Hegel metinleri İÇİN



Yüklə 0,92 Mb.
səhifə6/8
tarix27.01.2018
ölçüsü0,92 Mb.
#40816
1   2   3   4   5   6   7   8

spät sft. geç

später blt. sonra; daha sonra

Speise (f) a. besin, yiyecek

Spekulation (f) a. kurgu; kurgulama

spekulativ sft. kurgul

Sperling (m) a. serçe

Spezifikation (f) a. tikel­leş­me

spezifisch sft. belirli, tikel

spezi­fizieren eyl. tikel­leştirmek

Sphäre (f) a. alan; erim

spiegeln eyl. parlamak; yansıtmak

Spiel (n) a. oyun

spielen eyl. oynamak

Spielerei (f) a. oyun

Spielraum (m) a. oyun alanı, oyun yeri

Spitze (f) a. doruk; baş

spontan sft. kendiliğinden

Spontaneität (f) a. ken­diliğindenlik

spotten eyl. alay etmek

Spottnamen a. takma ad

spottweise blt. alaycı bir biçimde

Sprache (f) a. dil

Sprachforschung a. dil araştırması

Sprachgebrauch (m) a. dil kullanımı

sprechen eyl. konuşmak

Spreu (f) a. saman

Sprichwort (n) a. özdeyiş

spröde sft. çekingen

Spruch (m) a. hüküm, karar; deyiş

Sprung (m) a. sıçrama

Spur (f) a. iz, belirti

Staat (m) a. devlet

Staat an sich a. kendinde devlet

Staatsmann (m) a. devlet adamı

Staatsrechts (n) a. devlet tüzesi

Staatswirtscaft a. devlet ekonomisi

Stadt (f) a. kent, kasaba

Stand (m) a. duracak yer; konum; sınıf, katman

Standpunkt (f) a. duruş noktası, bakış açısı

stark sft. güçlü, kuvvetli

starr sft. devimsiz, durgun, dingin, katı

Statistik a. istatistik

statt ilg. — yerine

Stätte (f) a. yer, konum

stattfinden eyl. yer almak, olmak

Statue (f) a. yontu

staubig sft. tozlu

stecken eyl. saklanmak, gizlenmek, gizli yat­mak

stehen eyl. durmak

stehenbleiben eyl. durup kalmak;

stehlen eyl. çalmak

steif sft. katı, bükülmez, kaba

steigern eyl. yükseltmek, art­tır­mak, yeğinleş­tir­mek

Steigerung (f) a. yük­selt­me, arttırma, yeğin­leştirme

Stein (m) a. taş, kaya

steinern sft. taştan

Steinformation a. kaya oluşumu

Stelle (f) a. yer, konum

stellen eyl. koymak, sapta­mak; bkz. aufstellen; vorstellen

Stellung (f) a. konum, yer

Stengel (m) a. gövde

Sterben (n) a. ölüm

sterben eyl. ölmek

sterblich eyl. ölümlü

Sterblichkeit (f) a. ölüm­lülük

Stern (m) a. yıldız

stets blt. sürekli olarak, düzenli olarak, her zaman

Steuerwesen (n) a. ver­giler; vergilendirme; vergi işleri

Stickstoff (m) a. azot

Stier (m) a. boğa

Stimme (f) a. ses

stimme eyl. ayarlamak; bkz. übereinstimmen; zu­stim­men

Stimmung (f) a. huy; an­sal durum

Stoff (m) a. gereç, özdek, töz

Stoiker (m) a. Stoacı

Stolz (m) a. gurur

stolz sft. gururlu

Stoß (m) a. itme, itiş

stoßen eyl. itmek; çarp­mak, çatmak

stören eyl. rahatsız etmek, karışmak, bozmak

störend sft. rahatsız edici

Störung a. bozukluk

Strafe (f) a. ceza

Straße (f) a. sokak

sträuben eyl. gönülsüz durmak; direnmek, karşı çıkmak

streben eyl. çabalamak

Streit (m) a. tartışma, çekişme

strenge sft. katı, sıkı, sert

Stroh (n) a. saman

studieren eyl. incelemek, çalışmak

Studium (n) a. inceleme; eğitim

Stufe (f) a. basamak

Stufenfolge (f) a. basa­maklar dizisi

Stück (n) a. parça

stümperhaft sft. kaba sa­ba, beceriksiz

stürzen eyl. yıkılmak, çök­mek

stützen eyl. desteklemek

Stützungspunkt a. destek noktası

Subjekt (n) a. özne

subjektiv sft. öznel

Subjektivität (f) a. öz­nellik

subordinierte sft. alt­gü­dümlü

subordinierten sft. alt­güdümlü

Substantialität (f) a. töz­sellik

substantiell sft. tözsel

Substantiv (n) a. ad

Substanz (f) a. töz

Substrat (n) a. dayanak

subsumieren eyl. yük­le­mek; kapsamak, altına almak

suchen eyl. araştırmak, aramak

summarisch blt. özet ola­rak

Sumpf (m) a. çamur, ba­tak­lık

Südpol (m) a. güney kut­bu

Sündenfall (m) a. Cen­netten Düşüş

Sündhaftigkeit (f) a. gü­nah­karlık

süß sft. tatlı

Syllogismus (m) a. tasım

Symbol (n) a. simge

synthetisch sft. bireşimli

System (m) a. dizge

Systematik (f) a. dizgesel sunuş

systematische sft. dizgesel

systematisieren sft. diz­geselleştirmek
T

Tag (m) a. gün

täglich blt. her gün; gün­lük, gündelik

Talent (n) a. yetenek

Taler (m) a. para birimi

tapfer sft. yürekli

Tat (f) a. olgu, edim; in der Tat: gerçekte

tätig sft. etkin

Tätigkeit (f) a. etkinlik

Tatsache (f) a. olgu, so­run

tatsächlich sft. olgusallık

Taufe (f) a. vaftiz

täuschen eyl. aldanmak

Täuschung (f) a. aldan­maca, aldatma

Tausend (f) a. bin

tausend sft. bin

tausendjährige blt. bin­lerce yıl

tausendmal blt. bin kez

Tautologie (f) a. genele­me

tautologisch sft. gene­lemeli

technisch sft. uygulayım­sal

Teich (m) a. göl

Teil (m) a. bölüm

teilbar sft. bölünebilir

Teilbarkeit (f) a. bölü­nebilirlik

Teilbestimmung a. Teil: parça, bölüm; Bestim­mung: belirlenim

Teilchen (n) a. parçacık

teilen eyl. bölmek

teilhaftig sft. katılan, pay alan

teils blt. bölümsel olarak, bir yandan; zum teil: bölümsel olarak, belli bir düzeye dek

Teilung (f) a. bölümleme, bölme, bölünüş

Teleologie (f) a. erekbilim

teleologisch sft. erek­bi­limsel

Tempel (m) a. tapınak

Temperatur (f) a. ısı

Temperaturgrad a. ısı de­recesi

Tendenz (f) a. eğilim

Terminologie (f) a. ter­minoloji

teuer sft. değerli, pahalı

Theodizee (f) a. Teodezi (Tanrı üzerine felsefi inceleme)

Theologie (f) a. tanrı­bilim

Theorem (n) a. teorem

theoretisch sft. kuramsal

Theorie (f) a. kuram

Thermometer (n) a. ısı­ölçer

These (f) a. sav

tief sft. derin

Tiefe (f) a. derinlik

Tier (n) a. hayvan

tierisch sft. hayvansal

Tiersein (f) a. hayvanlık

Tisch (m) a. masa

Titel (m) a. başlık, san

Tod (m) a. ölüm

tolerieren eyl. hoşgörmek, hoşgörü göstermek

Ton (m) a. ses; nota

Tor a. kapı

tot sft. ölü

totale sft. bütünsel, bütün

Totalität (f) a. bütünlük

töten eyl. öldürmek

träg sft. tembel

tragen eyl. taşımak; des­teklemek

Träger (m) a. taşıyıcı

Trägheit (f) a. tembellik

Tragödie (f) a. trajedi

Träne (f) a. gözyaşı

transitorisch sft. geçici

transzendent sft. aşkın

transzendental sft+sft. aş­kın­sal

Traube (f) a. üzüm

trauen eyl. güvenmek

Traum (m) a. düş

traurig sft. üzüntülü, acılı

Treber (pl) a. küspe

treffen eyl. çarpmak; etki­lemek, ilgilendirmek; karşılaşmak

treffend sft. yerinde, uy­gun; çarpıcı

Treiben (n) a. etkinlikler

treiben eyl. itmek; devime geçirmek; uyarmak; neden olmak, yarat­mak

trennbar sft. ayrılabilir, bölünebilir

trennen eyl. ayrılmak, bölünmek

Trennung (f) a. ayrılma, bölünme

treten eyl. çıkmak; ortaya çık­mak, kendini gös­termek, görünmek; zu nahe zu treten: çiğ­nemek, gölge düşür­mek

Treue (f) a. bağlılık

Trichotomie a. üçlülük (beden, ruh, tin)

Trieb (m) a. içgüdü, dür­tü

Triebfedern a. güdü

trinken eyl. içmek

trivial sft. basmakalıp, önemsiz

trivialerweise blt. bas­ma­kalıp bir yolda

trocken sft. kuru

tropfbar sft. sıvı

Trost (m) a. avunç, avut­ma

trostlos sft. avunçsuz

trostreich = trostbringen: a. avutucu

trösten eyl. avutmak

trüb sft. bulanık

Trübung (f) a. bulanıklık, karanlık

Tugend (f) a. erdem

tugendhaft sft. erdemli

Tun (n) a. edim

tun eyl. yapmak, etmek

tüchtig sft. yetkin, bece­rikli; iyi çok iyi, değerli

Tür (f) a. kapı

türkische sft. Türk

Typus (m) a. tip

U

umändern eyl. değiş­tir­mek, başkalaştırmak

Umarbeitung (f) a. topar­lama, değiştirme, yeni­den şekillendirme, ye­ni­den işleme (modification, adaptation, remodelling, recasting, revision)

Umbeugung (f) a. çevre (surroundings, vicinity, environs)

umbilden eyl. dönüş­tür­mek

Umbildung (f) a. deği­şim, yeniden yapma, dönüştürme (change, reconstruction, transformation; modification)

Umfang (m) a. çevre; erim, alan (circumference, circuit, periphery)

umfassen eyl. kucaklamak; kapsamak

umformend eyl. yeniden mo­del­lendirmek; dö­nüştürmek

umgeben eyl. kuşatmak, çevrelemek

umgeben eyl. kuşatmak, çevrelemek (surround, encircle)

Umgehung (f) a. yandan dolaşma

umgekehrt sft. evrik, tersi, aykırı

umgestalten eyl. de­ğiş­tirmek, dönüştürmek

umher blt. çevresinde, aşağı yukarı, oraya bu­raya

umhin nicht umhin kann: eyl. kendini alamamak, yapmanın önüne ge­çememek

umkehren eyl. geri dön­mek; mit umgekehrter Hand: elinin tersiyle

Umkreis (m) a. çevre, çeper

Umlauf (m) a. dönme, döngü, dönüş; im U. bringen: ortaya atmak, dolaşıma koymak

Umschlag (m) a. (bir­denbire) dönme, değiş­me (revulsion, ‘sudden’ change)

umschlagen eyl. çevirmek, döndürmek

Umstand (m) a. durum, koşul

Umsturz (m) a. devrilme; devrim (downfall, ruin, overthrow; upheaval, revolution)

umstürzen eyl. devirmek, yıkmak

unabhängig sft. bağımsız

Unabhängigkeit (f) a. bağımsızlık

unangefochten sft. tartış­masız; engelsiz

unangemessen sft. yeter­siz, elverişsiz, uygun­suz

unaufgelösten sft. çözüm­süz, çözülmemiş

unbeantwortet sft. yanıt­sız

unbedenklich blt. düşün­meden, durak­sa­ma­dan

Unbedeutendste a. en anlamsız; bedeutend: anlamlı, imlemli

Unbedingt a. koşulsuz

unbedingt sft. koşulsuz

Unbedingtheit a. koşul­suzluk

unbefangen sft. saf, yan­sız, çıkarsız

Unbefangenheit (f) a. saflık, yansızlık

unbefriedigend sft. do­yurucu olmayan

unbefriedigt sft. doyum­suz, doyurulmamış

unbegreiflich sft. kavran­maz

unbegrenzt sft. sınırsız, sınırlanmamış

Unbegrenzte a. sınırsız

unbegriffenen sft. kavran­mayan

unbegründet sft. temelsiz

unbekannt sft. bilin­me­yen, tanınmayan

unbekannten sft. bilin­meyen

unbequem sft. uygunsuz, elverişsiz

Unbequeme a. uygun­suz, yersiz

Unberechtigtes a. aklana­maz; berechtigen: eyl. aklamak, haklı çıkar­mak

unbeschadet blt. —e zarar vermeksizin

Unbeschränkten a. sınır­sız

unbestimmt sft. belirsiz

Unbestimmtheit (f) a. belirsizlik

unbestraft sft. cezasız

unbeweisbar sft. tanıtla­na­maz

unbewiesenen sft. tanıt­lanmayan

unbewußt sft. bilinçsiz

unbrauchbar sft. kul­la­nışsız

und bğl. ve

undankbar sft. minnettar­lık bilmez, nankör

unendlich sft. sonsuz

Unendlichkeit (f) a. son­suzluk

unentbehrlich sft. vaz­geçilmez

unenthüllte sft. açıl­ma­mış, ortaya çıkmamış

unentschieden sft. karar­laştırılmamış; bkz. ent­schieden

unentwickelt sft. geliş­memiş

unerachtet blt. bak­mak­sızın, bakılmaksızın

unerfreulich sft. nahoş, tatsız, rahatsız edci

unerkanntes sft. bilin­meyen

unerkennbar sft. tanına­maz, bilinemez

unerkennbare sft. bili­nemez

Unerkennbarkeit (f) a. ta­­nı­­na­mazlık, biline­mez­lik

unerträglich sft. dayanıl­maz, hoş­görülemez

unfähig sft. yeteneksiz

Unfähigkeit (f) a. yete­nek­sizlik

unfehlbar sft. yanılmaz; bğl. hiç kuşkusuz

Unförmlichkeit (f) a. bi­çim­sel olmama, doğal­lık; biçim kötülüğü

unfrei sft. bağımlı, özgür­lüksüz

Unfreiheit (f) a. özgür­süzlük

Unfrieden (m) a. geçim­sizlik, sürtüşme

Unfug (m) a. yaramazlık, uygunsuzluk

ungeachtet blt. bakıl­mak­sızın, bakmaksızın, —e karşın

Ungebildet a. eğitimsiz

ungebildet sft. eğitil­me­miş, eğitimsiz, kaba saba

Ungebühr (f) a. uygun­suzluk, yersizlik; zur U.: blt. yersiz olarak

Ungeduld (f) a. dayanç­sızlık

ungefähr sft. raslantısal; blt. yaklaşık olarak, aşa­ğı yukarı

Ungeheur (n) a. canavar

ungeheur sft. çok büyük, olağanüstü

ungehindert sft. engelsiz, engelsizce

ungehörig sft. uygunsuz, yersiz

ungeistig sft. tinsel olma­yan

ungenau sft. sağın olma­yan

ungenügend sft. yetersiz, elverişsiz, doyurucu olmayan

ungereimt sft. saçma

ungeschickt sft. becerik­siz, yetersiz; uygun­suz, el­verişsiz

ungestört sft. dingin

ungetrennt sft. ayrıl­ma­mış; ayrılma­macasına

Ungetrenntheit (f) a. ayrıl­mazlık, bölün­mez­lik, bölünmemişlik

ungetrübt sft. açık, duru; tasasız, kaygısız

Ungewohntheit (f) a. alışkanlık yoksunluğu

ungleich sft. eşitsiz, özdeş­siz, benzemez

Ungleichheit (f) a. özdeş­sizlik, benzemezlik

unglückselig sft. mutsuz, talihsiz

Ungunst (f) a. uygun­suzluk

ungültig sft. geçersiz

universell sft. evrensel

Universum (n) a. evren

unkritisch sft. eleştirel olmayan

Unmittelbar a. dolaysız (immediate)

unmittelbar sft. dolaysız

Unmittelbarkeit (f) a. dolaysızlık

unmoralischen sft. ahlaka aykırı

unmöglich sft. olanaksız

Unmöglichkeit (f) a. ola­naksızlık

unnötig sft. gereksiz

Unordnung (f) a. düzen­sizlik

unorganisch sft. örgensel olmayan

unpassend sft. uygunsuz, uymayan

unpersönlich sft. kişisel olmayan

Unrecht (n) a. haksızlık

unrecht sft. haksız

unrechtlichste sft. en hak­sız

unreflektiert sft. yan­sı­mamış

unrichtig sft. yanlış

Unrichtigkeit (f) a. yan­lışlık

Unruhe a. dinginsizlik, kaynaşma

uns blt. bizi, bize

Unsagbar a. söylenemez

Unschuld (f) a. suçsuz­luk

unselbständig sft. bağımlı

unser blt. bizim, bize

unsereiner adl. içimizden biri

unsicher sft. güvenilmez

unsittlichste sft. töreye en aykırı

unsrige adl. bizimki

unsterblich sft. ölümsüz

Unsterblichkeit (f) a. ölümsüzlük

untätig sft. etkinliksiz

unteilbar sft. bölünmez

unten blt. altında

unter blt. altında

Unterbrechung (f) a. kopukluk

untereinander blt. birbiri altına, birbiri altında

Untergang (m) a. çökme, yıkılma, batma

untergehen eyl. batmak, yitmek, yokolmak

untergeordnet sft. alt­güdümlü

untergraben eyl. zayıf­latmak, yozlaşmak

unterm unter dem: blt. altında

unternehmen eyl. üst­lenmek

unterreden eyl. söyleşide bulunmak

Unterredung (f) a. söyleşi

Unterricht (m) a. öğ­re­tim

unterrichten eyl. öğret­mek, eğitmek

Untersatz (m) a. küçük öncül

unterscheiden eyl. ayır­detmek, ayırmak, ay­rım­­laş­tırmak

Unterscheidung (f) a. ayırdetme, ayrımlaştır­ma, ayrım

unterschieben eyl. el altın­dan sürmek, yut­tur­mak

Unterschied (m) a. ayrım

Unterstützung (f) a. des­tek, yardım

untersuchen eyl. araş­tırmak, yoklamak

Untersuchung (f) a. yok­lama, araştırma

unterwerfen eyl. alta al­mak, boyun eğdirmek; konu etmek

Unterwerfung (f) a. bo­yun eğme

untrennbar sft. bölünmez

Untrennbarkeit (f) a. ayrılmazlık

ununtersucht blt. yok­lan­maksızın

unübersteigbar sft. aşıl­maz

unüberwindlich sft. yenil­mez, üstesinden geli­nemez

unveränderlich sft. değiş­mez

unverändert sft. değiş­tirilmemiş

unvereinbar sft. bağ­daş­maz

unvermischt sft. katışıksız

unvermittelt sft. dolaysız

unvermögend sft. yete­neksiz

Unvermögenheit (f) a. yeteneksizlik

Unvernunft (f) a. us ol­mayan, us dışılık

unverrückt blt. değiş­me­den, devin­meden; ke­sin­tisiz olarak, sürekli olarak

unverständlich sft. anla­şılmaz

unverträglich sft. geçim­siz, bağdaşmaz, uzlaş­maz


Yüklə 0,92 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə