızanlar ya cahildir, ya işbirlikçidir. Cahillerse kızmam, işbirlikçilerse de hayırlı olsun derim. Aman maaş almayı ihmal etmesinler, derim. Benim incitmekten korkacağım tek kişi ailesi ve sevenleridir. Ama onlar da sakın incinmesinler, ben Dink'in gerçek bir yurtsever olduğunu söylüyorum.



- Peki niye şimdi açıklıyorsunuz böyle bir şeyi?

Aslında belki de gizli kalması gereken bir şeyi açıklamış oldum. Ama bunu Hrant Dink
için ve bu ülke için yapmamız gerekiyor. Bu oyunu bozmamıl^erekıyor. Çünkü bu dumanlı
havadan hem dışanda hem de içeride nemalanmak isteyenler var — ?

- İçeridekileri az çok biliyoruz da, dışarıda kim var? s

Bakın Hrant Dink'in Diyarbakır'da yaptığı konuşmayı sakın unutmayın. O konuşmaya gelenlerin çoğu PKK'lıydı ve Dink onlara dedi ki, "Ermeni liderlerim emperyalizm kullandı, faturası Ermeni halkına çıktı. Şimdi siz aynı tuzağa düşmeyin." Bu Hrant Dink'in yaptığı açıklama, emperyalizmin en tehlikeli gördüğü açıklamadır. Hrant Dink, bu açıklamasından sonra emperyalist güçlerin hiç sevmediği bir adam oldu.



- Dink'in devlete gösterdiği yol neydi?

Ermeni meselesinin kontrolünü Amerika'nın elinden nasıl alırız; Ermeni lobisini nasıl aşarız, diasporayı nasıl saf dışı ederiz; o bunlann derdindeydi. Ermenistan sınır kapısının açılmasını, Ermenistan'la Türkiye'nin işbirliği yapmasını istiyordu. Türkeş'in de Erivan'la bir yakınlaşma politikası vardı. İşte milli kuvvet budur. Mustafa Kemal ne diyor, "Milletin ve memleketin saadeti için uğraşan insan en değerli, birinci sınıf insandır" diyor. Hrant Dink bu tanımın içindedir. En azından son bir yıldır böyle bir çabamn içinde olduğunu ben biliyorum.



- Sizce bu konuşmaları yakın arkadaşlarıyla, ailesiyle paylaşmış mıdır? Sanmıyorum, ama Hrant Dink açık konuşan biriydi. Belki de demiştir.

- Peki o zaman şimdi işin en özüne gelelim: Hrant Dink niye öldürüldü?

Bakın, bir süre önce devlet toplanmış, karar almış; tehdit Batı'dan geliyor, diye. Bu yüzden art arda açıklamalar yapıldı: MİT Müsteşan çıktı, "Ulus devlet tehlikede" dedi. Başbakan çıktı, adresi gösterdi, "ABD görevini yapmıyor" dedi. Hemen arkasından PKK Koordinatörü, "AB iki yüzlü davranıyor" dedi. Bunlar pay edilmiş açıklamalardı.



- Genelkurmayın payı nerede, o niye susuyor?

O hazırlık peşinde. Genelkurmay bu tehdidi, bu açıklamalan biliyor. Zaten Başbakan'm cinayetten sonraki ilk açıklaması da böyle bir şeydi. Açık açık söyledi. Çünkü Başbakan'a bir süredir "Devlet tehlikede" diye raporlar gidiyordu.



- 16 ay sonra "Kürt sorunu yoktur" demesi de bundan mı? Seçime yönelik bir slogan değil miydi o?

Hayır, kaldı ki Erdoğan bugünkü manzaraya göre zaten birinci parti olacak. Bir sorunu yok

ki...

- Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş'in tam da Dink öldürülmeden birkaç saat önce CNN Türk'e yaptığı açıklamalar neydi?

Bakın Ankara'da şu anda bir çaba var; herkes bir açılım yapıyor. Çünkü artık inisiyatif ele alınsın isteniyor.



- Bunun için gerekirse genel af da mı olsun deniyor?

Deniyor. Bu görüşmeler devam ediyor. Öcalan'ın açıklamalan da bununla bağlantılıdır. Bölgenin sıkıntıya girdiğini gördüğü için milletvekillerine o mektubu yazdı. Ne de olsa eski istihbaratçı, bilmez mi? Batarsak önce Kürtler batacak, bunu o da biliyor.



- Mehmet Ağar'm af önerisi de mi bundan?

Ağar da inisiyatifin Ankara'ya taşınması için uğraşıyor. Ağar, bu bağlantının içindedir. O kadarım söyleyebilirim. Öcalan'la da bu konuda üst kademede bir görüşme yapıldı.



- Nerede?

İmralı'da. İlk defa yapılmıyor ki, zamanında da yapılıyordu, ama onlar farklıydı. Böyle bir karar almak için ilk kez yapıldı. Öcalan da o mektubu yazdı.



- Yani Dink bu konsept değişimine bir yanıt olarak mı öldürüldü?

Evet, çünkü Türkiye soykınmcı ilan edilecek. Böylece Türkiye kimseye el kaldıramayacak; dişleri çekilen bir aslan olacak. Çünkü her Kuzey Irak'a parmağım azatsa "Bakın soykınmcı Türkler şimdi de Kürtleri kesiyor" denecek. Ve ABD-İngiltere-İsrail Türkiye'den İran'daki etnik kışkırtmalara birlikte katılmayı, ama Kuzey Irak'a girilmemesini isteyecek.


KUTU: ANKARA'YA SIZMA VAR

- Hrant Dink, sizin tabirinizle "milli kuwetîer"den idiyse o zaman ölmesi niye engellenemedi? Devletin milli kuvvetler listesinde gördüğü biri niçin milli kuvvetler tarafından korunmadı?

Uğur Mumcu da milli kuvvettendi. Mumcu, zannedersem 9 Ocak'tı. Yazdığı bir yazı vardı: Terörün arkasında bizim ittifak içinde olduğumuz istihbarat birimlerinin olduğunu ima ediyordu. 15 gün sonra öldürüldü. Uğur Mumcu belgesîz^tönöşmazdı, o belgeleri açıklayacaktı. Mumcu'yu niye korumadılar? Necip Hablemitoğlu, .'Ankara Gumhünyet'te, Cüneyt Arcayürek'in

odasında bana "Türkiye'de müttefik dediğimiz yabancı istihbarat birimlerinin yıkıcı faaliyetleri var. Bunları yayınlayacağım" dedi. Ve Necip de 15 gün sonra öldürüldü. Necip'i niye korumadılar? Üstelik Necip'in hem MİT'le ilişkisi vardı, hem de Genelkurmay'la... O niçin korunmadı? Eşref Bitlis Paşa Jandarma Genel Komutam'ydı. En mülki oydu. Ne zaman ki "Bu işin arkasındakileri gördüm" dedi, o da öldürüldü. Peki o niye korunmadı?




Yüklə 3,97 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   11   12   13   14   15   16   17   18   ...   52




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə