Halata bağli gemi



Yüklə 151,3 Kb.
səhifə2/4
tarix31.10.2017
ölçüsü151,3 Kb.
1   2   3   4

Bazen hiç birşey hissetmek istemiyorum. Ne mutsuzluk ne de mutluluk. Öyle donup kalıyım ve sadece uyuyım. Biri ışığı yakana kadar da uyanmıyım. Her gemide bir can simidi vardır. Peki, benim can simidim neydi? Bir hayata, bir cam simidi nasıl alınır?

Acılarımız bizi, biz yaparlarlar. Ama ben henüz tanıyamadıgım yeni biri oldum. Öfkeliyim, kızgınım insanlara ama bir o kadar da sevgi doluyum. Artık durup dururken ağlıyorum. Bazen de çok gülüyorum. Saçlarımın rengini değiştiriyorum sürekli. Sanki aynanaın karşısında başka birini görmek istiyor gibi. Geçmişimi unutmaya çalışır gibi ya da Kendimi arıyor gibi. Cadde cadde, sokak sokak kendimi arıyor gibiydim. Ama sanki ben okyanusun tam ortasında küçücük bir gemiyim ve sesimi kimseye duyuramıyordum. Hislerimi kimseye anlatamıyorsam, sesimi de hiç kimseye duyuramıyorum demekdir. Öyle zor günlerim oldu ki.

Gecenin bir yarısı değil, gecenin dört yarısı kalkar kalkar annemi rüyamda gördüğüm için yastığa iyice sarılır ve gene uykuya dalardım ve tekrar flmi başa sarardım. Hiç yabancı olmayan bir filmdi bu çünkü rüyalarım geçmişimdi benim. Rüyalarım benim korkularımdı. Rüyalarım söyleyemediklerimdi. Rüyalarım o korktuğum rüyalarım, kaçtığım tüm gerçeklerdi.

Sessizlikte artan, kalabalıkta sıkışan bir gözyaşım vardı. İçimde biriktikçe biirkiyordu. Dışarıya atıp atamadığımın bir önemi yok. Çünkü ne kadar yanaklarımdan süzülselerde her geçen saniye daha bir çoğalıyorlar içimde. Yüzmeyi de beceremeyen, durmayı da beceremeyen bir gemiydim. Eğri duruyordum. Bu şekilde devam edersem batardım. Ama düzelip ilerleme şansım da vardı. Her ne kadar zor olsa da imkansız değildi.

Annem benim her şeyimdi. Ona her bakmak istediğimde herkesse kızıyorum. En çok da kendime. Gururuma yediremiyorum yenilmeyi. Anneme her sarılmak istediğimde canım her anneme sarılmak istediğinde bunu yapamıyordum ve acı olan bir daha hiç yapamayacağımı bilmekti. Annem benim meleğimdi, korumamdı, annem benim kanatlarımdı. Annem benim halaTIMDI. Halatım koptu. Halatım koptu. Halatım koptu...

Kopan bir halat bir daha bağlanmaz. Üstelik benim halatım kopmakla kalmadı, dalgalarla birlikte kayboldu. Artık benim halatım yoktu.. Ben acımdan ölür gibi hissederken insanlar etrafımda gülüyordu. Çünkü hayat bu birileri ölür birileri doğar. Birileri mutludur birileri mutsuz. Benim bundan sonra ki hayatım hem yarım mutluluklarla dolacakdı. Çükü hayatımın her önemli gününde, hatta hiç bir zaman sıradan günler de bile,annem olmayacaktı! Annesizlik en büyük fakirliktir . Bende açılan bu derin yarayı kim kapatabilecek? Ne bir doktor var bunu kapatacak, ne de bir ilaç. En büyük hayal kırıklığım onun öldüğü gündü. Ve bir daha hiç hayal kuramadım. Hayalprest olmadım. En kötüsü insanları kırmaktan korkmadım. Kimseye tam anlamıyla bağlanamadım, sevemedim.

Ne zaman anne seni çok özledim, annee seni çook seviyorum! Desem hep beni duyup duymadığını düşündüm. Ondan bile emin olamadım. Ne zaman ona sarılmak istesem toprağında buldum kendimi. Anne sein ölümün beni yıktı. Anne senin ölümün beni değiştirdi. Annesenin ölümün beni, beni benden aldı. Annecim bilmiyorum şimdi nerdesin napıyosun nasılın? Ama ben iyi değilim.

Anne ben aynaya baktığımda başka birini görüyorum. Gözlerimde o ışıltı yok artık. Gülerlen yalandan gülüyorum. Bazı şeyler olması gerektiği için oluyor anneciğim. Hayatımdan herkesi silip kolaycab atabiliyorum. Çünkü en önemli varlık sendin ve sende ellerimde kayboldun. Seni bekledim ben anne. Senin iyi olmanı 33 gün bekledim anne. Üstelik inandım da sana. Sen beni yanıltmazdınm, şaşırtır, iyi olurdun. Oysa öyle olmadı bu kez. Sen iyi olmadın bu kez senin ölümünü bekledim annem. Ölümünü. Bir flim sahnesi gibi hala kendine geldiğin gün.Annem artık bizi duyuyor diye nasıl ağladığımı hatırlıyorum hala. Daha fazla mutlu olamazdım. Yere oturuvermiştim. Annem duyuyor annem duyuyor. Annem beni anladı. Annem elimi sıktı. Annem gözünü açtı diye ağlamıştım. Sonra sen öldün annem. Ben senin ölümünü aramızdaki ameliyathane kapısının önünde bekledim. Sonra morkta kavuştuk seninle annem

İnan çok istedim senden sonra ölmeyi. Canım çok acıyordu. İçime her an patlayacak bir bomba bıraktılar. Ve ben anne artık katillerden nefret etmekle kalmadım. Artık katillerden iğrendim.

Ben ilk kez yenildim. Okyanusa daha yeni açılıyordum ama her şey daha iyi olabilridi.ben yenildim ve artık yüzebilcek miyim bilmiyordum. Git gellerin arasındaydım sürekli. Fırtına durmuştu ama ben parçalanmışltım ve düzgün yüzemiyordum. Pusulamı seninle kaybettim ben anne yönümü bulamadım. Bulsam bile sen ardımda kaldın. Ama ardıma bakarak yüzemezdim. Anne kafam karışık.

Halatım koptu ve şimdi kıyıya bağlanmam gerekse de bağlanamıyorum. Bağlansam da eskisi gibi sakin duramam. Halata bağlı bir gemiydim ben. Şimdi halatım koptu. Sensizim, dipteyim, sondayım. Ama her son yeni başlamgıçlar getirir. Peki sensiz bir başlangıç ne kadar iyi olabilir ki.

Evet, annem ölmüştü. Halatım kopmuştu. Yosunlar, midemi bulandırıyordu. Sanki bütün yosunlar bana doğru geliyordu. Okyanısta yalnızım ben. Yunusları severdim ama köpek balıkları da vardı. Korkuyordum. Çünkü zamansıızdı her şey. Halatım koptu ve koparılırken içimden zorla bir şey çektiler. Kanattılar beni. Halatı kopmamış gemiler, halatı kopan bir geminin halinden ne kadar anlar ki? Anlamıyorlardı işte. Ve onlar beni anlamdıkça ben içime kapanıyor kapanıyor kapanıyordum.

Bazen yapılacak hiç bir şey kalmaz. Hatta elini bile kaldıracak halin kalmaz. Hqani başı boş yaşamak istersin boşluğuna lanet ede ede. İşte aynen öyle yaşıyorum. Yaşmak mı hayatta kalmak mı benimkisi bilinmez. Ama sonuç şu ki ne annemleyim ne de annesiz. Yani varla yok arasındayım. Arafta kalmaksa beni çok yoruyor.Araftayım. Nasıl çıkacağımı bilmiyorum.

Bundan sonra ne yapaceğımı bilmiyordum. Nasıl yaşayacağım. Kalabalik sokakta gozunuzun onune gelen bir pismanlik. Buyuk bir varsayimla yaptiklarinizdan degil de yapamadiklarinizdan. Cildirisiya birbirleriyle savasan flim seridi gibi anilariniz ayaginizin yere basmadigi yerde ve kalabaligin ugultusunu duymayan kulaklarinizda. Kiyasiya mucadele eden duygulariniz ve iradeniz bir kac dakika kendinizi yok saymissiniz o sokakta farkinda olmadan. Sonra bir pismanlik iste yaptigindan degil de yapamadigindan. Dusunmek bile bir efkara bogar seni. Ve sen basini kaldirir. Kendini birakip digerlerine karisirsin. Sonra artik yalniz olnadigini hissedersin. En kotusu bunu kendini terkederek yalnizlasirken hissedersin. Ah su pismanliklar... Canım annem, sensizliğin bugün kaçıncı günü bilemiyorum. saymayı bıraktım artık. Ama her geçen gün tahammülüm daha bir dayanılmaz oluyor. Daha bir çekilmez. Her gün aynı maskeyi takıyorum yüzüme. Maskesiz yaşayamıyorum artık. Sanki ayağıma zincire bağladılar ve be adım attıkça düşüyorum, canımı acıtıyor zincir. Bileklerim yara oluyor. Terliyorum, ağlıyorum… Her gün içimde bir şey kanıyor. Senden kalan hatıralar tuzluyor yüreğimi. Gözlerim acıyor, Geçmişte takılı kalıyorum. Seninle bakışmalarımız, gezmelerimiz, gülüşmelerimiz beni okula götürdüğün günler her şey anne aklımda değil, yüreğime bağdaş kuırdu şimdi. Kalk da diyemiyorum onlara otur da. Seni özlüyorum anne. Seni özlemekten daha zor bir şey var o da artık seni göremeyeceğimi, artık sana sarılamayacağımı bilmek, o, başımı koyduğumda her şeyi unuttuğum dizlerinin olmadığını bilmek. Seni topraktan kskanacak kadar deliriyorum bazen. AMa bunu kimseye belli edemiyorum. Çünkü ateş düştüğü yeri yakar anneciğim. Ben yüzüme artık maske taktım. Senin dediğin gibi güçlüyüm. AMa maskenin arkasında hala ağlayan bir bebek var. Herkes fazla geliyor artık. Her şey de çok eksik. Mutlu olaıyorum. Seninle geçen günlerimizi en detaylı yerlerine kadar düşünüyorum. Seni hissediyorum anneciğim. İçimden konuşuyorum seninle, biliyorum sen bana aşıksın bağımız kopamaz. Biliyorumm aslında biz seninle hiç ayrlmadık anne sadece ayrı kaldık. Şimdi sen başka yerler de başka bir boyutta bana bakıyorsun. Belki parlayan yıldızımsın, belki uçan bir kuşum, belki de yanımdasın görmüyorum seni. AMa benimlesin sen anneciğim. Seni tanıdığım için ve 18 yılıseninle doya doya geçiridğim için çok şanslıyım. Geçen gün sana yazdığım mektupları buldum. Hepsini biriktirmişim. Her mektupta anne ben sensiz nasıl yaşarım demişim. İşte cevabı aldım böyleymiş. Nefes alarak. Bazen korkuyorum resmine bakamıyorum ama baktığımda da meleğim diye seviyorum seni. Canım annem sen hep yanımda ol. Çünkü ben gene hasta oluyorum, okula gidiyorum, sen hep gel anne. çünkü biz ayrılmadık ayrı kaldık Hepimizin ağlamak istediği zamanları olur, ağlamayı sevmesek de. Gülmek sadece bizim maskemizdir. Kaçımız istediği hayatı yaşıyo ;? Kaçımız hayallerinin peşinden koştu.? Çoğumuz hayallerimiz kaçtığı için koşmaktan vazgeçti, oysa düşünmedik onların da yorulacağını. Neyi çok istersek olurmuş. Kim bilir belki de sadece sshte bir umuttu biximksi. Ama yaşamaya değer kılan hayatı umuttur zaten. Hepimiz gülmeyi severiz ama ağlamakta isteriz bazen. İçimizde sakladığımız gizli yaraların, gizli insanların, gizli bizlerin dışarıya sessiz ve sakince çıkışıdır çünkü. Gözyaşı , masum ve renksiz olan tek zehirdir. Çağresizlik ve güçsüzlüğün sembolü değildir. çağresizlik güçsüzlük billmeden biliyormuş gibi yaptıklarımızıdr. Bazen gözyaşı umuda kucak açmaktır. Yeni tebessümlerime temizlemektir masum yüzümü. Arındırmaktır en saf haliyle.. Ağladığımız anlar, bence sadece o zaman biz oluruz. Az ya da çok her anımızda maskeleme yapmaz mıyız? Hatta uyurken bile. Evet evet uyurken bile. Horlamak istemeyiz. sayıklamak istemeyiz. Kendimizi uyurken bile baskılamaz mıyız? Oysa ağlamak. Gözyaşı öyle mi? kendiyle birlikte alaçalarak gider her şey. Ve giderken ardından gelecek tek şey bir başka umuttur. Yani yaşamayı yaşamaya değer kılacak tek şey. Utanılcak bir şey değildir ağlamak. Doğarken ağlamazdık yoksa. Kim bilir ölürken gülebilmek için bazen gözyaşından korkmamak da gerekir.
Annemi kaybettiğim gün. Aklımdan geçen tek şey yenildiğimdi. Oysa yenilmek değildi bu. Çağresizlikti. Arada çok ince bir fark vardı. Ben savaşmıyordum. Büyüyordum ve bence bu büyümekten çok olgunlaşmak oldu, küçükte olsam. ELlerimin sıcaklığını ona geçirmek istemiştim ama geçmedi buz gibi kaldı. yapılabilcek hiç birşey yoktu. Yaşadıklarımız gözümün önünden geçiyordu. Ağlıyor, kabuslar görüp uyanıyordum. Ama ben o kelebek olup gitsede güçlü olmalıydım. Çünkü onun kızıydım ben. Mutlu,özgüvenli ve yaşamaya değer. O kadar çok gereksiz ve saçma şeyler var ki. Aslında başımıza gelen felaketlere bakıp küsüp giytmemek gerekir. İnadına inadına gülmek gerekir. Düştükçe kalkmak gerekir, dizin kanadıkça acımadıki diyebilmeli insan. Ağlamak istediğim günler oldu benimde yeri geldi haykıra haykıra ağladım. Yeri geldi ağlamayacağım dedim,uyudum. Ama pes etmedim. Çünkü pes ettiğim an ben de kaybetmiş olurum. Hiç kimse kaybetmek için doğmaz. Bizler doğarız büyürüz vr brlki fr büyümeden ölürüz. Yani biz doğar ve ölürüz. Aradaki zamanda sadece yanımıza kalır. Kaybetmekse bize damgalanır. Ben yenildim hayata yenildim. Ama ben Hayatla savaşmadım, o yüzden kaybetmedim. Ben yenildim ağladım. Ama ağladım diye ağlatmadım. Düştüm diye düşürmek yerine ben inadına kalktım. Ağladıkça güldüm güldüm güldüm. Yastığa sarıldım yorgamna sarıldım. Ama ben anladımki yenildim diye yaptıklarımı yapınca gerçekten kazanmışım. Şimdi kafamı çeviriyorum da. Ağlatanlar ağlamayı bilmezmiş, düşürenler düşmemiş hiç. Şimdi gördüm ki ben yenildiğimde gün kazanmışım. Kendimi kazanmışım. Annemi sonsuzca kazanmışım. Artık onu kaybetme korkusunu atmışım. Yüreğimde sadece yüreğimde kalmış. Diğerlerinin yanındayken ben içime almışım, hayalime almışım. Ben kazanmışım.
Artıkı tükenmiş hissediyordum. Batıyordum sanki. Bazı zamanlar, yarıya kadar okyonusun içine giriyorum. Batıyor, bitiyorum sanki. Sonra son nefesimle mücadele ediyor ve tekrar yükseliyorum. Yükselemeyip alçalmaya devam etmekten korkup , hayır olmayacak dediğim çok oluyor. Çünkü öksüz bir gemiyim ben. Sahibi olmayan bir gemiyim ben. Sahibim yok benim. Sudan çıkmış balıklardan farkım yoktu. Herşey aynıydı ama bana zaman akmıyordu. Benim için her şey son bulmuştu. Belki de ben okyanusun dibine batmıştım ve gücümün ne kadar olduğunu bilmiyordum.Bazı zamanlar acım ben burdayım diye bağırıyordu. Sanki içimde beni batıracak yükler vardı. Kaldıramıyor taşıyamıyordum. Sarsılıyordum ama okyanus beni bir yerlere götürüyordu. Yani ben batmadığım sürece kendiliğinden yoluma devam edeceğim. Yapmam gereken belki de artık yönüme karar vermekti. Eski bitti. O kıyılarda kaldı. Artık yeni bir ben yeni bir duygu var. Belki de gözyaşlarımda yüzeceğim ama öenmli olan yüzebilmemdi. Nefes nefese kalıyordum artık. Sanki bir vampir tüm kanımı çekiyor ve artık son damlaları kalmış gibiydim. Çünkü annem gittikden sonra içimdeki ben de gitti. Artık ben başka biri oldum. Yüzebileceğimi çok iyi biliyordum. Herkesden daha iyi. İçimden gülüyorum herkese. Ben mi başaramayacağım diyorum. Ama bazen o kadar kuvvetli istiyorum ki kendimi darma duman edip okyanusların dibinde yok olmayı işte o zamanlar korkudan titriyorum. Belki de sevgisizliktendir, ben de bilemiyorum. Çünkü anlama yeteneğim artık azaldı. Aynı üzerinde olduğum okyanus gibi dalgalanıyor, duygularım. Mantığımı kullanmaya çalışıyorum fakat, yelkenlerimin yönünü çevirmekte annemin sözünden güç alıyorum. “ Benim kızım ben olmasamda başarır” Öyle emindiki o bu cümleleri söylerken ve ben annem ellerimde öldü. Bunun hırsını tüm dünyadan başararak alacağım! Çünkü ben tüm güçsüz yanlarımı, annemi yıkadığım suya bırakdım. Şimdi güçlüyüm. İçimdeki yüke rağmen. Beni sarsmasına rağmen. Çok rol değiştirdim ben. Yeri geldi bir siyam balığı oldum, yeri geldi saylongoz oldum ve kopan başıma rağmen kendimi yeniledim ama şimdi ben bir gemiyim. Artık sahipsizde olsam ben bir gemiyim...

Sahipsiz gemileri korsanlar ele geçirir mi? Ama korsanların gemisi olursam annemin anısını yaşatamam. Oysa ben her şeye ve herkese inat annemi yaşatmak istiyorum. Annemi özledikçe dalgalarla savaşıyorum. Şimdilik berabere gidiyoruz. Bakalım dalgalar mı beni yenecek, yoksa ben mi onları? Sevgiiszlik öyle kötü ki, anlamsız korkmak demek. Geceleri benim için ayrı bir gizem. Annemi sayıklamak değildi benimkisi, annemi haykırmaktı. Bazen gözyaşlarımda boğulmayı , okyanusta boğulmaktan daha çok korkuyorum. Çünkü benim gözyaşlarım içimdeki yükün tuzuyla dolu . Bugün okyanuslar dolusu özlüyorum seni. Sanki hiç göremeyecekmişim gibi. Sanki Hiç gelmeyecekmişsin gibi. Bugün bir kâbusla uyandım adını koyamadığım şekilde terleticiydi. Sen kokuyordu. Sevinmeliydim aslında sen kokuyordu. Hatırlıyor musun elini son tuttuğum günü, sana son kez baktığım o anı. Nasıl da sıkmıştın elimi o sıcaktan soğuya kayan ellerini. Hatırlıyor musun? Nasıl da ağlamıştık. İki sulu göz. Anneciğim bıçaklanarak öldüğünü hatırlıyor muydun ben yanına geldiğimde? Niye ağlıyordun Sana bu soruyu hiç soramadım. O yatakta öleceğini biliyor muydun? Kim bilir nasıl acılar çekiyordun. Şuan acı çekmediğini düşünüp rahatlamaya çalışıyorum ama hani senin bir parçanım ya ben olmuyor anneciğim. Benim de canım çok acıyor. Senden nefret edemem. Sana kızamam anneciğim. Sen ne hata yaparsan yap. Sen benim her zaman güneşimsin, meleğimsin. Ölmüş bile olsa hala annelerin en güzeli sensin. Çünkü sen yaşamasan da hala bir annesin ve benim annemsin.

Bak şimdi hastayım. Artık okuldan çıkınca sana telefon edip anne çok acıkdım diyemiyorum. Çünkü artık sen de yoksun. Evimiz de. Hatta artık bir ailem yok. Anne en zoru sensizliğin acısını hissettiğimde korkmak. Çünkü acısı çok dayanılmaz. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bana kızıyorsun epeyce oldu mezarına gelmiyorum ama kabullenemiyorum ki anneciğim. Sen ölmüş olamazsın. Sen benim kalbimde yaşıyorsun. Sen öldükten sonra ölümden korkmuyorum artık. İsyan etmiyorum. Öyle her şeye ağlamıyorum.

Sen öldükten sonra ben 10 yaş büyüdüm anne. Hatta belki 20 belki daha fazla. Anneciğim, biliyorum tek annesiz kalan ben değilim. Ama seni kaybeden kaç kişi var? En azından sana sahiptim deyip kendimi avutuyorum. Çünkü gerçekten öyle. Senin kolların yok. Sarılamıyorum şimdi sana. Gözyaşlarım inci tanesi gibi damlıyor ard arda. Herkesten kaçırıyorum onları anne. Çoğu zaman kimse bilmiyor ağladığımı. Herkes umursamaz olduğumu söylüyor ama değilim anneciğim. Sadece ben seninle bir parçamı kaybettim. Senin kızın olmak bana gurur veriyor meleğim. Tebessümlerin, bakışların aklıma geliyor. Nasılda her şeye olumlu bakardın. Senin öğrettiğin gibi yapıyorum bende. Mesela sen mutlusun ve kurtuldun diye düşünüyorum.

Sana bir şey diyebilir miyim anne? Kaba bir terimle eşek kadar kız oldum ama hayla arkadaşlarımı çok kıskanıyorum. Anneleriyle konuşmalarını çok kıskanıyorum. Annelerine sarılmalarını çok kıskanıyorum. Hatta biri anne dediği zaman bile tahammül edemez oldum. Biri anne diyince kaçıyorum. Sanki orada kıyamet kopuyormuş gibi geliyor. Sen benim farkımdın. Seninle bütündüm ben .

Ve şimdi yarım kaldım ama ben bir salyangozum. Tamamlayacağım kendimi. Çünkü başka çarem yok anne. Başka çıkışım yok. İlerlemek zorundayım b en sürünerek de olsa. Belki bir gün bir aykkabının altında ezilip kalacağım ama o zaman da sana geleceğim.

Sana gelene kadar ilerleyeceğim anne. Sürünerek de olsa

Benimkisi yaşamak değildi zaten. Sadece nefes alıyordum ve bunu yaparken bazı sıfatlara sahip oluyordum. İyi, kötü,üzgün,çalışkan,tembel gibi. Hepsi buydu. İnsanlardan kaçmıyordum. Hiç birşeyden kaçmıyorum. Sadece yalnız kalmak istiyorum. Uzun bir süre suyun üzerinde sadece uyudum. Zaman durmuıyordu ama benim acılarım en azından kısa bir süre duruyordu. Ben de zamanı değil kendimi düşünüyordum. Hissizleşmeyi istiyordum. Ama olmuyordu. Bununda bir ilacı,formülü yoktu. Sadece çekilmesi gerektiği kadar çekilcekti. Öldürmeyen acı olgunlaştırcak mıydı? Işıklarımı hayla yakmamıştım. Işıklarımı yakmadığım sürede kimse beni göremezdi. Annemin bilmesini istediğim o kadar çok şey var ki. Annem diyince bile yüreğimde kıvrılan anlamsız, tarifsiz nesneler vardı. Annemi onu çok özlediğimi bazen mücadeleden yılmak isteediğimi biliyor mudur? Hissediyor mudur? Benim yanım agelip uyuyor mudur? Yoksa gerçekten her gün soğuk ve tek mi uyuyorum? Annemin yokluğunu hissettiğim an cerin pozisyonununda uyumak istiyorum. Hemde istemsizce, nedensizce. Sadece kendimi kendimle kapatmak istediğim için. Korumasız hissediyordum.

Bazen yastığa sarılıp, üstümü iyice çrterek uyuyorum. Korumasız hissetmemek için. Yalnızlığımı kapatmak için. Dünya, Güneş,ay ve yıldızlar hatta tüm evrenin düzeni benim umurumda değildi. Zaman ilerledikçe ben acımı saklamayı ve onu daha iyi yaşamayı öğreniyoru. Zamanala geçecek diyen insanlara yalancı demek yerine bilmiyorlar diyorum. En garibi Bir süre tüm gücünle haykırıyorsun, herkes duysun acını, herkes anlasın istiyorsun ama sonra kimsenin seni anlamadığını ve anlayamayacğını farekettiğin an susuyorsun ve normal gözüküyorsun. Ve sonra herkes seni atlattı sanıyor. Hayat küçükken oynadığımız ip atlamalara benzemiyor ki. Suratıma sahte bir gülücük koydum. Zaman zaman ben bile iğrendim o gülücüklerden. Çünkü bana ait değil onlar. Annemden önce ve annemden sonra diye ikiye ayrıldı hayatım. Ne önceki beni hatırlıyorum ne de şimdi beni tanıyorum. Kendime bir yabancıyım ve bu yüzden nereye gideceğimi, nerede huzuru bulacağımı bilmiyorum. İşte bu yüzden yönümü hala arıyordum. Dalgalar bana çarpıyordu ama umurumda bile değildi. Sanki bedenimde bir delik vardı. İmimde kanayan yaralar okyanusa akıyor. Okyanusun kirli akıntısı içi,me giriyordu. Ben karışmıştım. Korktuğum geceler oluyordu. Tıpkı yemek içmek gibi sıradanlaşan kabuslarım oldu artık. Onları benliğime sindiridim. Onları kabul ettim. Çünkü reddettikçe daha sert geliyorlardı. Asla ve yapamamları çıkardım hayatımdan. Çünkü bir insan her şeyi yapabilirmiş ve herşeysiz de yaşarmış. Ben bunları yaşarken etrafımdan duyduklarım sadece komik geliyordu bana. Acımı geçirmeyecek, annemi geri getirmeyecek ve beni kıyıya bağlayamayacak her şey saçma ve komikti. Bana bir şeyler söylerek teselli etmek için kıvranan insanlar var etrafımda. Aslında söyleyebilcekleri hiçbir şeyleri yok. Belki de kendileri bile inanmıyorlar bana söylediklerine. Benim içime bir kor düşmüştü ve o yanarken tek istediğim insanlara sarılmaktı. Hiç tanımasamda, hiç bilmesem de. Sadece öpülmek, sevilmek ve birine sarılarak uyumak istiyordum. Anlatamadığım zamanlarda boğazımda bir düğüm oluşup, gözlerim doluyor ve bunun açıklamasını yapamıyorum. Sarılmaya ve sevilmeye muhtaç olmak bunun adı. Bazense sadece canım acıyor diye ağlıyordum. Okyanuslara, okyanus katıyordum. Uyumaya çok düşkün oldum. Aslında kaçtığım için değil sadece içimdeki acıyı uyuşturuyorum. Çünkü ben taşımam gerekeden daha fazla yük taşıyordum. Keşke batsam ama batmıyordum. Suyun yüzeyinde de kalamıyordum. Tam ortasındaydım.

Bazen yaşamak sadece umut etmekrir. Artık umudum kalamadığı için belki de zorlanıyorudm. Yoğun bakımda annemin saçlarını kesmek için benden izin istemişlerdi. Çok kesmeyin o saçlarını çok sever demiştim. Oysa hemşire onun uyanamayacağını çok iyi biliyordu. Ama ben umutb ediyordum hala. Hatta öldüğü gün bile umut ettim ben. Yoğun bakım ünitesine girdiğimde, güzel gözlü annemin gözlerini bantlamışlardı. Doktor geldi ve sordum. Bana “ bunu sana söylemek zor ama annen bugün ölücek.” Dedi. Nasıl yani bugün mü kesin mi dedim. “ yüzde 90” dedi. O gün akşama kadar bekledim. Umutla inanmadım. Son bir ameliyat deneyeceğiz dediler akşam. Kan istediler. Kan aradım insanlardan, buldum ama annem o kanı alamadan hakkın rahmetine kavuşmuştu. Artık beni ebediyen bırakmıştı. Annem gitmişti... O artık benimle değildi. Onunla hikayem bitmişti.

Benim meleğim çok acı çekerek ölmüştü. Onun ne kadar acı çektiğini düşününce benim bile nefesim tıkanıyordu. Demek kimsesizlik aslında sevgisizlik demekmiş. Birinin dizlerinde uyumanın hazzı artık eskisi gibi olmayacakdı. Belki de uyumayacaktım bile. İnsanlara sarılıp, nedenini bilmeden gözlerim doluıyor ve ağlıyordum.

Batmak istiyordum ama kendi isteğimle değil. Mecburiyetten çünkü pes etmek bana göre değildi. Pes etmeyip mutsuz olmak, oda bana göre değildi. Ama halatım benim anlamımdı. Ve halatım artık yok.

Şeyy... Bir toprağa dakikalarca sarılıkalmak istediniz mi? Toprak kokuusnda anne kokusunu aradınız mı? Ya da denize bile istediğiniz kişi yanınızda olmadığı için bakmak istemediğiniz oldu mu? Siz hiç korkarak yaşamaya mahkum kaldınız mı? Sanki yüzümde katman katman maskeler varmış gibi. Aynaya bakdığımda ben bile gerçek beni bulamıyorum.

Küçük bir çocuk gibiyim. Etrafındakileri tanımaya ve anlamaya çalışan. Meraklı bazen de ağlayan gözlerle bakan. Ve artık annesinden yaklaşıkbir yıldır ayrı bir çocuk olarak. Bir yandan yetimliği de hissediyordum yavaş yavaş. Sanki ruhuma usul usul yabancı duygular yayılıyordu. Damarlarımdan akan kan gibi. Bazı duyguları hissettiğim için kendime kızıyordum. İnkar ettiğim duygularım oluyordu. Yalan söylemeye başlamıştım artık. En büyük ve tek yalanım. “İyiyim” demekti. Kendimden bile bıkmışım artık. Kendimi cezalandırmak istiyordum. İyi olmadığım için. Kendimi yüksekden atmak ve içimde ben burdayım diyen acıyı susuturmak istediğim zamanlar oluyordu. Öfkeme sahip çıkmaya çalışıyordum. Çırpınıyordum okyanusta. Hem boğulmak hem de yüzebilmek için. Ne yapdığını bilmemek aslında en kötüsüydü. Kayboluyordum ve artık kaybolurken gücüm azalıyordu. Buharlaşıyordum. Buhar olsam annemin yanına ulaşabilir miyim?

Yağmur yağdığı zamanlar hep gökyüüzünün beni anladığını düşünüyorum. Gökyüzü beni anlıyor, benimle birlikte ağlıyor. Susar, sadece onun gürültüsünü dinlerim. Mis kokan çimleri. Bir rahatlama olur ruhumda. Sanki Anlaşılmışım gibi. Başkaları da acı .çekince bizi biraz da olsa anladıklarını düşünürüz. Oysa annemin yokluğunu kim anlayabilirdi. Halatımı bağlama imkanları yoktu. Biri beni telrar kıyılara getirebilir miydi? Getirse bile orada eskisi kadar güvenli kalabilecek miydim? Yaklaşık 1 yıl oluyor ve annemsiz yaşıyorum. Nasıl yaşıyorum bilmiyorum. Belki kıvrana kıvrana. Belki can çekişe çekişe! Belki hıçkıra kıçkıra! Ama yaşıyorum. İşte bunu kaldıramıyordum. Çünkü hayat devam ediyor. Hem de annemsiz. Annem yok artık Hayatımın annemsiz dönemi diye bir sayfa açıdı belleğimde. Onun geçtiği sokaklar, onun yolları, onun sesi hepsi bende hala. Hala dayanılmaz. Zaman geçiyor ve herkesin artık kabullenmem gerektiğini, alışmam gerektiğini düşündüğünü hissediyorum. Ama ben ısrarla geçen zamana da kızıyorum. Çünkü benim acım geçmiyor. Sadece benden başka herkese görünmez oluyor. Sadece beni benden başka biri yapıyor. Sevmeyi unutturuyor bana mesela. Bağlanmayı unuturuyor. Kaybedeceğim korkularını sarıyor. Artık alışmıyorum insanlara, kaçıyorum onlardan. Çünkü biliyorum onlar istemese de beni bırakıp gidebilirler. Çünkü biliyorum. Ben bir daha kendimi kaybedersem bu kez çırpınmadan batarım. Her gün gördüğümr rüyalarımı normal kabul etmem kadar anormaldi duygularım. Canım acıyordu. Ve canım acırken çoğu zaman bir yerlerim titriyordu. Umudumu kaybetnmiştim. Annem gelmediği her gün umutlarım azalıyordu. Annem yok. Ve artık olmayacak. İnsanlar bana bakarken garip hissediyoırum. Eski beni hatırlamıyorum. Yani annem varken olan beni. Ama şimdiki gibi değildim farklıydım. Şimdi ben yabancıyım. Aynaya baktığımda kendimi tanımıyorum. İnsanlar beni anlamadıkça suya batıyordum. Ve kullandığım her üç cümleden biri anlatamıyorumdu. Çünkü gerçekten anlatamıyordum. Nasıl anlatılır ki bir insanın annesinin ÖLDÜRÜLMESİ nasıl bir duygudu? Ve sizden başka kimsenin anneniz için çırpınmaması. Sizden başka herkesin ÖLEN ÖLDÜ demesi. Herkesin bir tokatmış gibi yüzünüze vurması gerçekleri. Nasıl anlatılır? Boğazımdaki bağlanan o sıkı düğüm? Yutkunmakta çekdiğiniz zorluk mu? Dolan gözleirnizi kaçırmanız ya da dayanamayıp arka arka salmanız mı damlalar dolusu gözyaşlarınızı? Karşımızdaki insanlar asla bizim acımızı anlamazlar. Aynı şeyi yaşamış olsalar bile. Çünkü acılar her bünyede farklı direnç gösterirler. Herkesin bardağı doldurma seviyesi farklıdır. Ve benimki artık son damladaydı. Taşırdılar ama bu yetmedi. Fışkırtmak istediler. Fışkırttılar oda yetmedi. Bardağımı kırdılar. Rahat edip bıraktılar. Bardağımı birleştirmekse bana kalmıştı. Onu eski haline getiremeyecektim belki. Belki ellerim kanayacakdı. Belki eskisinden çok farklı olacaktı ama yapmak zorundaydım. Terkedilmek her zaman dokunur insana. Ama beni kimse terk etmemişdi. Sadece benim halatımı zorla çözüp parça parça kestiler. Her bir parçayı birbirinden farklı yerlere attılar. Annemin öldüğü gün benim için kıyametin koptuğu gündü. İsyan bayrağımı o zaman çekmiştim. İçimdeki öfke hiç geçmedi. Ama 11 ay geçmişti. İçimdeki öfke geçmedi ama artık ilk günki gibi bağıramıyordum. Haykıramıyordum. Dayanamıyordum ve bunu benden başka hiç kimse bilmiyordu. Herkes benim toparlandığımı sanarken ben daha çok içimden yıkılıyordum. Harebeden farkım yoktu. Amnemle birlikte yaşayan bir ölüydüm ben. Sanki her şeyimi kaybettim. Ve elimde kalanların da değeri yok gibiydi. Gözüme perde inmişti. Görmüyordum. Bakıyordum ama göremiyordum. Uzun bir dönem de göremeyecekdim. Normal değildim evet bunu anlamıştım. Ama bunu kabul etmesemde olurdu. Çünkü normallik her zaman iyi sonuçlar doğurmuyordu. Bazen katledebiliyordı seni. Vijdan duygusunu kaybetmiş insanlardam nefret ediyordum. İğreniyordum ve artık hiç kimseye güvenmiyordum. İstesem de olmuyordu. Sevme özelliğim bile yoktu artık. Onu bile çekip almışlardı içimden.Aslında annemden çok ben ölmüştüm. Çünkü onun ruhu yaşıyordu. Ama benim ruhum bile yoktu artık. Sinirimden ağladığım çok oluyordu. Her şeyi darmaduman etmek istediğim, dağları bile yıkmayı çok istedim. Bitiyordum sanki. Annemin ardından ben bitiyordum. Ve beni hiç bir doktor kurtaramazdı. Bir mezarın başına gidip dua okumak, çiçek ekmek bu kadar zor değildi önceden. Ama zaten hiçbir şey eskisi gibi değildi. Biliyorum ölüm tek gerçek. Ben ölüme kızmıyorum ki. Ben annemsiz yalanların içinde kaldığım için kızıyorum. Çünkü annemle yalanların içinde olmak bile çok güzeldi. Dönme dolap gibiydi, annemle hatıralarım. Hepsi etrafımda dolanıyordu. Hiç ara vermiyorlardı. Midemi bulandırıyordu. Başımı döndürüyordu ve dengemi bozuyordu.


Yüklə 151,3 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə