Hukuk metodolojiSİ ders notlari



Yüklə 0,6 Mb.
səhifə1/4
tarix15.01.2019
ölçüsü0,6 Mb.
  1   2   3   4

HUKUK  METODOLOJİSİ DERS NOTLARI

Yöntem sorunu, düşüncenin en temel sorunudur. Bu bakımdan felsefe ile de birbirine çok sıkı bağlantılıdır.

Düşünce, yöntemle kendini bir kalıba sokmakta, kendisine biçim kazandırmaktadır. Bu biçim düşünceye, arzuladığı kesinliği, başkalarınca onanmayı ve saygınlı getirecektir. Bu nedenle her düşünce –zihinsel ürün- içeriğinin doğru olduğunu ileri sürerken yönteminin güvenilirliğine dayanmaktadır. Bilgi adını hak etmek isteyen zihinsel ürünler iki yönden yönteme gereksinirler: Öncelikle bilgiye ulaşma yolu olarak ardından da elde edilen bilginin doğruluğu ve kesinliğinin bir denetimi ve güvencesi olarak.

“ HAKİKİ YÖNTEM, ARAŞTIRILAN ŞEYLERİN DOĞASINI İZLER, BİZİM ÖN YARGILARIMIZI DEĞİL”.

Geniş anlamlı bir tanım verecek olursak; sonuca ulaşırken aklın izlediği düzenli, tanımlanabilir yol yöntemdir. Yöntemin, düzenli ve tanımlanabilir olması esastır. “Ben kendime göre bilimsel hakikate ulaşıyorum” biçiminde bir yöntem olanaksızdır. Çünkü bilimsel hakikat evrensel, nesnel, herkes için apaçıktır ve genel geçerliliğe sahiptir. Yöntem, bireysel ve öznel olursa sonucun nesnel, evrensel ve genel geçerliliğe sahip olması düşünülemez. Yani yalnızca bir kişinin uygulayabileceği yalnız onun düşünce ve yeteneklerine uygun yolla elde edilen bilginin nesnel olduğu iddia edilemez. Yöntem anlatılabilir ve herkesçe izlenebilir olmalıdır.

    1.  BİLGİ TANIMI VE BİLGİ TÜRLERİ

İnsan içinde bulunduğu evrende çeşitli varlıklarla karşılaşır ve onları bilmeye çalışır. Bilinç sahibi bir varlık olarak ya kendisinin dışındaki bir varlığı yahut kendisini kavramak ister. Bu bilme etkinliğinde insanın bizatihi kendisi “bilen” yani özne, karşılaştığı nesneler ise “bilinen” yani objedir. O halde özne (bilen) ile nesne (bilinen) arasında oluşan bir etkinlik sürecinin sonunda çıkan ürüne de bilgi adı verilir. (1)

Kendi dışındaki varlıkları ve kendini bilmeye çalışan insan, bilgi nesneleriyle girdiği çok çeşitli ilişki sonucu farklı bilgi türlerine ulaşır. Bilgi, taşıdığı özelliğe ve elde ediliş yöntemlerine göre farklı türlere ayrılır.



  1. Gündelik Bilgi

Bilim bilgidir ancak her bilgi bilim değildir. Belli bir yönteme dayanılmadan ve neden-sonuç ilişkisi kurulmadan, doğrudan kişinin duyu verilerine ve sezgilerine dayanarak elde edilmiş bilgi türüne gündelik ya da adi bilgi denmektedir. Gündelik bilgi, insanın gündelik yaşamında kullandığı pratik bilgilerdir. Gelişigüzel, pratik hayatın gereksinimlerine göre elde edilen adi bilgi değişkendir, öznel yani sübjektiftir, görelidir, kapma ve dağınık olduğundan sistemleşmemiştir. Gündelik bilgi, akıl ve deney temelli açıklamalar yapmaksızın, deneme-yanılma sonucu varılan genellemelerdir. Soğuk-sıcak karşısındaki tepki, tehlikeden kaçış, daha önce yaşanmış olaylardan kazanılan deneyimler gibi günlük hayatın olay ve olgularına dayalı bulunan bu bilgiler doğru da olabilir yanlış da. Doğru olanları yaşam mücadelesinde yararlıdırlar. Ancak neticede kişinin öznel algı ve yargılarına dayanmasının yanında gerçek anlamda neden-sonuç ilişkisiyle ve bilimsel yöntemle elde edilmediği için rastlantısaldır. Ulaşılan bilgi türü rastlantısal elde edilmekle genel geçer ve güvenilir bir bilgi de değildir.

  1. Teknik Bilgi

Akıllı varlık olarak insan, varlık ve olayları tanıma ve bilmekle kalmayıp kendi istekleri doğrultusunda kullanmak için değiştirme gücüne de sahiptir. İşte bunu sağlayan alet ve gereç yapma bilgisine teknik bilgi denir. Yunanca “techne” sözcüğünden gelen teknik, beceri ve sanat anlamına gelir. Teknik, doğada olmayan ancak insanın kendi aklı sayesinde doğadan aldığı malzemeyi kendi hayatını kolaylaştıracak alete çevirmesidir. Teorik bir bilgi olmaktan ziyade bir şeyin pratik kullanıma dönüştürülme bilgisi olup, insana yarar ve kolaylık sağlayan bir işleve de sahiptir.

Teknik bilgiler bilimsel bilgi birbirlerini her zaman desteklemelerine hatta birlikte varlıklarını sürdürmelerine rağmen farklı bilgi türleridir. Teorik bilgi olması itibariyle bilimsel bilgi günümüzde teknik bilgiden yani pratik üretimden önce gelmektedir. Teknik, bilimin bir sonuç ürünü ya da pratiğe uygulanışı biçiminde tanımlanmaktadır.



  1. Dini Bilgi

Özne ve nesne arasındaki bağ, aşkın ve yüce bir varlık olarak kabul edilen Tanrı tarafından belirlenen bir inanç sistemine dayanarak elde edilen bilgi türüdür. Dini bilgi, belli bir din temeli üzerinde evreni, insanı ve toplumu açıklayan dogmatik yani kesin ve değişmez olduğu kabul edilen bilgidir. Kaynağı Tanrı olduğu için de mutlak ve bağlayıcıdır. İnanç bağından kaynaklanan mutlak, değişmez, zorlayıcı ve kesin bilgidir.

d. Felsefi Bilgi

Felsefe sözü Yunancadan Arapçaya ve oradan da Türkçeye geçmiştir. Sözün Yunanca aslı olan philosophia iki kelimeden oluşur.                    

PHİLO: SEVGİ       

SOPHİA: BİLGİ YA DA BİLGELİK

O halde philosophia; Bilgi sevgisi ya da bilgeliği sevmek anlamına gelir.



Filozof, bilgeliği seven, bilgeliği arayan ve ona ulaşmak isteyen kişidir, hakikat aşığıdır. “Sophia”  kelimesi sadece kuru ve soyut bir bilgi değildir. Filozof, yaşamın anlamını bulmaya çalışıp, bu anlama uygun yaşamak isteyen kişidir. Felsefenin amacı sadece bilgi edinmek değil aynı zamanda doğru davranışlarda bulunmamızı sağlamak, ahlaklı yaşamın yollarını öğretmektir.

Felsefe Tanımı: Varlığı bir bütün olarak (külli) derinliğine ve tüm boyutlarıyla inceleyen tümel bilgiler sistemine felsefe denir.



·Varlığın, varlık olarak incelenmesi, ilk nedenin araştırılması (causa prima) ve son amacın (causa finale) kavranması sorunlarını içerir.     

Rönesans’a kadar zaten tüm bilimler felsefenin çatısı altında ele alınıyordu. Rönesans ile birlikte diğer bilim dalları yavaş yavaş felsefeden kopmaya başladı. Ancak yine de bilimlerin varlığı parçalara ayırıp incelemesine karşın felsefenin genelleyici ve birleştirici tavrına ihtiyaç vardır. Felsefeye bilimlerin anası denmesinin sebebi işte budur.



FELSEFENİN BÖLÜMLERİ

          İÇ AYRIM

    

       SORUNLAR



VARLIK (ONTOLOJİ)

  

FİZİK


METAFİZİK

·Varlık madde kökenli mi?

·Varlık ide kökenli mi?

·Maddeyi ide mi yarattı?

·Yoksa madde mi ideyi yarattı?



BİLGİ KURAMI (EPİSTEMOLOJİ)

AKIL

DENEY


SEZGİ

·Bilgiyi elde etmek mümkün mü?

·Her şeyin aslını bilebilir miyiz?

·Yoksa bir rüyalar evreninde mi yaşıyoruz?


DEĞER KURAMI (AKSİYOLOJİ)

ESTETİK

ETİK


DİN

·Salt değerler var mı?

·Yoksa her şey göreceli mi?



VARLIK (ONTOLOJİ):  Varlığın, varlık olmak bakımından incelenmesidir.

·Var olan tikel şeyleri değil de varlığın kendisini tümel olarak konu alan,

·Somut varlık yerine varlığı soyut biçimde araştıran

·Ayrıca varlık olmak bakımında doğasının ne olduğu sorusunu yanıtlamaya çalışan felsefe bölümüdür.

Fizik ve metafizik olarak ikiye ayrılır. Metafizik; var oluş sebebinin üzerinde durur. Varlığı yaratan nedir? Kimdir? sorusu ile başlayıp din felsefesinin alanına girer.

BİLGİ (EPİSTEMOLOJİ): Bilgiyi genel olarak ele alır ve bilgi ile ilgili problemleri araştırır.

·Bilginin olanaklılığı; bilginin bilinemezliğinden bilginin ulaşılabilir olduğuna kadar uzanan bir dizi tartışmayı içerir.

·Bilginin kaynağı ise bilginin elde edilmesinin nasıl gerçekleşeceği sorunudur. Deney, akıl ve sezgi yöntemleriyle belirginleşir.

DEĞER (AKSİYOLOJİ) FELSEFESİ: İnsanın seçimlerini yerleştireceği kriterleri ortaya koyar(2).

e. Bilimsel Bilgi

 Bilim, aynı konuya ya da konu alanına yönelmiş ve genel olarak geçerli bilgilerin sistemidir.

Tanımdan çıkan bilimsel bilginin nitelikleri;

· Bilimsel bilgi; önce aynı konu ya da konu alanına ilişkin bilgilerden olmak gerekir. Çünkü bilim, aynı konu ile ilgili bilgilerin bir bütünüdür. Bilimden ancak birçok bilgiler, birlik biçiminde ve çelişmesiz bir bütün meydana getirdikleri zaman söz edilebilir. Bilgilerin birlik ve bütünlüğünü, öncelikle onların aynı konuya yönelmiş olmaları belirler.

· Bilimsel bilginin özelliklerinden ikincisi, bu tür bilginin, genel olarak geçerli bulunuşudur. Bilimsel araştırmanın vardığı sonuçlar, her yerde ve her zaman doğrudur.

· Bilimsel bilgi, doğruluğu kanıtlanmış bilgidir. Bilimsel çalışmada, doğruluğu kanıtlanmamış her şeye kuşku ile bakılır.

· Bilimsel bilgi, nesneldir. Kişisel çıkarların ya da sempati ya da antipatilerin ürünü değildir. Duygudan uzak, nesnel ve kanıtlanabilir olmasından ötürü, bilimsel bilgi kimsenin tekelinde değildir. Kişisel çıkar, duygu ve tutkuların, kişisel eğilimlerin ürünü değildir.

            Yukarıda bilim ve felsefeyi açıklarken kendileri de birer bilgi türü olan felsefi bilgi ve bilimsel bilginin niteliklerini de çıkarmış olduk. Şimdi de bilimsel bilgi ile felsefi bilginin bir karşılaştırmasını yapacağız:

         Felsefe-Bilim İlişkisi

·Bilimsel bilginin temel alındığı doğa bilimleri alanında temel bilgi edinme yöntemi deney-gözlemdir. Bu anlamda felsefi bilgi, deney ve gözleme dayanmaz o nedenle de nesnel yani doğruluğu kanıtlanmış bilgi olduğu iddiasında değildir. Bu yüzden de nesnel bir bilgi olmamakla felsefenin, bilimsel bilgi ile çelişmemesi gerekir.

·Varlığı bir yönüyle ve tek bir bakımdan konu edinen bilimlerden farklı olarak felsefe, varlığı bütün olarak ele alır. Olanı inceleyen doğa bilimlerinden farklı olarak da olması gerekene yönelir.

·Felsefe, bilimsel bilgi ile cevaplandırılamayan soruları yanıtlama çabasındadır. Örneğin belirli bir konu alanında doğru bilgiye ulaşmaya çalışan bilimin kendisi aslında en temel soru olan “bilgi” nedir, olanaklı mıdır ya da bilginin kaynakları nedir gibi soruları kendine yöneltmez. Bunlar felsefi problemlerdir.

·Özellikle yeni bilimsel buluş ve teknolojilerin getirdiği sorunları, bu gelişmelerin değerler açısından yol açabileceği sakıncaları tartışma görevi felsefeye düşmektedir.

          Bilim felsefesinin konusu, bilimsel bilginin niteliği ve onu diğer bilgilerden ayıran özelliklerin neler olduğudur. Bilim felsefesi ile bilimsel bilgi üretimi arasındaki ilişkide bilim, felsefeyi önceler. Bilim felsefecileri, bilim tarihinden hareketle bilim adamlarının etkinlikleri söz konusu olduğunda onu hangi ölçüt yahut süreçlerin bilimsel kıldığını araştırmaya çalıştıkları için bilim felsefesi, bilimi arkadan izlemektedir. Bilim felsefesinin asıl muhatabı, bilim adamları değildir. Elbette bilim insanları da boş zamanlarında, kendileri ve etkinlikleri konusunda bilim felsefesinin ne dediğine bakacaklardır ancak bilim felsefecisinin birinci muhatabı entelektüel kitledir.

Bilim adamları bilimi üretir, bilim felsefesi de bilimle bilim olmayanın farkı üzerinde durarak insanların yanlışlıkla bilim diye başka bilgilere saygı duymalarının önüne geçmiş olurlar.

2. DOĞRU BİLGİNİN OLANAĞI VE SINIRLARI PROBLEMİ

Doğru bilgi olanaklı mıdır? Bu soru, kesin ve güvenilir bilginin olanağı ve sınırlarını belirleme amacı gütmektedir. Aynı zamanda bu soruya verilecek cevap, bilim felsefesinin diğer meselelerine geçmeyi olanaklı kılması yahut bilim felsefesini ortadan kaldırması bakımından en temel sorudur ve iki şekilde yanıt verilmektedir.



a. Dogmatizm

Bu okula mensup filozoflara göre bilgi mutlaktır ve sınırları yoktur. Daha doğrusu bilginin sınırları, düşünmenin sınırlarıyla birdir. Doğru bilgi olanaklıdır diyenler, insanın kendisinden bağımsız olarak var olan gerçekliğin bilgisini bilebileceğini öne sürerler. Bilginin olanaklı olduğunu ileri sürenler de bu doğru bilginin kaynağı yani nereden geldiği (duyu, akıl, sezgi) konusunda kendi içlerinde çeşitli görüşler ortaya koyarlar. Bir kısmı deneye dayanan bilginin sağlam ve kesin olduğunu kabul ederken diğer bir bölümü bunun tam tersine deneyden gelmeyen bilginin değişmezliğine güvenleri tamdır. Fakat sonuçta bilginin olanak dâhilinde olduğunu kabul etmeleri nedeniyle onların tümüne dogmatik bilim kuramcıları denmektedir. Bilgiye bir tür akide (dogma, inanç) niteliğini yükleyerek adeta bilgi ile inanç arasında ayrım gözetmezler. Bilginin olmadığından asla şüphe etmezler(3).



b. Kuşkuculuk

Kuşkuculara göre ise doğru, nesnel bilgi olanaklı değildir. İnsanın kendisinden bağımsız olarak var olan gerçekliğin yani dış dünyanın bilgisini bilemeyeceğini ileri sürerler. Herkes için geçerli ve aynı bilginin olanağından kuşku duymalarından dolayı bu görüşü savunanlara kuşkucular (4)(septikler) denilir. Kuşkuculuğa yol açan genel sebepler şöyledir;

a.               Deneyimler ve duyumlar; deney bilgimiz duyu verileri üzerine temellenmiştir ve duyu verileri de bizi sıkça yanıltmaktadır. İlk bilgi kaynağımız olan duyular sık sık hataya düşmemize yol açıyorsa kesin ve doğru bilgiyi hiçbir zaman bilemeyiz. Örneğin su dolu bir bardağın içindeki kaşık kırık görülür. Kırık olmadığı halde kırık görülmesi duyu deneyimimizin bir yanılsamasıdır.

b.              Var olan değişim; Herakleitos’un “aynı nehirde iki kere yıkanılmaz” deyişinden yola çıkarak eğer var olan her şey hareket ve oluş içindeyse nasıl olur da bu değişen varlıkların değişmez, kesin bilgisine ulaşabiliriz.

c.               Toplumsal görelilik; bilgimiz kişiye göre olmasa bile aynı zaman diliminde bir toplumdan diğer topluma göre hatta aynı toplum için bir zamandan diğerine göre değişir.

d.              Bilimsel bilginin tarihsel değişimi; kuşkucuların bir diğer argümanı ise bilim tarihi sürecinde doğru bilginin değişmesidir. Örneğin yüzyıllarca Aristo fiziği ile desteklenmiş Batlamyus astronomisi, evrenin merkezinde hareketsiz gezegen olan dünyanın olduğunu doğru bilgi olarak sunmuştu. Sonraki bilimsel gelişmeler bu bilginin yanlışlığını gösterdi. Yerini Kepler astronomisi ve Newton fiziği ile değiştirdi. İlerde yeni gelişmeler sonucu şu anda gördüğümüz Newton fiziği ve Kepler astronomisi de değişebilir.

Pozitivist okula göre ise bilgi alanı, müspet bilim dallarının sınırlarıyla çevrilmiştir. Tabiat bilimleri alanının dışında kesin, güvenilir bilgi yoktur. Fizikötesini tanımayıp bilgiyi yalnızca olgular üzerine kurarlar.

 B1. Postmodernizmin Epistemoloji Anlayışı

Postmodernizm, modern olana kaşı duran, kesin iddialara kuşkuyla yaklaşan, ne ileri sürdüğünden çok neyi yadsıdığıyla belirginleşen bir umutsuzluk halinin ideolojik formülasyonudur. Modernizmin karakteristik toplum yapısı olan sanayi toplumu tüketim toplumuna veya başka bir adıyla iletişim toplumuna dönüşmeye başlamış ve bu yeni dönemin adı postmodernizm olarak adlandırılmıştır. Postmodernizm, özellikle bilimsel bilgiyi yücelten, laik ve rasyonel düşüncenin insanı bilimsel bilgiye ulaştıracağını ve insanın bu bilgiyi kullanmak suretiyle doğayı/evreni dönüştürme hakkına sahip olduğu iddiasındaki modernizmi yadsır.

Modernin zaman itibariyle ardından geleni olan postmodern dönemin öyküsünü 17.yüzyıl rasyonalizminden başlatabiliriz. 17.yüzyıla damgasını vuran Descartes ve Spinoza, Leibniz gibi diğer rasyonalistler, geometrik yöntemi ve aklı kutsamışlar, insanın doğruyu bulabileceğini ve her tür gizemi bilme cüreti göstereceğini ileri sürmüşlerdir. 17.yüzyılın akla ve geometrik yönteme verdiği öncelik Aydınlanma ile birlikte yavaş yavaş yerini gözlem ve deney yöntemine ve buna bağlı bir akıl anlayışına bırakmıştır. Sonuçta aydınlanma ve modernizmin iki temel ilkesi vardır ve bunların biri düzen diğeri de ilerlemedir. Bu anlayışa göre bilimlerdeki ilerleme sonsuzca devam edecek ve insanı her bakımdan daha iyi bir dünyaya doğru götürecektir.(5)

Postmodernizmin, modernizmin yadsınması sonucu elde edilen belli başlı ilkeleri şunlardır.

1. İşçilerin kurtuluşu, sınıfsız toplum, insanlığın ilerlemesi, aydınlanma gibi büyük öyküler/ anlatılar daha da doğrusu masallar içeren açıklama biçimlerine karşı çıkılmalıdır. İnsanlığın kurtuluşu için büyük anlatılar üretmek yerine yerel değerlerle sınırlı anlatılarla ve yerel ölçekli mücadele edilmelidir. Evrensel değerleri yakalamak, özgünlük ve özgüllükleri yok etmek anlamına geleceğinden yerel değerler peşinde koşulmalıdır.

2. İnsanlara yol gösterecek tek bir soyut akıl kategorisi yoktur ve bu yüzden tümel akıl kategorisi arkasına saklanarak totaliter söylemler üretilmemelidir. Modern bilim, insan aklını tek bir şekle sokmakta ve sınırlanmış insan aklı her şeye, nesnel doğruluğu içeren bir bilim anlayışı ile bakmaktadır.

3. İndirgemeciliğe, nesnelliğe, özcülüğe ve temelciliğe karşı çıkmak gerekir. Hiçbir yaklaşım, doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi kategorileri tekeline alamaz. Farklı bilgi yahut bilim önerileri, onları öne süren insanlar tarafından kendilerine yüklenen anlamlara göre değer kazanırlar. Bunun dışında ölçüt aramak beyhude bir çabadır.

Buna karşılık postmodern anlayışın tümü, bilgiyi ve gerçekliği teklikle değil çoklukla; akılla değil diğer olanaklarla ve de tek yöntemle değil birçok yöntemle açıklamayı kendilerine hedef seçmiştir.  Çağımız çoğulcu görüşe paralel olarak Antik Yunan’daki Sofizm geleneğini yeniden canlandırarak göreceliği de yeniden benimsemiştir. Artık tek gerçek ve doğru yoktur. Sonuçta bilginin kaynağı konusunda postmodern anlayış, inançlar dahil çoğulcu kaynak ve yöntem anlayışını benimsemiştir. Postmodernizmin bilim felsefesi alanına yansıması ise bilimsel despotizme karşı alternatif bilgilenme yöntemlerine var olma hakkı tanınmasına yönelik taleplerin,  anti-bilim adı altında ve neredeyse her olumsuz gidişin baş sorumlusu olarak görülen bilim düşmanlığına dönüşmesidir.

B2Anti-bilim

      Modern bilime olumsuz bakış açısıyla yaklaşan bu sosyal ve düşünsel hareket anti-bilim olarak bilinmektedir. Modern bilimden duyulan rahatsızlık ortak paydasında buluşan anti-bilim hareketi üç ana kaynaktan beslenmektedir.



a. Bilim ve Teknolojinin İstenmeyen Sonuçlarının Yarattığı Hoşnutsuzluk

Aydınlanma geleneğinde insan-doğa ilişkileri insan merkezci olup insana, doğayı sınırsız dönüştürme hakkı tanımaktadır. İnsanı evrenin merkezine yerleştiren ve diğer varlıkları insanın çıkarlarına hizmetçi kılan, bu bencil ve materyalist anlayış, doğal dengenin bozulmasının ve önü alınmayan problemlerin ortaya çıkmasının temel sorumlusudur. Modern bilim ve teknolojinin insanoğluna daha önceki dönemlerde görülmemiş oranda bir enerjiyi kullanabilme olanağı yaratması, eko-sosyal sistem için bir tehdit unsurudur. Bu olumsuz sonuçların temelinde, modern bilimin gelişmesine zemin hazırlayan, insana doğayı sınırsız dönüştürme hakkı tanıyan ve insan aklını hiçbir sınır tanımadan bilgi üretiminin tek otoritesi kılan aydınlanma zihniyetidir. Antibilimcilere göre modernleşmenin arzu edilmeyen bu sonuçlarının faturası modern bilime aittir. Bilim, insanlığın aleyhine olan atom bombası, nükleer silah vs. askeri teknolojiyi geliştirmeye hizmet etmektedir. Birinci dünya savaşıyla birlikte bilimin tarafsızlığı tartışılmaya başlanmış bilimi ordunun ve kapitalizmin yönlendirdiği iddiaları da artmıştır. Birinci ve İkinci dünya savaşı sonrasında artık bilim adamları yeni ve öldürücü silahlar geliştirmekten, bombalar tasarlamaktan, savaş alanlarına sürmekten sorumlu tutulmaktaydı. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombaları bilimin askerleştirildiği iddialarını pekiştirmişti.



b. Doğu Düşüncesi ve Mistisizm

Altmışlı yıllara kadar batı için doğu uygarlıkları, gelişmemişlik, gerilik, medeni olamamak anlamını taşıyordu. Bilim tekti ve o da en gelişmiş haliyle batıdaki bilimdi. Başta Hint ve Çin gelmek üzere doğu kültürünün kapıları aralanınca değişik bir kültür ortamının yanında farklı bir bilim anlayışının da varlığı görünür olmaya başladı.



c. Eleştirel Teori

Neo-marksist yani eleştirel teori taraftarlarına göre modern bilim; gerek tarihsel olarak ortaya çıkışı gerekse bugünkü kullanış biçimi açısından toplumsal çatışmalardan ve bu çatışmaların yeniden üretiminden bağımsız değildir. Bugünkü bilimsel düzen, üretim tarzının egemen kıldığı sınıfın lehine çalışan sömürü sistemin işleyişinin ve yeniden üretiminin en güçlü araçlarından biridir. Bu bakış açısı eleştirel bakmanın ötesinde bilime alternatif bir  yaklaşım getirmemektedir.



B3. Postmodern Bilim Savaşları

Postmodernizm tartışmalarında soğuk duş etkisi yaratan ancak damgasını vurmuş bir tartışmaya değinmeden geçmek mümkün görünmemektedir. Bilim savaşları nitelendirmesinde bulunmanın abartılı kaçmayacağı bu tartışmanın tarafları, bilim insanları ile kendilerini eleştiren postmodernist kurmacılar (kültürel çalışmalar yaklaşımcıları) oluşmaktadır. Postmodernistler, bilim savunucularını, bilimi yeni bir din haline getirmekle itham ediyorlardı. Bilim varsayımlarının cinsiyetçilik koktuğunu, bilimsel çalışmaların temelinde kapitalizmin yattığını, bilim ve teknolojinin çevre ve toplum üzerinde yıkıcı etkileri olduğunu iddia etmektedirler. Ancak tüm bu söylemleri dile getirenler bilim adamı değil felsefeci, tarihçi, sosyolog, edebiyat eleştirmeni olması gerçeğine karşın içerden yani bilim adamlarından beklenen destek de çıkageldi.

Kuzey Amerika’da en önemli dergilerden biri olan ve kültürel çalışmalar yaklaşımını savunan Social Text’te, Bilim Savaşları (Science Wars) başlıklı özel bir sayı çıkarılmasına karar verilmesinin ardından dergi editörlerinin önüne 28 Kasım 1994 günü Alan S. Sokal (New York Üniversitesi fizik profesörü) imzalı yeni bir makale geldi. Dergi editörleri makaleyi inceledi. Kaynakçada, post modernizmin savunucularından olan Derrida, Lacan ve Jean-François’in makalelerine atıfta bulunulmuştu. Yine makalede toplam 150 farklı kaynağa atıf yapılmış ve bu atıflar toplamı, 35 sayfadan oluşan makalenin sonunda 10 sayfadan fazla yer tutarak bu durum makaleye bilimsel ağırlık kazandırmıştı. Editörler, postmodern bilimi savunuyor gibi görünen makaleyi, yapılan küçük değişikliklerden sonra 13 Mayıs 1995 günü dergide yayımlanmak üzere kabul ettiler. “Transgressing the Boundaries: Towards a Transformative Hermeneutics of Quantum Gravitiy (Sınırların Aşımı: Kuantum Yerçekiminin Dönüştürücü Hermenötiğine Doğru”  ismini taşıyan makale Social Text’in Bahar/Yaz 1996 sayısında yayımlandı. Bu makalede Sokal özetle, kuantum fiziğinin, postmodern epistemolojiyi (bilgi kuramını) doğruladığını, bilimde nesnellik denilen şeyin yıkıldığını, nesnelliğinbir uzlaşıdan ibaret bulunduğunu müjdeliyordu. Kapitalist, babaerkil, militarist matematik gözden geçirilmeli, parçacık teorisi üzerine özgürleştirici matematiğin temelleri atılmalıydı. Diğer taraftan aynı yıl, akademik hümanistlerin dergisi olarak bilinen Lingua Franca’ nın Mayıs sayısında yine Alan S.Sokal’ın başka bir yazısı daha yayımlandı. “A Physicist Experiments with Cultural Studies (Bir Fizikçinin Kültürel Çalışmalarla Olan Tecrübesir)isimli yazı aslında bir skandalın itiraf metni  idi. İtiraf yazısında Sokal, Social Text dergisinde yayımlanan makalesinin bilimsel olarak yalan-yanlış bilgilerle ve bilimsel saçmalıklarla dolu uydurma bir yazı olduğunu, kaynakçada bulunan atıfların çoğunun makaleyle ilgisinin bulunmadığını, söylüyordu. Yine Sokal’ın iddiasına göre, makalesinin bilimsel içeriğine bakılmadan yalnızca derginin savunduğu fikirleri destekliyor göründü ve editörlerin çalışmalarına referans verdiği için kabul edilerek yayımlanmıştı.

Alan Sokal, kendi deyimiyle akademik çevrelerde entelektüel standartların geçerliliğini test etmek için basit bir deney yapmaya karar verip, uygulamıştı. Dergi editörlerini suçlayan Sokal, bu makaleyi herhangi bir uzman fizikçi yahut matematikçi hatta lisans düzeyinde bir öğrenci bile incelemiş olsa onun bir parodi olduğunun farkına varabileceğini halbuki dergi editörlerinin kuantum fiziği gibi spesifik bir konuda yazılan bir makaleyi bu alanda bilgi sahibi olan kimseye danışma gereği hissetmeden sırf kendi savundukları görüşe uygun göründüğü için yayımladıkları çıkarımına varmıştı. Alan Sokal, postmodernistlerin bilime ve bilim adamlarına zarar verdiğini düşünüp, kurmacıların bağnazlıklarını ve matematik cehaletlerini ortaya koymak amacıyla plan yapmış ve uygulamaya koymuştu. (6)

Postmodernizm, modernizmin tasallutundan zarar gören kesimlerin entelektüel repertuarlarında bulundurması yararlı birer söylemden ibarettir. Çünkü moderrnizmin evrenselci, nesnelci ve evrimci varsayımlara dayalı söylemlerine karşı bu başkaldırı, örtülü ya da açık olarak, içeriği farklı da olsa yeni dayatmalar getirmektedir. Modern olarak nitelenen her şeyin nerdeyse yasaklanması, örtük ama katı bir totalitarizme yol vermektedir.

Bilim doğadaki gerçeklerin kendisidir dolayısıyla da ideoloji yoktur ve tarafsızdır/nötrdür. Onu taraf yapan, siyasallaştıran, insanlığın lehine veya aleyhine kullanan yine insandır. Bilim adamları elbette eleştirilebilmelidir ama bu eleştiriler yıkıcı olmamalıdır. Postmodernizm, bilime ilişkin eleştirilerini haklı gerekçelere dayandırdığı müddetçe bilime de yarar sağlayacaktır ancak postmodernizm aklına gelenin her şeyi söylediği ve dayanaksız eleştirilerden ibaret bir akım olmamalıdır (7).




Yüklə 0,6 Mb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə