İçindekiler Sayı: 1 Ekim 2001



Yüklə 485,65 Kb.
səhifə1/12
tarix07.01.2019
ölçüsü485,65 Kb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   12

<> 


<ERENLER>

İçindekiler  Sayı: 1  Ekim 2001



  • Çıkarken

  • <Düşünce>

    • Hz. Ali ve İlahi Felsefe

    • Alevi Toplumunda Dönüşüm ve Değişimin Başlangıç İlkeleri

    • Alevilik Nedir? Ve Kim Tarif Etmeli?

    • Hz. Ali İçin Ne Dediler?

    • Merhaba Erenler

  • <Araştırma>

    • İlk Kur'an Tefsiri Olarak Hz. Ali(a.s)'ın Mushafı

    • Hz. Ali(a.s) Hilafetten Nasıl Uzaklaştırıldı?

    • İmamet Üzerine

  • <İrfan>

    • Allah Resulü'nün Güzel Ahlakı

    • Gönül İncileri

    • Doğa, Tarih, Teknik ve İnsan

  • <Tarih>

    • Müminlerin Emiri Hz. Ali(a.s)

    • Hz. Fatıma'nın Çileli Hayatı

    • Alevilik Kavramının Tarihçesi

    • Aleviliğin Tarihi Seyri

  • <Hadis>

    • Hz. İmam Ali(a.s) dan Kırk Hadis

    • Onlar Tevrat'ta "Şübber" ve "Şübeyir" İsimleriyle Anılmışlardır

  • <Edebiyat>

    • Yaşamış ve Yaşayan Alevi-Bektaşi Ozanlar

    • İnsana Sevgi Hakk'a Sevgi Diyoruz

  • <><Sağlık>

    • Stres Kalbin Düşmanı

Hz. Ali ve İlâhî Felsefe


<Abdullah TURAN>

Bilindiği üzere felsefe, teorik felsefe ve pratik felsefe olmak üzere iki ana kola ayrılmaktadır. Teorik felsefenin konusu, “var” olanı tanımak ve onu “yok”tan ayırt etmektir. Başka bir tabirle aklî evrenbilime teorik felsefe denmektedir. Bu açıdan teorik felsefe, insanın nesnel âleme paralel ussal âleme dönüşümü olarak da tarif edilir. Pratik felsefe ise varlık ve yokluktan değil, insan için neyin doğru, neyin yanlış, neyin güzel, neyin çirkin, neyin olması ve neyin olmaması gerektiğinden bahseder.

Belki de bazıları, sırf aklî verilere dayalı olan böyle bir ilimle, ilâhî bir şahsiyet olan Hz. Ali’nin pek ilgili olamayacağını düşünebilir. Oysa o yüce insanın yaşamı ve tarihe mal olan söz ve eylemleri gözden geçirilince, dinî ve ilâhî kimliğinin yanı sıra, ister teorik anlamda olsun, ister pratik anlamda, aynı zamanda tarihin en büyük filozofu da olduğu anlaşılır. İşte biz burada “Ali ve ilâhî Felsefe” başlığıyla ele aldığımız bu makalede Hz. Ali’yi bu boyutuyla anlamaya çalışacağız.


<Ali ve Teorik İlâhî Felsefe>


Dedik ki, teorik ilâhî felsefeyi, “insanın nesnel âleme paralel ussal âleme dönüşümü” diye tarif edebiliriz. Kuşkusuz, Hz. Ali (a.s) bu açıdan büyük bir ilâhî filozoftur. Çünkü o, hem âlemin başlangıcı ve yaratılışı hakkında söz söylemiş, hem de âlemin sonunu açıklamıştır. Bu konuda o kadar derin görüşler ortaya koymuştur ki, felsefe âleminde hiçbir filozof bu kadar derin görüşler ortaya koyamamıştır. Hz. Ali’nin yaratılış, ahiret ve varlık âlemi hakkındaki ilâhî ve derin ilmi o kadar geniş ve kapsamlıdır ki, gözlerde tam manasıyla basiret sahibi bir filozof olarak tecelli etmektedir.

O, “Kulluk ettiğin Rabb’ini görmüş müsün?” sorusuyla karşılaşınca; “Ben görmediğim Rabb’e kulluk etmem.”i[1] demiştir. “Peki Rabb’ini nasıl gördün?” sorusu gelince de; “O’nu baş gözüyle görmek olmaz; O’nu kalp, iman hakikatiyle görür.” cevabını vermiştir. Sonra da baş gözüyle görülemeyeceğinin delilini açıklayarak; “Zira baş gözüyle görülme imkânı olan her şey ancak yaratık olur...” buyurmuştur. Böylece Hz. Ali (a.s), tanrıbilimde mümkün olan en yüksek ilme sahip olduğunu ve sadece Rabb’ini tanımakla kalmayıp, O’nu can gözüyle gördüğünü ve asla görmediği Rabb’e ibadet etmediğini ortaya koymuştur.

Âlemin gerçeği ve kâinatın sonu hakkında ise; “Perdeler kalksa da, yakinimde (kesin bilgimde) herhangi bir artış olmaz.”ii[2] buyurmuştur. Bu söz, Hz. Ali için varlık âleminin keşfedilmeyi bekleyen bir nükte ve boyutunun kalmadığı demektir. Oysa genellikle insanlar gaflet uykusundalar ve ancak ölümleri gelince uyanır ve gördüğünü sandıkları gözlerinin hakikate karşı tam bir körlük ve duyduğunu sandıkları kulaklarının da hakikate karşı tam bir <>sağırlık içerisinde olduğunu fark ederler. Aslında yaşam ve hayatlarının da gerçek bir yaşam ve hayat olmadığını anlarlar. Buna karşılık Ali diyor ki; tabiat âleminin varlıksal perdeleri kenara itilecek olsa bile, yine de Ali’nin varlığın hakikati ve yaratılış felsefesinin künhü hakkındaki bilgisinde herhangi bir artış olmaz. Zira aslında onun için hiçbir zaman herhangi bir perde ve engel söz konusu olmamış ki, perdelerin kalkmasıyla ilminde bir artış veya görüşünde bir yenilik söz konusu olabilsin.

Vahiy, nübüvvet ve risalet hakkında da bu ilâhî filozofun ilmi, mümkün olan en üst düzeydedir. Nitekim, şöyle buyurmuştur: “Ben vahiy ve risalet nurunu görüyor ve nübüvvet kokusunu alıyordum.”iii[3]

Evet; Müminlerin Emiri Hz. Ali, tanrıbilim, ahiretbilim ve vahiybilimde müşahede makamının en son derecesine ermiş olan bir filozoftu. Böyle olduğu içindi ki, o yanındakilere yönelerek; “Beni kaybetmeden önce benden sorun; çünkü ben, göğün yollarını yeryüzünün yollarından daha iyi bilirim.” veya; “Beni kaybetmeden önce bana sorun; çünkü ilklerin ve sonların ilmi benim yanımdadır. Benden neyi sorsanız, onun ilmini size veririm.”iv[4] buyuruyordu. Bütün bunlar, Hz. Ali’nin en büyük filozof olduğunu ve ister tanrıbilim, ister ahiretbilim, ister vahiybilim olsun, onun için varlık âleminden meçhul kalıp keşfedilmeyi bekleyen bir hususun kalmadığını göstermektedir. Dolayısıyla da felsefeyi, gayb âlemini şahadet âleminden daha iyi tanıyan böylesi hikmet sahibinden almak gerekir.



Yüklə 485,65 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   12




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə